<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emirhan Gençay Gül, Milli Düşünce Merkezi sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/author/emirhangencaygul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/author/emirhangencaygul/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Feb 2026 09:46:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>14 Şubat Konuşmam</title>
		<link>https://millidusunce.com/14-subat-konusmam/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/14-subat-konusmam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 09:46:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli egemenlik Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52653</guid>

					<description><![CDATA[<p>14 Şubat 2026'da Zeytinburnu Çırpıcı Tesislerinde, Millî Düşünce Merkezi ve Millî Egemenlik Platformu'nun ortak düzenlediği "Bayrak Aşkıyla Buluşuyoruz" temalı kahvaltı organizasyonunda yaptığım konuşmanın metnini kıymetli okuyucularımızla paylaşıyorum.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/14-subat-konusmam/">14 Şubat Konuşmam</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F14-subat-konusmam%2F&amp;linkname=14%20%C5%9Eubat%20Konu%C5%9Fmam" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F14-subat-konusmam%2F&amp;linkname=14%20%C5%9Eubat%20Konu%C5%9Fmam" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F14-subat-konusmam%2F&amp;linkname=14%20%C5%9Eubat%20Konu%C5%9Fmam" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F14-subat-konusmam%2F&amp;linkname=14%20%C5%9Eubat%20Konu%C5%9Fmam" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F14-subat-konusmam%2F&#038;title=14%20%C5%9Eubat%20Konu%C5%9Fmam" data-a2a-url="https://millidusunce.com/14-subat-konusmam/" data-a2a-title="14 Şubat Konuşmam"></a></p><h2><em><strong>14 Şubat 2026&#8217;da Zeytinburnu Çırpıcı Tesislerinde, Millî Düşünce Merkezi ve Millî Egemenlik Platformu&#8217;nun ortak düzenlediği &#8220;Bayrak Aşkıyla Buluşuyoruz&#8221; temalı kahvaltı organizasyonunda yaptığım konuşmanın metnini kıymetli okuyucularımızla paylaşıyorum.</strong></em></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Değerli arkadaşlar, kıymetli hazirûn,</strong></em></p>
<p>Bugün burada, siyasetin giderek daralan nefes borusundan çıkıp, sivil aklın temiz havasını solumak için bir aradayız. Görüyoruz ki Türkiye’de siyaset, ne yazık ki yine en kolayına, en ilkeline; etnisite temelli bir kan davasına hapsedilmek isteniyor. Sabah haberlerinde &#8220;Kürt aşağı&#8221;, akşam tartışmalarında &#8220;Arap yukarı&#8221;&#8230; Herkesin dilinde bir etnisite, herkesin cebinde bir ayrışma reçetesi var. Türk milliyetçiliği gibi kapsayıcı, yüzlerce yıllık sivil aklın ve vatan kaybedilen o acı yaşanmışlıklardan beslenen anlayışı, sanki başka bir milletin &#8220;antisi&#8221;, bir düşmanlık ideolojisi gibi pazarlamaya çalışıyorlar.<br />
Oysa Türk milliyetçiliği, bir &#8220;anti&#8221; hareketi değildir. Bizzat Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kurmuş olan kurucu iradedir. Bu iradenin temellerini dinamitlemeye çalışanlara karşı bugün bir şey söylemek zorundayız.</p>
<p>Bakınız, başımızın üzerindeki o al bayrağa iyi bakın! Biz o kırmızının ne olduğunu biliriz, öyle iman ederiz. Ama bugün birileri elimize laboratuvar tüplerini verip o kanı ayrıştırmamızı istiyor. Eğer biz bu tuzağa düşer,<em> &#8220;Bunun kaç mililitresi Türk, kaç mililitresi Laz, kaçı Gürcü, kaçı Boşnak?&#8221;</em> diye hesaba girişirsek ne olur biliyor musunuz? Herkes bu bayraktan kendine ait olduğunu düşündüğü o &#8220;bir parça kanı&#8221; şırıngayla çekip alır. O zaman ne kalır geriye? O al sancak, rengini kaybeder. Kırmızı kumaş beyaza döner. Ve o bembeyaz zeminde, zaten beyaz olan hilal de, yıldız da kaybolur gider. Elimizde kala kala, bir teslim bayrağı kalır.<br />
Bizim etnik kökenlerimiz üzerinden yapacağımız her ayrışma hesabı, aslında bağımsızlığımıza çektiğimiz bir teslim bayrağıdır. Biz bu tuzağı görüyoruz ve reddediyoruz.</p>
<p>Bir diğer tehlike de içeriden geliyor. Türk milliyetçiliğini sürekli &#8220;polyannacılığa&#8221; davet eden, bizi adeta &#8220;Sağ yanağınıza tokat atılırsa, solunuzu dönün. Aman fitne çıkmasın, devletin sahibi sizsiniz&#8221; diyerek ölümle sıtma arasında bir arafta tutmak isteyenler var. Genel başkanlık makamlarının &#8220;Yağma Hasan&#8217;ın böreğine&#8221; döndüğü kapış kapış dağıtılıdığı ve bizi temsil ettiğini iddia edenlerin ise bizi siyasetin yüksek ateşli halüsinasyonunda boğmak istediği bu ortamda, Türk milliyetçiliğine yeni bir vizyon kazandıracak politikacılardan yoksun olduğumuzu görüyorum!  Gelin önce parti sonra sivil toplum anlayışını bırakalım önce sivil toplum sonra parti diyelim!<br />
İsmi lazım değil, cismi de lazım değil! Yıllarca &#8220;baba ocağı&#8221; bildiğimiz ama bizi sürekli öğüten o siyasi yapıdan alnın akıyla sıyrılabilen Türkçülerin Hiçbir yere, hiçbir koltuğa zerre minnet borcu kalmamıştır. Sivil alanda birleşelim! Tek meramım bu. Fakat bu prensipler, partililerin gökten indiğini zannederek Türk milliyetçilerinin kurtuluş manifestosu gibi sunduğu o parti tüzüğü denilen dogma yığınlarıyla asla bir tutulmamalıdır.<br />
Biz, ilhamlarımızı; gökten, gaipten veya genel başkanların şahsi ikbal kokan politik laflarından değil; Atatürk’ün de işaret ettiği gibi, doğrudan doğruya yaşamdan ve hayatın kendisinden almış bulunuyoruz.</p>
<p>O yüzden sizi rahatsız eden ve temsil ettiğini düşünmediğiniz parti yapılarını bırakın! Sizi hor görüp, sürekli nasihat dinlemesi gereken &#8220;emzikliler&#8221; ve kullanılacak birer &#8220;kol-bacak&#8221; olarak görenler; seçim vakti direklere tırmanıp kendileri assın o afişleri! Bize bayrağımız yeter! Akıl, ruh ve beden sağlığınız için sizleri sivil toplumda var olmaya çağırıyorum. Geleceğin siyasetini sivil toplum üzerinden kuralım!<br />
Gelin Türk bayrağının o al kırmızısını artık ölümün değil yaşama, yeni bir dünyaya doğduğumuz günün sembolü yapalım. O kan, etnisite foseptiğinde boğulan bir kan değil doğum anında göbek bağımızı keserken akıttığımız, hayata tutunmanın ve yeniden doğuşun kanı olsun.<br />
Hilal ile yıldızın tanımını dini veya şovenist sloganlardan uzak, değişen ve gelişen yeni dünyayı yakalama gayretimizin sembolü olarak yeniden inşa edelim.<br />
Hilal ve yıldız, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nde bilimin, sanatın ve medeniyetin göğündeki &#8220;Kızılelma&#8221;nın tasviri olarak bayrağımızda dalgalansın!<br />
Sivil, hür ve başı dik Türk milliyetçileri olarak dilde, fikirde ve işte, hayatın tam içinde yeniden buluşalım. Ne mutlu Türküm diyene!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/14-subat-konusmam/">14 Şubat Konuşmam</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/14-subat-konusmam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Bir Hikâye mi, Destan mı? Gerçek mi, Hayal mi?</title>
		<link>https://millidusunce.com/bu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 13:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Akçağ Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Taç]]></category>
		<category><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51671</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nevai açmış lisan-ı Türk’tür rahlem    <br />
Bican Nevai giyinip olup bastı kadem  <br />
“Türk nazmıda çü min tartıp alem        <br />
Eyledim ol memleketni yek kalem”</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi/">Bu Bir Hikâye mi, Destan mı? Gerçek mi, Hayal mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi%2F&amp;linkname=Bu%20Bir%20Hik%C3%A2ye%20mi%2C%20Destan%20m%C4%B1%3F%20Ger%C3%A7ek%20mi%2C%20Hayal%20mi%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi%2F&amp;linkname=Bu%20Bir%20Hik%C3%A2ye%20mi%2C%20Destan%20m%C4%B1%3F%20Ger%C3%A7ek%20mi%2C%20Hayal%20mi%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi%2F&amp;linkname=Bu%20Bir%20Hik%C3%A2ye%20mi%2C%20Destan%20m%C4%B1%3F%20Ger%C3%A7ek%20mi%2C%20Hayal%20mi%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi%2F&amp;linkname=Bu%20Bir%20Hik%C3%A2ye%20mi%2C%20Destan%20m%C4%B1%3F%20Ger%C3%A7ek%20mi%2C%20Hayal%20mi%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi%2F&#038;title=Bu%20Bir%20Hik%C3%A2ye%20mi%2C%20Destan%20m%C4%B1%3F%20Ger%C3%A7ek%20mi%2C%20Hayal%20mi%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi/" data-a2a-title="Bu Bir Hikâye mi, Destan mı? Gerçek mi, Hayal mi?"></a></p><p><em>Geçtiğimiz günlerde Millî Düşünce Merkezinin genel başkanı Hakan Paksoy hocamın bir telefonuyla irkildim. Telefonu açar açmaz;</em></p>
<p>-Emirhan, sen Ahmet Bican hocaya ne yaptın?</p>
<p>sorusuyla karşılaşmayı hiç beklemediğimden, saniyenin onda biri kadar bir anda buz kesildiğimi hissettim. <em>“Ben Türkolojinin Pîri Ahmet Bican hocama ne yapmış olabilirim?”</em> sorusuna zihnimde hızla yanıt ararken telefondaki ses, <em>“Her ne yaptıysan yapmaya devam et! Hoca yeni romanında seni ana karakterlerden biri yapmış, tebrik ederim.”</em> deyince rahatladım. Hocama teşekkürlerimi iletip hemen kitabı sipariş ettim.  Millî Düşünce Merkezinin çevrim içi toplantısında hocamla sohbet ederken bu durumdan ne kadar etkilendiğimi ve onore olduğumu dile getirdim. Hocam, her zamanki tok sesiyle, “Kitabı oku! Sana bir talimatım da var o talimatı yerine getir.” buyurunca kitabın elime ulaşmasını iple çekmeye başladım. İşte bu yazının başlığı, hatta bu yazının kendisi bile romandaki o talimatın neticesidir. Uzun zamandır yazı yazmadığımı fark eden hocamı, sırf yazı yazayım diye romanında bunu belirtmek zorunda bıraktığım için mahcubiyetimi ifade etmek istiyorum.  Hikâyenin akışında hafifçe üstü kapalı olarak ifade edilen imalarla hocamla aynı aile nesebine bağlandığım bu romanda, Emirhan karakterinin kullandığı ifadelerle ve davranışlarla bu denli ayniyet kesp edeceğimi tahmin etmiyordum. Lâkin hocamın Türk dilini ustalıkla kullandığı kadar iyi bir karakter gözlemcisi olduğuna kendim üzerinden şahit oldum. Romandaki Emirhan ne zaman ağzını açsa hakikaten o durumda bende aynı sözleri söyler aynı tepkileri verirdim diye düşündüm. Zaten naçizane beni en çok etkileyen de romanın ana karakterlerinden biri olmak değil, hocamın beni tecessüs ederek bir roman karakterine dönüştürmesi oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong><em>Çağrı Candar: Altın Taç</em></strong></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahmet Bican hocamın “Türk’ün Kayıp Kitabı Ulu Han Ata” romanının devamı niteliğindeki bu kitap, Kıbrıs’tan Türkistan coğrafyasına uzanan bir macera novellası olma özelliğini taşıyor. Kitap, Doğu Türkistan davamıza vurgu yaptığı kadar medyada adlarını duyup işitmediğimiz Afganistan Türklerine de olay akışı içinde hayati görevler vermiş. Sadece Afganistan değil Rusya Federasyonu içindeki Türklere de temas eden olaylar zinciri, okuyucuya, Turan coğrafyasının bağımsız Türk devletlerinden ibaret olmadığı bilincini aşılıyor. Turan bilinciyle beraber Türkçe’nin derinlerine inerek lehçeler arasındaki ortak kökleri hatırlatan diyaloglar, okuyucuya hem maceralı hadiselerle Türkçe aşkı aşılıyor hem de Turan’ı gezdiren bir âleme sokuyor. Nevai’den Fuzuli’den, Yetik Ozan’a Türkçe’nin güzel sesleri, şairlerinin bercesteleriyle tatlanan roman akışı, çeşitli Türk lehçelerinden ödünç alınan kelimelerin kullanımıyla okuyucuyu bir Türk dili şölenini içinde yaşatıyor. Daha fazla ayrıntı keşfederek Kıbrıs’tan Hawaii’ye Altın Taç’ın peşine düşüp bir Turan seyahatine çıkmak isteyenler, kitabı sipariş ederek geldiği gün okuyup bitirebilir ve hatta o gece rüyalarında bir bozkurtun peşinde yürüyebilirler. Öyle bir durumla karşılaşırsanız mühim olan <strong><em>“Börü  börü kut börü/ Meni koy, unut börü/ Börü börü kut börü/ Yagılarını tut börü</em></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>”demektir. Tüm okuyucuların aklında bulunsun…</p>
<p>Son olarak kalemiyle tüm Türk dünyasını birleştiren Ali Şir Nevai’nin varisi Ahmet Bican Ercilasun hocama haddim olmayarak yazdığım bir Nevai naziremsisiyle teşekkür etmek istiyorum.</p>
<p><strong><em>Nevai açmış lisan-ı Türk’tür rahlem     </em></strong></p>
<p><strong><em>Bican Nevai giyinip olup bastı kadem   </em></strong></p>
<p><strong><em>“Türk nazmıda çü min tartıp alem         </em></strong></p>
<p><strong><em>Eyledim ol memleketni yek kalem”</em></strong></p>
<p><strong><em>…. </em></strong></p>
<p><strong><em>O rahle ki ayağı Kıbrıs’tan Türkistan’a dır     </em></strong></p>
<p><strong><em>Açıldı bilim ile, anahtarı Ercilasun’dadır      </em></strong></p>
<p><strong><em>“Dehr ara şeh çü Türk vakidür                  </em></strong></p>
<p><strong><em>İl ara Türk lafzı şayidür”…</em></strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Börü(bozkurt) börü mübarek börü/ Beni bırak, unut börü/ Börü börü mübarek börü/ Düşmanları tut börü!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi/">Bu Bir Hikâye mi, Destan mı? Gerçek mi, Hayal mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bu-bir-hikaye-mi-destan-mi-gercek-mi-hayal-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milli Düşünce Merkezi Armağanlarını Takdim Etti</title>
		<link>https://millidusunce.com/milli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/milli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Dec 2024 12:07:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[armağan]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Furkan Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Konuralp Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[namık kemal]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Sadi Somuncuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz özdil]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Akçura]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=49090</guid>

