<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sabahattin İsmail arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/sabahattin-ismail/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/sabahattin-ismail/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 Aug 2023 11:27:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Denktaş&#8217;ın Erenköy günlüğü</title>
		<link>https://millidusunce.com/denktasin-erenkoy-gunlugu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/denktasin-erenkoy-gunlugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sabahattin İsmail]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Denktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Erenköy Direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[rauf denktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin İsmail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=44627&#038;preview=true&#038;preview_id=44627</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabahattin İsmail, Kıbrıs Gazetesindeki yazılarında, KKKTC Kurucu Cumhurbaşkanı, Erenköy Gazisi Rauf Denktaş’ın Erenköy’de tuttuğu günlüğü paylaştı. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/denktasin-erenkoy-gunlugu/">Denktaş&#8217;ın Erenköy günlüğü</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdenktasin-erenkoy-gunlugu%2F&amp;linkname=Denkta%C5%9F%E2%80%99%C4%B1n%20Erenk%C3%B6y%20g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdenktasin-erenkoy-gunlugu%2F&amp;linkname=Denkta%C5%9F%E2%80%99%C4%B1n%20Erenk%C3%B6y%20g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdenktasin-erenkoy-gunlugu%2F&amp;linkname=Denkta%C5%9F%E2%80%99%C4%B1n%20Erenk%C3%B6y%20g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdenktasin-erenkoy-gunlugu%2F&amp;linkname=Denkta%C5%9F%E2%80%99%C4%B1n%20Erenk%C3%B6y%20g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdenktasin-erenkoy-gunlugu%2F&#038;title=Denkta%C5%9F%E2%80%99%C4%B1n%20Erenk%C3%B6y%20g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC" data-a2a-url="https://millidusunce.com/denktasin-erenkoy-gunlugu/" data-a2a-title="Denktaş’ın Erenköy günlüğü"></a></p><p style="text-align: right;"><em>Bu yazı 08/08/2023 ve 09/08/2023 tarihlerinde <a href="https://www.kibrisgazetesi.com" target="_blank" rel="noopener">Kıbrıs Gazetesi</a> internet sitesinde yayımlanmıştır.</em></p>
<p>Bugün şanlı Erenköy direnişimizin 59. Yıldönümü.<br />
Dillirga Türk köylerinin kahraman Halkının Rum saldırganlığına karşı 11 yıllık boyunca sergilediği onurlu direnişi , 5-9 Ağustos arasında yapılan yoğun saldırılara karşı gösterdiği soylu mukavemeti, Anavatan Türkiye’nin son anda 64 savaş uçağı ile gerçekleştirdiği “Sınırlı Polis Harekâtı”nı ve kahraman şehitlerimizi coşkuyla anıyoruz.<br />
Dillirga bölgesindeki Türk köyleri olan Yeşilırmak, Günebakan, Süleymaniye, Selçuklu, Alevkaya, Bozdağ, Mansura, Erenköy, Kurutepe, Şirinköy, Bademeliköy, Ömerli, Madenliköy, Yedidalga, Yörükköy, Aytotoro ve Yağmuralan’da yaşayan Türk Halkı açlığa, sefalete, yokluğa, susuzluğa ve bölgenin zor yaşam şartlarına karşın, 11 yıl boyunca direndi, çoğu köy göç etmek zorunda kaldı.<br />
