<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Terörle mücadele arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/terorle-mucadele/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/terorle-mucadele/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Sat, 13 Nov 2021 12:02:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Ah şu reel politiğin dayanılmaz cazibesi</title>
		<link>https://millidusunce.com/ah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/ah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Afşar Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Nov 2021 12:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<category><![CDATA[hurma]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[reel politika]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Terörle mücadele]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=36120&#038;preview=true&#038;preview_id=36120</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reel politikçiler için hurma yedikten sonra vukuu bulan olaylar, asla kendilerinin suçu değildir. “Tırmalanmaktan” mütevellit tahrişin tek suçlusu ancak hainler, düşmanlar falandır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi/">Ah şu reel politiğin dayanılmaz cazibesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi%2F&amp;linkname=Ah%20%C5%9Fu%20reel%20politi%C4%9Fin%20dayan%C4%B1lmaz%20cazibesi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi%2F&amp;linkname=Ah%20%C5%9Fu%20reel%20politi%C4%9Fin%20dayan%C4%B1lmaz%20cazibesi" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi%2F&amp;linkname=Ah%20%C5%9Fu%20reel%20politi%C4%9Fin%20dayan%C4%B1lmaz%20cazibesi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi%2F&amp;linkname=Ah%20%C5%9Fu%20reel%20politi%C4%9Fin%20dayan%C4%B1lmaz%20cazibesi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi%2F&#038;title=Ah%20%C5%9Fu%20reel%20politi%C4%9Fin%20dayan%C4%B1lmaz%20cazibesi" data-a2a-url="https://millidusunce.com/ah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi/" data-a2a-title="Ah şu reel politiğin dayanılmaz cazibesi"></a></p><p>Tamam…En baştan söyleyeyim de sonra bana kızmayın. İşbu yazı Türkiye şartlarında ( Yani 1 atm basınç ve 22 ℃ oda sıcaklığında… Ne diyorum ben ya?) yazılmıştır.</p>
<p>Eşle dostla konuşurken siyasetten genellikle kaçarım. “Kaçınırım” demiyorum, “kaçarım”. Araba modellerinden, tarla tapan işlerinden vs. bahseder, muhabbeti genellikle geyikgiller av sahasında tutmaya gayret ederim.</p>
<p>Gel gör ki eş dost, muhtemeldir ki beni bir doktor gibi gösteren gözlüklerime bakarak lafı muhakkak siyasete getirir (Az kaldı, doktor oldum oluyorum bu arada…). Cem Yılmaz’ın dediği gibi komiklik nasıl ata sporumuzsa, siyaset de ikinci ata sporumuzdur. Okey masasında savaş ilan etmeyi, enflasyonla mücadeleyi seven bir milletiz, ne yapalım?</p>
<p>Gözleri bozmama sebep olan okuma bağımlılığımın yol açtığı yüksek egomla ve “müzmin düşünmek” hastalığıyla fikrimin topçu bataryaları derhâl vaziyet alır.</p>
<p>“Sus ulan sus!” diyen zayıf bir ses bir yandan böğrümü dürter ama ne fayda! Karşı taraf ilk kanı akıtmıştır bir kere!</p>
<p>Bizde muteber fikirler sadece hocalardan çıktığı için -ki bu konuda İskender Hoca’nın “Excell” yazısını kendime yontarak muhtemel küfürleri şimdiden iade ederim (Gerçi orada bahsedilen hoca seçkinliği değildir ama “hoca” kalıbının yarattığı kişiselliğe güzel bir açıklamadır.)- okey masasında hükümet kurmakla hoca olup ahkâm kesmek arasında bir kategori kabul edemeyiz.</p>
<p>Bütün titri “okuryazar” olmak, diye bir şey bizde kabul edilmez. Ama konu bu değil, gene dağıttım ortalığı.</p>