					<description><![CDATA[<p>Millî Düşünce Merkezi, 6. Genel Kurulu vesilesiyle altı farklı kategoride ödüller takdim etti.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/milli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti/">Milli Düşünce Merkezi Armağanlarını Takdim Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmilli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti%2F&amp;linkname=Milli%20D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20Merkezi%20Arma%C4%9Fanlar%C4%B1n%C4%B1%20Takdim%20Etti" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmilli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti%2F&amp;linkname=Milli%20D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20Merkezi%20Arma%C4%9Fanlar%C4%B1n%C4%B1%20Takdim%20Etti" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmilli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti%2F&amp;linkname=Milli%20D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20Merkezi%20Arma%C4%9Fanlar%C4%B1n%C4%B1%20Takdim%20Etti" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmilli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti%2F&amp;linkname=Milli%20D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20Merkezi%20Arma%C4%9Fanlar%C4%B1n%C4%B1%20Takdim%20Etti" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmilli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti%2F&#038;title=Milli%20D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20Merkezi%20Arma%C4%9Fanlar%C4%B1n%C4%B1%20Takdim%20Etti" data-a2a-url="https://millidusunce.com/milli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti/" data-a2a-title="Milli Düşünce Merkezi Armağanlarını Takdim Etti"></a></p><p>Millî Düşünce Merkezi 21 Aralık&#8217;ta Ankara’da düzenlenen törenle 6 farklı kategoride armağan ödüllerini takdim etti.</p>
<p>Bu anlamlı etkinlikte, Türk milletine fikir, tarih, bilim, sanat ve  gazetecilik konusunda hizmet etmiş değerli isimlere armağanları verildi.</p>
<p><em>&#8216;Atatürk Türk Milliyetçiliği Şeref Armağanı&#8217;</em><br />
Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’e Prof.Dr. Ahmet Bican Ercilasun tarafından ve Prof. Dr. Hikmet Özdemir’e  Hakan Paksoy tarafından takdim edildi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-49096 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151403-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151403-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151403-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151403-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151403-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151403-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151403-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-49097 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151823-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151823-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151823-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151823-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151823-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151823-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_151823-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><em>&#8216;Ziya Gökalp Bilim Armağanı&#8217;</em><br />
Dr. Furkan Öztürk adına Doç. Dr. Reyhan Demircioğlu&#8217;na ve Prof. Dr. Konuralp Ercilasun&#8217;a verildi. Furkan Öztürk&#8217;ün ödülünü Prof. Dr. İskender Öksüz, Prof. Dr. Konuralp Ercilasun&#8217;un ödülünü Prof. Dr. Tümen Somuncuoğlu takdim etti. Furkan Öztürk programa bir video mesajla katılarak teşekkürlerini iletti.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-49114 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153309-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153309-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153309-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153309-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153309-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153309-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153309-2048x1536.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49098 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153708-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153708-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153708-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153708-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153708-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153708-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153708-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49100 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154008-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154008-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154008-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154008-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154008-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154008-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154008-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><em>&#8216;İsmail Gaspıralı Türk Dünyasına Hizmet Armağanı&#8217;</em> Prof.Dr. Ahmet Bican Ercilasun tarafından Prof. Dr. Naciye Yıldız&#8217;a; Prof. Dr. Nusret Çam tarafından, Prof. Dr. Mustafa Aksoy&#8217;a takdim edildi. Mustafa Aksoy, dünyanın bir çok noktasında tespit ettiği Türk figürlerini içeren çalışmasını genel başkanımız Hakan Paksoy&#8217;a hediye etti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49101 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154457-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154457-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154457-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154457-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154457-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154457-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_154457-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49102 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155054-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155054-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155054-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155054-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155054-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155054-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155054-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49116 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155718-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155718-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155718-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155718-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155718-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155718-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_155718-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><em>&#8216;Namık Kemal, Özgür ve Demokrat Basın Armağanı&#8217;  </em>Gazeteci/Yazar Yılmaz Özdil ve Gazeteci/Yazar İbrahim Kiras&#8217;a verildi. Yılmaz Özdil programa video mesajı ile teşekkürlerini iletirken, ödülü onun adına Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı Yardımcısı Dr. Burçin Öner&#8217;e Prof. Dr. Hikmet Özdemir tarafından takdim edildi. İbrahim Kiras&#8217;ın ödülünü onun adına Prof.Dr. İskender Öksüz teslim aldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49104 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160148-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160148-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160148-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160148-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160148-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160148-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160148-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49105 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160807-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160807-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160807-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160807-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160807-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160807-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_160807-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>Yahya Kemal Fikir/Sanat/Edebiyat Armağanı<br />
Rüstem Behrudi, İrfan Gürdal, Ali Akbaş ve Berkan Sözer&#8217;e takdim edildi. Rüstem Behrudi programa video mesaj ile katılarak teşekkürlerini iletti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49106 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_161030-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_161030-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_161030-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_161030-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_161030-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_161030-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_161030-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49109 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_163338-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_163338-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_163338-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_163338-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_163338-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_163338-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_163338-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49110 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162223-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162223-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162223-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162223-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162223-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162223-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162223-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-49107 size-full alignleft" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162815-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162815-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162815-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162815-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162815-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162815-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_162815-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>&#8216;Sadi Somuncuoğlu Millî Egemenlik Armağanı&#8217; </em>Prof. Dr. Hasan Ünal ve İlay Aksoy&#8217;a takdim edildi. Hasan Ünal&#8217;ın ödülünü adına genç editör ve yazarlarımızdan Emirhan Gencay Gül teslim aldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49112 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_152340-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_152340-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_152340-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_152340-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_152340-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_152340-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_152340-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49113 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153029-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153029-scaled.jpg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153029-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153029-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153029-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153029-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/20241221_153029-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>Millî Düşünce Merkezi olarak ödül alan tüm katılımcıları tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-49117 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/IMG-20241221-WA0023.jpg" alt="" width="1500" height="842" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/IMG-20241221-WA0023.jpg 1500w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/IMG-20241221-WA0023-300x168.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/IMG-20241221-WA0023-1024x575.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/12/IMG-20241221-WA0023-768x431.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1500px) 100vw, 1500px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/milli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti/">Milli Düşünce Merkezi Armağanlarını Takdim Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/milli-dusunce-merkezi-armaganlarini-takdim-etti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Ufuk’tan Bakmak</title>
		<link>https://millidusunce.com/yeni-ufuktan-bakmak/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/yeni-ufuktan-bakmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Mar 2024 11:21:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Denizli]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Panel]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[turk gencligi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Ufuk Dergisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=46656</guid>

					<description><![CDATA[<p>Denizli'de düzenlenen bu etkinlikler yurdun dört bir tarafından gelmiş ülküdaşların birbirleriyle tanışmasına vesile oldu. Bana öyle geliyor ki Denizli, bundan sonra bir çok dostlukların merkezi olacaktır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yeni-ufuktan-bakmak/">Yeni Ufuk’tan Bakmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-ufuktan-bakmak%2F&amp;linkname=Yeni%20Ufuk%E2%80%99tan%20Bakmak" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-ufuktan-bakmak%2F&amp;linkname=Yeni%20Ufuk%E2%80%99tan%20Bakmak" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-ufuktan-bakmak%2F&amp;linkname=Yeni%20Ufuk%E2%80%99tan%20Bakmak" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-ufuktan-bakmak%2F&amp;linkname=Yeni%20Ufuk%E2%80%99tan%20Bakmak" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-ufuktan-bakmak%2F&#038;title=Yeni%20Ufuk%E2%80%99tan%20Bakmak" data-a2a-url="https://millidusunce.com/yeni-ufuktan-bakmak/" data-a2a-title="Yeni Ufuk’tan Bakmak"></a></p><p>Geçtiğimiz cumartesi, pazar ve pazartesi günleri<strong><em>(24/25/26 Şubat2024)</em></strong> İstiklâl Harbimizin önemli kahramanlarından Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin memleketi Denizli’deydim. Sadece ben mi oradaydım? Hayır. Aralarında Millî Düşünce Merkezinden kıymetli hocalarım Ahmet Bican Ercilasun, İskender Öksüz, Yağmur Tunalı, Hakan Paksoy, İkbal Vurucu, Konuralp Ercilasun ve yüzlerce Türk milliyetçisi de Denizli’deydi. Bizleri yurdun dört bir tarafından Denizli’ye toplayan etkinlikse Yeni Ufuk Dergisi’nin 10.yılı münasebetiyle düzenlenen Türk Dünyası ve Türk Gençliği Panelleriydi. Bu paneller, derginin adı gibi yeni ufuklar açan etkinliklerdi; emeği geçenlerin emeklerine sağlık daha nice etkinliklerde beraber olmamız umuduyla…</p>
