Kategoriler: DİNKURUMLAR

Egemenlik kimindir?

Yazının başlığı birçok kimse için anlamsız ve hattâ İslâm açısından fevkalâde cür’etkâr bir ifade ile “küfrü müstelzim” olarak görünebilir. Ülkemizde kavramların alt-üst kılındığı ve işlerin karanlıkta el yordamıyla ve ayak üstü çözümlenme istidadında olduğu hatırlanacak olursa, bu türlü bir tavır belki mazur karşılanabilir. Üstelik konu hemen her zeminde sürekli olarak gündemde olmasına ve hakkında hemen herkes aklına estiği biçimde “ahkâm” kesmesine rağmen, bugün bile en az bilinen, en çok yanlış anlaşılan ve anlatılan bir din durumundaki İslâm’ın temel kavramlarından ve inanç esaslarından biri olan “egemenlik” olunca, yazının başlığının “lâikçiler ve dinciler” tarafından itirazla karşılanması yadırganmayabilir. Biz başlık hakkında söylenecekleri bir yana bırakarak, sınırlı bir çerçeve içinde, çağlar boyu tartışılmış egemenlik konusunun ana hatlarını İslâm açısından görüp-göstermeye çalışalım.

“Egemenlik” Arapça “hâkimiyyet” kelimesinin karşılığıdır ve genel olarak hâkimlik, hükümranlık, üstünlük anlamlarına gelir. Aslı h-k-m (hakeme) harflerinden oluşan fiilin di-li geçmiş zaman şeklidir ve bu şekliyle geçişli bir fiildir. Onun için bir mef’ule ihtiyaç gösterir. Ayrıca fiile bağlanan edatlara göre de son derece geniş bir anlam alanına sahiptir. Yargılamak, hüküm vermek, hukukî karar vermek, önerme ortaya koymak, takdîr etmek, buyurmak, hikmet, hüküm, hâkim, hakem tâyin etmek, hükûmet, mahkeme ve benzeri pek çok kelime bu fiilden türemiştir. Ancak kelimenin aslî bir anlamı daha vardır ki, çok ilgi çekici ve sosyolojik açıdan önemlidir: Ata gem vurmak ve onu yönetmek; gemiyi idare etmek.[1]

Egemenlik (hâkimiyet), egemen olma durumudur ve faaliyeti için bir mef’ûle, yani etki alanına, buyruğunu yürütecek bir alana ihtiyaç duyar. Kelimenin aslî anlamında karşımıza çıkan “ata gem vurmak”, buna çarpıcı bir örnektir. Gem vurmak, ata egemen olmanın, yani boyun eğdirmenin (teshîr), yönetmenin ilk adımıdır. Burada egemenliğin oluşabilmesi ve kurulabilmesi için gerekli en önemli unsur, o fiil ile ilgili yetkiye, yani yapabilme gücüne ve öz bilgiye (hikmet) ihtiyaç vardır. Yetki de bilgi, akıl, tecrübe, ehliyet ve en önemlisi adalet gibi unsurlarla teşekkül eder. İslâm fırkaları bu unsurlara bakış açılarına göre bazı eklemelerde bulunmuşlardır, ki bunlara ilerde yeri geldikçe temas edilecektir.

Görülüyor ki insan, akılla donatıldığı ve bilgi sâhibi olduğu için egemenliğe, adalet ve hikmete sahip olduğu ölçüde hak kazanmıştır. Elbette onun egemenliğinin, ontolojik anlamda mutlak olması düşünülemez. Her şeyi ile sınırlı bir varlığın, mutlak sınırsızlığından, mutlak hâkimiyetinden söz edilemez. Ancak o, yeryüzünün halifesi sıfatıyla, emrine verilmiş olan “arz”a hâkim olmalıdır; çünkü arz, insana boyun eğebilecek (teshir) biçimde yaratılmıştır. O halde insan, evrene egemen olmalı, yani ona âdeta gem vurmalı; “emanet” olarak verilen, teshîr edilen bu varlığı, teshir kelimesindeki olumlu anlam çerçevesinde, ona zarar vermeden geliştirip zenginleştirerek en iyi şekilde yönetmelidir.

Ancak iş bu kadarla bitmemektedir. Eğer konu sadece insanın, dünyaya egemen olması, köprüler, barajlar, santrallar kurarak ekonomik ve endüstriyel alanda mesafeler kat etmesi olsaydı mesele olmayabilirdi. İnsan, yeryüzünde tek başına yaşayan bir varlık değil. Hemcinsleriyle bir arada yaşamak zorunda. Onların birbirlerine göre farklılıkları, olaylara yaklaşımları ayrı sosyal tabakalaşmayı da beraberinde getirmekte ve hemen arkasından, diğer hemcinsler üzerinde de tıpkı evren için söz konusu olduğu biçimde hâkimiyet tesis etme endişesi ön plâna çıkmaktadır. Bu tesis işinde, egemenlik kimin olacaktır? Egemenliğinin kaynağı nedir? Meşruiyetini nereden alacaktır? Nasıl bir egemenlik anlayışı uygulayacaktır?

İşte bu noktada, biraz geriye giderek insanın yaratılışını, Allah’ın onu halife kılışını, bir kere daha gözden geçirmek gerekli olmaktadır.

Halife kelimesi Kur’an’da iki ayette geçer:

  1. Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Melekler, “orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz” dediler. Allah, “Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi.[2]
  2. Ey Dâvud! Seni şüphesiz yeryüzünde halife kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unuttuklarından dolayı çetin azâb vardır.[3]

Bu iki âyette geçen halife kelimesi ile Kur’an’da kullanılan aynı kelimenin çoğul şekilleri “hulefâ” ve “halâif” kelimeleri, biri diğerinin yerine geçerek kendilerine verilen görevleri yerine getiren, halef olan anlamlarına gelmektedir.[4] Bütün bu âyetlerde Allah’ın halife olarak yarattığı insan, Allah’ın vekili ve O’nun yerine iş yapan olarak görülmemektedir. Âyetlerde onun, bizzat kendi yetki ve sorumluluk çerçevesinde kullanması gerekli yeryüzü egemenliğinin sınırları ve yolları belirtilmektedir. Ayrıca bu anlamların hiçbiri, Peygamber de dahil insanoğlunu Allah’ın vekili kılmadığı gibi, peygamberin halefi ve kendisinden sonra yerine geçecek kimseyi de karşılamamaktadır. Hattâ Kur’an-ı Kerîm’de geçen halife ve müştakları ile ilgili âyetlerin tamamında “halife”nin peygamberin halefinin unvanı olacağına ya da olması gerektiğine dair açık bir işaret de yoktur. Bu bakımdan “halife” kelimesi, Hz.Peygamber’den sonra cereyan eden tarihî ve siyasî olayların gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkan hilâfet kurumu yüzünden ciddi bir anlam değişmesine uğramış ve neticede bu tehlikeli anlam kaymasına dayalı, egemenlik ya da siyaset teorileri oluşturulmuştur.

Nitekim Hz. Peygamber, müslümanların komutanlığını, dinî ve dünyevî işlerini yürütecek bir kimseyi kendisine halef tayin etmeden vefat etmişti. Esasen Hz. Muhammed, bütün faaliyetlerinde kendisinin yenilikçi olmadığını ısrarla belirtmişti. Hattâ dini bile yeni baştan icad edilmiş değildi; çünkü ona göre İslâm, daima varolmuştu ve Hz. İbrahim ile başlayan önceki peygamberlerin dininden farkı yoktu. O sadece,daha önce gönderilen dinlerin bozulan kısımlarını düzeltiyor ve Allah’ın dinini yine O’nun esaslarına göre var kılıyordu. Hz. Muhammed ile en mükemmel şekline kavuşmuş olan İslâm, ona bağlananlar ve bütün insanlık için refah, adalet, kurtuluş, barış ve esenlik vaad ediyordu. “İnsanî değerler söz konusu olunca bu elbette bir yenilik değildi… Hz. Peygamber’in gerçek yeniliği bu değerleri, her türlü faaliyetinde ümmetin bütün fertleri arasında en sıkı ve ciddî şekilde uygulanır hale sokmuş olmasıdır. Peygamber Muhammed olarak her hususta ve herkes için dayanışma ve yardımlaşmayı kucaklayan bir din kurdu. Önder olarak da, bütün insanî münasebetlerde dayanışma ve yardımlaşmaya dayalı bir toplum oluşturdu. Bu içtimaî yapıda tabiî olarak yeni bir şey yoktu. Yapı kesinlikle Araptı; Arap geleneklerine dayanmış ve Arap esaslarına göre biçimlenmişti. Gerçek yenilik, aslında Hz. Muhammed’in teşkilâtçı dehasında yatar.” [5]

Kaldı ki İslâm, bir “ruhban”, yani Tanrı adına O’nun gücünü ve iktidarını paylaşacak bir sınıfı kabul etmediği için, iktidarın “din” adına paylaşılması da söz konusu değildir.

