<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>özgehan özkan arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/ozgehan-ozkan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/ozgehan-ozkan/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 Mar 2024 16:49:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Yurdunu kaybeden adam Cengiz Dağcı</title>
		<link>https://millidusunce.com/yurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/yurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgehan Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Mar 2024 17:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[2. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Dağcı]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[özgehan özkan]]></category>
		<category><![CDATA[Sürgün]]></category>
		<category><![CDATA[turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=46690&#038;preview=true&#038;preview_id=46690</guid>

					<description><![CDATA[<p>O bir Kırım Türkü idi ancak satır aralarında verdiği mesajlardan anlıyoruz ki dünya üzerindeki bütün Türklerin birliğini içten içe istiyordu. “Önce bağımsızlık”, “Sonra bütünlük” diliyordu.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci/">Yurdunu kaybeden adam Cengiz Dağcı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci%2F&amp;linkname=Yurdunu%20kaybeden%20adam%20Cengiz%20Da%C4%9Fc%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci%2F&amp;linkname=Yurdunu%20kaybeden%20adam%20Cengiz%20Da%C4%9Fc%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci%2F&amp;linkname=Yurdunu%20kaybeden%20adam%20Cengiz%20Da%C4%9Fc%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci%2F&amp;linkname=Yurdunu%20kaybeden%20adam%20Cengiz%20Da%C4%9Fc%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci%2F&#038;title=Yurdunu%20kaybeden%20adam%20Cengiz%20Da%C4%9Fc%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/yurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci/" data-a2a-title="Yurdunu kaybeden adam Cengiz Dağcı"></a></p><p>Ey güzel Kırım,</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tarihin, Türk’ün var olma savaşıyla, bağımsızlık mücadelesiyle yazıldı. Toprağın, Türk’ün özlemiyle yoğruldu. Nasıl ki su toprağın bereketiyse, özlem ve acı da insan gönlünün bereketidir. Bu yüzden olsa gerek ki dış Türklerin topraklarından Gaspıralı İsmail Bey gibi, Yusuf Akçura gibi, Cengiz Aytmatov gibi, Cengiz Dağcı gibi kalemi güçlü, gönlü bereketli kişiler çıktı. Öz yurdunda zulüm gören, canından değerli toprağından sürgün edilen, dili, milli kimliği yok edilmek istenen dış Türkler, Türklük bilinci ve sevgisiyle davalarına adandılar. Toprakları işgal edilse de, dilleri alfabeleri yok edilmeye çalışılsa da, damarlarında akan Türk adı yasaklansa da gönülleri fethedilemedi. Her nabız atışları Türk dedi, yürekleri Türk diye vurdu. Yeri geldi cephede, yeri geldi fikir sahasında, yeri geldi romanlarında, şiirlerinde Türklük hep var oldu, yaşatıldı, nesimden nesile aktarılarak geleceğe, oradan da sonsuzluğa taşındı. Cengiz Dağcı, bu savaşı hem cephelerde, hem romanlarda, hem de şiirlerinde veren ve Türklük bilincini, sığınılacak tek kalenin, tutunulacak tek dalın Türklük olduğu gerçeğini sonsuzluğa yazan kalemlerden biridir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kırım Türklerinden Cengiz Dağcı 105 yıl önce bugün, 9 Mart 1919 tarihinde Kırım’ın Karadeniz kıyısındaki Gurzuf kasabasında dünyaya geldi. Türklerin kutlu yılı 1919, biz Türkiye Türklerinin kurtuluş mücadelesini başlatırken; Dağcı’nın da Türk olmanın, Türk kalmanın savaşına adım attığı yıl oldu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">10 yaşına kadar mutlu bir çocukluk geçiren Dağcı, 1929’da Stalin’in başlattığı köylerde kolhozlaştırma (Rus Devleti’nin, toprak sahibi halkın elindeki toprağa, toprağı işlemek için gerekli olan araçlara, hayvanlara zorla el koyması) politikası ile Rus zulmü ile tanıştı. Türk için tarih boyunca toprak demek var olmak demekti. Toprak demek onur demekti, Türklük demekti. Hun Hükümdarı Mete’nin kendisinden toprak isteyen düşmana “Her şeyi veririm ama toprağımı vermem” demesi, Uygur Türklerinin göç destanında en değersiz görülen bir kaya parçasının bile ele verilmesi halinde büyük felaketler ve acıların, belaların gelmesi gibi tarihi, edebi bilgilerle yetişen bir Türk için toprağına göz konulması artık ölüm kalım mücadelesinin de başlaması anlamına geliyordu. Genetik hafızamıza kodlanan bu bilgi bir başka Türk Başbuğunun, Mustafa Kemal Atatürk’ün “</span><i><span style="font-weight: 400;">Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz</span></i><span style="font-weight: 400;">” sözleri ile de hayat bulmuştu. Türk, toprağı için yani Yurdu için sonuna kadar mücadele eder ve kazanır. Kazanamadıysa ölür. Ama toprağını vermez. Toprağını bırakmaz, toprağını satmaz. Toprağından vazgeçmez. Geçti ise Türklüğünden de vazgeçmiş bir soysuz olmuş demektir.</span></p>
<h2>Komünizm</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Komünizmin huzur, refah, eşitlik getireceği gibi pembe masallarla uyuyanlar Türkiye dışındaki soydaşlarının çektiği acılara bir baksalar, yüzlerine vuran karanlığı görecek ve uyanacaklardır ama tarih ile, bilgi ile, hele ki Türklük ile bağı kalmamış kimi gençlerin akıl almaz bin biçimde Stalin’i, onun yarattığı zulüm düzenini öven ve savunan sözlerini duymak, kim bilir o bağımsızlık destanlarını yazan, bu uğurda sürgün yiyen adlı-adsız kahramanların kemiklerini nasıl sızlatıyordur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Stalin’in kolhozlaştırma politikası bütün şiddetiyle uygulanmaya başlamıştı. Direnenler silah zoruyla en kötü koşullarda sürgüne yollandı. Dağcı on yaşındayken bu sürgünlere tanıklık etti. Küçük bir çocuğun benliğinde yurdundan sökülen, “Yurdunu Kaybeden” soydaşlarının haykırışları onulmaz izler bıraktı. Dağcı bu sürgünü anılarında şöyle anlatıyor:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><i><span style="font-weight: 400;">1929 yılının sonlarına doğru ilk sürgüne tanık olduk. Gurzuf’tan ve Kızıltaş’tan tahliye edilenlerin sayıları ne kadardı bilmiyorum (…). Akrabalarımız da vardı aralarında. Yalta otoyolunun kenarında yumruklarıyla kendilerini döven analar, ağlaşan kızlar ve çocuklar kalıyorlardı Kızıltaş’tan uzaklaşan kamyonların ardında. Nereye götürüyorlardı kocalarını? Niçin götürüyorlardı babalarını? Kimse bilmiyordu niçinini, nedenini (…). Kızıltaş’ın yüzyıllarca değişmeyen hayatı değişiyordu günden güne. Ata mirası topraklarından koparılıp götürülen Kızıltaşlıların ruhları ve hayaletleri kalıyordu boşaltılmış evlerin içerisinde</span></i><span style="font-weight: 400;">”.</span></p>
<h2>Gidenlerin acısı</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Dağcı, hem gidenlerin acısını, hem de kalanların yıkımını gözleriyle gördü yaşadı. Toprağın bereketi su, insan zihninin bereketi bu acılar, özlemler, yıkımlardı. Dağcı’yı Dağcı yapan da bu yaşadıkları, tanık olduklarıydı. Sürgünü de gördü, savaşı da yaşadı, yurdunu, toprağını da kaybetti. Türk olmanın, Vatanın değerini bilsinler, anlasınlar ve ne pahasına olursa olsun bunun için savaşsınlar, bir an bile unutmasınlar diye de gelecek nesillere romanlarını, anılarını şiirlerini bıraktı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kızıltaş 1932 yılına kadar tamamen kolhozlaştırıldı. Türk, kendi toprağında boğaz tokluğuna çalışan işçi haline getirildi. Karşı koyan, direnen Türkler Rus rejimi tarafından zulüm ile sürgüne gönderildi ve onlardan bir daha haber alınamadı. Bu vahşet bütün Kırım Türklerinin başına geliyordu. Türk, dünyaya fazlaydı. Türk kendi yurdunda bile var olmamalıydı. Türk’ün toprağı elinden alınmalı, varlığı soykırıma uğratılmalıydı. Birbirine en uzak olanlar bile birleşir, uzlaşırdı. Yeter ki Türk olmasın. Yeter ki Türk diye bir soy, Türkçe diye bir dil kalmasın. Bu sefil düşüncenin kirli uzantılarını bugün “Türkiyeli” gibi soysuz kelimelerde görmek mümkündür.