<p>(Buradan nereye varacağım? Vallahi ben de tam bilmiyorum ama bir yerden toparlayacağım.)</p>
<p>Hah! Aklıma geldi!  Sıradan bir okuryazar, sadece okuyup yazmaz. Yani aslında yazıyorsa “düşünüyor” da demektir.  İşte tam da bu otobüs durağında, okuryazarı felsefe dolmuşları karşılar. “İdealizm, idealizm, bir kişilik yer var!”, “Ey dünyanın bütün proleterleri, atlayın, Marksizme çok yer var!”, “Objektivizm, iki kişilik yer var! Atlas Vazgeçti okumayan binmesin!” ( Otobüs durağında dolmuşun ne işi mi var? Sizin ülkenin gerçeklerinden haberiniz yok herhâlde?)</p>
<p>“Stoacılıktan geçer mi?” “ Yok abi! Stoacılık arkadan gelen araba!”</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-36131 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/ankara-da-dolmuscu-kavgasi-soforun-boynu-kirildi.jpg" alt="" width="650" height="360" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/ankara-da-dolmuscu-kavgasi-soforun-boynu-kirildi.jpg 650w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/ankara-da-dolmuscu-kavgasi-soforun-boynu-kirildi-300x166.jpg 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Okuryazar (Bu noktada “adam” demekten vazgeçiyorum, “cinsiyetçi” diye damgalanmaktan duyduğum o depderin korkuyla affınıza sığınıyorum.); genellikle okuma listesi olmayan, programsız, meraklı, hayalci ve duygusal bir insandır. Onun dünyası bir “olması gerekenler” dünyasıdır. (Anaaaa! Herif idealist mi ne? Ne pisss! Hiç çekemem! Aman annem, doğruca Marksizme, Marksizme!)</p>
<p>Okurken yazarla halleşen, yazarken kendisiyle kavga eden, herkesle güç barışan biridir, bu insan.</p>
<p>Hah! İşte siz bu insancıkla politika falan tartışacak olursanız, o sizin karşınıza,  kuvvetle muhtemeldir ki bir “ Nasıl olmalı?” mantığıyla çıkacaktır.</p>
<p>Eğer siz okeye dönen bir kabine üyesi veya hoca bekleyen bir vatandaşsanız onun zır deli olduğunu düşünmekte bir an bile tereddüt etmezsiniz. Refleks olarak ona vereceğiniz cevap şu olacaktır: “Bırak felsefeyi, <em>realite</em> bu!”</p>
<p>Değil mi ya? Ortada kabak gibi gerçekler varken bir şeylerin “nasıl olması gerektiğiyle” kim ilgilenir?</p>
<p>Okuryazar, bu anda kendisini biraz “gerzek” hisseder. “ Sahi yahu ben nasıl düşünemedim?” diye kendi kendini sigaya çeker. Çok geçmeden, sütün taşmasının kontrolsüz ısıtmadan, kuluncumuzun tutulmasının  “cereyanda” yatmaktan olduğunu hatırlar. Sonra buna bir isim verir: “Nedensellik”.</p>
<p><em>Halbusam&#8230; </em>Okuryazarı politik tartışmaya çekenler için sadece “geçerli sonuçlar” vardır.  Meselâ hiç kimse demez ki “ Aga! Bebek katillerinin sözcülüğünü yapan insansıların koskoca Türk Milleti’nin en mukaddes mekânında ne işi var? Bunların buraya girmesi <em>nasıl mümkün olmuştur</em>?”</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-36132 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/politikaci.jpg" alt="" width="750" height="410" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/politikaci.jpg 750w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/politikaci-300x164.jpg 300w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></p>
<p>Sebep–sonuç ilişkisi diye bir şeyin var olduğunu düşünmemek, “reel politik” denen şeyin tek şartıdır.</p>
<p><em>Reel politik denen şey, uygulayıcıları için “sorumsuz bir yetkililik” anlamına gelirken yetkisiz vatandaşlar için de bu, olduğu gibi kabul edilen bir siyasi eylem sahasıdır. </em></p>
<p>Türkçeleştirelim: Reel politik diye “Faizleri düşürürken size mi soracağız?” ile “Herkesin cebinde cep telefonu yok mu? Neden şikâyet ediyorsun nankör?”  oyuncuları arasında gerçekleşen tek kale maça denir. Bu maçın özelliği, bu iki sorunun sahibinin de aynı takımda olması ve okuryazar gibi birkaç “saf insanı” kaleye alıp üstüne yağmur gibi şut yağdırmalarıdır.</p>
