<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasan Kallimci, Milli Düşünce Merkezi sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/author/hasankallimci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/author/hasankallimci/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 May 2026 19:41:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Bir Belge Kitap: Tanrı Dağlarından Erciyes’in eteklerine</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 19:35:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Erciyes]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Nurala Göktürk]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göktürk, bu kitabının ilk 162 sayfasını, kendisinin Doğu Türkistan, Afganistan ve Türkiye’deki anılarına ayırmıştır. 163. sayfadan 434 sayfaya kadarki bölümde göçü yaşayan kardeşlerimizin anılarına, son sayfalarda da fotoğraflara yer vermiştir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/">Bir Belge Kitap: Tanrı Dağlarından Erciyes’in eteklerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine%2F&amp;linkname=Bir%20Belge%20Kitap%3A%20Tanr%C4%B1%20Da%C4%9Flar%C4%B1ndan%20Erciyes%E2%80%99in%20eteklerine" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine%2F&amp;linkname=Bir%20Belge%20Kitap%3A%20Tanr%C4%B1%20Da%C4%9Flar%C4%B1ndan%20Erciyes%E2%80%99in%20eteklerine" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine%2F&amp;linkname=Bir%20Belge%20Kitap%3A%20Tanr%C4%B1%20Da%C4%9Flar%C4%B1ndan%20Erciyes%E2%80%99in%20eteklerine" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine%2F&amp;linkname=Bir%20Belge%20Kitap%3A%20Tanr%C4%B1%20Da%C4%9Flar%C4%B1ndan%20Erciyes%E2%80%99in%20eteklerine" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine%2F&#038;title=Bir%20Belge%20Kitap%3A%20Tanr%C4%B1%20Da%C4%9Flar%C4%B1ndan%20Erciyes%E2%80%99in%20eteklerine" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/" data-a2a-title="Bir Belge Kitap: Tanrı Dağlarından Erciyes’in eteklerine"></a></p><p>Bu kitabın yazarı Nurala Göktürk, Doğu Türkistan’ın Yarkent şehrinden ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalan; beş yıl Afganistan’da kaldıktan sonra “Türkiye’nin şefkatli kucağına sığınan” bir kardeşimizdir. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından 2023’de yayımlanan bu eserinde, o yıllarda kafileler hâlinde göç edenlerin anılarını bir araya getirmiştir. Eseri, yazarlara ve senaristlere kaynak olacak hatta olması gereken bir belge kitaptır. Yazarın 2008 yılında başlayan ve bazı zamanlar verdiği aralıklarla 15 yıl süren çalışmasının ürünüdür. Nurala Göktürk; Gökbayrak Sevdası-1, Gökbayrak Sevdası-2, Ben Türkistan Kızıyım, Gök Bayrağın Göz Yaşları ve Doğu Türkistan Geleneksel Mutfak Kültürü adı kitapların da yazarıdır.</p>
<p>Göktürk, bu kitabının ilk 162 sayfasını, kendisinin Doğu Türkistan, Afganistan ve Türkiye’deki anılarına ayırmıştır. 163. sayfadan 434 sayfaya kadarki bölümde göçü yaşayan kardeşlerimizin anılarına, son sayfalarda da fotoğraflara yer vermiştir.</p>
<p>İnsan, ekip biçtiği verimli topraklarını, evlerini, eşyalarını, huzurunu, akrabalarını, atalarının mezarlarını, vatanını terk etmek ister mi? Elbette istemez. Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz vatanlarını korumak için ellerinden geleni yapmış; hem Ruslara hem de Çinlilere karşı savaşmıştır. Kurdukları “Doğu Türkistan” devletleri kısa süreli yaşamış; Rus ve Çin devletlerinin ve yerli hainlerin iş birliğiyle yıkılmış; 400 yıla yakın süren bağımsızlık mücadelesi de yenilgi ve işgalle sona ermiştir.</p>
<p>Çinlilerin Türk topraklarına getirilip yerleştirilmeleri de ilginçtir. Kara trenlerde, sürüler hâlinde getirilirler. Aynı renk kıyafetler içinde zayıflıktan avurt kemikleri çıkmış, esmer tenleri kemiklerine yapışmış aç ve acınacak hâldedirler. Büyük çalı süpürgeleri ve kocaman kürekleriyle sokakları süpürürler. Kanalizasyon, yol yapımı gibi işlerde çalışırlar. Başıboş eşek, kedi, köpek, kurbağa, leylek ne bulabilirlerse yerler. İnsanımız onlara acır, ekmek verir, elbise verir.</p>
<p>Türklerin karşısında yerlere kadar eğilerek saygı gösteren Çinli, zaman içinde dişlerini göstermeye başlar. İnsanımızın tarla toprağı, kıymetli eşyaları, giysileri, her şeyleri gasp edilir. Kamplarda, dağlarda, maden ocaklarında yarı aç yarı tok çalıştırılırlar. Niceleri meydanlarda asılır, kurşuna dizilir. İbadet yasaklanır. Bağ bahçeler domuz çiftliği yapılır, imamlar ve müftüler domuz çobanı. Kur’anı Kerimler, Doğu Türkistan tarihi ile ilgili belgeler, kitaplar yakılır.</p>
<p>1950’li yılların sonlarına gelindiğinde de göç etmek isteyenlere sınır kapılarını açarak sayıca az da olsa bir kısım insanımıza göç etme fırsatı verilir. Kafileler hâlinde, taşıyabildikleri eşyalarıyla kimi eşekli atlı ekseriyeti yaya yola çıkarlar. Bu kafilelerde kucaktaki bebekten ihtiyarlara kadar her yaşta insan vardır. Yolculuk birkaç günlük değildir. Dağlar aşılacak, dereler geçilecektir. Günler hatta haftalar sonrasında Afganistan’a varılır. Orada da en az dört beş yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye uçaklarla getirilirler.</p>
<p>Bu kitapta, o kafilelerde bulunan 34 Doğu Türkistanlı kardeşimizin göç süresinde yaşadıkları ve sonrasında Kayseri’de sürdürdükleri ömürlerinin hikâyeleri yer almıştır. “Şu kadar kişi şu yıllarda Kayseri’ye getirilip yerleştirildiler.” demek ayrılığın acılarını, göç yollarında çekilen çileleri ve göçmen olmanın zorluklarını anlatmak için yeterli olmaz. Anılarını okumak, okurken zorlukları, acıları, çileleri onlarla birlikte yaşamak gerekir. Ki, millet olmak da bunu gerektirir, insan olmak da… Bu sebeple Sarıhan Türkistanlı adlı annenin bir anısını özetleyerek yazımı sonlandırıyorum:</p>
<p>“… Çocuğum sadece nefes alıp veriyordu. Yollar uzadıkça uzuyordu. … Kaç gün, kaç ay geçmişti bilmiyorum. Nihayet Vahan bölgesine geldi, bir hayli para verip birkaç gün kalmak için bir barınak kiraladık. Üstü kapalı bir mekânda çay çorba yaptık. Günler, haftalar sonra boğazımızdan sıcak bir şeyler geçmişti. Kocam bir kuyudan su getirdi. Kızımı yıkadım. Çocuğum gözlerini hafifçe açınca iyileşecek sanmıştım fakat bütün ümitlerim boşa gitmişti, yavrum kucağımda gözlerime baka baka oracıkta can verdi. … Bebeğimi sarmak için bir kefenlik beyaz çaput bile yoktu, pamuklu elbisemi yırtıp ona sardık, dağın yamacında bir çukur açtık ve oraya gömüp bıraktık. Dualar ettikten sonra göz yaşlarıyla yola devam ettik. Birkaç gün sonra Dursun Karagöz’ün kızı da aynı şekilde vefat etti, onu da bir başka dağın yamacına bıraktık. Yol boyunca çeşitli şekillerde hayatını kaybedenleri, toprak bulamadığımız için taşların arasına bırakmıştık. Bizim çocuklarımız şanslıydılar, en azından topraktan birer mezara koyabilmiştik.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/">Bir Belge Kitap: Tanrı Dağlarından Erciyes’in eteklerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Alamanya Romanı</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-alamanya-romani/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-alamanya-romani/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:17:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=53165</guid>

					<description><![CDATA[<p>Saylav’ın ALAKIZ’ı uzaklardaki vatanında, Üstyurt Bozkırı’nda kalmıştır. SARIKIZ, onun Almanya’yadaki yaşayışına renk katan bağlayan soylu bir Türk atıdır. Yetimliği, öksüzlüğü, garipliği ve gurbette yaşadıkları da ALIN YAZISI’dır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-alamanya-romani/">Bir Alamanya Romanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-alamanya-romani%2F&amp;linkname=Bir%20Alamanya%20Roman%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-alamanya-romani%2F&amp;linkname=Bir%20Alamanya%20Roman%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-alamanya-romani%2F&amp;linkname=Bir%20Alamanya%20Roman%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-alamanya-romani%2F&amp;linkname=Bir%20Alamanya%20Roman%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-alamanya-romani%2F&#038;title=Bir%20Alamanya%20Roman%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-alamanya-romani/" data-a2a-title="Bir Alamanya Romanı"></a></p><p>Hasan Kayıhan, bizi anlatan Yoklar, Zincir, Uyanmak, Gurbet Ölümleri, Beyler Aman ve Dönüş romanlarıyla ve Emre, Oba, Töre, Ortadoğu, Hergün, Millî Eğitim ve Kültür, Kan, Doğuş adlı dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla tanınmış bir yazardır. Hacettepe Eğitim Fakültesi Lisan Okulu ve Orta Doğu Amme İdaresi mezunudur. Onlarca yıldır Almanya’da yaşamaktadır. “Alakız’ım Sarıkız’ım Alın Yazım”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> onun son eseridir. Bu kitapta, Kazakistan Türklerinden Saylav’ın Kazakistan’da geçen çocukluğu ve gençliği ile sonrasında Almanya’da yaşadığı yıllar hikâye edilmiştir.</p>
<p>Kitabı elime aldığımda adı ilginç gelmişti. “Alın Yazısı” anlaşılıyordu da Alakız ile Sarıkız’ı zihnime tam oturtamamıştım. Meğer, onlar Ahıl Teke Türkmen atlarının adlarıymış ve Kazakistan Türk’ü Saylav ve amcası ile birlikte romanın kahramanları imişler. “Atlar da roman kahramanı olur mu?” demeyin. Abbas Sayar’ın Yılkı Atı adlı romanında atların baş kahraman olarak yer aldığını bildiğim için yadırgamadım.</p>
<p>Alakız, Saylav’ın çocukluk ve gençlik yıllarında, Aktöbe’nin Üstyurt Bozkırı’nda sırtında dolaştığı atıdır. Öksüzlüğünü ve yetimliğini unutturan, onu hayata tutunduran arkadaşıdır. Almanya’da yaşayan ve usta bir jokey olan amcası Yakup’un yanına gittiğinde de yurt dışından kaçak getirilen Sarıkız ile tanışınca Alakız’ı hatırlar. Duygulanır, duygularını mısralara döker:</p>
<p>“<em>Ah Alakız’ım at diyemem ben sana</em></p>
<p><em>Yoldaşımdın, kardaşımdın sen benim</em></p>
<p><em>Hastalansam mahzun mahzun bakardın</em></p>
<p><em>Naralansam şimşek olup çakardın</em></p>
<p><em>Yürü desem dere tepe aşardın</em></p>
<p><em>Altın tüylüm, ışık gözlüm nerdesin?</em></p>
<p><em>Gözlerini açıp açıp gör beni</em></p>
<p><em>Kulacığını dikip dikip duy beni.</em>” diyerek ağlar.</p>
<p>Saylav, ilk görüşünde Sarıkız’a Kazak Türkçesiyle “<em>Selamün aleyküm Sarıkız! Korkma, benden sana zarar gelmez.</em>” diye seslenir. At, kişneyerek yaklaşır. Saylav, hayvanın adını tahmin edebilmiştir. At da bir hemşehrisini bulmanın sevincini yaşamıştır. Meğer Ahal Teke kısraklarına Kazakistan’da Alakız, Sarıkız, Sarıgül, Goncagül, Günışığı gibi adlar verilirmiş. Saylav, atın alnındaki akıtmayı, yüzünü, gözünü öperken “<em>Ben kendimi, eller de seni mi kaçırdı ana toprağımızdan?”</em> diyerek gözyaşı döker. Gurbette yaşamanın sıkıntısını, vatan hasretini Sarıkız ile hafifletir. Bakıcılığını üstlenerek onu yarışlara hazırlar.</p>
<p>Eserinde, Saylav’ın, amcası Yakup’un ve Sarıkız’ın yaşadıklarını akıcı bir üslupla kurgulayan Hasan Kayıhan kitabında; Almanya’daki Türkleri, oraya iltica etmiş PKK’lıların şirretliklerini ve Alman polislerinin PKK koruyuculuğunu, şahit olduğu olaylarla anlatıyor. Okuyucuyu, “İnsanımız dilini, kültürünü unutmasın!” diye çırpınan Türklerle de tanıştırıyor. Bazı Almanların ahlâk anlayışlarını da yeri geldiğinde ustaca sergiliyor. O bölümleri de sıkılmadan okurken Saylav’la birlikte olayların macerasına kapılıyor insan.</p>
<p>Dikkat etmişsinizdir, daha çok Ahal Teke atlarını anlattım. Çünkü romanı okuyup bitirdiğimde ilk aklıma gelenler, -Saylav ve amcası ile birlikte- Alakız ile Sarıkız adlarındaki kısraklar olmuştu.</p>
<p>Saylav’ın ALAKIZ’ı uzaklardaki vatanında, Üstyurt Bozkırı’nda kalmıştır. SARIKIZ, onun Almanya’daki yaşayışına renk katan bağlayan soylu bir Türk atıdır. Yetimliği, öksüzlüğü, garipliği ve gurbette yaşadıkları da ALIN YAZISI’dır.</p>
<p>Ve… Bu ad, bu Alamanya romanına pek yakışmıştır.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Alakız’ım Sarıkız’ım Alınyazım, Hasan Kayıhan, Elips Yayınları, Ankara, Eylül 2022</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-alamanya-romani/">Bir Alamanya Romanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-alamanya-romani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Batı Azerbaycan Romanı: Kalanlar &#8211; Araz&#8217;ı Ayırdılar</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 19:24:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52752</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batı Azerbaycan, Azerbaycan’dan koparılarak Ermeni işgalinde kalan toprakların adıdır. Artık, “Bütöv Azerbaycan!” derken Batı Azerbaycan’ı da unutmayacağız, unutturmayacağız.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar/">Bir Batı Azerbaycan Romanı: Kalanlar &#8211; Araz&#8217;ı Ayırdılar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar%2F&amp;linkname=Bir%20Bat%C4%B1%20Azerbaycan%20Roman%C4%B1%3A%20Kalanlar%20%E2%80%93%20Araz%E2%80%99%C4%B1%20Ay%C4%B1rd%C4%B1lar" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar%2F&amp;linkname=Bir%20Bat%C4%B1%20Azerbaycan%20Roman%C4%B1%3A%20Kalanlar%20%E2%80%93%20Araz%E2%80%99%C4%B1%20Ay%C4%B1rd%C4%B1lar" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar%2F&amp;linkname=Bir%20Bat%C4%B1%20Azerbaycan%20Roman%C4%B1%3A%20Kalanlar%20%E2%80%93%20Araz%E2%80%99%C4%B1%20Ay%C4%B1rd%C4%B1lar" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar%2F&amp;linkname=Bir%20Bat%C4%B1%20Azerbaycan%20Roman%C4%B1%3A%20Kalanlar%20%E2%80%93%20Araz%E2%80%99%C4%B1%20Ay%C4%B1rd%C4%B1lar" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar%2F&#038;title=Bir%20Bat%C4%B1%20Azerbaycan%20Roman%C4%B1%3A%20Kalanlar%20%E2%80%93%20Araz%E2%80%99%C4%B1%20Ay%C4%B1rd%C4%B1lar" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar/" data-a2a-title="Bir Batı Azerbaycan Romanı: Kalanlar – Araz’ı Ayırdılar"></a></p><p>Ülkemizde, bir <strong>Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti</strong> bilinir bir de Azerbaycan’dan koparılarak Aras’ın güneyinde İran hudutları içinde bırakılan <strong>Güney Azerbaycan</strong>… Kırk milyona yakın Türk’ün yaşadığı İran’da “Traktör Futbol Takımı” meşhurdur. Taraftarları, stadı “<strong>Ne mutlu Türk’üm diyene!</strong>” ve “<strong>Bütöv (Bütün) Azerbaycan!</strong>” diye inletirler. Bugünlerde bir de Türk Dili ve Edebiyatı Profesörü Mahmut Sarıkaya’nın <strong>Kalanlar – Araz’ı Ayırdılar</strong> adlı romanından <strong>Batı Azerbaycan</strong>’ı öğrendik / öğreniyoruz. Batı Azerbaycan da Azerbaycan’dan koparılarak Ermeni işgalinde kalan toprakların adıdır. Artık, “Bütöv Azerbaycan!” derken Batı Azerbaycan’ı da unutmayacağız, unutturmayacağız.</p>
<p>Kalanlar – Araz’ı Ayırdılar adlı roman, 2025 Emine Işınsu Roman yarışmasında özel ödül alan üç eserden biridir. Töre – Devlet Yayınları tarafından 2025 yılında basılmıştır. Yazarı, Prof. Dr. Mahmut Sarıkaya, “Erivanlılar” olarak bilinen Batı Azerbaycan Türklerinin torunudur. Kars’ın Akyaka köyünde doğmuştur. Sarıkaya’nın bu eseri, Batı Azerbaycan’ı anlatması bakımından ilk olma özelliğine sahiptir. Yazar, Türk Dünyası’nda yazılmamış bir konuyu işleyerek insanımızı bilgilendirmeyi amaçlamıştır.</p>
<p>Kısmen de olsa bilgilenmeye devam edelim:</p>
<p>Bu kitabı okuyunca Ermenistan Devleti’nin nasıl kurulduğunu görüyoruz. Rusya, Çarlık döneminden Bolşeviklik dönemine geçmektedir. Osmanlı İmparatorluğu dağılmış, parçalanmıştır. Çanakkale Savaşı yaşanmıştır. Türk, Balkanlar’da Anadolu’da ve Suriye Cephesi’nde ölüm kalım savaşı vermektedir; Mehmetçik her yere yetişememekte veya yetişmeye çalışmaktadır. Zeynep Hanlarova’nın dediği gibi; “Türklerin at bakıcıları, hizmetçileri Ermeniler” bu fırsatı iyi değerlendirirler. Arkalarına Rus ordusunu alarak Revan ve çevresindeki ve güneydeki yüzlerce köyde yaşayan on binlerce kardeşimizi soykırım denebilecek vahşilikte katlederek, zulmederek göçe zorlarlar. Kimi Türkiye’ye yakın köylere ve Kars’ın köylerine göçer; kimi Azerbaycan içlerine, Gümrü’ye, İran’a gider. Batı Azerbaycan’da “kaçhakaç” yılları yaşanır. İnsanlar evlerini, arazilerini, eşyalarını, sığır ve koyun sürülerini bırakarak kaçarlar. Ermeniler zulmü planlı, bölgelerde görevlendirdikleri üçlü çetelerle yaparlar. Ağbaba bölgesinde görevli Ermeni çetesi: Yediyar Torosyan, Aram Harutyan ve Şin Hayrapetyan üçlüsüdür. Boşalan köylere Ermeniler yerleştirilir ve yönetimde yetkili kılınırlar.  “Çürüksüz koz olmaz.” demiş atalarımız. Özellikle kolhozlarda yetkili kılınan, insanımızın iti kopuğu da zulümde Ermeni’yi geçer. Kısacası bu romanda, o yıllarda bugünkü Ermenistan’ın kurulma hazırlığının yapıldığını görürüz.</p>
<p>İrevanlılar sülalesinden Abbasali ve onun eniştesi Şeref kitabın baş kahramanlarıdır. Yaşananlar, bu iki kahraman üzerinden anlatılmıştır. İlk sayfalarda tanıtılan Abbasali, yardıma gelen Kazım Karabekir komutasındaki Türk Ordusuna katılmış, 59. Alay’ın bayraktarlığını yapmıştır. Okuyan, yazan ve derin din bilgisine sahip bir kişidir. Anlaşma yaparak çekilen Türk ordusu ile birlikte Türkiye’ye göç eder. Eserde daha sonra Şeref ve onun Ermenilere karşı verdiği mücadele öne çıkar. Romanın bu bölümünde Şeref’in yaşadığı sürgünler ve topraklarında tutunma mücadelesi anlatılır. Son sayfalarda Abbasali ile tekrar karşılaşırız. Kendisi de bir şair olan Şeref bir dörtlüğünde şöyle der:</p>
<blockquote><p><em>Türk deyenin dil, dilçeyin keserler</em></p>
<p><em>Hak deyenin boğazından asrlar.</em></p>
<p><em>Er yiğidi düz (doğru) Sibir’e basarlar</em></p>
<p><em>Gören harda (nerede) böyle divan dere var?</em></p></blockquote>
<p>Bu eserde, Batı Azerbaycan’daki Türk köylerinin adları tek tek verilmiştir. Türkiye’ye göçenlerin hangi köylerden gelerek Kars’ın hangi köylerine yerleştikleri de belirtilmiştir. Bu bilgileri okurken sayfaların her biri -adeta- tapu defterinin sayfalarına dönüşür. İşte Ermenilerin zulümle, cinayetler işleyerek elimizde aldıkları yüzlerce köyden bazıları: Sutanabat, Musduklu, Goncalı, İbiş, Karabulak, Güllübulak, Hozu, Çivinli, Güllüce, Ellerkendi, Balıklı, Öksüz, Göllü, Karanamaz, Tepeköy, İlanlı, Düzkend, Şiştepe, Ördekli, Seldağılan, Kızılkise, Bahcalı, Sınık, Hançallı… Yazar Mahmut Sarıkaya, Denizli’deki imza gününe geldiğinde “Bugün Kars çevresinde yaşayan Ağbaba ve Akbaba soyadlılar Batı Azerbaycan’dan kaçarak gelen Türklerin torunlarıdır.” demiştir.</p>