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dağcı’nın pek çok aile üyesi sürgünlerde vefat etti. Ardından Rus zulmü yetmezmiş gibi bir de kıtlık ve açlık dönemi geldi. 1934 yılına kadar pek çok Kırım Türkü bu yoklukta can verdi. Dağcı 17 yaşına geldiğinde öğretmenleri onun edebi yeteneği olduğunu, kaleminin güçlü olduğunu anladı ve onu yazmaya teşvik etti. Gençlik Mecmuası adlı dergide şiirleri yayınlanmaya başladı. Şiirlerinde Kırım vardı. Öz yurdunun uyandırdığı duygular vardı. 1937 yılında Akmescit Pedagoji Enstitüsü’ne girdi. Kırım Türklerinin gittiği okullar için öğretmen yetiştiren bu Enstitüde Kırım tarihi ile ilgili kitapları aradı ancak bulduğu kitaplarda Bahçesaray için “Haydutlar yuvası” gibi ifadelerin olduğunu gördü. Soykırım zihinlerde yapılmaya çalışılıyordu. Türk kitaplarda işte böyle anlatılıyordu. Kırım Türklerine ilişkin olarak yapılan bu aşağılık çarpıtma Dağcı’nın mücadele ruhunu daha da biledi. </span></p>
<h2>Korkunç yıllar</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Dağcı’ya askerlik yolu görünür. Bu sırada Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıf öğrencisidir. 1941 yılında Almanlara esir düşer. Esir kamplarında geçireceği “Korkunç Yıllar”başlamıştır. 1944 yılında Varşova’da bulunan Dağcı, ileride eşi olacak Regina Kleszko ile tanışır. Aynı yıl Berlin’e gelir ve burda Yaş Türkistan gazetesinde yazmaya başlar. Gazetenin hem editörüdür hem de buraya şiirler yazmaktadır. Bu arada romanlarındaki Sadık Turan karakterinde hayat bulan hatıralarını da yazmaya başlamıştır. 1945 yılında Regina ile Berlin’den Viyana’ya gelirler. Sonra Kırım Türkleri ile birlikte Viyana’dan ayrılırlar. 1945 yılında Amerikan askerleri onları Avusturya’daki Landeck mülteci kampına gönderir. Dağcı ve Regina bu kapmta evlenirler. 1946’da Doğu Avrupalı diğer mültecilerle birlikte İtalya’dan İngiltere’ye giderler. 1947 yılında Dağcı için Londra’daki hayatı başlamıştır. Artık esaret, sürgün bitmiştir. O bağımsız, hür bir insandır. Ama bir Türk için Yurdunu kaybetmek demek esaretin en katlanılmazı, en acısı, en sonsuzu demektir. Dağcı yurdunu kayberden adam olmanın açtığı yarayı romanlarında bütün çarpıcılığı ile anlatır, okurlarına da iliklerine kadar hissettirir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kırım’ın mutlu yıllarında birlikte gülüp oynadığı, insanlara ne olduğu, vatanına ne olduğu düşünceleri ile tüm yaşama sevincini kaybeden Dağcı çocukluk ve gençlik yıllarının coşkusu içinde yaşadığı, dilinin konuşulduğu, </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><i><span style="font-weight: 400;">Seydosman saray saldırgan ay</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Boydangan boyga</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Sen nişanda coğ idin ay</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Hoşkildin toyga</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Kınalı parmak cez tırnakta altın oymak</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Ah ah</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Senin tatlı tiline olur mu doymak”</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">gibi  türkülerinin söylendiği, vatanının hasretini tüm romanlarında dile getirir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dağcı’nın yaşamı, Türk’ün yaşamı ile koşuttur. Dağıtılma, asimile