<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>gelenek arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/gelenek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/gelenek/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 12:35:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Hüsrev Hâtemî’nin Aynasında</title>
		<link>https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 19:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kabaklı]]></category>
		<category><![CDATA[aruz]]></category>
		<category><![CDATA[Attila İlhan]]></category>
		<category><![CDATA[Cinuçen Tanrıkorur]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsrev Hâtemî]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan Özgen]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci yeni]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Musiki]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet Yaşar]]></category>
		<category><![CDATA[Nev Gazel]]></category>
		<category><![CDATA[Şair]]></category>
		<category><![CDATA[Salah Birsel]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatı Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=53265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hüsrev Hâtemî hiç şüphesiz iyi şairdi, iyi yazardı. Güzel insandı. Hakkında yazılacaktır. Yazılmayı hak edecek derecede dikkati yüksek bir kültür ve sanat adamıydı. Rûhu şâd olsun!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/">Hüsrev Hâtemî’nin Aynasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhusrev-hateminin-aynasinda%2F&amp;linkname=H%C3%BCsrev%20H%C3%A2tem%C3%AE%E2%80%99nin%20Aynas%C4%B1nda" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhusrev-hateminin-aynasinda%2F&amp;linkname=H%C3%BCsrev%20H%C3%A2tem%C3%AE%E2%80%99nin%20Aynas%C4%B1nda" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhusrev-hateminin-aynasinda%2F&amp;linkname=H%C3%BCsrev%20H%C3%A2tem%C3%AE%E2%80%99nin%20Aynas%C4%B1nda" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhusrev-hateminin-aynasinda%2F&amp;linkname=H%C3%BCsrev%20H%C3%A2tem%C3%AE%E2%80%99nin%20Aynas%C4%B1nda" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhusrev-hateminin-aynasinda%2F&#038;title=H%C3%BCsrev%20H%C3%A2tem%C3%AE%E2%80%99nin%20Aynas%C4%B1nda" data-a2a-url="https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/" data-a2a-title="Hüsrev Hâtemî’nin Aynasında"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî</strong>, güzellerden bir güzel insandı. İpek yumuşaklığında bir ruhu vardı. Bu bize görünen ve besleyen tarafıdır. Asıl o <em>güzellik</em> dediğimiz değer hazinesinin nasıl elde edildiğine bakmak lazımdır. O yetenekle doğulur. İşlemek ve cevheri parlatarak o sıfatı kazanmak ağır çilelerden sonra gelir.</p>
<p>Çile aile hikâyesinden başlar.<strong> Hüsrev Hâtemî</strong>’nin ailesi, Güney Azerbaycan’dan göçmüştür. Yüz elli yılın göç hikâyeleri içinde bir hikâyedir. Yeni yere, yeni hayata tam alışmak belki nesiller ister. Bizim o nesillerimiz, yeni Türkiye’yi oluşturmak derdiyle böyle bir alışma dönemi geçirme lüksüne de sahip değillerdi. Çalkantılar içinde bir Türkiye’ye geldiler, yeniden kuruluşa kendilerini kattılar.</p>
<p>Göçenler, hem yaşadıkları, hem de geldikleri yerlerin çocuğu olarak yaşadılar ve öyle gittiler.</p>
<h2>DOĞUŞTAN İSTANBULLU</h2>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî</strong> İstanbul’da doğmuş ve İstanbullu olmuştur. Bilgisi-görgüsü İstanbulludur.  Bu kozmopolitliği içinde iliklerine kadar Türk şehre, &#8211;<strong>Yahya Kemal</strong>’in tabiriyle <em>Türk İstanbul</em>’a- Türkçesiyle gelen ailenin getirdikleriyle de beraberdir.</p>