<p>Yazar, bu eserini yazarken akademisyenliğini kullanmıştır. Batı Azerbaycan’la ilgili derlemeleri eseri daha da değerli kılmıştır. Bizi, o yıllarda Batı Azerbaycan’da yaşayan Âşık Nesib, Âşık Şenlik, Âşık Heydar, Âşık Garip Hasan Şair Müşfik ile ve onların şiirleriyle tanıştırır. Destanlarımızın kahramanlarından Tepegöz, Ağbaba’da “Kellegöz” adıyla; Özbek Türklerinin “Erali Şirali” destanı da “Zülal Şah ile İrbaham Şah” adıyla karşımıza çıkarır. Ağbaba çevresine Ovşar Beyi’nden bahsederken o topraklarda Avşarların da yaşadığı bilgisini de verir.</p>
<p>Bir “belge roman” özelliğini taşıyan KALANLAR – ARAZI AYIRDILAR’ı okurken altlarını çizdiğim, dilimiz ve kültürümüzle ilgili birkaç satır:</p>
<p>Eşek yarpuzları / Konursu kokmak / At yedi günde, it yediğinde / Bostan Yeşilken sahibi cömert olur. /  Sırrın en küçüğü bir deve yükü gibidir. / Ciğeri yanasıca / Bardan bardan yağan kar. / Aş taşınca çömçenin bahası sorulmaz / Yol soranda da güzel yüzlü olandan sor.</p>
<p>Koyunlara verilen adlar: Karagöz Koç, Göy Şişek, Böyük Anaç, Kelin Koyun, Gevik Koyun, Gevik Şişek, Kere Koyun, Ala Koyun, Küre Koyun… Koyun sürülerine damgalar vurulması…</p>
<p>Aynalı Güreş: Toyda yapılan güreşte pehlivanların dizlerine ayna bağlanması. Dizini yere değdirenin yenik sayıldığı…</p>
<p>İşte bir sayışmaca: Handa, Hunda? Keçe küllah, Allah bilir. Bunda…</p>
<p>Yazar, KALANLAR – ARAZI AYIRDILAR’da ağırlıklı olarak Batı Azerbaycan’da kalanları anlatmıştır. Daha sonra bu kitabın 2. cildi olma özelliğini taşıyan bir eser daha yazarak Türkiye’ye göçenlerin yaşadıklarını da GİDENLER – ARPAÇAYI AŞTI TAŞTI adıyla romanlaştırmıştır. Bu kitabın da basılarak okurlarıyla buluşması gerektiğini düşünüyor; Âşık Garip Hasan’ın, kaçhakaç günlerini anlatan şiiriyle bu yazımı sonlandırıyorum.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: left;"><em>Görmeyeydi kör olaydı gözlerim</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Yolda izde meyyide (cesede) bak leşe bak</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Çoluk çocuk kan seline boğulmuş</em><em> </em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Kesik başa, kesik ele, döşe (memeye) bak</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Viran kalmış Ağbaba’nın köyleri</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Öldürülmüş ağaları beyleri</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Yetimlerin göğe çıkar vayları</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Yüreklere perçinlenen (kalpleri dağlayan) şişe bak</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Kâfir olan burun kesip, göz delmiş</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Halk üzülmüş, niye böyle incelmiş (zayıflamış)</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Ermeni de kan sömürüp dincelmiş</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Urus ile birleşmiştir, işe bak</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Nerde kalmış Türk’ün eri yiğidi</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Yandırmışlar kocaları seyyidi</em></p>
<p style="text-align: left;"><em>Aman Allah itler yeyir meyyidi</em></p>
<p style="text-align: left;">Gizlice defnetmek için insana / kişiye bak.</p>
</blockquote>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar/">Bir Batı Azerbaycan Romanı: Kalanlar &#8211; Araz&#8217;ı Ayırdılar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-bati-azerbaycan-romani-arazi-ayirdilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu Türkistan Türklerinin çığlığı: Yer Kırmızı Gök Siyah</title>
		<link>https://millidusunce.com/dogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/dogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 18:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazıyı yazarken 1970’li yıllara gittim. Bulgaristan Başbakanı Todor Hristov Jivkov’un kardeşlerimize adlarını değiştirmek için zulmettiği, Belene Kampında işkence ettiği, 300.000 Türk’ün vatanını terk etmek durumunda kaldığı, ekseriyetinin ülkemize sığındığı günlere…</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah/">Doğu Türkistan Türklerinin çığlığı: Yer Kırmızı Gök Siyah</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah%2F&amp;linkname=Do%C4%9Fu%20T%C3%BCrkistan%20T%C3%BCrklerinin%20%C3%A7%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%3A%20Yer%20K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1%20G%C3%B6k%20Siyah" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah%2F&amp;linkname=Do%C4%9Fu%20T%C3%BCrkistan%20T%C3%BCrklerinin%20%C3%A7%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%3A%20Yer%20K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1%20G%C3%B6k%20Siyah" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah%2F&amp;linkname=Do%C4%9Fu%20T%C3%BCrkistan%20T%C3%BCrklerinin%20%C3%A7%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%3A%20Yer%20K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1%20G%C3%B6k%20Siyah" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah%2F&amp;linkname=Do%C4%9Fu%20T%C3%BCrkistan%20T%C3%BCrklerinin%20%C3%A7%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%3A%20Yer%20K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1%20G%C3%B6k%20Siyah" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah%2F&#038;title=Do%C4%9Fu%20T%C3%BCrkistan%20T%C3%BCrklerinin%20%C3%A7%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%3A%20Yer%20K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1%20G%C3%B6k%20Siyah" data-a2a-url="https://millidusunce.com/dogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah/" data-a2a-title="Doğu Türkistan Türklerinin çığlığı: Yer Kırmızı Gök Siyah"></a></p><p>Çığlık nedir? Bu soruya, Ötüken Türkçe Sözlük şöyle cevap veriyor: İnce ve keskin bir sesle acı acı haykırma; bağırma; feryat; figan…</p>
<p>2025 Yılı Emine Işınsu Roman Yarışması’nda jüri özel ödülü alan Gazi Karabulut’un “Yer Kırmızı Gök Siyah” adlı eseri, ilk sayfasından son sayfasına kadar çığlıktır. Çin işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan kırk milyon Türk’ün feryadıdır. Ki o feryat, figan ve çığlıklar seksen küsur yıldır gök kubbeyi inletmekte; gözyaşları sel olup akmaktadır. Kardeşlerimize soykırım uygulanmaktadır. Seksen küsur yıl bu, dile kolay. İnsan ömrünü göz önüne alarak düşündüğümüzde, bu sürede yaşananlara, dört nesil şahit olmuştur.</p>
<p>İşte bu yüzden, Doğu Türkistan’da toprak al kanlara boyandığı için “yer kırmızı”dır. O topraklarda yaşayan kardeşlerimiz, gelecekleri için bir ışık, bir ümit, kendilerine uzanan bir el görmedikleri için “gök siyah”tır.</p>
<p>2010 yılının yaşandığı zamanlardı. Doğu Türkistan’dan tahsil için Türkiye’ye gelen ve vatanlarına ve evlerine dönemeyen iki akademisyen ERKİN’imiz var: Erkin Emet ve Erkin Ekrem. Türkiye’yi şehir şehir gezerek Doğu Türkistan’daki zulmü anlatmışlardı. “Bizde, erkek çocuklara, ‘hür’ anlamına gelen Erkin adları verilir.” demişlerdi.</p>
<p>Gazi Karabulut’un kitabından birkaç bölümü okuyalım:</p>
<p>Yıl 1943’tür. “… <em>Çin askeri birlikleri geri çekilmek durumunda kalmıştır. Osman Batur’un Altay’daki başarıları Doğu Türkistan’ın diğer bölgelerinde de etkisini gösterince İli (Gulca) de Alihan Töre liderliğinde büyük bir ayaklanma başlamıştır. Bu hareketin başarıya ulaşmasıyla İli’de Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulmuş ve Alihan Töre cumhurbaşkanı ilan edilmiştir.”</em></p>
<p>Şüphesiz o topraklarda yaşayan her Türk, bir devlet sahibi olunca sevinir. Fakat sevinçleri kursaklarında kalacaktır. Çünkü Rusya’nın da Çin’in de Türkistan topraklarında gözü vardır. Türk’ün düşmanları el ele verecek anlaşırlar.<em>“4-11 Şubat 1945 tarihli Yalta Konferansı kararları, kurulan hayalleri, verilen emekleri, kaybedilen canları geride bırakmıştır. … Churchill, Roosevelt ve Stalin Türkistan’ı ve İslam coğrafyasını paylaşmışlar; Doğu Türkistan’ı Çin’e, Batı Türkistan’ı Rusya’ya pay etmişlerdir.”</em> Artık o tarihten bu yana “Yer kırmızı gök siyah”tır.</p>
<p>Doğu Türkistan’da birlik sağlanarak verilen mücadele neticesini verecektir. “<em>Çin ile İli hükümetleri arasında 2 Ocak 1946’da ‘Onbir Bitim Anlaşması” </em>imzalanır. Fakat,<em> Anlaşmadan kısa bir süre önce Alihan Töre’nin ortadan kaybolması, Osman Batur’un şüphelenmesine ve İli yönetiminin Sovyet kuklası hâline gelmesi dolayısıyla onlardan yüz çevirmesine neden olmuştur. </em></p>
