<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erol Güngör arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/erol-gungor/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/erol-gungor/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Jul 2026 01:01:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/07/icibeyazdoluicon.png</url>
	<title>Erol Güngör arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<link>https://millidusunce.com/tag/erol-gungor/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İlerici – Gerici</title>
		<link>https://millidusunce.com/ilerici-gerici/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/ilerici-gerici/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Feb 2025 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[iskender öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Popper]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=49607&#038;preview=true&#038;preview_id=49607</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peki gerçek ne? İnsana ait, hatta tabiata ait her şey gibi gerçek daha karmaşık. Kesinlikle bir ray değil bir ağ, bir kamış değil bir çınar söz konusu. O halde gerici-ilerici ikiliği bitti mi? </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ilerici-gerici/">İlerici – Gerici</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen asırda yıllarımız “İlerici!”, “Gerici!” bağrışlarıyla geçti. Comte, Hegel, Marks; hepsi, toplumların “tekâmül” ettikleri iddiasındaydı. Tekâmül ediyorlar, olgunlaşıyor, kemale yani daha az iyiden daha çok iyiye gidiyorlardı. Bu kadarla kalsa neyse. İşin en vahim yönü, iyiye gidişin mutlaka tek ray üzerinde yürüyeceğiydi. Zorunlu aşamaların her birinden ve sırayla geçmek lazımdı. Mesela Marks’ın tek rayı, ilkel komünist toplum – köleci toplum – feodal toplum – burjuva toplumu – proleter diktatörlük – komünist toplum şeklindeydi. Sosyalist dostlarıma bu hikâyenin Hristiyan cennetten kovulma ve sonunda tekrar cennete, Tanrı’nın krallığına dönme macerasını hatırlattığını söylediğimde kızarlardı. Bizim bilimsel sosyalistlerimiz arasında, Türkiye feodal aşamadan geçmediği için sanayileşmedi, kalkınmak için önce feodal aşamadan geçmemiz gerekir diyenleri bile dinlemiştim.</p>
<h2>Erol Güngör anlatıyor</h2>
<p>Dostum, rahmetli sosyal psikoloji zirvemiz Erol Güngör’ün şu satırları o tek raylı tekâmül anlayışının resmini çizer:</p>
<p>“Bugünkü Batı medeniyetinin ve dolayısiyle bugünkü Batı cemiyetinin insanlığın eriştiği son merhale diye görülmesi, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda Batılı düşünürlerin kafasına kuvvetle yerleşmiş bir fikirden doğuyordu; medeniyet insanlık tarihî boyunca tek çizgili bir yol takip etmiştir, ve bu yol daima daha mükemmele doğru olmuştur. Dikkat edilirse geçen yüzyılın bütün büyük doktrin sahiplerinde bu fikir ortaktır; ancak her biri bu tekâmülde esas olan değişme üzerinde farklı fikirlere sahiptirler. Hepimizin bildiği Fransız filozofu Auguste Comte insanlık tarihini herbiri öbüründen daha gelişmiş olan zihniyet dönemlerine ayırır ve insanlığın son yüzyılda nihayet ilmî (pozitivist) düşünceye ulaşarak tekâmülünü tamamlamış olduğunu söyler. Ona göre insanın ferdi hayatı da aynı merhaleleri geçirir ve olgun insan artık pozitif düşünceye ulaşmış kimse diye kabul edilir. Marx, bu tekâmülü ilkel komünizmden kapitalizme kadar çeşitli merhaleler halinde görüyor ve tekâmülün komünizmle tamamlanacağını söylüyordu. Ondan önce Hegel tarihi objektif ruh dediği şeyin geçirdiği tekâmül merhaleleri halinde izah etti. Kısacası Batılı düşünürler dünyanın uzak köşelerindeki ilkel toplulukları insanlığın ilk halinin temsilcileri olarak kabul ediyorlar, onlardan itibaren on dokuzuncu yüzyılın Batı Cemiyetine doğru uzun bir çizgi çekiyorlar ve rastladıkları her cemiyeti bu çizginin üzerinde bir yere oturtuyorlardı.”</p>
