<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>umut arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/umut/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/umut/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Sat, 30 May 2026 12:16:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Emine Işınsu &#8211; Çiçekler Büyür</title>
		<link>https://millidusunce.com/emine-isinsu-cicekler-buyur/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/emine-isinsu-cicekler-buyur/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2026 12:16:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[aidiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Asimilasyon Politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Bulgaristan Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Çiçekler Büyür]]></category>
		<category><![CDATA[Direniş]]></category>
		<category><![CDATA[Edebi Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat İncelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Işınsu]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[iç yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Karakterler]]></category>
		<category><![CDATA[Kimlik Mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Tavsiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Yorumu]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürel Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Roman İncelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sessizlik Teması]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum Baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[türk romanları]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55319</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emine Işınsu'nun Çiçekler Büyür romanı; Bulgaristan Türklerinin asimilasyon politikalarına karşı mücadelesini, İlay Eminofa'nın iç dünyasını ve kadınların yaşadığı yalnızlığı anlatır. Sessizlik, kimlik, aidiyet ve umut temaları romanın merkezindedir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/emine-isinsu-cicekler-buyur/">Emine Işınsu &#8211; Çiçekler Büyür</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Femine-isinsu-cicekler-buyur%2F&amp;linkname=Emine%20I%C5%9F%C4%B1nsu%20%E2%80%93%20%C3%87i%C3%A7ekler%20B%C3%BCy%C3%BCr" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Femine-isinsu-cicekler-buyur%2F&amp;linkname=Emine%20I%C5%9F%C4%B1nsu%20%E2%80%93%20%C3%87i%C3%A7ekler%20B%C3%BCy%C3%BCr" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Femine-isinsu-cicekler-buyur%2F&amp;linkname=Emine%20I%C5%9F%C4%B1nsu%20%E2%80%93%20%C3%87i%C3%A7ekler%20B%C3%BCy%C3%BCr" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Femine-isinsu-cicekler-buyur%2F&amp;linkname=Emine%20I%C5%9F%C4%B1nsu%20%E2%80%93%20%C3%87i%C3%A7ekler%20B%C3%BCy%C3%BCr" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Femine-isinsu-cicekler-buyur%2F&#038;title=Emine%20I%C5%9F%C4%B1nsu%20%E2%80%93%20%C3%87i%C3%A7ekler%20B%C3%BCy%C3%BCr" data-a2a-url="https://millidusunce.com/emine-isinsu-cicekler-buyur/" data-a2a-title="Emine Işınsu – Çiçekler Büyür"></a></p><h2>Bir Romanın İçine Girmek Değil, Onun İçinde Yaşamak</h2>
<p>Bazı kitaplar okunur ve biter. Bazıları ise insanın içine yerleşir. Emine Işınsu’nun Çiçekler Büyür romanı tam da böyle bir eser. Çünkü bu kitap yalnızca bir olay örgüsü anlatmaz, insan ruhunun kırılganlığını, suskunluğunu, bekleyişini ve büyümeye çalışırken verdiği mücadeleyi anlatır. Roman boyunca karakterler konuşur ama aslında onların sustukları yerler daha çok şey söyler. İşte kitabın en güçlü tarafı da burada başlar.</p>
<p>Ancak Çiçekler Büyür yalnızca psikolojik bir roman değil. Roman aynı zamanda Bulgaristan Türklerinin yaşadığı baskıları, kimlik mücadelesini ve parçalanmış hayatları da anlatır. Eserin merkezinde İlay Eminofa vardır. İlay, baskı altında yaşayan Türk toplumunun hem acısını hem de direnişini temsil eden güçlü bir karakterdir. Bulgaristan’da Türklere uygulanan asimilasyon politikaları, isim değiştirme zorunluluğu, dil yasağı, baskılar ve korku atmosferi romanın temel çatışmasını oluşturur. İlay yalnızca kendi hayatıyla değil, ait olduğu toplumun yaralarıyla da mücadele eder.</p>
<p>Çiçekler Büyür, isminden itibaren sembolik bir anlam taşır. Çiçek dediğimiz şey narindir, kolay ezilir, kırılır, solar. Ama aynı zamanda toprağın içinden çıkmayı başaran bir direniştir. Ne kadar sert rüzgâr olursa olsun yeniden büyüme ihtimali taşır. Romandaki insanlar da tam olarak böyledir. Yaralıdırlar ama tamamen yok olmamışlardır. İçlerinde hâlâ yaşama dair küçücük bir ışık vardır.</p>
<p>Emine Işınsu’nun dili ise bu hikâyeyi daha da etkileyici hâle getirir. Çünkü yazar bağırmaz. Büyük cümlelerle gösterişli anlatımlar kurmaz. Onun kalemi daha çok insanın içine usulca dokunur. Bir annenin sessizliğiyle, bir kadının iç çekişiyle, bir insanın gece kendi kendine kaldığında hissettiği boşlukla konuşur. Bu yüzden Çiçekler Büyür yalnızca bir roman değil, insan ruhunun iç haritasıdır.</p>
<h2>İnsan Ruhunun Kırılganlığı</h2>
<p>Romanın temelinde insanın kırılganlığı vardır. Karakterler güçlü görünmeye çalışsalar bile içlerinde büyük yaralar taşırlar. Hayat onları sertleştirmiştir ama tamamen taşlaştırmamıştır. Çünkü insan ne kadar yorulursa yorulsun, içinde hep anlaşılma isteği taşır.</p>
<p>Kitapta özellikle kadın karakterlerin ruh derinliği dikkat çeker. Emine Işınsu kadınları yalnızca toplum içindeki rolleriyle anlatmaz. Onların iç dünyasını, korkularını, bastırılmış arzularını ve görünmeyen yalnızlıklarını da anlatır. Bu yönüyle roman psikolojik bir derinlik kazanır.</p>
<p>İlay karakteri bunun en güçlü örneğidir. O yalnızca dış baskılarla mücadele eden bir kadın değil, aynı zamanda kendi içinde de büyük çatışmalar yaşar. Sevgi ihtiyacı, aidiyet duygusu, korkuları ve direnişi arasında sıkışır. Mehmet Ali ile yaşadığı duygusal bağ ise romanın en insani taraflarından birini oluşturur. Bu ilişki yalnızca romantik bir hikâye değil, umudun ve insan kalabilmenin sembolüdür.</p>