<p>Anlaşmaya rağmen Çin ordusu topraklarımızdan çekilmemiştir. Mücadelesini sürdüren Osman Batur’un “<em>18 yaşındaki kızı Kabiyra ile 14 yaşındaki oğlu Baydolla, anneleri Maney’in gözü önünde öldürülür. 11 yaşındaki oğlu Kariy ve 9 yaşındaki kızı Sapiyan, 20 metre derinlikte bir kuyuya atılırlar. Maney, intihara teşebbüs eder.</em>” Osman Batur, <em>“Ulusu Koruma Teşkilatı”nı kurarak mücadeleye devam eder.”</em></p>
<p>“<em>Osman Batur,</em> <em>komünistlere karşı son savaşını yaptığı Kayız’da, 17-18 Şubat 1951 gecesi sabaha karşı Çin Kurtuluş Ordusu’na”</em> esir düşecek; <em>“Urumçi sokaklarında dolaştırılacak … 29 Nisan 1951’de” </em>idam edilecektir. Osman Batur’un son sözü şöyle kayda geçecektir: “<em>Ben ölebilirim ama dünya durdukça Osman Baturlar hep var olacaktır.” </em></p>
<p>Ve artık Doğu Türkistan, Çin’in nazarında “kazanılmış toprak” tır. O toprakların sahibi Türkler üzerinde yapılan soykırım bugünlere kadar devam etmiştir. Bugünlerin aksakalı olan Mehmet Emin Han, bir konuşmasında gençlere şöyle demektedir: <em>“Yeni Osman Baturlar beklenmektedir. Yeniden bir hürriyet mücadelesi gerekmektedir. Artık sabırlar tükenmiş, Kızıl Çin yatak odalarımıza kadar girmiş, bütün kutsallarımızı almış ve soykırıma başlamıştır.”</em></p>
<p>Evet, hürriyet mücadelesi yapılmıştır, yapılmaktadır, yapılacaktır da. Ancak ucuz işçi olarak Türk kızları, gençler Çin’in diğer şehirlerine götürülmektedir. Milyonlarca kadın erkek Türk, “eğitime alınmak” adıyla kamplara götürülmekte, çeşitli işkencelere maruz kalmaktadırlar. Türkçe konuşmaları yasaklanmıştır. El yüz yıkarken abdest alır gibi göründüklerinde dayak başta olmak üzere işkencenin her türlüsünü görürler. El ve ayakları bağlanarak yapılan işkenceler… Hücre aramalarında çırılçıplak soymalar… Yiyecekleri bir kuru ekmek, çorba, su ve sonra domuz etidir… Her ay zorla ne zerk ettikleri bilinmeyen bir iğne yaparlar ve ilaç verirler. Kamplarda açlık, hastalık ve işkencelerden hayatını kaybeden binlerce Kardeşimiz…</p>
<p>Evet, Doğu Türkistan bir büyük hapishanedir. Bu iletişim çağında, haber alınamayan, dünyaya kapalı bir hapishane… “Yer Kırmızı Gök Siyah” bu topraklardan sızdırılabilen bilgilerle Gazi Karabulut’un kurguladığı bir romandır. Gazi Bey, tebrik ve teşekkür etmek için aradığımda “Yazılanların hepsi gerçek.” demiştir.</p>
<p>İnsanımıza sormak gerekir: “Doğu Türkistan’da hâl böyleyken, bugüne kadar Türkiye’de Doğu Türkistan ile ilgili kaç kitap yazılmıştır? Kaç film yapılmıştır? Kaç tiyatro salonunda kardeşlerimizin içinde bulundukları durumu anlatan piyesler sahnelenmiştir? Osman Batur, İsa Yusuf Alptekin kimdir? İlk Türkçe sözlüğümüz Dîvânu Lugâti’t Türk ile Kutadgu Bilig nerede yazılmıştır? Kâşgar nerededir? Asya coğrafyasında, Doğu Türkistan adlı bir kardeş ülke var, biliyor musunuz?” Bu soruları anketlerde ve sokak röportajlarında sorarsak Türkiye Türkleri olarak mahcup oluruz. Gazi Karabulut, bu açıdan bakıldığında yapılmayanı yapmış, kardeşlerimizin çığlıklarını yazmıştır. Töre Devlet Yayınları da kitaplaştırarak bizlere iletmiştir.</p>
<p>Bu yazıyı yazarken 1970’li yıllara gittim. Bulgaristan Başbakanı Todor Hristov Jivkov’un kardeşlerimize adlarını değiştirmek için zulmettiği, Belene Kampında işkence ettiği, 300.000 Türk’ün vatanını terk etmek durumunda kaldığı, ekseriyetinin ülkemize sığındığı günlere… O dönemde Türkiye’nin yöneticileri, bu zulmü konu edinen bir dizi film yaptırmışlardı hatırlarsanız. Film iki bölümü yayınlandıktan sonra Jivkov pes etmişti. Türkiye olarak da kenetlenmiştik. Bugünlere gelince yaşadığım hâli ve düşüncelerimi tahmin edersiniz.</p>
<p>Doğu Türkistan’ı unutmamak, unutturmamak gerekir.  Osman Batur’un vasiyeti sayılabilecek son sözü hep kulaklarımızda çınlamalıdır: “<em>Ben ölebilirim ama dünya durdukça Osman Baturlar hep var olacaktır.”</em></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah/">Doğu Türkistan Türklerinin çığlığı: Yer Kırmızı Gök Siyah</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/dogu-turkistan-turklerinin-cigligi-yer-kirmizi-gok-siyah/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile yılını uğurlarken</title>
		<link>https://millidusunce.com/aile-yilini-ugurlarken/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/aile-yilini-ugurlarken/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Dec 2025 18:44:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Rtük]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[Yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatan ailedir. Aileler, bacası tüten ocaklardır, söndürülmesine karşı duralım. Aile yaşarsa milletimiz yaşar, devletimiz yaşar. Aile yapımız güçlenirse millet ve devlet olarak da güçleniriz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/aile-yilini-ugurlarken/">Aile yılını uğurlarken</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faile-yilini-ugurlarken%2F&amp;linkname=Aile%20y%C4%B1l%C4%B1n%C4%B1%20u%C4%9Furlarken" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faile-yilini-ugurlarken%2F&amp;linkname=Aile%20y%C4%B1l%C4%B1n%C4%B1%20u%C4%9Furlarken" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faile-yilini-ugurlarken%2F&amp;linkname=Aile%20y%C4%B1l%C4%B1n%C4%B1%20u%C4%9Furlarken" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faile-yilini-ugurlarken%2F&amp;linkname=Aile%20y%C4%B1l%C4%B1n%C4%B1%20u%C4%9Furlarken" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faile-yilini-ugurlarken%2F&#038;title=Aile%20y%C4%B1l%C4%B1n%C4%B1%20u%C4%9Furlarken" data-a2a-url="https://millidusunce.com/aile-yilini-ugurlarken/" data-a2a-title="Aile yılını uğurlarken"></a></p><p>Ailecek bir odadasınız. Devamlı açık tutulan televizyonun karşısındasınız. Çok seyredilen kanalların birinde, film veya dizi film başlayacaktır. Ekranda önce +7 ikazı beliriyor ve sonra şu cümleyi okuyorsunuz:<br />
<em>“Yedi yaş üstüne uygundur. Şiddet ve olumsuz ögeler içermektedir.”</em><br />
O anda aile büyükleri olarak, yedi yaşında veya o yaşın altındaki çocuklarınıza <em>“Haydi yavrum, sen odana git. Oyuncaklarınla oyna!”</em> mı diyeceksiniz? Sekiz, dokuz, on veya on iki yaşlarındaki çocuklarınızın odada kalmasını uygun mu göreceksiniz? Olumsuz ögelerin yedi yaşından büyük çocuklarınıza zarar vermeyeceğini mi düşüneceksiniz?<br />
Bir soru daha: Olumsuz ögeler nelerdir?<br />
Tespit ettiğim ve beni en çok rahatsız eden ve birbiriyle irtibatlı birkaç “olumsuz öge”yi sıralayacağım:<br />
-Filmin kahramanlarından evli kadın veya erkekten birinin bir sevgilisi vardır. Bu konunun açığa çıkma seyri, seyredilirliği sağlamak için diziler boyu merak unsuru olarak kullanılmaktadır.<br />
-Çocuk kahramanın hangi kadından doğduğu da senaryonun konusudur. Çocuk, anne bildiğinin öz annesi veya baba bildiğinin öz babası olmadığından habersizdir ve bu konu da merak unsuru olarak her bölümde işlenmektedir.<br />
-Bu tür konular içinde DNA araştırmaları ve gebelik testleri yapılması hemen hemen her filmde yer almaktadır.<br />
Yapımcıların bu tür konularda, “olumsuz ögelerde” ısrar etmeleri aile yapımıza zarar vermektedir. Son yıllarda boşanmalar artmıştır. Aile yapımız büyük bir sarsıntı geçirmekte, millet olarak da huzurumuz bozulmaktadır. O zaman şu soruları sormadan edemiyorum:<br />
-Bu gidişata dur demek gerekmiyor mu?<br />
-Yetkili kurumlar, yetkililer üzerlerine düşenleri yapmış mıdır?<br />
-Aile yapımızı korumakla görevli T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bu tür yapımlara karşı neler yapmıştır?<br />
-Gözü her an televizyon kanallarının üzerine olan RTÜK, aile yapımıza zarar veren filmleri yayımlayan televizyon kanallarına veya yapımcılara hangi yaptırımları uygulamıştır?</p>
<p>Atalarımız yıllara sıçgan yılı: fare yılı, ud yılı: sığır yılı, bars yılı: pars yılı, tavışgan yılı: tavşan yılı … gibi adlar verirlerdi. Son yıllarda biz de yıllara ad vermeye başladık. 1979’a çocuk yılı demiştik, sonraki yılları sakatlar (sonra özürlüler, daha sonra da engelliler dedik) yılı, gençlik yılı diye adlandırmıştık. 1985’de şu şiiri yazmışım:<br />
RAHATIZ / Bin dokuz yüz yetmiş dokuz / Çocuk yılıydı, bitti. / Sakatlar yılı, gençlik yılı da geçti. / Böylece meseleleri geride bıraktık / Rahatız artık / Huzurluyuz…<br />
2024’ü emekliler yılı olarak yaşamış, büyük umutlarla yaşadığımız bu yılı hüsranla geride bıkmıştık. Aile yılı adını verdiğimiz 2025’i de geride bırakmamıza on küsur gün kaldı. Ne emeklilerin dertlerine derman olabildik ne de aile yapımızın korunması ile ilgili tedbirler alabildik. Bu olumsuzluklar karşısında şu dilekte bulunuyorum: Sakın ola ki 2026’ya bir ad verilmesin.<br />
Unutulmaması gerekir: Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatan ailedir. Aileler, bacası tüten ocaklardır, söndürülmesine karşı duralım. Aile yaşarsa milletimiz yaşar, devletimiz yaşar. Aile yapımız güçlenirse millet ve devlet olarak da güçleniriz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/aile-yilini-ugurlarken/">Aile yılını uğurlarken</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/aile-yilini-ugurlarken/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Heştek tutmadı lansman verelim</title>