<h2>Popper’in tarihselciliği</h2>
<p>Güngör devamında “Hayır” der, “insanın macerası tek raylı tekâmül hâlinde gelişmez. Medeniyet hem toplumun mirasının birikimiyle hem de diğer toplumların birikiminden yararlanarak yükselir ama bu yükseliş tek çizgi üzerinde yürümez. Karl Raimond Popper bu tek yol yanılgısına “tarihselcilik” der.</p>
<p>Ne Popper ne de sevgili dostum Erol 21. yüzyılı görebildi. Fakat sosyolojinin, sosyal psikolojinin ve sosyal psikolojide ağırlığını giderek arttıran evrim psikolojisinin yeni bulguları sürekli onları destekledi. The Dawn of Everything &#8211; Her Şeyin Şafağı gibi antropoloji- arkeoloji- sosyoloj ve sosyal psikoloji’nin tuttuğu ışıklarla insanlığın geçmişini aydınlatan çalışmalar tek raylı modelin yanılgısını pek güzel gösteriyor. Avcı-toplayıcılar tarıma mı geçti dediniz? Asırlar boyu yan yana yaşayan avcı-toplayıcı ve yerleşik toplumlar var. Daha beteri, yılın bir kısmında avcı-toplayıcı, bir kısmında tarımcı toplumlar, yine yılın bir kısmında diktatörlükle yönetilirken bir kısmında anarşik olanlar da mevcut.</p>
<h2>Kamış değil çınar</h2>
<p>İnsanlık ilerlemesine ilerliyor. Toplumlar önce kendi birikimlerini, onun yanında başka toplumların birikimlerini üst üste koyarak ilerliyor ama bu bir kamışın yükselişi gibi değil. Daha çok bir ağacın yükselişi gibi. Birçok ana dal, ana dallardan da birçok tali dal çıkıyor. Estetik duyuşla çınar diyelim.</p>
<p>İlerici- gerici ile uğraşırdık diye başladım. 19. Asırda, 20. asrın ortasına kadar Batı dünyası kendisinin ileri, kendi dışında herkesin geri olduğuna inanıyordu. Batının ürünü Marksistler ise tek raya iman etmişti.</p>
<p>Peki gerçek ne? İnsana ait, hatta tabiata ait her şey gibi gerçek daha karmaşık. Kesinlikle bir ray değil bir ağ, bir kamış değil bir çınar söz konusu. O halde gerici-ilerici ikiliği bitti mi?</p>
<p>Hem evet hem hayır.</p>
<p>Evet, çünkü tek ray, tek çizgi yoksa birine ileri, diğerine geri demek o kadar kolay değildir.</p>
<p>Hayır, çünkü tek yönlü ray anlamında değil ama bilime, yani insanın gerçeği keşfedebileceğine inanmayan ve bilginin sadece ve sadece eskiden geldiğini düşünenler var. Bunlar başka bir cins, gerici. Benim skolastik dediğim cins.</p>
<p>‐————————————————————</p>
<p>¹Erol Güngör, Dünden Bugünden- Tarih- Kültür- Milliyetçilik, Ötüken Neşriyat, 2. Baskı 1984, sayfa 141- 142</p>
<p>²Popper’in “tarihselcilik”ten kast ettiği ile Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün hermenötik metodu “tarihselcilik” terimlerinin hiçbir ilişkisi yoktur. Bu hatanın yapıldığını gördüğüm için belirtmek gereği duydum.</p>
<p>³David Graeber ve David Wengrow, Dawn of Everything, Picador Paper 2023. Türkçesi Epsillon’dan çıktı (2024). Eserin alt başlığı: İnsanlığın yeni bir tarihi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>&nbsp;</p></blockquote>
<p><a href="https://millidusunce.com/ilerici-gerici/">İlerici – Gerici</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/ilerici-gerici/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttihad-ı İslam – Siyasi Ümmetçilik</title>