<p>Karakterlerin çoğu hayatın içinde kaybolmuş gibidir. Sanki herkes bir yere yetişmeye çalışırken kendisini unutmuştur. Fakat roman ilerledikçe şunu görürüz, insan kendisini unuttuğunda aslında hayatı da kaybetmeye başlar. Bu yüzden romanda geçen duygular yalnızca karakterlere ait değildir. Okuyucu da kendi hayatından parçalar bulur. Çünkü herkesin içinde yaralar vardır.</p>
<p>Bazen insan bir cümle okur ve durur. Çünkü o cümle kendi sessizliğini anlatıyordur. İşte Çiçekler Büyür tam olarak bunu yapar.</p>
<h2>Sessizliklerin Romanı</h2>
<p>Bu romanın en etkileyici taraflarından biri sessizliktir. Karakterler çoğu zaman açık açık konuşmaz. Duygularını bağırarak ifade etmezler. Ama tam da bu yüzden daha gerçek görünürler.</p>
<p>Gerçek hayatta da insanlar en büyük acılarını çoğu zaman susarak yaşar. Kimse herkese içini açamaz. Bazı kırgınlıklar anlatılamaz, çünkü kelimeye dönüşünce küçülecekmiş gibi hissedilir. Emine Işınsu bu gerçeği çok iyi bilir. Bu yüzden roman boyunca suskunluk bir dil hâline gelir.</p>
<p>Romanın olay örgüsünde de bu sessizlik dikkat çeker. İnsanlar sürekli korku altında yaşadıkları için açık konuşamazlar. Türk kimliğini korumaya çalışan aileler baskı görür, insanlar birbirlerine bile temkinli yaklaşır. Sessizlik burada yalnızca duygusal değil, aynı zamanda politik bir zorunluluktur.</p>
<p>Karakterlerin bakışlarında, yarım kalan cümlelerinde ve iç monologlarında büyük bir yalnızlık hissedilir. Özellikle kadınların yaşadığı duygusal sıkışmışlık çok çarpıcıdır. Toplumun beklentileri, aile baskıları, sevgi ihtiyacı ve kendini gerçekleştirme arzusu arasında kalan insanlar vardır.</p>
<p>Romanın ruhu tam da burada ağırlaşır. Çünkü kitaptan burada aldığım hissiyat bize şunu söyler, insan bazen yaşadığı hayatın içinde görünmez olur. Bu görünmezlik zamanla insanın kendi içinden de silinmesine neden olur. Karakterlerin yaşadığı kırılmalar yalnızca dış dünyadan kaynaklanmaz, kendi iç dünyalarıyla kurdukları savaş da onları tüketir ve bu savaş en çok geceleri hissedilir.</p>
<h2>Kadınlık, Toplum ve İç Mücadele</h2>
<p>Emine Işınsu’nun eserlerinde kadın karakterler her zaman güçlü bir yere sahiptir. Ancak bu güç, dışarıdan görünen sert bir güç değildir. Daha çok dayanabilme gücüdür.</p>
<p>Çiçekler Büyür romanında kadın olmak, sevmek, susmak, beklemek ve çoğu zaman anlaşılmamaktır.</p>
<p>Kadın karakterler toplumun onlara biçtiği rollerin içinde sıkışırken aynı zamanda kendi benliklerini korumaya çalışırlar. Fakat bu hiç kolay değildir. Çünkü toplum çoğu zaman kadının duygularını değil görevlerini önemser.</p>
<p>İlay’ın yaşadığı mücadele de tam olarak budur. Bir yandan kendi hayatını kurmaya çalışırken diğer yandan halkının yaşadığı zulmün ağırlığını taşır. Roman boyunca kadınların yalnızca bireysel sorunları değil, toplumsal baskılar altında nasıl ezildiği de gösterilir.</p>
<p>Roman boyunca kadınların yaşadığı yalnızlık hissi çok derinden işlenir. Kalabalıkların içinde bile yalnız kalmak mümkündür. İnsan bazen en yakınlarının yanında bile anlaşılmaz hissedebilir. İşte Emine Işınsu bu duyguyu olağanüstü bir incelikle aktarır.</p>
<p>Kadın karakterlerin iç dünyasında sürekli bir çatışma vardır:</p>
<p>“Ben kimim?”</p>
<p>Bu soru aslında romanın görünmeyen merkezidir. Çünkü insan yalnızca başkalarının istediği kişi olarak yaşadığında zamanla kendi ruhundan uzaklaşır. Roman bunu dramatik ama çok gerçek bir şekilde anlatır.</p>
<p>Kadınların yaşadığı kırılmalar bireysel olduğu kadar toplumsaldır da. Çünkü toplum bazen insanın ruhunu yavaş yavaş tüketir. Ama yine de çiçekler büyür. İşte romanın umudu burada saklıdır.</p>
<h2>Acının İçindeki Büyüme</h2>
<p>Romanın adı yalnızca bir metafor değil, aynı zamanda temel mesajdır.</p>
<p>Çiçekler nasıl toprağın altında karanlık bir süreçten geçerek büyüyorsa, insanlar da çoğu zaman acılarının içinden dönüşür.</p>
<p>Bu kitapta karakterler mutlu bir hayatın içinde gelişmez. Tam tersine, kırıldıkları yerlerden olgunlaşırlar. Emine Işınsu acıyı romantikleştirmez. Acının gerçekten yorucu ve yıkıcı olduğunu gösterir. Ama aynı zamanda insanın ruhunu derinleştiren bir tarafı olduğunu da hissettirir.</p>
<p>Roman boyunca Bulgaristan’daki Türklerin yaşadığı baskılar giderek ağırlaşır. İnsanlar isimlerini değiştirmeye zorlanır, kendi dillerini konuşmaları engellenir ve kimliklerinden koparılmaya çalışılır. Bu baskılar yalnızca siyasî değil, insanların ruhlarını da parçalar. İşte tam bu noktada karakterlerin yaşadığı iç dönüşüm daha da anlam kazanır.</p>
<p>Roman boyunca karakterlerin yaşadığı her hayal kırıklığı onları başka bir farkındalığa taşır. İnsan bazen kaybettikten sonra görür. Bazen yalnız kaldığında kendisini duyar. Bazen en karanlık gecede içindeki ışığı fark eder. Romanın psikolojik etkisi tam da burada güçlenir.</p>
<p>Çünkü okuyucu şunu hisseder:</p>
<p>Hayat yalnızca mutluluklardan oluşmaz. İnsan bazen parçalanarak büyür.</p>
<p>Bu düşünce romanın her satırında vardır.</p>
<h2>Sonuç: İçimize Sessizce Yerleşen Bir Roman</h2>
<p>Çiçekler Büyür, yalnızca okunacak bir roman değil, hissedilecek bir roman&#8230;</p>
<p>Emine Işınsu bu eserinde insan ruhunun en kırılgan yerlerine dokunurken aynı zamanda Bulgaristan Türklerinin yaşadığı baskıları ve kimlik mücadelesini de anlatır. İlay Eminofa’nın yaşadığı iç çatışmalar, Mehmet Ali ile kurduğu bağ ve toplumun üzerinde dolaşan korku atmosferi romanın olay örgüsünü derinleştirir.</p>
<p>Romanın en etkileyici tarafı bağırmamasıdır. Sessizdir. Ama tam da bu yüzden güçlüdür. Çünkü bazı kitaplar insanın zihnine değil, ruhuna yazılır. Çiçekler Büyür de böyle bir roman&#8230;</p>