<p>Hadi daha Türkçeleştirelim… Okuryazar adam için “Bugün yediğin hurmalar yarın <em>bir yerini </em>tırmalar.” diyen o çarpıcı ve birazda edepsiz atasözümüz <em>her daim </em>(Nasıl sevdik bu kalıbı, ne zaman söylesem kendimi Kanunî gibi hissediyorum&#8230;) bir uyarıcıdır.</p>
<p>Reel politikçiler için hurma yedikten sonra vukuu bulan olaylar, asla kendilerinin suçu değildir. “Tırmalanmaktan” mütevellit tahrişin tek suçlusu ancak hainler, düşmanlar falandır.  Bir reel politikçi tahriş için doktora gittiğinde, doktor ona “Hurma yediğiniz için hassas yeriniz tahriş olmuş.” dediğinde, reel politikçi “Bırak yahu hurmayı murmayı! Sen bir ilaç ver de geçsin!” deyiverir. Oysa bundan sonra hurma yerse ne olacağına dair bir fikir edinmek yerine “<em>o an için”</em> duyduğu rahatsızlığı gidermeye çalışır.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-36134 size-medium_large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/VAZELIN-768x545.jpg" alt="" width="768" height="545" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/VAZELIN-768x545.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/VAZELIN-300x213.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/VAZELIN-1024x726.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/VAZELIN-1536x1090.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/VAZELIN.jpg 1748w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Dolayısıyla mesela denetimsiz kamu harcamalarının kaynağını, sonuçlarını anlamaya çalışan okuryazarla “Bak ayağında ayakkabı var!” ya da “PKK ile mücadele etmiyor muyuz?” diyen bir reel politikçinin, konuşma denen şeyin, üstünde yürüdüğü “mantık” zemininde buluşmaları mümkün olamaz.</p>
<p>Bir reel politikçi zaten yapılması gereken terörle mücadeleye bakarak bu sonuçla her şeyin halledildiğini sanır; oysa TBMM’de savunma bütçesi görüşmelerini bölücü terör örgütüne aktarma ihtimalleri yüksek insanların bulunmasının, bu mücadeleyle nasıl bağdaştırılabileceğini düşünmeye zahmet etmez.</p>
<p>Kabul ediyorum. Çok sıkıcı bir yazı oldu. Buraya kadar gelebilen varsa onu yürekten kutluyorum.</p>
<p>Demem o ki… Bir işin sebeplerini ve muhtemel sonuçlarını düşünmeden, sadece ortadaki sonuçlara bakarak konuşmak, karşımızdakinin aklıyla dalga geçmek olduğu kadar kendi aklımızı da rafa kaldırmaktır. O çok sevdiğimiz reel politik de bundan ibarettir (En azından Türkiye’deki uygulanışı budur…). Şimdi gelip birileri “Ama İngilizler böyle yapmıyor!” falan derse -ki keşke dese- ben de ona “Demek ki İngilizler reel-politiği, <em>olması gerektiği gibi</em> uyguluyormuş.” derdim. “Yani askerlerini bir yere gönderirken oradaki eski politikalarını, bu politikaların yarattığı sonuçları ve bundan sonrasında olabilecekleri hesaba katarak <em>bir gerçeklik oluşturuyorlar.”</em> derdim. Bu da sürekli düşünmeyi gerektirir. Bu daha da önemlisi “<em>sürekli ulus için düşünmeyi</em>” gerektirir.</p>
<p>Eğer birileri, Türk vatanının mukadderatını ilgilendiren politikalar üretiyorsa; ona bugün yediklerinin yarın kime nasıl zarar vereceğini hatırlatmak da bu yüzden aslında Türk milliyetçilerine düşer.</p>