<p>Bu yazımda, paneller ve ortamdaki muhteşem atmosfer hakkında orada sıcağı sıcağına günlüğüme yazdıklarımı ve sonraki analizlerimi sizlerle. paylaşıyorum.</p>
<h2><strong><em>25 Şubat 2024 Pazar saat 08.40/Denizli</em></strong></h2>
<p>Bugün Denizli’de ilk sabahım. Dün, sabah 2 oturumlu panel ve ardından konser programları derken yoğun bir gün geçirdik. Gece de geç saatte uyumama rağmen bu sabah zerre kadar yorgunluk hissetmiyorum. Yorgun hissetmek şöyle dursun, dün sabaha ve hatta geçtiğimiz 3-4 ayın sabahlarına nazaran bu sabah, kendimi çok daha dinç ve sıhhatli hissediyorum…</p>
<p>İnsanın yüreği sıkıştığında aklına hemen kendinden aşkın bir iş veya varlıkla hemhâl olmak gelir.(Kişi bilinçli bir kişiyse tabi)  Böyle anlarda sığındığım ilk şey Rabbü’l Âlemin’in huzurudur. Ellerimi açar evvela dua ederim. Bir işe başlayacaksam da o duadan sonra başlarım. Ama ellerimi kaldırıp dua ederken hep düşünmüşümdür, neden şimdi ellerimi açıp kaldırma isteği duydum? Nedense Denizli buluşmasında da bu soru ve bu sorunun cevabı zihnimde defalarca dönüp durdu. Bu satırları yazarken neden dönüp durduğunu yeni anlıyorum. Cevabını kendim bulamayınca cevabı bildiğini düşündüğüm bir hocama sorumu arz etmiştim. Verdiği <strong><em>cevap “İki türlü dua vardır. Birincisi kavli duadır diğeriyse fiilî duadır. Bu duaların en mühimi fiilî duadır. Peygamberimiz dua ederken ellerini açar ve havaya doğru kaldırarak dua ederdi. Bu davranışın en önemli amacı dua ederken elleri odak noktası yapmaktır. Elleri fark etmektir. El demek fiil demektir. Yani buradaki mesaj, sözlü olarak bir şeyler istiyorsun ama ellerini fark et ve istediklerin için bir fiilde bulun mesajıdır.”</em></strong> şeklindeydi . İşte bu sabah dün neden bu sorumu ve aldığım cevabı hatırladığımı anladım. Çünkü dün, uzun bir süre sonra ilk defa bu kadar çok Türk milliyetçisini bir arada bir etkinlikte gördüm. Hem sözlü olarak bir şeyler ifade edip hem de fiil olarak bir şeyler yaptıklarına şahit oldum. En nihayetinde fark ettim ki ben de bir fiilde bulundum ve İstanbul’dan Denizli’ye geldim. Tıpkı Konya, Ankara ve İzmir gibi şehirlerden gelenler gibi. Buraya geldiğimde sözü ve kelimeleri aşıp muhabbete vasıl olan insanları gördüm. Sağ olsunlar beni gün boyunca muhabbet bağlarında misafir ettiler. Bu misafirperverlikleri için Yeni Ufuk Dergisi yazarlarına, yöneticilerine ve etkinliğe katılan dergi okuyucularına teşekkür ederim. İlk gün panel için aynı salona toplandık. Türk dünyasının sözünü dinledik. Esir yurtlarımızı kurtarmanın hayalini kurduk. Elimizden şu anlık bir şey gelmemesinin ıstırabını çektik&#8230; İşte hâlâ milletimiz için ıstırap çekmemizin nedeni, dua ederken veya bozkurt işareti yaparken kaldırdığımız ellerimizi fark etmememizdir. Ne zaman o eller hakkıyla fark edilir, o an yolun yarısından fazlası kat edilmiş demektir. Ellerimizi fark edeceğiz! O ellerle yazacağız, o ellerle çalışacağız, o ellerle gönüllere dokunacağız, o gönüllerle akıl edip fikirler üreteceğiz.</p>
<p><em>        25 Şubat 2024 Pazar saat 08.40/Denizli</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte gecenin geç saatlerine kadar ülküdaşlarımla türküler marşlar söylediğimiz bir günün ardından yazdığım bu yazı o günkü hislerimin en net ifadesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong><em>Vatanı cennete çevirmek</em></strong></h2>
<p>Etkinliğin ikinci gününün konusu Türk Gençliği idi. Panelin sonunda kıymetli hocamız İsmail Yakıt’ın şu minvaldeki sözleri zihnime damgasını vurdu.<strong><em> “Semavi dinlerde insanların cenneti kendisine aittir</em></strong><strong><em>. Kişi yolun sonunda bir tek kendisini inandığı cennete sokabilir. Ama bir ideolojiye inanmış insanlar bir yeri veya dünyayı cennete çevirmeye gayret ederek evvela kendisini bu cennete sokmaya çalışır. Kendisini sokamazsa bayrağı devreder ve bir sonraki neslin cennete girmesi için çalışır. Yolun sonunda ideolojinin vaat ettiği cennet gerçekleştiğinde bu cennete girmek için çalışan kişi kendisiyle beraber milyonları o cennete sokabilir. Bu sözler ışığında Türk milliyetçilerinin dünyada girmek istedikleri cennet Turan’dır.” </em></strong>Bu sözde geçen cenneti kazanmak için hem uhrevî hem dünyevî anlamda çalışmamız gerekir.  Cenneti ister Turan olarak ister Türkiye’nin dünyanın en iyi ekonomisine sahip ülkesi olma hayali olarak tanımlayalım, şüphesiz bu cennetlere girmek için fiilî dualar etmemiz yani ibadet edercesine samimi bir şekilde çalışmamız gerekir. Denizli’deki etkinlik de işini ibadet samimiyetiyle yapan insanların bir başarısıdır. Denizli’de karşılaştığım manzara insanın kendini aşan bir amaç uğruna çalıştığında etrafına nasıl bir heyecan verdiğinin ve bu heyecanın da insanların yüreğindeki aşkı nasıl kıvılcımlandırabileceğinin kanıtıdır. İşte meselenin püf noktası budur. Aşk ve kıvılcım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong><em>  Aşk ve kıvılcım</em></strong></h2>
<p>24 Şubat akşamı,  panellerin ardından Yeni Ufuk Dergisi’nin 10.yılı münasebetiyle düzenlenen geceye katılmak üzere gittiğimiz salonda, ülküdaşlarım arasında hissettiğim şey derin bir millet aşkıydı. Aşk kolay saklanan bir duygu değildir. Ortaya çıkmak ister.  İçimizdeki aşkı ortaya çıkaracak bir kıvılcıma ihtiyaç hissedilmiş olacak ki hocalarımızı ve büyüklerimizi karşılamak üzere sıraya dizilmişken birden bire bir ses yükseldi! Tüm Ülkücülerin ezbere bildiği bir nidâ olan <strong><em>“Çırpınırdı Karadeniz/ Bakıp Türk’ün bayrağına/ Ah ölmeden bir görseydim/ Düşebilsem toprağına”</em></strong> bu seda o salonda var olan aşka kıvılcım çakmıştı. İşte içimizdeki Türklük aşkının ortaya çıkıp kıvılcımın ateşe dönüşmesi de bundan sonra oldu. Saatlerce marşlar ve türküler söyledik. Hayalini kurduğumuz Turan cennetine girebilmek için sözlerine kutsal bir anlam yüklediğimiz marşları ve türküleri çokça zikrederek adeta “<strong><em>ideolojik ibadet”</em></strong> ettik. Tırnak içinde yazdığım bu söz elbette çok ağır bir sözdür. Şu an yazarken bile bu ağırlığı hissediyorum. Ama Hüseyin Nihal Atsız’ın <strong><em>“ Ben yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeye tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk’üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülük’tür.” </em></strong>sözünden anlaşılacağı üzere bir ideolojinin sağlam bir alt yapıya sahip olabilmesi ve inananlarının iyi yetişebilmesi için o ideolojinin bir mezhep gibi şekillendirilmesi gereklidir<strong><em>. Mezhep kelimesinin Türkçe karşılığı yönelimdir</em></strong>. Burada dinî bir şeyden kesinlikle söz etmiyorum. Okuyucular yanlış anlamasın. Türk milliyetçiliği, kof bir aksiyon hareketi anlamından kurtarılıp bilimin ve güncel konjonktürün ışığında muteber bir yönelim hâline getirilmelidir. Türk milliyetçilerinin düşmemesi gereken tuzak, materyalistleşmek ve kof bir lâdini yaklaşım benimsemektir. Eğer materyalistleşme tuzağına düşülürse Türk milliyetçiliği Komünizm, Sosyalizm, Nazizim, Faşizm ve Kapitalizm gibi bir din hâline gelir. İdeolojinin dine dönüştüğü bir ortam insanlığa kan ve gözyaşından başka bir şey veremez. İdeolojilerin dine nasıl dönüştüğü konusunda yazılmış kısa ve öz yazı ülkemizin yetiştirdiği ilk atom mühendisi <strong><em>Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre’nin “Din Dışı İdeolojilerin Dine Dönüşüm Şartları”</em></strong> adlı yazısıdır. Türk milliyetçiliğini “–izm”lerden uzak bir ideolojik yönelim hâline getirmemiz için artık geçerliliği olmayan bir kısım eski fikir alt yapımızı gözden geçirip dünyanın ve ülkemizin şartlarına göre bu fikirleri yenilememiz yenilenemiyorsa terk etmemiz gerekiyor. Bu, ağacın budandıkça boy atmasına benzeyen bir süreçtir. Kesinlikle bir miras reddi değildir. Akın akın gelen Türk milliyetçisi genç nesli ancak bu şekilde tatmin edip kendimize refik edinebiliriz. Türk milliyetçileri çevrecilik, feminizm, soysal adalet, etik, ekonomik model, LGBT hakları, vb. günümüzün tartışılan konuları hakkında 50-60 sene önce söylenmiş sözlerin üzerine bir söz söyleyemiyor&#8230; Bu acı gerçeği daha ne kadar görmemezlikten geleceğiz?</p>
<p>Konser öncesinde kürsüye çıkan Yeni Ufuk Dergisi sorumlu yazı işleri müdürü Berkan Sözer ağabey , İskender Öksüz hocamla yaptığı bir konuşmadan söz etti. Kendisi, <em><strong>“Hocam neden biz bu hâle geldik?”</strong> </em>sorusunu sorduğunu İskender Hocanın da<em><strong> “12 Eylül’den sonra silsilemiz koptu ondan bu hâldeyiz.”</strong> </em>dediğini aktardı. Yeni Ufuk dergisinin bu silsileyi devam ettirme amacı güttüğünden söz etti. Bu silsileyi 10 yıldır devam ettirenleri ve ettirecekleri Allah bir ömür utandırmasın. Lâkin işin sadece silsile devam ettirmek olduğu kanaatinde değilim. Silsile devam ederken devam ettirilen ideolojik silsilenin haleflerinin, yeni içtihatlarla ideolojiyi çağına ayak uydurur hâle getirmesi şarttır. İdeolojide içtihat yoksa hâliyle müçtehit yoktur. Müçtehit yoksa o ideolojinin parlak bir geleceği yoktur. Müçtehidi olmayan ideolojinin mensupları canlı müzelere dönüşür. Bunun ülkemizdeki örneği 12 Eylül öncesi devrimci harekete katılmış sol görüşlü ihtiyarlar ve onların izinden giden yaşı genç, zihni yaşlılardır. Bu ihtiyarların hâlâ  devrim, diyalektik süreç, millî demokratik devrim gibi artık bir hükmü olmayan şeylere inanmaları bugün bir müçtehitleri olmadığındandır. Sol bu ülkede bir müçtehit çıkaramadığı için bugün Kürtçü-bölücü hareket tarafından kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Eğer yakın zamanda Türk milliyetçileri de yeni bir müçtehit/müçtehitler çıkaramazsa farklı odakların kontrolüne girme tehlikesi yaşayacaktır. Biz bu tehlikenin altındayız. Bu tehlikeyi görmezden gelirsek elimizde platonik bir aşktan başka bir şey kalmaz kalmayacaktır.</p>
<p>Şu anda ülkemizde ideolojik alanda olduğu gibi neredeyse her alanda bir müçtehide ihtiyaç vardır. Ve diğer alanlardaki gibi ideolojik alanda da ilk müçtehidini ortaya koyacak görüş kitleleri etrafına toplayacaktır. Bugün  bu yarışta değil sonuncu, ikinci bile olduğumuzda, şu sıralar çok güvendiğimiz yeni nesil milliyetçi geliyor bundan sonra güç bizim olacak minvalindeki sözlerimizin nasıl geçersiz kaldığını fark edeceğiz.. Meşhur bir sözdür “güden çoban sürüyü döndürünce ters yöne, geçmez mi sürüdeki topal koyun en öne.”. İşte Bundan ötürü müçtehit yarışında birinci olmamız zaruridir. Bu milletin istikbali topal koyunlara bırakılamayacak kadar önemlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong><em>Sonuç olarak</em></strong></h2>
<p>Türk dünyası ve Türk gençliğini konu alan panellerin bir gelenek hâline getirilmesi bu panellerin yanında güncel meseleler( yeni bir Türk milliyetçisi ekonomik model, Türkiye demografisine yeni bir bakış, feminizm, çevrecilik, LGBT hakları…) hakkında içtihat hükümleri verilen panellerin de yapılması bir gerekliliktir. Yeni Ufuk Dergisi bu tip panellere ev sahipliği yapabilecek seviyededir. Aynı şekilde derginin 10. yıl gecesi gibi gecelerin de tekrar edilmesi insanları birbirine bağlayacaktır. Bir kez daha tüm Yeni Ufuk Dergisi camiasına teşekkür ediyorum. Atalar sözüdür: İş bilenin kılıç kuşananındır…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>  Ahmed Yüksel Özemre’nin “Din Dışı İdeolojilerin Dine Dönüşüm Şartları” adlı yazısını okumak için İlimde Demokrasi Olmaz adlı kitabın 30.sayfasından itibaren başlayan 16 numaralı bölümü şu bağlantıdan  (</em></strong><a href="https://ozemre.com/sites/default/files/ilimdedemokrasiolmaz.pdf">ilimdedemokrasiolmaz (ozemre.com)</a>)  <strong><em>okuyabilirsiniz.</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/yeni-ufuktan-bakmak/">Yeni Ufuk’tan Bakmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/yeni-ufuktan-bakmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakan Değil Gören Bir Hareket</title>
		<link>https://millidusunce.com/bakan-degil-goren-bir-hareket/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bakan-degil-goren-bir-hareket/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Oct 2023 08:25:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[bakmak]]></category>
		<category><![CDATA[görmek]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[islamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Marksizm]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Türk milliyetçiliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=45450</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakmakla bir yere varılmaz. Marifet görmektedir. Bir hareketi hareket yapan şey de bakanlar değil görenlerdir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bakan-degil-goren-bir-hareket/">Bakan Değil Gören Bir Hareket</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbakan-degil-goren-bir-hareket%2F&amp;linkname=Bakan%20De%C4%9Fil%20G%C3%B6ren%20Bir%20Hareket" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbakan-degil-goren-bir-hareket%2F&amp;linkname=Bakan%20De%C4%9Fil%20G%C3%B6ren%20Bir%20Hareket" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbakan-degil-goren-bir-hareket%2F&amp;linkname=Bakan%20De%C4%9Fil%20G%C3%B6ren%20Bir%20Hareket" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbakan-degil-goren-bir-hareket%2F&amp;linkname=Bakan%20De%C4%9Fil%20G%C3%B6ren%20Bir%20Hareket" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbakan-degil-goren-bir-hareket%2F&#038;title=Bakan%20De%C4%9Fil%20G%C3%B6ren%20Bir%20Hareket" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bakan-degil-goren-bir-hareket/" data-a2a-title="Bakan Değil Gören Bir Hareket"></a></p><h1><strong><em>    Bakan Değil Gören Bir Hareket</em></strong></h1>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>Bakmak kelimesi, bakışı bir şey üzerine çevirmek anlamı haricinde  Türk Dil Kurumunun sözlüğüne göre 16 farklı anlamda kullanmaya müsait bir kelimedir. Görmek kelimesiyse, gözle algılamak, seçmek anlamı haricinde 18 farklı anlamda kullanılabilir. Bir insanın  bakabilmesi için gözünün sağlıklı olmaya ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir göze sahip insan, dünyaya kendi gözünün baktığı ölçüde yaklaşır. Lakin sadece yaklaşır. Dünyayı tutamaz&#8230;Peki, ya insanın görmesi için gözünün sağlıklı olmaya ihtiyacı var mıdır? Yoktur. Bakmak için sağlıklı bir göz yeterliyken, görmek için sağlıklı bir gönle, göze, akla, vicdana ve bilince ihtiyaç duyulur. Bakmak bir fiil, görmek bir şuurdur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong><em>Sadece Bakmak Ciddi Bir Sorundur</em></strong></h2>