		<link>https://millidusunce.com/hestek-tutmadi-lansman-verelim/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/hestek-tutmadi-lansman-verelim/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 06:14:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51927</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tam ümitsizliğe kapılmışken aklıma, emekli Türkçe / Edebiyat Öğretmeni Fahrettin Koyuncu’nun dil yanlışlarını konu edindiği “Ağzına Biber Sürerim” adlı kitabı gelince rahatlıyorum. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hestek-tutmadi-lansman-verelim/">Heştek tutmadı lansman verelim</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhestek-tutmadi-lansman-verelim%2F&amp;linkname=He%C5%9Ftek%20tutmad%C4%B1%20lansman%20verelim" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhestek-tutmadi-lansman-verelim%2F&amp;linkname=He%C5%9Ftek%20tutmad%C4%B1%20lansman%20verelim" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhestek-tutmadi-lansman-verelim%2F&amp;linkname=He%C5%9Ftek%20tutmad%C4%B1%20lansman%20verelim" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhestek-tutmadi-lansman-verelim%2F&amp;linkname=He%C5%9Ftek%20tutmad%C4%B1%20lansman%20verelim" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhestek-tutmadi-lansman-verelim%2F&#038;title=He%C5%9Ftek%20tutmad%C4%B1%20lansman%20verelim" data-a2a-url="https://millidusunce.com/hestek-tutmadi-lansman-verelim/" data-a2a-title="Heştek tutmadı lansman verelim"></a></p><p><em>“Bu heştek ile lansman da nereden çıktı?”</em> diyebilirsiniz. Bu kelimeleri tanımayanlar da anlamlarının ne olduğunu sorabilirler. Ben de bilmiyordum, öğrendim. Anlatayım.</p>
<p>Hatırlarsınız birkaç yıl önce bazı televizyon kanallarında, tespit ettikleri bir konu üzerinden sabah programları yapılmaya başlanmıştı. Ekranın alt köşelerinden birine, dile getirilecek konuyu belirtmek için mesela; “<em>Heştek: Zamlar”</em> veya <em>“Heştek: Emeklinin Hâli?”</em> türünden yazılar iliştiriliyordu. <em>“Heştek salgını”</em> televizyondan televizyona bulaşmaya başlamıştı.</p>
<p>Araştırdım. Heştek, İngilizce bir kelime olan hasthag kelimesinin okunuş şekliydi. Türkçede pek çok karşılığı olmasına rağmen inatla kullanılıyordu. Sabredemedim, bir televizyon kanalının sitesine girerek e-posta adresine yazdığım şu mesajla tepkimi gösterdim:</p>
<p><em>“Konu, konu başlığı, gündem, etiket gibi Türkçe kelimeler varken niçin bir yabancı kelimede ısrar ediyorsunuz?”</em></p>
<p>Zaman içinde pek çok kişi tepki göstermiş olmalıydı ki heştek kaldırıldı; ekran köşelerinde etiket, konu, başlık gibi kelimelerimiz kullanılmaya başlandı. Sevinmiştim. Ancak sevincim kursağımda kaldı.</p>
<p>Son aylarda, bazı televizyon kanallarına, bazı firmaların verdiği reklamlarda “lansman” kelimesi kullanılmaya başlamasın mı! Reklam metni içinde “… lansmana özel…” deniyordu. Yine hemen araştırdım. Lansman, Fransızca bir terimdi ve Türkçe karşılığı tanıtım idi. Bu kelime aynı zamanda “tanıtım süreci” anlamına da geliyordu.</p>
<p>Yaptıkları iş reklamcılığın mantığına da aykırıydı. Çünkü bir ürünün reklamı en anlaşılır kelimelerle kurulacak cümlelerle yapılmalıydı. Bu kelimenin anlamını, sokaktaki yüz kişiye sorsak ancak İngilizceye vakıf birkaç kişi bilebilir. “Tanıtıma özel…” veya “tanıtım sürecine özel” deseler bence daha doğru olacak.</p>
<p>Bu iki kelime ile ilgili olarak kendi kendime:<em> “Sabırlı ol! Heştek kelimesinde birkaç yıl ısrar edildiyse de vazgeçildi; Türkçe kelimeler kullanılmaya başlandı. Zaman içinde lansmandan da vazgeçerler…”</em> diyorum. Diğer taraftan da, <em>“Acaba ‘Heştek tutmadı Lansman verelim!’ mi diyorlar? Acaba Türkçe Kalesi’nin surlarında delik açmaya mı çalışılıyor?”</em> diye düşünmeden de edemiyorum. <em>“İş yerlerine ve çocuklarımıza yabancı dilde verilen adlar, yabancı dillerde kelimeler ve cümleler yazılı tişörtlerle ve daha nice saldırılarla Türkçe Kalesi’nde nice delikler açılmadı mı?”</em> diye sorduğunuzu da duyar gibi oluyorum.</p>
<p>“RTÜK ilgilenir mi acaba? CİMER’e yazsam netice alır mıyım?” Bu sorulara ise mantığım hiç olumlu cevap vermiyor. Tam ümitsizliğe kapılmışken aklıma, emekli Türkçe / Edebiyat Öğretmeni Fahrettin Koyuncu’nun dil yanlışlarını konu edindiği “Ağzına Biber Sürerim” adlı kitabı gelince rahatlıyorum. En iyisi bu tür reklamcı, programcı vd. kişileri Fahrettin Hoca’ya havale etmek.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hestek-tutmadi-lansman-verelim/">Heştek tutmadı lansman verelim</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/hestek-tutmadi-lansman-verelim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Temel Kitabımız: Türkçülüğün Esasları</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Oct 2025 18:33:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Kallimci]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51446</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçülüğün Esasları, 100 yıl önce yazılmış ve yalnız o zamana hitap eden bir eser değildir. Bugün ve yarınlarda kitaplığımızda, kütüphanelerimizde, liselerimizde bulunması; okunması, okutulması gereken bir kitaptır.  </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari/">Bir Temel Kitabımız: Türkçülüğün Esasları</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari%2F&amp;linkname=Bir%20Temel%20Kitab%C4%B1m%C4%B1z%3A%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20Esaslar%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari%2F&amp;linkname=Bir%20Temel%20Kitab%C4%B1m%C4%B1z%3A%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20Esaslar%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari%2F&amp;linkname=Bir%20Temel%20Kitab%C4%B1m%C4%B1z%3A%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20Esaslar%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari%2F&amp;linkname=Bir%20Temel%20Kitab%C4%B1m%C4%B1z%3A%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20Esaslar%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari%2F&#038;title=Bir%20Temel%20Kitab%C4%B1m%C4%B1z%3A%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20Esaslar%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari/" data-a2a-title="Bir Temel Kitabımız: Türkçülüğün Esasları"></a></p><p>2000’li yılların ilk çeyreği içindeydik. İbrahim Metin ağabey, sahibi olduğu 1970’li yılların Töre Devlet Yayınevi’ni yaşatmaya çalışıyordu. Ancak yaşı ilerlemişti. Yayınevini, Yeni Ufuk Dergisi etrafında toplanan gençlere devretti. 2023 yılında Cumhuriyet’imizin kuruluşunun 100. yılı kutlanacak, Ziya Gökalp da vefatının 100. yılında anılacaktı.  Gençler büyük düşündüler; Töre Devlet Yayınları ile büyük bir projeyi hayata geçirdiler.</p>
<p>O Ziya Gökalp ki Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ün “fikir babam” dediği büyük insandı. “Türk milliyetçiliği denildiğinde Ziya Gökalp, temel eserlerin en başında da Türkçülüğün Esasları gelir.” ve “Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliğini, dağınık düşünceler manzumesi olmaktan kurtarıp bir fikir sistemi haline getiren ve bu fikir okulunun ilk başöğretmeni olma vasfını kazanan büyük adamdır.” dediler. <strong><em>“Marksizm için Karl Marks ve Das Kapital ne ise, kapitalizm için Adam Smith ve Milletlerin Zenginliği ne ise Türk milliyetçiliği için Ziya Gökalp ve Türkçülüğün esasları da odur.”</em></strong>; “Türkçülüğün Esasları, sıradan bir kitap değil; sahibi ve kaynağı Türk milleti olan bir davanın, ilk teori ve program kitabıdır.” ve “Ziya Gökalp; bu eserinde, o günün şartlarında, Türk milletinin kurtuluş reçetesini koymuş, kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi esaslar üzerinde şekillenmesi gerektiğini anlatmıştır.” diye düşünerek  Türkçülüğün Esasları’nı yayımladılar. Daha sonra Saffet Örfi’nin  Ziya Gökalp, Ali Güler’in Cumhuriyete Ruh Veren Adam Ziya Gökalp  adlı kitaplar ile  Büyük Mürşit Ziya Gökalp Belgeselini insanımızla buluşturdular. Ziya Gökalp konulu kısa film ile Ziya Gökalp şiirleri beste yarışması yaptılar.</p>
<p>Evet, Töre Devlet Yayınevi’nin yeni sahipleri büyük düşünmüşlerdi. Bu çok yönlü proje ile hem Cumhuriyet&#8217;imizin 100. yılı kutlandı hem Türkçülüğün Esasları, insanımızla yeniden buluşturuldu hem de Ziya Gökalp, adına yaraşır bir şekilde anıldı. Ruhu şad olmuştur diye düşünüyor; Töre Devlet Yayınları mensuplarını kutluyorum.</p>
<p>Bu uzun girişten sonra gelelim Türkçülüğün Esasları’na… Kitap yüz yıl önce Arap harfleriyle yazılmış ve basılmıştır. Bayram Eskin, Arap harflerinden yeni harflere çevirmiştir. İlk 166 sayfada yeni harflerle yazılan bölüm ve altı sayfa tutarında bir sözlük yer almıştır. Okuyucuya kolaylık olsun diye bu sözlüğe alınan 500’den fazla Arapça ve Farsça kelime bence yeterlidir. Sözlükte yer almayan kelimelerin anlamlarına internetten ulaşılabilir. İkinci bölümde kitabın ilk baskısının tıpkıbasımına yer verilmiştir ki böylece okuyucuya, eserin ilk baskısı ile tercümesinin karşılaştırmasını yapma imkânı sağlanmıştır. Kitap, kaliteli bir kâğıda basılmış, deri malzemeyle ciltlenmiş ve yine ciltlenmiş bir kutu içinde satışa sunulmuştur.</p>