<p>Başkaları okey masasında hükümet kursa da ya da kısıtlı bir doktorayla her şeyin teorisini bildiğini iddia etse de işin gerçeğinin ne olması, nasıl olması gerektiğine dair bir şeyler düşünmek, asıl, milliyetçilerin görevidir. Çünkü bugün doğrusunu bizim belirlemediğimiz gerçekler, yarın karşımıza <em>tabi olmamız gereken gerçekler</em> olarak çıkacaktır (“Reel politikte etkinlik” diye ayrı bir konu açmamız artık farz oldu.).</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-36133 " src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/139-thickbox_default-Tatli-Sert-Hurma-1-768x579.jpg" alt="" width="577" height="435" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/139-thickbox_default-Tatli-Sert-Hurma-1-768x579.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/139-thickbox_default-Tatli-Sert-Hurma-1-300x226.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/139-thickbox_default-Tatli-Sert-Hurma-1-1024x772.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/11/139-thickbox_default-Tatli-Sert-Hurma-1.jpg 1080w" sizes="(max-width: 577px) 100vw, 577px" /></p>
<p>Hadi bir kez daha Türkçeleştirelim: Sırf keyfimizce yediğimiz her hurma yarın muhakkak bir yerimizi tırmalar…</p>
<p>Ben böyle dedim diye hurma yemekten vazgeçmeyin. Ölçüyü kaçırmayın yeter.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi/">Ah şu reel politiğin dayanılmaz cazibesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/ah-su-reel-politigin-dayanilmaz-cazibesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Unutulanlar dışında yeni bir şey yok</title>
		<link>https://millidusunce.com/unutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/unutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Onur Karadayı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2020 10:00:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Dağ ve komanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkâri]]></category>
		<category><![CDATA[Osman pamukoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<category><![CDATA[terörizm]]></category>
		<category><![CDATA[Terörle mücadele]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=21937</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkese, dost düşman herkese, üniformanızın adamı olduğunuzu göstereceksiniz. Anadolu topraklarının en derin köşesi olan Hakkâri'de baykuş istemiyorum. Size ilk, tek ve son emrim budur.Bunun dışında kalan her şey size verdiğim asıl emrin bir teferruatı olacaktır. Çünkü kahramanlara emir verilmez!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/unutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok/">Unutulanlar dışında yeni bir şey yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Funutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok%2F&amp;linkname=Unutulanlar%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20yeni%20bir%20%C5%9Fey%20yok" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Funutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok%2F&amp;linkname=Unutulanlar%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20yeni%20bir%20%C5%9Fey%20yok" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Funutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok%2F&amp;linkname=Unutulanlar%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20yeni%20bir%20%C5%9Fey%20yok" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Funutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok%2F&amp;linkname=Unutulanlar%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20yeni%20bir%20%C5%9Fey%20yok" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Funutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok%2F&#038;title=Unutulanlar%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20yeni%20bir%20%C5%9Fey%20yok" data-a2a-url="https://millidusunce.com/unutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok/" data-a2a-title="Unutulanlar dışında yeni bir şey yok"></a></p><h2>Bütüne götüren hikâyeler</h2>