Onun içindir ki Hz. Peygamber, kendinden sonra ümmetin nasıl devam edeceği ve yerine kimin geçeceğine, kısaca İslâm devletinin yönetim biçimine dair herhangi bir söz söylememiş veya işarette bulunmamıştır. Öyle görünüyor ki o, Müslümanların halife meselesini kendi başlarına çözmelerini düşünmüştür. Aslında bu anlayış, onun devrinin anlayış ve geleneğine son derece uygundu. Üstelik kendisinden sonra bir peygamber gelmeyecekti. O halde o, Arap geleneğine uygun olarak yeni bir önderin seçimi için kapıyı açık bıraktı. Nitekim sahabe bu konudaki uzun tartışmalardan sonra Hz. Ebû Bekir’i Hz. Peygamberin yerine onun halifesi olarak seçti.[6] Aslında ilk defa Hz. Ebû Bekir tarafından kullanılan, “Halifetu Resûlillah” unvanı, peygamber ile sona erdiğine inanılan risâlet vazifesi hariç, onun bütün selâhiyet ve faaliyetlerinin yerine getirilmesini tazammun eder.[7] Bu arada, unvana dinî bir mahiyet yüklemek maksadıyla “Halifetulluh” da kullanılmak istenmişse de Hz. Ebû Bekir şiddetle itiraz etmiş ve kendisinin ancak Allah’ın elçisinin halifesi olduğunu söylemiştir.[8] Ancak Halife Osman hakkında kullanılmaya başlanan bu unvan,özellikle Emevîler döneminde yaygın bir şekil kazanmıştır. Bunun amacı Emevîlerin kendilerinin Allah tarafından tayin edilmiş idareci veya vekil oldukları iddiasıyla dinî bir meşruiyet sağlama iddiasıdır. Maamafih Abbasiler de buna benzer şekilde, “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” gibi unvanlarla, bu iddiayı devam ettirmişlerdir. Üstelik, kelimenin aslında bulunmadığı halde, “Allah’a, Resûle ve aranızdan olan buyruk sahiplerine (ulu’l-emre) itaat edin” (4.Nisâ,59) âyetini halifeye yükleyerek,halifenin görevine ilâhî bir kutsallık verildi. Oysa Hz. Ömer, kelimenin ruhuna sâdık kalarak, “halifetu-halifeti resulillah” (Resûlullah’ın halifesinin halifesi) unvanını kullanmış ise de bu çok uzun olduğu için daha sonra “emîru’l-mu’minîn” unvanı tercih edilmiştir.

Halifetu Resûlillah” tabiri, Hz. Peygamber’in hukukî ve dünyevî görevinin vekili anlamındadır; çünkü onun peygamberlik görevi onunla son bulmuştur. Ümmetin manevî rehberliği bir bütün olarak ümmet tarafından üstlenilmiştir. Onun için halife dinî nasslara yeni eklemeler getirmeye yetkili değildir. Onun görevi, sadece eski doktrini muhafazadır ve şeriatın korunması ve tatbiki hususunda bir otorite temsilidir.[9] Ümmetin önderi olarak halife hakkındaki siyasî doktrinler, halifenin görevine dair kelâmî ve fıkhî doktrinlerden kolayca ayırt edilemez. Nitekim ilk dönemde bu hususta vuku bulan gelişmeler, ihtilâflar, tartışmalar oldukça dikkat çekicidir. Aslında kısaca sünnî siyaset teorisi, ümmetin tarihinin rasyonalizasyonundan ibarettir, dense makuldür.

İşin aslına bakılacak olursa İslâm, Müslümanların işlerinin şûrâ yani karşılıklı danışma yoluyla yürütülmesini emreder. Halifenin, genişlemiş ve muhtelif ırklar, kültürler ve coğrafyadan oluşan bir imparatorluk haline gelmiş bir yapının, mahiyeti gereği tek başına üstesinden gelmesi ve bu sistemin Kur’an’ın istediği barış ve düzen içinde bir topluluk oluşturması beklenemezdi. Nitekim Hz. Ömer, çok açık bir biçimde bu problemi görmüştü. Özellikle kendi döneminde İslâm devletinin çok çabuk büyümesi, olayların cereyanını da hızlandırıyordu. Fetihler sonucu yeni yerlere yerleşen kabile mensupları, fethedilen bu yerleri sanki özel mülkiyetleri gibi görme eğiliminde idiler. Valiler kontrol edilemez durumda idi. Sosyal tansiyon alabildiğine yükselmişti. Medine’de kurulmuş olan hilâfet rejimi, tabiatı gereği, imparatorluk politikasının çarkını kontrol için uygun değildi. Bunun içindir ki o, kendi yerine Hz. Ebû Bekir’in yaptığı gibi birini vasiyet etmeyip, alabildiğine büyümüş ve teşkilâtlı hale gelmiş idare işini, ümmetin sorumluluğuna bırakmanın uygun olacağını düşünerek, işi şûrâya havale etmiştir. Esasen kendi döneminde de işlerin şümulü karşısında, daima bir müşavirler kadrosu bulundurmuştu. Kaldı ki, İslâm’ın şûrâ emri dikkate alındığında, devlet başkanına halkın iradesini temsil eden bir yasama meclisinin yardımcı olması, son derece tabiîdir;[10] çünkü İslâm’da devlet kurumu, vekâletnamesini halktan alır ve bu yüzden de zorunlu olarak demokratiktir. Burada gerekli olan halkın hakiki destek ve amaçlarının neler olduğunun belirlenmesidir. Bu hususta en önemli hedefler, İslâm’a göre, devletin güvenlik bütünlüğünün korunması, hukuk ve düzenin korunup ülkenin ve ülkedeki bütün bireylerin her türlü yeteneklerinden tam olarak yararlanılabileceği ve bütünün refahına katkıda bulunabileceği şekilde geliştirilmesidir.

Hal böyle olmasına rağmen, Kur’an-ı Kerîm’de insanın Allah’ın halifesi kılınışı (2. Bakara, 30); hüküm vermenin ancak Allah’a ait oluşu (6. En‘am, 57); Allah’ın indirdiği ile hüküm vermeyen kişinin inkârcılıkla vasıflandırılması (5. Mâide, 44) gibi âyetlerden hareketle, İslâm’da siyasî egemenliğin Allah’a ait olduğu ve insanın da bunu halifesi sıfatıyla O’nun adına kullanacağı, dolayısıyla İslâm’da din ve devlet işlerini ayırmanın imkânsızlığını ileri sürenler vardır.

Oysa yukarıda da ifade edildiği üzere insanın Allah’ın halifesi kılınışı, onu Allah’ın vekili ya da O’nun adına iş gören bir varlık durumuna getirmez. Kur’an-ı Kerîm’in bütünlüğü içinde ele alındığında insan, yeryüzünde kendi adına hüküm süren, yapıp-etmelerinden dolayı da doğrudan kendisinin sorumlu olduğu bir varlıktır. İnsan Allah adına iş yapan bir varlık değildir. O, sadece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için iş yapan, çalışan bir varlıktır. Esasen, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” (2. Bakara, 30) âyetinde, insanın yeryüzünde Rabb’ın sıfatlarının mazharı olarak yaratıldığına işaret edilmektedir.[11] Ayrıca Hz. Peygamber dahil hiç bir peygamberin bile Allah’ın yerine iş yapma ve vekili olma yetkisinin bulunmadığı açıkça bildirilmiş ve insanlara da, peygamberlere de hükmettikleri zaman adaletle hükmetmelerini istemiş (4. Nisâ, 58; 38. Sâd, 26) bir dinde, elbette yetki ve sorumluluk doğrudan insana verilmiş ve ondan bu yetkilerini, yani egemenliğini nasıl kullanmasının gerektiğinin yolları gösterilmiştir. Buna göre insan, egemenliğini kullanırken mutlaka ve her ne bahasına olursa olsun adaletle ve hakkaniyetle hükmetmeli; Allah’ın Kur’an’da bildirdiği hazır örnekleri dikkate alarak onlardan yeni hükümlere ulaşmalıdır. Başka bir ifade ile insan, Allah’ın indirdiklerini gerektiğinde yeni hükümlerin üretilmesi ve istikrar içinde değişme ve gelişme için bir malzeme olarak kullanmak durumundadır.