<p>Milletimizin en büyük sorunlarından bir tanesi bakmaktır. Lakin bakma eylemiyle bir şey olmayacağını da “bakmakla usta olunsa kediler kasap olurdu.” deyimiyle ifade eden Türk milleti, düşüncesiyle eylemleri sürekli çelişen bir hâldedir. “Dediğimi yap, yaptığımı yapma.” şeklinde ifade edilen bu durumun, bir ön görememezlik/körlük kaynaklı sorun olduğu kanaatindeyim. Buna istinaden bakmayı şükür sayan milletimiz, kendini görüyor olarak sunan bazı kişilerin ardına tutunup gezmeyi pek sever. Bir lokomotif edasıyla milleti vagon gibi arkasına takan, çoğunlukla bakmaktan bile aciz, hakikatte kör kişiler, en sonunda ardından gidenlerle beraber raydan çıkarak milletimizin başına bela olurlar. Bunun en yakın ve büyük örneği 15 Temmuz’dur.</p>
<p>Bunun yanı sıra Türk milleti gerçekten gören kişileriyse yaşadıkları müddetçe çeşitli ithamlarla yaftalamayı o kişiler öldükten sonra da onları ululamayı pek sever. Bugün adını öve öve andığımız büyük insanlar, yaşadıkları zamanda halkın yüzüne güldüğü ama arkalarındansa laf saydığı kişilerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong><em>Göz Nasıl Görür?</em></strong></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Görmek terbiyeye muhtaç bir eylemdir. Gönül, göz, vicdan ve bilinç kendinden aşkın bir şeyle ilgilenmeye başladıkça terbiye olur. Bu bir ideoloji, din, bilim veya sanat olabilir. Yeni bir akımın öncüsü ressamlar, siyasiler, bilim insanları, din âlimleri (Pablo Picasso, Salvador Dali, Karl Max, Adam Smith, Newton, Albert Einstein, Şihabeddin Sühreverdi, Martin Luther&#8230;) bakarken görür hâle gelebilmek için kendilerini terbiye etmişlerdir. Burada terbiyeden kastım insanın kendisine baskı yapması, daraltması, kendine zulüm etmesi değildir. İnsan hayalinde kendine yeni dünyalar kurarak, sonsuz fikirler ve emeller arkasından koşarak terbiye olur. Kişinin kendi terbiyesi dışarıdan bir öğretiyle değil kendi iç telkiniyle olgunluğa ulaşır.</p>
<p>İç telkinlerse kişinin okuduğu, maruz kaldığı şeylerin bilinç altından ortaya çıkmasıdır. Bu sebepledir ki gören gözler çoğu zaman okur-yazar gözlerdir. Okumaksa sadece kitapla ya da yazıyla sınırlandırılabilecek bir fiil değildir. Halk ozanlarımızdan Mürsel Sinan</p>
<p>“<em>Bana Okudun Mu Diye Sormayın</em></p>
<p><em>Kitap Okumadım İnsan Okudum</em></p>
<p><em>Kitabı İnsandan Ayrı Görmeyen</em></p>
<p><em>İnsanı Sınırsız Umman Okudum</em>”</p>
<p>diyerek esasında son zamanlarda sosyal medyada çok gördüğüm “milletimiz âlim değilse de ariftir.” sözünün başlangıç noktasını ortaya koymuştur.</p>
<p>Milletimizin bazı ulu kişileri, kitaptan öte insan okuyarak arif olmuştur. Ama maalesef çağımızda diğer milletlere yem olmamak için hem  âlim hem arif olmak zorundayız.</p>
<p>Türk milleti Asya’dan gelirken sürüleriyle beraber örfünü ve geleneklerini de Anadolu’ya ve Balkanlar’a getirmiştir. Doğaya hürmet ve derin saygı beslemek de bu geleneğin bir devamıdır. Doğa kendine saygı duyanın gözünü perde perde açar onu bakmaktan kurtarır. Görür hâle getirir. Yani âdemi, arif yapar. Bu hakikat Sokrates’in doğurtma yönteminde doğuştan gelen bilginin ta kendisidir. Esasında bilginin doğması tabiatla bütünleşmiş, tabiatı okur hâldeki insanın içine ilham olan şeydir.</p>
<p>Doğa’nın sesini dinleme, treaking yapma denilen son zamanların sosyetik âdetlerini, tarih sahnesine çıktığı günden, şehirlerin çok katlı beton yığınları arasına sıkışarak yaşamaya başladığı güne kadar bilen bu millet. Artık bu öğretisini yeni bir şeymiş gibi benimsemeye başlayacak kadar aciz hâle gelmiştir. Bundandır ki eski neslin arif insanları vefat ettikçe, milletimiz, kör sosyal medya kalemşörlerinin, influencerlerinin, yaşam koçlarının, internet sapıklarının, kırmızı başlıklı ilim adamlarının(!) ve uçuk fikirli komplo teorisyenlerinin etkisi altında sağlıklı düşünemez hale gelmiştir. Bunandır ki Türk milleti her geçen gün bir önceki günü aratacak derecede bir şiddetle kendini tatmin edecek bir ilmî ortam aramaktadır. Gördüğüm kadarıyla bir arayışın içindekilerin  büyük çoğunluğu şehirde yaşayan tahsilli kişilerdir. Bu kişiler bakmaktan öte bir görmenin olduğunu hissetmiş, farkındalığı yüksek kişilerdir. Şu dönemde hareketlerin ana gayesi bu kişilere ulaşmak olmalıdır.</p>
<h2><strong><em>Harekete Geçme Zamanı</em></strong></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;Bir kitle hareketine söz erbabı (görenler) öncülük eder, onu fanatikler (bakanlar) ete kemiğe büründürür, eylem insanlarıysa (önce bakıp sonra görenler) onu pekiştirir. Koşullar gereği bu rollerin, birbirinin ardından gelen başka başka kişiler tarafından oynanması genellikle bir kitle hareketinin sürmesi için yararlıdır,  hatta belki de bir ön koşuludur. Aynı kişi veya kişiler (ya da aynı tip kişilik) bir kitle hareketini başından itibaren olgunluk devresine kadar yönetirse, o hareket felaketle sonuçlanabilir&#8230;*(Eric Hoffer, Kesin İnançlar, 1951)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neredeyse bütün ideolojiler yukarıda Eric Hoffer’in yazdığı benim de parantez arasında yaptığım yorumlara göre gelişim göstermiştir. Bugün Türkiye’de yaşadığımız ideolojik  buhran da bu bunalım sayesinde arayış içine girmiş, farkındalığı yüksek kişileri doğru yönlendirerek kurtulabiliriz. Bu farkındalığı yüksek kişileri cezbetmenin yüzlerce yolu vardır. Ama burada önemli olan onları cezbetmek isteyen grubun bir meşrebi, duruşu ve fikri olması zorunluluğudur. Çünkü insanları kazanmanın tek yolu doğru gönüllere temas etmektir.</p>
<p>Türk milliyetçiliği açısından gönlü Marksizm’den yana bir kişiyi cezbetmeye çalışmak, siyasal İslamcıların kendilerini kurtarıcı/evliya olarak görmelerinden ötürü girdikleri samimiyetsiz tebliğ çabalarına benzer bir mücadeleyle eş değerdir. Bu da son derece büyük bir vakit kaybı. Şunu kabul etmek gerekir ki her fikir hareketi Hz. Nuh’un gemisine benzer. Türkiye nezdinde dünyadaki tüm ideolojiler, bu ister Türk milliyetçiliği ister siyasal İslamcılık isterse Komünizm veya Liberalizm olsun, birer Nuh’un gemisidir. Hiçbirisi homojen değildir. Hepsi de Nuh’un gemisi hikâyesinin anlatısına göre her hayvan (insan da düşünen bir hayvandır.)  türünden (bakanlar, görenler, körler, önce bakıp sonra görenler) birer çift barındırır. Burada önemli olan geminin kaptanlığı meselesidir.</p>
<p>İşte tam bu noktada devreye tecrübe girer. Tecrübe belirli bir hareketi inşa etme sürecinde çok ciddi bir soruna dönüşebilir. Amerikan bağımsızlık hareketini, Fransız devrimini, Nazi hareketini, Bolşevik devrimini, Çin devrimini başlatanların birçoğu siyasi tecrübesi olmayan kişilerdi. Ama başarılı oldular. Çünkü gemilerini zamana, iklime ve tayfalarının yararına uyacak şekilde kontrol ettiler. Uzun süreli iktidarların da sırlarından birisi budur.</p>
<p>Yeni çıkacak fikir hareketlerine söz erbapları (görenler, tecrübeliler) kolay kolay bu tip işlere ön ayak olmayı gerek şahsi planları gerek egoları sebebiyle istemezler. Onlar  genelde iş süreklilik kazandıktan sonra harekete dâhil olurlar. Ve grubun işleyişine göre çoğunlukla hareket içinde hızlı yükselirler. Bir hareketi her zaman eylem insanları başlatır, yani bakıp görenler.</p>
<p>Bakıp görenler tıpkı bir kule asansörü gibi aşağı iner, bakanları uyarır, uyarıya cevap verenleri  asansöre alır, kat kat onları yukarı çıkarıp onları görür hâle getirir. Görür hâlde olmak bir kemâli ifade etse de hareketlerde mühim olan bakanların gözünü açmaya gayret eden eylem insanlarının çokluğu ve kalitesidir. İşinin ustası olmuş eylem insanları harekete hizmet noktasında kendi derecelerini kemâlattan(ilim, özveri, fedakârlık ve ahlâk sahibi olmada olgunluğa ulaşma hâli) öte ekmeliyet(ilim, özveri, fedakârlık ve ahlâk sahibi olmada kusursuz hâle gelme durumu)derecesine çıkartırlar. Bu durumda geminin kaptanı eylem insanları, geminin gözcüleri kulenin en başında sabit kalmayı tercih eden söz erbapları olmalıdır. Gerektiğinde bu söz erbapları her an kaptanlığa hazır olmak için eylem insanı olabilecek cesarete hatta az da olsa tecrübeye sahip olmalıdırlar. Fanatiklerse (bakanlar) geminin tayfası olarak gemiye hizmet etmelidirler. İşte bu durumda Nuh’un gemisi her tufandan selametle çıkar.</p>
<p><strong><em>Sonuç olarak </em></strong>doğadan ve doğasından kopan, gözlerinden sancı çeken Türk milleti bugün işte bu sıkıntının bir sonucu olarak ekonomik, siyasi ve sosyolojik bunalım geçirmektedir. Türk milletini bugün görememe tufanından kurtarmak istiyorsak önce onları alacağımız gemimizi çağın gerekliliğine göre restore etmemiz şarttır. Şunu unutmamak gerekir ki bir tufan (kriz) ânında limana kaçan halk sığınacağı geminin dünyanın en tecrübeli kaptanına sahip olmasına değil, görünürde batma riski olup olmamasına bakar. İşte bu nedenle eski yaraları açık gezen yaralı ama onurlu yalnız kurtların, bir kriz anında tercih edilme olasılığı çok zayıftır. Bunun en net örneği 14-28 Mayıs seçimleridir. Milletimiz görüntü itibariyle batması mümkün olanı değil, kaptanına, gözcülerine ve tayfalarına rağmen 20 küsur yıldır bindiği gemiye yeniden binmiştir&#8230;Türk milleti her şeyi göremese de çoğu şeyi sezer. Sezmiştir de&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bakan-degil-goren-bir-hareket/">Bakan Değil Gören Bir Hareket</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bakan-degil-goren-bir-hareket/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzaylılar Hoş Geldiniz!</title>
		<link>https://millidusunce.com/uzaylilar-hos-geldiniz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/uzaylilar-hos-geldiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jun 2023 12:45:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[2023 seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Davutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ali babacan]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrat Parti]]></category>
		<category><![CDATA[deva partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Eren Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Faik Öztrak]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Gültekin Uysal]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Şemsi Yastıman]]></category>
		<category><![CDATA[Tuncay Özkan]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=43870</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her seçim dönemi ortaya çıkan uzaylılar kimlerdir? Nerede yaşarlar? Bu yazı bu sorulara bir nebze olsun cevap verebilir niteliktedir...</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/uzaylilar-hos-geldiniz/">Uzaylılar Hoş Geldiniz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuzaylilar-hos-geldiniz%2F&amp;linkname=Uzayl%C4%B1lar%20Ho%C5%9F%20Geldiniz%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuzaylilar-hos-geldiniz%2F&amp;linkname=Uzayl%C4%B1lar%20Ho%C5%9F%20Geldiniz%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuzaylilar-hos-geldiniz%2F&amp;linkname=Uzayl%C4%B1lar%20Ho%C5%9F%20Geldiniz%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuzaylilar-hos-geldiniz%2F&amp;linkname=Uzayl%C4%B1lar%20Ho%C5%9F%20Geldiniz%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuzaylilar-hos-geldiniz%2F&#038;title=Uzayl%C4%B1lar%20Ho%C5%9F%20Geldiniz%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/uzaylilar-hos-geldiniz/" data-a2a-title="Uzaylılar Hoş Geldiniz!"></a></p><h1><strong><em>Uzaylılar Hoş Geldiniz!</em></strong></h1>
<p>&nbsp;</p>
<p>Duyduğuma göre siz uzaydan gelmişsiniz<br />
Hele şöyle bir oturun bakalım iki laf edelim</p>
<p>Hangi rüzgar attı sizi?<br />
Uzaylılar hoş geldiniz<br />
Kurcalardı zihnimizi<br />
Uzaylılar hoş geldiniz</p>
<p>Sizi gördük sevindik çok<br />
Karnınız aç mı yoksa tok?<br />
Atmosferde ne var ne yok<br />
Uzaylılar hoş geldiniz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Halk ozanlarımız fi tarihinden bugüne iyi/kötü hallerini dillendirmek ve öğüt vermek için şiiri ve müziği kullandılar. Aprın Çor Tigin’ den günümüze ozanlar, yeni nesillere bazen apaçık bazen de üstü örtük/manidar mesajlar verdi. Bu sayede Türk edebiyatı dallanıp budaklandı, bir çınar gibi kök saldı. Bu yazının başlığı da işte böyle bir halk ozanından, rahmetli Şemsi Yastıman ’dan: “Uzaylılar Hoş Geldiniz”. Güfte de beste de onun.</p>
<p>12 Eylül öncesi dönemin siyasetine bir tariz niteliği taşıyan bu eser, Türk siyasetinin en az 60 yıldır girdiği labirentin aynı yerinde dönüp durduğunun bir nişanesidir. Halkın da siyasilerin anlayacağı şekilde yazılmıştır. Eserin tarihi, Türkiye’nin siyaseten sıkıntılı dönemine  ve ABD ile Sovyetlerin uzay yarışına girdiği zamana rastladığından Şemsi Bey, mesajlarını gizleme gereği duymuş. Şimdi kıymetli okuyucu sizlerle beraber bu gizem perdesini biraz aralayıp şu esere bir göz atalım&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><strong><em>Kim Bu Uzaylılar ?</em></strong></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her insanın bir uzaylı olmasından yola çıkarak uzaydan gelen uzaylılar, Dünya gerçeklerinden kopmuş parti genel merkezlerinde<strong> (Ankara’nın muhtelif semtlerindeki uzay üslerinde)</strong> yaşayan canlılara denir. Bu canlılar arada bir paşa gönüllerine eserse rüzgâr gibi halkın arasına girer ve uzaylı görmüş gibi(!) hemen kaçarlar. Çünkü bunlara göre kendileri kozmosu kurtarmakla görevlendirilmiş havasül havas bir zümrenin mensuplarıdırlar. Bu sebeple avamın boş sözlerini dinlemek, onların istediği kişiyi aday yapmak mensubu oldukları uzaylı zümresinin itibarını sarsacağından bu tip avamca(!) kararlar alamazlar.</p>
<p>&#8230;Uyruğunuz hangi fasıl?<br />
Urbanız bu mudur asıl?<br />
Güneşle aranız nasıl?<br />
Uzaylılar hoş geldiniz</p>
<p>Merih mi Ay mı iliniz?<br />
Hangi lisandan diliniz?<br />
Sizin de çok mu deliniz?<br />
Uzaylılar hoş geldiniz</p>
<p>Ne durumda sizin devlet?<br />
Liderlerde var mı hiddet?<br />
Zor mu kurulur hükümet?<br />