<p>Hayat, kısa kısa anılar, mutlu şen kahkahalar ve elem verici ızdırapların bütünüdür. Bu bütünün anlaşılması için muhakkak paylaşılması gerekir. Görünmez bağlar ile birbirimize bağlı olduğumuz bu dünyada bir kişinin yaptığı iyi veya kötü bir şey dolaylı yollarla bütünü de etkiler. Bu etkileşimin adı da hikâyedir. Hikâyenin anlatılması duyguların, dolaylı geçmesinden ziyade doğrudan geçmesini tetikler. Böylece parça parça olan hikâyeler bir bütün hâline gelerek hayatın kendisini oluşturur. Sevinç, mutluluk, öfke, acı, elem, keder, hayal ve umut…</p>
<p>Millet de bir bütündür ve onun parçalarından birisi de işte bu hikâyelerdir. Milletin bütünleşmesi için gerekli olan dil, kültür, aynı ortak tarih ve duygular gibi değerlerdir. İşte hayat dediğimiz bütünün parçası olan hikâyeler, millet dediğimiz bütünün bir parçası olan duygularının tâ kendisidir. Bu sayede ortak duyguları yaşar, farklı olan hayatlara ortak olur acı, sevinç ve kederde buluşarak bütünleşiriz. Böylece bir arada kardeşçe yaşayabilir, duygu ve düşünce dünyamızdaki farklılıkları bir bütünün parçası içerisinde kolayca çözebiliriz. Geçmiş ile geleceğin harmanlanması ve unutulmaması için anlatmak bu yüzden çok önemlidir.</p>
<h2>Acıya götüren ihmal ve hatalar</h2>
<p>Bir bütünün parçası olan o acıları hatırlamak için kısaca bir geçmişine bakmak gerekir. 1984 yılında Kürdistan İşçi Partisi olarak kurulan PKK, kuruluşu ve ideolojik yapılanmasının sonunda eylemlerine başlamıştır. İlk eylemlerini Siirt’in Eruh ilçesi ve Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde gerçekleştirmiştir. Bu saldırılar sonrası haberi yemek masasında alan Özal “Üç beş çapulcunun marifeti.” diyerek devlet reflekslerinin çalışmasını yavaşlatmıştır. Hâlbuki verilen şehitler ortalığı ayağa kaldırmaya ve derhal gerekli tedbirleri alarak çalışmalara başlamaya, nedenini araştırmaya götürmesi gerekecek önemdedir. Devlet adamlığı bunu gerektirir. İşte halkın huzur ve refahını yıllarca kaçıran, türlü acılara neden olan büyük bir milleti birbirine düşürmeye çalışan bu bölücü örgüt, o günden itibaren eylemlerini artırarak 36 yıl boyunca kanlı eylemlerine devam etmiştir.</p>
<h2>Hatadan döndüren acılar</h2>
<p>Terör ve terörün insan zihninde açtığı tahribat sonucu, devletin güvenlik dendiğinde asli görevleri arasında sayılan güç ve otoritesi bu bölgede yıllarca zafiyete uğratılmıştır. Klasik ve konvansiyonel şekilde tertiplenerek; gayri nizamı harp teknikleri uygulayan PKK’ya karşı mücadele edilmiştir.  Bu süreç için bugün hâlâ sorulması gereken ve cevap alınması gereken sayısız soru vardır. Bunlardan birisi de alan hâkimiyetinin PKK’ya örtülü olarak bırakılmasıdır. Türk çocuklarını kurbanlık koç gibi, ölüm kusan pusuların, yalçın dağlarının ortasına mahkûm eden düşüncedir. Dağların dibine (sözde) kaçakçılığı engelleyeceği düşünülerek kurulan karakolların inşa edilme emrini kim neden vermiştir? Bu hatadan ve yapılan yanlışlardan 2008 yılında 300 PKK’lının Aktütün karakolunu basmasına kadar gelen süre zarfında neden dönülmemiştir? Aktütün, Dağlıca vb. karakol baskınları ise eylemin planlanması, yapılışı, gündüz gözü ile dokuz saat devam eden çatışmalara hiçbir müdahale yapıl(a)maması ve eylem sonrası teröristlerin çekilmesi konuları açısında ayrı bir yazı konusudur.</p>
<h2>Askerlik bir sanattır</h2>
<p>Düşmanla mücadele edebilmek için evvela düşmanı tanımak, harekât planlarını bu doğrultuda belirlemek verilecek olan mücadelede başarıyı getirecek önemli etkenlerdendir. İşte bu uygulamaların yapılmaması ve mücadelede sonuç vermeyen uygulamalardaki ısrar neticesinde kınalı kuzular birer birer toprağa düşmüştür. Her gün haince saldırılara maruz kalınan, devlet otoritesinin delik deşik edildiği, halkın ızdırap içinde korku ve endişeyle kaldığı böyle bir dönemde bölgeye tayin edilen bir komutan önemli bir görev üstlenmiştir. Kendisine Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay komutanlıklarınca sorulan gider misin sorusuna “Komutanım ben askerim. Derhal giderim.” diyerek çelik gibi bir irade ile cevap veren bu komutan Osman Pamukoğlu’dur.</p>