		<link>https://millidusunce.com/ittihad-i-islam-siyasi-ummetcilik/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/ittihad-i-islam-siyasi-ummetcilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Sep 2024 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[iskender öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=48124&#038;preview=true&#038;preview_id=48124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de siyasî ümmetçiler, mağduriyetle yaşar. Çünkü mağdur olmadıklarını kabul ettikleri an cevap veremeyecekleri sorularla karşılaşacaklardır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ittihad-i-islam-siyasi-ummetcilik/">İttihad-ı İslam – Siyasi Ümmetçilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Gökalp’in </span><i><span style="font-weight: 400;">Türkçülüğün Esasları</span></i><span style="font-weight: 400;">’ında, yayımından 101 yıl sonra, bugünü ilgilendiren birçok tespit buluyoruz. Bu yazıda millet devleti yerine kozmopolit bir İslam Birliği, İttihad-ı İslam teklifi için yazdıklarını ele alacağım. İttihad-ı İslam’ın bir diğer adı ‘siyasi ümmetçilik’tir.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de siyasî ümmetçiler, mağduriyetle yaşar. Çünkü mağdur olmadıklarını kabul ettikleri an cevap veremeyecekleri sorularla karşılaşacaklardır. Çeyrek asra yaklaşan ve son yılları mutlak hâkimiyet olan iktidardan sonra bile fırsat buldukça mağdur pozu takınıyorlar. Tipik davranışları, yarım ve küçümseyen bir tebessümle: “Heh, heh, biz biliyoruz ama söyleyemiyoruz.“dur. Hâlbuki günümüz Türkiye’sinde onların değil, onların muhalifleri mağdurdur, söyleyemezler.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sözü Ziya Gökalp’e vereyim: </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">“Bir zamanlar, İttihad-i İslam mefkûresi Müslüman kavimlerin istiklale nail olmasını evvelkilerinin müstemleke hâlinde kurtulmasını temin eder zannolunuyordu. Hâlbuki amelî tecrübeler gösterdi ki İslam ittihadı bir taraftan teokrasi ve klerikalizm gibi irticai cereyanları doğurduğundan, diğer cihetten de İslam âleminde millîyet mefkûrelerinin ve millî vicdanların uyanmasına aleyhtar bulunduğundan Müslüman kavimlerin terakkisine mani olduğu gibi, istiklaline de haildir. Çünkü, İslam âleminde millî vicdanın inkişafına hail olmak, Müslüman milletlerin istiklaline mani olmak demektir. Teokrasi klerikalizm cereyanları ise, cemiyetlerin geride kalmasına, hatta gittikçe gerilemesine en büyük bir sebeptir. O hâlde, ne yapmalı? Her şeyden evvel gerek memleketimizde, gerek sair İslam ülkelerinde daima millî vicdanı uyandırmaya ve kuvvetlendirmeye çalışmalı.”</span></i></p>
<h2>Vekaleten teokrasi</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada cehalet şöyle konuşabilir: Müslümanlık mı terakkiye mani? Lütfen dikkatli okuyun. Gökalp, </span><i><span style="font-weight: 400;">Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak</span></i><span style="font-weight: 400;"> kitabının da müellifidir. Hani Azerbaycan bayrağındaki üç rengin temsil ettiği ilkelerin&#8230; Gökalp, telifçiliğiyle de tanınır. Karşı çıktığı, Türkleşme ve muasırlaşmayı reddeden bir “İttihad-ı İslam”dır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gökalp’in istiklale hail (engel) dediği, millet devleti yerine kozmopolit bir İslam Birliği devleti teklifidir. Siyasi ümmetçilik, emperyalizme engel olmadığı gibi tam tersine, millî şuura direndiği için  müstemlekeciliğin işini kolaylaştırmaktadır. Terakkiye, ilerlemeye mani dediği de siyasi ümmetçiliğin önünü açtığı teokrasi ve klerikalizmdir. Gökalp’in bu üçü hakkında bütün hükümleri doğru çıktı. Siyasi ümmetçiliği <a href="http://Birleşmiş Ümmetler Binası New York’ta mı? https://millidusunce.com/birlesmis-ummetler-binasi-new-yorkta-mi/" target="_blank" rel="noopener">bu sütunda daha önce</a> ele <a href="http://Birleşmiş Ümmetler Binası New York’ta mı? https://millidusunce.com/birlesmis-ummetler-binasi-new-yorkta-mi/" target="_blank" rel="noopener">almıştım.</a></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Teokrasi için en güzel söz, rahmetli Dündar Taşer’den duyduğumdur: “Teokrasi başım üstünde. Allah’ın yönetimine kim karşı çıkabilir. Benim muhalif olduğum, birilerinin Allah’ın vekiliyim deyip yönetimi ele geçirmeye çalışmasıdır.” </span></p>
