<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ZZMDM KULTUR&amp;SANAT arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/category/s15-mdm-kulturasanat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/category/s15-mdm-kulturasanat/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 Jul 2020 04:38:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>BAK POSTACI GELİYOR-VI</title>
		<link>https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M. Hayati Özkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2018 09:52:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ATATÜRK 'E DAİR]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MDM EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[ZZATATÜRK VE TÜRKÇÜLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMDM KULTUR&SANAT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=9038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mustafa Kemal Atatürk’ü, siz bir başka liderle, devlet adamıyla, komutanla karşılaştırmaya kalkmayın; çünkü sonunda mukayese ettiğiniz kimseler karşısında Atatürk’ün hep bir üstün yanı olduğunu apaçık göreceksiniz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/">BAK POSTACI GELİYOR-VI</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbak-postaci-geliyor-vi%2F&amp;linkname=BAK%20POSTACI%20GEL%C4%B0YOR-VI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbak-postaci-geliyor-vi%2F&amp;linkname=BAK%20POSTACI%20GEL%C4%B0YOR-VI" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbak-postaci-geliyor-vi%2F&amp;linkname=BAK%20POSTACI%20GEL%C4%B0YOR-VI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbak-postaci-geliyor-vi%2F&amp;linkname=BAK%20POSTACI%20GEL%C4%B0YOR-VI" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbak-postaci-geliyor-vi%2F&#038;title=BAK%20POSTACI%20GEL%C4%B0YOR-VI" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/" data-a2a-title="BAK POSTACI GELİYOR-VI"></a></p><p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-9039" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/IMG-20181006-WA0012.jpg" alt="" width="542" height="233" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/IMG-20181006-WA0012.jpg 542w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/IMG-20181006-WA0012-300x129.jpg 300w" sizes="(max-width: 542px) 100vw, 542px" /></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">“Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına” </span></i>diyen şairin sözleri yüreklerde yankılanıp ufuklara sığmazken takvim yaprakları da kuruyan yapraklar misali zaman ağacının dallarından düşüp bir bir kaybolurken “<i>talihin elinde oyuncak olan”</i> bizler, bu duruma sevinsek mi, üzülsek mi bilmiyorum. Oysa bilinen ve gerçek olan bir şey var ki hepimiz bir mirasyedi gibi o, ele avuca sığmayan zamanı çok rahat harcamaktayız&#8230; Baksanıza günlük telaşlarımızın arasında farkına varmadan sonbaharın son ayı olan eyyam-ı Kasım’a da ulaştık.  Halk arasında “<i>günler uzaldı, geceler kısaldı derler, kasım yüz, gerisi düz derler, dokuz iyi gitmezse otuzu gözle derler…”</i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bildiğiniz gibi Arapçada “</span><i><span style="font-weight: 400;">kasım</span></i><span style="font-weight: 400;">” ayıran, bölen, taksim eden anlamında bir kelimedir. </span><b>Yunus Emre</b><span style="font-weight: 400;"> de herhalde “kasım” kelimesinin bu özelliğinden nasibine düşeni yeterince alacağını tahmin etmiş olacak ki bir şiirinde “</span><i><span style="font-weight: 400;">Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme/ Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir.” </span></i><span style="font-weight: 400;">demiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yunus’un şiirindeki bu menkıbeyi </span><b>Arif Nihat Asya</b><span style="font-weight: 400;">’nın </span><b>“Molla Kasım”</b> <span style="font-weight: 400;"> yazısında ayrıntılı okuyabilir, farklı bir bakış açısıyla Molla Kasım’a verilen ulvi görevi keşfedebilirsiniz, diyerek konumuza dönelim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kasım kelimesi, tam da bu ayda, Kasım ayında, benim ve bizim için sözlükteki tanımıyla birebir uyuşmaktadır. Neden mi? Çünkü bu ayda benim ve bizim çok değer verdiğim(iz) insanlardan bazıları bu fani dünyadan ayrılıp ebedi âleme göçmüşlerdir. Mesela Ağabeyim </span><b>Necdet Özkaya</b><span style="font-weight: 400;"> bu ayın 3’ünde, annem 8’inde hepimizin ATA’sı olan </span><b>Mustafa Kemal</b><span style="font-weight: 400;"> ise 10’unda aramızdan ayrılmıştır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arif Nihat Asya,  10 Kasım için </span><b>“Takvimlerin Bu Yaprağı Siyah Kalacaktır</b><span style="font-weight: 400;">”</span> <span style="font-weight: 400;"> derken şunları yazar:</span></p>
<p><i>«Yaşasın» diye çok bağırmıştık ve henüz yaşayacak çağdaydı, yaşamadı. Sıhhati, hayatı için ettiğimiz dualar geri geldi</i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Şair: “Ömrüne katmak için Tanrı ömrümden alsın.” diyordu. Şair, sesini duyuramadı.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Onun, bu yurdu kurtarmakla gösterdiği harikayı fen, onu kurtarmakta gösteremedi. Ve büyüklük onda kaldı.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Karların, kışların, çöllerin, kurşunların, mermi rüzgârlarının yıkamadığı bir gövdeydi ve daha altmışında yoktu.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Eli, Meçhul Asker abidesindeki ele benzerdi. Parmağının gösterdiği yere bir millet koşardı. Gözlerini bir kere dolaştırmakla bir ufuk çizerdi. Sesi kumanda etmek için yaratılmış seslerdendi: İçerde, dışarda dediği olurdu.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Bu yurda baş oluşuyla 30 Ağustos Bayramını kazandığımız, 23 Nisan’ı, 29 Ekim’i yaptığımız adam, bize bir matem günü de armağan bıraktı gitti; takvimlerimizin bu yaprağı siyah kalacaktır.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Bu yurda, bu millete gösterdiği ihtimamın, dikkatin onda birini, yirmi de birini kendi şahsı için, kendi şahsına ve sıhhatine gösterseydi daha, çok yaşardı… Şahsını en sonraya bıraktı ve kendine sıra gelmedi.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Bana sorarsanız taşına destanının ilk mısraları kazılmalı… Altına «Gerisi milletinin hafızasında» diye yazılmalı. Başka söz istemez.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Türk bayrağı O&#8217;nun aziz ölüsünü gölgeleyecek ve şu yurdun yükseklerinde yapılacak türbesini bir Bozkurt bekleyecektir. Başka süs istemez.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Vasiyetnamesi gençliğin ezberlediği meşhur hitabe, mirası istiklâl olan bir vatan babasıydı. Ey O’nun çocukları, gidiniz; mezarının başında yurdunun istiklâl marşını okuyunuz. Başka ses istemez.” </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Arif Nihat’ın,  türbesini bir Bozkurt bekleyecektir, dediği Mustafa Kemal’in ismini tarih altın harflerle yazmaya devam edecektir. Çünkü o, Türk milleti için bir destan kahramanıdır adeta. 30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros antlaşmasıyla Türk’ün lügatinden çıkarılmak istenen hürriyet ve istiklâl kavramlarının onun başlattığı hareketle “</span><i><span style="font-weight: 400;">Ya istiklal ya ölüm”</span></i><span style="font-weight: 400;"> nidaları şeklinde nasıl bir haykırışa döndüğünü bilmem anlatmaya gerek var mı? Eski Afganistan Kralı’nın onun için söylediği söz bir gerçeğin altını çizmektedir: “</span><i><span style="font-weight: 400;">O büyük insan, yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri için de en büyük önderdi.”</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu büyük önderin ömür çizgisine baktığımızda insanüstü bir şeylerle karşılaşıp hayretler içinde kaldığımız için diyoruz ki Mustafa Kemal Atatürk’ü, siz bir başka liderle, devlet adamıyla, komutanla karşılaştırmaya kalkmayın; çünkü sonunda mukayese ettiğiniz kimseler karşısında Atatürk’ün hep bir üstün yanı olduğunu apaçık göreceksiniz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelin,  Trablusgarp’a giderken Urla tahaffuzhanesinde</span><span style="font-weight: 400;"> Rus vapurundayken arkadaşı </span><b>Salih Bozok</b><span style="font-weight: 400;">’a yazdığı mektubun zarfını birlikte açalım ve satır aralarından onun ne kadar iyi bir evlat, iyi bir dost, iyi bir asker ve aynı zamanda okuyan, bilen bir lider olduğunu bir kez daha görelim.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;"><i>4 Ekim 1911</i></p>
<p><i>Bilirsin ki Trablusgarp meselesinin ortaya çıktığından beri oraya gitmek teşebbüsünden geri durulmadı. Bir defa Şam vapurunda üç gece kalındıktan sonra döndürüldük. Ondan sonra Mısır ve Tunus yolu ile gitmeye teşebbüs ettik.   </i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Harbiye Nazırı, ümit kestiği için vazgeçirtildi. Bir defa Ömer Naci ve daha iki kişi ile Mısır üzerinden hedefe yürümek üzere (2 Ekim 1911) İstanbul&#8217;dan hareket olundu. Harbiye Nazırı da ister istemez muvafakat etti. Lüzum ve fayda görürsem bazı arkadaşları isteyeceğim. Şimdilik temin edilecek noktalar var. Benim nerede olduğumu duyurmayın. Daha bir müddet için validemi dahi haberdar etmeyin. Ara sıra benim tarafımdan İstanbul&#8217;dan mektup gönderin.</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Eyüp Sabri sizi görecek. Ona ilmühaberlerim ve borçlarım hakkında malumat verdim. Ruşen ve Necati beylere gizlice söyleyin, ilmühaberlerimin Beşinci Kolordu idaresinde kalması ve maaş tahsisatımdan borçlarım ödenmekle beraber kalanın valideme verilmesi lazımdır. Bunu Harbiye Nazırı da yazacak, unutmazsa!</span></i><i> </i></p>
<p><i>Senin vasıtanla valideme verilmek üzere Kerim Beye (Abdülkerim Paşa) kırk lira bıraktım.</i><i> </i></p>
<p><i>Mısır&#8217;a vardıktan sonra sana malumat ve adres vereceğim… Arkadaşlar ne âlemdedir? Vatanı kurtarmak için şimdiye kadar olduğundan ziyade gayret ve fedakârlık elzemdir. </i><b><i>Endülüs tarihinin son sayfalarını okuyunuz.</i></b><i> </i></p>
<p><i>Faydalı sohbetlerinizde bulunamadığıma üzgünüm. Beni unutmayın… Beraber yaptığımız talim programını takipten çok güzel neticeler alınır. Yorulmasınlar, eski tembellikle hiçbir şey olmaz. Başka kâğıdım yok, Nuri&#8217;ye ayrıca mektup yazamayacağım. İstersen bu mektubu aynen gönder veyahut bahisle bir mektup yaz ve o kıymetli kardeşimize de ki &#8220;Benim için hatırası kalp ve vicdanımdan bir an çıkamayan bir öz kardeş varsa Nuri&#8217;dir.&#8221; Bu müzlim seferi onunla beraber yapmak isterdim. Allah nasip ederse mücadele sahasında birleşiriz. Eğer mukadderse ahirette kavuşuruz.</i><i> </i></p>
<p><i>Salih, senin de gözlerinden öperim. Kalbinin vefasına vicdanının saffet ve nezaketine şükran borçluyum. İstanbul&#8217;da kalan Kerim Bey&#8217;e mektup yazın. O zavallı oradaki mücadelede yalnız kaldı. Mektuplarınız ona kalp kuvveti verir. Allahaısmarladık.</i></p>
<p style="text-align: right;"><b><i>Mustafa  Kemal</i></b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, yukarıdaki mektupta benim özellikle koyu puntolarla belirttiğim Mustafa Kemal’in 1911’de arkadaşlarından okumalarını istediği kısma dikkatinizi çekmek istiyorum. Çünkü bu beş kelimeden oluşan cümle korkarım ki bugün etrafımızdaki coğrafyayı saran ateşin etkisiyle bizleri de yakından ilgilendirmektedir. Peki,  Endülüs tarihinin son sayfalarında ne vardır? Cevap: Çok dramatik bir ana oğul muhabbeti vardır. Şöyle:</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">1492 tarihi, Müslüman Arapların 800 yıl süreyle ellerinde tutup Endülüs Devleti’ni kurdukları İspanya’daki hâkimiyetlerinin sona erdiği tarihtir</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Son hükümdar XI. </span></i><b><i>Ebu Abdullah Muhammed</i></b><i><span style="font-weight: 400;">, Gırnata’yı teslim ettikten sonra ailesi ile birlikte sarayı terk eder. Dağdaki patikayı tırmanırken, tepeden son bir defa şehre bakar ve ağlar. Annesi Ayşe, &#8220;Ağla oğlum ağla! Vaktiyle bir erkek gibi savunamadığın şeyler için şimdi bir kadın gibi ağlamak yaraşır sana&#8221; der. Son hükümdarın Gırnata’ya elveda demek üzere dönüp baktığı ve hıçkırıklara boğulduğu bu nokta bugün  “Arabın ağladığı yer” diye anılır. </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte bu hazin sonu hiçbir zaman kabul etmeyen Mustafa Kemal ve arkadaşları önce Trablusgarp’ta sonra Balkan savaşlarında rol alırlar. Sofya Ateşemiliterliği görevini yürütürken Çanakkale savaşı başlar. Bunun üzerine, ancak cesaret ve asalet sahibi insanların sergileyeceği bir davranışla der ki: “</span><i><span style="font-weight: 400;">Vatanın müdafaasına</span></i> <i><span style="font-weight: 400;">ait fiili görevlerden daha önemli bir görev olamaz. Arkadaşlarım savaş cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da ateşemiliterlik yapamam.”</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sonrası malumunuzdur. İngilizler ve Fransızlar güçlü donanmalarıyla kasım kasım kasılarak Çanakkale’ye yaklaştıklarında,  bir hafta içinde İstanbul’a ulaşacaklarını zannediyorlardı. Fakat umduklarını bulamadılar. </span><b>Akif</b><span style="font-weight: 400;">’in bahsettiği </span><i><span style="font-weight: 400;">“Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ&#8230;” </span></i><span style="font-weight: 400;"> olanlar Seddülbahir’de, Alçıtepe’de, Arıburnu’nda, Anafartalar’da kısacası denizde ve karada boylarının ölçüsünü alarak gerisin geriye dönerken İngiliz Başbakanı </span><b>Lloyd George,</b><span style="font-weight: 400;"> “</span><i><span style="font-weight: 400;">Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk milletine nasip oldu.” </span></i><span style="font-weight: 400;">demek zorunda kalır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ve sonrası yine malumunuzdur ki 1919’un Mayıs’ında Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da yaktığı ateş, kısa zamanda yurdumuzun dört bir tarafında bir yanardağ olup tutuşmuştur. Bu ateşin adı milli mücadeledir. Bu, Türk milletinin “</span><i><span style="font-weight: 400;">Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır.”</span></i><span style="font-weight: 400;"> sözüne yürekten inanışıdır. Öyle ki bu inanç ve kararlılıkla cepheden cepheye koşanlar “</span><i><span style="font-weight: 400;">Annem beni yetiştirdi bu vatana yolladı / Al sancağı teslim etti, Allah’a ısmarladı” </span></i><span style="font-weight: 400;">derken yurdumuzun dağlarında çiçekler açıyor, gümüş dereler taşıyor, yiğitler cepheden sılaya </span><i><span style="font-weight: 400;">“allı turnalarla” </span></i><span style="font-weight: 400;">haber salıyorlardı. Ve tarih yeniden yazılıyordu. Ve artık yüzyıllardır makûs talihini ortadan kaldıramayan Türk,  “</span><i><span style="font-weight: 400;">mevzubahis vatansa gerisi teferruattır</span></i><span style="font-weight: 400;">” diyen bir kahramanın önderliğinde başı dik, alnı açık yürümekteydi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu büyük ve destansı hikâyemizi yine bir “Kasım” ayında aramızdan ayrılan şair </span><b>Faruk Nafiz Çamlıbel </b><span style="font-weight: 400;">(1898- 8 Kasım 1973) alegorik(temsili istiare) tarzda yazdığı bir şiirinde bakın nasıl anlatıyor:</span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">At</span></i></p>
<p><i>Bin gemle bağlanan yağız at şâha kalkıyor,</i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Gittikçe yükselen başı Allâh&#8217;a kalkıyor!</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i>Son mâcerâyı dinlememiş varsa anlatın;</i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Râm etmek isteyenler o mağrûr, asîl atın.</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Beyhudedir, her uzvuna bir halka bulsa da;</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Boştur köpüklü ağzına gemler vurulsa da&#8230;</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Coştukça böyle sel gibi bağrında hisleri</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri!</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Son şanlı mâcerâsını târîhe anlatın :</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Zincîr içinde bağlı duran kahraman atın</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor;</span></i></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">Asrın baş eğdi sandığı at şâha kalkıyor!</span></i></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dün bin bir güçlükle mücadele ederek şaha kalkan bu “at”  yani Türk milleti, bir daha karanlığın ve zulmün pençesinde kalmamak için ilmin, tekniğin, sanatın kapısını sonsuza kadar açmak; laboratuvarlarda, kütüphanelerde ter dökenlere ciddi imkânlar sunmak ve onlara gereken desteği vermek zorundadır. Ancak bu şekilde gelişen ve değişen dünyayla yarışabiliriz. Yoksa sabahtan akşama kadar birilerine kızıp bağırmak, bizi bir adım ileriye götürmez </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son söz </span><b>Mustafa Kemal</b><span style="font-weight: 400;">’in olsun: “…</span><i><span style="font-weight: 400;">Bugüne kadar elde ettiğimiz başarılar bize ancak gelişmeye ve uygarlığa doğru bir yol açmıştır. Yoksa bizi gelişmeye ve uygarlığa henüz ulaştırmış değildir. Bize ve bizden sonra geleceklere düşen görev bu yol üzerinde tereddütsüz ilerlemektir.” (Ağustos, 1923)</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir başka </span><i><span style="font-weight: 400;">“Bak Postacı Geliyor” </span></i><span style="font-weight: 400;">da buluşmak üzere sağlıcakla kalın!</span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/">BAK POSTACI GELİYOR-VI</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bak-postaci-geliyor-vi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR ANKARA MASALI</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-ankara-masali/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-ankara-masali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyhan Özçiftçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Nov 2018 16:42:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MDM EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ZZEĞİTİM VE KÜLTÜR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMDM KULTUR&SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[70'ler]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=8879</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toparladı kendini, sırtını güneşe verdi diline o günlerden kalma bir marş iliştirdi:<br />
“Çankaya yokuşunda balam Asya’nın bozkurtları,<br />
Dudaklarda aynı türkü, Tanrı korusun Türk’ü.<br />
Çankaya yokuşunda balam Asya’nın bozkurtları,<br />
Dudaklarda aynı türkü, Tanrı korusun Türk’ü.”<br />
Reyhan Özçiftçi'den bir öykü...</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-ankara-masali/">BİR ANKARA MASALI</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-ankara-masali%2F&amp;linkname=B%C4%B0R%20ANKARA%20MASALI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-ankara-masali%2F&amp;linkname=B%C4%B0R%20ANKARA%20MASALI" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-ankara-masali%2F&amp;linkname=B%C4%B0R%20ANKARA%20MASALI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-ankara-masali%2F&amp;linkname=B%C4%B0R%20ANKARA%20MASALI" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-ankara-masali%2F&#038;title=B%C4%B0R%20ANKARA%20MASALI" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-ankara-masali/" data-a2a-title="BİR ANKARA MASALI"></a></p><p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-9034 size-medium_large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/WhatsApp-Image-2018-11-05-at-18.00.47-768x531.jpeg" alt="" width="768" height="531" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/WhatsApp-Image-2018-11-05-at-18.00.47-768x531.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/WhatsApp-Image-2018-11-05-at-18.00.47-300x208.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/WhatsApp-Image-2018-11-05-at-18.00.47-1024x708.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/11/WhatsApp-Image-2018-11-05-at-18.00.47.jpeg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Mine anahtarını daha sokağın başında çıkardı çantasından. Ayağındaki yüksek topuklara aldırmadan yamrı yumru taşlarla döşenmiş, aşağı doğru eğimli dar sokağı koşarcasına tüketti. Küçücük ayaklarıyla üç basamaklı mermer merdiveni serçe gibi sıçrayarak çıktıktan sonra durakaldı. Kafası darmadağınıktı, elindeki anahtarı bin sekiz yüzlü yıllara ait Rum mimarisinin izlerini taşıyan taş binanın demir kapısının kilidine sokup çevirmek aklına gelmiyordu. Sanki o ev, doğup büyüdüğü ev değildi. Sanki otuz iki yıllık ömrünü o evde geçirmemişti. Sanki binlerce kez açtığı o kapıyı ilk kez görüyordu. Neden sonra elindeki anahtarı kilide soktu, alışık el hareketleriyle iki kez çevirdi, ağır demir kapıyı önce biraz öne çekti sonra omzuyla hafifçe itti. Kapı küçük bir avluya açıldı. Beton kaplıydı avlu, tüm duvarlar kireç boyalı… Kapının sağ tarafında bir çeşme, çeşmenin altında küçük bir ahır, duvar diplerinde kırmızı toprak saksılar…</p>
<p>Camlı kapıyı şangırdatarak açtı, ayakkabılarını fırlatırcasına çıkarıp salona girdi. Öyle bir telaş içindeydi ki eve girdiğinden beri karıştırdığı çantasında aradığını bir türlü bulamıyordu. En nihayetinde çantasından bir otobüs bileti çıkarıp odanın ortasındaki mermer sehpanın üzerine koydu, sonra sehpanın karşısındaki koltuğa emaneten oturdu. Tüm benliğiyle biletteydi. Dalgın bakan gözlerinden o kâğıt parçasının bilet olmaktan öteye anlamlar taşıdığı belli oluyordu. Oturduğu yerden bilete uzandı, başına bir iş gelmesinden korkar gibi katlayıp cüzdanına yerleştirdi. Çünkü tam tamına altı bileti otobüsün hareketine az kala yırtıp atmıştı.</p>
<p>Yerinden doğruldu kararlı adımlarla valizini hazırlamak için yatak odasına yöneldi. Bu defa ne pahasına olursa olsun bu yolculuğu gerçekleştirecekti.</p>
<p>Mine Balıkesir’in küçük bir kasabasında dört çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak dünyaya gelmişti. Kendisinden yirmi yaş büyük ağabeyinin, “Hiç birimiz okuyamadık, bari bu okusun.” demesiyle Gazi Eğitim Enstitüsünde okuma şansına sahip olmuştu. Babasına kalsa, kız kısmının okumasına ne hacet var, deyip onu dizinin dibinden ayırmazdı. Mine, ağabeyi elinden tutup da onu Ankara’ya götürdüğünde daha on yedi yaşındaydı. İlk defa doğduğu kasabanın dışına çıkıyordu. İlk defa yolunu izini bilmediği koskoca bir şehirde tek başına kalacaktı. Önce korkmuş, sonra kendisini kucaklayan dost yüreklerle tanışmış, idealleri olmuş, inandığı ülkünün peşine düşmüş, güven duygusunu tatmış, sevmiş, tüm özgürlükleri, tüm tutsaklıkları bir arada yaşamış ve bunları yaşarken de Ankara’ya âşık olmuştu. Ve bu aşkın tüm yangınlarıyla yüreğini sardığı bir zamanda 1980 yılının Temmuz ayında, Mine, yine geleceğim umuduyla arkasına baka baka ayrılmıştı Ankara’dan. O günün üzerinden tam tamına on yıl geçmişti. Geçen yıllar ona Ankara’yı ve Ankara ile bütünleştirdiği dostlukları unutturamamıştı. Aksine içindeki özlem gün geçtikçe korlaşmış, korlaştıkça yüreğini daha fazla yakar olmuştu.</p>
<p>Enstitü’nün son yılındayken Ankara’ya yerleşip hayatını orada devam ettirme kararını almıştı. Fakat 80 ihtilali olarak tarihe geçen askerî darbeye zemin hazırlayan siyasi çatışmaların en yoğun yaşandığı bu dönemde ailesi onu Ankara’da bırakmamıştı. Babasıyla ağabeyi hatırlı dostlarını araya sokup Mine’nin olan biteni anlamasına fırsat vermeden, kasabanın tek okulunda göreve başlamasını sağlamışlardı. Onlar kendilerince Mine’ye büyük bir iyilik yapmıştı. Oysa bilmeden Mine’yi mutsuzluğa mahkûm etmişlerdi. Çevresindekilerin mutluluğu ile mutlu olmaya alıştırmıştı kendini. Özlemlerini, arzularını içine gömerken konuşarak değil susarak yaşamayı öğrenmişti.</p>