<p>Baba, <strong>Hâfız</strong> hayranıdır. Dünya şiirinin belki en büyük isminin divanının okunduğu eve doğmak büyük talihtir. <strong>Hüsrev</strong> ve <strong>Hüseyin Hâtemî</strong>’ler o edebiyat çevresini, o edebiyatı-tarihi tadarak büyürler. Türkiye ve özellikle İstanbul merkezli yüksek kültürün, büyük edebiyatın zaten içindedirler.</p>
<p>İçe dönük bir çocuğun iç âlemini terbiye eden en başta vurgunu olduğu bu İstanbul hayatıdır. Yaratıcılığı da buradan kurgulanır. Edebiyat tarihçilerince açılacak bir meseledir.</p>
<h2>ÇOK YÖNLÜ BİR AYDININ RUH PORTRESİ</h2>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî</strong>, bu kültürün şairi, hekimi ve hocası oldu. Zarif bir insandı. Kırmaktan çekinir ruhla düzenlenmiş iç dünya programı hissedilir ve görünürdü. Tersi de doğruydu, kırılmaktan da çok çekindiği belliydi. Kırılganlık hassas ruhun zor tamir edilir tarafıdır. “<em>Ne incin, ne incit!”</em> diyen mistik çevrelerde bulunarak bu tarafını terbiye etmeye çalışanlar da kırmaktan-kırılmaktan kolay kurtulamazlar. Sanırım o da öyleydi.</p>
<p>Bu hassasiyet verimli hale getirilirse sanat doğar. Yaman bir çileye soyunmaktır. O çilenin de çilelisiydi. Şiirde ustaydı. Denemede ustaydı. Çünkü derin düşünen, filozofisi olan insandı. Sanat, hayat gibi zıtlıklarla yürür; karşıtlarla duyar-düşündürür. O zekâyı mizah ve espride parlar görürüz. Anlayan ve anlatanlar da bu ruhun komşusudurlar.</p>
<p><strong>Hüsrev Bey</strong>, Frenk tabiriyle <em>humor</em>unu çuvaldız halinde kullanmaz. En ağır dokundurmaları bile hafif hissettiren, içine girdikçe derinleşen ve ağırlaşan nükteli bir söyleyişin sahibidir. Belki en sanatlısı değilse de en can yakıcısı şuna benzer söyleyişleridir: “<em>Kalbler sırçadan yaratılmış bir kere,/İmkân yok sağlam yürekle ölmeye.”</em></p>
<h2>O RUHUN YANSIMALARI</h2>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî </strong>tane tane ve düzgün konuşurdu. Sesinin yükseldiği nadirdi. Şiiri de konuşur gibi söylerdi. Konuşma deyince sözün sohbet edası ve kıvamında dökülüşü anlaşılır. Buradan yaşanana, gelenekli olana, şifahî kültüre yol açılır. Son yetmiş yılımıza hâkim görünen <em>İkinci Yeni</em>’de bu kökle bağa soğukluk vardır. <strong>Salah Birsel</strong> gibi bir örnek o sürü renginden bütünüyle farklıdır. <strong>Attila İlhan</strong> da geleneğe sıcaklıkla ayrılır, <strong>Hüsrev Hâtemî</strong> ve benzer duyuştakilerin yakınlaşacağı isimlerden olur.</p>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî</strong>’nin dili hayatın içinden gelir. Bu dil müziklidir, şiirlidir. İnsanın içinden insana döner.  Şiirde de sır söyler gibi yalnız muhatabını arar. Fısıldar gibi. Sade söyleyişleri tercih eden bir şair ama derinden yakalayan söyleyişlerle konuşan bir şair. Klasikleri bilen, seven ve yaşayan bir şair. Yeni söyleyişlerde yaşatan bir şair. Eskiyle yeninin harmanını karan şair. Şair.</p>
<h2>“NEV GAZEL”DE GÖRÜNEN RUH YAKINLIĞI</h2>
<p>Şu anlatacağım, onun inceliğini duyuracak örneklerden bir örnektir: Türk Edebiyatı Vakfı&#8217;nda <strong>Necdet Yaşar</strong> ve <strong>İhsan Özgen</strong> müzikli sohbetine davetliydim. <strong>Ahmet</strong> <strong>Kabaklı Hoca</strong>&#8216;nın odasında <strong>y</strong>an yana oturuyorduk. Bir şiiri değerlendirirken daldık gittik. O bana okuduğu mısraların, beyitlerin vezinlerini anlattı. Ben zaman zaman söze katılmakla beraber dinledim. Bir zaman sonra karşılaştık ve <em>&#8220;Sizden nasıl özür dilemeliyim?&#8221;</em> diyerek söze başladı. <em>&#8220;Est., hayırdır Üstadım?..&#8221;</em> demeye kalmadı, &#8220;<em>Ben size aruz ukalalığı ettim. Siz de beni uyarmadınız. Türk Edebiyatı&#8217;nın son sayısında Nev Gazel&#8217;inizi görünce çok mahcup oldum.. &#8220;</em> dedi.</p>
