Heştek tutmadı lansman verelim

Tam ümitsizliğe kapılmışken aklıma, emekli Türkçe / Edebiyat Öğretmeni Fahrettin Koyuncu’nun dil yanlışlarını konu edindiği “Ağzına Biber Sürerim” adlı kitabı gelince rahatlıyorum.


Paylaşın:

“Bu heştek ile lansman da nereden çıktı?” diyebilirsiniz. Bu kelimeleri tanımayanlar da anlamlarının ne olduğunu sorabilirler. Ben de bilmiyordum, öğrendim. Anlatayım.

Hatırlarsınız birkaç yıl önce bazı televizyon kanallarında, tespit ettikleri bir konu üzerinden sabah programları yapılmaya başlanmıştı. Ekranın alt köşelerinden birine, dile getirilecek konuyu belirtmek için mesela; “Heştek: Zamlar” veya “Heştek: Emeklinin Hâli?” türünden yazılar iliştiriliyordu. “Heştek salgını” televizyondan televizyona bulaşmaya başlamıştı.

Araştırdım. Heştek, İngilizce bir kelime olan hasthag kelimesinin okunuş şekliydi. Türkçede pek çok karşılığı olmasına rağmen inatla kullanılıyordu. Sabredemedim, bir televizyon kanalının sitesine girerek e-posta adresine yazdığım şu mesajla tepkimi gösterdim:

“Konu, konu başlığı, gündem, etiket gibi Türkçe kelimeler varken niçin bir yabancı kelimede ısrar ediyorsunuz?”

Zaman içinde pek çok kişi tepki göstermiş olmalıydı ki heştek kaldırıldı; ekran köşelerinde etiket, konu, başlık gibi kelimelerimiz kullanılmaya başlandı. Sevinmiştim. Ancak sevincim kursağımda kaldı.

Son aylarda, bazı televizyon kanallarına, bazı firmaların verdiği reklamlarda “lansman” kelimesi kullanılmaya başlamasın mı! Reklam metni içinde “… lansmana özel…” deniyordu. Yine hemen araştırdım. Lansman, Fransızca bir terimdi ve Türkçe karşılığı tanıtım idi. Bu kelime aynı zamanda “tanıtım süreci” anlamına da geliyordu.

Yaptıkları iş reklamcılığın mantığına da aykırıydı. Çünkü bir ürünün reklamı en anlaşılır kelimelerle kurulacak cümlelerle yapılmalıydı. Bu kelimenin anlamını, sokaktaki yüz kişiye sorsak ancak İngilizceye vakıf birkaç kişi bilebilir. “Tanıtıma özel…” veya “tanıtım sürecine özel” deseler bence daha doğru olacak.

Bu iki kelime ile ilgili olarak kendi kendime: “Sabırlı ol! Heştek kelimesinde birkaç yıl ısrar edildiyse de vazgeçildi; Türkçe kelimeler kullanılmaya başlandı. Zaman içinde lansmandan da vazgeçerler…” diyorum. Diğer taraftan da, “Acaba ‘Heştek tutmadı Lansman verelim!’ mi diyorlar? Acaba Türkçe Kalesi’nin surlarında delik açmaya mı çalışılıyor?” diye düşünmeden de edemiyorum. “İş yerlerine ve çocuklarımıza yabancı dilde verilen adlar, yabancı dillerde kelimeler ve cümleler yazılı tişörtlerle ve daha nice saldırılarla Türkçe Kalesi’nde nice delikler açılmadı mı?” diye sorduğunuzu da duyar gibi oluyorum.

“RTÜK ilgilenir mi acaba? CİMER’e yazsam netice alır mıyım?” Bu sorulara ise mantığım hiç olumlu cevap vermiyor. Tam ümitsizliğe kapılmışken aklıma, emekli Türkçe / Edebiyat Öğretmeni Fahrettin Koyuncu’nun dil yanlışlarını konu edindiği “Ağzına Biber Sürerim” adlı kitabı gelince rahatlıyorum. En iyisi bu tür reklamcı, programcı vd. kişileri Fahrettin Hoca’ya havale etmek.

Yazar

Hasan Kallimci

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar