İran’da son protestolar sırasında kaç kişinin hayatını kaybettiğine ilişkin tartışma, tüm ağırlığıyla sürmektedir. Bu tartışmanın derinleşmesinin temel nedeni, İranlı yetkililerin bugüne kadar net, kapsamlı ve doğrulanabilir bir resmî bilanço açıklamaktan sistematik biçimde kaçınmasıdır.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, uluslararası kamuoyunda sıkça dile getirilen 12 bin ölü rakamının “doğru olmadığını” ifade etmiş, ancak bu açıklama herhangi bir alternatif resmi sayı ile desteklenmemiştir. Bu yaklaşım, belirsizliği gidermek yerine ölü sayısına ilişkin sis perdesini daha da kalınlaştırmıştır.
Ortaya çıkan tablo, bilgi akışının ciddi biçimde kısıtlandığı, internetin uzun süreli olarak kesildiği ve bağımsız gazetecilik faaliyetlerinin fiilen imkânsız hale geldiği bir ortamda şekillenmiştir. Bu koşullar altında ölü sayısına ilişkin tahminler son derece geniş bir aralığa yayılmıştır.
Farklı kaynaklar; veri toplama yöntemleri, sahaya erişim düzeyleri ve “ölüm” kavramını tanımlama biçimlerindeki metodolojik farklar nedeniyle birbirinden ciddi biçimde ayrışan rakamlar açıklamaktadır.
Bu belirsizlik, İran’da uygulanan sistematik bilgi karartmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Yetkililer yaşananları tek merkezli bir resmi anlatı çerçevesinde kontrol altında tutmaya çalışırken, bu anlatının dışına çıkan bilgi kanalları bilinçli biçimde susturulmaktadır.
Reformcu çizgisiyle bilinen Hammihan gazetesinin, protestolara ilişkin tarafsız ve kapsamlı bir rapor hazırlamaya çalıştığı gerekçesiyle kapatılması, rejimin bağımsız değerlendirmeleri ne ölçüde tehdit olarak gördüğünü açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu tür müdahaleler, yalnızca anlık bilgi akışını değil, protestoların uzun vadeli siyasal ve toplumsal sonuçlarının tartışılmasını da engellemeye yöneliktir.
Uluslararası medya kuruluşları, genellikle daha geniş bir çerçeve çizerek yüksek sayılar telaffuz etmektedir.
CBS News, protestocuların yanı sıra çatışmalar sırasında hayatını kaybeden diğer kesimleri de kapsayan bir yaklaşımla yaklaşık 20 bin kişinin öldüğünü ileri sürmekte; bu rakam bugüne kadar dile getirilen en yüksek tahminlerden biri olarak öne çıkmaktadır.
The Sunday Times ise doktorlara, hastane kayıtlarına ve rejim içi kaynaklara dayandırdığı haberlerinde ölü sayısını 16.500–18.000 aralığında vermekte; buna ek olarak yaklaşık 330 bin yaralı bulunduğunu iddia etmektedir. Bu veriler, bastırma sürecinin toplumsal ölçekte yarattığı yıkımı da görünür kılmaktadır.
İnsan hakları kuruluşları daha temkinli bir yöntem izlemekte, ancak zaman içinde yukarı yönlü revize edilen rakamlar paylaşmaktadır.
Human Rights Activists News Agency (HRANA), toplam 13.078 ölüm kayda geçirmiştir. Bunların 4.029’u doğrulanmış, 9.049’u ise hâlen inceleme altındadır. HRANA, önceki raporlarında ölüm sayısının 3.000’in biraz üzerinde bir düzeyden başlayarak kademeli biçimde arttığını ve tutuklu sayısının 24.000’i aştığını özellikle vurgulamaktadır.
Norveç merkezli Iran Human Rights (IHR) ise yalnızca doğrulanabilen vakaları esas alarak en az 3.428 ölümü teyit etmiş, ancak bu sayının yalnızca “asgari” düzeyi yansıttığını ve geçmiş protestolarda da benzer biçimde ilk açıklanan rakamların zaman içinde ciddi ölçüde yükseldiğini hatırlatmıştır.
Yurt dışı merkezli muhalif yayın organlarından Iran International, hükümet ve güvenlik bürokrasisi içindeki kaynaklara dayandırdığı haberlerinde en az 12.000 kişinin hayatını kaybettiğini bildirmektedir. Kanal, bazı dosya ve tanıklıkların bu sayının 16.500’ün üzerine çıkabileceğine işaret ettiğini de aktarmaktadır.