Göç etmek zorunda kalan köylerin halkı ile, onlara kucak açıp her şeylerini paylaşan sığındıkları köylerin halkı, en sonunda Yeşilırmak ve Erenköy’de toplandılar, mağaralarda, çadırlarda, ağıllarda, camilerde, okullarda aç, sefil, yokluk içinde yıllarca yaşadılar, yok olmanın eşiğine geldiler ama asla teslim olmayı düşünmediler.<br />
Bu direniş gücü, onların Türklük bilincinden, bağımsız ve özgür yaşama azminden, mukavemetçi ruhundan, Rum boyunduruğu altına gitmektense, ölümü göze almalarından, bir gün mutlaka Anavatanın imdadımıza koşacağına dair sarsılmaz inançlarından ve Türkiye’ye sonsuz güvenlerinden kaynaklandı&#8230;</p>
<h2>Teslimiyetçiler ibret almalı!</h2>
<p>Şimdi, KKTC&#8217;nin güvenli şartlarında, bir eli yağda, bir eli balda, güvenlik içinde yaşamalarına, yüksek gelire ve çok yüksek hayat standartlarına sahip olmalarına karşın, Rum’a yama olmaya can atanlara bakarak şaşırıyorum&#8230;<br />
“Federasyon” adı altında, uzun vadede Rum boyunduruğu altına girmekle sonuçlanacak teslimiyetçi bir sözde çözümü savunanları gördükçe, hayretler içinde kalıyorum&#8230;<br />
KKTC Devletinin, teslimiyetçilikte başı çeken çift maaşlı öğretmenlerine, memurlarına, sendikalarına, bu devlette köşeyi dönen federasyoncu tüccarlarına, Rum sevici iş çevrelerine, işbirlikçi medya mensuplarına, iki toplumlu eğitimlerde beyni yıkanan gençliğimize, bu anlamlı günde seslenmek istiyorum:</p>
<p>&#8211; Tuttuğunuz yanlış yoldan dönün! Dillirga bölgesi Mukavemetçi Türk Halkının, yokluklar içinde 11 yıl süren soylu direnişini ve şehitlerimizin, gazilerimizin, üniversite gençliğimizin fedakarlıklarını örnek alın, teslimiyetçi siyasetten vaz geçin!</p>
<p>&#8211; Millî mücadeleye katılmak için, ölümü göze, alarak bölgeye gelen 600 üniversite öğrencimizin, anı kitaplarında anlattıkları onurlu direnişi tekrar tekrar okuyun ve tuttuğunuz yanlış yolu bir an önce terk edin!</p>
<p>&#8211; Şanlı direnişimizde şehit düşen Süleyman Uluçamgillerin, İlmiye Şakirlerin, gazi olan Naci Talatların, Hüseyin Celalların, Özker Özgürlerin, Hüseyin Laptalıların, Rüstem Kökenlerin, Oğuz Yorgancıoğullarının, Ali Fikret Atunların, Ergün Vehbilerin ve ismini sayamadığım tüm Mukavemetçilerin soylu direnişlerini örnek alın!<br />
Bu teslimiyetçilere, yoğun Rum saldırılarının olduğu günlerde Erenköy’de bulunan ve elinde silahı ile direnişe katılan Erenköy Gazisi liderimiz, Kurucu Cumhurbaşkanımız Denktaş tarafından günü gününe yazılan aşağıdaki ERENKÖY GÜNLÜĞÜNÜ okumalarını ve istedikleri teslimiyetçi çözümü gözden geçirmelerini salık veriyorum:</p>
<h2>Denktaş&#8217;ın Erenköy günlüğü</h2>
<p>1 Ağustos 1964:<br />
Burası Türklerin kalesi, yegâne nefes borusu. Lefke’ye kadar toprağı fethetmek isteyenlerin yeri. Erenköy’e iner inmez ilk istihbaratı alıyoruz: Rumlar dört bir tarafta yığınak yapmışlardır. 2-3 güne kadar genel bir hücuma geçeceklerdir&#8230; Yeni komutan Rıza Vuruşkan vakit kaybetmeden vazife başı ediyor. Bu bölgede kuvvetler nelerdir? Teşkilât nedir? Nasıl mevzilenmiştir?&#8230; Küçük bir köy odasındayız. 2 yataklı bu odada Komutan yatıyor ve aynı zamanda karargâh olarak da kullanıyor.</p>
<p>2 Ağustos 1964:<br />
Sabahleyin erken kalktım. Köylülerle, mücahitlerle konuşuyorum. Konu hep aynı: Türkiye yardımımıza gelecek mi? Sonumuz ne olacak? Daha ne kadar dayanacağız, ne kadar zaman dayanabileceğiz? Mücahitlere bakıyorum. Üniversite gençliği en müşkül şartlar altında çarpışıyor. Hepsi de yorgun. Hepsi de ümitli. Köy Mücahitleri de aynı durumda.</p>