<p>Gökalp, iki kısım şeklinde yazdığı eserin ilk bölümünde Türkçülüğü anlatmıştır. Bu bölümün başlıkları şunlardır: <strong><em>Türkçülüğün Tarihi / Türkçülük Nedir / Türkçülük ve Turancılık / Hars ve Medeniyet / Halka Doğru / Garb’a Doğru / Tarihî Maddecilik ve İçtimaî Mefkûrecilik /Millî Vicdanı Kuvvetlendirmek / Millî Tesanüdü Kuvvetlendirmek / Hars ve Tehzib.</em></strong></p>
<p>İkinci kısımda da Türkçülüğün programını ortaya koyulmuştur. Program şu ana başlıklarla sunulmuştur:<strong><em> Lîsanî Türkçülük / Bediî Türkçülük / Ahlâkî Türkçülük / Hukukî Türkçülük /Dinî Türkçülük / İktisadî Türkçülük / Siyasî Türkçülük.</em></strong></p>
<p>Türkçülüğün Esasları’nı yıllar sonra bir defa daha okuyunca şöyle bir düşündüm: O, bir temel eserimizdir. Yüz yıl önce, bu topraklardan Türk adının ve hâkimiyetinin silinme tehlikesinin yaşandığı yıllarda yazılmış ve ruhlarımıza ilaç olmuştur. Gökalp ve onun gibi düşünenlerin gösterdiği yolda yürünerek Türkçe ve Türklük bilinci yeniden hayat bulmuş; Cumhuriyet’imiz kurulmuştur.</p>
<p>Gökalp, eserinin 21. sayfasında, bu sonuca varılmasında Atatürk’ün yerini şöyle belirtir:</p>
<p><strong><em>“Türkleri Türkçülük mefkûresi etrafında birleştirerek büyük bir inkıraz (yıkılma) tehlikesinden kurtarmaya muvaffak olan büyük dâhi zuhur etmeseydi bütün hareketler akim (sonuçsuz) kalacaktı. Bu büyük dâhinin ismini söylemeye hâcet yok. Bütün cihan bugün Gazi Mustafa Kemal Paşa ismini mukaddes bir kelime addederek her an hürmetle anmaktadır. Evvelce Türkiye’de, Türk milletinin hiçbir mevkii yoktu. Bugün, her hak Türk’ündür. Bu topraktaki hâkimiyet Türk hâkimiyetidir; siyasette, harsta, iktisatta hep Türk halkı hâkimdir. Bu kadar kat’î ve büyük inkılâbı yapan zât, Türkçülüğün en büyük adamıdır. Çünkü düşünmek ve söylemek kolaydır. Fakat yapmak ve bilhassa muvaffakiyetle neticelendirmek çok güçtür.”</em></strong></p>
<p>Yazımı şu cümlelerle bitiriyorum: Türkçülüğün Esasları, 100 yıl önce yazılmış ve yalnız o zamana hitap eden bir eser değildir. Bugün ve yarınlarda kitaplığımızda, kütüphanelerimizde, liselerimizde bulunması; okunması, okutulması gereken bir kitaptır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari/">Bir Temel Kitabımız: Türkçülüğün Esasları</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-temel-kitabimiz-turkculugun-esaslari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konusunu adında özetleyen kitap: İki Gözüm Türkçe</title>
		<link>https://millidusunce.com/konusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/konusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 18:31:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51213</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yağmur Tunalı yine de ümitlidir: “Yüz yıl öncesinde olduğu gibi bütün Türklerin gözü Türkiye’dedir. Türkçe yeniden bütün lehçeleriyle yakın temasa geçebileceği bir tarih dönemine girmiştir."</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/konusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce/">Konusunu adında özetleyen kitap: İki Gözüm Türkçe</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkonusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce%2F&amp;linkname=Konusunu%20ad%C4%B1nda%20%C3%B6zetleyen%20kitap%3A%20%C4%B0ki%20G%C3%B6z%C3%BCm%20T%C3%BCrk%C3%A7e" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkonusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce%2F&amp;linkname=Konusunu%20ad%C4%B1nda%20%C3%B6zetleyen%20kitap%3A%20%C4%B0ki%20G%C3%B6z%C3%BCm%20T%C3%BCrk%C3%A7e" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkonusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce%2F&amp;linkname=Konusunu%20ad%C4%B1nda%20%C3%B6zetleyen%20kitap%3A%20%C4%B0ki%20G%C3%B6z%C3%BCm%20T%C3%BCrk%C3%A7e" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkonusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce%2F&amp;linkname=Konusunu%20ad%C4%B1nda%20%C3%B6zetleyen%20kitap%3A%20%C4%B0ki%20G%C3%B6z%C3%BCm%20T%C3%BCrk%C3%A7e" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkonusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce%2F&#038;title=Konusunu%20ad%C4%B1nda%20%C3%B6zetleyen%20kitap%3A%20%C4%B0ki%20G%C3%B6z%C3%BCm%20T%C3%BCrk%C3%A7e" data-a2a-url="https://millidusunce.com/konusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce/" data-a2a-title="Konusunu adında özetleyen kitap: İki Gözüm Türkçe"></a></p><p>Yağmur Tunalı,”İki Gözüm Türkçe” adında bir kitap yayımladı.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> “Ülkemizde Türkçeyi en iyi yazan ve konuşanlar kimlerdir?” diye bir araştırma yapılsa Tunalı, listenin üst sıralarında yer alır. O, her Türk milliyetçisi gibi dilimiz konusunda dertlidir, sıkıntılıdır. Bu hâl ona bu kitabı yazdırmıştır ve teşhisi de şöyledir: “<em>1930 sonrasında dil konuşmalarımızın ekseni kaydı. Dili ideolojik zeminde konuşmaya ve yaşamaya başladık. Dil görüşü arızalıdır.</em> <em>Dilimizi bilmiyoruz. Dil dikkatimiz yok. Kötü konuşuyoruz, yazamıyoruz. Bozulması bütün bir milleti, bugünü ve geleceği bozan-bozacak, yoran-yoracak bir derdimizdir. İyiyi kötüden ayıracak dil ölçümüz kayboldu. Dahası bilenler azdan az kaldı.”</em></p>
<p>Şikâyetçidir:<em> “Dil Kurumu susuyor. Üniversiteler başka işlerle meşgul. Dilci, edebiyatçı kültürle uğraşan akademisyenlerden ses yok.”</em> Müzik alanında yazdıkları da sayfaları doldurmuştur. Ona göre hafif müzik sanatçıları Türkçeyi bozmuştur:<em> “Türkçe katliamında önde gidenin Minik Serçe’dir, Sezen Aksu’nun eserleri Türk diline göre bestelenmiş değildir.” </em>iddiasında bulunur. Tarkan için<em> “Tek nefeste okunacak cümleyi beş yerde nefes alarak okuyor.” </em>der<em>. </em></p>
<p>İkaz eder: “<em>Bizi biz yapan dilimizdir.</em> <em>Türkçe varsa Türklük vardır. Türkçesiz Türklük olmaz.”</em> <em>“Türk demek, önce Türkçe demektir.” “Milleti sevmek dilsiz olmaz. Kim ben ülkemi seviyorum diyorsa diline bakmak lazımdır.” “Türkçeyi sevmek vatanı sevmektir.” “Dil karşısında tarafsız kalınamaz.” </em>“<em>Bizde dil hassasiyeti olmadığı için İngilizce baskısı âzâmi had ve derecede hissediliyor. Gümrükler tamamen açık. Üniversite bu gümrüksüzlüğü körüklüyor. Hazır kelime ve kavram naklederek kolaylığı tercih ediyor.” </em>Türkçe dışında bir dille eğitim öğretim yapılamayacağını belirtir; <em>“Kendi dillerinin ikinci plana düştüğü bir sistemde ülkeye bağlı nesiller yetişmesinde sıkıntılar doğar.” </em>diyerek eğitim öğretimde Türkçenin önemine vurgu yapar. Yahya Kemal’in sözünü hatırlatır: <em>“Türkçenin çekilmediği yer vatandır.”</em></p>
<p>Ayrıntılara girer: “<em>Dili millet yapar, sahibi de odur, milleti de dil yapar.</em>” Uydurma dile ve sadeleştirmeye karşı çıkar. “<em>Öz Fransızca, Öz Arapça, Öz İngilizce olmayacağı gibi Öz Türkçe olmaz.</em>” der. “<em>Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp çizgisi doğruydu</em>.” der. “<em>Bir dil için esas olan ses ve mîmâriydi (grameri, sentaksı, cümle dizilişi).</em>” der. “<em>Masa başında dil doğramak olmaz. Neleri kesip biçtiğinizi ve neleri kaybettiğinizi bilmelisiniz.</em>” diye ekler. “<em>Bir dilin millîliği cümle yapısı ve sesi ile belli olur.</em>” diyerek şu iddiada bulunur: “<em>Eğer bu iki esas bozulmamışsa o dile her yerden kelime gelebilir.” “Asırlardan beri aldığımız her kelimeyi Türk gibi söylerdik, kendi sesimizi verir Türkleştirirdik.” </em>der ve bir tespitte bulunur:<em> “Bugün bir tehlikenin içindeyiz. Batıdan aldığımız kelimeleri olduğu gibi kabul ediyoruz.”</em></p>
<p>Tunalı’ya göre bir dili en iyi konuşanlar tiyatro sanatçıları, radyo ve televizyonların spiker ve sunucularıdır. Fakat tiyatrocularımızı ve mikrofon kullanan profesyonelleri, dili bozanlar arasında görmekten üzüldüğünü belirtir. Onların Türkçeyi en iyi konuşanlar olması gerektiğini söyler. “<em>Şimdi de bilerek, isteyerek bozuyorlar. … TRT’de düzgün söyleyen, seslendiren üç spiker kalmamıştır.</em>” dedikten sonra RTÜK’ün “<em>Kötü Türkçe konuşanı, söyleyeni spiker, muhabir, sunucu yapamazsınız.</em>” demesini bekler. Konuşanların vurgulamaları ve tonlamaları tam yapmamasından, duraklarda durmayıp veya durulmaması gereken yerde durmalardan yakınır.</p>
<p>Reçeteyi de not eder: “<em>Edebiyat ve metinler üzerinden bir dil dikkati ve sevgisi yerleştirmek gerekirken, sanırım bunu anlamakta da zorlandık, zorlanıyoruz. … Kullandığımız dile dikkat etmek, yanlışı doğruyu titizlikle seçmek, dilimizin tarih içindeki macerasını anlamaya çalışmak, sözlerin tadını almak ve tadını duyurmak… Bu da edebî metinlerle, özellikle şiir ve müzikle olur. … Doktor yetiştirecekseniz önce Türkçe öğreteceksiniz. Mühendisiniz kendi ana dilini bildiği ölçüde mesleğinde kuvvetlenecek, bu toprağa bağlanacak ve onunla hizmetini görecektir. Çocuklarımız Türkçe sevgisi bilgisiyle yetişecekler. Başka yol yoktur.”</em></p>