Uzaylılar hoş geldiniz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu uzaylı zümresinin mensupları, genellikle uyruklarını terk etmeyi şeref bilmiş kişiler olduklarından <strong>(Eğer Türklerse tabii, başka bir şeysen terk etmek asimilasyondur çünkü(!)…</strong>) uyruklarını hatırlatıcı şeyler gördüklerinde bir çeşit kriz geçirirler. Genellikle bu uzaylılar kriz anlarında:<strong> Anadilde eğitim! Dersim! Enternasyonel! Türkiyeliyiz! Türkçe edebiyat! Selo’ya özgürlük! Piro!” </strong>gibi sözleri tekrarlayarak anlamsız sesler çıkarırlar. Eğer sayın okuyucu etrafınızda bu tip birisi varsa sizi de kaçırıp uzaylı yapmadan derhal ortamı terk edin. Çünkü bunların uzay üsleri  ne Merih’e ne de Ay’a benzer, tamamiyle ses yalıtımlıdır. Güneş patlasa(!) çıt duyulmaz. Lisan konusundaysa bu uzaylıların bir kısmı, faşist annelerinin onlara bebekken dikte ettiği Türkçe’yi utanarak konuşur. Ama onlar utanmasın diye uzay üssünün başkanı, ortamı her geçen gün rengarenk (kırmızı/beyaz hariç) hâle getirdiğinden, hesaplarımıza göre yakın bir zamanda uzay üssünde Türkçe okur-yazar sayısı temsili bir rakama ineceğe benzemektedir. Bu ortamda da uzaylı partisini kimse tutamaz! Önümüzdeki seçim yüzde 60 oyla gümbür gümbür kozmosun başına geçecektir. Nokta(!)</p>
<p>&#8230;Uzaylılar hoş geldiniz</p>
<p>Ayda var mıdır boş arsa?<br />
Rüşvet ile karaborsa<br />
Biz de gelelim beleş varsa<br />
Uzaylılar hoş geldiniz</p>
<p>Der Şemsi Yastıman size<br />
Dostça öğüt görev bize<br />
Hemen dönün ülkenize<br />
Uzaylılar hoş geldiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her seçim akşamı gördüğümüz görüntü, geçtiğimiz seçimde de kendini bizlere yeniden gösterdi. Uzaylılar birden bire ortadan kayboldu ve saatlerce saklandı. O sırada onlara inanan ademoğulları ekran başlarında sinir krizleri geçirdiler ve uzaylıları aradılar. Ama nafile uzay üssünün 14. katında sanal gerçeklik gözlüklerinden gördükleri seçim zaferini kutlayan uzaylılar arada sırada aşağıya inip öndeyiz deyip yeniden yukarı çıktılar. Ama gerçek sonuç ortaya çıkınca koşa koşa sahneye çıkıp 1-2 dk konuşup yine koşarak sahneden indiler. Bu sırada başka bir uzay üssünün balkonundaysa yaklaşık 30 yıldır bitmeyen şarkı (!) eşliğinde açık hava konseri veriliyordu&#8230;</p>
<p>Her şeye rağmen çok şükür seçimler bitti. Ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Son olarak da benden size naçizane bir öğüt kıymetli okuyucu, nasıl ki uzaylının uzaylıdan başka dostu yoksa ademoğlunun da ademoğlundan başka dostu yoktur&#8230;</p>
<p>Şemsi Yastıman’ın Uzaylılar Hoş Geldiniz adlı eserini dinlemek için linke tıklayabilirsiniz.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Şemsi Yastıman-Uzaylılar Hoş Geldiniz-Official Audio 1968 45&#039;lik plak kayıtıdır" width="1140" height="641" src="https://www.youtube.com/embed/R3ce9gP-THk?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/uzaylilar-hos-geldiniz/">Uzaylılar Hoş Geldiniz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/uzaylilar-hos-geldiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kâbusa Dönüşen Rüya</title>
		<link>https://millidusunce.com/kabusa-donusen-ruya/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kabusa-donusen-ruya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2023 19:15:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Nihat Asya]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Işınsu]]></category>
		<category><![CDATA[hidayet romanı]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[islamcı]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[Kurt]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[minyeli abdullah]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasal İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=43035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siyasal İsâm nasıl bir gençlik istiyor? Bu yazıda dindar nesil projesinin nasıl oluştuğuna göz atacağız. Bir proje onu kurgulayan insanın çocukluğundan hatta bebekliğinden gelen bilgilerle ortaya koyduğu bir birikimden doğar. Bu yazı dindar nesil projesinin tabiri caizse  bebekliğine doğru gidiyor</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kabusa-donusen-ruya/">Kâbusa Dönüşen Rüya</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkabusa-donusen-ruya%2F&amp;linkname=K%C3%A2busa%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen%20R%C3%BCya" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkabusa-donusen-ruya%2F&amp;linkname=K%C3%A2busa%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen%20R%C3%BCya" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkabusa-donusen-ruya%2F&amp;linkname=K%C3%A2busa%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen%20R%C3%BCya" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkabusa-donusen-ruya%2F&amp;linkname=K%C3%A2busa%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen%20R%C3%BCya" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkabusa-donusen-ruya%2F&#038;title=K%C3%A2busa%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen%20R%C3%BCya" data-a2a-url="https://millidusunce.com/kabusa-donusen-ruya/" data-a2a-title="Kâbusa Dönüşen Rüya"></a></p><h1><strong><em>Kâbusa Dönüşen Rüya</em></strong></h1>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>Bugünün iktidarı, Türk milletini tabandan tavana restore etme projesi diye “dindar nesil rüyası”nı ortaya attı.  Peki, bu rüya neden kâbusa döndü?</p>
<p>Bir ideoloji hiçbir zaman yazılı doktrinlerini ezberleyerek benimsenemez. Bir görüşü  benimsemek için ilk önce bir iç dürtüye ihtiyaç duyarsınız. Bu dürtü hayvanî bir dürtüdür. Misal olarak yavruyken insanlar tarafından şiddete uğramış bir kedi, büyüdüğü zaman insanlardan köşe bucak kaçarken, yavruyken insanların sevip beslediği bir kedi, tüm insanları yavruyken kendisini besleyen insanlar gibi zannederek her pisi pisi diyene gelir. Kediler gibi insanlar da, çocukken, gençken ve yaşlıyken başka insanların kararlarına ve davranışlarına doğrudan(aile, arkadaş, mahalle esnafı, komşu vb.) veya dolaylı(kaymakam, vali, emniyet müdürü, milletvekilleri, bakanlar ve cumhurbaşkanı vb.) maruz kalır. Bu maruz kalma, kişiyi  rahatsız ediyorsa maruz kaldığı kişilerinkine zıt görüşleri benimser. Onlardan haz etmez ve kaçar. Eğer rahatsız hissettirmiyorsa maruz kaldığı kişilerin klonlanmış monoton bir düşünce kuklası olurlar (munis bir ev kedisi). Son olarak, maruz kaldığı görüş, kendisini mutlu ya da enerjik hissetiriyorsa kişi o görüşün ilerideki iyi bir temsilcisi olarak yaşamaya devam eder. Aslında ideolojilerin temel doktrinleri denilen yazılı kurallarda birilerinin maruz kaldığı  zıt ya da uygun fikirleri vakti zamanında içsel hayvani dürtüsüyle  bazı sosyolojik, psikolojik ve siyasi şablonlara oturtarak ortaya koyduğu fikirlerden başka bir şey değildir.</p>
<p>Aslında ideolojilerin temel doktrinleri denilen yazılı kurallar da böyle doğar. Bunlar da kişinin maruz kaldığı ve bir hayvani içgüdüsüyle kuvvetle etkilendiği, nefret ettiği veya beğendiği fikirleri sosyolojik, psikolojik ve siyasi şablonlar şeklinde ortaya koymasından ibarettir.</p>
<p>Bu sebeple siyasi hareketler toplumu hissi (hayvani) seviyede tutarak kolayca taraftar bulma adına sloganlar (miyav miyav, hav hav, cik cik,ai ai ) ve kalıp rol modeller (sürü liderleri) yaratır.  Zaten çoğu zaman ideolojileri parlatan isimlerin  yazarlar, gazeteciler veya halkın diline rahatça inmeyi başaran akademisyenler olduğunu fark edersiniz. Bu üç grubun ortak özelliği yazı yazarken edebiyatın nimetlerinden beslenmeleridir. Edebiyat, insanın kendi sesini merak etmesinden doğan, insana has bir  değerdir. İnsan harici varlıklar seslerini duysa dahi onu merak etmezler. Benim sesim acaba neye benziyor diye düşünen insan ilk önce edebiyatı ardından kulağına hoş gelsin diye müziği keşfeder. Edebiyatın en  kısa ve net  müzikal söylemi sloganlardır. Sloganlar, insanın kendi sesiyle aynı sese sahip bir varlıkla karşılaştığında duyduğu ilk heyecanı hatırlattığı için yüksek bir enerjiye sahiptir. Bir Türk milliyetçisi “yaşasın halkların kardeşliği” sloganı karşısında köpek havlaması duymuş kedi gibi kuyruğunu dikerek kendini korumaya alır. Ama aynı Türk milliyetçisi “Milliyetçi Türkiye” sloganını duyunca kendinden geçerek boğazını yırta yırta bu sloganı tekrarlar. Semavi dinlerin (Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam) peygamberlerinin Cebrail’le ilk karşılaştığındaki şok hâlinde işittikleri ilk sözler o dinin temel sloganı olarak kabul edilir. Ve bu sloganların(ayetlerin) bir araya gelmesinden bir manifesto kitabı(Tevrat, Zebur, İncil, Kuran) meydana gelir. Bu manifestolardan kendine yakın olanı benimseyenler o dine mensup olur. Ve dinin doktrinlerini  (sloganlarını) “Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibân, La ilahe illallah.” gibi tekrar ederek maneviyatını güçlendirir.</p>
<p>İdeolojiler ise aynı sesi çıkaran canlıların bir önad sahibi olmasını sağlar. Geçtiğimiz yıllarda sosyal medyada meşhur olmuş bir çobanın koyunlarını çağırırken bunlar benim koyunum değil. Benim koyunum beni tanıyor. Bunlar beni tanımaz demesine rağmen. muhabirin ısrarı üzerine yabancı koyunları çağırmış, çağırdığı yabancı koyunlarsa çağrıya bir cevap vermemişlerdi. Aradan yıllar sonra o çobanı bulan bir gazeteci bu sefer çobanın kendi koyunlarını çağırmasını söylemiş ve çobanının sesini tanıyan koyunlar akın akın çobanının sesine toplanmıştı.</p>
<p>Sloganlar ve ideolojiler işte tam burada birleşiyorlar. Sürü lideri (çoban) bir slogan (ileti/mesaj) attığında o sloganın atıldığı ortam (bağlam) eğer müsaitse sloganın şifresi(anlamı/kodu) hedef kitleye doğru bir şekilde ulaşır. Bunun sonucunda hedef kitle, slogana uygun bir geri bildirim (dönüt) verir. Bu süreç stadyumlarda açıkça görülür. Amigolar ya da tribün liderleri sessizlik anında bir slogan atar. Eğer maçın heyecanlı bir anıysa herkes tek bir ağızdan o slogana cevap verir. Bordo ! &#8211; Mavi !, Kırmızı ! -Beyaz !, Her zaman ! Her yerde ! En büyük !&#8230; Son zamanlarda bir de, “Hükûmet! İstifa !”, gibi anarşik sloganlar duyuyoruz cıkcıkcık onlara&#8230;</p>
<p>Bu temel bakışla baktığımızda, koyunlar ve insanlar dahil çoğu canlı slogan atar ve bir  ideolojiye mensuptur. Örneğin  sıradan vasat bir kedi “Miyav” sloganını, halinden memnun olmayan bir kedi “Hırr! Tss” sloganını ve halinden  gayet memnun kediyse yatarak  “Trrr” sloganını atar. Bu durumda bir kedi üç farklı ideolojinin mensubu olabilir. Peki, bundan kedilerin haberi var mı? Elbette yok. Bunun farkına varan ve bunlara göre kendisini düzenleyen tek canlı insandır diyoruz. Bazı insanlar hayvanî güdülerle insanları kontrol altına alma zihniyetinden bir santim uzaklaşmıyor.</p>
<h2><strong><em>Edebiyat İnsanı Hayvandan Ayırır.</em></strong></h2>
<p>Edebiyat matbaanın yaygınlaşmasıyla, gazeteler ve dergiler etrafında bir çınar gibi dallanıp budaklanarak alanlara ayrıldı. Bu çınarın kıymetini anlayan milletler ve devletler günümüz modern medeniyetlerinin de sahibidir. Edebiyat insana insan olduğunun bilincini verir. Ses çıkartan varlıklarla aynı olmadığını anlatmaya çalışır. Haliyle de anlayış yönüyle diğer canlılardan insanı ayırmayı amaçlar. Büyük münevver Nihat Sami Banarlı’nın &#8220;Fakat ben şuna inanırım ki, bir milleti yeniden yüceltmek ve ona târihi  büyüklüğüne yakışır bir devamlılık vermek için onun çocuklarını dünkü büyüklerinin edebiyatını, dilini, vicdanını,  imânını anlayabilir, duyabilir, yaşayabilir bir seviyeye ulaştırmak da lâzımdır&#8221; bu sözde geçen vicdan kelimesi kültür anlamına gelmektedir. Bu gün siyasal İslâmcı çevrelerce vicdanın karşılığı dünya görüşü ve hayat üslûbudur. Dindar nesil fiyaskosu da bu üslûpsuzluğun bir neticesidir.</p>
<p>Edebiyat, yazarın toplumun bilinçaltını kontrol etmesin, sağlayan bir propagandadır. Seksen Günde Devri Alem adlı kitap İngiliz çocuğuna Büyük Britanya’nın üstünde güneşin batmadığını anlatır. Thomas More’un Ütopya adlı eseri bugün Avrupa Birliği’nin manevi temellerini medeni ülkelerin (!) gençlerinin bilinç altına atmıştır. Robinson Crusoe medeni(!) bir İngiliz gencinin insanımsı yaratıklar(!) arasında tek başına kalarak o adayı tek başına nasıl medeni(!) hale getirdiğini anlatır. Ve her İngiliz çocuğunun beynine gittiği medeniyetsiz yerleri tek başına medeni hale getirebileceğinin mesajını yerleştirir. Milli Eğitim Bakanlığı, bu eserleri haddinden fazla baş üstünde tutarak ve yerli yersiz listelerine alarak umarım sonucu iyi olacak bir şey yapıyordur&#8230;</p>
<p>Bugün Milli Eğitim’in tavsiye ettiği 100 kitap listesinde Hüseyin Nihal Atsız, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Emine Işınsu, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Orhan Şaik Gökyay, Arif Nihat Asya, Orhan Seyfi Orhon, Şükufe Nihal Başar, Selma Rıza Feraceli gibi adlarını tek seferde saydığım yazarların adları dahi geçmemektedir. Biz bu liste sorumsuzluğun bedelini ödüyoruz ödeyeceğiz. Bu kişilerin yerine listelere eklenen kişilerin kaç tanesi bu millete yeni bir ufuk kazandırmaya muktedir eserler yazmıştır? Mesela Sabahattin Ali’nin Son yıllarda balon gibi büyüyen <em>Kürk Mantolu Madonna</em> furyası benim gibi kaç kişiyi illallah ettirdi bilmem ama dindar nesle ve bu neslin dindar öğretmenlerine illallah ettirmediği kesin. Dindar bir gözle baktığımızda gençliğinde Almanya’da ahlâksız gayr-ı meşru bir ilişki yaşamış roman karakterinin bu ilişkiden bir çocuğu olduğunu anlaması sürecini anlatan bu roman anlam veremediğim bir şekilde neredeyse tüm ortaokul ve liselerde sınav kitabı olarak öğretmenlerce okunması zorunlu tutuluyor. Onlarca kitap varken niye bu kitaba bu kadar takıntılılar acaba ? Çok merak ediyorum.</p>
<p>Edebiyatın toplumun şekillenmesinin ve bilinçlenmesinin yegane amili olduğu yıllardan kalan alışkanlıkların bugün bir geçerliliği yoktur. Klasik İslâmcı eserlerde görünen aileye rol model olan, ailenin manevi ihtiyacını karşılayan dede-nine tiplemelerini  gençliğinde okuyarak hülyalara dalmış, sonra kitaplardaki bu Polyanna rol modellerin mâlum TV kanallarında yayınlanan filmlerini  gözü yaşlı seyretmiş günümüzün siyasetteki yaşlı (burada yaşlı hem bedensel hem zihnsel yaşlılık için kullanılmıştır.) siyasal  İslamcıları bu absürd durumun gençler nezdinde artık geçersiz hatta dalga konusu  olduğunu fark etmekten acizdir. Bu acz yüzünden huzurevlerine düşmanlık beslerler, başlarına gelen musibetin banyoya sağ ayakla girmeleri yüzünden olduğuna inanır  ve evinde kedi-köpek bakan gençlere “anne babalarına bakmazlar itlere bakarlar” sloganıyla saldırır, onları horlarlar. Bu İslamcılar okudukları Huzur Sokağı, Pertev Bey’in Üç Kızı, Pertev Bey’in Torunları, Maznun, Minyeli Abdullah, Bir Anne’nin Feryadı gibi “hidayet romanları”nın o kadar etkisinde kalmışlardır ki bugün iktidarın yazdığı toplumu, gençleri ve aileyi konu alan yasa tasarılarının, kararnamelerin ve yönergelerin bilinç altında bu romanlar vardır. Bunlara göre her genç Feyza ve Bilal olmalı, etrafını sözleriyle ve hareketleriyle şekillendiren genç dede-nineler rol modeller olmalıdır. Hâlbuki toplumlar dede-nine tiplemelerini gençlerin üstünden devam ettirerek gelişemezler. Yazımın başında verdiğim maruz kalma ve buna karşılık olarak verilen tepkiler örneğindeki klonlanmışların medeniyet tarihine verdikleri tek şey kendi medeniyetlerinin felaketine sebep olmalarıdır. Bir medeniyet ya da toplumu, ya maruz kaldığı düzeni yıkıp kendi doğrularını topluma maruz bıraktıranlar ya da maruz kaldığı düzeni sevip kendini onun kalkınmasına adayanlar yükseltir. Klonlanmış munis ev kedileriyse kalkınma yolunda toplumun enerjisini emen parazit uyuşuklardır.</p>
<p>Bugün Türk gençliğinin dindar nesil adı altında sokulmak istediği genç dede-nine, Feyza-Bilal veya munis ev kedisi tiplemelerinden kendini sıyırması Türk gençliğinin bir zaferidir. Sürüye liderlik yapan elden ayaktan düşmüş yaşlı bir hayvan nasıl ki genç bir lider adayı tarafından sürü içinde diskalifiye ediliyorsa bazı yaşlı zihinler de aynen bu şekilde toplum içinde diskalifiye olacaklardır. Bu zafer bunun müjdecisidir. Toplumun en küçük parçası olan aile, yaşlı bir kimseyi evinde ağırladığında en az 20 yıl öncesinin toplumsal yaşantısına farkında olmadan geri döner. Ama eve yeni bir bebek ya da küçük bir çocuk geldiğinde büyük aile bireyleri bile çocuklaşıp (çağdaşlaşıp) onunla oyunlar oynar. Buradan rahatlıkla anlayabiliyoruz ki toplumlar zamanının çocuğu olduğunda yol alabilir. Zamanının babası , dedesi ve bunağı olduğunda değil. Hidayet romanları dışında bir şey okumamış İslâmcı gürûhun bunu anlamasının olanaksızlığını “hâla daha yeteri kadar dinî eğitim vermiyoruz ondan oluyor bunlar” sözlerinden anlayabiliyoruz. Zavallılar hâlâ daha sıkıntının dindar nesil denen ütopik fikirde değil kendilerinin eksik uygulamalarında olduğunu düşünüyorlar. Keşke bizim camia İslamcılar kadar hayallerine  bağlı bir camia olsaydı. Bizler bugün bambaşka bir Türkiye’de yaşıyorduk&#8230;</p>
<h2><strong><em>Özetle</em></strong></h2>
<p>İslâmcıların kâbusa dönen dindar nesil rüyası Türk toplumunun dinamikleriyle uyuşmadı. Uyuşmaz. Türk toplumunun anlayışı(sloganı) Mısır ve İran gibi ülkelerden ithâl edilen hidayet romanı karakterleriyle örtüşmüyor. Türklerin dedeye, nineye veya rol modele gösterdiği saygı, onun görüşlerini birebir tekrar ettirmek, gençleri genç görünümlü dede-nine yapma üzerine değil, onların tecrübelerinden yararlanarak çağdaş bir anlayışa sahip olma üzerinedir. Bir ideolojiye ya da dine inanan milletler, o ideolojiye ya da dine kendi üsluplarıyla inanmaz ve ona kendi sanat ve vicdan dünyalarından yeni hamleler katmazlarsa ideolojiler ya da dinler canlılıklarını kaybedip yaratma (çağa ayak uydurma) ve yükselme kudretlerinden uzaklaşırlar.</p>
<p>Anadolu erenleri, Türk milletine körü körüne inanışın değil, düşünerek, arayarak, aşk ve hicrânı gönüller dolduran Allah&#8217;ı kendi vicdanlarında bularak inanmanın sırlarını ögretti. Bu sebeple, dindar nesil, Türk gençliğinin önüne konulacak bir sıfat değil inanların içinde yaşatılacak bir değerdir. Günümüzün Mısır üzerinden ithal edilmiş fikirleri tekrarlayan çağdaş İslâmcı(!) Anadolu Aptalları (Abdal d ile yazılır) bunlardan bihaber oldukları için, Türk milletinin ulumaya alışmış gençlerini miyavlatma peşindedirler. Ama kurt miyavlamaz. Miyavlamayacaktır&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kabusa-donusen-ruya/">Kâbusa Dönüşen Rüya</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kabusa-donusen-ruya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaynama Dönemleri ve Mistisizm</title>
		<link>https://millidusunce.com/kaynama-donemleri-ve-mistisizm/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kaynama-donemleri-ve-mistisizm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 08:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Işınsu]]></category>
		<category><![CDATA[hermetizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynama dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[mistisizm]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yeni nesil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42931</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaynama Dönemleri ve Mistisizm    Tarihte büyük inkılâpların ya da yeni ortaya çıkan fikirlerin öncesinde mutlaka bir kaynama dönemi vardır. Türkiye’nin ve MDM’nin  kıymetli bilim insanlarından olan Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun hocamın “Tarihte belli başlı kaynama dönemleri vardır. Şu dönemde de böyle bir ana yaklaşıyoruz” sözü üzerine ben de Türk milletinin ve  yaklaşık 250 [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kaynama-donemleri-ve-mistisizm/">Kaynama Dönemleri ve Mistisizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkaynama-donemleri-ve-mistisizm%2F&amp;linkname=Kaynama%20D%C3%B6nemleri%20ve%20Mistisizm" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkaynama-donemleri-ve-mistisizm%2F&amp;linkname=Kaynama%20D%C3%B6nemleri%20ve%20Mistisizm" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkaynama-donemleri-ve-mistisizm%2F&amp;linkname=Kaynama%20D%C3%B6nemleri%20ve%20Mistisizm" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkaynama-donemleri-ve-mistisizm%2F&amp;linkname=Kaynama%20D%C3%B6nemleri%20ve%20Mistisizm" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkaynama-donemleri-ve-mistisizm%2F&#038;title=Kaynama%20D%C3%B6nemleri%20ve%20Mistisizm" data-a2a-url="https://millidusunce.com/kaynama-donemleri-ve-mistisizm/" data-a2a-title="Kaynama Dönemleri ve Mistisizm"></a></p><h1><strong>Kaynama Dönemleri ve Mistisizm</strong></h1>
<p><em>   </em>Tarihte büyük inkılâpların ya da yeni ortaya çıkan fikirlerin öncesinde mutlaka bir <strong>kaynama dönemi </strong>vardır. Türkiye’nin ve MDM’nin  kıymetli bilim insanlarından olan Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun hocamın <em>“Tarihte belli başlı kaynama dönemleri vardır. Şu dönemde de böyle bir ana yaklaşıyoruz”</em> sözü üzerine ben de Türk milletinin ve  yaklaşık 250 senedir onlar gibi olmaya gayret gösterdiğimiz Avrupalı milletlerin kaynama dönemlerine şöyle bir göz attım ve ortaya kendini hemen belli eden <strong>mistisizm </strong>unsurunu fark ettim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-42934 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/WhatsApp-Image-2023-03-10-at-01.36.29-1-300x147.jpeg" alt="" width="300" height="147" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/WhatsApp-Image-2023-03-10-at-01.36.29-1-300x147.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/WhatsApp-Image-2023-03-10-at-01.36.29-1.jpeg 434w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>(Lamelif içinde 3 nokta(Allah, Muhammed, Ali) İslam tasavvufunda Melami dünya görüşünün işareti olarak kullanılır.)</p>
<p>Bu fark etme anına ulaşmam elbette ki bir anda olmadı. Bu zamana kadar okuduğum Prof. Dr. M. Fuat Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ömer Lütfi Barkan’ın Kolonizatör Türk Dervişleri, Hasan Lütfi Şuşud’un İslâm Tasavvufunda Hâcegân Hânedânı, Abdülbaki Gölpınarlı’nın Melamilik ve Melamiler, Durmuş Hocaoğlu’nun Laisizm’ den Millî Sekülerizm’ e  Mehmet Ali Aynî’nin Tasavvuf Tarihi adlı alanının kült eserleri olarak nitelendirilebilecek kitapları ve bunların yanı sıra Tahir Harîmî Balcıoğlu’nun Mezâmîr-i Felsefeden İnsaniyete Veche Veren Büyük Ruhlar adlı eserinde , Mustafa Necati Sepetçioğlu’ nun dünkü Türkiye serisi başlığında çıkan  romanlarında ve Emine Işınsu Hanımın Hacı Bayram-ı Veli ve Hacı Bektaş-ı Veli adlı romanlarında  o dönemin sosyal ve dîni hayatını anlayıp yorumlamamda bana yardımcı oldular.</p>
<h2><strong>Mistisizm’ in Kökeni</strong></h2>
<p>Mistisizm ; insanın kendi hakikati araması sürecinde ortaya çıkan ve nesnel akıl ile ulaşılması mümkün olmayan İlâhi / Mutlak Varlık’a ulaşmada tefekkür, teslimiyet ve aşkla ele edilen içsel bilgileri kullanan bir inanç sistemidir.Bu içgörü yoluyla elde edilen özel bilgilere sahip olanlara <strong>irfan sahibi</strong> / <strong>ârif</strong> , bu irfanı öğreten eğitim ekollerine ise<strong> irfan mektepleri</strong> denir. Bu kadim bilgeliğin  kökleri 4 farklı coğrafyadan dünyaya yayılmıştır. Bunlar <strong>Çin, Mısır ve Aztek-Maya kökenli öğretilerdir<img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-42933 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/HermesTrismegistusCauc-221x300.jpg" alt="" width="221" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/HermesTrismegistusCauc-221x300.jpg 221w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/HermesTrismegistusCauc.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 221px) 100vw, 221px" /></strong></p>
<p>(Hermes Tasviri)</p>
<p>Dünya üzerinde semavi olarak kabul edilen Ortadoğu menşeli üç dinin (Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam)  ortak özelliklerinden bir tanesi de mistisizm anlayışlarının  Mısır kökenli mistisizmden  ortaya çıkmasıdır. Mistisizmin Yahudililik’teki karşılığına <em>“kabalaizm”</em>, Hristiyanlıktaki karşılığında <em>“gnostisizm” </em> İslâmdaki karşılığına ise “tasavvuf”  denir. Bu inanç sistemlerinin  merkez noktası ise Hermes (<em> İslâmi bakış açısına göre Hermes, Hz. İdris peygamberdir. )</em>okuludur . Bu okul o dönemin dünyasının en büyük bilimsel merkezi kabul edilen hatta Antik Yunan aydınlanmasının dahi öncüsü kabul edilen  Mısır’ın İskenderiye(Alexandria) şehrinde kurulmuş bir merkezdir. Hermes’in öğretileri etrafında şekillenen Hermetik düşünceye göre *<strong>kainatın gerçeklerini anlayabilmek için önce erdemli bir ruh sahibi olmak şarttır. Hermetizmin temel öğretisine göre, madde karanlık ile özdeştir. Işık ise ruhtur ve aydınlık ruhtadır. Yeryüzü hayatı, ruhun madde ile  mücadelesinden oluşan bir imtihan sürecidir. Hakikate erebilmek, bu imtihanlar da başarılı olup olmamaya bağlıdır. Eğer ruh, maddeye yenilip imtihanı kaybedecek olursa, karanlığa tutsak olacak ve varlığını kaybedecektir. İmtihanı kazanan ruh ise ölümsüzlük nuruna doğru yükselir.</strong></p>
<p><em>( Burada bahsedilen imtihan süreçleriyle alâkalı olarak Mehmet Ali Ayni’nin Tasavvuf Tarihi adlı eserinin 2.Fasıl’ı olan Mısır’da tasavvuf bölümünü okumalarını tavsiye ederim.)</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hermetik düşünce hem o dönemin hem de günümüzü anlamada yol gösterici bir öğretidir. Bu düşünce günümüzde komplo teorisyenleri tarafından kullanılıp  her geçen gün  teorisyenlerin kendi şahsi fantezilerini anlatmasına kurban edilse de kanaatimce hiç de  teorisyenlerin anlattığı gibi bir şey değildir. Hermetik düşünce Antik Yunan’da Aristo, Pisagor, Sokrates, Heraklitos ve Platon gibi ünlü bilim insanlarının düşüncelerinin temeli olmakla birlikte Cabir B. Hayyan, İhvan -ı Safacılar, Kindî, Farabî, İbn Sina, Şeyhü’l İşrak Şehabeddin Es- Sühreverdî ve Şeyhü’ l Ekber Muhyiddin İbn Arabî’nin dahi düşüncelerinin ana temelini oluşturur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-42936 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/Meister_Eckhart_base_copie.jpg" alt="" width="220" height="297" /></p>
<p>(Meister Eckhart&#8217;ın bir tasviri)</p>
<p>Hermetik bilgeliği kendi inanç sistemleriyle harmanlayan semavi dinlerin mistik ekollerinde ilginçtir ki ,  tarihte aynı dönemlerde benzer tepkileri ya da davranışları ortaya koymuşturlar. Örneğin 1.Haçlı Seferi’ni kazanan Haçlıların kurduğu Tapınak Şövalyeliği tarikatı ile çeşitli tarikatlara mensup  kolonizatör Türk dervişlerinin misyonları neredeyse birebir aynıdır. Hem kılıç , hem kalem hem de gönül ehlidirler. Başka bir örnek olarak aynı yüzyılın neredeyse aynı zamanlarında yaşayan Alman teolog Meister Eckhart ile Yunus Emre’nin benzerliğidir. Meister Eckhart  felsefeci Macit Gökberk’e göre *<em>“Onun en büyük hizmeti ,mistik öğretinin özünü halk bilincine kadar indirip yerleştirmiş ve bir de yüksek düşünceler için çok yerinde Almanca sözcükler bulmuş olmasıdır. Almanca felsefe terimlerinin babası Meister Eckhart’tır denilebilir.”</em> bu şekilde tanımlanmıştır. Bu alıntıdaki Almanca kelimesini kaldırıp yerine Türkçe kelimesini koyduğunuzda aynı ifadelerin Yunus Emre için de geçerli olduğunu fark etmek hiçte zor değildir. Bu benzerlikler  üzerine ciddi bir araştırma yapılmasının dinler ve kültürler arasındaki insanlığa zarar veren duvarları yıkmaya öncü olabileceği kanaatindeyim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-42935 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/366x218-yunus-emre-kimdir-1517835226961-300x179.jpg" alt="" width="300" height="179" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/366x218-yunus-emre-kimdir-1517835226961-300x179.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/366x218-yunus-emre-kimdir-1517835226961.jpg 366w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>(Yunus Emre tasviri)</p>
<h2><strong>Kaos Ve Mistisizm</strong></h2>
<p>Bütün genellemeler gibi bu genellemede yanlıştır ama tarihte ne zaman toplumsal bir kaos ortamı oluşsa insanların sığındığı limanlardan bir tanesi de mistisizm limanıdır. Bu liman insanların dünyevileşmekten ve dünyevi işlerden uzak tutarak toplumun bazı sıkıntılarını daha sağlam bir psikolojiyle aşmalarına yardım eder.</p>
<p>Alman Hristiyan mistisizmin  öne çıktığı  Meister Eckhart’ ın ünlendiği  yıllarda Almanya siyasi ve sosyal bir kaosla boğuşuyordu.( Bu ortam hemen hemen aynı yıllarda Moğol işgali altındaki Anadolu’nun siyasi ve sosyal ortamıyla benzerlikler taşır.) Bu kaosun Almanya’ya kazandırdığı şey Anadolu’da da olduğu gibi milli bilinçtir. Yunus’un Türkçeciliği, Anadolu Beyliklerinde ve Osmanlı’da Türkçe’nin resmî dil ve edebiyat dili olmasına, Almanya’daki Almancacılık ise Protestanlığa, reform sürecine ve sekülerizme yol açan sürecin katalizatörü  olmuştur.  Sosyal bir kaosun neticesinde ortaya çıkan mistisizme yöneliş akımı, Hermetik düşünceyle beslenen iki dinin mensuplarınca aşılmış ve ortaya benzer sonuç çıkmıştır  o da milli bilinçtir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-42937 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/1186-concu.jpg" alt="" width="292" height="300" /></p>
<p>(Sırasıyla Kutsal Mezar, Malta, Tapınak, Santiago del İspanya ve Töton                 Şövalyeleri tasvirleri)</p>