Kur’an-ı Kerîm’e göre Allah’ın mutlak hâkim ve hâkimiyetin de O’na ait olması, elbette kozmolojik ve ontolojik anlamda doğrudur ve bu hususta Müslümanlar arasında herhangi bir tartışma yoktur. Tartışma Allah’ın insana beşerî siyasî egemenlik hakkı verip vermediği konusundadır. Kur’an’a göre siyasî egemenlik tereddütsüz insana aittir; çünkü yukarıda da işaret edildiği üzere, yönetim konusunda yapılacak iş, “şûrâ” yoluyla toplumsal iradenin tecellî ettirilmesidir. İnsan da sahip olduğu hür iradesi ile bunu gerçekleştirebilecek güçtedir. Yoksa insanın “Hâkimiyet Allah’ındır” iddiası ile hükmetmeye kalkması ve kendi iradesini ve yorumlarını Allah’ın iradesi sayması, açıkça bir ilâhlık davasıdır ve “Firavunluğa” özenmedir.

Kesin olan husus şudur ki, Allah evreni insanın emrine vermiş, musehhar kılmış ve böylece ona geniş bir egemenlik alanı açmıştır. Ancak insan, hiçbir suret ve şekilde Allah’ı temsîlen, yani O’nun adına siyasî egemenlik iddiasına kalkışabilecek durumda değildir; çünkü insanın iradesi Allah’ın iradesinin temsili aracı değildir. İnsanın, emrine verilen yeryüzüne ve bütün evrene bir “emanet” anlayışı ile egemen olarak medeniyetler kurması ona, yani evrene olumlu anlamda boyun eğdirmedir. Ancak buradaki “boyun eğdirme”, kaba kuvvete ve zulme dayalı bir egemenlik şekli değildir, olmamalıdır; çünkü Kur’an bu tür egemenlik anlayışına şiddetle karşı çıkar ve mutlaka hak ve adalete dayalı bilgi ve hikmetle desteklenmiş egemenliği öğütler. Kur’an’a göre ilim, egemenlik için çok önemli bir unsurdur. Ayrıca hikmet kelimesinin hâkimiyet (egemenlik) anlamı da vardır. Buna göre bilgi ve hikmetle donanacak insan, egemenliğin temel ölçüsü olarak hak ve adaleti esas alacak ve onu bütün insanlara eşit biçimde yansıtacaktır. Bu bir anlamda hukukun üstünlüğü anlayışının Kur’an’la ne kadar derin bir şekilde uyuştuğunun da açık bir tezahürüdür.

Esasen egemenliği metafizik hâkimiyete dönüştürmek, onu kullananları sorgulama dışında bırakmak ve böylece topluma hesap vermek ve halk tarafından gerektiğinde değiştirilmek endişesinden kurtulmak demektir. Bu ise, Kur’an-ı Kerîm’in mesajına zıt bir anlayıştır; çünkü Allah, egemenliği kullanma yetkisini tek tek insana vermiş ve ancak ondan bu yetkisini doğru kullanmasını istemiştir. Eğer bir toplum, içinde bulunduğu durumdan hoşnut değilse, egemenlik hakkı ile bu gidişi değiştirmelidir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de bu konuda şu ifade edilir: “Bir toplum kendi durumlarını değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez…” (13. Ra’d, 11). Kaldı ki, toplumu ilgilendiren yanlışlar yalnız bu yanlışları yapanları değil, toplumun tamamını ilgilendirir. “Aranızda yalnız haksızlık edenlere erişmekle kalmayacak olan karışıklıktan (fitneden) sakının” (8. Enfâl, 25) uyarısı da buna işaret eder. Toplumsal ve siyasal yanlışların bedelleri, dünya hayatında ödenmekte; toplumun üyeleri de bundan payına düşeni almaktadır.[12]

“Kim Allah’ın indirdiği ile hüküm vermezse, işte onlar inkârcılardır.” (5. Mâide, 44) âyetini ileri sürerek siyasî egemenliğin de Allah’a ait olduğu iddiası ise, çok basit ve temelsiz bir görüştür. Bu âyetin öncesine ve sonrasına (siyak ve sibak) ve en önemlisi bu konudaki diğer âyetlere baktığımızda, “Allah’ın indirdiği”nden açıkça bildirilen husustan “adalet ve hakkâniyet” ilkelerinin kastedildiğini görürüz. Esasen doğrudan bu âyet bile, insanın kullanmakta olduğu bir egemenliğin varlığını kabul ettiğinden, ondan egemenliğini Allah’ın istediği adalet ve hakkâniyet ilkeleri çerçevesinde kullanmasını; aksi halde “inkârcı” (kâfir) olacağını bildirmektedir.

Burada, Akbulut’un da isabetli bir biçimde işaret ettiği gibi,[13] belirtilmesi gereken çok önemli bir ilke ve yöntem meselesi vardır. O da Kur’an’ın mesajıyla bu mesajın uygulanmasının özdeşleştirilip özdeşleştirilemiyeceği meselesidir. Bir mesajın uygulanmasında mesajın kendisi kadar onun uygulayıcısı durumundaki insan da fevkalâde önemlidir. Allah’ın mesajının muhatabı insandır. İnsan da aldığı eğitim, bulunduğu toplum, içinde yaşadığı coğrafya, tarihî, ekonomik ve kültürel durumu, kısaca kabiliyet ve kapasitesi itibariyle farklılıklar içindedir. Bu bakımdan Allah’ın mesajını anlaması, idrak etmesi de kendi aklına ve kabiliyetine göre olacaktır. İbn Haldun’un da Kur’an’ın mesajından hareketle ortaya koyduğu “bedevî” ile “hadarî”nin anlayışı ve yorumu elbette aynı değildir. Bu ise, aynı âyete dayanmalarına rağmen, insanların pekâla farklı kararlara ulaşabileceklerini gösterir. Artık bu durumda Allah’ın mesajı, insanların yorumlarından dolayı ilâhîlikten çıkmakta ve insânîleşmektedir. Yani mesajın kendisi ilâhî, anlaşılması, uygulanması ise insânî olmakta ve izâfîleşmektedir. Onun için “Allah’ın buyruğunu tatbik ettiğini iddia eden bir insan aslında Allah’ın emrini değil, bu emirden kendi anladığını uygulamıştır. Onun için Allah adına Firavun zulmü işlemek de mümkündür.”

Ancak daha önce de ifade edildiği gibi “halife” kavramının Hz.Peygamber’in vefat ettiği 632 tarihinden sonra cereyan eden olaylarla bağlantılı olarak ciddî bir anlam değişikliğine uğratılması ve hattâ inanç esaslarıyla ilgili dinî bir muhtevaya büründürülmesi ve dolayısıyla kutsallık kazandırılması, hem İslâm hem dinî düşünce tarihî ve hem de İslâm ülkeleri için daima olumsuz bir tablo oluşturmuştur.

Esasen bu olumsuz tablonun arka plânındaki gerçek, egemenlik hakkındaki İslâm mesajının özünün ne olduğunun ya unutulmuş ya da yöneticiler tarafından unutturulmuş olduğu vâkıasıdır.

Şu husus kesindir ki, Kur’an-ı Kerîm’de devlet yapısını, yönetim şeklini ve idarî teşkilâtını kesin olarak belirleyen, en azından doğrudan belirleyen hükümler yoktur.

Bu konulardaki ilk ve kesin gibi görünen emir, Müslümanların işlerinin aralarında “şûrâ” (danışma) yoluyla çözümlenmesidir (42. Şûrâ, 38. Ayrıca bk.: 3. Âl-i İmrân, 159). Yönetimle ilgili diğer hükümler de “emanetlerin ehline verilmesi”, “insanlar arasında adaletle hükmedilmesi”dir. (4. Nisâ, 58).

Görüldüğü gibi Kur’an, insanların kendilerini hür iradelerini kullanarak yönetmelerini öngörmenin yanında, bu işin mutlaka adalete dayanmasını ve işe en yetkili ve ehil olanların getirilmesini istemektedir. “Emanet”, burada günlük dilde anlaşılan mal, eşya ve benzeri maddî anlamların ötesinde insanlara sunulan her türlü hizmeti ifade etmektedir. Nitekim Hz. Ömer, üstlendiği “hilâfet” görevini “Müslümanların emâneti” olarak görmüş ve kendisinden sonra da bu makama en uygun ve en yetenekli kişinin getirilmesini teminen işi şûra’ya havale etmiştir. Esasen ilk dört halifenin işbaşına getirilişinde uygulanan birbirinden farklı yöntemler göz önüne alınacak olursa, Kur’an’ın Müslümanların yönetim işini, içinde bulundukları şartlara göre kendi tercihleri istikametinde çözmelerini istemiş olduğu açıkça ortaya çıkar.