<p>3 Ağustos 1964:<br />
Bugünden itibaren tarih ve gün bahis konusu değil artık. Gün doğuyor; mevzilerden ateş başlıyor. Gün batıyor, ateş azalıyor. Yorgun Mücahitler köy kahvesine doluyor, yerlere oturup kendi aralarında konuşuyorlar, şakalaşıyorlar&#8230; Alevkaya’sına gittim. Gençler aslan. Battaniyeleri yok; 80 kişiye 10 yatak. Kış geliyor. Ne olacak? Bu iş kışa kalmaz inşallah. Köylüler ümitli haber istiyor. En iyimser bir şekilde konuşuyorum. Dayanmamız lazım&#8230; Dayanacağız.</p>
<p>4 Ağustos 1964:<br />
Makarios, en son olarak yeniden Birleşmiş Milletlere kesin teminat vermiş, Erenköy bölgesindeki Türklere saldırmayacaklarını teyit etmiş… Bir ülkenin Cumhurbaşkanı yalan söyleyecek değil ya! Bölgeye saldırmak hazırlığı içinde oldukları görülüyor. İsveçlilerden aldığımız habere göre Rumlar yığınaklarını tamamlamak üzeredir. Hücum mukadderdir.</p>
<p>5 Ağustos 1964:<br />
Beklenen saldırılar başlıyor… Rumlar, Piyenya ve Pirgo bölgesinden havan topları, sahra topları ve otomatik silahlarla, Mansura ve Bozdağ bölgelerine saldırdılar.</p>
<p>6 Ağustos 1964:<br />
Rumlar her şeyleri ile Ayyorgi istikametinden saldırıya geçtiler. Selçuklu’ya piyade taarruzu başlatıldı&#8230; Selçuklu köyü etrafındaki mevzilerden Mücahitlerimiz çekilmek zorunda kaldılar&#8230; Mücahitlerimizin boşalttığı mevzilere yerleşen Rumlar, Selçuklu ve Alevkaya köylerini yoğun bir ateş yağmuruna tuttular.</p>
<p>7 Ağustos 1964:<br />
Dillirga bölgesi denizden ve karadan ağır top ateşine tutuldu&#8230;. Mansura, Paşiammo, Alevkaya ve Mosfili bölgelerine karşı Rumların topyekün saldırısı sürmektedir. Aytotoro, Piyenya’dan açılan ağır bir ateş yağmuru altındadır. Öğleden sonra saat 3.30’da Mansura’da elimizde bulunan Mali tepesi düştü. Mansura ve Erenköy, denizden 40 mm.lik toplarla bombardıman edildi&#8230;. Ada sathında yüzlerce otobüs dolusu Rum “Türk’lerin denize dökülüşünü” seyretmek üzere bölgeye doğru yola çıkmışlardır. MAHİ gazetesi “Küçük Asya yenilgisinin intikamı alınacaktır.” diye yazar! Ve bütün gece ateş devam eder.</p>
<h2>Türk anaları çocuklarını denizde boğacaktı</h2>
<p>8 Ağustos 1964:</p>
<p>Alevkaya, Mansur, Bozdağ ve Selçuklu düştü. Mücahitler geri çekiliyor…<br />
Kadın ve çocukları Birleşmiş Milletler kendi kamplarına tahliye etmek ister. Kadınların cevabı;<br />
&#8211; “Biz erkeklerimizle kalacağız.”<br />
Erenköy, bir tabak gibi, Rum mevzilerinin altında mahkum bir arazi hâlinde.<br />
Öyle bir an geldi ki mukavemete devam ümidi yok oldu. Birleşmiş Milletler bize gelerek ne yapacağımızı sordu;<br />
&#8211; “Rum ve Yunan zırhlı birlikleri süratle ilerlemektedirler, teslim olmaktan başka çare yok.” dediler.<br />
Komutan Rıza Vuruşkan’la istişare ettikten sonra kararımızı veriyoruz: Sonuna kadar çarpışmak, teslim olmamak ve intihar etmek…<br />
&#8211; “O hâlde müsaade ediniz kadınları ve çocukları alıp gidelim.” dediler.<br />
&#8211; “Onlara sorunuz, gitmek isterlerse alınız.” dedik.<br />
Birleşmiş Milletler askerleri kadınlara yaklaşarak tekliflerini yaptılar. Kadınlar hep bir ağızdan;<br />