<p>Okuyucu kitabı bitirdiğinde yalnızca karakterleri değil, kendi iç dünyasını da düşünmeye başlar. Belki geçmişte sustuğu anları, kırıldığı yerleri, hâlâ büyümeye çalışan tarafını…</p>
<p>Ve insan şunu fark eder:</p>
<p>Hayat bazen insanı çok yorar. Ama yine de içimizde büyümeye devam eden bir şey vardır.</p>
<p>Tıpkı karanlık toprağın altında sessizce filizlenen çiçekler gibi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/emine-isinsu-cicekler-buyur/">Emine Işınsu &#8211; Çiçekler Büyür</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/emine-isinsu-cicekler-buyur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçimizde huysuz atlar kişniyor</title>
		<link>https://millidusunce.com/icimizde-huysuz-atlar-kisniyor/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/icimizde-huysuz-atlar-kisniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 19:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[AHLAK]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaatler]]></category>
		<category><![CDATA[çeteleşme]]></category>
		<category><![CDATA[cezasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[din adına yapılanlar]]></category>
		<category><![CDATA[din dili]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[Düzensizlik]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[helâl–haram]]></category>
		<category><![CDATA[hırsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[kana susama]]></category>
		<category><![CDATA[kayırmacılık]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[linç kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[mafyalaşma]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[nepotizm]]></category>
		<category><![CDATA[objektif bakış]]></category>
		<category><![CDATA[ölçülerin kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[rüşvet]]></category>
		<category><![CDATA[Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[silkiniş]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bozgun]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[utanma]]></category>
		<category><![CDATA[uyanış]]></category>
		<category><![CDATA[yöneten–yönetilen aynılığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52500</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkes, herkesten ve her şeyden şikâyetçi. İçimizde huysuz atlar tepiniyor. Onları kim yetiştirdi düşünmüyoruz. Cezalandırılma endişesiyle kabahatini ötekine atan çocuk psikolojisini düşünün. Kendi yaptığını örtecek veya cezasını yükleyecek yer arar. Yaptığımız odur.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/icimizde-huysuz-atlar-kisniyor/">İçimizde huysuz atlar kişniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ficimizde-huysuz-atlar-kisniyor%2F&amp;linkname=%C4%B0%C3%A7imizde%20huysuz%20atlar%20ki%C5%9Fniyor" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ficimizde-huysuz-atlar-kisniyor%2F&amp;linkname=%C4%B0%C3%A7imizde%20huysuz%20atlar%20ki%C5%9Fniyor" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ficimizde-huysuz-atlar-kisniyor%2F&amp;linkname=%C4%B0%C3%A7imizde%20huysuz%20atlar%20ki%C5%9Fniyor" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ficimizde-huysuz-atlar-kisniyor%2F&amp;linkname=%C4%B0%C3%A7imizde%20huysuz%20atlar%20ki%C5%9Fniyor" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ficimizde-huysuz-atlar-kisniyor%2F&#038;title=%C4%B0%C3%A7imizde%20huysuz%20atlar%20ki%C5%9Fniyor" data-a2a-url="https://millidusunce.com/icimizde-huysuz-atlar-kisniyor/" data-a2a-title="İçimizde huysuz atlar kişniyor"></a></p><p><strong> </strong></p>
<p>Ortalama insan kendi çıkarıyla sınırlı hale gelmeye yatkındır. Toplu yaşamanın kuralları olmasa bu ego mahşerinde olacakları hayal edin. Ormanın kanunu aranır hale gelir. Hayvanlar âleminin düzeni, iki ayaklı canlının ileri örneği halinde algılanır. Yine de bu düzensizlik düzen haline gelemez. Yerleşmez, gelenek haline gelmez.</p>
<p>İnsanın olduğu yerde, aşiretten devlete kurallı yaşamak vardır. Yazılı olmayan kurallar daha güçlüdür. Gelenekler-görenekler, teâmüller kanunların üstündedir. Toplum yapılarının asıl harcı yüzyıllar içinden süzülerek gelen yaşama değerleridir. Bu harç dökülürse kanunları yan dolanmanın yolları aranır. Sistem sarsılır, kurallar kolay kolay uygulanamaz.</p>
<p>Türkiye’nin böyle bir devreyi yaşadığını söylemek ağır bir hüküm olmaz.</p>
<h2>GELENEKLERİNİZ KADAR DEĞERLİSİNİZ</h2>
<p>Bizde yüzyıllardır şunu veya bunu değiştirmenin mantığından ve gerekliliğinden çok, doğrudan doğruya gelenek düşmanlığı edilmiştir. Tartışma uzarsa başlangıç düşüncesi unutulur ve konuşmalar kör kavganın şu veya bu sloganlarına dönüşür. Kafalardaki düzenin anarşisi başlar ki dehşettir. Düşünmenin, anlamanın prangasıdır.</p>
<p>Sakin bir kafayla bakan görür: Medeniyet değiştirmelerinde ilk planda toplu kabuller ve reddedişlere yol açılması anlaşılır bir durumdur. Sonra bir dengeye girer ve gelenek unsurlarından bazıları güçlenerek yapıya dâhil edilir. O harç kolay elde edilmemiştir ve devre dışı bırakamazsınız.</p>
<p>Biz bunu tam yapabilmiş görünmüyoruz. Hem reformcularımız, hem de dinden yürüyenlerimiz gelenekle barışık olmadılar. Bana öyle geliyor ki bu iki taraflı hücum toplumun ayarlarını bozdu.</p>
<h2>SANA YASAK BANA SERBEST</h2>
<p>Sıkça “<em>Topyekün bozulma</em>” dediğim, ölçülerden boşanmadır. Söze bakınca pek bir şeyin değişmediğini zannedersiniz. Kuru kuru tekrarlanır. Dediği ve ettiği ayrıdır. Hatta tam tersidir.  Cami adamlarından pıtırak gibi biten cemaatlere ve siyasete kadar zincir böyle bağlanır.</p>
<p>Sonuç savaş meydanında kalanlardan beterdir: Doğru davranışlar yanlışlarla yer değiştirir. Hak duygusu kaybolur. Ayıbı, yasağı, utanması-sıkılması kalmaz. Hadi din diliyle söyleyelim, helâl-haram bilinmez olur. Hatta bunlar şimdi olduğu gibi din adına, şu veya bu ideoloji adına yapılır hale gelir. Toplum da normal karşılamaya başlar ve iktidar verdiği gücü bile hiçbir şekilde cezalandırmaz olur.</p>