Böyle olduğu içindir ki, tâ baştan itibaren İslâm’da çok köklü ve tutarlı bir siyaset teorisi ya da siyaset felsefesi geleneği oluşturulamamıştır. İslâm’da siyaset teorisi ile ilgili en temel kaynaklar bile, Kur’an’ın devlet yapısı veya yönetim şekli hakkında verdiği kesin bilgi ve emirleri bulunmadığı için, hemen hemen bütünüyle yöneticilere öğütler içerecek biçimde yazılmışlardır.

Bu durum, yukarıda sözünü ettiğimiz yöneticiler ile hayatın meselelerine din açısından yorum getirecek hukuk ve kelâm mezheplerinde de görülür. Onların her birinin din ve devlet ilişkileri konularında görüşleri, dinî olmaktan çok siyasî temellere dayanmaktadır. Ancak doğuş ve teşekkül dönemlerinde “din” hayatın bütününde bağlayıcı bir kurum olarak görüldüğünden, ortaya çıkan zümreler ve görüşler, yaşayabilmek ve geçerlilik kazanabilmek için siyasî ve dünyevî niyetlerini Kur’an ve Sünnet’ten biçilmiş kaftanların ardına gizlemek ve örtmek yolunu tutmuşlardır.

Nitekim İslâm dünyasında ilk ortaya çıkan Hâricîler, insana herhangi bir siyasî egemenlik alanı bırakmaksızın hakimiyetin, yani hüküm vermenin sadece Allah’a ait olduğu iddiasıyla, Kur’an’ı, halifeye karşı giriştikleri isyan hareketini meşrulaştırmak için kendi dar ve kısır görüşleri çerçevesinde kullanmışlardı.[14] Daha sonra Şiîler de yönetim konusunda insana herhangi bir hür irade ve tercih hakkı tanımaksızın Allah’a ait egemenlik hakkının ancak Hz. Ali ve masum olduklarına inanılan oğullarına ait olduğunu iddia etmişlerdi ve bugün de etmektedirler. Buna göre Oniki imamdan oluşan bu hâkim zümrenin sonuncusu Onikinci İmam el-Mehdi el-Muntazar, 4 ya da 5 yaşında iken hicrî 8 Rebiyülevvel 260/milâdî 2 Ocak 873 tarihinde babasının vefatı ile birlikte gözden kaybolur. Ancak onun sağ olduğuna ve Kıyamet’ten önce mehdî sıfatıyla zuhûr edeceğine ve zulümle dolmuş dünyayı adaletle dolduracağına inanırlar. Onikinci İmam’ın kaybı zamanında, Şiî toplumunun işleri, Gâib İmam adına velâyet-i fakîh, yani Gâib İmam’ın vekili sıfatıyla fakîhler tarafından yürütülür.[15] Ehl-i Sünnet ise halife, yani yönetici belirleme işini İslâm toplumuna bırakmakla birlikte, uzun süre, “İmamlar Kureyş’tendir” [16] şeklinde meşhur olmuş bir hadîse dayanarak, Kur’an’ın kesinlikle karşı çıktığı belli aile, belli kabile, belli soy ve belli ırkın üstünlüğü anlayışına dayanmışlardır. Diğer fırkalar da bu hususta bir türlü görüş birliği sağlayamamışlar ve her biri, içinde bulunulan siyasî, tarihî, ekonomik ve toplumsal şartlara göre birtakım usûl ve esaslar ileri sürmüşlerdir.

Netice itibariyle Allah, elbette nihaî ve mutlak anlamda hükmün sâhibidir, hüküm verendir, hiç kimseyi de kendi hükmüne ortak kılmaz. Ancak “Allah’ın hükmü” sözü Kur’an’da, O’nun evrensel, kozmolojik ve ontolojik anlamda mutlak hükmünü ve hükümranlığı alanındaki özel hükümleri ifade etmektedir.

Öte yandan Allah, evreni insanın emrine müsehhar kılmış ve böylece ona geniş bir egemenlik alanı açmıştır. İnsan, bu alanda insanın insanla ilişkilerinin düzenlenmesi açısından siyasî egemenliğini, halkın istek ve amaçları doğrultusunda, ama mutlaka bilgi ve hikmetle donatılmış adalet ve hakkaniyet ölçüleri ile sonuna kadar kullanacaktır. Buna göre egemenliğin sâhibi olan halk da kendi adına egemenliğini kullananları, kullanış dönemlerindeki başarı ya da başarısızlıklarına göre değerlendirecek ve böylece egemenlik hakkından doğan yükümlülük ve sorumluluğunu yerine getirmiş olacaktır.

[1] “Hâkimiyet” kelimesinin Arap dilinde ve Kur’an-ı Kerîm‘deki semantik tahlili üzerinde asistanım A.Bülent Ünal tarafından yönetimimde henüz tamamlanmış bir doktora çalışması, şimdilik bu alanda çok titiz ve başarılı bir araştırma özelliğini taşımaktadır: İlk Devir İslâm Düşüncesinde Hâkimiyet Kavramı ve Tezahürleri, İzmir 1997 (Yayınlanmamış Doktora Tezi).

[2] 2.Bakara, 30.

[3] 38.Sâd, 26.

[4] Kur’an‘da “Halife” kelimesi ve çoğul şekildeki kullanışların anlamları ve müfessirlerin yorumları hk. bk.: A.Bülent Ünal, anılan tez, ss.77 vd.

[5] M.A. Shaban, Islamic History: A New Interpretatıon,I, Cambridge 1971, s.15.

[6] Hz.Ebû Bekir’in halife seçimi ve tartışmalar hk. bk.: Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadî İslâm Mezhepleri, İst. 1996 (8.Bsk.), s.27 vd.; aynı yazar, İmâmiyye Şîası, İst. 1984, s.22vd.

[7] A.Bülent Ünal, Semantik Açıdan Kur’an’da Hilâfet Kavramı, İzmir 1990 (Y.Lis.Tezi), s. 7-8.

[8] Bkz.İbn Sa’d, et-Tabakatu’l-Kubra, Beyrut, trz.111, s.183; W.M. Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri, çev. E. Ruhi Fığlalı, Ankara 1981, s.102.

[9] Geniş bilgi için bk.: W. Madelung, “Imama“, Encyclopedia of Islam (2nd. ed.); Lambton, “Khalifa”, E12.

[10] Bu hususlarda bk., Fazlur Rahman, “İslâm’da Devlet İdaresi”, Değişim Sürecinde İslâm, yay. W.Esposito-W.Donohue, İst. 1991, s.276 vd.

[11] Süleyman Ateş, Kur’an’ı Kerîm ve Yüce Meâli, Ankara,trz.,s.5.

[12] Ahmet Akbulut, “Kur’an-ı Kerîm Açısından Egemenlik Meselesi”, İslâmî Araştırmalar, 8/3-4 (1995), s.153.

[13] A.g.m.,s.154.

[14] Haricîlerin bu konulardaki görüşleri için bk.: E.Ruhi Fığlalı,İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri (Doktora Tezi, 1972), Ankara 1983; aynı yazar, “Hariciliğin Doğuşu ve Fırkalara Ayrılışı”, A.Ü. İlâhiyat Fak.Der.,XXII, ss.246-275; aynı yazar, “İbâdiyye’nin Siyasî ve İtikadî Görüşleri”, A.Ü.İlâhiyat Fak. Der.,XXI, ss.323-344.

[15] Bu hususlarda bk.: E.Ruhi Fığlalı, İmamiye Şîası, İstanbul 1984; aynı yazar, Çağımızda İtikadi İslâm Mezhepleri, İst. 1996 (8.Baskı), ss.118-179, 323-351.

[16] Bu hadisin tarihî açıdan yanlışlığıs ve geçersizliği, daha 1972’de tarafımızdan ortaya konmuştur: İbâdiyye’nin Doğuşu ve Görüşleri, s.30. Bu konudaki çok değerli bir araştırma için bk.: M.S. Hatipoğlu, “İslâmda İlk Siyasî Kavmiyetçilik: Hilâfetin Kureyşliliği”, A.Ü. İlâhiyat Fak. Der.,XXIII, (Ankara1978),ss.121-213.

Ethem Ruhi Fığlalı

MİSAK yazarlarından Ethem Ruhi Fığlalı 1937 yılında Burdur’da doğmuştur. 1959'da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1961-1964 yılları arasında Konya İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1964-1965 yıllarında Burdur İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı,1965-1966 yıllarında Kayseri İmam-Hatip Lisesi Müdürlüğü ve Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1966-1970 yılları arasında İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü Müdür Başyardımcılığı ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Öğretmenliği, 1970-1971 yıllarında Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü Müdürlüğü ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Dersi Öğretmenliği yapan Fığralı, 1971'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsü Asistanlığına atanmıştır. 1972'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsünde “İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri” başlıklı teziyle “İlâhiyat Doktoru” ünvanını, 1977'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde “Ahmediyye Mezhebi (Kâdiyânilik)” başlıklı teziyle “Üniversite Doçenti” ünvanını ve 1982'de Ankara Üniversitesinde “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Tetkik)” başlıklı takdim teziyle “Profesör” ünvanını kazanmıştır. 1982, 1985 ve 1988 yıllarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanlığı, 1984'te Dekanlık görevinin yanında Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcılığı, 1992 ve 1994 tarihlerinde Muğla Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü görevlerinin yanında YURT-KUR Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türkiye Stratejik Araştırmalar Millî Komitesi üyeliği, Türkiye Sosyal ve Beşerî Bilimler Millî Komitesi Başkanlığı, Yükseköğretim Kurulu Üyeliği, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği g,b, görevler de yürütmüştür. 1996'da DENBİR tarafından verilen “Bilimde Üstün Hizmet Ödülü”nün, 1999'da Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi tarafından aslî üyelik ve “Ordinaryüs Profesör” unvanının, 2000'de Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi tarafından verilen “Aytmatov Akademisi Aslî Üyeliği"nin, 2005'te Uluslararası Rotary 2004-05 Dönem Başkanı Glenn E. Estess Sr. adına 2440’ıncı Bölge Governor’u tarafından, Marmaris’te yapılan Yüzüncü yıl (2004-05) kutlamasında verilen “Üstün Hizmet Ödülü”nün ve 2006'da T. C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından verilen “Vakıf İnsan” unvanının sahibi oldu. 2003 yılında emekli olan Fığlalı, Sıtkı Koçman Vakfı’nda Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. 2005 Vakıf Senedi gereği Sıtkı Koçman’ın vefatı (13.10.2005) üzerine Sıtkı Koçman Vakfı Başkanı oldu. 2010 yılında bu görevinden istifa etti. İngilizce, Arapça ve Fransızca bilen FIĞLALI, 30 Ağustos 1959 yılından bu yana Fakülteden sınıf arkadaşı Semiha Ertuğrul Hanımefendi ile evlidir ve dört kız beş torun sahibidirler. ARAŞTIRMA VE YAYINLARI I. TELİF KİTAPLAR: 1. Çağımızda İtikadî İslâm Mezhepleri, İstanbul: Selçuk Yayınları, 1980 (Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 2. Baskı: 1983; 3. Baskı: 1986, İran İslâm Devrimi ilâvesiyle 4. Baskı: 1990; 5. Baskı: 1991; 6. Baskı: 1993 ;7. Baskı: 1995 ; 8. Baskı: 1996 ; 9. Baskı: 1998) ; 10. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık; 1999; 11. Baskı: İstanbul: şa-to İlâhiyat, 2001; 12. Baskı: İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay., Aralık 2004. 2. İslâm’a Karşı Cereyanlar: Bâbîlik ve Bahâîlik, Mecca: Muslim World League Yay. 1402/1981. 3. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi (Ortaokul 3. sınıf), Ankara: M.E.B. Yay. 1982 (13. Bs., 1994) 4. İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fakültesi Yay. 1983. 5. İmâmiyye Şîası, İstanbul: Selçuk Yayınları 1984 (2. Basım: İstanbul: Ağaç Kitabevi Yayınları, Kasım 2008). 6. Kâdiyânîlik (Ahmediyye Mezhebi), İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yay. 1986. 7. Mezhepler ve Tarikatlar Ansiklopedisi (Komisyon çalışması, Başkan: E.Ruhi FIĞLALI), İstanbul: Tercüman Yayınları, 1987. 8. Atatürk ve Din, Ankara: Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları No: 32, 1988 (Risale). 9. Türkiye’de Alevilik – Bektaşilik, İstanbul: Selçuk Yayınları 1990 (1.Bs.- Ekim 1990; 2.Bs.- Eylül 1991;3. Bs.- Temmuz 1994; 4.Bs.- Ağustos 1996; 5.Bs.- İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay.,Nisan 2006). 10. Kâdiyânîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 11. Bâbilik ve Bahaîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 12. Geçmişten Günümüze Halk İnançları İtibariyle Alevîlik – Bektaşîlik, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yay., 1994. 13. İmam Ali, Ankara: TDV Yay. , 1996 (2. Baskı: 1998). 14. Din ve Devlet İlişkileri, Muğla : Muğla Ü. Yay., 1997. 15. Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Yayına Hazırlayanlar: Ethem Ruhi Fığlalı, Taha Müftüoğlu, İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999 (2.Bs.2008). 16. Din ve Laiklik Üstüne Düşünceler, Muğla: Muğla Üniv. Yay., 2001. 17. Îtikâdî İslâm Mezheplerine Giriş, İzmir: İzmir İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yay. 2007. 18. Günümüz İslâm Mezhepleri, İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yayınları 2008 (630 s.). 19. İslâm Laiklik ve Türk Laikliğinde Uygulamalar, Ankara: Berikan Yayınları 2010. II. YAYIMLANAN KİTAPLARDA AYRI BÖLÜMLER: 1. “İslâmî Anlayışta İnsânî Değerler”, Türklerde İnsânî Değerler ve İnsan Hakları – I, İstanbul : Türk Kültürüne Hizmet Vakfı yay., 1992, 257-279. 2. “Şiîlik ve Anadolu Alevîliği Arasındaki Farklılıklar ve Benzerlikler”, Alevîler/Aleviten, Haz. İsmail Engin-Erhard Franz, Hamburg 2000, I, 97–110. 3. “Hoca Ahmed Yesevî Kimdir?”, Türkistan’ın Pîri Hoca Ahmed Yesevî ve Külliyesi, Ankara: TİKA Yay.,2000, 24-37. 4. “Değişimci Özal ve Değişim Sürecinde İslâm”, Kim Bu? Özal-Siyaset, İktisat, Zihniyet, Editörler: İhsan Sezal/İhsan Dağı, İstanbul: Boyut Yay. 2001, 211–218. 5. “Sünnî Tarih ve İlâhiyat Geleneğinde Hz. Ali”, Tarihten Teolojiye İslâm İnançlarında Hz. Ali, Haz. Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: Türk Tarih Kurumu 2005, 103-136 [“Ali in the Sunni Historical and Theological Tradition”, From History to Theology Ali in Islamic Beliefs, ed. by Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: TTK 2005, 149-184]. 6. “Atatürk ve Din”, Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Haz. Ethem Ruhi Fığlalı- Taha Müftüoğlu- İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999, 235–249 [ Aynı makale şu eserde de yer almıştır: Atatürk’ün İslâma Bakışı- Belgeler ve Görüşler, Haz. Mehmet Saray-Ali Tuna, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 2005, 193–207]. 7. “T.C. Devleti’nde Din-Devlet İlişkileri: Din Kurumları ve Din-Devlet İlişkileri”, Türk Dünyası Kültür Atlası / A Cultural Atlas of the Turkish World, İstanbul: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Yay. 2006, 526–543. 