<p>Türk tasavvuf  anlayışı her zaman Türkçe ile derdini anlatmıştır. Başta Bektaşilik olmak üzere bir çok tarikatın dili Türkçedir. Hatta Farsçayı tarîkatın terminolojik ve ritüelistik dil olarak kabul eden Mevleviliğin dili bile zamanla Türkçeleşmiştir. Türk tasavvuf anlayışının yayıldığı tekke, âsitâne ve zâviye gibi yerlerde yetişen dervişler arı-duru Türkçecilik anlayışla eserler vermiştirler. Bu eserler bizim halk edebiyatı , divan edebiyatı ve tekke edebiyatı olarak sınıflandırdığımız alanları ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Toplumsal kaoslar insanların belli başlı çevrelerin içine girme dürtüsünü uyandırarak harekete geçmeye teşvik eder. Bu Anadolu’nun Moğollar tarafından işgal edildiği, Osmanlı’nın Fetret Devrinde olduğu, Anadolu’da Celâli isyanlarının baş gösterdiği yıllarda da var olan bir dürtüydü. Bugün görüyorum ki , hâla daha bu dürtü mevcut.. Ama bu dürtüyle harekete geçen insanların tamamı elbette ki aynı tarafa hiçbir zaman toplanamamışlardır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-42938 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/c65849121267688f53cb169b88174028-sufi-ottoman-empire-189x300.jpg" alt="" width="189" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/c65849121267688f53cb169b88174028-sufi-ottoman-empire-189x300.jpg 189w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/c65849121267688f53cb169b88174028-sufi-ottoman-empire.jpg 252w" sizes="auto, (max-width: 189px) 100vw, 189px" /></p>
<p>(Elinde teberiyle bir Bektaşi dervişi tasviri)</p>
<p>Tarihimize medrese &#8211; tekke , Kadızade &#8211; Sivasi,  molla &#8211; derviş çatışmaları olarak adlandırılan toplumsal çatışmalar sıkıntılı  dönemlerde  sığınacak bir liman arayışıyla farklı limanlara demirleyerek  ayrışan halkın çatışmasıdır. Şunu belirtmek isterim ki, medrese-tekke çatışması olmasaydı, o dönemdeki tekkeler  bugün  olduğu gibi o günlerde medreseleşseydi (geleneksel medrese anlayışıyla tekke anlayışının sentezinden bugün ucubelikten başka bir sonuç ortaya çıkmamıştır.) bugün Türkçe bu kadar güçlü bir dil olamazdı çünkü Türkçeyle beraber  Türklük şuuru ve kimliği de yüksek ihtimalle kaybolurdu.</p>
<p>Bu durumun bir benzer örneği de tarihteki Almanya’da olan  reformist-gelenekselci, Protestan-Katolik çatışmasıdır. Alman kimliğini ve dilini  öne çıkaran unsurlar bu çatışmaların sonucu olarak güçlenmiştir. Eğer Alman halkı <strong>reform </strong>süreci ve <strong>Protestanlaşma </strong>sürecine girmeseydi tahminimce bugün Avrupa’daki Katolik ülkelerden birinin sığıntısı olarak varlığını sürdürürdü.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-42939 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/WhatsApp-Image-2023-03-10-at-01.50.25-3-289x300.jpeg" alt="" width="289" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/WhatsApp-Image-2023-03-10-at-01.50.25-3-289x300.jpeg 289w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/WhatsApp-Image-2023-03-10-at-01.50.25-3-768x797.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/WhatsApp-Image-2023-03-10-at-01.50.25-3.jpeg 828w" sizes="auto, (max-width: 289px) 100vw, 289px" /></p>
<p>(Gnostisizm&#8217;i temsil eden bir figür)</p>
<p>Buradan naçizane çıkarımım şudur ki , <strong>Hermetik/kadim bilgelik öğretisi ,-doğru anlaşıldığı takdirde- bir milletin , hareketin ve şuurun ortaya çıkmasında etkin olabilecek  her dinin mistik  alt yapısında saklı bir düşüncedir. </strong></p>
<p>Hermetik düşünce insanları  ne saf bir şekilde uhrevileşmeye  ne de katı bir dünyevileşmeye sevk eder. Bu kadim öğreti  orta yolda yürümeyi öğütler. Bu Matta İncili’nde de Hz. İsa’nın “<em>Sezar’ ın hakkı Sezar’ a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin”</em> sözünde , Hz. Muhammed’ in <em>“Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile, bugün elinizdeki fidanı dikin” </em> hadisinde de tavsiye edilen yol dünya ve ahiret dengesidir.</p>
<p>Bu mutasavvıfların ve bilinçli toplum önderlerinin  uyduğu bir dengedir. Fakat tasavvufu yanlış yorumlamış ve Allah’a ulaşmanın tamamen dünyadan el etek çekmek olduğunu benimsemiş sufilerin/din adamlarının takip ettiği yol milletleri uyuşturmuş ,geri bırakmış ve yabancıların sömürgesi haline getirmiştir.</p>
<p>Selçuklu ve Osmanlı’nın temelini oluşturan islâmi/irfâni öğretiler <em>(ki, Osmanlı medreselerinin kurucusu sayılan Muhyiddin-i İbn-i Arabi’nin talebesi Davud el Kayseri’dir)</em>,16 yy. dan itibaren siyasi nedenlerle devlet inancını etkisi altına alan Selefi düşünce tarafından suikaste uğramış ve Türk toplumu üzerinde ciddi tahribata yol açmıştır. Ayrıca kurumsallaşan tasavvuf anlayışı bazı bozuk meşayıhın aşırı şekilciliği ve şahsi menfaatleri nedeniyle dejenerasyon sürecine girmiştir. Nihayetinde Atatürk’ün inkılapları  neticesiyle tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Hatta bu sürecin ardından gerçek irfan ehli ve bu inkılapları destekleyen  bazı meşayıh tekkelerin zaten yozlaşmış olduğunu ve ( tekke şeyhlerinin) kendi elleriyle kapattıklarını itiraf etmişlerdir.</p>
<p>Selefiliğin etkisi altına girmiş ve pompalanan Emevi zihniyetini din adı altında halka empoze eden anlayış Türk kültürünü ve Türk dilini dışlamış, sözde kavm-i necib (!)evladını Türk evladından üstün görmüştür.</p>
<p>Hatta Kaygusuz Abdal’ın <strong>Budalaname</strong> adlı eserinde Hz. Adem’in cennetten tüm dillerde çık emri verilmesine rağmen bir tek Türkçe “çık”emri verildiğinde emri anlayıp çıktığını yazacak kadar Türk dilinin savunucusudur. Bu gün bozulmuş medrese sistemiyle &#8211; bozulmuş tekke sitemini sentezleyerek ortaya sağlam bir yapı koyduğuna inan ham softalar  ve bu kimselere inanan insanlar hâla daha maalesef varlar&#8230; Kazak Abdal’ın bir şiiriyle bu bölümü bitireyim:</p>
<p>Ormanda büyüyen adam azgını<br />
Çarşıda pazarda insan beğenmez<br />
Medrese kaçkını softa bozgunu<br />
Selâm vermek için kesen beğenmez</p>
<p>Âlemi ta&#8217;n eder yanına varsam<br />
Seni yanıltır bir mesele sorsan<br />
Bir cim çıkmaz eğer karnını yarsan<br />
Câmiye gelir de erkân beğenmez</p>
<p>Elin kapısında kul kardeş olan<br />
Burnu sümüklü hem gözü yaş olan<br />
Bayramdan bayrama bir tıraş olan<br />
Berbere gelir de dükkân beğenmez</p>
<h2><strong>Özetle</strong></h2>
<p>Eğer biz bugün de var olan toplumsal kaynamayı doğru bir şekilde yönlendiremezsek, bugünkü kaos ortamından uzaklaşma eğilimi gösterecek ve tarihte örnekleri olduğu gibi kendini mistik limanlara demirleyecek insanlar olacaktır. Fakat o mistik limanlar günümüzde kendini mutasavvıf , şeyh olarak tanıtan korsanların işgali altında olduğundan güvensiz yerlerdir.</p>
<p>Bu durumun asıl sebebi de tekkelerin kapatılmasından sonra bazı tarikatların illegal olarak faaliyetlerine devam etmesi ve cumhuriyet sonrası merdiven-altı tarikatların ortaya çıkmasıdır. Bunların çoğu Emevi özentisi Arapçı, ezberci, cahil ve menfaatperest kimselerdir.</p>
<p>Kader inancını ve tevekkülü tersten anlayıp depremde evlerin yıkılmasını ve enkazdaki insanların yaşamlarını yitirmesini kadere bağlayan ve medyada boy gösteren din adamları ve şeyh müsfetteleri cehaletlerini an be an kusmakta ve saf halkı sözleriyle zehirlemektedirler. Bu bozuk inancın takipçileri, kafirlerin dünyada müreffeh ve mesut bir yaşam süreceklerini ama asıl büyük cezanın onlara ahirette verileceğini kendilerince yorumlayarak bu dünyada başlarına her gelen bela ve musibetin Müslüman olduklarından dolayı gerçekleştiğini vazetmektedirler.</p>
<p>Şu günlerde sosyal medyada buna benzer şeyler o kadar çok paylaşılıyor ki, elimden gelse hepsini zaman makinesine koyup Kanunî devrine yollasam diyorum. Bunların mantığına göre Kanunî devrinde dünyayı titreten zenginliğiyle ve refah seviyesiyle göz kamaştıran  Osmanlı’nın kafir olması, Avrupalıların ise Müslüman olması gerekirdi&#8230;</p>
<p>Oysa bu kimseler sabah-akşam Kur’an ve Hadis okumalarına rağmen Kitap’ta aklı kullanmanın, faal olmanın ve sorumluluk bilincinin en net şekilde ifade edildiği  ; “Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır”(Yunus/100) ve “O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul.”(İnşirah/7) ve “Size gelen her iyilik Allah&#8217;tandır, başınıza gelen her kötülük de kendinizdendir” (Nisa/176) ayetlerini acaba okumadılar mı? Okuyup ta anlamadılar mı?</p>
<p>* * *</p>
<p>Ne Osmanlı gayr-ı Müslimdi ne de Avrupalı Müslümandı, ama naçizane buradan şu kanaate vardım :</p>
<p>Avrupalı Reform süreciyle beraber girdiği dünyevileşme yolunda Pavlus tarafından uydurulmuş bozuk Hristiyanlık öğretisinin temel bir taşının üstünü profesyonelce Sekülerlik kavramıyla örttü. <strong>İlk günah </strong>öğretisine göre insan dünyaya doğuştan günahkâr olarak gelir. Bu öğreti bir çok bakımdan ilgi çekici bulduğum bir konudur. Bir kere, bu günah merkez itibariyle metafizik dünyaya ait bir varlık olan insanı fiziki dünyaya indirmiştir. Bu, bir iniştir; ulvî bir varlık alanından alçak bir varlık alanına sürülmedir.(<em>Bu sürgün kelimesine dikkat etmenizi rica ediyorum)</em> Bu öğretiye göre insan için bir değer kaybetme söz konudur. Bu dünyaya sürülerek gelen insan hep sürgünde ve değersiz, aşağılık bir varlıktır. Bu anlayışa göre insan, doğuştan kirlidir. Lanetlenmiştir . Bu yüzden de günlerini bu sürgünden kurtulmak ve aşağılık bedenini temizlemek için çeşitli ritüeller yapmalıdır. Bu ritüelleri yapacağı yerde hiç şüphesiz kilisedir. Bu anlayışa göre  kilise, yüklenmiş olduğu temizleme rolü ile ahiret ve dünyanın birleşme noktasında durmaktadır. Bu bakımdan kilise, Tanrı tarafından Hz. İsa’ya verilmiş olan ama Hz. İsa’nın vefatı ardından yerine vekalet eden cisimleşmiş somut yaşayan İsa konumuna gelmektedir. Yani kilise  bu durumda teslisin(baba( Allah), oğul(Hz. İsa), kutsal ruh(Hz. Cebrail)) iki esasını (Allah ve İsa’yı)kendi elinde toplamış olmaktadır.</p>
<p>Bugünü Türkiye’sinde sizlere soruyorum bu misyonu(!) yüklenen yerler neresidir? Kişiler kimlerdir?  Reform süreci öncesinde sürekli ahiret için çalışan ve her olumsuz durumu Tanrı’nın bir cezası olarak gören Avrupalılar bu durumdan kendi  aydınlarının  önderliğinde kurtuldular. Ama öyle görülüyor ki artık ilk günah öğretisine Müslümanlar inanmaya başladılar(!).Dünyayı bir sürgün yeri olarak görmek ne zamandan beridir  Müslümanların görüşü olmuştur? Bu görüşü şiirlerde, romanlarda kullanarak insanımıza empoze etmek kanımca masum bir şey değildir. Avrupalıların yüz yıllar önce  bu görüşün üstünü örterek Sekülerizme meyil etmesi, Avrupa’nın bizi her alanda geçtiği yıllara rastlamaktadır. Avrupalılar seküler hayata geçince teknolojik ve ekonomik yönden kayda değer atılımlar yaptılar. Fakat sanayi devrimi sonrası kapitalistleşen Avrupa-Amerika ve Bolşevik devriminden sonra komünistleşen Rusya halkları bozulmuş inançlarından uzaklaşınca manevi bir boşluğa düştüler. Din , hristiyan toplumunun önemli bir kesiminin sadece Noel ve Paskalya bayramlarının kutlandığı bir gelenek olarak algılanmaya başladı. Bu boşluk hedonist yaşam tarzını beraberinde getirdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-42940 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/WhatsApp-Image-2023-03-10-at-01.50.25-2-219x300.jpeg" alt="" width="219" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/WhatsApp-Image-2023-03-10-at-01.50.25-2-219x300.jpeg 219w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/03/WhatsApp-Image-2023-03-10-at-01.50.25-2.jpeg 250w" sizes="auto, (max-width: 219px) 100vw, 219px" /></p>
<p>(Kabalaist bir Yahudi tasviri)</p>
<p>İlk günahvari  hallere bürünen “sürgün edebiyatı” Türk-İslam  toplumunun fikren ve manen yükselmesi için önemli bir engel teşkil etmektedir. Bu sorunla baş etmede bizden 250 sene önde giden Hristiyan Avrupa toplumunun reform süreçlerini iyi tahlil edebilirsek bu kaynama sürecini başarıyla tamamlayabiliriz. Burada önemli iki husus şudur: 1) Atatürk’ün getirdiği Laiklik anlayışını Türk toplumuna uygun bir şekilde tam mânâsıyla uygulamak , 2) Kendi mayamızda mevcut olan Anadolu Erenlerinin ışığıyla aydınlanıp skolastik düşünceden uzak inançlı ve özgür bireylerin yaşadığı bir toplum haline gelebilmektir. Bunu gerçekleştiremediğimiz takdirde tarihin ibret dolu hatıralarını yeniden yaşarız..</p>
<h2><em><strong>Kaynakça:</strong></em></h2>
<p>1* Hermesler Hermesi İslam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce/Mahmut Erol Kılıç/ syf .147-148</p>
<p>2*Felsefe Tarihi/Macit Gökberk/syf. 202</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kaynama-donemleri-ve-mistisizm/">Kaynama Dönemleri ve Mistisizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kaynama-donemleri-ve-mistisizm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Değil, Nepotizm Öldürür</title>
		<link>https://millidusunce.com/deprem-degil-nepotizm-oldurur/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/deprem-degil-nepotizm-oldurur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2023 10:08:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[kakistokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[maraş]]></category>
		<category><![CDATA[nepotizm]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[Şanlıurfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42647</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yetkililer iktidara gelme hevesi taşıyan partiler eğer gerçek bir yenilik yapmak istiyorlarsa, bataklığın üstünde uçan sinekleri öldürmeyi vaat etmekten öte bataklığı kurutmayı vaat etmelidirler.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/deprem-degil-nepotizm-oldurur/">Deprem Değil, Nepotizm Öldürür</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeprem-degil-nepotizm-oldurur%2F&amp;linkname=Deprem%20De%C4%9Fil%2C%20Nepotizm%20%C3%96ld%C3%BCr%C3%BCr" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeprem-degil-nepotizm-oldurur%2F&amp;linkname=Deprem%20De%C4%9Fil%2C%20Nepotizm%20%C3%96ld%C3%BCr%C3%BCr" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeprem-degil-nepotizm-oldurur%2F&amp;linkname=Deprem%20De%C4%9Fil%2C%20Nepotizm%20%C3%96ld%C3%BCr%C3%BCr" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeprem-degil-nepotizm-oldurur%2F&amp;linkname=Deprem%20De%C4%9Fil%2C%20Nepotizm%20%C3%96ld%C3%BCr%C3%BCr" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdeprem-degil-nepotizm-oldurur%2F&#038;title=Deprem%20De%C4%9Fil%2C%20Nepotizm%20%C3%96ld%C3%BCr%C3%BCr" data-a2a-url="https://millidusunce.com/deprem-degil-nepotizm-oldurur/" data-a2a-title="Deprem Değil, Nepotizm Öldürür"></a></p><h2><strong>DEPREM DEĞİL, NEPOTİZM ÖLDÜRÜR!</strong></h2>