<p>Buradan her tür kötülük doğar. Nitekim doğuyor.</p>
<p>Herkes, herkesten ve her şeyden şikâyetçi. İçimizde huysuz atlar tepiniyor. Onları kim yetiştirdi düşünmüyoruz. Cezalandırılma endişesiyle kabahatini ötekine atan çocuk psikolojisini düşünün. Kendi yaptığını örtecek veya cezasını yükleyecek yer arar. Yaptığımız odur.</p>
<p>Hele bunlar teşkilatlı hale gelir ve sistemli yayılırsa yandınız. Zamanla nereye evrileceğini ve neye dönüşeceğini tahmin etmekte bile zorlanırsınız. Bizim adamcılığın, nepotizmin, her türlü kayırmacılığın getirdiği yerde bilmenin, anlamanın değeri yoktur. Mafyalaşmalar, çeteleşmeler, çalma çırpma alır başını gider. Hak hukuk birilerinin iki dudağı arasındadır ve çiğnenmesi olağandır. Düzensizlik düzeni her türlü pisliği doğurur.</p>
<h2>PİSLİK PİSLİĞİ ÇAĞIRIR</h2>
<p>O cenahın veya bu cenahın linç timleri, kurtarılmış sandıkları, bölgelerinde racon keserler.<br />
Linç için balta elde bekleyenlerin korkuları düzendir. Düzenleri olmayanların memleket dertleri de yoktur. Ruhları ezme şehveti esir almıştır. Eldeki baltayı indirerek rahatlamak isteyecek ve azgın psikolojisini tatmin edeceklerdir. Dönmek isteseler de dönemezler. Linç alışkanlığının kumardan farkı varsa da azdır. Doyumu yoktur. Biliniz ki kan kana susatır. Mahvedecek veya o yolda bilse de mahvolacaktır.</p>
<p>Yıllardır kendime sorduğum sorular var. Ortaklaştığımız değer kalmamak üzere toplu hücumların ardı arkası kesilmiyor. Bunları nasıl durdurabileceğiz? Cevabını aceleyle arayacağımız soru bu. Diri ümidimizi sulamaya devam edeceğiz. Bizden ümit kesilmez. Düştüğümüz yerden kalkarız. Buna şüphe yok. Bu hücumlar da uyandırır, ona da şüphe yok. İyi tarafından bakarsak kötü gidişin tesellisi de bu.</p>
<h2>BÖYLE DE UYANILIR</h2>
<p>Topluma bakacağız. Muhatabımız birinci dereceden halktır. Bilelim ki biz ne isek yönetenler de o. Maalesef ahlaksız bir toplum olduk. Faraza bir siyasetçi çıkıp, &#8220;<em>Ben devletin parasını kimseye yedirmem. Rüşvete, hırsızlığa, sahteliğe, kandırmacılığa son vereceğim!&#8221;</em> dese ne olur dersiniz? Bu haliyle bu toplum o adamı sandığa gömer. Asıl problemimiz bu sosyal bozgundur.</p>
<p>Kendimiz gibi olanları seçiyoruz. Günü kurtaralım da ne olursa olsun derdindeyiz. Kolaya, yanlışa ve kötüye yöneliyoruz. Hak hukuk hak getire. Din-iman hak getire. Pozitif ahlâka bakan yok. Bilgi görgü zaten yok. Din deyince zaten ahlâkı değil içi boş üç beş ritüeli anlar hale geldik. Yine söyleyeceğim, “<em>Büyük bozgun</em>” dediğim budur. Yangına körükle gitme bu tür bir sahteciliktir.</p>
<p>Halkın neden böyle davrandığını bütün yönleriyle araştıran sosyologlar, sosyal psikologlar başta ilim erbâbı olacak. Objektif bakışla bunları anlayacağız. Sonra dönmeyi tartışacağız. Dünyaya hükmettiğimiz dönemlerde olduğu gibi iyiyi öne geçirecek bir anlayışa ihtiyacımız var.</p>
<p>Yoksa bizi hep kötüler idare eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/icimizde-huysuz-atlar-kisniyor/">İçimizde huysuz atlar kişniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/icimizde-huysuz-atlar-kisniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zafer benimdir, diyebiliyor muyuz?</title>
		<link>https://millidusunce.com/zafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/zafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Umay Gökçe Lilith]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Apr 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[hüsran]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[sevinç]]></category>
		<category><![CDATA[turan]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=43274&#038;preview=true&#038;preview_id=43274</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürecin başlarında muhalefetin bir türlü aday belirleyememesi; sözde ittifaklar içindeki anlaşmazlıklar; halk istiyor diye aday gösterilen ama kendisi bir türlü ikna edilemeyen bir adam.Sonra da bizleri istemediğimiz iki seçeneğe mahkûm bırakmaları. Bana yine hüsran!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz/">Zafer benimdir, diyebiliyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz%2F&amp;linkname=Zafer%20benimdir%2C%20diyebiliyor%20muyuz%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz%2F&amp;linkname=Zafer%20benimdir%2C%20diyebiliyor%20muyuz%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz%2F&amp;linkname=Zafer%20benimdir%2C%20diyebiliyor%20muyuz%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz%2F&amp;linkname=Zafer%20benimdir%2C%20diyebiliyor%20muyuz%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz%2F&#038;title=Zafer%20benimdir%2C%20diyebiliyor%20muyuz%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/zafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz/" data-a2a-title="Zafer benimdir, diyebiliyor muyuz?"></a></p><p>12 Eylül darbesinden sonra bildiğiniz üzere mevcut siyasi partilerin hepsi kapatıldı. Halk ve özellikle gençler depolitize oldu. Sanki millet, siyaseten içine kapandı. O tarihlerde gerçi çocuktum ama aile büyüklerimin darbe öncesi ve sonrasında çektikleri sıkıntıları az çok hatırlıyorum. Ülkücü erkek evlatlarının hepsi evinden uzak okullarda okuyan ebeveynlerimin stresi, biz çocukları da sarıyordu tabii. Evdeki büyükler darbe ilk olduğunda, sanki kargaşa bitecek, olaylar duracak diye sevinmişlerdi. Tabii sonrası malûm.</p>