8. “Alevî-Bektaşî Teolojisinin Temel Taşı: Alevî-Bektaşî İnançlarında Hz. Ali”, Geçmişten Günümüze Alevî-Bektaşî Kültürü, Editör: Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 2009, 241 – 267. III. TERCÜME KİTAPLAR: 1. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Sosyal Dayanışma, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O.ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur yay., 1969 (2.baskı: İstanbul, 1978). 2. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Siyâsî ve İtikâdî Mezhepler Tarihi, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O. ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur Yay., 1970. 3. İbn Bâbeveyh el-Kummî, Şîî-İmâmiyye’nin İman Esasları (Risâletü’l-İ’tikâdâti’l-İmâmiyye), Arapçadan notlarla çev. E.R.FIĞLALI, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fak. Yay., 1978. 4. R.A. NİCHOLSON, İslâm Sûfileri (The Mystics of Islam), İng. Çev.: M.DAĞ, K.IŞIK, E.R. FIĞLALI, A. ŞENER, R. AYAS, İ.KAYAOĞLU, Ankara: Kültür Bakanlığı Yay., 1978 (2. Baskı: Ankara: Çağlar Yayınları 2004). 5. Ebû Mansur Abdulkahir el-Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (El-Fark Beyne’l-Fırak), Arapçadan notlarla çev.: E.Ruhi FIĞLALI, İstanbul: Kalem Yay. 1979 [2.Baskı: Ankara: TDV Yay. 1991; 3.Baskı: Ankara: TDV Yay. 2001; 4. Baskı: Ankara: TDV Yay.2007] 6. Prof. W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (The Formative Period of Islamic Thought), İng. Çev.: E.Ruhi FIĞLALI, Ankara: Umran Yay., 1981. ( 2. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık 1998; Gözden Geçirilmiş 3. Baskı: Ankara Sarkaç Yayınları 2010). 7. Henry Laoust, İslâm’da Ayrılıkçı Görüşler, (Les Schismes dans l’Islam), Fransızcadan çev. , E. Ruhi FIĞLALI – Sabri HİZMETLİ, İstanbul: Pınar Yayınları 1999. 8. Bahâilik ve el-Kitâbu’l-Akdes, Arapçadan notlarla çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan ŞİMŞEK, e-makâlât Mezhep Araştırmaları, III/2 (Güz 2010), ss. 7-144 /ISSN 1309-5803 /www.emakalat.com [Takdim-Bahâilik, Ethem Ruhi FIĞLALI, ss.8-42; Mirza Hüseyin Ali Bahâullah, El-Kitâbu’l-Akdes, Notlarla Çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan Şimşek, ss. 43-144]. IV. TELİF MAKALELER: 1. “İlkokulların Açılışı Münasebetiyle: Tarihimizde âmin Alayları”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 418 (Eylül 1968), ss.16–17. 2. “İslâm’da Eğitim ve Öğretim”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 420 (Kasım 1968), ss.10–11. 3. ” Hâricîliğin Doğuşuna Tesir Eden Bazı Sebepler”, İFD (Ankara 1975), XX, ss. 219–247. 4. “Burdur Kütüphanesinde Bulunan Bir Risâle: Tezkiretu’l-Mezâhib”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 99–116. 5. “Tezkiretu’l-Mezâhib li’bni’s-Serrâc”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 117–141 (Önsöz ve notlarla Arapça metin neşri). 6. “İbâdiye’nin Siyâsî ve İtikâdî Görüşleri” İFD, (Ankara 1976), XXI, ss.323–344. 7. “Hâricîliğin Doğuşu ve Fırkalara Ayrılışı”, İFD, (Ankara 1978), XXII, ss. 245–275. 8. “Hicrî 1400. Yıla Girerken İslâm Dünyası”, Milli Eğitim ve Kültür, (Ankara 1979), II, No: 5, ss.55–75. 9. “Genç Nesillerin Din Terbiyesi ve Destanlar”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı: 1, ss.38–43. 10. “Eğitimimizde Dinî Formasyon Noksanlığı ve Bunun Anarşideki Yeri”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı:3, ss. 35–54. 11. “Mezheplerin Doğuşuna Tesir Eden Sebepler”, İİED, (Ankara 1980), IV, ss. 115–131. 12. “İbn Sadru’d-Dîn eş-Şirvânî ve İtikâdî Mezhepler Hakkında Türkçe Risâlesi”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 249–276. 13. “Tercümânu’l-Ümem”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 277-335 (Önsöz ve notlarla tenkidi neşir). 14. “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, İFD, (Ankara 1981), ss. 179–214. 15. “The Problem of Abd-Allah İbn Saba”, İİED, (Ankara 1982), V,pp. 379–390. 16. “Sakîfe Olayı ve Hz.Ebû Bekir’in Halife Seçimi”, İslâm Medeniyeti, (İstanbul 1982), V, No:3, ss.7–27. 17. “XIX. Yüzyıl Sonlarında Hindistan (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, DEÜİFD, (İzmir 1983), I, ss. 1–24. 18. “Basic Principles of Islam and the Problem of Dialog Between Islam and Christianity”, Diyanet Dergisi, (Ankara 1983), XIX/ 2, ss. 3–14 (Türkçe özet: “İslâm’ın Temel Esasları ve İslâm-Hıristiyan Diyaloğu Meselesi”, ss 3–5). 19. “İslam: Basic Principles and Characteristics”, The Muslim World League Journal, (Mecca: Shaban 1403/May-June 1983), LX, No: 8, ss. 11–15. 20. “İlk Şii Olaylar: Tevvabûn Hareketi”, İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 335–352. 21. “İslâm Tarihinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Dönemleri (Mezhepler Tarihi Açısından bir Tedkik), İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 353–370. 22. “Millî Kültürümüz ve Dinimiz”, Türk Kültürü Araştırmaları-Prof Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun Hatırasına ARMAĞAN, Ankara 1985, 245-252. 23. “Endonezya’da Çağdaş İslâm Düşüncesi”, DEÜİFD, (İzmir 1985), II, ss. 9–23. 24. “Mawlawi a’in: a brief description and an interpretation”, Islamic Culture, 60, IV (1986), pp. 46–52. 25. Ortadoğu’da İslâm (İslâm Mezhepleri Tarihi Açısından Bir Bakış)”, Türkiye Günlüğü, 14, 1991, ss. 4–11. 26. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Türk Kültürü, 343 (1991), ss. 696–699. 27. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, VIII/22 (1991), ss. 39–43. 28. “Türk Düşüncesi Üzerine, Türk Yurdu, Türk Düşünce Hayatı Özel Sayısı, XI/44 (1991), ss. 44–45. 29. “Halkımızın İlahiyat Fakültelerinden Beklentileri”, Din Öğretiminin Dünü ve Bugünü Paneli, Diyanet Dergisi, 10 (1991), ss. 21.vd. 30. “Terör ve Terörün Kaynağı”, Türkiye’de Terör ve İçyüzü Açıkoturumu, Diyanet Dergisi, VII (1991), ss. 19.ff. 31. “Alevîlik-Bektâşîlik Tartışmaları Üzerine”, Diyânet, 25 (Ocak 1993), 35–37. 32. “Değişim Sürecinde İslâm”, İslâmî Araştırmalar, VI/4, (1993), ss. 222–224. 33. “Atatürk and the Religion of Islam”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, IX/26 (Ankara: Mart 1993), ss. 289–301. 34. “Alevîlik”, Diyanet,3 44 (Ağustos 1994), , ss. 4–10. 35. “Atatürk ve Din”. Türk Kültürü, XXXIII/ 384 (Ankara: Nisan 1995), ss. 193–204 36. “İslâm ve Laiklik” , Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, X/33 (Kasım 1995), ss. 653–686. 37. “Egemenlik Kimindir?” Türkiye Günlüğü, Sayı. 45 (Mart-Nisan 1997), ss. 21–26. 38. “İslâm’ın Bugünkü Meseleleri”, Türk Yurdu, XVII/116–117 (Nisan-Mayıs 1997), ss. 29–32. 39. “Din ve Devlet İlişkileri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XIII/38 (Temmuz 1997), ss. 581–611. 40. “Alevîlik ve Heterodoksi”, Türk Yurdu, XXV/210 ( Şubat 2005), ss. 5–7. 