<p>Yıllardır ertelemek zorunda kaldığı bu yolculuğun kaçınılmazlığı ve ötelenemezliğinin gelip çattığı gündü o gün. Hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde hazırlanıp bahçeye çıktı. Bahçeye çıkınca korku içinde donakaldı; hava henüz kararmamıştı ve sokak her zamankinden daha kalabalıktı. Duvarları aşıp bahçeye doluşan şamata, kulaklarında uğuldadı. Onca meraklı gözün önünden elinde valizle nasıl geçecekti? Dizlerinin bağı çözüldü, birden tüm gücünü kaybetti, buna rağmen kulpunu avucunun içinde ezdiği valizini yere bırakmadı. Valizi yere koyarsa onu bir daha eline alamamaktan korkuyordu. Oysa Balıkesir’e gidecek son dolmuşun hareketine daha bir saat vardı. Bunu bilmesine rağmen “Ya şimdi, ya hiçbir zaman!” dedi ve kendini sokağa attı.</p>
<p>Kapı önlerine oturmuş meraklı yüzlerle göz göze gelmemek, sorularına cevap vermemek için başını öne eğdi ve kulaklarını tıkadı. Birisi “Mine! Kız nere gidiyon?” diyecek oldu. Mine’den yüz bulamayınca yanındakilere kaş göz işareti yapmakla yetindi.</p>
<p>Mine, topuklarına basa basa hızlı adımlarla tükettiği sokağın köşesinden dönünce ona dur diyecek herkesi arkasında bırakmıştı. Derin bir nefes aldı. Görenlerin ne düşüneceğine aldırmadan gülümsedi. “Meğer ne kolaymış!” dedi. Ömrünü tüketen tüm ikilemlerden tamamen kurtulmuştu. Şimdi gözlerinin buğusunda, Ankara sokaklarında kucağındaki kitaplarla dolaşan, Aysel ve Meral’in daha çok da Hakan’ın hayali vardı.</p>
<p>Ankara’ya adım attığının ilk haftasında tanımıştı Hakan’ı, aynı okuldaydılar ondan iki yıl öndeydi. Aylarca hiç konuşmadan aynı arkadaş topluluğu içinde yan yana yürümüşlerdi. Sonraları da inandıkları ülkü için omuz omuza yürüdüler. Birbirlerini gözlediler, kolladılar, korudular. Mine ne zaman bir çatışma haberi duysa yüreğini saran sancı ile olduğu yere yığılıp kalacağını sanır, Hakan’ı gözüyle görmeden de huzur bulamazdı. Hakan da Mine’nin kaygılanacağını bilir iki eli kızıl kanda olsa ona haber uçurmayı ihmal etmezdi. Böyle öğrenmişlerdi dostluğun ne demek olduğunu ve dostluğun aşk ile ne kadar kolay bütünleştiğini.</p>
<p>Mine, Sındırgı’dan Ankara’ya, 1980 yılının Temmuzunda ayrıldığı güven ve dostluğa yürüyordu. Kulaklarında, onu uğurlarken Hakan’ın dudaklarından dökülen sözcükler yankılanıyordu.</p>
<p>“Ben hep burada, Ankara’da olacağım, Ankara’yı özlediğinde çık gel, eğer beni görme isteği olmazsa yüreğinde, bil ki o zaman ben yaşamıyorumdur.”</p>
<p>Mine’nin adımları heyecanla sıklaştı, yüreği Hakan’ı görme isteğiyle çağlıyordu. Demek ki Hakan yaşıyordu… Aynı anda okuya okuya ezberlediği Meral’den beş yıl önce aldığı mektup dolandı diline, içi daraldı. Şöyle diyordu mektubunda Meral;</p>
<p>“Geçen gün durakta kiminle karşılaştım biliyor musun? Hakan’la&#8230; Bakanlık’ta işi varmış ondan gelmiş benim oraya, lafladık biraz, hâlâ Ticaret Lisesindeymiş, müdür yardımcısı olmuş. Evlenmiş bilmiyordun değil mi? Bunu duyunca çok üzüldüm. Senin için tabii! Sen hâlâ onu bekliyorsun. Gel dedim sana kaç sefer. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur, dedim. Nedenini bilmediğim türlü çeşit bahane buldun. Gurur yaptın büyük ihtimalle. Aşkta gurur olur mu be kızım! Tam seni ikna etmiştim buraya alacaktım. Annem öldü babamı bırakamam, dedin. Bak evlenmiş işte. Seni sevmeyen biri için hayatını mahvettin. Vazgeç artık şu Hakan sevdasından. Bizim dairede bir arkadaş var, çok efendi üstelik de oldukça yakışıklı gel onunla tanıştırayım seni. Gel he de&#8230;”</p>
<p>O gün çok kızmıştı Meral’e, duygularını hafife aldığı için, cevap yazmamıştı mektubuna. Ona mektup yazmayı kestiği için üzüldü. Koşup Meral’e sarılmak geldi içinden, o tombul yanaklarından doyasıya öpmek… “Meral hâlâ tombul mu acaba?” diye geçirdi aklından, çok değil belki sekiz saat sonra Meral’i görebileceğini düşündü, sevinçten ellerini çırpası geldi.</p>
<p>Aslında seksen ihtilali savurmuştu her birini bir yana. Birbirlerine verdikleri sözler, ettikleri yeminler, Ankara sokaklarında çiğnem çürük olmuştu. Arayamaz olmuşlardı birbirlerini. İnandıkları dava küçümsenmişti, horlanmış, zorla unutturulmuştu. Ölümü bile göze aldıkları dostluklar masal olmuştu. Önce sıklıkla yazılan mektuplar seyrekleşmiş, sonra mektuplardaki heyecan tükenmiş, adresler kaybedilmiş, telefonlar unutulmuştu.</p>
<p>Mine yolculuğu boyunca yarı uyur yarı uyanık, Ankara Masalını, Gazinin bahçesinde, kantininde, dersliklerinde, mitinglerde, kavgalarda, dövüşlerde, marşlarda sayfa sayfa okudu.</p>
<p>Otobüsten indiğinde gece son perdesini de çekmişti yeryüzünden. Öyle parlaktı ki dünya ve öyle neşeliydi ki… Tüm insanlar, kuşlar gülümsüyordu ve sabahın çiğ damlaları bir saat sonra buharlaşıp yok olacaklarına aldırmadan kahkaha ile gülüyorlardı. Mine önce yaşadığı bu mutluluğa inanamadı, mor kanatlı kelebekle birlikte sessizce kanat çırptı gökyüzüne. Nihayet Ankara’daydı… Elinden valizini alacak bir nefes olmasa da yanında, o hayalleriyle devleştirdiği, rüyalarında seviştiği Ankara’sının kolundaydı. Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir miydi?</p>
<p>Küçük adımlarla otogardan ayrılıp Gar’a doğru yürümeye koyuldu. Ulaştırma Bakanlığı binasını görünce büyülendi, gururdan tüyleri kabardı, gözleri kamaştı hiçbir şey göremez oldu. Ankara’sı ne kadar görkemli, ne kadar ulaşılmazdı. Onun için çiğnenecek tüm yasaklar mubahtı. Kalbi sevdiğine kavuşmuştu, deli gibi çırpınıyordu.</p>
<p>Mine ilk heyecanını atlattıktan sonra etrafına dikkatle bakmaya başladı. Ankara değişmişti… Kore Şehitleri Anıtı yerli yerindeydi, kavşaktan sağa Tandoğan’a döndü, taksilerin modelleri, halk otobüslerinin renkleri değişmişti. Güneş ısıtmaya başlamıştı, bir saat sonra Temmuz güneşi kavuracaktı Ankara’yı, başını göğe kaldırdı, güneşe gülümsedi, onun değişmediğine sevindi.</p>
<p>Tandoğan Meydanı’na vardığında cıbıl cıbıl ayaklarını suyun içinde çırpan bronz eroslara bakarak geçti karşıya. Bir uğultu duydu sanki arkasına dönüp baktı, eroslar kalabalığın içinde kaybolmuştu. Tandoğan mitinginin orta yerinde buluverdi kendini o an. Hakan’ı aradı gözleri, Hakan meydanın Anıttepe girişindeydi, üzerinde çizgili siyah ceketi ve Mine’nin ördüğü gri süveter vardı. Beyaz gömleğinin bir yakası dışa doğru çıkmış, iri düğümlü kravatı gevşek&#8230; Yumruk yumruk olmuş ellerin hepsi yukarıdaydı&#8230; Ömer, Tamer, Gökhan, Hikmet, İsmail, Mustafa, Hayrettin, Seyfi, Hüseyin, Bekir, Emine, Meral, Ayşe, Ayla hepsi oradaydı. Herkes birbirini kucaklıyordu. Yüzlerde o müthiş gülümseme&#8230;</p>
<p>Tüyleri diken diken oldu Mine’nin. Ayakları taşıyamadı bedenini, sırtını bulduğu ilk duvara dayadı, gözleri hâlâ meydandaydı. Neden sonra toparladı kendini, sırtını güneşe verdi diline o günlerden kalma bir marş iliştirdi:</p>
<p>“Çankaya yokuşunda balam Asya’nın bozkurtları,</p>
<p>Dudaklarda aynı türkü, Tanrı korusun Türk’ü.</p>
<p>Çankaya yokuşunda balam Asya’nın bozkurtları,</p>
<p>Dudaklarda aynı türkü, Tanrı korusun Türk’ü.”</p>
<p>Ankara Üniversitesi’nin duvarı dibinden Gazi’ye doğru yürürken.</p>
<p>Beşevler kavşağına gelince sağa döndü, biraz daha yürüdü, durdu. Hakan on yıl önce oturduğu duvarın üzerinde, bacakları yana açmış, dirsekleri dizlerinde, başı hafif sağa yatık Mine’ye bakıyordu. Elindeki valizi bıraktı. Yakaladığı kare bozulmasın diye kımıldayamıyordu. Öylece durdu ta ki ayakları dibindeki valiz, yoldan geçen birine takılıncaya kadar. Eğildi devrilen valizi yerden kaldırdı. Gayri ihtiyari Hakan’ın hayaline doğru yürüdü. Sonra durdu. Hakan gitmişti. Sevinç, heyecan, mutluluk gitmişti. Gerisin geriye döndü, sağa sola baktı, eskilerden kalma tanıdık bir şeyler bulmalıydı. Hiç bir şey yerli yerinde değildi.</p>
<p>Sırtını Gazi’ye dönüp koşar adım caddenin karşısına geçti. Omuzlarında tonlarca ağırlık… Buna rağmen geldiği yolu hızla tüketme çabası içindeydi. Son anda fark ettiği masaya neredeyse çarpacaktı ki durdu. Tutunduğu masa küçük bir pastaneye aitti.  Bir sandalye çekip oturdu. Kurşun kadar ağırlaşmış valizini, ondan kurtulmak istercesine masanın altına doğru itti. Güneş gözünün içine dalıyordu, aldırmadı. Oturduğu yerden bir saat öncesine göre oldukça yoğunlaşan araç akışını izliyordu.</p>
<p>Mine’yi, üzerine abanmış güneş ışınlarından kurtarmak isteyen garson şemsiyeyi sağa doğru çekti. Sonra;</p>
<p>“Size ne getireyim öğretmenim.” dedi.</p>
<p>Mine başını kaldırıp ona öğretmenim diye hitap eden gence gülümsedi.</p>
<p>“Simit ve çay.” dedi. Bir çabuk arkasını dönen garsona seslendi.</p>
<p>“Cam bardakta olsun.”</p>
<p><em> Meral ellerini çırparak girmişti odaya;</em></p>
<p><em>“Simit var, bir de çay demledik mi! Ohhh! Keyfe bak.”</em></p>
<p>Enstitü’nün son yılında yurt güvenilir olmaktan çıkınca Meral ve Aysel ile birlikte küçücük bir ev bulmuşlardı Atatürk Orman Çiftliği’ne yakın. O evdeki en büyük ziyafetlerden biriydi simit ve çay. Zaten orası sadece onların evi değildi ki, başı sıkışan herkesin sığınağı olmuştu. Çok yenmişti odanın ortasındaki eski tahta masada zeytin, salça, ekmek&#8230; Hakan, bacağındaki kurşun yarasından akan kanlarla 25 Ocak 1978 gecesi o eve gelmişti. Ağlaya ağlaya temizlemişti yarasını Mine. O ateşler içinde sabaha kadar sayıklarken, onunla birlikte kaç kez ölmüş, kaç kez dirilmişti.</p>
<p>Çayının son yudumun içerken nerede olduğunu hatırladı. Kolundaki saate baktı dokuza on vardı. Hakan okula gelmiştir, diye geçirdi aklından, çarçabuk hesabı ödedi. Bir taksi durdurdu. Şoföre;</p>
<p>“Ticaret Lisesi’ne” dedi.</p>
<p>Taksinin kasetçalarında İlhan İrem’in “Boş Ver Arkadaş” adlı şarkısı çalıyordu. Mine’nin yüzünden hüzün silindi, gözleri parladı. Geçmişi, o gün için Gazi’nin bahçesinde bırakmaya karar verdi. Ankara’da bir gün yaşıyordu ve o günü yeniden yaşama şansı yoktu.</p>
<p>Hakan anı değildi artık. On dakika uzağında, hemen şuracıktaydı. Mine’nin kalbi hızla çarpmaya başladı, yüreği daraldı, eli ayağı kesildi, kendine olan güveni uçup gitti. Bir yığın endişe içine gömüldü. Ya Hakan yüzüne bakmazsa…</p>
<p>“Fikrimi değiştirdim. Milli Eğitim Bakanlığı’na lütfen.” Dedi şoföre.</p>
<p>Cesaretini toparlamak için önce Meral’in yanına gitmeliydi. Otururlar sarmaş dolaş eski günlerden konuşurlardı. Yıllardır konuşacak ne çok şeyleri birikmişti.</p>
<p>“Büyük ihtimalle onda kalırım bu gece, Hakan’ın telefonu vardır, arar, belki Hakan’ı görmeye birlikte gideriz.” diye geçirdi aklından, yeniden hayallerle coştu.</p>
<p>“Affedersiniz. Teybin sesini biraz açar mısınız?” diye ilave etti.</p>
<p>Taksi sağa döndüğünde kasetçalarda “Delisin” çalıyordu.</p>
<p>Şoföre belli etmeden sağa sola sallanıp, el çırparak şarkıya eşlik etmeye başladı. Dudağındaki tebessüm gözle görülür boyuttaydı. Gözleri ışıl ışıl yanıyordu ve Kızılay; muhteşemdi, cıvıl cıvıldı, hiç değişmemişti. Taksi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde durdu. Mine eline kıstırdığı valizi sürüklerken mutluluktan uçuyordu.</p>
<p>Kapıdaki görevliye Meral’in ismini verdi, adam içeriye girdi telefon ile bir görüşme yaptı. Mine kendisine doğru yürüyen adamın yüz ifadesinden bir terslik olduğunu anladı. O, Meral’in raporlu olduğunu söylerken, Mine ısrarla görüşmesi gerektiğini, bunun çok ama çok önemli olduğunu anlatıyordu. Görevli yeniden içeriye girdi, Mine çaresiz ve bitikti, ardından umutsuzca bakıyordu. Meral’i eliyle koymuş gibi bulacağını sanmıştı. Adam baş işaretiyle çağırdı, Mine valizini orta yerde bırakıp koşar adım içeri girdi. Eline sıkıştırılan telefonda cılız isteksiz bir ses… Rüyada gibiydi Mine, kimdi o sesin sahibi?</p>
<p>“Mine’cim nereden çıktın sen?” diyordu telin diğer ucundaki.</p>
<p>Mine şaşkındı, Meral bu kadar kibar değildi ki!</p>
<p>“Neden haber vermeden geldin ki canım. Haber verseydin izinli olmadığım bir zamana denk getirirdik gelişini. Şimdi bana gel desem evim çok uzak, üstelik misafirim de var, rahat edemezsin. İnşallah başka sefere görüşürüz. Bu böyle olmadı saymam bak. Ankara’ya geldiğinde bana uğramazsan küserim. Söz değil mi şekerim. Geldiğinde uğrayacaksın değil mi?” diyordu.</p>
<p>Mine ne cevap vereceğini şaşırmıştı.</p>
<p>“Tabii uğrarım, söz.” dedi.</p>