<p>Burada bitmedi. Bir süre sonra <strong>Cinuçen Tanrıkorur</strong> aradı, &#8220;<em>Ben senin şiirlerini başkalarından mı duyacaktım?&#8221;</em> diyerek beni bir güzel payladı. Meğer <strong>Hüsrev Hâtemî</strong>&#8216;den de aruzla yazılmış şiirler sormuş. O da benim <em>Nev Gazel</em>&#8216;i söylemiş. Gönderdim ve <em>Sûzidil</em>’den besteledi.</p>
<p>Temiz insanların, hele şair cinsinden olanların hali böyledir. Siz hiç üzerinde durmasanız da bir mahcubiyetin sızısını yaşarlar. O yarayı kapatma fırsatı saflaşan ruhların önüne gelir. Hesaplar öteye kalmaz.</p>
<p><strong>Hüsrev Hâtemî</strong> hiç şüphesiz iyi şairdi, iyi yazardı. Güzel insandı. Hakkında yazılacaktır. Yazılmayı hak edecek derecede dikkati yüksek bir kültür ve sanat adamıydı. Rûhu şâd olsun!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/">Hüsrev Hâtemî’nin Aynasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/husrev-hateminin-aynasinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ritüellerimizi Kaybediyoruz</title>
		<link>https://millidusunce.com/rituellerimizi-kaybediyoruz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/rituellerimizi-kaybediyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aybars Öztuna]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[Ritüel]]></category>
		<category><![CDATA[töre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51668&#038;preview=true&#038;preview_id=51668</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern hayatın en büyük zorlukları, sonsuz seçenek bombardımanı ve buna bağlı karar yorgunluğudur. Her saniye, ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, nasıl çalışacağımıza ve nasıl dinleneceğimize dair sayısız karar vermek zorundayız. İşte burada kişisel ritüelleriniz bu geniş seçenekler denizinde emniyet kemeri, otomatik pilot olmaktadır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/rituellerimizi-kaybediyoruz/">Ritüellerimizi Kaybediyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Frituellerimizi-kaybediyoruz%2F&amp;linkname=Rit%C3%BCellerimizi%20Kaybediyoruz" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Frituellerimizi-kaybediyoruz%2F&amp;linkname=Rit%C3%BCellerimizi%20Kaybediyoruz" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Frituellerimizi-kaybediyoruz%2F&amp;linkname=Rit%C3%BCellerimizi%20Kaybediyoruz" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Frituellerimizi-kaybediyoruz%2F&amp;linkname=Rit%C3%BCellerimizi%20Kaybediyoruz" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Frituellerimizi-kaybediyoruz%2F&#038;title=Rit%C3%BCellerimizi%20Kaybediyoruz" data-a2a-url="https://millidusunce.com/rituellerimizi-kaybediyoruz/" data-a2a-title="Ritüellerimizi Kaybediyoruz"></a></p><p>Homo sapiensin ortak yanı, anlam arayışımızdır. Bu anlam arayışı, kaotik ve tahmin edilemez olan yaşamı anlamlandırma ihtiyacından doğar, böylece ona amaçla yapı kazandırabiliriz. Burada, medeniyetin ve bireysel kişiliğin en eski tasarımcısı olan ritüelin rolünü hesaba katmak zorundayız.</p>
<p>Ancak yaşadığımız postmodern çağ, küreselleşmenin biçimsiz rüzgarları ve her şeyi birdenbire ve sığ kılan dijitalleşmenin seli ile özümüzü sınıyor. Farkında olmadan, yaşamın hızlanması, daha yalnız hale gelmesi ve daha sanal olması nedeniyle tarihimizin en köklü değişikliklerden birini yaşıyoruz.</p>