41. “Şiiliğin Ortaya Çıkışı ve İran’da Din-Siyaset İlişkisi”, Şİİ JEOPOLİTİĞİ, Avrasya Dosyası /Eurasian File: Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, XIII/3 (Eylül-Ekim-Kasım-Aralık 2007), ss. 191–229. V. TERCÜME MAKALELER: 1. Muhammad Kafafi (Ph.D.), “Abû Saîd Muhammad al-Azdî al-Kalhatî’ye Göre Hâricîligin Doğuşu” (The rise of Kharijism According to Abû Saîd….), İFD, (Ankara 1972), XIII, ss. 177–191 (İng.den çeviri). 2. L.V. Vaglieri, “Ali-Muâviye Mücadelesi ve Haricî Ayrılmalarının İbâdi Kaynakların Işığında Yeniden İncelenmesi” (The Ali-Muaviyye Conflict and the Kharijite Secession Reexamined in the Light of Ibadite Sources), İFD, (Ankara 1973), XIX, ss. 147-150 (İng.den çeviri). 3. Prof. Muhammed Tancî, “Beyrûnî’nin İbn Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn Sînâ’nın Cevapları ve Bu Cevaplara Beyrûnî’nin İtirazları”, Beyrûnî’ye Armağan, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay. 1974, ss. 231–260 (Dr. Abdülkadir ŞENER ile birlikte Arapçadan çeviri) 4. Prof.Dr. Mahmud Şeltut, “İsâ’nın Ref’i”, İFD, (Ankara 1978), XXIII, ss.319–324 (Arapçadan çeviri). 5. W.F.Tucker, “Âsîler ve Gnostikler: el-Muğîre bin Saîd ve Muğîriyye” (Rebels and Gnostics: el-Muğîra and the Muğırıyya), İİED, (Ankara 1982), ss. 203–215 (İng.den çeviri). 6. W.F.Tucker, “Ebû Mansur el-İclî ve Mansûriyye: Avrupa Ortaçağı Terörizmi Hakkında Bir Çalışma” (Abû Mansur al-Ijlî and the Mansuriyya: A Study in Medieval Terrorism), İİED, (Ankara 1982), ss. 217–219 (İng.den çeviri). 7. E.Toftbek, “Kısa Dürzî İlmihali”, İFD, (Ankara 1981), XXV, ss. 215–220 (İng.den çeviri). 8. M.M. Mazzoui, “The Origins of the Safawids-Si’ism, Sufism and the Ghulat”, İFD, (Ankara 1978), ss. 533–536 (Kitap Tanıtma) VI. ANSİKLOPEDİ MADDELERİ: 1. Türk Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Sebeiyye, 28/246 2. Seb’iyye, 28/251 3. Secah Binti’l-Hâris, 28/255 4. Tahtacılar, 30/352–353 5. Tîcânîlik, 31/188–189 6. Tüsterî, 32/462 7. Yezidilik, 33/441. 2. Dergâh Yayınevi İslâmî İlimler Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Ehl-i Sünnet 3. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Abbas b. Ali b. Ebî Tâlib I/21 2. Abdullah b. Ali b. Abdullah el-Abbas I/82–83 3. Abdullah b. Cafer b. Ebî Tâlib I/89 4. Abdullah b. İbad el-Murrî et-Temimî I/109 5. Abdullah b. Meymûn I/117–118 6. Abdullah b. Muâviye b. Abdullah b.Cafer b.Ebî Tâlib I/118–119 7. Abdullah İbn Sebe’ I/133–134 8. Abdullah b. Vehb er-Râsıbî I/141–142 9. Abdulkâhir el-Bağdâdî I/245–247 10. el-Ahbâru’t-Tıvâl I/493–94 11. Ali b.Ebî Tâlib II/371–374 12. Ali Ekber II/390 13. Bahaîlik, IV/464–468 14. Câbir Cu’fî -VI/532 15. Cemel Vak’ası VII/320–321 16. Culendâ b. Mes’ud – VIII/107–108 17. Darü’n-Nedve – VIII/555–556 18. Ebu Mansu-r el-İclî – X/181–182 19. Ebu Tâlib X/327–238 20. Ebu Yezid en-Nükkârî X/259–260 21. Fah- XII/73–74 22. el-Fark Beyne’l-Fırak- XII/172–173 23. Gadir Hum – XIII/279 24. Gâib- XIII/292 25. Hâriciler – XVI/169–175 26. Hasan – XVI/282–285 27. Hasan b. Muhammed b.Hanefiyye – XVI/331–332 28. Hasan b. Zeyd – XVI/361 29. Hırrît b. Râşid – XVII/382 30. Hüseyin – XVIII/518–521 31. el-Hüseyin b. Ali-Sâhibu Fah – XVIII/525 32. İbâziyye – XIX/256–261 33. İbn İnebe – XX/85–86 34. İbni Mülcem- XX/220 35. İbrahim el-İmâm – XXI/319–320 36. İsnâaşeriyye – XXIII/142–147 37. Kâdiyânîlik – XXIV/ 137–139 VII. KONGRE, SEMPOZYUM VE SEMİNER TEBLİĞLERİ (Yayınlanmış ve Tespit Edilebilmiş Olanlar): 1. “Atatürk ve Din Anlayışı”, Türk Kadınları Kültür Derneği, Atatürk’ün Milliyetçilik ve Devletçilik Anlayışı Semineri, (Ankara 1981), ss. 3–12 (Ayrı basım). 2. “Atatürk ve Din”, Aydınlar Ocağı, Millî Eğitim ve Din Eğitimi İlmî Semineri(Ankara 9-10 Mayıs 1981), ss. 209–219; İstanbul 1981, ss.131–141. 3. “Din Kültürü ve Ahlâk Öğretimi”, Tercüman Gazetesi, Milli Eğitim Sempozyumu, (İstanbul 1984). 4. “Tarih ve Din”, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Metodolijisi ve Türk Tarihinin Meseleleri Kollokyumu, Elazığ 1984. 5. “İslâm Mezhepleri Tarihi Araştırmalarında Karşılaşılan Bazı Problemler”, (Some Problems Concerning the Studies on the History of Islamic Sects), Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu (First International Symposium on Islamic Studies), (İzmir 1985), ss. 369–382 (Türkçe metin + İngilizce özet).Online uçak bileti resmi sorgulama sitesi.Türkiyenin en iyi kozmetik sitesi.Nakliyat için evden eve nakliyat firmanızı seçmeniz öneririz.Jenga magazin haberleri.Jenga emlak ilanlarını bulabilirsiniz. 6. “Islamic Approach Towards Other Religions”, Assembly of the World’s Religions. New Jersey-U.S.A, November 14–21, 1985. 7. “The Origin and the Significance of the Mawlawi Rituals”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Coronado, California, December 29, 1986-January 4, 1987. 8. “Abdullatif el-Harpûtî ve Tenkîhu’l-Kelâm fî Akaîdi Ehli’l-İslâm Adlı Eseri”, Fırat Üniversitesi, Türk-İslam Tarih, Medeniyet ve Kültüründe Fırat Havzası Sempozyumu, Elazığ, 23-26 Mart 1987. 9. “The Meaning and the Significance of Islamic Prayer (Salât): From the Point of View of Sufism”, Council for the World’s Religions: Ritual, Symbol and Participation in the Quest for Interfaith Cooperation”, Harrison Hot Springs, Canada, August 20–25, 1987. 10. “God in the Turkish Folk Litterature”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Key West, Florida, April 16–22, 1988. 11."Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Eğitim ve Yayın Hedefleri” Din Öğretimi ve Din Hizmetleri Sempozyumu, D.İ.B.-A.Ü.İ.F.-T.D.V.,8-10 Nisan 1988 Ankara, ss.475-481. 12. “Din ve Türkler”, Fikir ve İman Zemini (Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı 1986–1987 Akademik Toplantıları), İstanbul 1988, ss. 18. 13. “Teaching of the History of the Islamic Schools of Political and Religious Thought in the Facilties of Divinity”, Conference on the Communicating Religious values to youth Today, Gregorian University, Rome, 10–13.05.1989. 14.“İmam Ali and Human Rights”, Imam Ali’s Festival Fourteen Centerary of al-Ghadeer, July 1990, London, pp. 84-93. 15.”Yunus Emre’de Allah Telâkkisi”, Eskişehir Türkocağı, 4 Ocak 1991 16. “Türkiye’de Alevîlik-Bektaşîlik”, Karşıyaka Kültür-Sanat Derneği, 2 Mart 1991 17.“Dinî Hayatımız”, Bursa Aydınlar Ocağı, 26 Nisan 1991 18. “Ana Hatlarıyla Alevîlik”, Günümüzde Alevîlik ve Bektaşîlik Paneli 22.2.1991, Ankara, 1995, ss.11–18. 19. “Sosyal Bütünleşme Açısından Din”, Türk Kültür ve Sanat Derneği, Atatürk İl Halk Kütüphanesi, İzmir, 2 Mart 1992. 20. “A Brief History of Mawlawiyyah and the Significance of the Mawlawi Rituals”, Contemporary Relevance of Sufism, ed. by Syeda Saiyidain Hameed, New Delhi: Indian 1991) 21. “Şiîliğin Doğuşu ve Gelişmesi”, Milletlerarası Tarihte ve Günümüzde Şiilik Sempozyumu, İstanbul 13–15 Şubat 1993, ss. 33–68. 22. “Din ve Devlet İlişkileri”, (Konferans), Muğla Üniversitesi, Muğla 3 Mart 1993. 23. “İslâm ve Diğer Dinler”, Uluslararası Hoşgörü Kongresi, Antalya 10–12 Haziran 1995. 24. “Atatürk ve Laiklik”, Üçüncü Uluslararası Atatürk Sempozyumu, Gazi Magusa-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 3–6 Ekim 1995. 