edilmeye çalışılma, sürülme, parçalanma, mücadele, ölümüne bağımsızlık arayışı, “</span><i><span style="font-weight: 400;">Ya istiklal, ya ölüm</span></i><span style="font-weight: 400;">” felsefesi, toprağını canından üstün görme, hür bile olsa yurdunda değilse tutsak hissetme. Bu nedenle Dağcı’nın romanları Türkün karakteristik yapısını, ruhunu fotoğraf gibi gözlerimizin önüne serer. Bu fotoğrafta yalnızca edebi bir güzellik, güçlü bir anlatım dili değil; o dil ile verilen dersler, tutmamızı istediği öğütler gözümüzden girip kalbimize ve kanımıza karışır. Örneğin “Onlar da İnsandı” romanında baba-oğul iki Rus, Kırım Türkü bir ailenin kapısını çalar. Çok sefil, çok perişan görünümleri vardır. Acınası bir halde Türk aileden merhamet isterler. Merhametli Türk, mağdur olduğunu düşündüğüne kapısını sonuna kadar açan Türk bu Ruslara da kapısını, evini açar. Çok varlıklı olmamalarına rağmen her şeylerini cömertçe bu yabancılarla paylaşırlar:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><i><span style="font-weight: 400;">Bekir bunların pek biçare, pek zavallı olduklarını bütün kalbiyle hissetmiş; ayağa kapanıp yalvarmak buralarda hiç de adet olmadığı için gözleri yaşarmıştı (…). </span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">-Vah biçareler! Dedi. Ben zengin değilim ama varımı yoğumu veririm size! Vallahi veririm!</span></i><span style="font-weight: 400;">”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki, bu iyiliğin, merhametin, evini, aşını paylaşmanın sonucunda ne oluyor? Evlerine sğınmış olan bu iki yabancı, Türk ailesinin kötülüğü için her şeyi yapıyorlar. “Saf Türk” diyerek arkalarından şeytanın aklına gelmeyecek düşmanlıklar ediyorlar. Evlerine, topraklarına yani Yurtlarına göz koyuyorlar. Evet. Türk saftır. Saflık Türk’ün karakteristik niteliğidir. Saflık, art niyet düşünmemek insan olmanın üstün ve güzel bir özelliği olmasına rağmen içte ve dışta bu kadar çok düşmanı olan bir millet için çoğu zaman tehlikeli ve yıkıcı bir nitelik olabilmektedir. Dağcı romanında bu mesajı, “Türk, saf olma. Yabancılara dikkat et. Dikkat etmezsen Türklüğünü, Yurdunu kaybedersin” mesajını bizzat yaşadıkları üzerinden en etkili şekilde bizlere ve bizden sonraki nesillere öğüt olarak veriyor. Öğüdü alabilmek için önce o öğüdü vereni tanımak, o öğüdü verenin yaşadıklarını, yani öz tarihini merak etmek ve okumak gerekir. Ne üzücüdür ki yeni nesillerde istisnalar hariç böyle bir merak görülmüyor. Dağcı’nın romanları ile ilgili şöyle bir nabız tutulduğunda “Okulda öğretmenlerimiz zorla okutmuştu, sonra unuttum” gibi üzücü ifadeler karşımıza çıkıyor. Bilmediğin öğüdü nasıl tutarsın? Okumadığın dersi nasıl alırsın da özüne, yurduna, diline, kimliğine sahip çıkarsın ki?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkler mazlum duruma düşen, çaresiz kalan insanlara her zaman sahip çıkmış; yuva olmuştur. Şüphesiz bu sığınanlar içinde yararlı olan, vefa gösteren kişiler de olmuştur ancak ihanetler, yıkıcı zararı, yozlaştırıcı davranışlar da unutulmamalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cengiz Dağcı eserlerini Türkiye Türkçesi ile yazan, dış Türklerin sırf Türk olmak nedeniyle çektiklerini bizlere anlatan Türk dünyasının en değerli kalemlerinden biridir. O bir Kırım Türkü idi ancak satır aralarında verdiği mesajlardan anlıyoruz ki dünya üzerindeki bütün Türklerin birliğini içten içe istiyordu. “Önce bağımsızlık”, “Sonra bütünlük” diliyordu. Örneğin Korkunç Yıllar romanında Rusların Türkleri Kazak, Kırgız, Özbek vs. diyerek böldüğünü, oysa hepimizin Türk olduğunu ve bunu her Türkün kalbi ile bildiğini söyler.