<p>Ritüellerimizi her geçen gün kaybetmemiz eski günler için bir tür duygusal özlem veya muhafazakârlık değildir. Bilakis, bireysel ve kolektif aklımızın temellerini aşındıran derin bir kültürel çürümedir ve bizi gelecek hakkında güvensiz bırakmaktadır.</p>
<p>Bu ritüeller küçük, neredeyse kullanışsız ve sıradan görünebilir, ancak onlarsız hayatın gelip gitmeleriyle kaplanırdık, ne yapacağımızı veya bir sonraki adımımızı tasarlayamaz halde olurduk. Evet, ritüeller aslında belirsizlik içinde bir örüntü, bir istikamet yaratır.</p>
<p>Bu yazımızda, bir kişinin günlük hayatında ne kadar önemli olduğunu gösteren mikro ritüellerle başlamayı istiyorum, sonra bizi bir araya getiren ve sosyal bağlar oluşturan gerekli makro ritüellere göz atacağız, ardından bu ritüel eksikliğinin bireyler ve bir toplum olarak geleceğimizi nasıl daha karanlık ve belirsiz hale getirdiğini keşfedeceğiz.</p>
<p>Unutulmamalıyız ki, ritüellerin kaybı sadece geleneklerin kaybı değildir; hayatımızda yol alırken psikolojik yol haritamızı kaybetmenin bir yoludur. Ritüellerin rolü ve önemi hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsak, iki perspektiften incelememiz gerekmektedir:</p>
<ul>
<li>Birincisi, ritüel icra edenlerin iç dünyasında psikolojik işlevi;</li>
<li>İkincisi ise toplum veya topluluk içindeki sosyolojik yönü.</li>
</ul>
<p>Modern hayatın en büyük zorlukları, sonsuz seçenek bombardımanı ve buna bağlı karar yorgunluğudur. Her saniye, ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, nasıl çalışacağımıza ve nasıl dinleneceğimize dair sayısız karar vermek zorundayız. İşte burada kişisel ritüelleriniz bu geniş seçenekler denizinde emniyet kemeri, otomatik pilot olmaktadır.</p>
<p>İlk kahve fincanını sabah içmeyi sadece kafein almak yerine iş hazırlığı ve geçiş ritüeli olarak yaklaşmayı deneyin. Kahveyi elinizde tutmak ve kahve kokusunu derin bir nefesle almak, o ilk lezzetli sıcak yudumu tatmak&#8230; Her küçük şey bilinçaltınıza uyanma zamanı mesajını verir.</p>
<p>Benzer şekilde, spor salonuna gitmek sadece egzersiz yapmak için değildir. Spor kıyafetlerini giymek, müzik çalma listesini başlatmak, bir dizi harekette bulunmak&#8230; Bu, disiplin, saygı ve beden farkındalığıyla kendimizle buluştuğumuz samimi ritüellerdir.</p>
<p>Tiyatro, opera veya sinema geceleri, kendi süreleri içerisinde odaklanmamızı gerektirir. Evde izlediğimiz dijital platformlardan farklıdır. Çünkü durduramayız, geri samayız veya başka bir şeyle eşzamanlı uğraşamayız.</p>
<p>Bu ritüelleri kaybettiğimizde, hayat anlam ve sevinç olmayan bir iş listesine dönüşür. Her geçen gün artarak hissettiğimiz bu eksiklikler, bizi boşluğa ve anlamsızlığa itiyor.</p>
<p>Ritüellerin ikinci ve belki de daha önemli rolü, toplumu bir arada tutan en etkili yapıştırıcı olmalarıdır. Emile Durkheim’in dediği gibi, ritüeller kolektif coşkunluk yaratır ve bireyin beyninin ötesinde grup zihnini oluşturur.</p>
<p>Geçiş ayinleri bu topraklar için fevkalede önemlidir. Bir nevi eski bir başlatma ritüeli olan sünnet, çocuğu biyolojik bir yavrudan daha fazlası olarak, sosyal ve dini bütünün bir parçası olarak kabul eder. Çocuğa “büyüyorsun, topluma aitsin ve seninle ilgilenen insanlar var” der.</p>
<p>Bir düğün, iki kişinin &#8220;yalnız&#8221;dan bir &#8220;beraber olmayı kabul edenlere&#8221; geçişinin en görkemli ilanıdır. Taahhütler, imzalar, cemiyet önünde takılan yüzükler: bunlar, sadece soyut olan şeyi somut bir hale getirir. Kına gecesi, sadece kadınların katıldığı duygusal, eski bir uygulamadır ve bu anlaşmanın yenilenmesini temsil eder.</p>