25. “Atatürkçü Düşüncede Milliyetçilik ve Lâiklik”, Atatürk, Muğla: Muğla Üniversitesi Yayını, ss. 1–5. 26. “Do Secular States Have A Future In The Islamic World? (Turkish Case)”, Conference on the Impact of Religion on Politics at the End of the Twentieth Century, Jerusalem, November, 10–12, 1997 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XV/43 (Ankara Mart 1999), ss.203,217). 27. “Laikilik-Din İlişkisi”, Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye’de Din ve Devlet İlişkileri Sempozyumu, Kahramanmaraş, 1998, ss. 6–33. 28. “Türk İnkılâbı ve Lâiklik”, Kara Harp Okulu Komutanlığı, Ankara: Kara Harp Okulu Bilgi Toplama ve Yayım Mrk. Yay., 2000, ss. 1–39 29. “Atatürk Düşüncesinde Laiklik”, Atatürk 4.Uluslararası Kongresi, 25–29 Ekim l999- Türkistan-Kazakistan, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2000, I.Cilt, ss.371-280. 30. “Yeni Bir Geleceğe Açılırken İslâm’ın ve Müslümanların Meseleleri”, Yeni Bir Geleceğe Açılırken İnsan ve Din Sempozyumu, Çukurova Ün. İlâhiyat Fakültesi, 8–9 Kasım 2001, Adana, ss.13–28, 267–270. 31. “Türk-İslâm Kültüründe Sosyal Dayanışma ve Vakıf”, Türk Kültüründe Vakıf (Panel), Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 13 Mayıs 2004. 32. “Doğumunun 100. Yılında Sâmiha Ayverdi”, (Konferans), Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, İstanbul 2 Nisan 2005 [Bu konferans, bir makale halinde de yayımlanmıştır: Sâmiha Ayverdi, Yayına Hazırlayanlar: Aysel Yüksel-Zeynep Uluant, İstanbul: Kültür Banklığı Yayınları 2005, ss. 125–140.] 33. “Kur’an ve Sâmiha Ayverdi”, (Panel), Doğumunun 100.Yılında Sâmiha Ayverdi’yi Anma Programı, Türk Kadınları Kültür Derneği Kütahya Şubesi, Kütahya 19.11.2005. 34. “Alevîlik Hakkında Bazı Düşünceler”, Uluslararası Bektaşilik ve Alevilik Sempozyumu-I- The 1st International Symposium on Bektashism and Alevism (Bildiriler-Müzakereler), 28-30 Ekim 2005 Isparta: SDÜ İlâhiyat F.Yay.,2005, (Çağrılı Bildiriler: ss.21-25, 635-37). 35. “Vakıf Medeniyeti”, Vakıf Medeniyeti ( Panel), Muğla Valiliği-Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 08 Mayıs 2006. 36. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, Doğumunun 125. Yılında Mustafa Kemâl Atatürk Uluslar arası Sempozyumu, Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 15–18 Mayıs 2006. 37. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Doğumunun 125. Yılı, Muğla İl Müftülüğü, 6 Kasım 2006. 38. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, “21 inci Yüzyıl Başında Kemalizm; Anlaşılması ve Anlatılmasındaki Sorunlar” Sempozyumu, T.C.Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, İstanbul 08-09 Kasım 2006 ( İstanbul: Yeditepe Ü. Yayın No:51, Mayıs 2008, 45-63). 39. “Dinî Hayatımız Nereye Gidiyor?” (Konferans), Türkiye Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (TESAV), Ankara 18 Kasım 2006. 40. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Marmara Üniversitesi Rektörlüğü, Göztepe Kampusu/İstanbul, 31 Ekim 2007. 41. “Tasavvuf ve Batı Dünyası” (Panel), Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD)-T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Kütüphane Başkanlığı, Bahçelievler/Ankara, 16 Şubat 2008. 42. “Modernleşme ve Gelenek” (Panel), Türk Kültür ve Sanat Derneği, İzmir, 22 Mart 2008. 43. “Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi: Ama Hangi Din?”,“Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi” Uluslararası Sempozyumu, Çukurova Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, Adana, 1–2 Mayıs 2008. 44. “Laiklik”, Türk İnkılâbına Bakışlar, Panel, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 27–28 Ekim 2008. 45. “İslâm Düşüncesinde Hilâfet Meselesi”, 85. Yılında 3 Mart 1924 Tarihli Kanunlar ve Türkiye – Panel, Gazi Üniversitesi Rektörlüğü-T.C.Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 3 Mart 2009. 46. “Nerede Yanlış Yaptık ya da Hangi İslâm?, Konferans, TESAV, Ankara 2 Mayıs 2009. 47. “Küreselleşme Sürecinde İslâm’ın Geleceği ve İlâhiyatçılar” (Panel), Fırat Üniversitesi IV. Kariyer Günleri, Elazığ 4-8 Mayıs 2009 (Yayına Hazırlayanlar: İsmail Akkoyunlu ve Songül Ünal, Fırat Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Yıl:14, Sayı:1 Elazığ 2009, ss.1-36). 48. “Atatürk’ü Anlamak”, (Atatürk’ü Anmak ve Anlamak Paneli), Atatürk Kültür, Dil ve Tartih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, İstanbul, 10 Kasım 2009. 49. “Nerde Yanlış Yaptık?” (Panel), Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Kolları, Ankara 14 Kasım 2009. 50. “Kur’an’ın Işığında Örtünme” (Konferans), Türk Kadınları Kültür Derneği, Ankara 19 Aralık 2009. 51. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Maltepe Askerî Lisesi, Mart 2010 İzmir. 52. “Hünkâr Hacı Bektâş Velî’nin Türk Kültürü İçin Önemi”, Uluslararası Hacı Bektaş Veli Sempozyumu / International Symposium of Hacı Bektaş Veli, Hitit Üniversitesi Hacı Bektaş Araştırma ve Uygulama Merkezi, 07– 09 Mayıs 2010 ÇORUM. 53. “Atatürk, Din ve Laiklik”, Doğumunun 129’uncu Yıldönümünde Asker ve Devlet Adamı ATATÜRK (Liderlik Özellikleri, Fikir ve Düşünceleri, Devrimleri) Uluslararası Paneli, Genel Kurmay Başkanlığı: Ankara 19 Mayıs 2010. 54. “Atatürkçülük Konferansları: Atatürk, Din Ve Laiklik”, Hava Eğitim Komutanlığı, İzmir 12 Ocak 2011. 55. “Kur’an’ın Işığında Kadın Hakları İle İlgili Bazı Meseleler” (Konferans), Türk Dünyası Kadınları Derneği, İzmir Şubesi, 17 Şubat 2011. 56. “Mehmed Âkif’i Anlamak” (Konferans), Muğla Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, 10 Mart 2011. ÜYESİ OLDUĞU KURULUŞLAR 09.11.1989 Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği. 27.12.1999 Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi aslî üyeliği. 09.10.2000 Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi aslî üyeliği. ALDIĞI ÖDÜLLER 1. Bilimde Üstün Hizmet Ödülü- İstanbul, 25 Mayıs 1996 2. Yılın Bürokratı Ödülü- Kasım 1997 /Muğla Ticaret Odası. 3. Muğla’da 2004 Yılının En İyileri Ödülü- Muğla Hamle Gazetesi, 11.03.2005 4. Üstün Hizmet Ödülü- Uluslar arası Rotary Centennial Service Award for Professional Excellence, Presented in celebration of Rotary’s centennial year – 2004–05, Marmaris 27.09.2005. YÖNETTİĞİ TEZLER 1. Sayısını hatırlayamadığı Bitirme Çalışması ve Yüksek Lisans tezi 2. 8 Doktora Tezi HAKKINDA YAYIMLANAN ARMAĞAN KİTABI Ethem Ruhi Fığlalı’ya Armağan, Haz. Ali Osman Gündoğan, Ankara: Vâdi Yayınları, 2002.

Yazar:
Ethem Ruhi Fığlalı

Son Yazılar

Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 107. yıldönümü

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının, Millî Egemenlik ve Millî Bağımsızlık Savaşımızda onun ebedî önderliğinde… Devamını Oku

19.05.2026

Türk evren tasavvuru ve millî egemenlik

Türk devletinin töreli ve adaletli yöneticileri, “kimsesizlerin kimsesi” olma tarzında bir yönetim düşüncesiyle hareket etmek… Devamını Oku

16.05.2026

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026