<p>Yağmur Tunalı yine de ümitlidir: “<em>Yüz yıl öncesinde olduğu gibi bütün Türklerin gözü Türkiye’dedir. Türkçe yeniden bütün lehçeleriyle yakın temâsa geçebileceği bir tarih dönemine girmiştir. İletişim çağında bu akış hızlanacak ve tahmin edilenden daha çabuk bir dil kaynaşması ve birleşmesi yaşanacaktır.</em>”</p>
<p>Gördüğünüz gibi, kitaba verilen ad, konunun özeti olmuştur. Türkçe, Türk milletinin iki gözüdür.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> İki Gözüm Türkçe, A. Yağmur Tunalı, Bilge Kültür Sanat Yayını, İstanbul, 2024</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/konusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce/">Konusunu adında özetleyen kitap: İki Gözüm Türkçe</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/konusunu-adinda-ozetleyen-kitap-iki-gozum-turkce/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu tür kitaplara ihtiyacımız var</title>
		<link>https://millidusunce.com/50962-2/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/50962-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2025 18:23:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=50962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kürşad Güç’ün bu kitabı, yakın zamandaki Türkiye-Rusya ilişkilerini düşündürmesiyle dersler çıkarmamızı sağlayacak önemli bir eserdir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/50962-2/">Bu tür kitaplara ihtiyacımız var</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F50962-2%2F&amp;linkname=Bu%20t%C3%BCr%20kitaplara%20ihtiyac%C4%B1m%C4%B1z%20var" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F50962-2%2F&amp;linkname=Bu%20t%C3%BCr%20kitaplara%20ihtiyac%C4%B1m%C4%B1z%20var" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F50962-2%2F&amp;linkname=Bu%20t%C3%BCr%20kitaplara%20ihtiyac%C4%B1m%C4%B1z%20var" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F50962-2%2F&amp;linkname=Bu%20t%C3%BCr%20kitaplara%20ihtiyac%C4%B1m%C4%B1z%20var" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F50962-2%2F&#038;title=Bu%20t%C3%BCr%20kitaplara%20ihtiyac%C4%B1m%C4%B1z%20var" data-a2a-url="https://millidusunce.com/50962-2/" data-a2a-title="Bu tür kitaplara ihtiyacımız var"></a></p><p>“Soğuk Savaş Sonrası Rus Dış Politikasında Ontolojik Güvenlik” uzun adıyla yayımlanmış bir eseri tanıtmaya çalışacağım. Bu kitap<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> bir doktora tezinin kitaplaşmış şeklidir; biz Türkler için önemlidir. Bu tür kitaplara ihtiyacımız var. Prof. Dr. Erel Tellal’ın sunuş yazısında “Kürşad Güç’ün tezi, danışmanlığını yürüttüğüm onlarcası arasında en değerlilerinden biridir.” diye not düşmesi bu önemi belirtmek içindir. Kürşad Güç bu çalışmasında, Rusya’nın soğuk savaş sonrası geçirdiği süreçleri ve ortaya koyduğu eylemleri “ontolojik güvenlik” kavramıyla açıklamıştır.</p>
<p>Kitap iki bölüm şeklinde yazılmıştır. İlk bölümde “ontolojik güvenlik” terimi en geniş şekilde, 33. &#8211; 106. sayfalar arasında açıklanmıştır ve tam 74 sayfayı işgal etmiştir. Hemen hemen bir kitap hacmine ulaşan bu bölüm, bir tezde yer alabilir fakat kitaplaşırken ontolojik güvenliğin anlatıldığı bölümün tamamen kaldırılabilir veya çok kısa şekilde anlatılabilirdi. Bu düşüncemi ilettiğimde yazar; “Yayınevi de aynı görüşteydi ben kabul etmedim.” demiştir.</p>
<p>Giddens&#8217;ın ontolojik güvenliği; “<em>insanın / devletin öz kimliğinin sürekliliğine ve çevresindeki sosyal ve maddi eylem ortamlarının tutarlılığına duyduğu güven</em>” şeklinde açıkladığı bilgisini verdikten sonra 242 sayfalık ana bölüme geçelim.</p>
<p>Kürşad Güç, “<em>Merkezi planlamanın esas unsur olduğu Sovyet ekonomik modeli, 1970’lerin ortasından itibaren işlevini yitirmeye başlamış ve 1980’lerin ortasına gelindiğinde işleyemez hâle gelmişti.” </em>tespitini yapar.  “<em>Stalin dönemindeki -Türklere yapılan soykırımlar, sürgünler başta olmak üzere yokluk, yoksulluk ve uzun kuyruklar”</em> bu teşhisin göstergesidir. Bu dönemin yöneticisi Boris Yeltsin ile Gorbaçov öne çıkan isimlerdir. Tıkanmış ve hareket kabiliyeti iyice zayıflamış olan Sovyet sistemini kökten revize etmek için “yeniden yapılanma” süreci başlatılır, “açıklık ve demokratikleşme” politikaları devreye sokulur. Dergi ve gazetelerde sistem eleştirilmeye, meydanlarda gösteriler, iş yerlerinde grevler yapılmaya başlanır. Televizyonlarda 14.000 askerin öldüğü Afganistan çıkarması, Stalin’in suçları ve yolsuzlukları, askeri, sanayinin ekonomik kaynakları sömürmesi gibi konular tartışmaya açılır.  Bu ortamda Rus halkı muhafazakârlar, devrimciler, karşı devrimciler ve reformcular olarak bölünür.</p>
<p>Batı yanlıları, SSCB dış politikasında; ABD ile silahsızlanma sürecini geliştirmek, uluslararası kapitalist sisteme eklenmek, Doğu Avrupa ülkelerinin de kapitalist sisteme eklenmesini desteklemek düşüncesiyle hareket ederler. Öte yandan bu anlayışta olan Rusları “<em>ülke içinde beşinci kol faaliyeti yürüten hainler</em>” olarak gören, ülkenin “<em>kendi tarihi geleneklerine ve misyonuna yaslanarak bir imparatorluk olarak yükselmesini</em>” savunan medeniyetçiler de vardır. Devletçi anlayışta olanlar da “<em>Batı ile koşulsuz bir ittifaktan ziyade onlarla dengeli işbirliklerine girilmesini, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle yakınlık kurulmasını</em>” savunmaktadırlar.</p>
<p>Fakat 1990’lara gelindiğinde “<em>ne kapsayıcı bir kimliği temellendirecek bir anlatı üretilebilir ne de bu anlatıyı bedensel anlamda somutlaştıracak kurumsal bir istikrar</em>” yakalanabilir. Rusya “<em>beden ehliyetini</em>” kaybeder. Ülke ve hatta ordu çözülür. Beş Türk Cumhuriyeti bağımsızlıklarını ilan eder. Milyonlarca Rus kökenli insan eski Sovyet ülkelerinin topraklarında kalır. Ekonomi çöker. Bu ortamda “<em>yüksek miktarda nakit para Batı’daki bankalara aktarılmıştır; boğazına kadar yolsuzluğa batmış devlet memurları</em>” devlet yönetiminde etkilidirler. Rusya, “<em>Batılı devletlere eşit bir ortak değil ancak onlara muhtaç olan, dalga geçilen</em>” bir devlet konumuna gelir.” İMF’den alınan borçlar da yaraya merhem olmaz.</p>
<p>31 Aralık 1999 sonrası Putin dönemidir. Putin, Batı karşıtlığın öne çıkararak Rusya’yı yeniden ayağa kaldırmak, millet olma duygusunu yaramak, toplumun birliğini sağlamak için çalışır. Ortadoksluğu bu amacı için kullanır. Orduyu güçlendirir. Çeçenistan isyanını bastırması, Gürcistan Savaşı, Ukrayna’ya müdahale ederek Kırım’ı işgal ve ilhak etmesi, devletin bedenini ayağa kaldırma gayretleridir. Son yıllarda Suriye’de Esad’ı destekleyerek 210 farklı silahını denediği Ortadoğu’da güç gösterisi yapması da böyle görülmelidir.</p>
<p>Kürşad Güç; “<em>Demir yumruk yönetimi altında askeri zaferlerle kimlik inşa etme üzerine kurulu Rusya’nın çatışmalar çağında geri planda durmayacağı</em>” görüşündedir. “<em>Çatışmaların küresel siyasi fay hatlarında kırılmalara, kırımların üreteceği büyük yıkımlara sebep olacağını, ayakta kalanların yeni dönemin şartlarını belirleyeceğini” </em>ifade etmektedir.</p>
<p>Bir kitabın tanıtımı için bu kadarı yeterlidir. Benim görüşüm: Rusya bugünlerde de ABD ve Batı tarafından “<em>dalga geçilen</em>” ve ekonomisi çökmüş bir ülkedir. Bu hâldeyken gözü hâlâ sıcak denizlerde, Türkiye’de, Avrupa’da kaybettiği topraklarda, Türkistan’da, Ortadoğu’dadır. Ekonomik gücünü özellikle Ukrayna’da ve çevresine ihtirasla bakışının getirdiği hamlelerle tüketmekte olan, küçülen, daha da küçülecek olan bir ülkedir.</p>
<p>Kürşad Güç’ün bu kitabı, yakın zamandaki Türkiye-Rusya ilişkilerini düşündürmesiyle dersler çıkarmamızı sağlayacak önemli bir eserdir. Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkisi olan, coğrafi açıdan yakınımızda veya uzakta bulunan her devlet için yazılmış bu tür araştırmalara ve kitaplara ihtiyacımız var. Hatta “<em>Son Elli Yılda Türkiye İç ve Dış Politikalarında Ontolojik Güvenlik</em>” adlı kitaplara da ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü “Eğitim şart!” deriz ya hani, <em>algı ninnileriyle</em> teslim olduğumuz derin uykudan uyanmamız için “Bilgilenmemiz şart!”</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><em><strong>[1]</strong></em></a><em> Soğuk Savaş Sonrası Rus Dış Politikasında Ontolojik Güvenlik, Dr. Kürşad Güç, Panama Yayını, Ankara, Mayıs</em> 2022</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/50962-2/">Bu tür kitaplara ihtiyacımız var</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/50962-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu kitap tanıtılmaya değer mi?</title>
		<link>https://millidusunce.com/bu-kitap-tanitilmaya-deger-mi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bu-kitap-tanitilmaya-deger-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Jul 2025 17:51:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=50872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siz, bu yazıdaki “Namık öğretmen” yerine “Nazmi öğretmen” kelimelerini koyunuz. Çünkü Nazmi Şimşek Bey, “Ben şunları yaptım!” demeye erindiği için anılarını Namık öğretmenin baş kahramanı olduğu bu romanı yazmıştır</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-kitap-tanitilmaya-deger-mi/">Bu kitap tanıtılmaya değer mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kitap-tanitilmaya-deger-mi%2F&amp;linkname=Bu%20kitap%20tan%C4%B1t%C4%B1lmaya%20de%C4%9Fer%20mi%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kitap-tanitilmaya-deger-mi%2F&amp;linkname=Bu%20kitap%20tan%C4%B1t%C4%B1lmaya%20de%C4%9Fer%20mi%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kitap-tanitilmaya-deger-mi%2F&amp;linkname=Bu%20kitap%20tan%C4%B1t%C4%B1lmaya%20de%C4%9Fer%20mi%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kitap-tanitilmaya-deger-mi%2F&amp;linkname=Bu%20kitap%20tan%C4%B1t%C4%B1lmaya%20de%C4%9Fer%20mi%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kitap-tanitilmaya-deger-mi%2F&#038;title=Bu%20kitap%20tan%C4%B1t%C4%B1lmaya%20de%C4%9Fer%20mi%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bu-kitap-tanitilmaya-deger-mi/" data-a2a-title="Bu kitap tanıtılmaya değer mi?"></a></p><p>Bir kitabı okuduğumda kendime sorarım: Bu kitap tanıtılmaya değer mi? Roman tarzında yazılmış “Muallim” adlı romanı okuyunca da sordum: “Bu kitabı<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> okunur ve tanıtılmaya değer bulmak için sebepler nelerdir?” Hemen “Evet! Çünkü içinde 1950’li yıllardan günümüze kadar eğitim öğretim politikamızın irdelenmesi var.” dedim ve sonra ayrıntılara geçtim:</p>
<p>Devlet, Yozgat’ın bir köyünde doğan Namık adlı çocuğun elinden tutarak Tokat Öğretmen Okulu’nda yatılı okutur. Bıyıkları yeni terlemeye başlayan on sekiz yaşındaki genci planlı, programlı, araçlı, öğrenci merkezli görev yapacak bir öğretmen, bir aydın olarak yetiştirir. Gönlünü Türk milleti ve vatan sevgisiyle doldurur. Omuzlarına Türkiye Cumhuriyeti’ni kalkındırma görevini yükler. Devlet o gence / gençlere güvenir ve onlardan yılların şatlarına göre azami verim de alır. Savımı örneklerle destekleyeyim…</p>
<p>Namık öğretmenin bir köyde, sınıf okutan okul müdürü olarak öğretmen arkadaşlarıyla el ele vererek yaptıkları şunlardır:</p>
<p>*Okulun çok aşınmış sıralarını kullanılabilir, üzerlerinde yazı yazılabilir duruma getirirler.</p>
<p>*54 devamsız öğrencinin okula gelmesini sağlarlar.</p>
<p>*Öğrencilerine halk oyunlarını öğretirler.</p>
<p>*Köy gençleriyle bir piyesi sahneye koyarlar; sahalar yaptırarak futbol ve voleybol oynarlar.</p>
<p>*Bomboş duran okul bahçesini, ağaçlandırır ve çeşitli çiçeklerle, güllerle donatırlar. Okul bahçesinde çocuklar için oyun alanları oluştururlar.</p>
<p>*İmeceyle, köy halkının desteğiyle üç km. öteden okul bahçesine su getirirler. Köy mezarlığının çevresini ve içini ağaçlandırırlar. Yine köy içindeki ve komşu köye uzanan yola taş döşerler.</p>
<p>*Namık öğretmen “<em>Millî bayramlar, törenler ve kutlamalar millet ile iç içe olunduğunda anlam bulur.” </em>düşüncesindedir. Önceleri okul bahçesinde kutlanan millî bayramların köy meydanında kutlanmasını sağlar.</p>
<p>*Sınıf ve okul kitaplıklarında bulunan kitapların sayısını çoğaltır.</p>
<p>Namık öğretmenin altı yıl süreyle Almanya’da Türk çocuklarına öğretmenlik yapmasından da bahsetmek gerekir:</p>
<p>*1988 yılında Almanya’dadır. “Dilini dahi bilmediği yabancı ülkede ilk aylarda zorluklarla karşılaşır. Almanca kursuna katılır, öğretmen odasında Alman meslektaşlarıyla konuşabilecek duruma gelir.</p>
<p>*O, öğrenci merkezli, araçlı gereçli ders yapmak için yetiştirilmiştir. Türk sınıfı olarak kullanılan dersliğin öğretmen dolapları boştur. Bu sebeple teyp, tepegöz ve slayt makinesi gibi araçlar yoktur. Alman öğretmenlerin sınıflarına girip derslerini dinler. Almanya’daki eğitim ortamını, öğretmenlerin sınıftaki davranışlarını gözler. Teknolojik araçları, ders araçlarını kullanmak için hizmet içi eğitim alır. Öğretmenler için organize edilen eğitim seminerlerine katılır. Bir Alman öğretmen: “13 yıldır Türk öğretmenlerle birlikte çalışıyorum, ilk defa siz araç kullanmak istediniz!” der. Görselleri kullanmaya başlayınca Türk öğrencilerin derslikte huzuru bozmak, dersi kaynatmak türünden olumsuz tutumları değişir. Çocuklar da kendisi de ders yapmaktan zevk alırlar.</p>
<p style="text-align: left;">*Ülkemizdeki gibi siyasi bölünmüşlük Almanya’daki Türklerde de vardır. Derneklerden faydalanmayacağını anlar. Velilerle görüşerek Elazığ, Antep, Yozgat, Tokat ve Kafkas halk oyunları kursları açar. Kurslara 100 Türk çocuğu katılır. Giysiler Türkiye’de diktirilerek getirilir. İlçenin tiyatro salonunda gösteri sunarlar. Bu gösteriler, millî bayramlarımızda, 24 Kasım Öğretmenler Gününde tekrarlanır. Almanların festivallerine davet edilirler. Hof şehrinde, Kuzey Bavyera’nın Tirschnreut şehrindeki Avrupa Müzik Folklor Şenliğinde,  davet edildikleri komşu şehirlerde gösterilerini sergilerler; Ay Yıldızlı Bayrağımızı dalgalandırırlar. Bir festival sonunda belediye başkanı; “Yıllardır içimizde oldukları hâlde, bu kadar zengin bir kültüre sahip Türkleri fark edememiş olmanın ezikliğini yaşıyorum.” diyerek teşekkür eder.</p>
<p style="text-align: left;">*Öğrencilerine Türküler ve Türk Sanat Müziği dinletir. Yüksek öğretime devam eden Türk çocukların sayısının artması için gayret eder.</p>
<p style="text-align: left;">*Türk çocukları, “etik dersi” adı altında, Alman çocuklarla birlikte papazdan Hıristiyanlık dersi almaktadır. Velileri öne sürerek okuldaki Türk çocuklarına “İslam dersi” verme iznini alır. Suriye, Bosna Hersek ve Sırbistanlı velilerin çocukları da İslam dersine katılır.</p>
<p style="text-align: left;"> Namık öğretmen Almanya’daki eğitim öğretim sistemini iyi tanımış ve Türkiye ile kıyaslamıştır. Türkiye’ye döndüğünde ülke eğitimine katkıda bulunmak isteğiyle kapıları ısrarla çalar.</p>
<p style="text-align: left;">*Millî Eğitim Bakanlığı Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesinde “Eş Uzman” unvanıyla göreve başlar. Üç yıl bu birimde çalışır. “Derste Eğitim Teknolojileri Kullanımı” projesiyle kendisini gösterir. Seminer ve kurslarda görev alır. Her okul, ilçe ve il için formatör (lider eğitimci) öğretmen eğitimcileri yetiştirirler. Bu kursları Türkiye geneline yayma hazırlıkları yaptıkları sırada önlerine engeller çıkarılmaya başlanınca emekliye ayrılır.</p>
<p style="text-align: left;">Namık öğretmen, “Derste Eğitim Teknolojisi Kullanımı” kitabını yazar. Doktora sahibi bir akademisyen iki aylık maaşı karşılığı bu kitabı doçentlik tezi olarak satın almak ister. Üniversite kitapları basan bir yayınevi, “Kapağını değiştirelim ve kapakta profesör imzalı bir ad bulunsun.” teklifini yapar. Bir bilgi şölenine bildirisiyle katılır. Bir başka bilgi şölenine hazırladığı bildiriye bir profesör ikinci imza olarak dahil olur.</p>
<p style="text-align: left;">*Namık öğretmen böyle durumlara isyan ederek köşesine çekilmek istese de boş duramaz. Bir süre Bakanlık çağrısıyla “formatör öğretmen yetiştirme” kursları verir. Bir üniversite vakfının özel öğretim okulu açma teklifini kabul ederek kurucu müdür olarak göreve başlar. Öğrenci merkezli eğitim öğretim yapan sekiz yıllık ilköğretim okulu Türkiye çapında ses getirir. Uygulamaya rektör değişimlerinin olumsuz etkisine ve ilgisiz kişilerin müdahalelerine dayanamayıp istifa eder. Kırıkkale Tüpraş Sosyal Tesisleri içindeki özel okulu devralması teklifini, öğrenci merkezli öğretim hayalini gerçekleştirebilmek amacıyla kabul eder. Velilerin “çocuklarının yüksek puanla sınav kazanmasını istemeleri ve sınav dersleri dışındaki derslere yer verilmemesi” istekleri ağır basınca yedi ders yılı sonrasında okulu, “velilerin istediği türde çalışmalar yapacak bir eğitimciye” devreder. Kendini yazmaya verir…</p>
<p style="text-align: left;">Siz, bu yazıdaki “Namık öğretmen” yerine “Nazmi öğretmen” kelimelerini koyunuz. Çünkü Nazmi Şimşek Bey, “Ben şunları yaptım!” demeye erindiği için anılarını Namık öğretmenin baş kahramanı olduğu bu romanı yazmıştır. Beş hikâye, iki deneme, bir gezi kitabı ile üç roman, eğitim konularını işlediği on kitap; çocuklar için öykü, masal ve roman tarzlarında dokuz eser sahibidir.</p>
<p style="text-align: left;">Yazıyı sonlandırırken şu soruyu sormadan edemeyeceğim: “Muallim” adlı bu kitap tanıtılmaya değer miymiş?</p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Çınaraltı Yayınları, İstanbul 2023</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-kitap-tanitilmaya-deger-mi/">Bu kitap tanıtılmaya değer mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bu-kitap-tanitilmaya-deger-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