&#8211; “Biz erkeklerimizden ayrılmayız, öleceksek birlikte ölürüz.” cevabını verdiler.<br />
Birleşmiş Milletler askerleri bu kahraman insanları selamlayarak “Good Luck” (bahtınız açık olsun) diyerek zırhlı araçlarına binerek uzaklaştılar.<br />
Durumu Ankara’ya bildiriyoruz. Yarına zor dayanırız. Gelmezlerse Erenköy çökecektir.<br />
Bazı gençler ağlıyor. Korkudan değil. Anavatan’ın bu kadar lakayt kalışına ağlıyorlar.<br />
&#8211; “8 aydır bu yerleri müdafaa ettik, Türkiye gelecek, geldiğinde çıkacağı, yaslanacağı bir yer bulsun diye, meğer boşunaymış.” diyorlar.<br />
Bir Türk anası;<br />
&#8211; “9 çocuğum var. 5’i kız. Rumlara bırakmam onları, denize götürüp boğacağım.” diyor.<br />
Hıçkırıyor. Kadını kollarından tutup sarsıyorum.<br />
Telsiz başında, kan ter içinde telsizci çalışıyor, dinliyor.<br />
Cevap yok.<br />
Bunu etrafa duyurmamak için gayret sarf ediyoruz.<br />
Bir mesaj daha; bir tane de ben gönderiyorum:<br />
&#8211; “Saldırı bütün şiddeti ile devam etmektedir. Rumlar kesin sonuç almak kararındadırlar. Yarın sabaha kadar direnebiliriz. Yardımımıza gelemezseniz, bunu engelleyen büyük millî bir neden olduğuna inanarak öleceğiz. Vatan sağolsun&#8230; “<br />
Birdenbire telsizci canlanıyor. Gözlerinde bir pırıltı var. Yazıyor ve okuyor:<br />
&#8211; “Hava Kuvvetleri hareket emrini aldı, keşif uçuşuna geliyorlar&#8230;”<br />
Telefona sarılıyoruz. Mevzilere müjdeyi veriyoruz. Ne büyük müjde.<br />
Yorgun değiliz artık. Yalnız ve unutulmuş da değiliz. Uçakları bekliyoruz.<br />
Uzaktan bir şeyler görülüyor.<br />
&#8211; “Uçaklar” diye fırlıyoruz.<br />
Gelenler uçaklar değil Turnalar&#8230;<br />
&#8211; “Ebabülbül ordusu yerine, Turna ordusu geliyor.” diye şakalaşıyoruz da.<br />
Ömer Sami Coşar üzüntü komasından çıkmış gibi. Fotoğraf çekiyor:<br />
&#8211; “Bu iş oldu artık.”<br />
Gözlerimiz Anadolu’ya yönelmiş…<br />
Saat 17:00’de uçaklar geliyor. Dağlar inliyor. Sevinçten ağlayanlar, birbirlerine sarılanlar, havaya ateş edenler var… Kurtuluş bayramı… Türk kartallarının gölgesinde yeni bir hayata kavuşan binlerce insan Tanrısına şükrediyor.<br />
Uçaklar bizi selamlayıp uzaklaşıyor.<br />
Rumlar kat’i neticeyi alacaklar&#8230; Ateş şiddetleniyor…</p>
<p>9 Ağustos 1964:</p>
<p>Sabahleyin Rumların hücumu yine şiddetleniyor. Epeyi bekledikten sonra Türk uçakları yine geliyor.<br />
Sevinç içindeyiz. Gelen uçakların 64 olduğunu bilsek!…<br />
Hâlâ, son Türk direniş noktasına akın akın gelen Rum kuvvetleri Pomo, Paşiammo, Limni, Poli, Piyenya, Alevkaya, Süleymaniye, Mansur ve Erenköy dolaylarında devamlı surette takip edilerek ateş altında bırakıldılar.<br />
Gençler, Rumlara geçen mevzileri almayı düşünüyorlar.<br />
Tehlikeli&#8230; Hepsi o kadar yorgun ve bitkin ki. Yeni Komutan<br />
&#8211; “Boşu boşuna can kaybı istemiyorum.” diyor.<br />
Haklı&#8230;<br />
Türk uçakları ayrıldıktan bir süre sonra göklerde yine uçaklar beliriyor. Herkes açığa çıkmış, tezahürat yapıyor.<br />
&#8211; “Saklanın!” diye bağırıyorum, dinleyen yok.<br />
Yunan uçakları saldırıyor ve halkı mitralyöz ateşine tutuyor. 3 şehit, 8 yaralı veriyoruz. Şehitlerden bir tanesi benim yanımda, yaralılardan biri benim ayaklarımın dibinde&#8230; Ölümün nasıl geldiğini, insanları nasıl biçtiğini yakından görüyoruz.<br />