<h2>Ve Erol Güngör</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Günümüzün teokrasi düşüncesine misal, “nastır” deyip Merkez Bankası özerkliğini çiğneyerek faizleri emirle düşürmektir. Nas hikâyesinin devamında, “Sana bana ne oluyor.” var ki bu, “Artık düşünmeyiniz, itiraz etmeyiniz, bu Allah’ın emridir, yönetimidir” demektir. Konu, bir köşeye, bir yazıya sığmaz ama maksat anlaşılmıştır. Bu konuda Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetname’de yazdıkları hatırlanmalı: </span><i><span style="font-weight: 400;"> “Bu gibi şeylerin din meselelerinden olduğunu sanan kimse dine zarar vermiş olur. Çünkü anlatılan hususların meydana geldiğini aritmetik ve geometri delilleri gösterir. Bunları bilen kimseye, ‘bu şeriata aykırıdır’ dense o kimse bildiğinden değil şeriattan şüphelenir. Akla uygun olmayan bir tarzda şeriata yardım etmek isteyen kişinin zararı, akla uygun bir şekilde şeriata hücum eden kişinin zararından çoktur. Nitekim ‘Akıllı düşman, cahil dosttan hayırlıdır’”. </span></i><span style="font-weight: 400;">Bugün ekonomi bilimi de matematik ve geometri gibi delillere dayanır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Klerikalizm, ruhbancılık demektir. İslam’da ruhban yoktur denir. Doğrudur. Ama Müslümanlarda bol bol ruhban var maalesef! Hem de Katoliklikten daha güçlüsü!</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyolog Ziya Gökalp’le başladım. Sosyal Psikolog Erol Güngör’le bitireyim:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><i><span style="font-weight: 400;">İslamcılık şimdiye kadar hep hâkim milliyete karşı hoşnutsuzluğunu doğrudan doğruya belirtemeyen etnik azınlıkların ideolojisi olmuştur. Bunların amacı İslam ülkeleri arasında birlik sağlamaktan ziyade kendi yaşadıkları ülkede milliyetçi politikayı etkisiz duruma getirmektir. Bu azınlıklar ayrılıkçı bir politika takip edecek kadar kalabalık ve güçlü olduklarını hissettikleri an kendi istikametlerinde bir milliyetçilik hareketi açıklamaktan hiç geri kalmazlar; böyle bir güce erişemedikleri müddetçe İslam davasının şampiyonu olarak görünürler.</span></i><span style="font-weight: 400;">” (İslâm&#8217;ın Bugünkü Meseleleri&#8221;, Ötüken Neşriyat 1981, sayfa 181.)</span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ittihad-i-islam-siyasi-ummetcilik/">İttihad-ı İslam – Siyasi Ümmetçilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/ittihad-i-islam-siyasi-ummetcilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaynama</title>
		<link>https://millidusunce.com/kaynama/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kaynama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2024 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ahde Vefa Turan Birliği Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[iskender öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Töre devlet]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur tunalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=47197&#038;preview=true&#038;preview_id=47197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mefkûre istikbalin hâlikidir. Ancak ülküyü, düşünce ve eğitimle birleştirirseniz… İşte o zaman hidrojen bombasından etkili bir güç ortaya çıkıyor. Bu enerji Türk dünyasında kaynamaya dönüşüyor.  </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kaynama/">Kaynama</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bugün 17 Mayıs. Eşim Emine Işınsu Öksüz’ün doğum günü. Onu 5 Mayıs 2021’de kaybetmiştim. Anısına bir roman ödülü koyduk ve ilk ödülü 17 Mayıs 2022’de ilan ettik. 