Bağımsızlık savaşçısı Ayaz İshaki

Birbirine en zıt, en uzak kutupların bile Türk’e düşmanlık, Türkün adını yok etmek söz konusu olduğunda canla başla işbirliği yapıp bir araya geldiği bir zamanda Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tatar, Azeri vb. yapay, dayatma ayrımların derhal bir kenara bırakılması ve “Türkün Türk’ten başka dostu olmadığı” gerçeğinin kabul edilmesi gerekmektedir.


Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir. Ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli“.

Ulu önder Gazi Mustafa Kemâl Atatürk Türk cumhuriyetlerinin bir gün bağımsızlığına kavuşacağını neredeyse 60 yıl önceden öngörmüştür. Onun döneminde Türk dünyasına büyük ve samimi bir ilgi gösterilmiştir. Atatürk Türklüğe büyük önem vermiş ve her bir Türkün inanarak ve güvenerek “Ne mutlu Türküm diyene” demesini, demekle kalmayıp bunu hissetmesini ve buna göre yaşamasını istemiştir. Yusuf Akçura, Ziya Gökalp gibi ömrünü Türklüğe ve Türk dünyasının birliğine adamış bilge kişiler, kuzey Türklerinin öncü isimleri Atatürk’ün etrafında bulunmuş, birlikte Türkün güçlü ve bir olduğu aydınlık ufuklara giden yol haritasını çizmişlerdir.

Türk dünyasının fikir ve hareket adamları ile olan ilişkiler Atatürk zamanında üst düzeydeydi. Yıllardır Rus baskısı altında yaşayan, dilleri, kültürleri, Türklükleri yok edilmeye çalışılan kuzey Türkleri, Türklük bilinci konusunda hep çok uyanık ve atak olmuş; Türkiye ile de gönül ve fikir bağları güçlü olmuştur. Türkiye’de kendilerinin öz kardeşleri olduğunu bilen bir büyük önderin varlığını, dünyanın en güçlü devletlerini dize getiren kahraman bir lider olduğunu bilmek onlara da güç ve güven vermiştir.

Bağımsızlık mücadelesi

Kuzey Türklerinin bağımsızlık mücadelesinin simge isimlerinden biri de Kazan Tatar Türkü Ayaz İshaki’dir. İshaki 1878 yılında Kazan İli’nin Çistay İlçesine bağlı Yavşirme Köyü’nde doğdu. Zeki ve öğrenmeye meraklı bir çocuktu. Daha okula başlamadan, beş yaşındayken okuma yazmayı öğrenmişti. Eğitiminin bir döneminde bir diğer Tatar Türkü olan Sadri Maksudi Arsal’ın abisi Ahmet Hadi Maksudi ile birlikte okudu. Daha sonra Tatar Öğretmenler Okulu’na devam etti ve bu okulda ders vermeye başladı. Derslerini ceditçilik sistemine göre vermiştir. Eğitmenlik yıllarında gazeteciliğe de başlamış ve fikirlerini kendi çıkardığı Terakki adlı gazetede yazarak geniş kitlelere ulaşma şansı bulmuştur. Gazetesinde işlediği başlıca konu Tatar Türklerinin bağımsız olması gerektiğidir.

İshaki, eğitmenlik hayatına 1902 yılında Hüseyiniye Medresesi’nde devam etmiştir. Burada da cedidçi sisteme göre derslerini anlatmıştır. İshaki 1905 yılında Kazan’da “Tancılar” adlı bir cemiyet kurmuştur. Bu cemiyette de yine Tatar Türklerine kendi haklarını anlatmış ve bağımsızlık düşüncesini aşılamaya çalışmıştır. Bu arada çarlık hükümetinin de dikkatini çekmeye başlamış, “sesi kesilmesi gereken bir kişi” olarak takibe maruz kalmıştır. Bağımsızlık ve onur mücadelesi veren bütün öncü Türkler gibi onun da hapis ve sürgün günleri hayatından eksik olmamıştır. Çıkardığı gazeteler zaman zaman kapatılmış, sesini duyurmasına engel olunmaya çalışılmıştır.

Gazetecilik yılları

Takip eden süreçte gazetecilik faaliyetlerini yine kendi çıkardığı çeşitli gazetelerde (Tan, Tan Yıldızı, Tavış gibi) sürdürmüştür. Türk bağımsızlığı fikrini cesurca savunan İshaki’nin gazeteleri kapatılmakla kalmamış, kendisi de hapse atılmıştır. O da diğer kahraman kalemler gibi cezayla yıldırılacak bir karakter olmadığı için hapisten çıktıktan sonra yine gazetecilik faaliyetlerine devam etmiş, fikirlerini açıkça dile getirmiştir. Bu kez altı aylık bir hapis cezası almış, 1907’de Arhangelsk adlı şehre üç yıllık sürgüne gönderilmiştir.