<p>Ülkemiz 6 Şubat 2023 tarihinde büyük bir deprem âfetiyle karşılaştı. Kahramanmaraş merkezli bu depremden 10 ilimiz önemli bir şekilde etkilenirken diğer illerimiz ise sallantıyı ciddi bir şekilde hissetiler. Milletimizin başı sağ olsun(!)Vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Bu yazıda depremin özelliklerini vb. uzun uzadıya ele almayacağım. Zira şu sıralar neredeyse  bütün köşe yazılarının konusu depremin kendisini anlatır mahiyette yazılıyor. Bu yazıda ben nacizane deprem öncesi gerçekleşen ama kimsenin hissetmediği büyük bir depremi sizlere tanıtacağım. Zira Kahramanmaraş merkezli bu deprem bir artçı depremdir(bilimsel olarak bahsetmiyorum) bu depremi tetikleyen esas büyük deprem nepotizm (kakistokrasi) merkezli depremidir.</p>
<h2><strong>Dayı da Uncle, Amca da Uncle </strong></h2>
<p>Merak ettiğim bir husustur bu İngilizler neden dayılarına da uncle amcalarına da uncle derler? Hiç anlam veremezdim. Sonra diğer Avrupa dillerinde de bu akrabalık bağının aynı adla kullanıldığını fark ettim. Almancada dayı ve amca onkel, Fransızcada ise oncle şeklinde kullanılıyor. Bu diğer akrabalık bağlarında da böyle teyze ve hala aunt olarak ifade ediliyor. Bu hususta bilhassa klasik (veya eski) İngilizce üzerine biraz araştırma yaptım. Sonuç olarak şunu farkettim. Eskiden İngilizcede bu akrabalık bağlarını ifade etmek için farklı kelimeler varmış. Klasik İngilizce de amca için faedera dayı için ise eam kelimeleri kullanılıyormuş .Sonra zamanla bu kavramlar unutulmuş yerine  uncle kelimesi iki akrabalık bağını ifade etmek için kullanılır hâle gelmiş. Bu kullanımın yaygınlaşmaya başladığı tarih ise dikkatinizi çekerim hemen hemen  sanayi devrimi sonrası yıllardır. Peki sanayi devriminden sonra ne oldu?</p>
<p>+Şehirlerin nüfusu arttı. Sanayi sayesinde  büyük şehirler ve metropoller ortaya çıktı.</p>
<p>+Tren yollarının yapılmasıyla ulaşım sıkıntısı çözüldü.</p>
<p>+İşçi sınıfı ortaya çıktı.</p>
<p>+Mesai, haftalık izin gibi haklar zamanla ortaya çıktı.</p>
<p>+Özellikle Avrupa’dan Dünya’ya apartmanlaşma ve apartman hayatı kavramları yayıldı.</p>
<p>+Yeni bir sosyete kavramı ortaya çıktı.</p>
<p>+Şehir hayatıyla köy hayatı arasındaki fark gözle görülür düzeyde arttı.</p>
<p>Bu yukarıda saydığım bazı değişiklikler, maalesef Türkiye’ye hâlâ daha tam istenilen  mânasıyla (Avrupa’yla aynı seviyeye gelme anlamıyla) gelmiş kavramlar değildir. Peki bunların nepotizm ile alâkası nedir?</p>
<h2><strong><a href="https://sozluk.gov.tr/" target="_blank" rel="noopener">Nepotizm</a>: i</strong><strong>sim, Fransızca népotisme</strong></h2>
<h2><strong>Akraba ve yakın arkadaşları kayırma(</strong><strong>TDK)</strong></h2>
<p>Türk Dil Kurumu’nun tanımını yaptığı nepotizmin, en uygun yaşam alanı sıkı sıkıya girift bir bağ ile bağlanmış aile bağlarıdır. Türkçe de yukarıda karşılaştırılması İngilizce ile verildiğinde Türkçe de akrabalık bağlarını ifade etmek için kullanılan kelime sayısının ne kadar fazla olduğu hemen göze çarpar.</p>
<p>Örneğin: Bibi, hala, teyze, elti, yenge, görümce, birader, ağabey, kayınbirader, dünür, güvey, gelin, bacanak, sağdıç, kuma&#8230;(Bu <a href="https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423933425.pdf" target="_blank" rel="noopener">bağlantıdan</a> Türkçe sözlükteki akrabalık adlarının tasnifi adlı Selim Emiroğlu’nun yazdığı makaleye ulaşabilirsiniz.)</p>
<p>Sanayi devrimini hakikaten ülkesinde yaşatmış olan Avrupa’nın lokomotif ülkelerinin (Birleşik Krallık, Almanya, Fransa) konuştuğu dillerde(İngilizce, Almanca ,Fransızca)  akrabalık bağlarını ifade eden kelimelerin bizdekine nazaran sığ olduğu göze çarpar. Bunun nedeni iyi şehirleşmenin ve doğru sanayileşmenin getirmiş olduğu şehirli aile yapısıdır. Bu aile yapısı Avrupa’da ve Amerika’da neredeyse  şu yıllarda 200.Yılına girmiş hâldedir. Bu tip aileler Gündüzleri işe giden ebeveynlerden ve okula giden çocuklardan oluşur .Akşam olduğunda  ise herkes diğer gün için dinlenir ve günlerini genellikle bu şekilde geçirirler. Bu aile yapısı şehirlerde apartmanlarda yaşar ve akrabalarıyla genellikle özel günlerde(dinî bayramlar) buluşurlar.</p>
<p>Peki tüm  bunların nepotizmle ne alâkası var öyle değil mi? Çok alâkası var sayın okuyucu. Senede ancak 2 defa görüştüğün geniş aile bireylerinle kuracağın samimiyetin derecesi, ancak tokalaşma seviyesinde kalacaktır. Senede iki defa görüştüğün kişiyi de kayıracak kadar tanımak mümkün değildir. Medeni  ülkelerde akrabalık bağları yerine güçlü dostluk bağları vardır(comunity amity).Bu dostluk bağları çeşitli düşünce kuruluşları ve klüpler etrafında şekillenir. Ve  bu topluluklara girmenin ve orada yükselmenin belirli şartları ve  liyakat ölçüleri vardır .Bu topluluklarda kişiler belirli vazifeler için hazırlanır veya eğitilirler. O kişiler bir makama oturduğunda, o makamın yükünü artık  omuzlayacak hâle gelmiştirler. Örneğin (Mason locası, Rottary Club, Rotaract Club, Lions Club, Büyük Klüp&#8230;) gibi fikir veya hizmet klüpleri bu amaca hizmet ederler. Türkiye’de ise bu durumun tam tersine aşiret veya Ankara’da dayı(gerçek uncle olmasa da olur ,ama gerçek uncleın ise ne mutlu(!)) ayarlama yolu tercih edilir. Bu durum ise akrabayı araya sokma, kayırma yoludur. Yani nepotizmdir. Soruyorum.</p>
<h2><strong>Temeli Çürümüş  Olan Üç Kelimelik  Kavramın Adı Nedir? Türk Aile Yapısı Doğru Cevap!</strong></h2>
<p><em>Millî Düşünce Merkezi’nin geçtiğimiz aylarda yaptığı şiddet konulu sempozyumunda sunduğum “Aile İçi Şiddetin Domino Etkileri” adlı sunuda bu konuya da dikkat çekmiştim. Sunumumun dosyasını ek olarak yazımın sonunda paylaşacağım. O sunumda bence en önemli konu köy derneklerinin doğurduğu kültürel şiddet ve nepotizm  konusudur. Temeli çürümüş bir bina nasıl ki ilk depremde yerle bir olacaksa Türk aile yapısı da her gün sallanmaktan ötürü elbet bir gün çökecektir. Hatta bu tarih hiç de uzak bir tarih değildir. Ama bu sevinilecek bir durum kesinlikle değildir. Neden mi? Bir binanın çürüdüğü anlaşıldığında o bina boşaltılıp yıkıldığında sonra yeniden yapmak en sağlıklı yoldur .Ama binanın çürüdüğünü fark edip yıkılması için deprem olmasını beklemek ölümcül sonuçlara sebep olur. Bu gün artık görüyoruz ki Türk aile yapısı modern Dünya’ya uygun değildir.</em></p>
<p><em>+Annenin dediği doğrudur</em></p>
<p><em>+Babanın sözü üstüne söz denmez</em></p>
<p><em>+Bizim münasip gördüğümüz en doğru olandır.</em></p>
<p><em>Bu cümlelerin kurulduğu bir ortam gelecekte bilimsel araştırmalar yapacak bireylerin yetişmesinin önüne set çekecektir. Çekmektedir . Hatta çekmiştir. Bu durumdan kurtulmanın ve bu yapının yıkılması için kültürel bir deprem beklemek bu yapının bir daha ortaya çıkamayacak şekilde yok olmasına sebep olabilir. Bizim şu zamanda yapmamız gereken şey Atatürk’ün cumhuriyet devrimlerinde yaptığı gibi ciddi bir kültürel devrim programı oluşturup. Oluşturulan programı ivedilikle gerçekleştirmektir. Atatürk şu sözünde bu konuya önem verdiğini göstermiştir.</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-42648" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/483-300x150.jpg" alt="" width="494" height="247" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/483-300x150.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/02/483.jpg 625w" sizes="auto, (max-width: 494px) 100vw, 494px" /></p>
<p>Buradaki sosyete kelimesi bizim anladığımız manada jet sosyete  değil, Türk milletinin şehir kültürünü benimsemesi gerektiğini savunan bir cümledir. Ama maalesef hiçbir parti ya da yetkili bu işi fark etmemektedir. Olsun! Biz enkazdan ceset çıkarmaya alıştık. Bu yapıda çöktüğünde oturur  milletçe yine  ağlarız&#8230;</p>
<h2><strong><em>Özetle</em></strong></h2>
<p>Yazımın giriş paragrafında bilimsel olmayan bir tabirle belirtiğim Kahramanmaraş depremi bir artçı depremdir sözünün ne anlama geldiğini, Millî Düşünce Merkezi’nin kıymetli okuyucuları buraya kadar yazdıklarımdan kanaatimce hissetiler. Nepotizm depremi bizim ülkemizi ilk defa vurmuyor. Çandarlı Halil Paşa’nın akrabalarını devlete sokmasından, 1.Selim’in sırdaşı ve veziri Hasan Can’ın oğlu olan Hoca Sadettin Efendi’nin ilmiyenin başı seçildiğinde önemli yerlere kendi oğullarını ve akrabalarını müderris ve kadılığa atamasından, 2.Mustafa’nın hocası Feyzullah Efendi’yi kayırması bundan sonraysa Feyzullah Efendi’nin ise kazaskerlik ve kadılık makamlarına iki oğlunu getirdiği yılardan  günümüz hükûmetini destekleyenlerin oğullarını, kızlarını ve yeğenlerini bir yerlere yerleştirmesine gelen bilmem kaç yüzyıllık olaylar silsilesinin içindeyiz.</p>
<p>Bu olaylar silsilesinin kesildiği dönemler incelendiğinde ise görürüz ki, ne zaman nepotizm duraklama devrine girmiş, Türk devleti yükseliş veya yeniden kuruluş devrini yaşamıştır. Eğer Çandarlı Halil Paşa idam edilmeseydi Fatih Sultan Mehmet gibi bir lider kendini altın harflerle tarihe yazdıramazdı. Bu gün biz ülkece enkazlar başında bir umut arıyorsak. Nepotizmi duraklama devrine sokmalıyız, hatta nepotizm, bir daha çarklarını bu kadar hızlı döndüremesin diye bir iki yere çomak sokmak zorundayız! Yetkililer iktidara gelme hevesi taşıyan partiler eğer gerçek bir yenilik yapmak istiyorlarsa, bataklığın üstünde uçan sinekleri öldürmeyi vaat etmekten öte bataklığı kurutmayı vaat etmelidirler. Ama şöyle bir gerçek vardır ki bu bataklık bir yerde kurutulsa ,kuruyan bataklığın yakınlarında bir yerde yeniden toprak üstüne sızmaya ve insanları içine çekmeye başlayacaktır. Önemli olan burada devletin bürokrasisini ayakta tutmaktır. Bir sonraki seçimi düşünen hiçbir siyasi yeniden ortaya çıkacak bu bataklıkları görmekte zorluk çekecektir. Çünkü  orman içinde bir bataklığı kurutan siyasi, bataklıkların sadece orman içinde oluşabileceğine inanır. Onu ovada da bataklık  olduğuna ikna etmek için ovadaki bataklıktan gelen sineğin onu sokması gerekir. Bunun yakın dönemdeki en bilinen örneği 15 Temmuz darbe girişimidir. Bu gün FETÖ yok ama başka FETÖ’ ler yok değiller. Ama siyasilerin başka FETÖ’ lerin olduğuna inanması için en iyi ihtimalle bir sinek vızıltısına daha ihtiyaç duyacağa benziyoruz. Hülasa Deprem değil, bina değil  binaların yapımına göz yuman nepotizm öldürür. Ölme artık Türkiyem&#8230;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Millî Düşünce Merkezi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen Şiddet konulu Sempozyumda sunduğum bildiri: <a href="file:///C:/Users/123/Desktop/Sempozyum%20Haz%C4%B1rl%C4%B1k%20Sunumu.pdf">Sempozyum Hazırlık Sunumu.pdf</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em> </em></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/deprem-degil-nepotizm-oldurur/">Deprem Değil, Nepotizm Öldürür</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/deprem-degil-nepotizm-oldurur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof.Dr.Konuralp Ercilasun Almanya&#8217;da Atatürk&#8217;ü ve Türk Devrimleri&#8217;ni anlatacak</title>
		<link>https://millidusunce.com/prof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/prof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emirhan Gençay Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Nov 2022 19:45:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim dünyamız]]></category>
		<category><![CDATA[10Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Konuralpercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=41348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Millî Düşünce Merkezi&#8217;nin kıymetli hocalarından olan Prof. Dr. Konuralp Ercilasun Almanya&#8217;da bulunan Duisburg-Essen Üniversitesi (Universität Duisburg-Essen (Campus Essen)) bünyesinde (10 Kasım 2022 saat 18.00 ) &#8220;Atatürk ve Türk Devrimleri&#8221; konulu bir söyleşi gerçekleştirecektir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/prof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak/">Prof.Dr.Konuralp Ercilasun Almanya&#8217;da Atatürk&#8217;ü ve Türk Devrimleri&#8217;ni anlatacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fprof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak%2F&amp;linkname=Prof.Dr.Konuralp%20Ercilasun%20Almanya%E2%80%99da%20Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BC%20ve%20T%C3%BCrk%20Devrimleri%E2%80%99ni%20anlatacak" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fprof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak%2F&amp;linkname=Prof.Dr.Konuralp%20Ercilasun%20Almanya%E2%80%99da%20Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BC%20ve%20T%C3%BCrk%20Devrimleri%E2%80%99ni%20anlatacak" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fprof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak%2F&amp;linkname=Prof.Dr.Konuralp%20Ercilasun%20Almanya%E2%80%99da%20Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BC%20ve%20T%C3%BCrk%20Devrimleri%E2%80%99ni%20anlatacak" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fprof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak%2F&amp;linkname=Prof.Dr.Konuralp%20Ercilasun%20Almanya%E2%80%99da%20Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BC%20ve%20T%C3%BCrk%20Devrimleri%E2%80%99ni%20anlatacak" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fprof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak%2F&#038;title=Prof.Dr.Konuralp%20Ercilasun%20Almanya%E2%80%99da%20Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BC%20ve%20T%C3%BCrk%20Devrimleri%E2%80%99ni%20anlatacak" data-a2a-url="https://millidusunce.com/prof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak/" data-a2a-title="Prof.Dr.Konuralp Ercilasun Almanya’da Atatürk’ü ve Türk Devrimleri’ni anlatacak"></a></p><p>Millî Düşünce Merkezi&#8217;nin kıymetli hocalarından olan Prof. Dr. Konuralp Ercilasun Almanya&#8217;da bulunan Duisburg-Essen Üniversitesi (Universität Duisburg-Essen (Campus Essen)) bünyesinde <strong>(10 Kasım 2022 saat 18.00 )</strong> <em><strong>&#8220;Atatürk ve Türk Devrimleri&#8221;</strong></em> konulu bir söyleşi gerçekleştirecektir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-41349" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-19.13.50-300x300.jpeg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-19.13.50-300x300.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-19.13.50-1024x1024.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-19.13.50-150x150.jpeg 150w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-19.13.50-768x768.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2022/11/WhatsApp-Image-2022-11-09-at-19.13.50.jpeg 1080w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/prof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak/">Prof.Dr.Konuralp Ercilasun Almanya&#8217;da Atatürk&#8217;ü ve Türk Devrimleri&#8217;ni anlatacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/prof-dr-konuralp-ercilasun-almanyada-ataturku-ve-turk-devrimlerini-anlatacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