<p>12 Eylül’den sonra yeni partilerin ilk kurulduğu günleri hatırlıyorum. Okulda arkadaşlarımdan bazıları “ Calp var, Calp geliyor.” diye sevinç içinde konuşuyorlardı. O vakit onların heyecanına çok şaşırıyordum. Onlar darbe öncesi bizim yaşadığımız sıkıntıları yaşamamışlardı. Ben o günlerden beri hep suskun kaldım. Zira hayatımın hemen her döneminde yakın arkadaşlarım nedendir bilmem hep sol görüşlülerdendi. Aslında çok da iyi anlaşıyorduk. Nedense onlar kendilerini çok rahat belli ediyor ama biz gizleniyorduk. Biz, diyorum çünkü sonradan, yakın çevremdeki bazı arkadaşların da benim gibi yaptıklarını öğrendim ve o dönemlerde birbirimizden haberimiz yoktu. Gizlenmek de demeyeyim de şartlar öyle gerektirdiği için fikirlerimizi paylaşma ve gereksiz zıtlaşma istemiyorduk diyeyim. Çünkü ülkücü deyince nasıl dikenlerini çıkardıklarını görüyordum. Özellikle memuriyete başladığım yıllar böyle geçti.</p>
<p>İşe yeni başladığım yıldı sanırım, iş yerinden seçimde görevli bir arkadaşım, oy sayımını bitirip geldikten sonra “Ha ha, bizim sandıktan MHP’ye (o zaman adı MÇP olabilir) 1 oy çıktı.” diye alay etmişti. Aslında çok üzülmüştüm ama belli etmemiştim, sadece “Yaa, yazık.” gibi bir şeyler dedim sanırım.</p>
<h2>Artık ben de oy kullanıyorum</h2>
<p>İlerleyen zamanlarda artık ben de oy kullanmaya başladım. Kendime iş dışında çevre edindim. O çevrem de genelde partiliydi. Bu arada üniversiteye başladım ve orada da Ülkücü arkadaşlarım oldu. Seçim zamanı çalışmalara da katılıyordum, heyecanla. İş yerinden arkadaşlarım nereye gittiğimi merak ediyordu ama söylemiyordum tabii. Sonuçta memur da olunca yaptığımın suç olabileceğini düşünüyordum. Gerçi şimdi iktidar partisinin memurları rahat rahat partileri için seçim çalışması yapıyor ama. Demek ki biz korkakmışız! Heyecanla gittiğim seçim sandıklarından hiç sevinçli sonuçlar alamadık. İstanbul’da zaten bu çok zordu ama insan yine de ümitleniyor. Çok değerli adaylarımız olmasına rağmen yeterli oy alamıyorduk. Mesela rahmetli Ahmet Vefik Alp, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı adayımızdı. Vasıflı, donanımlıydı ama sonuç yok…</p>
<p>İlk defa 1999 seçimlerinde yüzüm güldü. O da son oldu zaten. Artık İstanbul’da değil küçük bir Anadolu kasabasındaydım. Belediye başkanlığını bile kazanmıştık. Ne yazık ki mutluluğumuz çok uzun sürmedi. Ondan sonraki seçimde, zatı muhteremler bir geldi, bir daha gönderemedik. Sonraki seçimlerimiz hep hüsran. Ailece, oy verdiğimiz cumhurbaşkanını geçtim, mahalle muhtarı bile kazanamıyor kaç yıldır. Ama son seçimlerde Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının değişmesine, oralarda yaşamasak ve oy vermesek de epey sevinmiştik. O da bizim tesellimiz olmuştu.</p>
<h2>Önümüzde yine bir seçim var</h2>
<p>Bu seferki seçimler öncekilerden daha heyecanlı, kritik vs. Sürecin başlarında muhalefetin bir türlü aday belirleyememesi; sözde ittifaklar içindeki anlaşmazlıklar; halk istiyor diye aday gösterilen ama kendisi bir türlü ikna edilemeyen bir adam… Sonra da bizleri istemediğimiz iki seçeneğe mahkûm bırakmaları. Bana yine hüsran… Diğer seçimlerde en azından beni temsil ettiğine inandığım adaylar vardı da seçim sonrası kaybediyorduk. Şimdi kendimi yarışa başlamadan kaybeden atlet gibi hissediyordum.</p>
<p>Daha önceleri oy kullanmaya gitmeyen arkadaşlarıma, yakınlarıma bunun yanlışlığını, oy kullanmanın vatandaşlık görevi olduğunu anlatmaya çalışan ben, seçime gitmemeye karar verdim. Kaybetmekten bıktım evet. Sırf kazanan tarafta olmak için istemediğim bir seçim yapmak da zoruma gitti. Sonra birisi çıktı “ Türkçüleri, Türk milliyetçilerini adaysız bırakmayacağım, adayım.” dedi ve bizi ümitlendirdi, heyecanlandırdı. Kendimi cendereden çıkmış gibi hissettim. Gel gör ki adaylığı için toplanması gereken yüz bin imza üçüncü gününde bile toplanamadı. Sevincimiz kursağımızda mı kaldı yine derken dördüncü günde istenen sayıya ulaşıldı ve rahat bir nefes aldık.  İnsanları anlamak mümkün değil. Hem kendilerini temsil edecek bir aday çıktı diye seviniyor hem de bir imza vermeye bile gitmiyorlar. Sebep? Üşengeçlik, memurların fişlenme korkusu, bazılarında da “Kendisini seviyorum ama kazanamaz nasılsa, oylar bölünüp boşa gitmesin.” düşüncesi.</p>
<p>Şu an dört aday var ve bunlarla ilgili farklı platformlarda sürekli yazılıp çiziliyor. Televizyon programlarında, zayıf gördükleri adaylara ısrarla “İkinci turda kimi destekleyeceksiniz?” sorusu soruluyor. Tuzak sorular. Cevap normal olarak şu şekilde; “Varsayımlar üzerine konuşmak istemiyorum, biz kazanmak için yola çıktık, ikinci turda da biz olacağız.” Bizim de gönlümüzden geçen bu. Bazıları için boşa kürek çekmek gibi görünse de ümit her zaman vardır.</p>
<p>Dayatılan iki aday dışında adaylığını açıklayan Sinan Oğan ve Muharrem İnce’nin imza toplama süreci başlamadan hemen önce fısıltı gazetesi iş başındaydı. “İmzalar hemen toplanır çünkü bunlar AKP’nin adamı; muhalefetin oyları bölünsün diye çıkardılar bunları. O yüzden yüz bin imza sorunu olmaz.” vb. Ama biri üçüncü diğeri dördüncü günde ulaştı istenen sayıya. O zaman da “Ajan oldukları belli olmasın diye ilk gün toplanmadı yüz bin imza.” diyorlardı herhâlde.</p>
<h2>Fikrimiz hür, vicdanımız hür</h2>
<p>Konuyla ilgili çokça yazılıp çiziliyor demiştim. Milli Düşünce Merkezi (MDM) yazarları da düşüncelerini yazılarıyla dile getiriyor. MDM demokratik bir platform. Bütün yazarların aynı düşünceye sahip olması beklenemez ama hepsinin düşüncelerini dile getirme hakkı da vardır. Bu yazıyı yazdığım sıralarda da MDM web sitesinde, sosyal medyada, Ülkücüler arasında tartışma yaratan, bir yazı kaleme alınmış. Değer verdiğimiz hocamız Ahmet Bican Ercilasun tarafından yazılan makaleye pek çok yorum yapılmış. O yazıda ;“…<em>Parçalardan bir bölümünün “Nihayet bizim de bir adayımız oldu.” diye sevinmelerini de anlamıyorum. Sanki bizim adayımız dedikleri kişi seçilecekmiş gibi. Seçileceğine inananların hesabı kitabı çok zayıf olmalı. Seçilemeyeceğini bile bile destekleyenler ise kendilerini tatmin ediyor olmalılar.” </em>Kısmını ben de üzerime alındım ne yalan söyleyeyim. Evet, matematiğimin çok iyi olduğunu iddia etmiyorum. Özgür kişiliğim (arkadaşlar arasındaki adım, özgür kadın) dayatmadan hoşlanmadığı için kafama uygun bir aday çıktı diye sevindim ve ona oyumu vererek kendimi tatmin etmiş mi olacağım? Evet, tatmin olacağım. Ateşe su taşıyan karınca misali safım belli olsun. Ayrıca beklenenden daha çok oy alacığına dair de ümidim var. Eşit şartlarda bir yarış olmamasına rağmen…</p>