Bağımsızlık ve onur mücadelesi veren ve bu en temel hak için türlü zulümler gören Türkler söz konusu olduğunda insan hakkı savunucularının kör sağır ve dilsiz olması; yıkıcı, bölücü, bozguncu kişilerin hatta börtü böceğin hakkı için bile sokaklara dökülen kalabalıkların Türklerin tarih boyunca verdiği haklı mücadele ve bu uğurda çektikleri söz konusu olduğunda sessizliğe bürünmeleri düşündürücü ve acı vericidir. Türk milleti dünyanın en yalnız ve yalnız olduğu için de en güçlü olmak zorunda kalan milletidir.

İshaki’nin sürgün günleri sona ermiş, bu sefer de doğduğu yere, memleketi Kazan’a gitmesi yasaklanmıştır. Türk’e reva görülen zulmün sonu yoktur. Ancak onun da yılmaya, bezginliğe niyeti yoktur. Türk bir mücadele için dünyaya gelmiştir ve bu yolda ne olursa olsun yürüyecektir. İshaki de Petersburg’a giderek yazılarını yazmaya devam etmiştir.

Bu yıllarda kuzey Türklerinin diğer önemli isimleri olan Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan gibi kalemlerle de gazeteler çıkarmış, çarlık hükümetini eleştiren, Tatar Türklerinin haklarını savunan yazılar yayınlamıştır. Gazete makalelerinde Türklerin kardeş olduğu, aralarında Kırgız, Tatar, Kazak diye ayrılıklar olmaması gerektiği gibi Türkçü fikirleri savunmuştur.

Ayaz İshaki ve Jön Türkler

Ayaz İshaki ilk kez 1908 yılında Türkiye’ye gelmiş, burada Jön Türkler ile tanışmış ve fikir alışverişinde bulunmuştur. 1917 yılında Sadri Maksudi Arsal yönetiminde yapılan Kazan Kongresi’nde Rusya Türklerinin özerkliklerinin elde edilmesi konusunda önemli rol üstlenmiştir. Ancak bu özerklik 1918 yılında Sovyet askerlerinin Kazan’a saldırmasıyla sona ermiştir. Ayaz İshaki’nin hayatı da tehlikeye girmiştir.

Bu gelişmelerden sonra Avrupa’ya gelir. Berlin’de Yana Milli Yul dergisini çıkartır. Avrupa’dan sonra 1938 yılına kadar Mançurya, Kore, Japonya, Finlandiya gibi ülkelere seyahat etmiştir. Amacı bu ülkelerde bölük pörçük yaşayan ve milli bilinçten gittikçe uzaklaşan Tatar Türklerine köklerini hatırlatmak ve bir arada hareket etmeleri gerektiğini telkin etmektir. İshaki’nin Japonya’daki Tatar Türkleri ile buluşması ile ilgili olarak Ali Akış “Aklımda Kalanlar, Hatıralar Konuşmalar” adlı kitabında şunları kaydetmiştir: “Onun en büyük hedefi Çin’de, Mançurya’da, Japonya’da ve Kore’de yaşayan on yedi Tatar toplumunu parçalanmış durumdan kurtararak bir merkez etrafında toplamaktı. Şubat 1934 tarihinde Japonya’da yaşayan Tatarların birinci küçük kurultayı yapıldı. Biz genç lise öğrencileri, bu gelişmeleri de okuyarak takip ediyorduk. Rahmetli Ayaz Bey Tokyo, Kobe, Nagoya, Kumamoto şehirlerinde konuşmalar yapmış, 1 Ekim 1934 tarihinde Haylar’a gelmişti. Onun Haylar’a gelişi, bizim için büyük bir bayram olmuştu. Ayaz İshaki Haylar’da iki hafta kaldı ve dört konuşma yaptı. Konuşmaların yapıldığı mekânlar, hıncahınç doluydu. Onun sözleri gönüllerimizi kanatlandırıyor, bizi birçok milli konuda bilgi ve şuur sahibi yapıyordu[1]