17 Mayıs 2023’te ödül sahibini buldu. Ülkü Demiray’ın </span><i><span style="font-weight: 400;">Cümbezin Kızı</span></i><span style="font-weight: 400;">, 141 eser arasından seçildi. 2023 sonunda basıldı ve 5 ayda 5 baskı yaptı. Şimdi darısı yeni Emine Işınsu Ödülü’nün başına diyorum ve yazarlarımıza 2025 Emine Işınsu Roman Ödülü’nü hatırlatıyorum. Eserlerin son teslim tarihine 9 ay kaldı. Eserinizi lütfen 1 Mart 2025 gece yarısına kadar gönderin. Konu serbesttir. Ödülün şartları </span><a href="http://emineisinsu.com"><span style="font-weight: 400;">http://emineisinsu.com</span></a><span style="font-weight: 400;"> sitesindedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* * *</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">64 yıllık dostum Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Türk edebiyatını, Türk edebiyatının geçmişini ve bugününü şüphesiz en iyi bilenlerimizden biridir, muhtemelen en iyi bilendir. Onun bütün Türk dünyasını kapsayan bir tahmini var. Ama bu spekülasyon değil, öğrenilmiş tahmin denilen, birinci elden bilgiye dayanan bilgece bir öngörü. Bican’a göre Türkiye’de de Türk Dünyası’nın bütününde de bir kaynama var. Milletlerin kriz noktalarında, tarihlerinin ve talihlerinin dönüm noktalarında görülen cinsten bir kaynama bu. Türklük ve Türk milliyetçiliği büyük bir atılımın eşiğinde. “Bunu biz gerçekleştirmeyeceğiz. Bizim dışımızdaki insanlar yapacak.” diyor. </span><i><span style="font-weight: 400;">Kaynama</span></i><span style="font-weight: 400;"> kitabına bir göz atın. (Ötüken, 2023).  </span></p>
<h2>Her yerde, her yerden</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte bu ayın 3’ünde, 3 Mayıs Türkçüler gününde o kaynama geldi ve Prof. Ahmet Bican Ercilasun’u yakaladı. Konya’da, Ahde Vefa Turan Birliği Derneği, onun için bir saygı gecesi düzenledi. Dostum A. Yağmur Tunalı’nın bu konudaki yazısını </span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://bit.ly/ercilasun-tunali" target="_blank" rel="noopener">Karar’da</a> bulabilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte o atılımı gerçekleştirmeye bir aday, Ahde Vefa Turan Birliği’dir. On yıllık derneğin davetiyle Konya’da binler hareket ediyor. İki hafta önce sevgili dostum, rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör’ü andılar. Oradaydım. 3 Mayıs’ta Ercilasun’u. Gıda ve Tarım Üniversitesi’nin çift amfisi her iki toplantıda da tıklım tıklım doluydu. Ancak kaynama Konya ile sınırlı değildi. Bican Hoca’nın saygı gecesine Kazakistan’dan, Azerbaycan’dan gelmişlerdi. Rüstem Behrudi meşhur şiiri, “Selam Darağacı”nı okudu. Azerbaycanlı yazar Namıq Almammadov, Hollanda&#8217;dan Şair Şerife Bozoğlan da oradaydı. İdealist Kadınlar Derneği, el yapımı Türk mavisi ve Selçuklu Yıldızı muhtevalı bir çini tablo hediye etti. Ahde Vefa Turan Derneği mensubu gençler, Elif gibi dik durduğu için hocalarına özel yapım hat sanatı bir tablo armağan etti. Çumra Kültür Sanat Merkezi, çini üzerine resmedilmiş bir Atatürk portresi verdi. Irak ve Suriyeli Türkmen gençler Türkmen Bayrağı, Özbek öğrenciler Güney Türkistan Bayrağı sundu. Sevenlerinin, öğrencilerinin, dostlarının yazılarından oluşan armağan kitabı 1250 adet basılmıştı. Tamamı misafirlere dağıtıldı. </span></p>
<h2>Altın madalyalar</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Kazakistan Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yerden Kazhybek (Erden Kajıbek), ona ve devre arkadaşı meslektaşı Prof. Dr. Saim Sakoğlu’na, Kazakistan Dil Kurumu Altın Madalyasını taktı. Kazhybek, “Bu madalya çapan giyilerek takılır.” dedi ve her iki hocamıza da hilatın Kazakçası çapanlarını giydirdi. Bican’ınki beyazdı. Beyaz, hakanın rengiymiş. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anadolu’nun ortasında doğup büyük şehirlerdeki derneklerin gıptayla bakacağı ölçüde büyüyen Ahde Vefa Turan Birliği’nin faaliyetleri bu anmalardan ibaret değil. Türkmeneli bölgesi Çobanbey&#8217;de, 195 yetim Türkmen çocuğun himaye edilerek eğitilip yetiştirildiği Umay Ana Yetim Kültür Merkezleri var. İhtiyaç sahibi Türkmenlere aynî yardımlarda bulunuyor. Öğrenci bursu programı çerçevesinde 186 öğrenciye burs desteği sağlıyor. Güney Türkistan&#8217;da içme suyu kuyuları açıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Nihayet her yıl, kurban bağış kampanyası düzenliyor. Kurbanlar sadece Türkiye’de değil,  Irak Türkmeneli’nde, Makedonya’da, Kırgızistan’da, Güney Türkistan’da ve Karabağ’da da bağışlanıyor. Katılmak isterseniz bu </span><span style="font-weight: 400;"><a href="https://bit.ly/kurban-2024" target="_blank" rel="noopener">adrese</a> bir göz atın.</span></p>
<h2>Mefkûre istikbalin hâlikidir</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaynama gerçi Bican Hoca’yı Konya’da buldu ama Konya ile sınırlı değil. Birkaç gün önce Ankara’da ODTÜ ve Bilkent’li gençlerin İfade-Fikir topluluğunun milliyetçi dergiler konusunda paneli vardı. Gençler, dergilerimizin tarihini bilimin ışığında inceliyor, internette açık arşivde biriktiriyor. Hemen arkasından Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nin Kitap Bankosu topluluğunda “Dilsiz Milliyetçilik” başlıklı panel vardı. Konu, dil – millet ilişkisiydi. Ondan birkaç gün sonra da Aytöre grubu Emine Işınsu’yu andı. Bu toplantıların hepsinde Yeni Ufuk – Mefkûre Mektebi – Töre-Devlet gençleri vardı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yoğunluk, bu yaygınlık, bu seviye! Seviye yalnız konuşmacılarda değil, dinleyenlerin sorularında da gözleniyordu. Düşünce ve eğitim öyle bir kuvvettir ki yarınlara hâkim olur. Karşımda Töre-Devlet’in, Ziya Gökalp yılı dolayısıyla hazırladığı büyük boy bir Gökalp portresi var. Altında onun sözü yazıyor: Mefkûre istikbalin hâlikidir – Ülkü geleceğin yaratıcısıdır. Ancak ülküyü, düşünce ve eğitimle birleştirirseniz… İşte o zaman hidrojen bombasından etkili bir güç ortaya çıkıyor. Bu enerji Türk dünyasında kaynamaya dönüşüyor.  </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kaynama/">Kaynama</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kaynama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne yazarsan onu okur, ne okursan onu yazarsın</title>
		<link>https://millidusunce.com/ne-yazarsan-onu-okur-ne-okursan-onu-yazarsin/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/ne-yazarsan-onu-okur-ne-okursan-onu-yazarsin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Sep 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Işınsu]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tarık buğra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=45015&#038;preview=true&#038;preview_id=45015</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okumanın, yazmanın geleceği ne acaba? Bu nasıl soru demeyin.Acaba gelecek neler getirecek? Bu ciddi bir sorudur. Cevabını bilmiyorum. Bildiğim bir şey var: Gelecek farklı olacak. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ne-yazarsan-onu-okur-ne-okursan-onu-yazarsin/">Ne yazarsan onu okur, ne okursan onu yazarsın</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okuduklarımızın yazdıklarımızı etkilediği kesin. Bunu açıklamaya gerek yok. Fakat yazdıklarımız da okuduklarımızı belirliyor. Bu o kadar açık değil. Anlatayım.