<p>Sosyal medya trolleri de maşallah aldıkları parayı hak ediyorlar belli. Hemen hem İnce hem Oğan için karalama kampanyaları, ses kayıtları, yok o aslında öyle değildi böyleydi de, yok kayınpeder kontenjanıydı da vs. vs. Her ne olursa olsun, vatana ihaneti var mı? Terörle ilişkisi ya da ilişkili kişilerle bir bağı var mı? Bugün ülkemizin içinde bulunduğu durumda payı var mı? Ben bunlara bakıyorum.</p>
<h2>Sonumuz ne olacak?</h2>
<p>Dayatma taraflardan birisi diğerini PKK ile diğeri de onu Hüdapar ile birlikte olmakla suçluyor. İktidar tarafından “Biz gidersek kaos olur, ülke parçalanır, din elden gider!” minvalinde korkutmalar. Muhalefet ittifakında “Bunlar devam ederse Türkiye diye bir şey kalmaz!” vb. korkutmalar. Hepsi bizleri korkutarak terbiye etme (!) derdinde ki onların istediği gibi seçmenler olalım.</p>
<p>Yıllardır bir şekilde korkutuluyoruz. Bazen diyorum ki artık ne olacaksak olalım. Bu dünyaya geldik, ölmek için. Tabii bir de ölmeden sürünmek var. Demem o ki korkuyla, korkutmalarla yaşamaktan bıktık artık. Parçalanacak mıyız, savaşacak mıyız, batacak mıyız, çıkacak mıyız? Bir an evvel olsun da işimize gücümüze bakalım…</p>
<p>Netice itibariyle bugüne kadarki dayatmasız seçimlerde çok yüzü gülmemiş birisi olarak bu seçimlerde de belki benim adayım kazanmayacak ama bu sefer üzülmeyeceğim. Çok önemli olan bu seçimlerde dayatmalara boyun eğmeyip bitaraf olmayacağım için sevineceğim. Bu şekilde de kendimi tatmin etmiş olacağım…</p>
<p>Ne diyordu Ülkücülerin Başbuğu “Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dava başarıya ulaşamaz.”</p>
<p>Ne diyordu Türk’ün Başbuğu “Zafer, zafer benimdir diyebilenindir. Başarı ise başaracağım diye başlayarak sonunda başardım diyenindir.&#8221;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz/">Zafer benimdir, diyebiliyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/zafer-benimdir-diyebiliyor-muyuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki el bir baş içindir</title>
		<link>https://millidusunce.com/iki-el-bir-bas-icindir/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/iki-el-bir-bas-icindir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şadiye Okur]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Jun 2021 18:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[ati]]></category>
		<category><![CDATA[azim]]></category>
		<category><![CDATA[azmetmet]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek kaygısı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=33079&#038;preview=true&#038;preview_id=33079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı umutsuzluğa karşı bir başkaldırıdır. Kötü baktıkça, kötü düşündükçe, kötü sözler duydukça dibine doğru çekildiğimiz, elimizi kolumuzu bağlayan, bizi hareketsiz bırakan; herhangi bir konuda atağa geçmeye karar versek, "Nasıl olsa bir şey değişmeyecek." cümlesiyle karşımıza çıkan umutsuzluğa.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/iki-el-bir-bas-icindir/">İki el bir baş içindir</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fiki-el-bir-bas-icindir%2F&amp;linkname=%C4%B0ki%20el%20bir%20ba%C5%9F%20i%C3%A7indir" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fiki-el-bir-bas-icindir%2F&amp;linkname=%C4%B0ki%20el%20bir%20ba%C5%9F%20i%C3%A7indir" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fiki-el-bir-bas-icindir%2F&amp;linkname=%C4%B0ki%20el%20bir%20ba%C5%9F%20i%C3%A7indir" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fiki-el-bir-bas-icindir%2F&amp;linkname=%C4%B0ki%20el%20bir%20ba%C5%9F%20i%C3%A7indir" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fiki-el-bir-bas-icindir%2F&#038;title=%C4%B0ki%20el%20bir%20ba%C5%9F%20i%C3%A7indir" data-a2a-url="https://millidusunce.com/iki-el-bir-bas-icindir/" data-a2a-title="İki el bir baş içindir"></a></p><p>Belki yazdıklarımızı okuyan kişi sayısı 100’ü geçmeyecek. Belki de her gün kopan küçük kıyametlerin vaveylası arasında seslerimiz kaybolup gidecek. Fakat biz yine de istikrarlı bir şekilde büyük kıyamete dek konuşmaya, nerde yanlış yaptık diye sormaya devam edeceğiz, etmeliyiz. Bir damla suyun tek başına ne kadar zayıf kaldığını biliyoruz elbet. Fakat istikrarlı şekilde damla damla akan suyun taşı oyabilme kudretinin de farkına varmalıyız. Önyargılarımız, yargısız infazlarımız, kinimiz ve nefretimizle etrafımıza ördüğümüz taş duvarları da bu istikrarla yıkacağız. Biz, milletçe düştüğümüz bataklıkta çırpınırkenki halimizden yüreği sıkışanlar… Bizi bize anlatacağız. Milletimizi aşağılamadan, hor görmeden, yanlış yollarda dolaştığını, halinin gittikçe çirkinleştiğini bir boy aynası gibi göstereceğiz. Özündeki iyiliği, güzelliği, kendisindeki yüksek haysiyeti ve kabiliyeti hatırlaması için elimizden ne geliyorsa yapacağız.</p>
<p>Silahsız ve fikirsiz bu garip, çirkin savaşta kâh cansiperane vatan cephesinde fikirleriyle çarpışan Halide Edip Adıvar, kâh ilk kurşunu atan cesaret abidesi Hasan Tahsin olacağız.</p>
<p>Uyanmak ve uyandırmak zorundayız: eğer kendimizi milliyetçi addettiysek. Gerektiğinde en ağır özeleştiriyi kendimize yapacağız. Çuvaldızı kendimize, iğneyi başkasına batıracağız yani. İçimizdeki kavgaları bırakıp, yeniden tek bir ülküde birleşeceğiz. Ant içtiğimiz gibi: ülkümüz yükselmek ileri gitmektir. Aksi halde kaçınılmaz olarak hep geriye gideceğiz. Suçluyu ise hep dışarda arayacağız: “bölündük” değil, “bizi böldüler”; “geri kaldık” değil “geri bırakıldık”, “biz yaptık” değil “dış güçler”, “karanlık odaklar” diyeceğiz.</p>
<h2><strong>Yollar bulmalıyız</strong></h2>
<p>Nasıl yapacağız? Bu bataklıktan nasıl çıkacağız? Yollar bulmalıyız… En azından bir yerden başlamalıyız.</p>
