Yükleniyor...
Değerli arkadaşlar, kıymetli hazirûn,
Bugün burada, siyasetin giderek daralan nefes borusundan çıkıp, sivil aklın temiz havasını solumak için bir aradayız. Görüyoruz ki Türkiye’de siyaset, ne yazık ki yine en kolayına, en ilkeline; etnisite temelli bir kan davasına hapsedilmek isteniyor. Sabah haberlerinde “Kürt aşağı”, akşam tartışmalarında “Arap yukarı”… Herkesin dilinde bir etnisite, herkesin cebinde bir ayrışma reçetesi var. Türk milliyetçiliği gibi kapsayıcı, yüzlerce yıllık sivil aklın ve vatan kaybedilen o acı yaşanmışlıklardan beslenen anlayışı, sanki başka bir milletin “antisi”, bir düşmanlık ideolojisi gibi pazarlamaya çalışıyorlar.
Oysa Türk milliyetçiliği, bir “anti” hareketi değildir. Bizzat Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olan kurucu iradedir. Bu iradenin temellerini dinamitlemeye çalışanlara karşı bugün bir şey söylemek zorundayız.
Bakınız, başımızın üzerindeki o al bayrağa iyi bakın! Biz o kırmızının ne olduğunu biliriz, öyle iman ederiz. Ama bugün birileri elimize laboratuvar tüplerini verip o kanı ayrıştırmamızı istiyor. Eğer biz bu tuzağa düşer, “Bunun kaç mililitresi Türk, kaç mililitresi Laz, kaçı Gürcü, kaçı Boşnak?” diye hesaba girişirsek ne olur biliyor musunuz? Herkes bu bayraktan kendine ait olduğunu düşündüğü o “bir parça kanı” şırıngayla çekip alır. O zaman ne kalır geriye? O al sancak, rengini kaybeder. Kırmızı kumaş beyaza döner. Ve o bembeyaz zeminde, zaten beyaz olan hilal de, yıldız da kaybolur gider. Elimizde kala kala, bir teslim bayrağı kalır.
Bizim etnik kökenlerimiz üzerinden yapacağımız her ayrışma hesabı, aslında bağımsızlığımıza çektiğimiz bir teslim bayrağıdır. Biz bu tuzağı görüyoruz ve reddediyoruz.
Bir diğer tehlike de içeriden geliyor. Türk milliyetçiliğini sürekli “polyannacılığa” davet eden, bizi adeta “Sağ yanağınıza tokat atılırsa, solunuzu dönün. Aman fitne çıkmasın, devletin sahibi sizsiniz” diyerek ölümle sıtma arasında bir arafta tutmak isteyenler var. Genel başkanlık makamlarının “Yağma Hasan’ın böreğine” döndüğü kapış kapış dağıtılıdığı ve bizi temsil ettiğini iddia edenlerin ise bizi siyasetin yüksek ateşli halüsinasyonunda boğmak istediği bu ortamda, Türk milliyetçiliğine yeni bir vizyon kazandıracak politikacılardan yoksun olduğumuzu görüyorum! Gelin önce parti sonra sivil toplum anlayışını bırakalım önce sivil toplum sonra parti diyelim!
İsmi lazım değil, cismi de lazım değil! Yıllarca “baba ocağı” bildiğimiz ama bizi sürekli öğüten o siyasi yapıdan alnın akıyla sıyrılabilen Türkçülerin Hiçbir yere, hiçbir koltuğa zerre minnet borcu kalmamıştır. Sivil alanda birleşelim! Tek meramım bu. Fakat bu prensipler, partililerin gökten indiğini zannederek Türk milliyetçilerinin kurtuluş manifestosu gibi sunduğu o parti tüzüğü denilen dogma yığınlarıyla asla bir tutulmamalıdır.
Biz, ilhamlarımızı; gökten, gaipten veya genel başkanların şahsi ikbal kokan politik laflarından değil; Atatürk’ün de işaret ettiği gibi, doğrudan doğruya yaşamdan ve hayatın kendisinden almış bulunuyoruz.
O yüzden sizi rahatsız eden ve temsil ettiğini düşünmediğiniz parti yapılarını bırakın! Sizi hor görüp, sürekli nasihat dinlemesi gereken “emzikliler” ve kullanılacak birer “kol-bacak” olarak görenler; seçim vakti direklere tırmanıp kendileri assın o afişleri! Bize bayrağımız yeter! Akıl, ruh ve beden sağlığınız için sizleri sivil toplumda var olmaya çağırıyorum. Geleceğin siyasetini sivil toplum üzerinden kuralım!
Gelin Türk bayrağının o al kırmızısını artık ölümün değil yaşama, yeni bir dünyaya doğduğumuz günün sembolü yapalım. O kan, etnisite foseptiğinde boğulan bir kan değil doğum anında göbek bağımızı keserken akıttığımız, hayata tutunmanın ve yeniden doğuşun kanı olsun.
Hilal ile yıldızın tanımını dini veya şovenist sloganlardan uzak, değişen ve gelişen yeni dünyayı yakalama gayretimizin sembolü olarak yeniden inşa edelim.
Hilal ve yıldız, Türkiye Cumhuriyeti’nde bilimin, sanatın ve medeniyetin göğündeki “Kızılelma”nın tasviri olarak bayrağımızda dalgalansın!
Sivil, hür ve başı dik Türk milliyetçileri olarak dilde, fikirde ve işte, hayatın tam içinde yeniden buluşalım. Ne mutlu Türküm diyene!