<p>Bölgeye gider gitmez çalışmalarına başlayan Kurmay Albay Osman Pamukoğlu birliklerini devralıncaya kadar misafir komutan olarak gözlemlerde bulunmuştur. Yapılan çalışmalar, coğrafyanın durumu, halkın moral ve motivasyonu, örgütün amacının iyi analiz edilmesi ve yapılan eylemlerin ortaya konularak hangi düşünceye dayanarak yapıldığının tespiti ve nihayet teröristlerin geliş ve gidiş güzergâhları üzerinde çalışmıştır. Tugay komutanlığını devraldığında çiçeği burnunda Tuğgeneral olarak resmen göreve başlamıştır.</p>
<h2>Unutulanlar dışında yeni bir şey yok</h2>
<p>1993 tarihinden itibaren terörle mücadelede seyir değiştirmiştir. Çünkü alan hâkimiyeti TSK’ya geçmiştir. Bu da düşünen ve kalıp düşüncelerin dışına çıkarak “<em>Askerime leş toplatmam</em>!” kararlılığında ve gayri nizami harbin bütün gerekliliklerini kavrayarak uygulamaya koyan bir komutan sayesinde gerçekleşmiştir.</p>
<p>Göreve başladığı 1993-1995 yılları arasında, Hakkâri Dağ ve Komando Tugayı ve Güvenlik Komutanlığı’nda Tuğgeneral olarak görev yapmıştır. Bu görevi sırasında yaşadıklarını, tecrübelerini aktardığı anılarından oluşan kitabı “<em>Unutulanlar dışında yeni bir şey yok</em>” emekli olduktan sonra 2002 yılında yayımlanmıştır.</p>
<p>Bu kitabın okunması, okuyucuda geçmişle bugün arasında daha kuvvetli bağlar kurarak mücadele azim ve kararlığını artırmaktadır. Yaşanılan acıların temelindeki ayrılıkçı düşüncelere fırsat vermeyecek ve askerlik sanatına olan saygısını, bilgisini pekiştirecektir.</p>
<p>Bu kapsamda paylaşacağım iki husus var. Bunlardan ilki kitapta konusu geçen ve hâlâ daha bilinmezliğini koruyan PKK’nın 5. Kongresinin <a href="http://osmanpamukoglu.blogspot.com/2017/12/pkk-haftanin-kampi-5-ci-kongresi-ve.html">MİT tarafından gün gün takip edilerek bütün kuvvet komutanlarına bildirilmesine rağmen sınırın 20 km ötesinde yapılan bu kongreye neden müdahale edilmediğidir.</a> O gün müdahale edilseydi 700 kişiden oluşan ve örgütün bütün üst düzey sözde yöneticilerinin bir arada bulunduğu kamp yerle bir edilebilirdi. Bu neden sümen altı edildi? Neden müdahale edilmedi?  Bunun cevabını bulmak, bugünkü yaşadıklarımıza da ışık tutacaktır. Bu gelişmelerin izini sürmek açısından yapılan en hafif ifade ile “hatalar” için sorumlu bulmak kolaydır. Ancak bunu kim yapacaktır? Nasıl yapacaktır? Cevap ortadır. Tarih bize göstermiştir ki ne siyasi partiler ne kurumlar ne kuruluşlar… Hepsini kendi iradesi ile yönlendiren, baskı altına alan, sorgulayan, okuyan, soran, sormaktan korkmayan ve hesabını soran millettir! Şayet biz bunun cevaplarını almak için organize olmaz, kendi bütünlüğümüzü yani kendi hikâyemizi başkasına anlatırsak çöl kumunda patinaj çekeriz. Bu yüzden bu sorulara cevap bulunması ve aynı hataların tekrar edilmesinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu da özgür düşünen beyinlerin ürünü olacaktır. Tıpkı, çözüm süreci adı altında toz pembe hayaller çizerek sözde aydınlarca parlatılan ve bizi hendeklere götüren o sürecin, bugün Türksüz anayasa yapma çalışmaları için yeniden nabız yoklayanlara fırsat vermemek adına, dinç ve teyakkuzda kalmamız gerektiğini haykıran beyinler gibi…</p>
<h2><a href="http://blog.milliyet.com.tr/isimleriyle-gunesi-yukseltenler-aniti/Blog/?BlogNo=70213">İsimleriyle güneşi yükseltenler</a></h2>