<p>Birkaç konuyu sıralayalım hemen burada. Mesela gittikçe tırmanan, önü alınamayan şiddet olayları. “Biz bu noktaya nasıl geldik?” sorusundan önce “Bu noktaya geldik, evet.” diyerek kabul etmekle başlayabiliriz. Çünkü sorunu reddedersek ya da <em>“tolere edilebilir(!)”</em> görürsek çözüme ulaşmaya çalışmak anlamsızlaşır. Sonra soralım “Biz bu noktaya nasıl geldik?”, “Sebepleri nelerdi?”, “Nerede yanlış yaptık?”</p>
<p>Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma mesela… Yine yok diyerek yok edemeyeceğimiz, ciddi ciddi çöküşe giden yolda düşüşümüzü hızlandıran mide bulandırıcı olaylar. “Çaldın mı?” sorusu karşısında alacağımız cevabın “Vatan haini misin?” olacağını bilsek de inatla sormayalım mı?</p>
<h2><strong>Bizden bir şey olmaz mı? </strong></h2>
<p>Başka bir örnek vereyim: “aşağılık kompleksi”. Maalesef ilk gençlik yıllarımdan beri duyduğumda sinir katsayımı hızla arttıran şu cümle: “Bizden bir şey olmaz”. En acısı ise bu ümitsiz cümleyi milliyetçi insanlardan duymak benim için. Bazılarının doğuştan yabancı hayranlığı vardı belki, bilemem. Diğerlerini ise yıllarca gördüğü pespayelikler bu komplekse sürüklemiş olabilir. Ha bir de öz yurdumuzda bize reva görülen öyle kötü bir muamele var ki, aşağılık kompleksinden kaynaklandığını düşünmeden edemiyorum.</p>
<p>&#8220;Bizden bir şey olmaz.&#8221; cümlesini etrafımda da sıkça duyuyorum ve artık sinirlenmek yerine çok üzülüyorum. Bu kompleksi yıkmak için de savaşacağız, savaşmalıyız. Kendimizi ne bu kompleksle yerin dibine düşüreceğiz ne de hamasetle göğün en tepesine koyacağız. Yalın bir şekilde “Neydik, ne olduk, ne olacağız?” diye sorup karmaşık da olsa sebepler arasından en makulünü bulacağız, bulmalıyız.</p>
<h2><strong>Umutsuzluk batağı </strong></h2>
<p>Bir de içine düştüğümüz umutsuzluk batağı var. Kötü baktıkça, kötü düşündükçe, kötü sözler dinledikçe, kötü konuştukça dibine doğru çekildiğimiz. Elimizi kolumuzu bağlayan, bizi hareketsiz bırakan. Herhangi bir konuda atağa geçmeye karar versek, &#8220;Nasıl olsa bir şey değişmeyecek.&#8221; cümlesiyle karşımıza çıkan umutsuzluk.</p>
<p>Eğitim, ekonomi, kültürel yozlaşma, siyasi çürüme… Baş etmemiz gereken birçok sorun, düzeltmemiz gereken bir çok yanlış var. Bir yerden başlamak gerek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Benim bir fikrim var naçizane. Bence her şeyden önce şuradan başlayalım: Umutsuzluk bataklığına saplanmış her arkadaşımızı, içimizden birazcık umudu olan biri ayağa kaldırsın. Böyle böyle umut ekelim. Umut ektiğimiz yerden de güç biçelim. Ya da umutsuzluğa düşen her bir ülküdaşımıza vatan şairi Mehmet Akif Ersoy’un kaleminden seslenelim:</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-14799 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/08/Mehmet_akif-300x253.jpg" alt="" width="593" height="500" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/08/Mehmet_akif-300x253.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/08/Mehmet_akif.jpg 422w" sizes="(max-width: 593px) 100vw, 593px" /></p>
<p>*</p>
<p>Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…</p>
<p>Alçak bir ölüm varsa, eminim budur ancak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyada inanmam hani görsem de gözümle.</p>
<p>İmanı olan kimse gebermez bu ölümle:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey dipdiri meyyit, “iki el bir baş içindir.”</p>
<p>Davransana, eller de senin baş da senindir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>His yok hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?</p>
<p>Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?</p>
<p>Esbabı elinden atarak yes’e yapıştın!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan</p>
<p>Tek bir ışık olsun buluver, kalma yolundan.</p>
<p>…</p>
<p>Zaman çetin, düşman görünmez. Diyeceğim o ki bu savaşta umutsuzluğa düşmeye ve birbirimizi umutsuzluğa düşürmeye ne zamanımız var, ne de hakkımız. Ukalalık ettiysem affola! Sesimiz gür, bileğimiz kuvvetli, kalemimiz keskin, birliğimiz daim olsun. Son sözü yine merhum Akif’e bırakalım, şüphesiz bizim sözümüzden daha etkili olacaktır:</p>
<p>…</p>
<p>Hüsrana rıza verme… Çalış, azmi bırakma;</p>
<p>Kendin yanacaksan bile evladını yakma!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…</p>
<p>Sesler de “vatan tehlikedeymiş, batıyormuş!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Lakin hani milyonları örten şu yığından,</p>
<p>Tek kol da “Yapışsam&#8230;” demiyor bir tarafından!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sahipsiz olan memleketin batması haktır.</p>
<p>Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Feryadı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar.</p>
<p>Uğraş ki telafi edilecek bunca zarar var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Feryad ile kurtulması me’mul ise haykır!</p>
<p>Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İş bitti. Sebatın sonu yoktur! Deme, yılma.</p>
<p>Ey millet-i merhume, sakın ye&#8217;se kapılma.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*<a href="https://safahat.diyanet.gov.tr/PoemDetail.aspx?bID=8&amp;pID=57" target="_blank" rel="noopener">Kaynak</a></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/iki-el-bir-bas-icindir/">İki el bir baş içindir</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/iki-el-bir-bas-icindir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Umut nedir?</title>
		<link>https://millidusunce.com/umut/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/umut/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Demet Yener]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 May 2021 07:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[bir umuttur yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[umut nedir]]></category>