İsveçliler yine meydanda. Yaralıları alıyorlar. Köy kadınları köyü yine terk etmiyor. Herkes<br />
&#8211; “Türkiye bu işe, bu şeklide girdikten sonra canımız helal olsun” diyor.<br />
Ankara’dan haber;<br />
&#8211; “Personel ve malzeme geliyor.”<br />
Daha önce sabahlara kadar iki gece beklemiştik. Seviniyoruz. Haberi yayıyoruz.<br />
Nihayet geldiler, gidip bakıyoruz.<br />
Gelenler dört gün eğitim görmüş olan 40 üniversiteli genç.<br />
Tepemiz atıyor. Bu mahkum bölgeye bu çocukları göndermeye kimin hakkı vardır?<br />
Durumun vahametini demek anlamamışlar.<br />
Bizimle birlikte olan Ömer Sami Coşar elindeki silahı yere vurup, lanetler yağdırarak dağlara çıkıyor. Rıza Vuruşkan yanıma gelip;<br />
&#8211; “Ankara bu işten hiçbir şey anlamış değildir. Ya sen, ya Ömer Coşar gidip anlatmalısınız.” der.<br />
Ve çıkıyoruz Ömer Sami Coşar’ı aramaya. Ama yok… Onu bulamıyoruz. Adam kızgınlıkla dağların yolunu tutup gitmiş.<br />
Üniversiteli gençleri ve malzemeleri getiren gemi hareket etmek üzeredir. Rıza Vuruşkan;<br />
&#8211; “Denktaş Bey, sen gideceksin.” der.<br />
Bunun üzerine silahımı Vuruşkan’a teslim ettim. Ankara’ya gidip tekmil vermek için Erenköy’den ayrılıyorum…</p>
<p>10 Ağustos 1964:</p>
<p>Ankara’ya doğru yolculuğum devam ediyor. Aklım, yüreğim Erenköy’de kaldı… Bizimkiler şimdi ne yapıyor?<br />
Ateşkes antlaşması imzalanmış… Şükür!!</p>
<h2>Gençlere öğretilmeli</h2>
<p>Sonrası biliniyor.<br />
Denktaş Ankara’da Başbakan İsmet İnönü ile görüşür, bölgeye Türk askerinin çıkarılmasının şart olduğunu anlatır. Ama, İnönü “Artık ateşkes sağlandı, Rumlar saldırmaya cesaret edemez.” diyerek asker çıkarmaya gerek olmadığını belirtir.<br />
27 Ocak 1966’da ise üniversiteli mücahitler öğrenimlerine devam etmeleri için geri çekilir. BM Barış Gücü eşliğinde otobüslerle Gemikonağı’na giden gençler, Türkiye’den gelen gemilerle Anavatana dönerler&#8230;<br />
20 arkadaşları eksiktir.<br />
Onlar, savaştıkları ve uğrunda can verdikleri vatan toprağında, Şehitlikte, kanları ile suladıkları toprakları sonsuza dek beklemek için göreve devam ediyorlar.<br />
Şehitlerimizden biri olan ve Rumların hazırladığı bir bubi tuzağının patlaması ile şehit olan Süleyman Uluçamgil’in şu dizeleri bugün de geçerli olan çok güçlü mesajıyla ölümsüzdür:</p>
<p>“İnanıyorum bir tek vatana<br />
Yüreklere değgin dibelikten<br />
Ne çıkar aramızda Akdeniz varsa<br />
Ne fark var aramızda<br />
Hep ayın sınırlarda sıvanmışız<br />
Kimimiz &#8216;ölürken&#8217; diyoruz<br />
Kimimiz &#8216;ölürkana&#8217;.<br />
(Bütün Eserleri,1989,s. 79)</p>
<p>Açlığa, sefalete, yokluklara karşın teslim olmayı asla düşünmeyen ve 11 yıl boyunca direnişi sürdüren Dillirga Türk köylerinin kahraman Halkına, ENOSİS’İ önlemek ve özgür bir vatan için seve seve ölüme koşan 600 üniversiteli gencimize selam olsun<br />
Tüm şehitlerimizi ve aramızdan ayrılan Mukavemetçileri rahmetle, Gazilerimizi minnetle anıyorum.<br />
Bu direniş destanını her gencimize öğretmek Milli Eğitim Bakanlığının aslı görevidir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/denktasin-erenkoy-gunlugu/">Denktaş&#8217;ın Erenköy günlüğü</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/denktasin-erenkoy-gunlugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıbrıs Barış Harekâtı Hatıraları</title>