Bu tartışmada kritik bir eşik, rejimin en üst düzey temsilcilerinin kullandığı dil ile aşılmıştır.
İran’ın Yüce Lideri Ali Hamaney, ilk kez resmi bir konuşmada “birkaç bin kişinin” hayatını kaybettiğini kabul etmiş; ancak ölümlerden “fitneci unsurları” sorumlu tutarak ABD ve İsrail’i suçlamıştır. Sorumluluğun dışsallaştırılmasına rağmen, bu ifade devletin zirvesinden gelen dolaylı bir kitlesel can kaybı teyidi anlamına gelmektedir.
Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da “binlerce kişi” ifadesini kullanmış, protestoları “isyan” ve “fitne” olarak nitelendirerek yüksek kayıpları dolaylı biçimde kabul eden bir söylem kurmuştur.
Ayrıca Reuters’a konuşan bir İranlı yetkili, resmi incelemelere dayanarak son protestolarda en az 5.000 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların yaklaşık 500’ünün güvenlik güçleri mensubu olduğunu ifade etmiştir. Bu açıklama, kamuoyuna yansıyan en somut rejim içi rakamlardan biri olarak öne çıkmaktadır.
Rakamlar arasındaki büyük farklılıklar; uzun süreli internet kesintileri, bağımsız doğrulamanın neredeyse imkânsız hale gelmesi, hastane ve morg kayıtlarına erişimin engellenmesi ve kaynakların kullandığı farklı metodolojilerle doğrudan ilişkilidir.
Resmi makamlar genellikle düşük sayılarla yetinmekte ya da ölümleri “terörist faaliyetler” ve “yabancı provokasyonlar” çerçevesine oturtmaktadır. Buna karşılık muhalif çevreler ve insan hakları örgütleri, sahadan gelen tanıklıklara ve dolaylı kanıtlara dayanarak çok daha yüksek rakamlar rapor etmektedir.
Bu çerçevede en çarpıcı unsur, tartışmanın yalnızca muhalif ya da dış kaynaklı iddialarla sınırlı kalmaması; bizzat rejimin en üst düzey temsilcilerinin dahi “binlerce kişinin öldüğünü” kabul etmek zorunda kalmasıdır. Bu kabul, İran’daki protestoların bastırılmasının münferit olaylar zinciri değil, tarihsel ölçekte kitlesel bir can kaybıyla sonuçlanan yapısal bir şiddet süreci olduğunu göstermesi bakımından kritik bir dönüm noktasına işaret etmektedir.
Sonuç itibarıyla, binlerce kişinin hayatını kaybettiği gerçeği artık rejim muhaliflerinin iddiası ya da propaganda unsuru olmaktan çıkmış, fiili ve siyasal olarak kabul edilen bir gerçeklik kazanmıştır. Gelinen aşamada tartışma, “ölüm olup olmadığı” ekseninden çıkmış; esas olarak kaç kişinin hayatını kaybettiği sorusu etrafında yoğunlaşmıştır. Kamuoyuna yansıyan rakamlar incelendiğinde, farklı kaynaklar arasında değişiklikler olmakla birlikte, genel eğilimin sürekli yükselen bir sayı yönünde olduğu görülmektedir.
Bilgi akışının normalleşmesi, internet kısıtlamalarının kaldırılması ve bağımsız soruşturma mekanizmalarının devreye girmesi hâlinde, bugün telaffuz edilen rakamların daha da yukarı yönlü revize edilmesi güçlü bir ihtimal olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, İran’daki protestoların bastırılmasının yalnızca mevcut döneme değil, ülkenin siyasal tarihine damga vuracak ölçekte bir kırılma anı olarak kayda geçeceğini göstermektedir.
İran yönetimi, kendisini köşeye sıkışmış hissettiğinde neler yapabileceğini son protestolarda açıkça göstermiştir Devamını Oku
Her şeyin değişken ve akışkan olduğu bir dünyada, insan ve toplum hayatı için değişmeyen belirli… Devamını Oku
"Halklara özgürlük" sloganı ile başa gelen Bolşevikler ise Türkleri yeniden boyunduruk altına almak için gittikçe… Devamını Oku
DPT Uzmanı- Denizcilik E. Müsteşarı yazarımız Mustafa Korçak'ın Karadeniz’i romantik bir doğa unsuru olarak değil;… Devamını Oku
İran’ın bölgesel nüfuzunun zayıflatılması ve "üzerinin çizilmesi", Türkiye’nin stratejik önemini doğal bir sonuç olarak artırmaktadır. Devamını Oku
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) resmi internet sayfasında 22 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan… Devamını Oku