<p>Belki de en güçlü sosyal ritüeller olan tatiller, kuşakları bir masa etrafında birleştirir; aile üyeleri bir araya geldiğinde, zamanın aşınmasına ve yıpranmasına karşı aşan bir süreklilik sunarlar.</p>
<p>Mesele şu ki, bu sadece bize olmuyor. Amerika’da Şükran Günü, ailelerin bir araya gelip hindi yedikleri bir zamandır, bol bol olma ve minnet duyma ruhudur. Cadılar Bayramı’nda bir mahallede dolaşıp şeker toplamak, çocuğunuza topluluk içinde nasıl dolaşılacağını ve nasıl komşuluk yapılacağını öğretir.</p>
<p>Japon çay seremonisi, estetik, saygı ve huzur içinde ritüel olarak nesiller boyunca aktarılır. Brezilya’da Karnaval, sosyal sınıfların aynı coşku altında erimesini sağlar, eğer sadece kısa bir süreliğine olsa da.</p>
<p>Bu ritüellerin hiçbiri bireyi sarsıcı bir dönüşüm veya topluluk anlamı kenarında yalnız bırakmaz; onları ortak sempati, yardım ve kimlik bandajlarıyla sararlar.</p>
<p>Sosyal kimliğin en somut seviyesi ulusal ritüellerde bulunur. İlkokul ve ortaokul günlerimizde her sabah tekrarladığımız Yemin ve Milli Marş sadece metinlerden ibaret değildi. Bunlar, tekrar eden bedensel ve duygusal eylemlerle, vatan, millet, bayrak, bağımsızlık ve ahlak gibi henüz soyut kavramların içselleştirilmesini sağladı.</p>
<p>Okulda her sabah başka bir öğrenci kürsüye çıkar ve andımızı okurdu. Biz de ardından tekrar ederdik. Milli bilincin yanı sıra sayısız faydası vardır. Diksiyon, hitabet, toplum önünde konuşma, heyecan ve stres yönetimi. Bunu da kaybettik.</p>
<p>Bunu beyin yıkama olarak nitelendirenler oldu. Bilgisizliğin ve irrasyonalitenin sınırı yok elbette…</p>
<p>Toplumu daha az bir birim haline getirmek onu daha modern veya entegre yapmaz. Tam tersine, geçmişi ve ruhu olmayan, daha korkulu, daha az güvenli ve daha umutsuz bir birliği olmayan, köksüz ve tarih boyunca ortak olmayan bir insan yığını üretir!</p>
<p>Mesele, sert bir milliyetçilik değil, bu aidiyet, güvenlik duyguları ve ortak bir kimlikle özdeşleşmenin temel psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarının mimarisinin korunmasıdır. Bu tür ritüeller olmadan, topluluğun ruhu ölür ve yerine her bireyin kabuğuna çekildiği sıradan bir kalabalık olur: yabancılaşma başlar.</p>
<p>Ritüeller bizi geçmişimizden geleceğe taşır. Onlara gereksiz tekrarlar olarak bakmak veya eski moda gelenekler olarak nitelendirip reddetmek bizi geriye götürecektir. Dijitalleşme ve yapay zeka çağında ilerledikçe ritüellerine sahip çıkanlar, hatta yeni ritüeller geliştirenler daha mutlu olacağı gibi daha da başarılı olacak. Tarihe not düşmüş olalım.</p>
<p>Güçlü aile geleneklerine sahip bir çocuk, zorluklarla karşılaştığında daha iyi toparlanabilir. Bu tezlerin hepsinin bilimsel açıklaması da mevcut. Biraz araştırdığınızda birçok çalışmaya ulaşabilirsiniz. Maalesef, bilgiye erişimin zirvesinde olduğumuz bu çağda bilgisizlik ve yanılsamaların da zirvesine ulaşmış durumdayız.</p>
<p>Gelecek, ritüelleri olanlar için bir zıplama tahtası, ritüellerden yoksun olanlar için ise karanlık bir okyanus olacaktır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/rituellerimizi-kaybediyoruz/">Ritüellerimizi Kaybediyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/rituellerimizi-kaybediyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Utandığımız Bir Bayramı Daha Geçtik</title>
