<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islamiyet arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/islamiyet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/islamiyet/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Sep 2025 12:14:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>TÜRK TARİH BİRLİĞİ-2</title>
		<link>https://millidusunce.com/turk-tarih-birligi-2/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/turk-tarih-birligi-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yaşar Yeniçerioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 17:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[Milli kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih şuuru]]></category>
		<category><![CDATA[Türk birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Milleti]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-Kürt-Arap]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[yaşar yeniçerioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51205</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maalesef kimliğimizle ilgili -bilerek çıkarılan- bir tartışma yaşanıyor. Bu duruma bir an önce son verilmelidir. Ülke içinde birliğimizi sağlamadan nasıl “Türk Birliği”ni sağlayacağız?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turk-tarih-birligi-2/">TÜRK TARİH BİRLİĞİ-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-tarih-birligi-2%2F&amp;linkname=T%C3%9CRK%20TAR%C4%B0H%20B%C4%B0RL%C4%B0%C4%9E%C4%B0-2" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-tarih-birligi-2%2F&amp;linkname=T%C3%9CRK%20TAR%C4%B0H%20B%C4%B0RL%C4%B0%C4%9E%C4%B0-2" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-tarih-birligi-2%2F&amp;linkname=T%C3%9CRK%20TAR%C4%B0H%20B%C4%B0RL%C4%B0%C4%9E%C4%B0-2" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-tarih-birligi-2%2F&amp;linkname=T%C3%9CRK%20TAR%C4%B0H%20B%C4%B0RL%C4%B0%C4%9E%C4%B0-2" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-tarih-birligi-2%2F&#038;title=T%C3%9CRK%20TAR%C4%B0H%20B%C4%B0RL%C4%B0%C4%9E%C4%B0-2" data-a2a-url="https://millidusunce.com/turk-tarih-birligi-2/" data-a2a-title="TÜRK TARİH BİRLİĞİ-2"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Maalesef kimliğimizle ilgili -bilerek çıkarılan- bir tartışma yaşanıyor. Bu duruma bir an önce son verilmelidir. Ülke içinde birliğimizi sağlamadan nasıl <strong><em>“Türk Birliği”</em></strong>ni sağlayacağız?</p>
<p>Konuşmalarda, hutbelerde <strong><em>“milletimiz, aziz milletimiz”</em></strong> diye bir laftır gidiyor. Hepinizin bildiği bu çevreler -mecbur kalmadıkça veya çıkarları gerekmedikçe- <strong><em>“Türk”</em></strong> adını kullanmıyorlar. <strong>Bu milletin adı, sanı yok mudur?&#8230;</strong></p>
<p><strong><em>“Milletimiz”</em></strong> sözcüğünden biz <strong><em>“Türk milleti”</em></strong>ni anlıyor isek de gönül ister ki bu çevreler de milletimiz sözünün önüne <strong><em>“Türk”</em></strong> ifadesini koysunlar, daha da güzeli Atatürk gibi <strong><em>“Büyük Türk milleti”</em></strong> diye söze başlasınlar.</p>
<p>Arapça olan millet sözcüğü artık Türkçeleşmiştir. Büyük oranda <strong><em>“Türkçe”</em></strong> konuşulan ve adı <strong><em>“Türkiye”</em></strong> olan bu ülkede -farklı bazı etnik gruplar olsa bile- çoğunluğa dayanarak <strong><em>“Türk milleti”</em></strong> tabirini kullanmak hakkımızdır, kabul etmeyenlerin de zorunluluğudur.</p>
<p><strong><em>“Türk”</em></strong> sözünü ağzına alamayanların bazıları da millet sözünü <strong><em>“ümmet”</em></strong> anlıyor veya bu sözcüğü kullanıyor. Ümmet kelimesini Müslümanlar açısından değerlendirirsek <strong><em>“Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Muhammed’in öğretilerine inananlardır.”</em></strong> diye tarif edebiliriz. Ancak Kur’an’da bahsedilen <strong><em>diğer peygamberlerin ümmetleri</em></strong>ni ne yapacağız? Demek ki ırk/soy başka bir şey, farklı peygamberlere inanıp mensubiyet duymak ve o peygamberin ümmeti olmak başka bir şey… Bağnaz, fanatik, radikal, maksatlı veya cahil değilsek soy aidiyeti ile din aidiyetini birbirinin aynısı veya karşıtı olarak görmememiz gerekir.</p>
<p>Bugünlerde çokça kullanılan <strong><em>“Türk, Kürt, Arap hep biriz.”</em></strong> lafının da hiçbir anlamı yoktur. Millî kültür açısından Türk’le Kürt’ü ayırmak zordur ama Türklerle Araplar çok farklılardır. Müslüman Türk’le Arap’ın -kültürlerini ve din anlayışlarını dikkate almazsak- <strong><em>“inanç birlikleri var.”</em></strong> diyebiliriz. Ancak Kur’an’a ve Peygamberin öğretilerine ne derece inanıyorlar ve/veya ne derece samimiler tartışılır!.. Yani iki soyun din birliği dışında kültürel anlamda hiçbir benzerlikleri yoktur. İslâm Birliği veya Arap Birliği teşkilatlarında birliktelik veya ortak hareket görebiliyor musunuz?..</p>
<p>Bazı akademisyenlerin, Türklüğü dinî terimlerle ifade etmeye çalışmalarına bakmayınız. Bunların dîne, İslâmiyet’e veya Müslümanlığa vurgu yapmaları hep iktidara göz kırpmak içindir. Biliyorsunuz yükselmek için dalkavukluk ve yalakalık moda oldu!&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong>Tarihimize Bakış</strong></h2>
<p>Evimde Diyanet Takvimi mutlaka olur. Sayfalarını her gün okurum. 15/01/2025 tarihli takvim yaprağının arka sayfasında şunlar yazılıydı: <em>“Bir milleti millet yapan değerlerin başında ortak dil, din, kültür, tarih ve vatan gibi kavramlar gelir. Bu değerlerden herhangi birinin eksikliği, milletin ve kurulan devletin erozyona uğramasına neden olur. Bu değerlerden biri de tarih ve tarih şuurudur. Tarih, milli birlik ve dayanışmayı geliştirecek, milli bir toplumsal kimliğin oluşmasını sağlayacak en önemli enstrümanlardan biridir. Modern dünyada, değişen tüm şartlara, olgulara rağmen tarih şuuru, millet bilinci ve toplumsal kimlik önemini ve dahası birlikteliğini korumaktadır. Tarih şuuru, kişiye olayları daha geniş bir perspektiften görüp değerlendirme becerisi kazandırır. Mazisindeki güç, birikim ve deneyimleri hakkında bilgi sahibi olan toplumlar, daha öz güvenli ve sağduyulu olarak stratejilerini belirlerler. Bu nedenlerle tarih öğrenimi, genç nesillere milli ruh aşılamakta, onların sosyal ve kültürel değerlerini güçlendirerek milli kültürü inşa etmekte ve onları aidiyet hissi ile mensubu oldukları topluma bağlamaktadır.”</em> sözlerini genel anlamda kabul ediyorum. Ancak <strong><em>“Türk milleti”</em></strong> adını kullanmamakta ısrarlı oldukları açık!&#8230;</p>
<p>Bu çevrelerin takıntı yaptıkları bir nokta da Müslüman olmayan ama <strong><em>“Türkçülük”</em></strong> yapan bazı aydınlar… İşte biz de bunu anlatmaya çalışıyoruz. Eğer amacımız <strong><em>“Türk Birliği”</em></strong> ise bu birlikteliğe dinî açıdan bakamayız. O zaman birliktelik güdük kalır.</p>
<p>Yukarıda bahsettiğim konular medyada da çok tartışılıyor Mesela İkbal VURUCU’nun 15/07/2025 tarihli <a href="https://millidusunce.com/misak/mehmet-maksudogluna-bir-cevap-turkculuk-yahudiler-kimlik-ve-tarihi-yanilgilar-uzerine/">yazısı</a> buna güzel bir örnek. Aynı şekilde Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü de 18/07/2025 tarihinde bir <a href="https://millidusunce.com/turk-kulturunu-arastirma-enstitusunden-zorunlu-bir-aciklama/">bildiri </a>yayınladı. Her ikisi de Millî Düşünce Merkezi sitesinde var. Vakit ayırıp okumanızı tavsiye ederim.</p>
<p>Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu yazılardan bazı paylaşımlar yapacağım: <em>“İslâm’ın Türk kimliğinin temel mayası olduğu yönündeki iddia, uzun süredir Türk düşünce tarihinde farklı çevrelerce dile getirilen ve tartışmalı nitelik taşıyan bir görüştür. Bu iddianın ardında yatan temel kabul, Türk milletinin tarih sahnesine ancak İslâm’ı benimsedikten sonra çıktığı, dolayısıyla kimliğinin esasen İslâm’la biçimlendiği varsayımıdır. Ancak bu yaklaşım hem tarihî verilerle hem de sosyolojik perspektiflerle çelişmektedir. Dahası, böylesi bir yaklaşımın Türklerin İslâm öncesi tarihini adeta görmezden gelmesi, tarihî sürekliliğe zarar veren indirgemeci bir bakış açısını da beraberinde getirmektedir.</em></p>
<p><em>…Türk kimliğinin esasen İslâm’la kurulduğu yönündeki kabulü, oldukça tartışmalı bir tezdir. Zira bu iddia, Türklerin İslâm öncesi dönemde siyasî, kültürel ve toplumsal açıdan gelişkin bir yapıya sahip olduğu gerçeğini göz ardı etmektedir. Göktürkler, Uygurlar ve diğer Orta Asya kökenli Türk devletleri yalnızca siyasî varlıklar değil, aynı zamanda yazılı dili, sanatı, hukuku ve inanç sistemi olan medeniyetlerdi. Eğer milletler yalnızca bir dine mensup oldukları andan itibaren ‘millet’ sayılacaksa, o hâlde İslâm öncesi Türk topluluklarını nasıl adlandırmak gerekir? Onlar bir toplumsal birlik, bir kültürel kimlik değil miydi?</em></p>
<p><em>Bu noktada hatırlanmalıdır ki, modern anlamda millet kavramı, yalnızca bir dinî birlikteliğe değil; ortak dil, tarih, kültür ve toplumsal belleğe dayalı olarak şekillenen çok katmanlı bir kimlik inşasını ifade eder…</em></p>
<p><em>…‘İslâm’ın kendi kültürü olarak görülmesi ve bin yıldır teşekkül eden kimliğimizin mayasında İslâm’ın bulunduğu’ vurgusu… yalnızca popüler tartışmaların değil, aynı zamanda ilahiyat, antropoloji ve tarih disiplinlerinin de uzun süredir ele aldığı bilimsel bir meseledir. İslâm’ın ve şeriatın bazı uygulamalarının Arap örf ve gelenekleriyle iç içe geçmiş olması, bilim dünyasında tartışmaya açık bir gerçekliktir. Bunun tartışılması asla ve kata İslâm düşmanlığı değildir; aksine, dini doğru anlamak ve hurafelerden arındırmak için elzemdir! Şu bir gerçek ki, Kur’an vahyi, 7.yüzyıl Arap Yarımadası’nın kültürel, toplumsal ve siyasî bağlamı içinde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla İslâm’ın tarihî olarak şekillenişinde, Arap kültürünün belirleyici etkiler taşıdığı yönünde birçok akademik çalışma bulunmaktadır…</em></p>
<p><em>…Cumhuriyetle birlikte Türk kimliğinin başladığını iddia edenlerle, Türklerin ancak İslâm’la millet olduğunu savunanlar arasında tarihî süreklilik konusunda benzer sorunlar vardır. Her ikisi de bütünsel tarih anlayışından uzak, seçici bir bakış açısı sunar.</em></p>
<p><strong><em>…Geçmişe hangi gözle bakıyoruz.</em></strong><em> Gerçekleri anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa onları inançlarımıza uydurmaya mı?</em></p>
<p><em>…Tarih, sadece geçmişin doğrulanması değil; aynı zamanda bugünü anlamlandırma aracıdır. Bu nedenle onu, ideolojik körlüklerden arınmış bir dikkatle, eleştirel bir süzgeçten geçirerek okumak gereklidir. Ancak bu sayede gerçek anlamda bir ‘fikrî muhasebe’ yapılabilir.”</em></p>
<p>Kısacası, tarihimizi çarpıtmak isteyenlere engel olurken <strong><em>“Türk”</em></strong> kimliğimize de sahip çıkalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turk-tarih-birligi-2/">TÜRK TARİH BİRLİĞİ-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/turk-tarih-birligi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Türk Dediğin Alevîdir!”</title>
		<link>https://millidusunce.com/turk-dedigin-alevidir/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/turk-dedigin-alevidir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jul 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[alparslan]]></category>
		<category><![CDATA[alparslan kar]]></category>
		<category><![CDATA[bektaşilik]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur tunalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39903&#038;preview=true&#038;preview_id=39903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kayıplarımız çok. Fakat her şeye rağmen bu memlekette istenen kesin ayrışma yaşanmadı, yaşanmıyor. Zayıf sandığımız hallerimize rağmen ne kadar sağlam olduğumuz da ortada.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turk-dedigin-alevidir/">“Türk Dediğin Alevîdir!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-dedigin-alevidir%2F&amp;linkname=%E2%80%9CT%C3%BCrk%20Dedi%C4%9Fin%20Alev%C3%AEdir%21%E2%80%9D" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-dedigin-alevidir%2F&amp;linkname=%E2%80%9CT%C3%BCrk%20Dedi%C4%9Fin%20Alev%C3%AEdir%21%E2%80%9D" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-dedigin-alevidir%2F&amp;linkname=%E2%80%9CT%C3%BCrk%20Dedi%C4%9Fin%20Alev%C3%AEdir%21%E2%80%9D" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-dedigin-alevidir%2F&amp;linkname=%E2%80%9CT%C3%BCrk%20Dedi%C4%9Fin%20Alev%C3%AEdir%21%E2%80%9D" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-dedigin-alevidir%2F&#038;title=%E2%80%9CT%C3%BCrk%20Dedi%C4%9Fin%20Alev%C3%AEdir%21%E2%80%9D" data-a2a-url="https://millidusunce.com/turk-dedigin-alevidir/" data-a2a-title="“Türk Dediğin Alevîdir!”"></a></p><p>Bu memleket sürprizlidir. Bu sözü son zamanlarda sık tekrarlıyorum. Evet, kimse içinde bulunduğumuz dağınıklığa, sahte din hipnozunun canımıza okur görüntüsüne bakıp aldanmasın! Parça bölük görünüşümüze de aldanmasın! Tepedekilerin cephe siyasetine, bölücü hinliklerinin tutar gibi olmasına da aldanmasın! Bizi böyle alt ettiğini veya edeceğini sananlar aldanmasınlar. Bu memleket, hiç beklenmedik bir zamanda, bu tür oyunbazların defterini dürmek için başını kaldırır. Tabii o silkinme gününe kadar başımız çok ağrır. Nitekim ağrıyor.</p>
<p>Bütün derdimiz bu durumlara düşmeme uyanıklığını nasıl devamlı hâle getireceğimizdir. Asırlardır böyle bocalıyoruz. Sebebi içerdeki kırılganlıklardır. Gittikçe, insan kalitemizin yetersizliği, psikolojik donanım eksikliği ve sosyal sermayemizi kemiren güven bunalımları içinde kıvranır hâle geldik. Bunları sıralayıp geçmek olmaz. Erbabı bir bir açacak ve anlamamızı sağlayacaktır.</p>
<p>Kayıplarımız çok. Fakat her şeye rağmen bu memlekette istenen kesin ayrışma yaşanmadı, yaşanmıyor. Zayıf sandığımız hâllerimize rağmen ne kadar sağlam olduğumuz da ortada. Başa getirdiklerimizin dahi kamplaşmanın liderliğini ettiği düşünülürse şaşılacak bir sosyal dayanıklılıktır. Düşmanlaştırdıklarını sanıyorlar, bazı bakımlardan başarılı da oluyorlar. Fakat milletin bin yıllardır yaradılış kodlarına bağlı yürüyüşünün her göze görünmez devamlılığı kaleyi ayakta tutuyor. Kendisini milliyetçi sayanların bile bölücü-ayırıcı-ayrıştırıcı roller üstlendiği bir devirde bu millet şuurunu fark etmek bana önemli geliyor.</p>
<h2><strong>O maya</strong></h2>
<p>Bu memleketin farklı görüntüler altında bir ve bütün olduğunu yaşadıklarımız gösteriyor. Dün de böyleydi, bugün de böyledir. En çok yer etmiş zannedilen alevilik-sünnîlik ayrışması bile artık manasını kaybetmek üzere. Mezheplerin hayatımızda karşılığı kalmadı diyemesek de can çekişiyor. Din sultasının ve siyasetin kendi tekliğini korumak için başvurduğu ötekileştirmenin bize yaşattığı ağır maliyeti üzerimizden atmaya yakınız.</p>
<p>Mesele Alevîlik ise, nereye bakacağımız gayet açık: Konargöçer Türk, Müslümanlığı alırken kendi değerlerini devam ettirmek ister. Arab’ın Fars’ın yaşama kültürünü din diye almak istemez. Bunu kendi hayatına inanışın şaşmaz şuuruyla yapar diyemem; fakat ondan daha kuvvetli bir tabii durumla yaşar. Yüzyıllar içinde şekillenmiş iç dünyası, yaşama düzeni ve en önemlisi yüksek ahlakıyla böyle hareket eder. Bu muazzam <em>maşeri şuur</em>a dikkatinizi çekmek isterim.</p>
<h2><strong>“Din çok, din yok!”</strong></h2>
<p>Yakınlarda birkaç dostumla sohbet ediyorduk. Son yıllarda her mecliste söz ister istemez dine geliyor. Diyanet’in ve uygulayıcı cami adamlarının anlattığı Arap Cahiliye Devri yaşama şekilleri üzerinden aldığımız, anladığımız düzenlemeler konuşuldu. Türkiye’nin bugününde dinden görünenlerin şeytanı kıskandıran sahteliklerinden örnekler anlatıldı. Bir daha anlaşıldı ki, <em>İnşallah maşallah</em> diyeni düpedüz aldatıcı-dolandırıcı-düzenbaz olarak algılayacağımız günlere geldik.</p>
<p><strong>Sultan Alparslan</strong>’ın “<em>Biz temiz Müslümanlarız/Bid’at nedir bilmeyiz</em>” dediği hatırlatıldı. Burada, sonradan gelme demek olan <em>bid’at’</em>ten kasıt, olsa olsa Arapların bize din diye sunulan adetleri, gelenek-görenekleridir. Bunlar Türklere uymuyordu. Peygamberin içinden çıktığı Arapları gücendirmemek için açıkça konuşmuyoruz ama konuşmalıyız: Türk hayatında bunların bazıları apaçık sapkınlıktı. Kadını değersiz saymak, kadın erkek ilişkileri, aile ve sosyal hayat etrafında şekillenenler özellikle böyledir.</p>
<p>İlk Müslüman Türkler, kendi hayatlarını yaşadılar. Dini nasıl algıladığımızı anlamak için ilk Kur’an tercümelerine, dinî metinlere ve o devir hayatına bakmak önemlidir. Ben anladığımı söyleyeceğim. Varsa yanlışı erbâbı düzeltsin:  Yedi sekiz asır önceye kadar kendimiz gibi Müslümandık. Bazı bakımlardan bugüne kadar getirdiğimiz o saf anlayış epeyce bozuldu. Şimdi cedlerimizin inanış ve yaşayış safiyetinde değiliz. Evet değiliz!</p>
<h2><strong>“Biz Temiz Müslümanlarız”</strong></h2>
<p>Düşündüklerimizi konuşmanın zamanıdır: Çocukluğumun konar-göçer hayatında Alevî-Bektâşî anlayışın geçerli olduğunu belli bir yaştan sonra fark ettim. Cami adamlarının alevi aleyhtarlığını yüzyıllarca körüklemelerine ve halkın buna şeklen katılmasına rağmen hayatımız Aleviliğe yakındı. Yaşadıkça, çeşitli tasavvuf geleneklerini tanıdıkça, bazılarını içerden tanımaya yaklaştıkça ve tarih içindeki maceramızda rollerini anlamaya çalıştıkça bende bir görüş epeyce netleşti. Bahsettiğim o buluşmada bir alevi dostumuz da vardı. Ona dönerek dedim ki: “<em>Azizim, Türk dediğin alevidir.”</em></p>
<p>Bu sözün tahrik edici tarafını bilerek kullandım. Hiç şüphe etmiyorum, büyük kültür yaratıcılığı içinde diğer sûfî gelenekler de öyledir. Benzer yolların hayranlığına da hayranlığım vardır.  Onlar sayesinde yaygın din adamı profilinin zararları yumuşatıldı. Düne kadar softalığın kaba döngüsü hayatımıza tam hâkim olamadıysa yine onlar sayesindedir. Bunda hiç şüphesiz alttan alta devam eden yüksek duyuş ve inanışla kendimiz kalmamızın rolü büyüktür. Canlı seziş geleneğinin (inisiyasyon) ve ona göre yaşamaların diriltici gücüyle sahteliğe yenilmedik.</p>
<p>Evet, Ortadoğululaşan, cemaatleşen, katılaşan, donmuş hâliyle hayat bahşedeceğini iddia eden kupkuru dinî hareketlere rağmen bu damar canlıdır. <em>Alevi-Bektâşî çizgisi</em> o damardandır. Varlığımıza derinden sinmiş bir duyuş, düşünüş ve yaşayış anlayışının en sade hâlidir. Ve emniyet sübabımızdır. Tartışılmasını isterim.</p>
<p>Madem yazdın, konuyu biraz daha aç diyenlere sözüm vardı, bitmedi.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turk-dedigin-alevidir/">“Türk Dediğin Alevîdir!”</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/turk-dedigin-alevidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selam barışmak için mi, ayrışmak için mi vardır?</title>
		<link>https://millidusunce.com/selam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/selam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nusret Çam]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2022 19:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Nusret Çam]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Selam]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasal İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=38904&#038;preview=true&#038;preview_id=38904</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selamlama ayrışmaya değil, kaynaşmaya vesile olmalıdır. Bu da onu kalıplara sokarak dayatmacı bir tavırla değil, karşımızdaki insanların kültürüne, meşrebine, cinsiyetine ve statüsüne saygı duyarak elde edilir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/selam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir/">Selam barışmak için mi, ayrışmak için mi vardır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fselam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir%2F&amp;linkname=Selam%20bar%C4%B1%C5%9Fmak%20i%C3%A7in%20mi%2C%20ayr%C4%B1%C5%9Fmak%20i%C3%A7in%20mi%20vard%C4%B1r%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fselam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir%2F&amp;linkname=Selam%20bar%C4%B1%C5%9Fmak%20i%C3%A7in%20mi%2C%20ayr%C4%B1%C5%9Fmak%20i%C3%A7in%20mi%20vard%C4%B1r%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fselam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir%2F&amp;linkname=Selam%20bar%C4%B1%C5%9Fmak%20i%C3%A7in%20mi%2C%20ayr%C4%B1%C5%9Fmak%20i%C3%A7in%20mi%20vard%C4%B1r%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fselam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir%2F&amp;linkname=Selam%20bar%C4%B1%C5%9Fmak%20i%C3%A7in%20mi%2C%20ayr%C4%B1%C5%9Fmak%20i%C3%A7in%20mi%20vard%C4%B1r%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fselam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir%2F&#038;title=Selam%20bar%C4%B1%C5%9Fmak%20i%C3%A7in%20mi%2C%20ayr%C4%B1%C5%9Fmak%20i%C3%A7in%20mi%20vard%C4%B1r%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/selam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir/" data-a2a-title="Selam barışmak için mi, ayrışmak için mi vardır?"></a></p><p>Gün geçmiyor ki Müslümanlar ayrışmak ve ayrıştırmak için bir şeyler bulup çıkarmasın ya da din ve takva adına yeni yeni sorunlar üretmesin, eski dertleri tazelemesin! Bunlardan biri de selam verme şeklidir. Aslına bakılırsa dini şekilden ibaret zanneden kimseler selamın ruhunu anlamak yerine tıpkı sakal, bıyık, sarık, cüppe gibi selamın sözlerini her zaman en büyük takıntı haline getirmişlerdir. Fatih’in İstanbul’u fethedip Ayasofya’nın kapısına dayandığında Bizanslı keşişlerin, meleklerin cinsiyetinin erkek mi dişi mi olduğunu tartışmaları gibi Müslümanlar da sakız çiğnemenin orucu bozup bozmayacağını, nasıl selam verileceğini vs. yüz yıllardır tartışmaya devam edegelmişlerdir. Bir kısım Müslümanlar “günaydın”, “merhaba, “selam”, “iyi akşamlar”, “iyi geceler” demeyi din dışı görmekten hâlâ vazgeçmiyor. En birleştirici olması gereken selam bile cahil ve art niyetli kimselerin dilinde insanları kamplaştırmak için kullanılabiliyor. Tabii ki bu kısır tartışmalar İslâm’a çok şey kaybettirdiği gibi, pek çok gencin de dinden soğumasına sebep oluyor. Ama kimin umurunda!</p>
<p>Hadislerin bildirdiğine göre peygamberimiz selam verirken “İslâm” ile aynı kökten gelen ve “eman, barış, esenlik, kurtuluş sizin üzerinize olsun” anlamı ifade eden “selamun aleyküm” “esselamu aleyküm” diyordu. Yani aynı dili konuştuğu akranlarına kendi dillerinde güzel bir temennide bulunuyordu. Peygamberin, bu kelamın İbranice (<em>Şālóm ʻalêiḥem)</em> ve Süryanice (<em>Şlomo</em>) gibi akraba dillerdeki benzerliklerinden rahatsızlık duymadığı anlaşılmaktadır. Hatta o, ince ruhunun yansıması olarak dağ ve mezarlık gibi cansız varlıkları da aynı şekilde selamlıyor, içinde kimse olmasa bile evine girerken selam veriyor ve bunu insanın kendi kendisine selam vermesi olarak görüp diğer Müslümanlara tavsiye ediyordu.</p>
<h2>&#8220;Selamün aleyküm&#8221; mü &#8220;merhaba&#8221; mı?</h2>
<p>Tahmin edilebileceği gibi bu son örnekler, selamın her şeyden önce şekilsel olmaktan çok insanın barışçı, olumlu, mütevazı kişiliğini gösteren ruhsal bir ifadedir. Bu, aynı zamanda karşınızdaki varlığa değer vermek, onunla dostça iletişim içinde olmak ve yeni tanışmalara vesile aramak anlamı taşır. Onun içindir ki bütün kültürlerde selam ifade eden sözler, işaretler ve davranışlar hep var olmuştur. Bu durum onun öz olarak evrensel, ifade biçimi olarak kültürel yönüne işaret eder. Farklı olan şey, selam şeklinin kültürlere bağlı olarak değişmesidir. Zaten dinimizde de selamdan maksat insanın karşısındakine en güzel, en sıcak, an temiz duygularını iletmektir. Bu, bazen sözle olacağı gibi, tebessüm ederek, uzaktan el sallayarak veya bunların hepsini bir arada kullanarak da olur. İnsanlara o güzel ve asil duyguyu vermeden muhatabının kafasını yararcasına kendini beğenmiş bir edayla ve asık bir çehreyle zoraki bir şekilde “selamun aleyküm” desen ne, demesen ne! Ben şahsen küçük bir çocuğun bütün samimiyetiyle ve sevecenliğiyle telaffuz ettiği bir “merhaba”yı, hatta “meyaba”yı burnu ve başı havalarda birisinin ruhsuz bin selamına tercih ederim.</p>
<p>Verdiğimiz bu örnek de gösteriyor ki esas olan, selamdaki samimiyet, estetik ve ruhtur.  Elbette bir Müslüman için en bildik selam formu bellidir. Fakat o sıcaklığı verenin de alanın da hissettiği “günaydın”, “tünaydın”, “hayırlı sabahlar”, “sabah-ı şerifleriniz hayır olsun”, “uğurlar olsun”, “güle güle”, “merhaba”, “iyi akşamlar”, “iyi geceler” gibi güzel sözler niçin kullanılmasın? Mesele o ruhu verebilmek ve alabilmektir. Önemli olan husus, her kelâmı muhatabına, yerine ve zamanına uygun biçimde yerli yerinde kullanabilmektir. Mesela bu satırların yazarı muhatabının kim olduğuna ve ruh haline bağlı olarak bu ifadeler yanında “selamun aleyküm”, “esselamu aleyküm”, “good morning”, “hi”, “hello”, “buena dia”, “buno noche”, “hayırlı kun”, “hayırlı tüs”, “dobre utra”, “dobre vecher”, “guten tag” gibi ifadeleri kullanmaktan çekinmez. Böylece onlarla çok daha eşit düzeyde samimi ilişkilerin önünü açmış olur.  Nitekim özellikle Mısır halkı birbirleriyle “sabahu’l-verd” (gül sabahlar), “sabahu’l-ful” (ful yemeği sabahlar, “sabahu’l-fulful” (fulful yemeği sabahlar), “sabahunnur” (Nur sabahlar), “sabahu’l-asel” (bal sabahlar) diye selamlaşır ve Ezher alimlerinin aklına İslâmî değildir diye bunları yasaklamak asla gelmez. Ama her ne hikmetse iş Türkçeye gelince, suratlar hemen asılır, kaşlar çatılır ve “memnu”, “memnu” feryatları ayyuka çıkar.</p>
<h2>Peygamber Efendimizin selamı</h2>
<p>Peygamber’in, “selamun aleyküm” veya “esselamu aleyküm” şeklindeki selâm formülünü Mekke’de değil de Medine’de ihdas etmiş olması anlamlıdır. Demek oluyor ki Hz. Peygamber Mekke’de iken ya kendi yakın çevresi dâhil hiç kimseye selam vermiyordu, ya da Mekkelilerin kullandığı selam cümlelerini kullanıyordu. Hz Peygamber gibi, insanlarla diyalog kurmak, Kuran’ı onlara anlatmakla görevlendirilmiş bir kimsenin insanların arasına selamsız sabahsız girmesini beklemeyeceğimize göre geriye ikinci ihtimal kalıyor. Anlaşılan o ki İslâm Peygamberi Mekke’de bulunduğu sürece herkesle onlar gibi selamlaşmış, bu geleneği Medine’de Umeyr b. Vehb el-Kureşî’nin kendisini öldürme teşebbüsü hadisesine kadar sürdürmüş, bu olaydan sonra halen kullanmakta olduğumuz selam cümlesini kullanmaya başlamıştır (M. Efendioğlu, “Selâm”, <em>TDVİA</em>, cilt 36, s. 342-343).</p>
<p>Selamın böyle bir siyasi olay sonrasında yeni şekil alması da ilginçtir. Zaten Peygamberimizin Medine’deki hayatının büyük bir kısmını savaş, barış, sefer, kabilelerle ilişkilerin tanzimi ve elçi gönderme gibi siyasi olaylar işgal eder. Bu sebeple Hicretten sonra gelen vahiylerin konuları ve içeriği Mekke’dekinden farklıdır. Bu siyasi zorlamalar Hz. Peygamberi müşriklere, Yahudilere ve münafıklara karşı temkinli olmaya ve şekil yönünden de disiplinli bir toplum oluşturmaya sevk etmiştir. Bunun anlamı ise inancıyla, ibadetiyle, düşümce tarzıyla, yaşantısıyla, ahlakıyla ve hitap şekliyle yeni bir kimlik yaratma gayretidir. Bunun en iyi bilinen örneği kıblenin, zorlayıcı şartlar sebebiyle önce Kâbe iken sonra Kudüs’e, daha sonra tekrar Kâbe olarak belirlenmesidir.</p>
<p>Kuranıkerim’de Mekke’de inen ayetlerde de “selam” hitabının geçmesi sebebiyle Müslümanların bu kavrama Medine’den önce de aşina olduklarını düşünebiliriz. Fakat onun şimdiki haliyle Medine’de sistemleştirildiğini kabul etmek gerekiyor. Bizim için burada önemli olan nokta, Peygamberin hayatı boyunca belli bir tek selam formu üzerinde ısrar etmemiş olmasıdır. Kıble gibi, namazın olmazsa olmaz bir şartı dahi zamanla ve elbette dinin sahibi olan Allah’ın bilgisi ve izni sayesinde değişikliğe uğraması karşısında selamın şeklinin nasıl olacağı meselesi ve bir tek formla kısıtlanması takdir edileceği üzere çok küçük bir ayrıntı kalır. Zamana bağlı olarak değişen diğer bir uygulama da önce serbest olan kabir ziyaretinin bir müddet sonra yasaklanması fakat ölülerle ilgili mesajın anlaşılması ve yerleşmesi üzerine bu ziyaretlere tekrar izin verilmesidir.</p>
<h2>Selâmdaki samimiyet</h2>
<p>Konuya insani değerler, estetik, kalite ve kültür bağlamında baktığımızda Hz. Peygamberimizin “selamı yayınız” sözü çok daha büyük derinlik ve zenginlik kazanacaktır. Her şeyden önce ibadetler dahil olmak üzere İslâm’ın temel hedefi çokluk değil, nitelik ve kalitedir. Kaliteli iman, ibadet ve yaşantıyla ilgili olarak Kuran’da kullanılan terimler ihlas, huşû, takva, kalp titremesi (rikkati) ve tatminidir.</p>
<p>Başta çoklukla övünmeyi kınayan, yani niceliğe değil, niteliğe önem veren Tekâsür suresi olmak üzere konu hakkında pek çok ayet vardır. Aynı kalite durumu selam için de geçerlidir. Selamda da asıl gaye dualarda, tesbihlerde, salavatlarda, tekbirlerde olduğu gibi lafızların telaffuzu değil, onların anlaşılıp delalet ettiği mananın imanı cilalaması ve hayatı güzelleştirmesidir. Yoksa bunlar Müslümanın dilinde ve omuzunda boş yere taşıdığı yük olmaktan başka bir anlam ifade etmez. Bu konuda da onlarca ayet ve hadis mevcuttur. Buradan hareketle, “selamın yayılması”ndan asıl muradın selam kelimesinde mevcut olan barışın, esenliğin, selametin, hoşgörünün, sağlamlığın, aydınlığın ve saflığın yeryüzünde yayılmasıdır. Böyle bir hareket tarzı hayata mal edilmedikten sonra günde bin kere selam vermiş olsak kime ne fayda sağlar? Ve kul için faydası olmayan şeyin Allah&#8217;a, Allah nezdinde makbul olmayan şeyin insanlara bir hayrının olacağını düşünmek mümkün mü?</p>
<p>Mesela şöyle düşünelim: Müslüman kimliği taşıdığı halde İslâm’ın mesajından uzak bir kimse evde, sokakta, işyerinde, çarşıda, pazarda gördüğü herkese “sünnete uygun olarak” selam verse ve diğer kimseleri de buna zorlasa, fakat evde eşine ve çocuklarına karşı cimrilik ediyor, bencil davranışlar sergiliyor, kaba davranıyor ve şiddet uyguluyor olsa bu şahıs selamı yaymış sayılabilir mi? Nitekim Nur suresinin 61. âyeti de aynı yöndedir:</p>
<p><em> </em><em>Evlere girdiğiniz zaman </em></p>
<p><em>Allah tarafından <strong>kutlu ve hoş bir davranış olmak üzere</strong> </em></p>
<p><em>birbirinize selam verin. </em></p>
<p><em>İşte Allah âyetlerini açıklıyor size, </em></p>
<p><em>düşünüp de anlamanız için” </em></p>
<p>Kaldı ki selâmı yaymakla ilgili: “<em>Siz iman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Ben size bir şey göstereyim mi? Eğer bunu yaparsanız birbirinizi seversiniz. Aranızda selamı yayınız”</em> hadisi, selamın gayesinin insanlar arasındaki sevgiyi yaymak olduğunu gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Öyleyse selamlama ayrışmaya değil, kaynaşmaya vesile olmalıdır. Bu da onu kalıplara sokarak dayatmacı bir tavırla değil, karşımızdaki insanların kültürüne, meşrebine, cinsiyetine ve statüsüne saygı duyarak elde edilir.</p>
<h2>Türkçe söylersek makbul değil mi?</h2>
<p>Bu sözlerimizden de anlaşılacağı üzere aslında selamlaşmanın sadece “selamun aleyküm” veya “esselamu aleyküm”dan ibaretmiş gibi kabul edilmesi dinin kendisine bakışla yakından alakalıdır. Zaten Kuran’ı ve dini anlamada aklı, kıyası, örfü ve olayların arka planını, sebebini, hikmetini reddedip sadece o konudaki bir tek hadisi veya nassı zahiri bir bakışla ele almanın doğal sonucu başka türlü olamaz. Bu fikirdeki kimselere göre İslam’ın ve cennetin tek dili Arapça, örnek alınması gereken tek gelenek o zamanki Arap kültürü, konuşulması gereken tek dil Arapça, orucun açılacağı tek gıda hurma, kullanılacak tek alfabe aslında Nebat kökenli Arap harfleri, çocuklara verilmesi gereken yegâne isimler Arapça kökenli isimler, en necip millet de Araplardır.  Böyle bir zihniyetin Türkçe selamlaşma ifadelerine karşı çıkmasından daha doğal ne olabilir?</p>
<p>Selam konusuna bir kısım Müslümanların niçin yüzeysel ve şekilsel baktığının kodları aslında kalıplaşmış zihniyet dünyalarında gizlidir. Bu zihniyetin en birincil alameti farikası sözlerin söylendiği bağlamı, çevresi, kültür ortamı yerine, yalnızca lafızların ifade ettiği görünen anlamının dikkate alınmasıdır. Bu tür anlayışa sahip kimselerin zihniyet yapısı tatlıya konulacak ceviz denilince evvel emirde onun içini değil de kabuğunu anlayan kimselerin durumuna benzer. Oysa ki Kuran’ın da bahsettiği anlayışı kuvvetli “ulu’l-elbab” yani hikmet sever kimseler ondan cevizin içini anlarlar ve sözleri ve davranışlarıyla etrafa rahmet ve bereket saçarlar. Böyle olumlu bir zihniyet ancak bilgi, sevgi, hoşgörü, derin tefekkür, soyut düşünce, sanatsal bakış ve bunların neticesinde olaylar arasında ilişkiyi ortaya koyarak büyük resmi görme yeteneği ve gayreti ile elde edilebilir.</p>
<p>Sonuç olarak bütün meselelere olduğu gibi selam konusuna da şu açılardan bakmak isabetli olacaktır: Allah belli bir kesimin değil, âlemlerin Rabbidir. İslâm dar bir coğrafya ve kültürle sınırlı değil, evrensel bir dindir, bir tek kültürden değil millet ve kabile bazında çok kültürlü bir dünyadan yanadır (Hucurat, 13). Kuran’ın muhatabı sadece o devrin Arapça konuşan halkı olmayıp, yeryüzündeki kadın erkek bütün insanlardır. Dinin esası sağlam bir tevhit inancı, güzel ahlak, ve sevgiye, hakkaniyete, adalete ve liyakata dayanan bir muamelattır. İbadet ancak halis bir iman ve güzel ahlak sayesinde makbuldür. İslâm, insana ve tabiata hürmeti esas alan, dünyaya dayalı bir dindir, dünya ise ahiretin tarlasıdır. İslâm’ı fıkıhtan, fıkhı ise geçmiş otorite şahsiyetlerin fetvalarından ve yorumlarından ibaretmiş gibi kabul etmek, dini Orta Çağ Hristiyanlığının durumuna düşürmekten başka anlam taşımaz. Şekli ne olursa olsun, selam, barış ve esenlik kaynağı olduğu sürece Allah’ın selamıdır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/selam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir/">Selam barışmak için mi, ayrışmak için mi vardır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/selam-barismak-icin-mi-ayrismak-icin-mi-vardir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Tasavvuf ve Tarikatlar</title>
		<link>https://millidusunce.com/turkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/turkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[MDM]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jan 2022 09:38:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Enes Kara]]></category>
		<category><![CDATA[İNTİHAR]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Medrese]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=37324</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Türkiye'de Tasavvuf ve Tarikatlar" başlıklı canlı yayınımızın konuğu Prof. Dr. İbrahim Maraş. 19 Ocak Çarşamba günü saat 20.00'de Millî Düşünce Merkezi'nin Facebook sayfası ve YouTube kanalından canlı olarak yayımlanacak programımıza hepiniz davetlisiniz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar/">Türkiye&#8217;de Tasavvuf ve Tarikatlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%20Tasavvuf%20ve%20Tarikatlar" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%20Tasavvuf%20ve%20Tarikatlar" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%20Tasavvuf%20ve%20Tarikatlar" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%20Tasavvuf%20ve%20Tarikatlar" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar%2F&#038;title=T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%20Tasavvuf%20ve%20Tarikatlar" data-a2a-url="https://millidusunce.com/turkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar/" data-a2a-title="Türkiye’de Tasavvuf ve Tarikatlar"></a></p><p>561. Bilgi Şöleni&#8217;nde, Enes Kara&#8217;nın intiharıyla bir kez daha gündeme gelen tarikatlar meselesine eğiliyoruz. &#8220;Türkiye&#8217;de Tasavvuf ve Tarikatlar&#8221; başlıklı canlı yayınımızın konuğu Prof. Dr. İbrahim Maraş.</p>
<p>19 Ocak Çarşamba günü saat 20.00&#8217;de Millî Düşünce Merkezi&#8217;nin Facebook sayfası ve YouTube kanalından canlı olarak yayımlanacak programımıza hepiniz davetlisiniz.</p>
<p>M. Esad Kıraç&#8217;ın moderatörlüğünü üstleneceği programa anlık olarak soru ve görüşlerinizle katkıda bulunabilirsiniz.</p>
<p>Canlı yayını;</p>
<p>YouTube üzerinden izlemek için:</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/c/millidusuncemerkezi" target="_blank" rel="noopener">https://www.youtube.com/c/millidusuncemerkezi</a></p>
<p>Facebook üzerinden izlemek için:</p>
<p><a href="https://www.facebook.com/millidusuncemerkezi/" target="_blank" rel="noopener">https://www.facebook.com/millidusuncemerkezi/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar/">Türkiye&#8217;de Tasavvuf ve Tarikatlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/turkiyede-tasavvuf-ve-tarikatlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türklerin İslamı Kabulü</title>
		<link>https://millidusunce.com/turklerin-islami-kabulu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/turklerin-islami-kabulu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Selim Babaoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 08:05:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[osman karatay]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=11187</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkler gönüllü olarak mı yoksa kılıç zoruyla mı müslüman oldular?<br />
Osman Karatay'ın çalışması bu tartışmadaki bir çok önyargıyı giderecek tarzda hazırlanmış çok kıymetli bir eser.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turklerin-islami-kabulu/">Türklerin İslamı Kabulü</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturklerin-islami-kabulu%2F&amp;linkname=T%C3%BCrklerin%20%C4%B0slam%C4%B1%20Kabul%C3%BC" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturklerin-islami-kabulu%2F&amp;linkname=T%C3%BCrklerin%20%C4%B0slam%C4%B1%20Kabul%C3%BC" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturklerin-islami-kabulu%2F&amp;linkname=T%C3%BCrklerin%20%C4%B0slam%C4%B1%20Kabul%C3%BC" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturklerin-islami-kabulu%2F&amp;linkname=T%C3%BCrklerin%20%C4%B0slam%C4%B1%20Kabul%C3%BC" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturklerin-islami-kabulu%2F&#038;title=T%C3%BCrklerin%20%C4%B0slam%C4%B1%20Kabul%C3%BC" data-a2a-url="https://millidusunce.com/turklerin-islami-kabulu/" data-a2a-title="Türklerin İslamı Kabulü"></a></p><div id="attachment_11188" style="width: 810px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-11188" class="wp-image-11188 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/01/71WoVlJ0-jL.jpg" alt="Türklerin İslamı Kabulü" width="800" height="1242" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/01/71WoVlJ0-jL.jpg 800w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/01/71WoVlJ0-jL-193x300.jpg 193w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/01/71WoVlJ0-jL-768x1192.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/01/71WoVlJ0-jL-660x1024.jpg 660w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><p id="caption-attachment-11188" class="wp-caption-text">Türklerin İslamı Kabulü</p></div>
<p>Türklerin İslamlaşma serüveni konusunda yaygın iki görüş vardır.<br />
Bunlardan ilk akla geleni Türkler kılıç zoruyla müslüman oldular tezidir. Bu iddia son zamanlarda tengricilik gibi akımlarla ya da İslamcılığa bir tepki olarak daha yüksek sesle söylenir oldu.<br />
Diğer tez ise Türklerin eski inançlarına benzerliği ve İslam dininin bir takım konularda orijinal özellikleri sayesinde bu dini kabul etmeleridir.<br />
Bu kitap başta bu iki teze karşı bir eleştiri mahiyetinde.<br />
Yazar ilk olarak Türklerle müslümanların karşılaştığı, çatıştığı bölgelerin döneme ait etnik yapısını incelemiş. Bununla ilgili temel sorusu şu; İslam devletlerinin kıyım yaptığı bölgelerde Türkler var mıydı, varsa ne miktarlarda bulunuyorlardı?<br />
Bunun ardından dönemin Türk ile İslam devletlerinin çatışma ve barış devirlerinin İslamlaşmaya etkisi titizlikle incelenmiş.<br />
Türklerin İslamlaşmasında büyük rol oynadığı iddia edilen Talas savaşı gibi hadiseler ve etkileri ciddi bir eleştiri süzgecinden geçirilmiş. Bunların İslamlaşmaya etkisi değerlendirilmiş.<br />
Geniş bir kaynak taraması var. Ancak kaynakları daha değerli kılan bu kaynaklardaki bilgiler bize aktarılırken yazarın yorumu. Zira yazar kaynaklardaki kayıtları, bilgileri basitçe aktarmak yerine ciddi bir tarihi değerlendirme de yapıp bu bilgilerin doğruluğunu ve gerçekliğini de sorgulamış. Bu çalışma yukarıda izah ettiğimiz yönleriyle Türklerin İslamlaşma serüveni konusunda bir çok önyargıyı giderecek tarzda. Türkler gönüllü mü yoksa zorlama mı müslüman oldu sorusuna yazarın uzun bir cevabı var ancak bu cevabı bulma yükünü okuyucuya bırakıyoruz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turklerin-islami-kabulu/">Türklerin İslamı Kabulü</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/turklerin-islami-kabulu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