</span><span style="font-weight: 400;"> Ayrıca kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı romanlarındaki başkarakterin adı da Sadık Turan’dır. Bu ad rastgele seçilmiş olabilir mi? Turan. Türk’ün ebedi yurdu Turan. Bütün Türklerin bir olduğu Turan. Turan idealine sadık nesiller isteyen Dağcı’nın kahramanına verdiği addır Turan. Cengiz Dağcı romanlarında verdiği mesajlar ile kahramanına koyduğu ad ile kızılelmamız Turan’a sadakati her Türk gencinden bekler gibidir. “</span><i><span style="font-weight: 400;">Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan, Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan</span></i><span style="font-weight: 400;">” diyen Gökalp’in sesine kulak vermemizi ister gibidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değerli yazarımız Cengiz Dağcı yaşasaydı bugün 105 yaşında olacaktı. Ölümsüz eserler bırakan kişiler doğarlar ve asla ölmezler. Dünya durdukça satırları ruhumuza işlemeye devam eder. Dağcı da sonsuza kadar yaşayacak ve nice nesilleri Türklük ateşiyle aydınlatmaya devam edecek.</span></p>
<hr />
<p><sup>[1]</sup> Türk Edebiyatı, Mart 1997’den aktaran: İsa Kocakaplan, Kırım’ın Ebedi Sesi Cengiz Dağcı, TEDEV Yayınları, s.26.</p>
<p><sup>[2]</sup> Cengiz Dağcı, Onlar da İnsandı, Varlık Yayınları, 1958, s.53</p>
<p><sup>[1]</sup> Cengiz Dağcı, Korkunç Yıllar, Varlık Yayınları, 1959, s.20</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci/">Yurdunu kaybeden adam Cengiz Dağcı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/yurdunu-kaybeden-adam-cengiz-dagci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımsızlık savaşçısı Ayaz İshaki</title>
		<link>https://millidusunce.com/bagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özgehan Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jul 2022 14:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayaz İshaki]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[jön türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[özgehan özkan]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[yakın tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39935&#038;preview=true&#038;preview_id=39935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birbirine en zıt, en uzak kutupların bile Türk’e düşmanlık, Türkün adını yok etmek söz konusu olduğunda canla başla işbirliği yapıp bir araya geldiği bir zamanda Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tatar, Azeri vb. yapay, dayatma ayrımların derhal bir kenara bırakılması ve “Türkün Türk’ten başka dostu olmadığı” gerçeğinin kabul edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki/">Bağımsızlık savaşçısı Ayaz İshaki</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki%2F&amp;linkname=Ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1zl%C4%B1k%20sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1s%C4%B1%20Ayaz%20%C4%B0shaki" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki%2F&amp;linkname=Ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1zl%C4%B1k%20sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1s%C4%B1%20Ayaz%20%C4%B0shaki" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki%2F&amp;linkname=Ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1zl%C4%B1k%20sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1s%C4%B1%20Ayaz%20%C4%B0shaki" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki%2F&amp;linkname=Ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1zl%C4%B1k%20sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1s%C4%B1%20Ayaz%20%C4%B0shaki" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki%2F&#038;title=Ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1zl%C4%B1k%20sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1s%C4%B1%20Ayaz%20%C4%B0shaki" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki/" data-a2a-title="Bağımsızlık savaşçısı Ayaz İshaki"></a></p><p>&#8220;<em>Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir. Ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli</em>&#8220;.</p>