<p>Telefon elinden kaydı, adam tutmasaydı, yere düşerdi. Bakanlığın kapısından ruh gibi çıktı, amaçsızdı, ayaklarının götürdüğü yöne sürükleniyordu. Koluna birinin dokunmasıyla irkildi; “Hanımefendi valizinizi unuttunuz.” diyordu adam.</p>
<p>“Hakan bununla görse beni, beğenir mi?” düşüncesiyle aldığı bütün giysileri sokuşturmuştu valize. Koskocaman valizle Kızılay’ın orta yerinde kalakalmıştı. Utandı valizinden, Ankara’ya gelişinden… Cesaret bulmak için gitmişti Meral’in yanına ama var olanını da kaybetmişti. Güven Park’ın içinde buldu kendini, rastgele bir yere çöküverdi. Saat kaçtı? Ne zamana kadar orada oturacaktı? Bunların hesabını yapmıyordu. O gece nerede kalacaktı? Ankara’sıyla birlikte kaç gece uyuyacaktı? Bunu da bilmiyordu.</p>
<p>Onca kalabalığa rağmen sessiz, dingin bir huzur hâkimdi parka. Belki de kuşlar ötüyordu. Duyduğu sadece bağlama sesiydi. Sesin geldiği yöne baktı, karşısındaki ağacın dibine bir adam bağdaş kurmuş, bakışları bağlamanın sapında gidip gelen parmaklarındaydı. Bildiği türkülerden değildi duyduğu. Belli ki acıklıydı hikâyesi. Dertlendirmişti söyleyeni de dinleyeni de. Adam köylü tipliydi, kara şalvar vardı ayağında, başında kasket. Sanki onun da gidecek yeri yoktu. Ankara ıpıssızdı, Mine kimsesizdi…</p>
<p>Günün tarihi 20 Temmuz’du… Her yıl 20 Temmuz’da Ankara’da buluşacaklardı, öyle ayrılmışlardı birbirlerinden. Neredeydi Ayla, neredeydi Mustafa, neredeydi Emine, neredeydi Aysel, Tamer, Hikmet, Meral, neredeydi Hakan? Neredeydi caddeleri çığlık çığlık Ankara, neredeydi dostluk, neredeydi kardeşlik? Belki onlar da her 20 Temmuz’da Mine’yi aramışlardı? Oysa o hep gelmişti. Bedenini getirememişti. Bunu onlar bilmiyordu, bildirememişti. Suçlu kimdi?</p>
<p>Tüm heyecanını tüketmişti daha öğle olmadan. Kalktı yerinden; ne yapacaktı şimdi? Yürümeye başladı yılgın ve yorgun adımlarla. Kimseyi görmeden mi dönecekti geriye. Yıllar boyu kurduğu hayallerinden vazgeçecek miydi? Geldiği gibi dönemezdi? Tebessümle hatırlanacak anlar yaşanmalıydı, gözyaşının izleriyle bütünleşmemeliydi 20 Temmuz 1990 Ankara’sı.</p>
<p>Yürüyordu cesaret toplamak için. Yeteri kadar toplamış olmalı ki bir taksi çevirdi. Beş dakikasını almadı Hakan’a ulaşması. Taksiden indiğinde bin güçlükle topladığı cesaret eriyip yok oluverdi. Hakan karşısında duran taş binanın içindeydi. Olmayabilirdi de… Numune Hastanesi’nin acil girişine yakındı bulunduğu yer, vızır vızır geçen arabaların orta yerinde kalıvermişti. Birkaç adım geriledi, ileriye gidecek gücü bulamamıştı henüz. İnsanların gürültüsü, arabaların homurtuları, korna sesleri hepsi birbirine karışmış, anlamsız bir uğultu olmuş gökyüzüne yükseliyordu. Mine’de tık yoktu.</p>
<p>Karşısında duran bina mabetti sanki. Bir daha hiç göremeyeceği sevgiliye bakar gibiydi. En ince ayrıntıyı belleğine hapsediyordu. Ön tarafta iki katlı tarihi bir yapı ve arkasında sonradan ilave edilmiş yüksek binalar vardı. Hakan belki yola bakan odalardan birindeydi. Yolu atlayıp, demir parmaklıklı bahçe kapısını açıp içeriye girmek istedi, kımıldandı, fakat o gücü bulamadı, yeniden duvara yaslandı.</p>
<p>Çok güzeldi. Çok şıktı. Bembeyaz yüzü simsiyah saçları vardı. Gelen geçen ona bakıyordu. Alışık değildi orta Anadolu kültürüyle yoğrulmuş Ankara böyle kadınlara. Onlara göre diz kapağını örtecek uzunluğundaki etek boyu kısa sayılırdı, kısa kollu beyaz gömleğin de yakası biraz açıktı. Mendil büyüklüğünde bir fular vardı boğazında, dolgu topuk yüksek ayakkabılar üzerindeki incecik bedenin farklılığını hissetmeleri normaldi. Ne yazık ki o birçok kadının özgüvene dönüştüreceği Allah vergisini kullanmayı beceremiyordu. Çekingen ve ürkek adımlarla Ticaret Lisesi’nin parmaklıklı demir kapısını açtı, binaya uzanan yolda ağır adımlarla yürürken bir yandan da gözleriyle giriş kattaki pencereleri tarıyordu. Yolun tam yarısına geldiğinde durdu, hayallerle yaşamaya o kadar alışmıştı ki, on adım atıp da Hakan’ın yanına gitmek varken, yaşanacak karşılaşma anını düşlemeye koyuldu.</p>
<p><em>Koridorda sağa sola bakınırken, arkasından bir ses,</em></p>
<p><em>“Beni mi arıyordun?” dedi. </em></p>
<p><em>Mine gözleri dolu doluyken gülümsedi, aynı anda Hakan’a sarıldı.</em></p>
<p><em>Birbirlerine sarılı yarım dakika kadar kaldılar, Hakan beline hafif dokunarak onu bahçedeki masaya doğru yönlendirdi.</em></p>
<p><em>“Ne zaman geldin?” dedi.</em></p>
<p><em>“Bu sabah.”</em></p>
<p><em>“Neden haber vermedin?” </em></p>
<p><em>“Bilmem.” </em></p>
<p><em>“Olsun, geldin ya!”.</em></p>
<p>“Kimi aradınız?” diyen kalın bir kadın sesi Mine’yi hayallerinden koparsa da nerede olduğunu hatırlayabilmesi için kadının tırtıklı sesiyle yeniden “Kimi aradınız?” diye sorması gerekti.</p>
<p>Mine kadını tepeden aşağı şöyle bir süzdü. Kısa boylu, etine dolgun ve esmerdi. Güzeldi de. Fakat tiksinti verecek kadar itici geldi Mine’ye. Kadını hiçe sayıp hemen okula girmek istedi ama kadın gardiyan gibi Mine’nin karşısına dikilmiş sorduğu soruya cevap bekliyordu. Çaresiz kadının sorusuna cevap verdi.</p>
<p>“Hakan Bilgin’i arıyorum.”</p>
<p>“Ben karısıyım. Neden arıyorsun?”</p>
<p>“Enstitüden arkadaşıyım.”</p>
<p>Kadın dudağının sağ ucunu hafif yukarı kaldırıp gözlerini öfkeyle kıstı, aşağılarcasına bakarken erkeksi sesiyle,</p>
<p>“Adın ne?” diye sordu.</p>
<p>Mine, sorusuna cevap verip vermemek konusunda kararsızlık yaşarken okuldan dört yaşlarında bir kız çocuğu koşarak kadının yanına geldi. Ağlıyordu, kadın dikkatini çocuğuna verdi. Mine çocuğun kadına, dolayısıyla Hakan’a ait olduğunu fark etti. Her şeyi unutup çocuğu izlemeye başladı. Çocuk, Hakan’ın kopyasıydı adeta; kıvır kıvır sarı saçları vardı. Aynı Hakan’ınki gibi parlıyordu renkli gözleri… Görünüş olarak çok sevimli olmasına karşın ağlayıp bağırması debelenmeleri onu aynı annesi gibi itici kılmıştı. Kadın çocuğu susturmak için çaba harcarken Mine kendinden geçmiş onları izliyordu. O an nasıl olduysa çocuk annesinin kucağından kurtuldu koşarak uzaklaşmak isterken güllerin arasındaki yolun tam ortasına yüzükoyun kapaklanıp düştü. Gayri ihtiyari Mine kadınla birlikte çocuğun yanına koştu. Çocuk şımarıklıktan değil acıdan ağlıyordu bu defa. Dizinde oldukça büyük bir kesik oluşmuş her yan kan içinde kalmıştı. Dizi kan revan, gözyaşıyla sümüğü birbirine karışmış halde acıyla ağlayan o çocuk, Hakan’ın çocuğuydu. Mine’nin içi parçalandı. Çocuğun acısını dindirmek istiyor elinden sadece saçlarını okşamak geliyordu. Kadın kanı dindirmek için mendilini kesiğin üzerine tampon yapmış bastırıyordu.</p>
<p>“Tamponu bağlayabilecek bir şey var mı?” dedi. Kadının sesini anne şefkati yumuşatmıştı. Mine çantasını açar açmaz eline geçen güllü eşarbı -bu eşarbı ona Enstitü yıllarındayken Hakan hediye etmişti- hiç düşünmeden küçük kızın dizine bağladı. Çocuk yatışmıştı. Kadın çocuğu kucağına aldı.</p>
<p>“Ağlama yavrum. Baban şimdi seni doktora götürür.” diyerek okula girip gözden kayboldu.</p>
<p>Mine bir süre kadının kaybolduğu noktaya bakıp kaldı. Sonra valizini alıp gerisin geri girdiği gibi küçük adımlarla çıktı parmaklıklı demir kapıdan.</p>
<p>Yönü Tren Garı’na doğruydu artık. Hafif esen akşam yeli Ankara’nın dört bir köşesinden topladığı kokuları Mine’nin üzerine yollarken Gençlik Parkı’nı gölgeleyen ağaçların tatlı hışırtısı Mine’ye, “yine gel” der gibiydi. Güneş batışa doğru yollanmıştı. Bir an durdu, arkasına baktı, sanki okulun kapısı önünde bir adam ona el salıyordu. Mine elini kaldırmak istedi, kaldıramadı. Hüzne karışmış bir tebessüm belirdi dudağında, yanaklarında küçücük damlalar. Önüne döndü. Saatine baktı, adımlarını sıklaştırdı, Ege Ekspresi neredeyse hareket edecekti.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-ankara-masali/">BİR ANKARA MASALI</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-ankara-masali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dede Korkut ve Deli Dumrul hakkında&#8230;    Ahmet Bican Ercilasun yazdı</title>
		<link>https://millidusunce.com/dede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/dede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Apr 2018 22:25:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AHMET BİCAN ERCİLASUN]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MDM EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRK DÜNYASI]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=7343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dede Korkut&#8217;tan ilk bahseden kaynak, İlhanlı veziri Reşideddin Fazlullah tarafından 1300&#8217;lerin hemen başında yazılan Câmiü&#8217;t-Tevârîh adlı Farsça eserdir. Bu eserin &#8220;Târîh-i Oguzân ve Türkân ve Hikâyet-i Cihângirî-i U&#8221; (Oğuzların ve Türklerin Tarihi ve O&#8217;nun -Oğuz Kağan&#8217;ın- Cihangirliğinin Hikâyesi) bölümü, Oğuzname&#8217;nin en eski rivayetidir. Bu Farsça rivayetin mükemmel ve açıklamalı bir çevirisi Zeki Velidî Togan tarafından [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda/">Dede Korkut ve Deli Dumrul hakkında&#8230;    Ahmet Bican Ercilasun yazdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda%2F&amp;linkname=Dede%20Korkut%20ve%20Deli%20Dumrul%20hakk%C4%B1nda%E2%80%A6%20%20%20%20Ahmet%20Bican%20Ercilasun%20yazd%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda%2F&amp;linkname=Dede%20Korkut%20ve%20Deli%20Dumrul%20hakk%C4%B1nda%E2%80%A6%20%20%20%20Ahmet%20Bican%20Ercilasun%20yazd%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda%2F&amp;linkname=Dede%20Korkut%20ve%20Deli%20Dumrul%20hakk%C4%B1nda%E2%80%A6%20%20%20%20Ahmet%20Bican%20Ercilasun%20yazd%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda%2F&amp;linkname=Dede%20Korkut%20ve%20Deli%20Dumrul%20hakk%C4%B1nda%E2%80%A6%20%20%20%20Ahmet%20Bican%20Ercilasun%20yazd%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda%2F&#038;title=Dede%20Korkut%20ve%20Deli%20Dumrul%20hakk%C4%B1nda%E2%80%A6%20%20%20%20Ahmet%20Bican%20Ercilasun%20yazd%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/dede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda/" data-a2a-title="Dede Korkut ve Deli Dumrul hakkında…    Ahmet Bican Ercilasun yazdı"></a></p><p>Dede Korkut&#8217;tan ilk bahseden kaynak, İlhanlı veziri Reşideddin Fazlullah tarafından 1300&#8217;lerin hemen başında yazılan <strong><em>Câmiü&#8217;t-Tevârîh</em></strong> adlı Farsça eserdir. Bu eserin &#8220;<strong><em>Târîh-i Oguzân ve Türkân ve Hikâyet-i Cihângirî-i</em></strong> <strong><em>U</em></strong>&#8221; (Oğuzların ve Türklerin Tarihi ve O&#8217;nun -Oğuz Kağan&#8217;ın- Cihangirliğinin Hikâyesi) bölümü, Oğuzname&#8217;nin en eski rivayetidir. Bu Farsça rivayetin mükemmel ve açıklamalı bir çevirisi Zeki Velidî Togan tarafından hazırlanmış ve 1972 yılında yayımlanmıştır. İşte bu yayının 55. sayfasında bulunan Dede Korkut&#8217;la ilgili en eski kayıt şöyledir:</p>
<p><em>&#8220;Bu Qorqut, Bayat boyundan Kara-Hoca&#8217;nın oğlu olup çok akıllı, bilgili ve kerâmet sahibi bir insandı. İnal Han Sır Yavquy zamanında ortaya çıkmıştır. Bu sözleri nakledenin dediğine göre iki yüz doksan beş yıl ömrü olmuştur. Güzel sözleri, söylenen kerâmetleri ve hakkındaki hikâyeler pek çoktur ve ayrıca zikredilecektir.&#8221;</em></p>
<p>Reşideddin, Korkut hakkındaki hikâyelerin ayrıca zikredileceğini söylediği hâlde maalesef bunu yapmamıştır. Eğer yapsaydı Dede Korkut hikâyelerinin 1300&#8217;lerin başındaki biçimleri elimizde olacaktı.</p>
<p>Daha sonra Yazıcıoğlu Ali&#8217;nin 1423&#8217;te yazdığı <strong><em>Tevârîh-i Âl-i</em></strong> <strong><em>Selçuk</em></strong>&#8216;ta Korkut Ata adı geçer. Abdullah Bakır, 2008&#8217;de Yazıcızâde&#8217;nin eserini doktora tezi olarak hazırlamıştır. Basılmamış olan bu tezin 24. sayfasında Korkut Ata adı şöyle geçer:</p>
<p><em>&#8220;Peygamber aleyhisselâm zamânına yakın bir zamanda Beyâsî  boyından Korkut Ata koydı. Oguz kavminüng bilgesi-y-idi, ilhâm iderdi. Eyitdi: &#8216;Âhir zamânda girü hanlık Kayına dege, dahı kimesne ellerinden almaya.&#8217; didügi Osmân -rahmetullah- neslindendür.</em>&#8221;</p>