		<category><![CDATA[umut sözleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=32923&#038;preview=true&#038;preview_id=32923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Umut, hayatın içinde kışa, kara ve soğuğa meydan okuyarak ille de açan kardelen çiçeği gibiydi. Hayatın tüm kötülüğüne, tükenmişliğine ve hatta pisliğine meydan okuyarak her defasında yeniden ve yeniden açan bir çiçekti. Her defasında küllerinden yeniden doğan Zümrüdüanka kuşuydu.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/umut/">Umut nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fumut%2F&amp;linkname=Umut%20nedir%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fumut%2F&amp;linkname=Umut%20nedir%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fumut%2F&amp;linkname=Umut%20nedir%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fumut%2F&amp;linkname=Umut%20nedir%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fumut%2F&#038;title=Umut%20nedir%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/umut/" data-a2a-title="Umut nedir?"></a></p><div id="attachment_32929" style="width: 822px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-32929" class="wp-image-32929" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/05/demetres.jpeg" alt="" width="812" height="539" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/05/demetres.jpeg 512w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/05/demetres-300x199.jpeg 300w" sizes="(max-width: 812px) 100vw, 812px" /><p id="caption-attachment-32929" class="wp-caption-text">Umut nedir?</p></div>
<h2>Hayatın dar yolları</h2>
<p>Hayatın dar yollarına, kısır görüşlerine ve kısıtlı imkanlarına inat, alabildiğine genişti umudun ovaları. Hayat denen kâbusun içinde mola verdiren bir rüya gibiydi umut. Cehennemin tatil günüydü sanki. Öyle bir zenginlikti ki umut, onu kaybedenin artık hayatta kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış gibi olurdu.</p>
<p>Güzeldi umut. Korkunun mahkumiyetine inat özgürleşmekti. Cesaretin ilk basamağı olarak her daim o zorlu yolun başında hazır bulunurdu. Uçurumdan düşenin tutunduğu son daldı. Hatta tırtıl misali hayatın sonuna geldiğine inanırken birdenbire bir kelebeğe dönüşmekti umut. Yapmayı istemek, yapacağını sanmaktı umut. Yapabilirse mutlu, yapamazsa kırgın olmaktı.</p>
<h2><strong>Umut yiyiciler neden türedi?</strong></h2>
<p>Kibrinin esaretinde her türlü düzeni bozmuştu vicdansız umut yiyiciler. İnsanlar birbirini işlerine, giyimlerine, yaşadıkları yerlere göre yargılar hale gelmişti. İnsanların asalak yapıda olan büyük çoğunluğu, üstündekinin baş pohpohlayıcısı, altındakininse en belalı aşağılayıcısı halini almıştı zamanla. Derken bilim üretmeyi bıraktı insan. Kitap okumadı. Dertleşmedi. İçinde büyüdü dağlar gibi duygular. Deniz oldu ama dalga olup kıyısına varacak bir sahili kalmadı. Gökyüzü oldu ama güzelliğine dalıp gideceği kuşları kalmadı. Sevilen bir yazarın neredeyse hiç kitap okumayışını ayıplama cesareti bile kalmadı insanlarda. Karşısındakinin saygısızlığını dahi görmezden gelecek kadar hakir görmeyi ve görülmeyi kabullenmişti insanlar.</p>
<h2><strong>Hayaller ölmeseydi</strong></h2>
<p>Hayallerin yoldaşıydı oysa umut. Bir hayalin gerçekleştiği anı düşlemenin keyfi, yani umut etmenin keyfi, belki de o hayale kavuşmaktan bile daha fazla mutluluk vericiydi. Sadece umut ve hayal değil mutluluk da çalmıştı çoğu insan haddi olmayarak. Yol arkadaşın umutsa eğer, varacağın yerden daha güzeldi oraya doğru olan yolculuğun. Kâbusa çevirenin olmazsa tabi. Yarım kalan her yaşanmışlık, içinde acı ya da tatlı bir umut taşırdı. İnsanların anı kayıtlarında adı sık geçerdi umudun. Başarıya ve mutluluğa giden her yolda canla başla çalışmışlığı vardı mutlaka. Ve her seferinde bir hayalle başlardı bir umut. Bu denli ölmeseydi insanların hayalleri, bu kadar umutsuz olmaz mıydı acaba insanlar?</p>
<h2><strong>Tutunacak son daldı umut</strong></h2>
<p>Son nefesini vereceği anda bile bir mucize beklemenin adıydı ona göre umut. Bir insanın şahsi yaşamındaki olay ve durumlarla ilgili olarak olumlu sonuçlar çıkabileceği ihtimaline dair duygusal inancıydı. Uçak düşerken paraşüt taktığını fark etmekti. Boğulmak üzereyken suyun kendini kaldırabildiğini anlamaktı. İdam edilirken son dileğinin yaşamına devam etmek olduğunu söylese affedileceğini düşünmekti. Zifiri karanlık gecenin ve içinde gizlenen kötücül güçlerin gün doğumuna ve onun parıldayan aydınlığına yenildiğini düşünmekti. Paketi atmak üzereyken fark edilen son sigaraydı. Paltonun cebinde geçen kıştan kalma unutulmuş parayı bulmaktı. Güzele ve iyiye duyulan inançtı. Yaşamayı daha kolay hale getiren bir acil yardım paketiydi. Umut, insan hayatı için mutlaka olması gereken ama dozunda kullanıldığında fayda gösteren doğal bir gıda gibiydi. Azı karar, çoğu zarardı…</p>
<h2><strong>Kardelen umut</strong></h2>
<p>Umut, hayatın içinde kışa, kara ve soğuğa meydan okuyarak ille de açan kardelen çiçeği gibiydi. Hayatın tüm kötülüğüne, tükenmişliğine ve hatta pisliğine meydan okuyarak her defasında yeniden ve yeniden açan bir çiçekti. Her defasında küllerinden yeniden doğan Zümrüdüanka kuşuydu. Mis kokusuyla ömre huzur veren bir saçak altıydı. Hayatın, insan tüketen yağmurlarından koruyandı. Çölde vaha, okyanusta ada, sonsuz karanlıkta bir ışıktı.</p>
<p>Sahipsiz bir çocuktu umut. İnsanların bir zaman bağrına basıp sonra kapı önüne koyduğuydu. Onsuz da onunla da olamadığı hayat arkadaşıydı. Defalarca kurşunlanan ama ebedi hayatla lanetlendiği için yok olmayandı. Umut, ona sahip çıkılamadığı için karanlıkta unutulup yok sayılandı. Belki de dünya sırf bu yüzden bu denli yaşanmaz bir hâl aldı. Kim bilir?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/umut/">Umut nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/umut/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