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şimdi ben, köşe yazmaya çalışıyorum. Bu muhakkak elimdeki zamandan bir şeyler çalıyor. Herhâlde pek velud bir yazar değilim ki haftada iki köşe, benim yaklaşık dört günümü alıyor. (Not: “Velud” doğurgan demek. Eser verenler için kullanılır. Üretken falan yazabilirdim ama doğrusu bu kelime.) Bu, dört gün boyunca yazı yazdığım anlamına gelmez. Fakat hazırlığı, sonra düzeltmesi, sonra tekrar düzeltmesi… Yazmaya yeni başlayanlar bir yazının bir kerede yazıldığını zannedebilir. Yazarın kabiliyetine göre iki, üç diye gider bu sayı. Benim gibi çok hata yapanlar üç defa yazar. Sonra yazı yayımlanınca da bir bakıp, daha önce atladığı hataları görüp, “Hay Allah!” der. </span></p>
<h2>Erol Güngör, Tarık Buğra</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir de bilgisayarın başında değilken- eskiden daktilo başında değilken- aklınıza gelenleri zapt etme problemi vardır. İnsanın aklından gün boyunca yüzlerce düşünce geçer. Köşe yazıyorsanız bunlar arasında, yazı olacakları yakalayıp sıkı sıkı tutmanız gerekir. Tutmazsanız, bittecrübe sabittir, uçar, gider; kaybolurlar. “Neydi o müthiş fikrim?” diye kıvranıp durursunuz. Gerçekten de hiç olmazsa bende, köşe yazmanın en güç yönü okuyucunun da sevip ilgileneceği konuları bulmaktır. İşte o düşünce akışlarını kaçırmamak için on yıllar önce küçük bir not defteri ve kalem taşırdım. Şimdi bunun yerini akıllı telefon ve bugünlerde Google’ın “Keep” notları aldı. Oraya aldığınız notları hem bilgisayarınızda hem tabletinizde görebiliyorsunuz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Demek ki köşe yazıyorsanız bir kitaba kapanıp bir hafta boyunca sabahtan akşama onu okumanız mümkün değil. Kitabın başından kalkıp fıkrayı yazmak zorundasınız. 1970’lerde sosyalist devrim nöbetine kapılmamış, hâlâ aklı başında birkaç akademisyenden biri, gerçek bilim adamı, sevgili dostum rahmetli Erol Güngör de yazmanın zamanından çalmasından yakınırdı. Bir gün kendisinden Töre’ye yazı istediğimizde, o muzip tebessümü ile, “Böyle giderse dünyada okuduğundan çok yazan ilk insan olacağım!” demişti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rahmetli Tarık Buğra da aynı hâlden şikâyetçiydi. O günün diliyle, “Fıkra yazmak sanatı engelliyor mu?” diye sorduğumda, “Kesinlikle!” diye cevap vermişti. O, “fıkra” yazacağına birkaç </span><i><span style="font-weight: 400;">Küçük Ağa</span></i><span style="font-weight: 400;">, birkaç </span><i><span style="font-weight: 400;">İbiş’in Rüyası</span></i><span style="font-weight: 400;"> daha yazmak isterdi. </span></p>
<h2>Roman taksitle okunmuyor</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat köşe yazarlığının ve “kurgu dışı” kitap yazarlığının sıkıntısı zamana el koymasından ibaret değil. Köşe yazmanın getirdiği bir başka sınırlama daha var: Ne yazarsanız onu okuyorsunuz. Geçen yılın sonuna doğru, “Öfke mi aptallıktan, aptallık mı öfkeden?” başlıklı yazımı düşünürken – yine – ta 1978’den kalma bir bilim kurgu romanını hatırlamıştım. Arthur Herzog’un, </span><i><span style="font-weight: 400;">IQ 83</span></i><span style="font-weight: 400;">’ünü. Romanda bir virüs, dünyanın zekâ ortalamasını 83’e düşürüveriyordu. Aptallaşan insanlarda en açık belirti öfke ve kavgaydı. Trafikte, evde, sokakta… Yazımı hazırlarken bu eski romana bir göz atayım dedim ve 300 sayfaya yakın eseri bir günde okuyup bitirdim. (Yalan olmasın: Bir öğleden sonra başlayıp öbür öğleden sonra bitirdim.) Virüs vs. ayrıntısını bu ikinci okuyuştan sonra hatırladım tabii. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu okuma, bazı şeylere gözümü açtı. Bir kere ne göreyim, ben on yıllardan beri roman okumamışım! Bir zamanlar, haftada iki roman okuyan, hele 1960’ların, 1970’lerin hiçbir bilim kurgu eserini kaçırmayan, hikâyeleri iki farklı bilim kurgu dergisinden izleyen ben, edebiyatla ilişkimi kesmişim! Varsa yoksa popüler sosyoloji, psikoloji, antropoloji ve daha birçok “oloji”. Bir miktar da tarih tabii. Fakat hiç “kurgu” yok! Dediğim gibi, ne yazarsanız onu okuyorsunuz ve okuma dünyanız daralıyor. </span></p>