<p>Bilindiği gibi Dede Korkut&#8217;un hanlığın Kayı boyuna geçeceğine dair bu sözü, Dede Korkut Kitabı&#8217;nın mukaddimesinde de vardır.</p>
<p>Dede Korkut boylarının en ilgi çekici olanlarından biri <strong><em>Duha Koca oğlu Deli Dumrul</em></strong> boyudur. Hani kuru çayın üzerine köprü kurup geçenden 33, geçmeyenden döve döve 40 akça alan ve Azrail ile dövüşmeye kalkan kahramanımızın destani hikâyesi. Bu yazıda, vaktiyle <strong><em>Millî Folklor</em></strong> dergisinde çıkmış bulunan <strong>&#8220;Deli Dumrul ile Kazakların Korkut Ata&#8217;sı Arasında Bir Mukayese&#8221;</strong> adlı makalemden söz etmeyeceğim; Deli Dumrul&#8217;un farklı bir adından söz edeceğim.</p>
<p>Deli Dumrul&#8217;un adı, Yazıcıoğlu&#8217;nun Topkapı Sarayı&#8217;nda bulunan nüshasındaki bir parçada başka şekilde geçer. Bu parçayı ilk defa 1934 yılında Rıdvan Nafiz (Edgüer) <strong><em>Türk Tarih,</em></strong> <strong><em>Arkeologya ve Etnografya</em></strong> <strong><em>Dergisi</em></strong>&#8216;nin II. cildinde yayımlamıştır.</p>
<p>Aynı parça daha sonra Orhan Şaik Gökyay&#8217;ın 1938&#8217;de yayımladığı <strong><em>Dede Korkut</em></strong> kitabında şöyle yer alır:</p>
<p><em>&#8220;Selim oğlı Karamanı sevüb Tangrı yaradan ulu sultan budağı altun köpri yapan Azrail&#8217;le savaş kılan salkum salkum don geyen, sakar atın oynadan Tokuş Koca oğlı Tuğrul Sultan.&#8221; (s. 123).</em></p>
<p>Deli Dumrul&#8217;un adını <strong>Tokuş Koca oğlu Tuğrul Sultan</strong> olarak veren bu küçük ibare Muharrem Ergin&#8217;in 1958&#8217;de yayımlanan <strong><em>Dede Korkut Kitabı I</em></strong> adlı eserinin 37. sayfasında da vardır.</p>
<p>Orhan Şaik Gökyay, 1973&#8217;te yayımladığı <strong><em>Dedem Korkudun</em></strong> <strong><em>Kitabı</em></strong>&#8216;na üç sayfalık Topkapı yazmasının fotokopisini de koymuştur. İbare fotokopinin 3. sayfasının ilk iki satırında bulunmaktadır.</p>
<p>Biz son araştırmalardan biri olarak Bahaeddin Ögel&#8217;in <strong><em>Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten-1988</em></strong>&#8216;de bulunan &#8220;Dede Korkut Kitabı&#8217;nın Eski ve Yazılı Kaynakları Hakkında (Topkapı Sarayındaki Oğuz Destanı Parçaları ile Karşılaştırma)&#8221; adlı makalesinde yer alan kaydı da yazalım:</p>
<p><em>&#8220;Selim oğlu Karaman&#8217;ı sevüp Tanrı yaradan! Ulu Sultan budağı! Altın köprü yapan! Azrayil&#8217;le savaş kılan! Salkum salkum don giyen! Sakar atın oynadan! Tokuş Koca oğulu Tuğrul Sultan!&#8221;</em>  Bahaeddin Ögel, <em>&#8220;Delü Dumrul&#8217;un adını Tuğrul diye düzeltmiş bulunuyoruz.&#8221;</em> (s. 125) diyerek bu farklı isme dikkat çekmiştir.</p>
<p>Dede Korkut/Korkut Ata hakkında yazılacak daha çok şey var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda/">Dede Korkut ve Deli Dumrul hakkında&#8230;    Ahmet Bican Ercilasun yazdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/dede-korkut-ve-deli-dumrul-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EDEBİYAT YARIŞMASINDA, ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU</title>
		<link>https://millidusunce.com/edebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/edebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Nov 2017 09:37:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MDM EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[Yarışma]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMDM KULTUR&SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yarışması]]></category>
		<category><![CDATA[ilesam]]></category>
		<category><![CDATA[rauf denktaş]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Yarışması]]></category>
		<category><![CDATA[Sadi Somuncuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[tdav]]></category>
		<category><![CDATA[Türk edebiyat vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.millidusunce.com/?p=6953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli Düşünce Merkezi, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Türk Edebiyatı Vakfı, Panama Yayınları ve İLESAM tarafından düzenlenen Rauf Denktaş temalı roman, Türk milletinin yaşadığı göç, kırgın ve sürgün temalı belgesel senaryo ve serbest hikaye kategorisinde yapılan yarışmada kazanan eser sahiplerine ödülleri verildi. Türk Tarih Kurumu salonunda düzenlenen ödül törenine, CHP İstanbul milletvekili İlhan Kesici’de katıldı. Tören, Rauf Denktaş’ın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/edebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu/">EDEBİYAT YARIŞMASINDA, ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fedebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu%2F&amp;linkname=EDEB%C4%B0YAT%20YARI%C5%9EMASINDA%2C%20%C3%96D%C3%9CLLER%20SAH%C4%B0PLER%C4%B0N%C4%B0%20BULDU" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fedebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu%2F&amp;linkname=EDEB%C4%B0YAT%20YARI%C5%9EMASINDA%2C%20%C3%96D%C3%9CLLER%20SAH%C4%B0PLER%C4%B0N%C4%B0%20BULDU" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fedebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu%2F&amp;linkname=EDEB%C4%B0YAT%20YARI%C5%9EMASINDA%2C%20%C3%96D%C3%9CLLER%20SAH%C4%B0PLER%C4%B0N%C4%B0%20BULDU" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fedebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu%2F&amp;linkname=EDEB%C4%B0YAT%20YARI%C5%9EMASINDA%2C%20%C3%96D%C3%9CLLER%20SAH%C4%B0PLER%C4%B0N%C4%B0%20BULDU" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fedebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu%2F&#038;title=EDEB%C4%B0YAT%20YARI%C5%9EMASINDA%2C%20%C3%96D%C3%9CLLER%20SAH%C4%B0PLER%C4%B0N%C4%B0%20BULDU" data-a2a-url="https://millidusunce.com/edebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu/" data-a2a-title="EDEBİYAT YARIŞMASINDA, ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU"></a></p><p>Milli Düşünce Merkezi, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Türk Edebiyatı Vakfı, Panama Yayınları ve İLESAM tarafından düzenlenen Rauf Denktaş temalı roman, Türk milletinin yaşadığı göç, kırgın ve sürgün temalı belgesel senaryo ve serbest hikaye kategorisinde yapılan yarışmada kazanan eser sahiplerine ödülleri verildi. Türk Tarih Kurumu salonunda düzenlenen ödül törenine, CHP İstanbul milletvekili İlhan Kesici’de katıldı.</p>
<p>Tören, Rauf Denktaş’ın hayatını anlatan video gösterisi ile başladı.</p>
<p>Ödül töreninde açılış konuşmasını Milli Düşünce Merkezi Genel Başkanı Sadi Somuncuoğlu yaptı. Somuncuoğlu konuşmasında kısaca şunları söyledi:</p>
<p><em>“Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ı hepimiz çok iyi tanıyoruz. Çünkü onun hürriyet ve istiklâl mücadelesinin bir parçasıyız. O; mücahitti, diplomattı, devlet adamıydı, çetin bir müzakereciydi; gençliğinden ölümüne kadar, Kıbrıs Türklüğü için nefes aldı.    </em></p>
<p><em>Türk Milleti, Allah ihtiyaç  göstermesin, ama ne zaman zora düşse, sinesinden böyle ölümsüzlük şerbeti içmiş müstesna kahramanlar çıkarmaktadır. Onlar için, adalet, hürriyet ve istiklâl aşkı her şeyden üstündü. Bu tesadüfle izah edilebilir mi? Ben buna Allah’ın bir lütfu diyorum.   Cenabı Hak Türk Milletini seviyor. Çünkü Türk Milleti hakkı ve adaleti üstün tutuyor ve bunu bütün insanlar için istiyor. Bunun için Türk Millet büyük millettir; ulvî millettir.1983’de Kıbrıs Türkleri BM’nin self determinasyon ilkesine dayanarak bağımsızlığını ilân etti. Bu güne kadar batılılar, her türlü entrikayla bu bağımsızlığı yok etmeye çalıştı, ama başaramadı.  Bunda, hepimiz biliyoruz ki emeği geçenler çok, ama Rauf Denktaş’ın rolü müstesnadır.</em></p>
<p><em>Denktaşlarımız çoktur. Örneklerini: Kırım’da, Sibirya zindanlarından Sovyetleri sarsan  Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Doğu Türkistan’da Stalin ve Mao’nun ittifakıyla yıkılan Şarki Türkistan İslam Devletinin kahramanları Osman Batur ve İsa Yusuf Alptekin, Azerbaycanlılara Türklüğünü hatırlatan Ebulfeyz Elçibey, Türkiye’de yedi düveli yenen Mustafa Kemal Atatürk ve Türk devlet ve milletini şuurla savunacak nesiller yetiştiren Alparslan Türkeş olarak sayabiliriz. Nur içinde yatsınlar, Allah onlardan razı olsun.”</em></p>
<p>Açılış konuşmasından sonra ödül takdimine geçildi. Roman ve senaryoda birinciliğe lâyık eser bulunamadığı için ikinci ve üçüncülere ödüller verildi.</p>
<p>Ödülleri; Roman dalında ikinci olan eser sahibi Mehmet Necati Demircan’a, İstanbul milletvekili İlhan Kesici, üçüncü olan eser sahibi Gazi Karabulut’a Milli Düşünce Merkezi Genel Başkanı Sadi Somuncuoğlu; Senaryo dalında ikinci olan eser sahibi Nesrin Bardakçı’ya Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Serhat Kabaklı, senaryo dalında üçüncü olan eser sahibi Pınar Kaya’ya, İLESAM Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, hikâye dalında birinci olan eser sahibi Mehmet Âkif Erbaş’a Türk Edebiyatı Dergisi Yayın Yönetmeni Bahtiyar Aslan, ikinci olan eser sahibi Cevriye Oymak’a Panama Yayınları sahibi İlker Vural, üçüncü olan eser sahibi Mehmet Kütükçüoğlu’na Millî Düşünce Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun; mansiyon kazananlar Tufan Umut Ersan’a MİSAK Başkanı Prof. Dr. İskender Öksüz ve Suna Taşdemir Dündar’a Giresun Üniversitesi Rektörü E. Prof. Dr. Aygün Attar verdiler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/edebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu/">EDEBİYAT YARIŞMASINDA, ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/edebiyat-yarismasinda-oduller-sahiplerini-buldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>P.K.546- İDEALİST BİR NESLİN HİKAYESİ</title>
		<link>https://millidusunce.com/p-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/p-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2016 18:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMDM KULTUR&SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[İdealist Bir Neslin Hikayesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.millidusunce.com/?p=5904</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sizlere Milliyetçi camia için ayrı anlam ifade eden bir kitaptan söz edeceğim. “P.K. 546 İdealist Bir Neslin Hikayesi”. Kitabın yazarı, Mehmet Hayati Özkaya, Adana’ya sonradan yerleşmekle birlikte Adanalı olarak bilinen Özkaya ailesinin beş erkek kardeşinden en küçüğüdür. Özkaya’lar daha çok 12 Eylül öncesinin fırtınalı günlerinde Adana’da biri şehit, diğeri gazi olan iki kardeşleri ve eğitim [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/p-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi/">P.K.546- İDEALİST BİR NESLİN HİKAYESİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fp-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi%2F&amp;linkname=P.K.546-%20%C4%B0DEAL%C4%B0ST%20B%C4%B0R%20NESL%C4%B0N%20H%C4%B0KAYES%C4%B0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fp-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi%2F&amp;linkname=P.K.546-%20%C4%B0DEAL%C4%B0ST%20B%C4%B0R%20NESL%C4%B0N%20H%C4%B0KAYES%C4%B0" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fp-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi%2F&amp;linkname=P.K.546-%20%C4%B0DEAL%C4%B0ST%20B%C4%B0R%20NESL%C4%B0N%20H%C4%B0KAYES%C4%B0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fp-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi%2F&amp;linkname=P.K.546-%20%C4%B0DEAL%C4%B0ST%20B%C4%B0R%20NESL%C4%B0N%20H%C4%B0KAYES%C4%B0" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fp-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi%2F&#038;title=P.K.546-%20%C4%B0DEAL%C4%B0ST%20B%C4%B0R%20NESL%C4%B0N%20H%C4%B0KAYES%C4%B0" data-a2a-url="https://millidusunce.com/p-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi/" data-a2a-title="P.K.546- İDEALİST BİR NESLİN HİKAYESİ"></a></p><p style="text-align: justify;">Sizlere Milliyetçi camia için ayrı anlam ifade eden bir kitaptan söz edeceğim. “P.K. 546 İdealist Bir Neslin Hikayesi”.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın yazarı, <strong>Mehmet Hayati Özkaya</strong>, Adana’ya sonradan yerleşmekle birlikte Adanalı olarak bilinen Özkaya ailesinin beş erkek kardeşinden en küçüğüdür. Özkaya’lar daha çok 12 Eylül öncesinin fırtınalı günlerinde Adana’da biri şehit, diğeri gazi olan iki kardeşleri ve eğitim camiasının yakından tanıdığı MEB eski müsteşar yardımcısı, <strong>Necdet Özkaya</strong> ile bilinirler. Halen Adana’da edebiyat öğretmeni olan yazarın bir de romanı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitaba konu edilen dönemde (1962-1980) Adana’da bulunmadım, ama 1965 Gaziantep lisesi mezunuyum. 1973-1982 yıllarında Kahramanmaraş’ta,1985-92 yıllarında Mersinde görev yaptığım için olaylara ve şahıslara aşinalığım vardır. Bu nedenle İlgi duyarak okuduğum kitap, duygulu ve vurgulu bir anlatıma, konuların ruhuna uygun özdeyişler ve şiirlerle süslenmiş akıcı bir üsluba sahip.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak kitabın ne tür bir kitap olduğu konusunda edebiyatçı da olmadığım için tereddüde düştüm. İsmine uygun olarak bu bir hikaye idi. 1961 Anayasasının sağladığı geniş özgürlük ortamında her tür düşüncenin çeşitli sivil toplum kuruluşlarında dile getirildiği bir ortamda, Adana’da vücut bulan ve vatansever, idealist gençleri yetiştiren bir ocak olan “Adana Kültür Derneği”nin ve onun mensuplarının hikayesiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu eser, belki bir roman da sayılabilirdi. Romanın kahramanı Necdet Hoca, 1940 da Van’da doğmuştur. Van, Zara, Diyarbakır ve İstanbul’da sürdürdüğü eğitimini takiben 1962 de Adana’ya Türkçe öğretmeni olarak atanır. Babasının Van’da ölümü üzerine annesi ve sekiz kardeşini Adana’ya getirerek genç yaşta kalabalık bir ailenin tüm sorumluluğunu yüklenir. İşte bu esere, 60’lı 70’li yıllardaki sancılı dönemi, idealist bir neslin dramını, Necdet hoca ve ailesinin yaşadıklarından yola çıkarak anlatan bir roman da denilebilir. Zaten yazar kitabını, bu romanın kahramanı Necdet hocaya, yani abisine ithaf etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu eser, başka açıdan bakınca da bir belgeseldi. Soğuk savaş döneminde iki büyük emperyalist gücün ülkemiz için ayrı ayrı yazdıkları senaryoların sahneye konduğu, evlatlarımızın birbirini yediği, cinnet döneminin belgeseli. İşte bu sancılı dönemin 1962-1980 dilimini, Adana ölçeğinde, yaşayanların kaleminden anlatan bir belgesel.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar bir kadirşinaslık göstererek, Adana Kültür Derneği üyelerinin mektuplarına ve yazılarına yer vererek, idealist neslin kendi kalemlerinden anlatılmasına da zemin hazırlamıştır. Bir anlamda dünkü güzel birlikteliklerini kitabın yazımında da sürdürmüşlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Adana Kültür Derneği</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Necdet hoca Adana’ya gelince milliyetçi, vatansever ve kültür seviyesi yüksek gençler yetiştirmek amacıyla “Özleyiş” isimli aylık bir dergi çıkarır. Adı sonra değişen “Türkçüler Derneği”nde bir grup arkadaşı ile gençleri toplar. Derneğe topladığı gençler “Haykır” ismi ile bir dergi çıkarır, kendisi de müstear isimle orada yazılar yazar. Dernek boş zaman geçirilen sıradan bir dernek olmayıp, yoğun bir kültürel faaliyetin sürdürüldüğü, seminerler ve eğitim faaliyetleri ile adeta bir düşünce kuruluşu gibi çalışır. Aralarındaki bağ, salt bir üyelik bağından öteye akrabalık, kardeşlik derecesinde güçlüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Dernek gençler için ikinci bir okuldur adeta. Her görüşten günlük gazeteler, haftalık, aylık süreli yayınlar ve kitaplar gençler tarafından okunur, fikri tartışmalar yapılırdı. Vatansever idealist gençlik, kendini ülkemizin aydınlık geleceğine hazırlıyordu. Birçok konferans tertipleniyor, önemli şahsiyetleri tanıma fırsatı yaratılıyordu. “Milli devlet, güçlü iktidar”  söylemini hayata geçireceklerdi. 12 Mart 1971 muhtırası akabinde tüm dernekler kapatılınca, Necdet Hoca, “Adana Kültür Derneği”ni kurarak yoluna devam eder.</p>
<p style="text-align: justify;">1977 yılında Alpaslan Türkeş’in talimatıyla dernek “Ülkücü Esnaflar ve Ülkücü Köylüler Derneği”ne dönüştürülür. Bu yanlış karara Necdet hoca vakur bir şekilde itiraz eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Kültürel faaliyeti ön planda olan “Adana Kültür Derneği” gibi bir derneğe, siyasi bir gömlek giydirilerek, hem amacından uzaklaşmış ve hem de muarızlarının hedefi haline getirilmişti. Bundan sonra biraz buruk, biraz sönük olarak 12 Eylül’e ulaşılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitaba ismini veren P.K. 546, ise bu derneğin haberleşme adresi olarak kullandığı posta kutusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Özetle söylemek gerekirse, bu dernek üyelerine kültür, ahlak, karakter ve ülke sevgisi kazandırma anlamında, bir taşra şehrinin verebileceğinden fazlasını vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Adana Kültür Derneğinin idealist üyelerinden bazılarından birkaç cümle ile bahsedelim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Necdet hoca;</strong> bir nesli vatan millet sevgisiyle yetiştiren idealist öğretmen. İlk görev yeri olan Adana’ya atandığında 22 yaşındadır. Bu yabancı şehirde bir yandan babasının ölümü üzerine annesi ve sekiz kardeşini Adana’ya getirip maddi ve manevi sorumluluklarını üstlenirken, diğer yandan sosyal ve kültürel faaliyetleri ile tam bir ideal ve ülkü adamı olduğunu gösterir. Akşamları kurduğu derneklerde çalışır. Hocanın etrafındaki gençlik kitlesi her geçen gün çoğalmakta kültür ve eğitim faaliyeti daha yoğun ve etkin hale gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">1975 te MEB merkez teşkilatında görev alarak o güne kadar Adana’da sürdürdüğü görevini 2002 yılına kadar da Ankara’da sürdürür. Ama Adana’da geçmişte beraber oldukları insanlarla gönül bağını hiç koparmaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yavuz Özkaya;</strong> 12 Ocak 1979 günkü silahlı saldırıda hayatının baharında şehit olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Oğuz Özkaya;</strong> nam-ı diğer <strong>Reis</strong>, Özkaya kardeşlerin üç numarası, kardeşi Yavuz’un şehit olduğu saldırıda ağır yaralanmış, bir gözünü kaybetmiştir. Necdet hocanın Ankara’ya atanması ile derneğin başkanlığını üslenerek abisinden hizmet bayrağını devralmıştır. Açtığı kitapçı dükkanı, tüm gönüldaşlarının uğrak yeri olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Faruk Akkülah;</strong> Adana Türk Ocağı başkanıdır. Adana’ya gelir gelmez Necdet hocaya kucak açarak, adeta Necdet hocanın hizmetlerine alt yapı hazırlayan, eğitimci kökenli fedakar işadamı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Terzi İsmet Usta;</strong> Gençliği İstanbul’da geçmiş, 6-7 Eylül olaylarında talanı görmüş, ama bir çöpe dahi tenezzül etmemiş, kitap okuyan, Türk sanat musikisi hayranı, kültürlü bir esnaf. Borç defteri tutmayı müşterilerine güvensizlik sayan, iki prova arasında müşterilerine bir kitap verip okumalarını sağlayan, okumadıklarında elbise provalarını erteleyen, çarşının meczuplarıyla, dilencileriyle bile içten ilgilenen, yardımsever bir gönül adamı. Mersin Belediyesinde ANAP’tan meclis üyesi seçilen, benim de Mersin’de tanıdığım arkadaşım, dernek mensubu <strong>Nurettin Taşdemir’</strong>in bu davranışını, ideallerden sapma olarak yorumlayıp ona tavır alacak kadar ilkeli bir ülkücü.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Lokantacı Ali Karataş</strong>; Yemek ücreti almaması gençler tarafından gurur meselesi yapılınca, hayata atıldıklarında ödemeleri kaydıyla, onlara veresiye yemek veren tok gönüllü bir esnaf.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ali Kalkan</strong>; Kitapta 26 dörtlük yazarak birçok dernek mensubunu şiirle anlatacak kadar şair, yazarın tabiri ile derneğin Dede Korkut’u.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Cinnet Yılları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yetmişli yılların sonları ülkemiz için toplumun bölündüğü, gençlerin vuruştuğu, gök ekini biçer gibi çocuklarımızın kara toprağa verildiği yıllar. Emperyalistlerin yazdığı senaryo gereğince yurdun her bölgesinde çatışmalar olmakta, çeşitli hedeflere saldırılmaktadır. Adana da bundan nasibini almaktaydı. 26 Aralık 1978 de ülkücülerin uğrak yeri, Duru pastanesi taranır. Özkayaların teyzesi çocukları 16 yaşındaki <strong>Ahmet Serdar Tanrıtanır</strong> hayatını kaybeder.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Ocak 1979 da bu kez saldırganlar Oğuz ve Yavuz Özkayaları hedef alır. Yavuz şehit olur, morgtadır. Oğuz ağır yaralı olarak ameliyata alınır. Acı haber üzerine kız kardeşleri sinir krizleri geçirmekte ve aynı hastanenin nöroloji sevisindedir. Anne hiçbir şeyden habersiz, 16 gün önce kaybettiği bir tek oğlunun acısını paylaşmak üzere kız kardeşinin taziye evindedir. Hastane önünde büyük bir kalabalık toplanmıştır. Necdet hoca Ankara’dan gelmiştir ve acı haberin anneye verilmesi, ailenin her zor işinde olduğu gibi gene ona düşmüştür. Teyzesinin taziye evine gider, annesinin yanına oturur, bir süre sonra dudaklarından “Anne, sen de teyzem gibi şehit annesi oldun” cümlesi dökülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar M. Hayati Özkaya da 29 Ekim 1979 günü, sol görüşlü bir grup tarafından öldüresiye dövülmüştür. 18 gün hastanede kalmış, ölümden dönmüştür. Adana’da ve yurt genelinde daha birçok ölümlü olay yaşanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>12 Eylül 1980</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu darbe ile ilk bakışta çatışmalar sona ermiş, akan kan durmuştur. Ama bu darbenin, buraya gelinceye kadar yaşadığımız cinnet yıllarındaki senaryonun bir parçası olduğu gerçeği de çok geçmeden birçok kesim tarafından anlaşılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkenin Ülkücü ve solcu zinde güçleri örselenmiş, tepelenmiştir. Türklük refleksi dumura uğratılmıştır. “Devlet ebet müddet” diyen ülkücüleri, devlet işkenceden geçirmiştir. Devlet, ülkücüleri aşkına karşılık bulamayan zavallı aşıklar konumuna düşürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Darbeciler, toplumu depolitize ederek ve ülkeyi düşünmeyi, heyecanı, dava arkadaşlığını, idealleri cezalandırmıştır. Birçok şeyi düzeltme bahanesiyle Türk milletinin sağlam yerlerini tamir etmeye kalkışmış, bizi millet yapan değerleri aşındırmış, sivil toplum örgütlenmesinin yollarını kapatmış ve sorumsuz, nemelazımcı, apolitik bir gençlik yetişmesinin yolunu açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücüler ve solcular idam edilirlerken, her zaman güçlü grubun kanatları altında kendilerini korumayı beceren Siyasal İslamcılara, 12 Eylül Cuntacıları da teğet geçmiştir. 2000’li yıllardaki AKP iktidarına, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesine ve Cumhuriyetin tasfiyesine giden yola taş döşenmesine, 12 Eylülde başlanmıştır. İhtilal yönetimi ve devamındaki yönetimler sanki onların günümüzdeki iktidarlarına giden yolu açıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ömrünü idealist bir gençlik yetiştirme uğrunda harcamış Necdet hoca ve benzerleri ise, geçmişteki idealizmin yerini, günümüzde pek çok açıdan seviyesizliğin ve pespayeliğin aldığını görüp üzülüyorlar. O idealist nesil şimdilerde uğruna bir ömür verdikleri Türklüğün horlandığını, Türk Milletinin yerine ümmet anlayışının hakim kılındığını, İslam’ın siyasallaştırıldığını ve Türk kültürünün Arap ve Amerikan kültürünün baskısı altında yozlaştığını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin beka sorunu ile karşı karşıya olduğunu görerek kahroluyorlar.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/p-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi/">P.K.546- İDEALİST BİR NESLİN HİKAYESİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/p-k-546-idealist-bir-neslin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MDM Temel Eserler Serisi &#8211; &#8220;Laiklik&#8221; Kitabı Çıktı!</title>
		<link>https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Aug 2016 16:48:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZKÜLTÜR VE SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMDM KULTUR&SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[ZZYayınlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Etem ruhi Fığlalı]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=5183</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Milli Düşünce Merkezi, Temel Eserler Serisi Kitaplarından, Ethem Ruhi Fığlalı&#8217;nın yazdığı &#8220;LAİKLİK&#8221; kitabı Panama Yayıncılık&#8217;tan çıkmıştır.  Derneğimizden ve bütün kitapçılardan temin edebilirsiniz.. http://www.panamayayincilik.com/tanim.asp?sid=XIU1650Z083Q2J7D3H74</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/">MDM Temel Eserler Serisi &#8211; &#8220;Laiklik&#8221; Kitabı Çıktı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti%2F&amp;linkname=MDM%20Temel%20Eserler%20Serisi%20%E2%80%93%20%E2%80%9CLaiklik%E2%80%9D%20Kitab%C4%B1%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti%2F&amp;linkname=MDM%20Temel%20Eserler%20Serisi%20%E2%80%93%20%E2%80%9CLaiklik%E2%80%9D%20Kitab%C4%B1%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti%2F&amp;linkname=MDM%20Temel%20Eserler%20Serisi%20%E2%80%93%20%E2%80%9CLaiklik%E2%80%9D%20Kitab%C4%B1%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti%2F&amp;linkname=MDM%20Temel%20Eserler%20Serisi%20%E2%80%93%20%E2%80%9CLaiklik%E2%80%9D%20Kitab%C4%B1%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti%2F&#038;title=MDM%20Temel%20Eserler%20Serisi%20%E2%80%93%20%E2%80%9CLaiklik%E2%80%9D%20Kitab%C4%B1%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/" data-a2a-title="MDM Temel Eserler Serisi – “Laiklik” Kitabı Çıktı!"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Milli Düşünce Merkezi, Temel Eserler Serisi Kitaplarından, Ethem Ruhi Fığlalı&#8217;nın yazdığı &#8220;LAİKLİK&#8221; kitabı Panama Yayıncılık&#8217;tan çıkmıştır.  Derneğimizden ve bütün kitapçılardan temin edebilirsiniz..</p>
<p><a href="http://www.panamayayincilik.com/tanim.asp?sid=XIU1650Z083Q2J7D3H74">http://www.panamayayincilik.com/tanim.asp?sid=XIU1650Z083Q2J7D3H74</a></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/">MDM Temel Eserler Serisi &#8211; &#8220;Laiklik&#8221; Kitabı Çıktı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DARBELERE UYANMAK</title>
		<link>https://millidusunce.com/darbelere-uyanmak/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/darbelere-uyanmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2016 11:39:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMDM KULTUR&SANAT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=5160</guid>

					<description><![CDATA[<p>27 Mayıs 1960 Darbesi&#8216;nde memleketim Yozgat-Sorgun&#8217;da ortaokul öğrencisiydim. O günlerde Demokrat Partililerin çok sıkıntı gördüğünü az-çok hatırlıyorum. Daha sonra pek çok darbe tanıdık. Özellikle 12 Eylül 1980 darbesi, anlamı olmayan idamlarla, işkencelerle zihinlerde yer etti. O darbede Mamak&#8217;ta ben de eziyet gördüm. Askerimi çok seviyorum; ama darbeleri sevmiyorum! Darbe derken, yaşadığımız 15 Temmuz 2016 tarihini, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/darbelere-uyanmak/">DARBELERE UYANMAK</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdarbelere-uyanmak%2F&amp;linkname=DARBELERE%20UYANMAK" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdarbelere-uyanmak%2F&amp;linkname=DARBELERE%20UYANMAK" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdarbelere-uyanmak%2F&amp;linkname=DARBELERE%20UYANMAK" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdarbelere-uyanmak%2F&amp;linkname=DARBELERE%20UYANMAK" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdarbelere-uyanmak%2F&#038;title=DARBELERE%20UYANMAK" data-a2a-url="https://millidusunce.com/darbelere-uyanmak/" data-a2a-title="DARBELERE UYANMAK"></a></p><p style="text-align: justify;"><strong>27 Mayıs 1960 Darbesi</strong>&#8216;nde memleketim Yozgat-Sorgun&#8217;da ortaokul öğrencisiydim. O günlerde Demokrat Partililerin çok sıkıntı gördüğünü az-çok hatırlıyorum. Daha sonra pek çok darbe tanıdık. Özellikle 12 Eylül 1980 darbesi, anlamı olmayan idamlarla, işkencelerle zihinlerde yer etti. O darbede Mamak&#8217;ta ben de eziyet gördüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Askerimi çok seviyorum; ama darbeleri sevmiyorum! Darbe derken, yaşadığımız 15 Temmuz 2016 tarihini, Türk milletinin hiçbir ferdi, askerî bir darbe girişimi olarak sakın algılamasın! Bu haince girişim, asker elbiseli teröristlerin Türkiye Cumhuriyetini çökertme harekâtı idi. Tanrı&#8217;ya şükür başaramadılar. Ben 71 yılık ömrümde hiçbir darbede, Meclis&#8217;in, Cumhurbaşkanlığının, polis karargâhlarının, sivil halkın bombalandığını görmedim. Ama Fethullah&#8217;ın hainleri 47 Özel Harekât Polisini ve 239 sivili acımasızca, bombalarla rahatça öldürdüler. Hâlâ pek çoğu da yaralı&#8230; Maalesef bu rezilliği hepimiz yaşadık ve gördük.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçen haftaki yazımda eksik bir konu var. O yazımda <strong>&#8220;Kahraman Türk milleti ve kahraman Polisimiz </strong>sayesinde, çok büyük bir <strong>ABD projesini</strong> atlattık<strong>&#8220;</strong> demiştim. Elbette polis ve halkımızın direnişi kuşkusuz görkemliydi. Fakat sevgili okuyucum, asker üniformalı katiller arasında, bu hain darbeyi önlemeye çalışan Türk Ordusu&#8217;nun şerefli subay ve generallerini de göz ardı edemeyiz. Elbette gerçek Türk subayları darbeyi önlemede gerekeni yaptılar. Bu ordu bizim ordumuz. Hainleri temizleyeceğiz; ama ordumuzu da koruyacağız. Yeri gelmişken ifade etmeliyim ki; gerekli tüm tedbirler, orduyu, özellikle subayları örselemeden alınmalı. Çünkü subaylar ordunun bel kemiğidir. Nitekim <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> 31 Temmuz 1920&#8217;de <strong>Afyonkarahisar</strong>&#8216;da, subaylara yönelik konuşmasında: <strong>&#8220;Düşmanlar önce subayları aşağılar ve öldürürler&#8221; </strong>diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada, Fethullah&#8217;ın terör örgütü -Tanrı göstermesin- kazansaydı, Türkiye ne olurdu? İşte bunun yanıtını, asker kökenli değerli yazar <strong>Sayın Abdullah Ağar</strong> gönderdiği yazısında pek güzel veriyor: <strong>&#8220;1. Aşama:</strong> TSK&#8217;nın sinir sistemini, emir-komuta yapısını ve kudretini ele geçirmek. <strong>2. Aşama:</strong> Ele geçirdikleri TSK&#8217;nın kudreti üzerinden devlet iradesine boyun eğdirmek. <strong>3. Aşama:</strong> Halkın karşıt kamplar halinde sokaklara dökülmesi, üremiş ve üretilen düşmanlıklar-fobiler- kavramlar ve olaylar üzerinden karşıt kamplardaki halkın şarja girmesi, karşılıklı çatışmalar, sembol kişilere ve alanlara doğrusal ve asimetrik saldırılar: <strong>İÇ SAVAŞ.</strong> <strong>4. Aşama:</strong> Ortaya çıkan gerekçelerle &#8216;Ele geçirdikleri devletin resmi haber kurumları üzerinden&#8217; istikrar çağrıları: <strong>DIŞ MÜDAHALE</strong>. <strong>5. Aşama ve Sonuç:</strong> Etnik ve dinsel azınlıklar üzerinden, &#8216;Bölgesel ve Güç Odaklı Örgütler üzerinden&#8217;, &#8216;Mezhepsel-meşrepsel ve oluşan silahlı örgütler-aparat güçler üzerinden&#8217;<strong> BÖLÜNME ve PARÇALANMA!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Evet, <strong>FETÖ</strong> (Fethullahçı Terör Örgütü) -Tanrı korusun- başarsaydı, Türkiye&#8217;miz aynen <strong>Sayın Ağar</strong>&#8216;ın belirttiği gibi, Suriye-Irak benzeri dehşet bir duruma düşecekti.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ve kitap! </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Efendim, <strong>Sayın Sadi Somuncuoğlu</strong>&#8216;nun başkanlığında, &#8216;kültür ve bilgi üretim kaynağı&#8217; olarak çalışan <strong>Millî Düşünce Merkezi, </strong>Ziya Gökalp için roman yarışması düzenleyerek büyük bir vefa örneği gösterdi. 20 Şubat 2016 günüde Türk Tarih Kurumu toplantı salonunda düzenlenen törenle de roman yarışmasında dereceye girenlerin ödülleri verilmişti</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hayri Öztürk</strong>&#8216;ün <strong>Al Şafaktan Gün Batıya-Bir Medeniyet Mimarının Romanı,</strong> <strong>Derya Uçar İzgi</strong>&#8216;nin kaleme aldığı <strong>Aydınlık Günler</strong> romanı <strong>Panama Yayınları</strong> tarafından kitap olarak topluma sunuldu. Türk ülküsünün büyük mimarı Ziya Gökalp&#8217;i anlatan bu iki roman her Türk&#8217;ün evine girmeli. <strong>Al Şafaktan Gün Batıya</strong> ve <strong>Aydınlık Günler</strong> adlı bu iki roman Ziya Gökalp adlı bir bilgenin erdem dolu yaşam öyküsünü anlatıyor&#8230; Sevgili okuyucularımdan bu iki romanı kesinlikle okumalarını dilerim. <strong>Al Şafaktan Gün Batıya</strong> gerçekten <strong>&#8216;bir medeniyet mimarını&#8217;</strong> en görkemli biçimde anlatıyor. <strong>Aydınlık Günler</strong>&#8216; ise ilginçliklerle dolu bir anlatım. Bu iki esere <strong>Panama Yayınları</strong>&#8216;nın <strong>0312 432 14 89</strong> numaralı telefonundan ulaşabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Esen kalın efendim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mevlüt Uluğtekin YILMAZ</strong></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/darbelere-uyanmak/">DARBELERE UYANMAK</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/darbelere-uyanmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;AL ŞAFAKTAN GÜN BATIYA &#8221; ROMANI YAYIMLANDI</title>
		<link>https://millidusunce.com/al-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/al-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jun 2016 18:54:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MDM EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[ZZFAALİYETLER]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMDM'den Duyurular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=4868</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli Düşünce Merkezimizin Ziya Gökalp Roman Yarışması İkincilik Ödülünü alan, Hayri ÖZTÜRK&#8217;ün yazdığı &#8220;AL ŞAFAKTAN GÜN BATIYA &#8211; Bir Medeniyet Mimarının Romanı&#8221; PANAMA YAYINLARI’ndan çıktı. &#8220;Atının yönünü gün batıya çevirdi. Ürperti veren serin bir rüzgâr esti aniden, hava karardı. Durdu, arkasında binlerce atlı durdu. Herkes bir süre birbirine baktı, ne tarafa gidileceğini bilen yoktu, şimdi bütün [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/al-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi/">&#8220;AL ŞAFAKTAN GÜN BATIYA &#8221; ROMANI YAYIMLANDI</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fal-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CAL%20%C5%9EAFAKTAN%20G%C3%9CN%20BATIYA%20%E2%80%9D%20ROMANI%20YAYIMLANDI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fal-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CAL%20%C5%9EAFAKTAN%20G%C3%9CN%20BATIYA%20%E2%80%9D%20ROMANI%20YAYIMLANDI" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fal-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CAL%20%C5%9EAFAKTAN%20G%C3%9CN%20BATIYA%20%E2%80%9D%20ROMANI%20YAYIMLANDI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fal-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CAL%20%C5%9EAFAKTAN%20G%C3%9CN%20BATIYA%20%E2%80%9D%20ROMANI%20YAYIMLANDI" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fal-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi%2F&#038;title=%E2%80%9CAL%20%C5%9EAFAKTAN%20G%C3%9CN%20BATIYA%20%E2%80%9D%20ROMANI%20YAYIMLANDI" data-a2a-url="https://millidusunce.com/al-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi/" data-a2a-title="“AL ŞAFAKTAN GÜN BATIYA ” ROMANI YAYIMLANDI"></a></p><p style="text-align: justify;"><strong>Milli Düşünce Merkezimizin Ziya Gökalp Roman Yarışması İkincilik Ödülünü alan, Hayri ÖZTÜRK&#8217;ün yazdığı &#8220;AL ŞAFAKTAN GÜN BATIYA &#8211; Bir Medeniyet Mimarının Romanı&#8221; PANAMA YAYINLARI’ndan çıktı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Atının yönünü gün batıya çevirdi. Ürperti veren serin bir rüzgâr esti aniden, hava karardı. Durdu, arkasında binlerce atlı durdu. Herkes bir süre birbirine baktı, ne tarafa gidileceğini bilen yoktu, şimdi bütün gözler onu arıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Atını karanlığa sürdü; kimse gelmedi arkasından. Atının gittiği yönde, tam da onun baktığı yerde, bulutların arasından güneş ışığından bir yol açıldı; bu yoldan gök tüylü, gök yeleli, büyük bir erkek kurt çıktı geldi, önlerine düştü, onlara rehberlik etti&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Onu takip ettikçe ufuk açıldı, aydınlandı. Bulutların arasından zirvesi karlarla kaplı bir dağ göründü.</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8217;İşte orası.&#8217; ”</p>
<p style="text-align: justify;">Al Şafaktan Gün Batıya; Türk düşünce, kültür ve siyaset tarihinin önemli simalarından, Türk milliyetçiliğinin, Türk modernleşmesinin öncüsü Ziya Gökalp’in bir intiharla başlayan maceralarla dolu “Yeni Hayat”ının romanı.</p>
<p style="text-align: justify;">Romanımız kitapçılarla birlikte Merkezimizden temin edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.panamayayincilik.com/tanim.asp?sid=NHUOHZFZX3RW0N8W8058" target="_blank">Panama Yayıncılık Al Şafaktan Gün Batıya</a></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/al-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi/">&#8220;AL ŞAFAKTAN GÜN BATIYA &#8221; ROMANI YAYIMLANDI</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/al-safaktan-gun-batiya-romani-yayimlandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;AYDINLIK GÜNLER&#8221; ROMANI YAYIMLANDI</title>
		<link>https://millidusunce.com/aydinlik-gunler/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/aydinlik-gunler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jun 2016 18:40:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MDM EDEBİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[ZZFAALİYETLER]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMDM'den Duyurular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=4860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli Düşünce Merkezimizin Ziya Gökalp Roman Yarışması Üçüncülük Ödülünü alan, Derya UÇAR İZGİ&#8217;nin yazdığı Aydınlık Günler romanı PANAMA YAYINLARI&#8217;ndan çıktı. &#8220;Düşünün; koca bir ömrü bir sevdayı gizlemekle geçirdiniz. İçinizde her gün büyüyen bir sevda. Büyüdükçe içinizi daha çok acıtan ama acısına rağmen vazgeçilmeyen bir sevda. Sevdiğiniz kişi size o kadar yakınken, maalesef hiçbir şeyden haberi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/aydinlik-gunler/">&#8220;AYDINLIK GÜNLER&#8221; ROMANI YAYIMLANDI</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faydinlik-gunler%2F&amp;linkname=%E2%80%9CAYDINLIK%20G%C3%9CNLER%E2%80%9D%20ROMANI%20YAYIMLANDI" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faydinlik-gunler%2F&amp;linkname=%E2%80%9CAYDINLIK%20G%C3%9CNLER%E2%80%9D%20ROMANI%20YAYIMLANDI" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faydinlik-gunler%2F&amp;linkname=%E2%80%9CAYDINLIK%20G%C3%9CNLER%E2%80%9D%20ROMANI%20YAYIMLANDI" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faydinlik-gunler%2F&amp;linkname=%E2%80%9CAYDINLIK%20G%C3%9CNLER%E2%80%9D%20ROMANI%20YAYIMLANDI" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faydinlik-gunler%2F&#038;title=%E2%80%9CAYDINLIK%20G%C3%9CNLER%E2%80%9D%20ROMANI%20YAYIMLANDI" data-a2a-url="https://millidusunce.com/aydinlik-gunler/" data-a2a-title="“AYDINLIK GÜNLER” ROMANI YAYIMLANDI"></a></p><p style="text-align: justify;"><strong>Milli Düşünce Merkezimizin Ziya Gökalp Roman Yarışması Üçüncülük Ödülünü alan, Derya UÇAR İZGİ&#8217;nin yazdığı Aydınlık Günler romanı PANAMA YAYINLARI&#8217;ndan çıktı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Düşünün; koca bir ömrü bir sevdayı gizlemekle geçirdiniz. İçinizde her gün büyüyen bir sevda. Büyüdükçe içinizi daha çok acıtan ama acısına rağmen vazgeçilmeyen bir sevda. Sevdiğiniz kişi size o kadar yakınken, maalesef hiçbir şeyden haberi yok. Sevdiğinizi ona söyleyemezsiniz. Söyleyemezsiniz çünkü engeliniz çok.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünün; içinizde gizlice her gün büyüttüğünüz o muhteşem sevdanın kahramanı, bir başkasının sevdası oldu bir gün. Bunu en yakınınızdan duydunuz. Duyduğunuz an, gene hiçbir şey belli etmemek için sessizce beklediniz. Bekliyorsunuz, çünkü sizden başka gerçekleri bilen yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazen susmak gerekir diye düşünüyorsunuz. Söylendiğinde gerçeklerin sır olmaktan çıkmaması için.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz olsanız ne yaparsınız? Çığlık çığlığa ağlamak mı doğrusu? İsyan edip gemileri yakmak mı? Ya da içten içe yanıp, zamanla yok olmak mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Her sevda bir gerçek, her gerçek bir sırdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her sır kalbinizin bir kenarında sessizce bekler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya sessizliği siz bozarsınız ya da siz de sevdanın sessizliğinde lâl olur kalırsınız.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Romanımız kitapçılarla birlikte Merkezimizden temin edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.panamayayincilik.com/tanim.asp?sid=XBKJ26JR3G8GRC8V1MBQ" target="_blank">Panama Yayınları Aydınlık Günler</a></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/aydinlik-gunler/">&#8220;AYDINLIK GÜNLER&#8221; ROMANI YAYIMLANDI</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/aydinlik-gunler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DÜNDAR TAŞER SAGUSU</title>
		<link>https://millidusunce.com/2015-05-28-20-42-40/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/2015-05-28-20-42-40/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 May 2015 19:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MDM ŞİİR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=2344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölümlerinin yıldönümlerinde iki değerli Türk beğini rahmet ve saygıyla anıyoruz. Ruhları şad, mekanları Cennet olsun. Dündar TAŞER: Ö. 12 Haziran 1972, Dilaver CEBECİ: Ö. 29 Mayıs 2008 “Aman karlı dağlar ne olur Esker ağam gelende yârelerim ey olur”ÂÂ  Dündar ağam, çoh görestim hardasan? Eller sanır; bir karanluk gordasan. Mene göre Tanrı nerde, ordasan, Get cennette [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/2015-05-28-20-42-40/">DÜNDAR TAŞER SAGUSU</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F2015-05-28-20-42-40%2F&amp;linkname=D%C3%9CNDAR%20TA%C5%9EER%20SAGUSU" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F2015-05-28-20-42-40%2F&amp;linkname=D%C3%9CNDAR%20TA%C5%9EER%20SAGUSU" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F2015-05-28-20-42-40%2F&amp;linkname=D%C3%9CNDAR%20TA%C5%9EER%20SAGUSU" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F2015-05-28-20-42-40%2F&amp;linkname=D%C3%9CNDAR%20TA%C5%9EER%20SAGUSU" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F2015-05-28-20-42-40%2F&#038;title=D%C3%9CNDAR%20TA%C5%9EER%20SAGUSU" data-a2a-url="https://millidusunce.com/2015-05-28-20-42-40/" data-a2a-title="DÜNDAR TAŞER SAGUSU"></a></p><p style="margin: 6pt 0cm 0.0001pt; line-height: 12pt;"><span style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: normal;">Ölümlerinin yıldönümlerinde iki değerli Türk beğini rahmet ve saygıyla anıyoruz. Ruhları şad, mekanları Cennet olsun.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Dündar TAŞER: Ö. 12 Haziran 1972,</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Dilaver CEBECİ: Ö. 29 Mayıs 2008</span></p>
<p style="margin: 42pt 0cm 0.0001pt; line-height: 12pt;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">“Aman karlı dağlar ne olur</span></p>
<p style="margin: 6pt 0cm 0.0001pt; line-height: 12pt;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 106%; font-family: Verdana, sans-serif;">Esker ağam gelende <span style="font-size: 12pt; line-height: 106%; font-family: Verdana, sans-serif;">yârelerim ey olur”</span>ÂÂ </span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: 12pt;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Dündar ağam, çoh görestim hardasan?</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: 12pt;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Eller sanır; bir karanluk gordasan.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: 12pt;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Mene göre Tanrı nerde, ordasan,</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: 12pt;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Get cennette nebileri gör ağam,</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: 12pt;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Muhammedin sağ yanında dur ağam</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Ilduz ahar yuhudaki er bilmez.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Yol nicedür, degeneksiz kor bilmez;</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Yadlar helbet gadir bilmez, ar bilmez</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Beş bin yıldur biz tanışuh hey ağam!</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Esker ağam, yiğit ağam, beğ ağam!</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Nece yıldur, bir işıhlı düşüm var,</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Durağım yoh; beyle büyük işim var.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Hele bahın, ne çileli başım var;</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Abu felek, merd ağamı apardı,</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Ciğerimin bir parasın kopardı.</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Her gavgede duzah olur, al olur,</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Ülkü içün boz tikenler gül olur.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Rehmet yağar, İfak sular sel olur,</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Şahin kuşu, ucalardan av gollar,</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Turan ilde dügümlenür sarp yollar.</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Bahar gelür, mökkem buzlar çözülür.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Gözelerden duru sular süzülür.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Durmak olmaz! Dündar ağam üzülür,</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Allah deyip, öz yurtlara varalım,</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Zalımların bayrağını çıralım,</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Ataş yanıp, tütün göğe ağanda,</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Delü kurtlar düşmanını boğanda,</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Tanrı Dağda bayaz aylar doğanda,</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Dündar ağam, Ötükende toy edek,</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Kara Kımız göl olanda pay edek.</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Beyle yazdım, Türklük bunu tez bilsin</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Türkmen bilsin, Yörük bilsin, Uz bilsin.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Kafkas ilde bala bilsin, kız bilsin,</span></p>
<p style="margin: 24pt 0cm 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: Verdana, sans-serif;">Dündar ağam heç çıhmasın ürekten,</span></p>
<p style="margin: 6pt 0cm 0.0001pt; line-height: 12pt;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 106%; font-family: Verdana, sans-serif;">Sayasında dertleşirıh İraktan</span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/2015-05-28-20-42-40/">DÜNDAR TAŞER SAGUSU</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/2015-05-28-20-42-40/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