		<link>https://millidusunce.com/kibris-baris-harekati-hatiralari/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kibris-baris-harekati-hatiralari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sabahattin İsmail]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 17:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[1974]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Barış Harekatı]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin İsmail]]></category>
		<category><![CDATA[tmt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=40048&#038;preview=true&#038;preview_id=40048</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Göçmenköy' deki evimizin kapı önünde oturarak radyolardaki haberleri dinliyorduk. Ordu Güneye kayıyordu. Başbakan Ecevit Londra'da son temasları yapıyordu." </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kibris-baris-harekati-hatiralari/">Kıbrıs Barış Harekâtı Hatıraları</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkibris-baris-harekati-hatiralari%2F&amp;linkname=K%C4%B1br%C4%B1s%20Bar%C4%B1%C5%9F%20Harek%C3%A2t%C4%B1%20Hat%C4%B1ralar%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkibris-baris-harekati-hatiralari%2F&amp;linkname=K%C4%B1br%C4%B1s%20Bar%C4%B1%C5%9F%20Harek%C3%A2t%C4%B1%20Hat%C4%B1ralar%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkibris-baris-harekati-hatiralari%2F&amp;linkname=K%C4%B1br%C4%B1s%20Bar%C4%B1%C5%9F%20Harek%C3%A2t%C4%B1%20Hat%C4%B1ralar%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkibris-baris-harekati-hatiralari%2F&amp;linkname=K%C4%B1br%C4%B1s%20Bar%C4%B1%C5%9F%20Harek%C3%A2t%C4%B1%20Hat%C4%B1ralar%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkibris-baris-harekati-hatiralari%2F&#038;title=K%C4%B1br%C4%B1s%20Bar%C4%B1%C5%9F%20Harek%C3%A2t%C4%B1%20Hat%C4%B1ralar%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/kibris-baris-harekati-hatiralari/" data-a2a-title="Kıbrıs Barış Harekâtı Hatıraları"></a></p><p>Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı zulme engel olabilmek için genç yaşta gönüllü sivil bir mücahit olarak  20 Temmuz Barış Harekatı&#8217;na ve bu kapsamda Yenişehir, Kızılbaş, Küçük Kaymaklı Taarruzuna  katılmıştım. Mücahit ordusunda 1969&#8217;da 15 yaşımda Lise birinci sınıfta gönüllü bir öğrenci mücahit olarak katıldım. Silah takımında havan nişancısı olarak görev aldığım birlik, Ledra Palas karşısında, Ledra Palas sınır kapısından İngiliz Yüksek Komiserliği&#8217;ne kadar olan bölgeyi savunan 20. Bölüktü. Mezuniyetten sonra 1972&#8217;de ailece Avustralya&#8217;ya göç etmiştik. 1974 Mayıs ayında ise adaya geri dönmüştüm. 15 Temmuz 1974 Yunan darbesinden sonra Seferberlik ilan edilmişti. Seferberlik birimi, Avustralya&#8217;dan döndüğümden habersiz olduğu için, bana sefer görev emri göndermemişti. 19 Temmuz gecesi hiç uyumamıştık. Göçmenköy&#8217; deki evimizin kapı önünde oturarak radyolardaki haberleri dinliyorduk. Ordu Güneye kayıyordu. Başbakan Ecevit Londra&#8217;da son temasları yapıyordu. Buna karşın müdahale olacağına inanmıyorduk. 