<p>Ulu önder Gazi <strong>Mustafa Kemâl Atatürk</strong> Türk cumhuriyetlerinin bir gün bağımsızlığına kavuşacağını neredeyse 60 yıl önceden öngörmüştür. Onun döneminde Türk dünyasına büyük ve samimi bir ilgi gösterilmiştir. Atatürk Türklüğe büyük önem vermiş ve her bir Türkün inanarak ve güvenerek <em>“Ne mutlu Türküm diyene”</em> demesini, demekle kalmayıp bunu hissetmesini ve buna göre yaşamasını istemiştir. Yusuf Akçura, Ziya Gökalp gibi ömrünü Türklüğe ve Türk dünyasının birliğine adamış bilge kişiler, kuzey Türklerinin öncü isimleri Atatürk’ün etrafında bulunmuş, birlikte Türkün güçlü ve bir olduğu aydınlık ufuklara giden yol haritasını çizmişlerdir.</p>
<p>Türk dünyasının fikir ve hareket adamları ile olan ilişkiler Atatürk zamanında üst düzeydeydi. Yıllardır Rus baskısı altında yaşayan, dilleri, kültürleri, Türklükleri yok edilmeye çalışılan kuzey Türkleri, Türklük bilinci konusunda hep çok uyanık ve atak olmuş; Türkiye ile de gönül ve fikir bağları güçlü olmuştur. Türkiye’de kendilerinin öz kardeşleri olduğunu bilen bir büyük önderin varlığını, dünyanın en güçlü devletlerini dize getiren kahraman bir lider olduğunu bilmek onlara da güç ve güven vermiştir.</p>
<h2>Bağımsızlık mücadelesi</h2>
<p>Kuzey Türklerinin bağımsızlık mücadelesinin simge isimlerinden biri de Kazan Tatar Türkü Ayaz İshaki’dir. İshaki 1878 yılında Kazan İli’nin Çistay İlçesine bağlı Yavşirme Köyü’nde doğdu. Zeki ve öğrenmeye meraklı bir çocuktu. Daha okula başlamadan, beş yaşındayken okuma yazmayı öğrenmişti. Eğitiminin bir döneminde bir diğer Tatar Türkü olan Sadri Maksudi Arsal’ın abisi Ahmet Hadi Maksudi ile birlikte okudu. Daha sonra Tatar Öğretmenler Okulu’na devam etti ve bu okulda ders vermeye başladı. Derslerini ceditçilik sistemine göre vermiştir. Eğitmenlik yıllarında gazeteciliğe de başlamış ve fikirlerini kendi çıkardığı Terakki adlı gazetede yazarak geniş kitlelere ulaşma şansı bulmuştur. Gazetesinde işlediği başlıca konu Tatar Türklerinin bağımsız olması gerektiğidir.</p>
<p>İshaki, eğitmenlik hayatına 1902 yılında Hüseyiniye Medresesi’nde devam etmiştir. Burada da cedidçi sisteme göre derslerini anlatmıştır. İshaki 1905 yılında Kazan’da “Tancılar” adlı bir cemiyet kurmuştur. Bu cemiyette de yine Tatar Türklerine kendi haklarını anlatmış ve bağımsızlık düşüncesini aşılamaya çalışmıştır. Bu arada çarlık hükümetinin de dikkatini çekmeye başlamış, “sesi kesilmesi gereken bir kişi” olarak takibe maruz kalmıştır. Bağımsızlık ve onur mücadelesi veren bütün öncü Türkler gibi onun da hapis ve sürgün günleri hayatından eksik olmamıştır. Çıkardığı gazeteler zaman zaman kapatılmış, sesini duyurmasına engel olunmaya çalışılmıştır.</p>
<h2>Gazetecilik yılları</h2>
<p>Takip eden süreçte gazetecilik faaliyetlerini yine kendi çıkardığı çeşitli gazetelerde (Tan, Tan Yıldızı, Tavış gibi) sürdürmüştür. Türk bağımsızlığı fikrini cesurca savunan İshaki’nin gazeteleri kapatılmakla kalmamış, kendisi de hapse atılmıştır. O da diğer kahraman kalemler gibi cezayla yıldırılacak bir karakter olmadığı için hapisten çıktıktan sonra yine gazetecilik faaliyetlerine devam etmiş, fikirlerini açıkça dile getirmiştir. Bu kez altı aylık bir hapis cezası almış, 1907’de Arhangelsk adlı şehre üç yıllık sürgüne gönderilmiştir.</p>
<p>Bağımsızlık ve onur mücadelesi veren ve bu en temel hak için türlü zulümler gören Türkler söz konusu olduğunda insan hakkı savunucularının kör sağır ve dilsiz olması; yıkıcı, bölücü, bozguncu kişilerin hatta börtü böceğin hakkı için bile sokaklara dökülen kalabalıkların Türklerin tarih boyunca verdiği haklı mücadele ve bu uğurda çektikleri söz konusu olduğunda sessizliğe bürünmeleri düşündürücü ve acı vericidir. Türk milleti dünyanın en yalnız ve yalnız olduğu için de en güçlü olmak zorunda kalan milletidir.</p>