		<link>https://millidusunce.com/utandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/utandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jun 2024 09:11:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[Bayram]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[KURBAN BAYRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[örf]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur tunalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=47531</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siyasetin kaba dilinin milletimizi kutuplaştırdığı yetmezmiş gibi kullanılan kaba dil milletimizin seciyesiyle oynamıştır. A. Yağmur Tunalı bu yazısında kurban bayramı merkezli bir sosyolojik analizi sizlerle paylaşıyor...</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/utandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik/">Utandığımız Bir Bayramı Daha Geçtik</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Futandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik%2F&amp;linkname=Utand%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20Bir%20Bayram%C4%B1%20Daha%20Ge%C3%A7tik" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Futandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik%2F&amp;linkname=Utand%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20Bir%20Bayram%C4%B1%20Daha%20Ge%C3%A7tik" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Futandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik%2F&amp;linkname=Utand%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20Bir%20Bayram%C4%B1%20Daha%20Ge%C3%A7tik" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Futandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik%2F&amp;linkname=Utand%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20Bir%20Bayram%C4%B1%20Daha%20Ge%C3%A7tik" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Futandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik%2F&#038;title=Utand%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20Bir%20Bayram%C4%B1%20Daha%20Ge%C3%A7tik" data-a2a-url="https://millidusunce.com/utandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik/" data-a2a-title="Utandığımız Bir Bayramı Daha Geçtik"></a></p><h2>Utandığımız Bir Bayramı Daha Geçtik</h2>
<p>Bayramları, “Bayramlar bayram olsun!” dileğiyle kutlarım. En az 45 yıldır, kartpostal devrinde de, telefon devrinde de, internet iletilerinde de bu değişmedi. İskender Öksüz Ağabeyimin Karar’da bayramın ilk günündeki yazısının sonunda verdiği gibi dostlar arasında yadigâr gibi dolaşır, sevinirim. İçimde bayram hoşluğu böyle de kanatlanır. Hala bu cümleyle bayram kutlarım. Biliyorum bütün bütüne olmaz ama bayramlar tasasız, gülüşlü-oynayışlı, sarılışlı-öpüşlü, yemeli içmeli, konuşmalı-görüşmeli.. günler olsun! Gönül bu, ister! Bayram da adı üstünde zaten bu değil midir?</p>
<p>Şu var ki yakıcı gerçeğin eteğimizden çekmesi ne değişir, ne gecikir. Bütün ihtimaller gelir bir soruda düğümlenir: “İyi de, bayram edecek halde miyiz?”  Bayramların burukluğu düşünenlerimiz için bu temel soruyla gelir. Son yıllarda değişmez dileğimi yeni çağrışımlarıyla almaya başlayışım bundandı. Bayramlar artık bayram değildi ve bayram olmalıydı. Derinden derine akan hüzünlerle bu temenni memleketim ve insanlarımız için şimdi budur ve varılacak hedeftir. Evet, o hedef için çalışacağız ve bayram etmeye yüzümüz olacak!</p>
<h2> Bayram Bayram Değil</h2>