Türkiye’ye davet

Ayaz İshaki’nin Türkiye’ye ikinci gelişi 1925 yılında oldu. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver İshaki’nin ve diğer bazı dış Türklerin Türkiye’ye davet edilmesi ve gelmesi için ön ayak olmuştu. İshaki Türkiye’de iki yıl kadar kaldı ve bu süre içinde Türk Yurdu gazetesinde fikirlerini paylaştı. Yazılarında değindiği konular arasında Türkçenin sadeleştirilmesi ve Arap-Fars etkisinden olabildiğince arındırılması meselesi de vardı. Türklerin Arap harfleri ile yazmasının yanlışlığını anlattı. Gaspıralı İsmail Bey’in “Dilde, fikirde, işte birlik” cümlesi ile ifade ettiği Türk birliğine giden yolun ilk ve en önemli adımı kuşkusuz bütün Türklerin dil ayrılıklarını, alfabe farklılıklarını ortadan kaldırmaktı. “İshaki, Aralık 1925’te Vakit gazetesinde yazdığı ‘Türk zümrelerini harsta, Medeniyette birleştirmek’ adlı makalesinde Türk toplulukları arasındaki birlikten bahsederken, sadece kültür bağlarına vurgu yapar; Sovyet yönetimindeki gelişmelere pek değinmez. Onun fikrince eski zamanlarda olmayan birlik ve dayanışma modern zamanda artık bir ihtiyaç olarak görülmeye başlanmış, Türk toplulukları ayrı ayrı gruplar halinde yaşayabilecek bir güce sahip olmadıklarının farkına varmışlardı[2].  Bu durum bugün de geçerlidir. Hatta her zamankinden daha güçlü bir şekilde birlik ihtiyacı bulunmaktadır.

Türkler içeride ve dışarıda yıkıcı ve bölücü unsurlar tarafından kuşatılmış durumdadır. Birbirine en zıt, en uzak kutupların bile Türk’e düşmanlık, Türkün adını yok etmek söz konusu olduğunda canla başla işbirliği yapıp bir araya geldiği bir zamanda Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tatar, Azeri vb. yapay, dayatma ayrımların derhal bir kenara bırakılması ve “Türkün Türk’ten başka dostu olmadığı” gerçeğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

Turan Ülküsü

Türkçü büyüklerden Ziya Gökalp’in “Turan” adlı şiirinde coşkuyla haykırdığı “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan, Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” dizelerinin romantik bir hayalden ibaret olmadığı kabul edilmelidir. Nihâl Atsız’ın “Türkçülük, Büyük Türkeli’nde, Türk uruğunun kayıtsız şartsız hâkimiyeti ve bağımsızlığı ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür. Bu ülkü, geçmişte birkaç kere gerçekleşmişti. Büyük Türkçülük ülküsü ve inanç ile yetişen gençlik sayesinde yarın yine gerçek olacaktır[3] sözleri ile de altını çizdiği gibi geçmişte gerçek olan ülkülerin bugün de gerçekleşmemesi için hiçbir neden yoktur. Ancak önyargı duvarını kırmak gerekmektedir. Ayaz İshaki de öncelikle Tatar Türkleri için mücadele etmiş olsa da Türk birliğini isteyen bir aydındır. “Ayaz İshaki’nin ideali Pantürkizmdi. Bu ideale ulaşmak için önce kendi bölgesine özerklik sağlamalıydı. Bu da İdil-Ural bölgesinde yaşayan halkın Tatar, Başkurt, Mişer, Tipter, Çuvaş hatta Fin Ugorların bile birleşerek İdil-Ural devletini kurabilmelerine bağlıydı[4].

Vefatı ve vasiyeti

Ayaz İshaki’nin Türk birliği ve bağımsızlığı mücadelesi ve özlemi içinde geçen yaşamı Türkiye topraklarında son bulmuştur. 22 Temmuz 1954 tarihinde vefat etmiştir. Ölmeden önce cenazesinin İstanbul’da Edirnekapı Şehitliği’nde Yusuf Akçura’nın yanına gömülmesini vasiyet eder. Vasiyeti yerine getirilir. “Hayatının en son günlerine kadar temsil ettiği Türk ilinin menfaatlerini azami gayretle savunan Ayaz İshaki, elliye yakın da eser bırakmıştır. Ayaz Bey, İdil-Urallıların dünyaca tanınmış bir lideri olarak hayata gözlerini yummuştur[5]. Tatar Türklüğünün bağımsızlık önderi Ayaz İshaki’yi aramızdan ayrılışının 68. Yılında saygıyla anıyoruz.

 

[1]  Ali Akış, Aklımda Kalanlar Hatıralar-Konuşmalar, Neyir Matbaacılık, 2002, s.19-20

[2] Ahmet Kanlıdere, Sosyalizmden Türkçülüğe  Kazanlı Ayaz İshaki, Ötüken Yayınları, 2019, s.76

[3] Nihâl Atsız, Türk Ülküsü, Ötüken Yayınları, 2011, s.32

[4] Ali Akış, Gayaz İshakıy, İdil Ural Milli Azatlık Hareketinin Büyük Yolbaşçısı, s. 152’den aktaran: Alsu Kamalieva, Romantik Milliyetçi Ayaz İshaki,  Grafiker Yayınları, 2009, s.138

[5] Sebahattin Şimşir, Ayaz İshaki ve Tatarmar Ayaz İshaki İdilli (1878-1954), Türk Dünyası Tarih Dergisi, Ekim 1992, s.24

Yazar

Özgehan Özkan

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar