<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>saraçhane arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/sarachane/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/sarachane/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Mon, 31 Mar 2025 21:11:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Saraçhane&#8217;den Kızılay&#8217;a: Çözülen ve yeniden bağlanan Türk milleti</title>
		<link>https://millidusunce.com/sarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/sarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Onur Karadayı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2025 15:07:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem İmamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kızılay]]></category>
		<category><![CDATA[Protesto]]></category>
		<category><![CDATA[saraçhane]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Özdağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=49903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biz Türkler, devletle sadece hukuki bir bağ kurmayız.  Devleti var eden aslî unsurun, millet olduğunu biliriz. Bu yüzden de milleti yaşat ki devlet yaşasın anlayışı ile büyük devletler kurup varlığımızı kesintisiz bir şekilde devam ettiririz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/sarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti/">Saraçhane&#8217;den Kızılay&#8217;a: Çözülen ve yeniden bağlanan Türk milleti</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti%2F&amp;linkname=Sara%C3%A7hane%E2%80%99den%20K%C4%B1z%C4%B1lay%E2%80%99a%3A%20%C3%87%C3%B6z%C3%BClen%20ve%20yeniden%20ba%C4%9Flanan%20T%C3%BCrk%20milleti" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti%2F&amp;linkname=Sara%C3%A7hane%E2%80%99den%20K%C4%B1z%C4%B1lay%E2%80%99a%3A%20%C3%87%C3%B6z%C3%BClen%20ve%20yeniden%20ba%C4%9Flanan%20T%C3%BCrk%20milleti" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti%2F&amp;linkname=Sara%C3%A7hane%E2%80%99den%20K%C4%B1z%C4%B1lay%E2%80%99a%3A%20%C3%87%C3%B6z%C3%BClen%20ve%20yeniden%20ba%C4%9Flanan%20T%C3%BCrk%20milleti" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti%2F&amp;linkname=Sara%C3%A7hane%E2%80%99den%20K%C4%B1z%C4%B1lay%E2%80%99a%3A%20%C3%87%C3%B6z%C3%BClen%20ve%20yeniden%20ba%C4%9Flanan%20T%C3%BCrk%20milleti" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fsarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti%2F&#038;title=Sara%C3%A7hane%E2%80%99den%20K%C4%B1z%C4%B1lay%E2%80%99a%3A%20%C3%87%C3%B6z%C3%BClen%20ve%20yeniden%20ba%C4%9Flanan%20T%C3%BCrk%20milleti" data-a2a-url="https://millidusunce.com/sarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti/" data-a2a-title="Saraçhane’den Kızılay’a: Çözülen ve yeniden bağlanan Türk milleti"></a></p><p>Son zamanlarda devlet ile millet arasındaki bağın zedelendiğini hepimiz yakından müşahede ediyoruz.</p>
<p>Uzun yıllar süren mücadeleler ve ödenen bedeller neticesinde modern devlet ile yurttaş arasındaki bu bağ, toplum sözleşmesi ile teminat altına alınmıştı. Formül basitti: Vatandaş vergisini verir, kanun koyucunun koyduğu kanunlara uyar, askerlik görevini yerine getirir karşılığında ise devlet de ona gerekli korunma ve diğer imkânları sağlar. Jean Jacques Rousseau, toplum sözleşmesi kitabında bunu detaylı bir şekilde anlatır.</p>
<p>Fakat bu durum, son üç yüz yıldır böyledir. Özellikle Avrupa’da gerçekleşen reform ve rönesans hareketleri sonrası başlamış ve Fransız İhtilali’yle de kurumsal bir hâle gelmiştir. Sonrasında da bugün modern devlet dediğimiz olguyu ortaya koymuştur.</p>
<h1>Yurttaş ve devlet</h1>
<p>Yani, yurttaş ile devlet arasındaki karşılıklı rıza beyanı gerçekleşmiş, bir taraf vergi vermeye gönüllü olmuşken devlet kurumu da bu vergilerle tek tek yurttaşları muhatap kabul ederken onların birliğinden müteşekkil milletin egemenliğini de yine milletin adına korumaya başlamıştır.</p>
<p>Fakat bu gelişmeler Avrupa kıtasındaki devletler için geçerlidir. Bizim gibi varlığı tarihin kadim çağlarına kadar uzanan milletler için durum bundan oldukça farklıdır.</p>
<p>Biz Türkler, devletle sadece hukuki bir bağ kurmayız.  Devleti var eden aslî unsurun, millet olduğunu biliriz. Bu yüzden de milleti yaşat ki devlet yaşasın anlayışı ile büyük devletler kurup varlığımızı kesintisiz bir şekilde devam ettiririz.</p>
<h1>Beka</h1>
<p>Fakat devletle kurduğumuz bu bağı bazen yanlış yorumladığımız dönemler de olur. Bu dönemlerde bir takım manipüle gücüne kavuşmuş güç sahipleri, milletimizin devleti ile bağını kendi şahsi ve siyasi emelleri için kullanır. Çoğu zaman da bunun adına beka der.</p>
<p>Beka, tasavvufta bir varlığın insana özgü niteliklerinden ve ilişkilerinden sıyrılarak sürekli tanrı özünde kalmasını konu alır. Aynı zamanda geçici olduğu düşünülen bu evrenin karşıtı, ölümsüz varlık alanı içinde kalmasını da ifade eder. Yani özü itibariyle devletin varlığının sonsuz bir varlık olduğunu düşünür ve bu hâlinde kalabilmesi için, içinde bulunduğu tehdit ve tehlikeleri aşma azim ve kararlığını ifade eder.</p>
<p>Ancak bu anlayış, iktidar sahiplerinin uygulamalarıyla halkın nazarında ne yazık ki oldukça aşınmış bir duruma gelmiştir.</p>
<h1>Gerçek devlet bir kişi mi?</h1>
<p>Çünkü devletin bekasını XIV. Louis gibi kendi benliklerinde gören iktidar sahipleri “devlet benim!”, “Ben gidersem devlet çöker” zihniyeti ile hareket etmektedir. Devletin varlığını âdeta kendi ölümlü vücutlarında taşıdıklarını zannettikleri için de devletin bekasını kendi bekaları ile birlikte görmeye başlamışlardır. Hâliyle bu durum, devletin bekası dendiği zaman halkın nazarında kavramın aşınmasına neden olmuştur.</p>
<p>Lidere sadakat ve Ulü&#8217;l-Emre itaat anlayışını, kendi bünyesinde içselleştiren milletimiz, devlet başkanlarını sorunsuz ve insani hatalardan muaf görmektedir. Bu da oldukça çarpık bir düşünce olan liderin bekası ile devletin bekasını iç içe geçirmeye neden olmuştur.</p>
<p>Cumhuriyetimiz bunu uygulamaya koyduğu devrim kanunları ile aşmaya çalışmış fakat ne yazık ki henüz tam istenilen noktaya gelinememiştir.</p>
<p>Bu durumu şöyle de ifade edebiliriz: Ölümsüzlük içeren bir anlayışı, ölümlü bir bedene hapsetmek. Madde ile ruhu bir araya getirip ikisine de bir ve bütünmüş gibi bir muamele yapmak, olayları bağlamında değerlendirmemizi engeller.</p>
<p>Bu yüzden, makam ve mevki sahipleri, iyi demagoglar vasıtayla bu çarpık düşünceyi yerleştirmek için millete yedi gün yirmi dört saat dikte edince, halkın nazarında bu anlayış yavaş yavaş kabul görmeye başlamıştır. Bu da ne yazık ki devlet liderlerinin varlığını, devletin de varlığının teminatı olarak görüldüğü bir durumu ortaya çıkarmaktadır.</p>
<h1>Bir bildiğim var! Sonsuz iktidar</h1>
<p>Hâl böyle olunca terörist elebaşını meclise çağırmak, halk nezdinde “bir bildikleri vardır, devlet büyüklerimiz bizden iyi düşünürler” anlayışına kapılmalarına ön açıyor.</p>
<p>Ancak bu, kadim tarihimizden itibaren getirdiğimiz devlet anlayışımızla taban tabana zıt bir anlayıştır. Çünkü, devlet bir milletin en organize hâlini ifade eder. Yani ortada bir millet varsa devlet vardır. Kendi organize yapısını, bir organizasyona çeviren millet, kendi varlığı ortadan kalkmadan nasıl oluyor da devletini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya gelebiliyor?</p>
<p>Bu durumda asıl soru şu: Türk milleti bir var olma tehdidi altında, esaret mi yaşamaktadır ki devletinin bekası bir tehdit altına girsin?</p>
<p>Şayet buna &#8220;Bizi öldürebilirsiniz fakat esir alamazsınız!&#8221; diyorsanız, siz de Türk milletinin bir ferdisinizdir demektir. Bu durumda demek ki asıl beka(!) tehdidini başka bir yerde aramak gerekiyor.</p>
<p>Peki, milletin varlığına kast edenlerin, bizim özelimizde, Yüce Türk milletinin, bekasını tehdit eden eli kanlı bir teröristten medet umulması nasıl bir çarpıklığın ifadesidir?</p>
<p>Demek ki mesele burada çarpıklığın millete anlatılmasındaki yöntemdir. Türk milletinin devleti ile kurduğu bu bağı yanlış yorumlayan ve elindeki kitle iletişim güçleriyle birlikte onun varlığını kendi varlıkları ile birleştirmek isteyenlerin, manipüle güçlerinin bir yansımasıdır.</p>
<h1>Fakat bu güçler kâğıt üzerindedir.</h1>
<p>Bir kişiyi her zaman kandırabilirsiniz fakat herkesi her zaman kandıramazsınız.</p>
<p>Milletimiz artık yapılanları büyük oranda görüyor ve buna karşı çıkıyor. Kendi geleceğini kanı pahasına koruyan bir milletin, eşkıya başına ihtiyaç duymadan da varlığını sürdürmesi mutlaktır. Milletimiz de her köşe başında bunu haykırmaktadır. Bu haykırışına kulak tıkayanlara da bu yüzden karşı çıkmakta toplum sözleşmesine, yapılan anlaşmanın devlet eliyle askıya alınmasına anayasal hakkını kullanarak itiraz etmektedir.</p>
<p>Uzun yıllar, yurttaşın yine devletle arasında yaptığı sözleşmeye göre taraflardan birisi anlaşmaya uymazsa uygulanacak yaptırımlar, bir neticeydi. Yurttaş, kanun koyucunun koyduğu kurallara uymazsa cezai yaptırıma tabiî tutulur; şayet devlet yurttaşın haklarını korumazsa da yurttaş en temel hakkı olan protesto hakkını kullanırdı.</p>
<h1>Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet</h1>
<p>Bugün gelinen noktada durum tam olarak budur. Devlet, onun yetkilerini kullanan iktidar vasıtasıyla görev ve ödevlerini yerine getirmemektedir. Yurttaş her türlü vergiyi fazlasıyla vermekte, kurallara uymakta, askere gitmekte bu sayede de kamu düzeni korunmaktadır. Ancak sözleşmenin diğer tarafındaki devlet için aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değildir.</p>
<p>Türk milletinden vergi alıp güvenliğini sağlamıyor, 13 milyon yabancı ve kaçağı milletin rızası olmamasına rağmen ülkede tutuyor, milletin egemenlik sahası olan sınırlarını kevgire döndürüyor, en temel eğitim hakkını bile eşit bir şekilde dağıt(a)mıyor&#8230;</p>
<p>Hâl böyle olunca kendisini devlet ile bir sanan iktidar, daha ne olmasını bekliyor? Elbette bu durumda yurttaş da en temel hakkı olan protesto hakkını kullanacak ve kullanıyor.</p>
<h1>Polis ve millet</h1>
<p>Bu protestolar neticesinde özellikle son günlerde polislerimiz üzerinden çıkarılmak istenilen tartışmaların, devlet ile millet arasındaki bağı daha da zayıflattığını gözlemliyorum.</p>
<p>Asıl meselenin burada cereyan ettiği kanaatindeyim. Ne demek istediğimi biraz aşağıda açacağım.</p>
<p>22 Ekim’de terörist elebaşının meclise davet edilmesi, sonrasında Türk milletine dayatılmak istenen şartlar, buna karşı çıkmak isteyenleri tutuklamak ve tehditle sindirmeye çalışmak girişimleri yetmezmiş gibi bir de Mustafa Kemal&#8217;in askerleriyiz diyen teğmenlerimizin ihraç edilmesi, toplumda biriken enerjiyi ortaya çıkardı.</p>
<p>Bunda özellikle Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın hukuksuz bir şekilde tutuklanması ve sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması etkili oldu. Zaten her alanda boğazından sıkıldığını hisseden millet, bardağı taşıran son damla ile birlikte sokaklara döküldü.</p>
<h1>Çözülen ve yeniden bağlanan</h1>
<p>Atatürk’ün gençliğe hitabesinde Cumhuriyetimizi emanet ettiği gençlerimiz başta olmak üzere 7’den 70’e herkes bu hukuksuzluklara karşı çıktı. Çıkmaya da devam ediyor.</p>
<p>Halkın, şehirlerin meydanlarında protesto gösterilerine başlaması da hâliyle yurttaş ile kolluk kuvvetlerimizi karşı karşıya getirdi. Bir yandan yurttaşlar, anayasal haklarını kullanmak istiyor ve hükümeti (ki artık bildiğimiz anlamda bir hükümetimiz de yok, hilkat garibesi bir tek adam sistemi ile yönetiliyoruz) protesto ediyor. Diğer yandan iktidar sahipleri tarafından kolluğa verilen talimat gereği polis, göstericilere müdahale ediliyor.</p>
<p>Şimdi tam da burada çözülen ve çok daha sıkı bir şekilde yeniden bağlanan o bağı konuşabiliriz.</p>
<p>Atatürk, Gençliğe Hitabe’sinde Cumhuriyetimizi gençlere emanet ederken yine ileri görüşlüydü. Hep genç kalacak cumhuriyeti elbette her dem küllerinden doğan Türk evlatları koruyacaktı. Bugün meydanları dolduranlar da Cumhuriyetlerine sahip çıkmak için orada olan Türk gençlerinden başkası değildi.</p>
<p>İşte çözülmenin ve yeniden bağlanmanın dinamik noktası da burasıdır. Gençler cumhuriyetine sahip çıkmak için meydanları doldururken onlara düşman hukuku uygulayan iktidar, ve onun talimatlarını yerine getiren kolluk kuvveti bu çözülmenin görünen yüzüdür. Nevruz kutlamaları adı altında terör örgütü paçavralarının açıldığı ve bölücü propagandanın yapıldığı yerlerde pamuk şeker dağıtılırken Türk İstikbaline sahip çıkmak isteyen, üzerlerinde Türk Bayrağı olan gençlerimize ise orantısız güç kullanılması millet ile devlet arasına görünmez engeller çıkarmaktadır.</p>
<p>İşte burası kadim tarihimizden getirdiğimiz ve beka tehdidi adı altında çözülmenin ve yeniden doğuşun başladığı yerdir.</p>
<p>Bu tarz kitle hareketleri kendi içerisinde bir dinamizm yaratır. O dinamizm, gençlerin kenetlenmesini, bunu çevrelerine yaymasını ve içlerindeki gençlik ateşinin hiçbir dikteyi kabul etmeyeceğinin bir tezahürü olarak ortaya çıkar. Onlardan çıkan bu sinerji, ülke sathına yayılır. Bugün şikâyet ettikleri ve gelecekte inşa etmek istedikleri ülkenin makam ve mevki sahipleri bugün felaketlerle karşılaşan ve bununla mücadeleyle baş başa bırakılan yine bu Türk gençleridir.</p>
<h1>Türk Genci</h1>
<p>Çünkü Atatürk’ün Bursa Nutku’nda da dediği gibi “<em>Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır.” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.</em></p>
<p><em>Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir.” diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” </em>diyecektir.</p>
<p><em>Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”</em></p>
<p>İşte bu görev sorumluluk gereği çözüldüğü yerden yeniden doğacak, bugün karşısına dikilen polisi Türk devrimlerine göre yeniden dizayn edecek, polis bundan sonra Türk polisi gibi davranmaya devam edecektir. Kendi elleriyle yarattığı cumhuriyet yaş aldıkça gençleşecek, fakat aynı zamanda olgunlaşacaktır.</p>
<p>Bundan sebep gençliğe olan ümit ve bağlılığımız hep baki kalacak ve onlarla beraber Türk milletinin geleceğini hep beraber inşa edeceğiz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/sarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti/">Saraçhane&#8217;den Kızılay&#8217;a: Çözülen ve yeniden bağlanan Türk milleti</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/sarachaneden-kizilaya-cozulen-ve-yeniden-baglanan-turk-milleti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fikirsizlik fikir değildir</title>
		<link>https://millidusunce.com/fikirsizlik-fikir-degildir/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/fikirsizlik-fikir-degildir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2022 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Akşener]]></category>
		<category><![CDATA[devlet bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[iskender öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[meral akşener]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[saraçhane]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=41948&#038;preview=true&#038;preview_id=41948</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerçek şu ki akıllarında bir sistem yok. Aslında öyle bir sistem de yok ve hiç olmadı. Necip Fazıl’ın veya Erbakan’ın kırık dökük, birkaç bombastik sözü sistem oluşturmaya yetmiyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/fikirsizlik-fikir-degildir/">Fikirsizlik fikir değildir</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ffikirsizlik-fikir-degildir%2F&amp;linkname=Fikirsizlik%20fikir%20de%C4%9Fildir" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ffikirsizlik-fikir-degildir%2F&amp;linkname=Fikirsizlik%20fikir%20de%C4%9Fildir" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ffikirsizlik-fikir-degildir%2F&amp;linkname=Fikirsizlik%20fikir%20de%C4%9Fildir" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ffikirsizlik-fikir-degildir%2F&amp;linkname=Fikirsizlik%20fikir%20de%C4%9Fildir" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ffikirsizlik-fikir-degildir%2F&#038;title=Fikirsizlik%20fikir%20de%C4%9Fildir" data-a2a-url="https://millidusunce.com/fikirsizlik-fikir-degildir/" data-a2a-title="Fikirsizlik fikir değildir"></a></p><p>Saraçhane mitinginde altı parti vardı. Belediye başkanları vardı… Ne yoktu biliyor musunuz? Heyecan yoktu.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir grubun heyecanı ta uzaktan anlaşılır. Ben bunu ilk fark ettiğimde şaşırmıştım. 1970’li yıllardan birinde, İstanbul’da bir toplantıdaydım. Nedense o gün, birçok partinin aynı anda mitingi vardı. Tek kanallı televizyonumuz bunları bir bir veriyordu. Meydanlardaki yüksek tempolu hareketlilik, o geniş açıdan, o mesafeden bile belli oluyordu. Bir ara MHP’nin Erzurum mitingi ekrana düştü. Bu, diğerlerinden belki birkaç kat daha hareketliydi. Rahmetli Prof. Dr. Şaban Karataş hocanın mutlu bir sesle, “İşte bu da Erzurum!” dediğini hatırlıyorum. </span></p>
<h2>Paramparça anlatı</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Saraçhane’de o kıpırtıyı göremedim. Hareketliliğe en çok yaklaşıldığı an, Akşener’in konuşmasıydı. Halk genellikle sakindi. Hâlbuki konuşmalar miting konuşmasıydı. Tumturaklı cümlelere ve kalabalıktan cevap isteyen, “Şöyle yapar mısınız? Böyle eder misiniz?” gibi etkileşime davet eden sorulara rağmen insanlar sakindi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında 80 öncesi ile 80 sonrası siyasi mitingleri, bu yönüyle birbirinden açıkça ayrışıyor. 12 Eylül 1980’in, miting heyecanlarında bir ayrım noktası oluşturduğunu düşünüyorum. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu günlerde, Neil Sadler adında bir yazarın, bu yıl yayımlanmış bir kitabını okuyorum. Kitabın başlığı, </span><i><span style="font-weight: 400;">Parçalanmış Anlatı; Twitter Çağında Hikâye Anlatmak ve Anlamak</span></i><span style="font-weight: 400;"> (</span><i><span style="font-weight: 400;">Fragmented Narrative; Telling and Interpreting Stories in the Twitter Age</span></i><span style="font-weight: 400;">). Yazar şu soruyu soruyor: En çok 240 karakterle sınırlı parçalanmış sözlerden bir bütünlük, bir anlam çıkar mı? Bunlar, okuyana anlaşılır ve akılda kalır bir mesaj verebilir mi? Yazarın cevabı şöyle: Verebilir. Ama bir şartla. Bu kısa telgrafvari metinlerin arkasında, onların bağlanacağı bir yapı, asılacağı bir askı, bir büyük anlatı varsa. O kısa mesajlar zihnimizin daha önce kayda geçirdiği, önü-sonu ve ögelerinin birbiriyle bağlantısı belli bir yapıya gidip yerleşiyorsa, evet… Gerçekten de Twitter mesajları, tek başına ayakta durabilecek anlatılar değil. Onları anlaşılır kılan, ilgi çekici kılan şey, daha önce zihnimizde inşa ettiğimiz yapılar. O mesajlar, o yapıların bir yerlerine bağlanıp anlaşılır hâle geliyor. Eğer zihnimizde kısa mesajların bağlanacağı fikir demetleri yoksa her mesaj, kendi başına, ipi salınmış balonlar gibi savrulup gidiyor; algı ufkumuzda küçülüp yok oluyor. </span></p>
<h2>12 Eylül ruhu</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte, 12 Eylül 1980 sonrası partilerinin söylemleri de böyle. Bir yere, daha derinlikli, daha yapılı bir fikre bağlanmadıkları için ipinden kurtulmuş balonlar gibi uçuşuyor. “Ben on vereceğim.” “Ben on beş vereceğim.” Kimin ne söyleyeceği belli. Söylediği de o kadar heyecan verici değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Biz şu değiliz, öteki de değiliz, hele öbürü hiç değiliz. Biz ona da buna da diğerine de karşıyız…” Söylemler bu kıvamda ama bunların gidip oturacağı bir mimari, asılacağı bir askı, bir alt yapı, büyük bir anlatı yok. Bunlardan bir fikir sistemi oluşmuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">12 Eylül darbesini herkes lanetliyor. Gel gör ki 12 Eylül’ün fikirsizliği, daha doğrusu fikir düşmanlığı düşünce dünyasında, siyaset dünyasında hâlâ hâkim. Ona da buna da karşıyız, bir ondan bir öbüründen asarız… </span></p>
<h2>Ben bilirim ama söylemem</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">12 Eylül, bir tek Siyasi İslam’a dokunmamıştı. Hatta o günlerin Yeşil Kuşak stratejisi gereği, teşvik bile etmişti. Devletin kurumları, Seyyid Kutub’un kitaplarını tercüme ettirip hapishanelere ücretsiz dağıtıyordu. Yapılı bir anlatı olarak bir tek o kalacaktı. Ak Parti’nin bu anlatıyı benimsemesi beklenirdi. Oldu, ama tam olmadı. Siyasi İslamcı söylemin durduğu nokta tuhaf: “He he he&#8230;” Önce etrafı bir küçümseme ve “Ben sizden çok büyüğüm, kendime çok güveniyorum.” mesajı. Sonra, “Biz biliriz; bizim arkamızda dev gibi bir fikir sistemi var… Ne mi? Söylemeyeceğim işte. Bana ne. Bana ne. Söylersem mağdur olurum. Ben hep mağdurum zaten; sistem var, bilirim ama söylemem.” Bu tavır aklıma Münir Nurettin’in besteleyip söylediği güftesi Orhan Seyfi Orhon’a ait o çok sevdiğim şarkıyı getiriyor, Tereddüt: “Serahatan acaba… Söylesem darılmaz mı?”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçek şu ki akıllarında bir sistem yok. Aslında öyle bir sistem de yok ve hiç olmadı. Necip Fazıl’ın veya Erbakan’ın kırık dökük, birkaç bombastik sözü sistem oluşturmaya yetmiyor. Sistem diye “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur; ha bu da nastır.” cinsinden bir şeyler çıkıyor ama o kadar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Onun dışında? Onun dışında kalanlar ya her şeye karşı olduklarını söylüyor yahut her şeyi kucakladıklarını. Bu da yusyuvarlak, kaygan bir pelte. Bir şeylerin asılabileceği bir askı, ipi kopuk balonların bağlanabileceği bir yapı değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fikirsizlik, fikrin yerine geçemiyor maalesef. </span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/fikirsizlik-fikir-degildir/">Fikirsizlik fikir değildir</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/fikirsizlik-fikir-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat!</title>
		<link>https://millidusunce.com/dikkat/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/dikkat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[devlet bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[meral akşener]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[saraçhane]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=41943&#038;preview=true&#038;preview_id=41943</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tam bir karmaşa. Bilge Kağan’ın gökle yer bulandı, dediği gibi bir kaos. Bu karmaşa ortamında aman dikkat!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dikkat/">Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdikkat%2F&amp;linkname=Dikkat%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdikkat%2F&amp;linkname=Dikkat%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdikkat%2F&amp;linkname=Dikkat%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdikkat%2F&amp;linkname=Dikkat%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdikkat%2F&#038;title=Dikkat%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/dikkat/" data-a2a-title="Dikkat!"></a></p><p>Her kafadan bir ses çıkıyor.</p>
<p><b>İmamoğlu’nun önü kesildi, diyen de var; önü açıldı diyen de. </b></p>
<p><b>Şöyle olursa, böyle olursa diyerek şarta bağlı bin bir türlü yorum da yapılıyor. Çevremiz cinfiklerle dolmuş, fotoğraflardan bile ne sonuçlar çıkarıyorlar.</b><span style="font-weight: 400;"> (Geri zekâlı’dan çıkarılan gerzek kısaltmasına karşı ne zamandır cin fikirli’den cinfik kısaltmasını çıkarıp yaymak istiyordum. Galiba tam zamanı.)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ortalık cinfiklerin komplo teorilerinden geçilmiyor. Vallahi ben de komplo teorilerine çok önem veriyorum ama bu olayda hangisine inanacağımı şaşırdım. </span></p>
<p><b>Tam bir karmaşa. Bilge Kağan’ın gökle yer bulandı, dediği gibi bir kaos. Bu karmaşa ortamında aman dikkat! Çünkü birileri puslu havayı sever. Birileri malı alıp götürüverir, Üsküdar’ı geçiverir. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir bakmışsınız, seçim ertelenmiştir, deyivermişler; hatta seçim meçim yok, deyivermişler. “</span><b>Ne ortalıkta dolaşıp duruyorsunuz? Ne konuşuyorsunuz? Bu ülke benden sorulur. Hainliğe izin vereceğimi mi sanıyorsunuz? Ahlaksızlar, terbiyesizler, cibilliyetsizler, sürtükler, çukur herifler!&#8230;</b><span style="font-weight: 400;">”</span><b> </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mizah bir yana bence bu ihtimale odaklanılmalıdır. “</span><b>İstanbul da bizde. Saraçhane denilen yere teröristleri doldurmuşsunuz. Önce İstanbul’u, sonra bütün Türkiye’yi bu terör belasından kurtarmamız gerek. Öteki belediyeler de teröristlerle doldurulmuş; zaten kayyumlarımıza da iş lazım. Bu kadar terörist her yanı doldurmuşken seçim mi yapılır? Önce bekaaa!&#8230;”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Beka” kelimesinin sonuna kaçıncı şahıs iyelik ekinin konulacağına okuyucular karar versin. </span></p>
<p><b>Tekrar “dikkat!” diyorum, bu ihtimali hiç hafife almayın. Seçimler mutlaka yapılmalı ve sandık güvenliği mutlaka sağlanmalıdır. Birilerinin havayı puslandırmasına müsaade edilmemelidir. Zaman çekişme zamanı değil; birlik olma, uyanık olma zamanıdır. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tanrı, Âdem ile Havva’yı cennetten kovup dünyada üremelerini istemiş. Sonra da İblis’in insanları aldatmasına kıyamete kadar izin vermiş. Dinî literatürde şeytanın, bizatihi insanın nefsi olduğuna dair yorumlar da var.</span><b> Şeytan veya nefis, devamlı iş üstündedir, unutulmasın! </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1290 yıl önce Bilge Kağan Çinliler için </span><b><i>teblig, kürlüg, armakçı</i></b><span style="font-weight: 400;"> demiş. Yani sahtekâr, hilekâr, fesatçı. O zaman Çinliler, her türlü hileyi, sahtekârlığı uyguluyorlarmış; her türlü fesadı, fitneyi, bozgunculuğu Türkler arasında yayıp duruyorlarmış. Çinli fitneyi sokuyormuş ama beri tarafta da nefsine uyup aldanan varmış. Birbirine giren kardeşler, birbirine düşen milletle yöneticiler varmış. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Vallahi bu Çinliler hikâyesi yazıya nereden çıkıp geldi, bilmiyorum. Çağrışımlar mı birbirini kovaladı acaba? İblis, şeytan, nefis, Çinli, Mefisto… Belki bu çağrışım tablosuna girecek başka kavramlar, başka adlar da vardır. </span></p>
<p><b>Sonuç: Uyumayacaksınız, uyuşuk olmayacaksınız, aldanmayacaksınız; uyanık olacaksınız!   </b></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dikkat/">Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/dikkat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizim dünyanın kupası</title>
		<link>https://millidusunce.com/bizim-dunyanin-kupasi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bizim-dunyanin-kupasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[ekrem]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[saraçhane]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=41907&#038;preview=true&#038;preview_id=41907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplanılmayan basın toplantısında sayın bakan, Altıspor taraftarlarının terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olduğunu da belirtmiş. Metin, “Şerefli hakemlerimizi töhmet altında bırakanlara, onlara hakaret edip aşağılayanlara, hak ettikleri cezalar en kısa zamanda verilecektir.” cümlesiyle bitiyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bizim-dunyanin-kupasi/">Bizim dünyanın kupası</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizim-dunyanin-kupasi%2F&amp;linkname=Bizim%20d%C3%BCnyan%C4%B1n%20kupas%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizim-dunyanin-kupasi%2F&amp;linkname=Bizim%20d%C3%BCnyan%C4%B1n%20kupas%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizim-dunyanin-kupasi%2F&amp;linkname=Bizim%20d%C3%BCnyan%C4%B1n%20kupas%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizim-dunyanin-kupasi%2F&amp;linkname=Bizim%20d%C3%BCnyan%C4%B1n%20kupas%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbizim-dunyanin-kupasi%2F&#038;title=Bizim%20d%C3%BCnyan%C4%B1n%20kupas%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bizim-dunyanin-kupasi/" data-a2a-title="Bizim dünyanın kupası"></a></p><p>Otoriter rejimler nasıl yerleşir diye bir makale okumuştum. Önce demokrasi ve hukuk devleti kuralları içindeymiş görünümü veren iktidar, bir süre sonra baskı önlemlerine yönelir. Bunlar protesto edilince, protestoları önlemek için baskıyı arttırır. Protestocuları cezalandırır. Önlemler sertleşir. Yine protesto edilir… Bir daha sertleşme… Bu sarmal öyle gelişir ki sonunda demokrasiymiş gibi, hukuk devletiymiş gibi görünme çabası anlamsızlaşır. Artık otoriter rejim inkâr edilemez hâle gelir. Her şey apaçık görünmektedir.</p>
<h2>Kural da değişir hakem de</h2>
<p>Bir futbol maçı oynanacak. Kritik bir maç.</p>
<p>Karşılaşma başlamadan seyirciler arasında bir kaynaşma var. Ne oldu diye soruyorum. Kalelere baksana diyorlar. Gerçekten bir kale, diğerinin neredeyse iki katı genişliğinde. Futbol sahasına da dolgu yapılmış. Geniş kale yönünde alçalan bir eğim kazanmış saha. Onu konuşurmuş seyirci. “İyi de” dedim yanımda oturan arkadaşıma, “maçın yarısından sonra kaleler değişir. Bu tuhaf değişiklik iki takıma da eşit etki eder.” “Duymadın mı?” dedi. “Dün bir yönetmelik değişikliği yapılmış. Hakemlere, gördükleri lüzum üzerine kaleleri değiştirmeden ikinci yarıyı oynatma yetkisi verilmiş.”</p>
<p>Biraz sonra seyircilerin sesleri daha da yükseldi. Meğer maçı yönetmesi programlanan hakem heyeti görevden alınmış. Maç yeni bir heyete verilmiş. Fısıltı burada bitmiyor. Yeni heyet üyeleri kimmiş biliyor musunuz? Yeni heyetin tamamı, Yedispor’un oyuncularıymış.</p>
<p>Hakemler yerlerini alıyor. Fakat bir terslik var. Orta hakem Yedispor üniforması giymiş. Yan hakemler uyarıyor. Orta hakem avucunu alnına vuruyor… “Tüh unuttum!” Koşarak sahadan ayrılıyor. Takımlar saha ortasında dizilmişken tekrar dağılıyor. Hakemin dönmesini beklerlerken ısınma hareketleri yapıyorlar. Seyircilerin gürültüsü gittikçe yükseliyor.</p>
<h2>Sarı kart, kırmızı kart</h2>
<p>On dakika sonra orta hakem geri geliyor. Bu sefer normal bir kıyafet giymiş. Fakat çorapları hâlâ Yedispor’un renklerinde. Demek onları değiştirme zahmetine katlanmamış.</p>
<p>Oyuncular sahanın ortasında diziliyor. Her iki takım da seyirciyi selamlıyor. Maç başlayacak. Yazı tura atılıyor. Altıspor başlayacak. Yedispor da kaleyi seçiyor. Orta hakem elini kaldırıyor. Paranın yeniden atılmasını istiyor. Paranın atılışında bir tuhaflık olduğunu söylüyor. Atıyorlar. Yine Altıspor kazanıyor. Yerlerine koşuyorlar… Hakem tekrar elini kaldırıyor. “Bu da sayılmaz. Gelin buraya. Bir şey olmadı gibi görünüyor ama mutlaka bir şey oldu.” diyor, sonra ekliyor, “Ben kanuna güveniyorum.” “Hangi kanuna?” diye soruyorlar. “İstatistik kanunlarına.” diyor. Yeniden para atılacak. Atılıyor. Nihayet Yedispor kazanıyor. Altıspor’un kaptanı dar kaleyi gösteriyor. Hakem olmaz diye işaret ediyor. “Kale daha önce seçildi. Seçilmiş kale değişmez! Değişir diyenlerin bizim değerlerimizden haberi yok!”. Böylece Yedispor hem ilk vuruş, hem de kale seçme hakkını kazanıyor</p>
<p>Geniş ve yokuş aşağı kale Altıspor’un; dar, yokuş yukarı kale Yedispor’un.</p>
<p>Başlama düdüğü çalıyor. Yedispor topa vuruyor. Paslaşıyorlar. Altıspor aradan topu kapıyor. Düdük! Faul. Ne faulü diye bakarken bir de sarı kart çıkıyor. Yedispor faul atışını yapıyor fakat top istedikleri yere değil, bir Altısporlu oyuncuya gidiyor. Altıspor hücumu başlıyor. Orta sahadalar. Yan hakem ofsayt bayrağı kaldırıyor. Ofsaytın ne teorisini ne de pratiğini düşündürecek bir pozisyon var. Top henüz sahanın ortasında ve topu ayağında tutan Altısporlu oyuncu da diğer oyuncuların ortasında bir yerde. Altısporlu oyuncular karara itiraz ediyor. Ne o? İtiraz eden beş oyuncuya hakem kırmızı kart gösteriyor ve oyundan atıyor. Altıspor gerçekten altı kişi kalıyor.</p>
<p>Yedispor ofsayt vuruşunu yapıyor. Ama devam edemiyorlar. Bir düdük daha! Orta hakem diğer hakemleri yanına çağırıyor. Kısa bir süre konuşuyorlar. Ve karar: Maçın tatiline ve Altıspor’un 6-0 hükmen mağlup sayılmasına karar vermişler.</p>
<p>Bu rezalet sahada protesto edilmeye başlanıyor. Sonra protestolar sokağa taşıyor.</p>
<h2>Hakemlerin kararlarına saygı gösterin</h2>
<p>Ertesi gün yandaşlar hâriç bütün televizyonlar ve basın Altıspor- Yedispor maçındaki skandalı yazıyor. Gençlik ve spor bakanı, bir basın toplantısı yapacağını ilan ediyor. Gazeteciler heyecanla toplantıya gidiyor. Yedispor taraftarı iki gazetenin muhabirlerinden başka kimse içeri alınmıyor. Bakanlığın kapısında heyecanlı bir bekleyiş var. Az sonra yandaş iki gazeteci dışarı çıkıyor. Ellerinde birer kâğıt var. Eski arkadaşları soruyor, “Ne dedi? Ne dedi?”. “Vallahi…” diyor eski gazeteci yeni yandaşlar, “Bakan beyi göremedik. Ama bize bu kâğıdı verdiler. Basın toplantısı işte bu kâğıtta, Bunları yazın dediler.“ “Ne yazıyor kâğıtta?”. Yandaşlar kâğıdı arkadaşlarına uzatır. Çok uzun bir metin değildir. En başta bakanın beyanının ruhu vardır: “Hakemlere kimse müdahale edemez! Hakemlerin kararlarına saygı duyun!”</p>
<p>Toplanılmayan basın toplantısında sayın bakan, Altıspor taraftarlarının terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olduğunu da belirtmiş. Metin, “Şerefli hakemlerimizi töhmet altında bırakanlara, onlara hakaret edip aşağılayanlara, hak ettikleri cezalar en kısa zamanda verilecektir.” cümlesiyle bitiyor.</p>
<p>Bakanın kâğıdı okunadursun, yeni bir haber geliyor. Altıspor- Yedispor maçı konusuna yayın yasağı getirilmiş. Bu yayın yasağı haberine de yayın yasağı getirilmiş. Sayın bakanın basın toplantısı haberi hariç.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bizim-dunyanin-kupasi/">Bizim dünyanın kupası</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bizim-dunyanin-kupasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