1963, 1964 1967&#8217;de her müdahale girişimi ABD tarafından tehditle önlenmişti. ABD 6. Filosu Türk donanmasının önüne geçmekteydi O nedenle Rumlar &#8221; Bekledim de gelmedin&#8221; şarkısını çalarak bizlerle alay etmekte ve psikolojik savaş yapmaktaydı. 20 temmuz sabahı saat 05.00 gibi derinden gelen top seslerini duyduk. Savaş gemilerimiz kıyı yumuşatma bombardımanı başlatmıştı. Beşparmak Dağlarındaki ve sahildeki Rum mevzileri denizden dövülürken savaş uçaklarımız da Beşparmaklar&#8217; daki Rum mevzilerini bombalamaya başlamıştı. Top mermilerinin ve jet bombalarının derinden gelen gürültüsünü duyunca müdahalenin başladığını anlamıştık. Herkes göz yaşları içinde birbirine sarılarak &#8220;kurtulduk Nihayet geldiler&#8221;  diye çığlıklar atıyordu&#8230; Kadınlar , çocuklar uyanmış pencerelerden sarkarak patlama seslerini dinliyordu.. Dev uçaklar Kırnı ve Göçmenköy ovalarına Paraşütçüleri atıyordu. Gökyüzünden yağan çiçekler gibi binlerce paraşüt ve onlara asılı paraşütçüler kurşun yağmuru altında ovalara doğru süzülerek iniyordu. Onlarca helikopter ise Beşparmakları aşarak Türk komandolarını Boğaz bölgesine indiriyordu. Tüm Göçmenköy yaşlıları, kadınları, gençleri, çocukları ovalara koşup yanık yüzlü askerlerimize sarıldık, paraşütlerini toplamada onlara yardım ettik. Su götürdük, cephane sandıklarını sivil halkın kamyonetlerine yükledik. Askerlerimize rehberlik yaptık. Rumların Dikmen ve Kızılbaş bölgesinden attığı havan mermilerinden ovalar yanmaya başlamıştı.</p>
<p>.<img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-40076" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/08/WhatsApp-Image-2022-08-02-at-13.15.19-216x300.jpeg" alt="" width="216" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/08/WhatsApp-Image-2022-08-02-at-13.15.19-216x300.jpeg 216w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/08/WhatsApp-Image-2022-08-02-at-13.15.19.jpeg 738w" sizes="(max-width: 216px) 100vw, 216px" /></p>
<h2><em><strong>Türkiye&#8217;nin Müdahalesi </strong></em></h2>
<p>Koşarak, en yakın bölük olan 400 metre ilerideki<strong> YILDIRIM BÖLÜĞÜ</strong>&#8216;ne (1969&#8217;da ilk acemi er eğitimlerini aldığımız yer) sivil kıyafetle intikal ettim. Kot pantolon ve mavi tişört giyiyordum. Silah ve üniforma istedim. Kaydımı yaptılar ancak üniforma ve silah yoktu. Bölüğün ortasından geçen kurumuş dere yatağı içinde oturup silah gelmesini bekledik. Öğleye doğru içinde piyade tüfekleri olan bir SUV araç geldi, silahsız olan gönüllülere silahlar, 90 mermi, 2 el bombası ve içinde ilaçlı sargı bezleri olan &#8221; harp paketleri&#8221; dağıtıldı. Düşman, büyük tahkimatları olan Kermiya&#8217;daki Gramer okulu ve Yunan Alayı mevzilerinden bulunduğumuz bölgeye, Ortaköy ve Gönyeli&#8217;deki Türk Alayı savunma mevzilerine yoğun uçaksavar ve havan atışları yapıyordu. Akşam hava kararınca atışlar daha da yoğunlaştı. Her dakika onlarca mermi düşüyordu Gönyeli&#8217;den minare boyu ateşler yükseliyordu. Ovalar yanıyordu. Gök yüzünü kara dumanlar kaplamıştı. Ancak ne ilginçtir ki o Temmuz sıcağında başlayan hafif bir yağmur ovalardaki yangını söndürdü. Gece yarısına doğru ağır bombardıman ardından Yunan Alayı  Ortaköy ovalarından Ortaköy ve Gönyeli&#8217;deki Türk alayına karşı 8 tank desteğinde saldırıya geçti. Amaçları Türk Alayını imha edip