<p>İshaki’nin sürgün günleri sona ermiş, bu sefer de doğduğu yere, memleketi Kazan’a gitmesi yasaklanmıştır. Türk’e reva görülen zulmün sonu yoktur. Ancak onun da yılmaya, bezginliğe niyeti yoktur. Türk bir mücadele için dünyaya gelmiştir ve bu yolda ne olursa olsun yürüyecektir. İshaki de Petersburg’a giderek yazılarını yazmaya devam etmiştir.</p>
<p>Bu yıllarda kuzey Türklerinin diğer önemli isimleri olan Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan gibi kalemlerle de gazeteler çıkarmış, çarlık hükümetini eleştiren, Tatar Türklerinin haklarını savunan yazılar yayınlamıştır. Gazete makalelerinde Türklerin kardeş olduğu, aralarında Kırgız, Tatar, Kazak diye ayrılıklar olmaması gerektiği gibi Türkçü fikirleri savunmuştur.</p>
<h2>Ayaz İshaki ve Jön Türkler</h2>
<p>Ayaz İshaki ilk kez 1908 yılında Türkiye’ye gelmiş, burada Jön Türkler ile tanışmış ve fikir alışverişinde bulunmuştur. 1917 yılında Sadri Maksudi Arsal yönetiminde yapılan Kazan Kongresi’nde Rusya Türklerinin özerkliklerinin elde edilmesi konusunda önemli rol üstlenmiştir. Ancak bu özerklik 1918 yılında Sovyet askerlerinin Kazan’a saldırmasıyla sona ermiştir. Ayaz İshaki’nin hayatı da tehlikeye girmiştir.</p>
<p>Bu gelişmelerden sonra Avrupa’ya gelir. Berlin’de Yana Milli Yul dergisini çıkartır. Avrupa’dan sonra 1938 yılına kadar Mançurya, Kore, Japonya, Finlandiya gibi ülkelere seyahat etmiştir. Amacı bu ülkelerde bölük pörçük yaşayan ve milli bilinçten gittikçe uzaklaşan Tatar Türklerine köklerini hatırlatmak ve bir arada hareket etmeleri gerektiğini telkin etmektir. İshaki’nin Japonya’daki Tatar Türkleri ile buluşması ile ilgili olarak Ali Akış “Aklımda Kalanlar, Hatıralar Konuşmalar” adlı kitabında şunları kaydetmiştir: “<em>Onun en büyük hedefi Çin’de, Mançurya’da, Japonya’da ve Kore’de yaşayan on yedi Tatar toplumunu parçalanmış durumdan kurtararak bir merkez etrafında toplamaktı. Şubat 1934 tarihinde Japonya’da yaşayan Tatarların birinci küçük kurultayı yapıldı. Biz genç lise öğrencileri, bu gelişmeleri de okuyarak takip ediyorduk. Rahmetli Ayaz Bey Tokyo, Kobe, Nagoya, Kumamoto şehirlerinde konuşmalar yapmış, 1 Ekim 1934 tarihinde Haylar’a gelmişti. Onun Haylar’a gelişi, bizim için büyük bir bayram olmuştu. Ayaz İshaki Haylar’da iki hafta kaldı ve dört konuşma yaptı. Konuşmaların yapıldığı mekânlar, hıncahınç doluydu. Onun sözleri gönüllerimizi kanatlandırıyor, bizi birçok milli konuda bilgi ve şuur sahibi yapıyordu</em>”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<h2>Türkiye’ye davet</h2>
<p>Ayaz İshaki’nin Türkiye’ye ikinci gelişi 1925 yılında oldu. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver İshaki’nin ve diğer bazı dış Türklerin Türkiye’ye davet edilmesi ve gelmesi için ön ayak olmuştu. İshaki Türkiye’de iki yıl kadar kaldı ve bu süre içinde Türk Yurdu gazetesinde fikirlerini paylaştı. Yazılarında değindiği konular arasında Türkçenin sadeleştirilmesi ve Arap-Fars etkisinden olabildiğince arındırılması meselesi de vardı. Türklerin Arap harfleri ile yazmasının yanlışlığını anlattı. Gaspıralı İsmail Bey’in “Dilde, fikirde, işte birlik” cümlesi ile ifade ettiği Türk birliğine giden yolun ilk ve en önemli adımı kuşkusuz bütün Türklerin dil ayrılıklarını, alfabe farklılıklarını ortadan kaldırmaktı. “<em>İshaki, Aralık 1925’te Vakit gazetesinde yazdığı ‘Türk zümrelerini harsta, Medeniyette birleştirmek’ adlı makalesinde Türk toplulukları arasındaki birlikten bahsederken, sadece kültür bağlarına vurgu yapar; Sovyet yönetimindeki gelişmelere pek değinmez. Onun fikrince eski zamanlarda olmayan birlik ve dayanışma modern zamanda artık bir ihtiyaç olarak görülmeye başlanmış, Türk toplulukları ayrı ayrı gruplar halinde yaşayabilecek bir güce sahip olmadıklarının farkına varmışlardı</em>”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>.  Bu durum bugün de geçerlidir. Hatta her zamankinden daha güçlü bir şekilde birlik ihtiyacı bulunmaktadır.</p>