<p>Bayramlar eski manasını ve güzelliğini kaybetti. Sebebi gayet açık: Hayatımızdan “mana” çekildi. “Nerede o eski bayramlar” nostaljisinden farklı bir şey söylemeye çalışıyorum.   “Mana” deyince anlamı ve kavram olarak kültür üst başlığı içinde, din ve “maneviyat”  koduyla andığımız değerleri anlıyoruz. İşte kaybolan bu.  En çok da bayramlarda bas bas bağıran bir “manasızlık”, “boş kalan çerçeve” den kendini duyuruyor. Her Kurban’da içimin bir daha burkulması bundandır. Kurban etmenin manasına uygun bir nezaketi, zarafeti görmek artık imkânsız.  Boğazlama azgınlığı ve içinin düzensizliğiyle çevreyi bozan, dağıtan, kirleten insanlar yığınına dönüştüğümüzü bütün açıklığıyla görür ve yanarım.</p>
<h2> Bayramın Düşündürdüğü</h2>
<p>Önce bakacağımız yer belli: Din, yanlış kurgu ve algıda. Gelenek kalmadı. Göreneklerin taşıdığı bir değer de kalmadı. O hale gelmişiz ki insanlar borçlanarak kurban kesiyor. Daha baştan kurbandan maksada taban tabana zıt bir durumla karşı karşıyayız. Tıpkı ibadet adıyla ritüellerin kuru bir hareketten ve öyle görünmekten ibaret hale gelişi gibi. “Benim neyim eksik?” diyen eksikliler ordusu yarış halinde hayvan boğazlıyor.  Bir yanda hazır yiyicilik, tembellik, el avuç açma ve bütün işlerimizde “gösterişçilik” asıl manasında bizi kurban ediyor. Toplumun düzenini bozuyor. Hayır, bozmadık bir şey bırakmıyor. Bakacağımız yer burası. Bizde mananın manası da retorikten ibaret hale geldiği için belki mana düşünülür ümidiyle Frenkçesiyle söyleyeceğim: Moral değerleri olmayan ve kalmayanlar için her şey serbesttir. Bu çorak iklimde atış serbestliğini elde eden frensizler, evde, camide, sokakta, devlet katlarında, bütünüyle hayatta yalnız kendileri konuşmaya ve ensenizde boza pişirmeye devam ederler.</p>
<h2> Kalabalık Kabalık</h2>
<p>Gösterişçiliğin bizi nereye getirdiğine bakmak acil meselemizdir. Yoksa biz bu kuru mana(moral) sözleriyle, din iman nutuklarıyla daha çok aldatılırız. Geldiğimiz yeri görmezsek, başımıza gelenler bunlardan ibaret kalmaz. Çünkü bu sahtelik bir azgın devdir. Her yeri kurutur. Politik öncülere bakın ne dediğimi anlarsınız.  Efelenmek, kabalık, hadsizlik aldı yürüdü. Karanlık bir dehliz. Bu dehlizden tez zamanda çıkmak zorundayız. Yüzler asık, bir an göz göze gelinse &#8220;Niye bakıyorsun ulan!&#8221; deyip yumruğu patlatacak yığınlarla çevriliyiz. O kadın cinayetleri, hastanede doktora, hemşireye, okulda öğretmene saldırmalar ve daha birçok benzer durumlar bir şeyi gösteriyor: Manasızlık, kültürsüzlük, kötülük yaratıyor ve kötü örnekler kötü davranışlara yol açıyor.</p>
<h2> Anlamdan Kopan Hayat</h2>
<p>Hayatımıza mana katamıyoruz. Eğitemeyişimizin, öğretemeyişimizin altında da bu var. Millî Eğitim Bakanına bakarak utanmakla yetinmek olmaz. Erdoğan’ın siyasete getirdiği değilse de yerleştirdiği kaba dili, argoyu, hakareti, küçümsemeyi bu manasızlıkta aramak doğrudur. Doğruyu yanlışa çeviren bu üslupsuzluk el attığı her şeyi zehirliyor. Psikologlarımız, sosyal psikologlarımız, sosyologlarımız, bütünüyle sosyal bilimlerin mensupları ve aydınlar susuyorlar.  Camide, okulda, evde, sokakta, kaba bencilliği böyle bir kabalıkla normalleştiren bir anlayış yerleşiyor. Bayramda da örneklerini gördük. Kurban ettiğimiz hayvanlara davranışımızdan tutun da, etrafı kaç türlü kirletişimize kadar bu kabalık yükselişe geçti. Görgü hayatımızdan kovuldu. Görgüsüzlük geçer akçe.  Oysa ölçü, her şeyde ve her yerde ölçü. Her yerde ve her durumda haddini bilmek.  Olmazsa olmazlar bunlardır. Bu manayı getirmeden bir yere varamayız!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/utandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik/">Utandığımız Bir Bayramı Daha Geçtik</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/utandigimiz-bir-bayrami-daha-gectik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