Gönyeli&#8217;yi işgal etmek, Lefkoşa Boğaz yolunu kesmek ve Dikmen&#8217;den gelen Rum 34. Komando taburu ile birleşerek dar boğazı ele geçirmekti. Yunan taaruzu gelişirken gerektiğinde Türk alayına atış desteği sağlamak için yol kenarına mevzilendik. Uçaklar gece olduğu için yardıma gelemiyordu. O zaman karkas inşaat halinde olan Dr. Burhan Nalbantoğlu hastahanesi üstüne bir geri tepmesiz top getirildi. Bu topun isabetli atışları ile Rum tanklar vuruldu. Vurulan tankların alev alev yandığını görüyorduk.  Bir an önce sabah olmasını ve Türk uçaklarının gelmesi için dua ediyorduk. Nitekim öyle oldu. Gün ışır ışımaz Türk uçakları Yunan alayı üzerine ölüm yağdırmaya başladı. Türk Alayı ise aynı anda karşı taaruza geçerek ilerlemeye başladı. Seferi personelle birlikte yaklaşık 200 mücahitten oluşan Yıldırım bölüğü olarak kurşun yağmuru içinde yolun iki kenarında birerle kolda yürüyerek Kumsal İlkokulu arkasına ( şimdiki Açık öğretim Fakültesinin olduğu yer) intikal ettik ve kurşun yağmuru içinde beton zemin üzerine uzandık. Gün ağarıncaya kadar 2&#8217;li , 3&#8217;lü guruplar halinde Gelibolu ilk okulundan Türk Lisesi&#8217;ne kadar uzanan  77. Bölük savunma mevzilerine takviye olarak dağıtıldık. Bedrettin Demirel caddesi boyunca uzanan toprak set arkasında her 25-30 metrede bir mevzi vardı. Birer ikişer o mevzilerdeki 77. Bölük mücahitleri yanına dağıtıldık. 22 Temmuz&#8217;da yapılan taaruzda şehit olan Ali Çamsöken çavuş beni ve bir arkadaşı şimdiki sağlık bakanlığı (o zamanki göğüs hastahanesi)arkasındaki toprak sette yer alan bir mevziye kurşun yağmuru içinde götürdü. Mevzide, Ortaokuldaki İngilizce hocam, Erenköy gazisi Mahmut Bayram ve Ortaköylü otobüs şoförü İbrahim Amerikalı adlı bir seferi personelle birlikteydik. Elimizde 2. Dünya savaşından kalma  birer İngiliz Piyade tüfeği vardı 21 Temmuz gününü karşılıklı atışlarla geçirdik Yemek olarak bütün gün yiyebildiğimiz mevzilere dağıtılan 5 -10 zeytin ve  bir parça ekmekti. Daha başka bir şey var mıydı anımsamıyorum. Karşımızda şimdi Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı olan yerlerdeki Rum mevzilerinde  uçaksavar ve keskin nişancılar vardı. Yanımızdaki mevzinin mazgalından geçirdikleri kurşunlarla mevzideki mükellef mücahidi omuzundan ve çenesinden vurdular. Acı içinde, &#8211; &#8221; Yandım anam ölüyorum&#8221; diye bağırıyordu. Sesi kurşun seslerini bastırıyordu.<img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-40077" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/08/WhatsApp-Image-2022-08-02-at-13.26.41-300x183.jpeg" alt="" width="300" height="183" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/08/WhatsApp-Image-2022-08-02-at-13.26.41-300x183.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/08/WhatsApp-Image-2022-08-02-at-13.26.41-768x469.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/08/WhatsApp-Image-2022-08-02-at-13.26.41.jpeg 1024w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>(Devam edecek)</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kibris-baris-harekati-hatiralari/">Kıbrıs Barış Harekâtı Hatıraları</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kibris-baris-harekati-hatiralari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