<p>Türkler içeride ve dışarıda yıkıcı ve bölücü unsurlar tarafından kuşatılmış durumdadır. Birbirine en zıt, en uzak kutupların bile Türk’e düşmanlık, Türkün adını yok etmek söz konusu olduğunda canla başla işbirliği yapıp bir araya geldiği bir zamanda Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tatar, Azeri vb. yapay, dayatma ayrımların derhal bir kenara bırakılması ve “Türkün Türk’ten başka dostu olmadığı” gerçeğinin kabul edilmesi gerekmektedir.</p>
<h2>Turan Ülküsü</h2>
<p>Türkçü büyüklerden Ziya Gökalp’in “Turan” adlı şiirinde coşkuyla haykırdığı “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan, Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” dizelerinin romantik bir hayalden ibaret olmadığı kabul edilmelidir. Nihâl Atsız’ın “<em>Türkçülük, Büyük Türkeli’nde, Türk uruğunun kayıtsız şartsız hâkimiyeti ve bağımsızlığı ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür. Bu ülkü, geçmişte birkaç kere gerçekleşmişti. Büyük Türkçülük ülküsü ve inanç ile yetişen gençlik sayesinde yarın yine gerçek olacaktır</em>”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> sözleri ile de altını çizdiği gibi geçmişte gerçek olan ülkülerin bugün de gerçekleşmemesi için hiçbir neden yoktur. Ancak önyargı duvarını kırmak gerekmektedir. Ayaz İshaki de öncelikle Tatar Türkleri için mücadele etmiş olsa da Türk birliğini isteyen bir aydındır. “<em>Ayaz İshaki’nin ideali Pantürkizmdi. Bu ideale ulaşmak için önce kendi bölgesine özerklik sağlamalıydı. Bu da İdil-Ural bölgesinde yaşayan halkın Tatar, Başkurt, Mişer, Tipter, Çuvaş hatta Fin Ugorların bile birleşerek İdil-Ural devletini kurabilmelerine bağlıydı</em>”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>.</p>
<h2>Vefatı ve vasiyeti</h2>
<p>Ayaz İshaki’nin Türk birliği ve bağımsızlığı mücadelesi ve özlemi içinde geçen yaşamı Türkiye topraklarında son bulmuştur. 22 Temmuz 1954 tarihinde vefat etmiştir. Ölmeden önce cenazesinin İstanbul’da Edirnekapı Şehitliği’nde Yusuf Akçura’nın yanına gömülmesini vasiyet eder. Vasiyeti yerine getirilir. “<em>Hayatının en son günlerine kadar temsil ettiği Türk ilinin menfaatlerini azami gayretle savunan Ayaz İshaki, elliye yakın da eser bırakmıştır. Ayaz Bey, İdil-Urallıların dünyaca tanınmış bir lideri olarak hayata gözlerini yummuştur</em>”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>. Tatar Türklüğünün bağımsızlık önderi Ayaz İshaki’yi aramızdan ayrılışının 68. Yılında saygıyla anıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>  Ali Akış, Aklımda Kalanlar Hatıralar-Konuşmalar, Neyir Matbaacılık, 2002, s.19-20</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Ahmet Kanlıdere, Sosyalizmden Türkçülüğe  Kazanlı Ayaz İshaki, Ötüken Yayınları, 2019, s.76</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Nihâl Atsız, Türk Ülküsü, Ötüken Yayınları, 2011, s.32</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Ali Akış, Gayaz İshakıy, İdil Ural Milli Azatlık Hareketinin Büyük Yolbaşçısı, s. 152’den aktaran: Alsu Kamalieva, Romantik Milliyetçi Ayaz İshaki,  Grafiker Yayınları, 2009, s.138</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Sebahattin Şimşir, Ayaz İshaki ve Tatarmar Ayaz İshaki İdilli (1878-1954), Türk Dünyası Tarih Dergisi, Ekim 1992, s.24</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki/">Bağımsızlık savaşçısı Ayaz İshaki</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bagimsizlik-savascisi-ayaz-ishaki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