<p>İkinci bir konu ise kalptir. Anadolu’nun kadim kültüründe biz buna gönül de deriz. Bütün duyguların, orada yaşadığıdır. Oraya dokunmadan yapılacak her şey eksik kalacak veya amacına tam hizmet etmeyecektir. Geçmiş ile gelecek arasında köprü kuracak olan bu bağı ise inşa etmek, unutma hastalığımızın önüne geçmeye de imkân verecektir. Bunlardan birisi Hüseyin Nihal Atsız’ın “Ölmezler Yolu” teklifidir. Atsız, bu teklifin içeriğini şöyle açıklamıştır. <em>“Mühim bir nokta da Türkiye’nin uygun bir yerinde bir ‘Ölmezler Yolu’nun yapılmasıdır. Ölmezler Yolu, Türk tarihinin ulu kişilerinin heykel ve anıtlarıyla süslü, en heybetli ağaçların gölgelediği bir tarih yoludur. Şimdilik Alp Er Tunga ile başlayıp Atatürk’le bitecek ve ilerde de yetişecek büyüklerin heykel ve anıtlarının eklenebileceği uzun ve gösterişli bir yol…” (Ötüken 92, Ağustos 1971: 5). </em>düşüncesidir<em>.  </em>Türkiye’nin ölmezleri için yapılan bu çalışmanın bir diğeri ise âdeta ileride yetişecek büyüklerin müjdecisi görevini yerine getiren Osman Pamukoğlu tarafından hayata geçirilen “<em>İsimleriyle Güneşi Yükseltenler Anıtı</em>”dır. 1984 yılı ile 1995 yılı arasında 28 subay, 21 astsubay, 574 erbaş ve erin rütbesi, adı, baba adı, doğum tarihi, memleketi, şehit olduğu yer ve zamanın yer aldığı anıttır. Oradan hiç kaybolmayacak ve hayat dediğimiz bütünü oluşturan destanî hikâyeyi kahramanca yazan kahramanların isimlerinin hiç unutulmadan ve her daim bize bu hayatın ne bedeller ödenerek verildiğinin gösterilmesidir. Bize kendi kahramanlarımızın, hikâyelerimizin sembolik olarak en güzel anlatımıdır.</p>
<div id="attachment_21938" style="width: 490px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-21938" class="wp-image-21938 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/anıt.jpg" alt="" width="480" height="360" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/anıt.jpg 480w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/anıt-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" /><p id="caption-attachment-21938" class="wp-caption-text">İsimleriyle güneşi yükseltenler anıtı</p></div>
<p>Aslanlarını çakallara yem eden milletlerin bedel olarak, o çakallar tarafından parçalanması, tarihin bize anlattığı bir başka acıklı hikâyedir. Bu yüzden bu bedelleri ödeyerek isimleriyle güneşi yükseltenleri anmak, o kahramanların aziz hatıralarına sahip çıkmak demektir. Anılarına sahip çıkmak, çok okumak, yazmak ve bunu her fırsatta anlatmak her birimizin görevidir. Biz anlatmaz, zamanında anlatılanlara kulak vermezsek hikâyelerimiz hep acıdan ibaret kalacaktır.</p>
<p>İsimleriyle güneşi yükseltenler, millet olmanın ortak paydasını bize gösterenler, acı ve kederin; mutluluk ve huzur için fedakârca çekildiğini göstermişlerdir. Bunu anlatarak gelecek nesilleri dinç tutanların aziz hatıralarını saygı ile selamlıyorum.</p>
<h2>Seni çelik pençemle ezerim</h2>
<p>Hayat hikâyelerinin derlendiği, kardeşliğin et ve kemik bulduğu aşağıdaki video ile sizleri baş başa bırakırken, bizi millet yapan asli değerlere zarar vermeye çalışan her türlü müdahalenin karşısında, hiçbir engel tanımayan, Türk milletinin bir ferdi olarak son nefesimize kadar mücadele edeceğimizi tekrar hatırlatıyorum.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Hakkari Dağ ve Komando Tugayı Belgeseli | TRT 1 | Gezelim Görelim | 1994" width="1140" height="641" src="https://www.youtube.com/embed/R2Z42EY5_EU?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/unutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok/">Unutulanlar dışında yeni bir şey yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/unutulanlar-disinda-yeni-bir-sey-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