<h2>Romancılar kimin ahfadı?</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir şeye daha uyandım. Edebi eserler daha çabuk okunuyordu. 300 sayfalık bir popüler sosyal bilim kitabını bir günde okuyamazdım. Bu, yazarına göre bir hafta veya haftalar sürebilirdi. Edebiyatta, tam tersine, öyle bir romanı birkaç haftada okumak olmaz. Çünkü roman sizi alıp kendi dünyasında yaşatır. Bu da taksitle yapılabilecek bir iş değildir. Ne lütuftur ki iyi bir roman, kendisini tam-gün okumanızı kolaylaştırıyor. Unuttuğum bu okuyuşu bu yıl,  Emine Işınsu Roman Ödülü’nün güçlü eserlerinde tekrar keşfettim. Ödülün sahibi Ülkü Demiray’ın, </span><i><span style="font-weight: 400;">Cümbezin Kızı</span></i><span style="font-weight: 400;">’nı ve mansiyon diyebileceğimiz Üzeyir Karahasanoğlu’nun </span><i><span style="font-weight: 400;">Gece Hep Gece</span></i><span style="font-weight: 400;"> ve Özlem Kıvanç Kurt’un </span><i><span style="font-weight: 400;">Serin</span></i><span style="font-weight: 400;">’ini.</span> <span style="font-weight: 400;">Bunları da bir, en fazla üç günde okudum. </span><i><span style="font-weight: 400;">Cümbezin Kızı</span></i><span style="font-weight: 400;"> zaten bir mensur şiir gibi. Önümüzdeki aylarda okuyucuyla buluşacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Harp ve Sulh gibi destansılar istisna, roman birkaç gün içinde okunup bitirilmeli. Yoksa romanın kurduğu dünya incelir, dağılır, uçar gider. Romancı tabiidir ki romanı birkaç günde yazamaz. O, kurduğu dünyayı aylar boyunca zihninde ve yüreğinde tutabilmelidir. Onun ustalığı, sihri budur işte. Romancılar destanları anlatan âşıkların, onlar da şamanların çocuklarıdır. Soyları mağarada, ateş başında masal anlatan büyükannelere, kurt dedelere, insanlığın doğuşuna kadar uzanır.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Okumanın, yazmanın geleceği ne acaba? Bu nasıl soru demeyin. Roman da köşe yazısı da görece yeni türler. Roman taş çatlasa iki-üç asırlık. Fıkra = köşe yazısı daha da yeni olmalı. Acaba gelecek neler getirecek? Bu ciddi bir sorudur. Cevabını bilmiyorum. Bildiğim bir şey var: Gelecek farklı olacak. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ne-yazarsan-onu-okur-ne-okursan-onu-yazarsin/">Ne yazarsan onu okur, ne okursan onu yazarsın</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/ne-yazarsan-onu-okur-ne-okursan-onu-yazarsin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğan Cüceloğlu&#8217;nu Kaybettik</title>
		<link>https://millidusunce.com/dogan-cuceloglunu-kaybettik/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/dogan-cuceloglunu-kaybettik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Millî Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2021 14:46:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Cüceloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[Mümtaz Turhan]]></category>
		<category><![CDATA[Var Mısın?]]></category>
		<category><![CDATA[Vefat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=30029</guid>

					<description><![CDATA[<p>İletişim psikolojisi uzmanı, kitaplarıyla çoğu insana bir biçimde dokunmuş yazar Doğan Cüceloğlu’nu yitirmenin üzüntüsü içindeyiz. Doğan Cüceloğlu’na Allah’tan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyoruz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dogan-cuceloglunu-kaybettik/">Doğan Cüceloğlu&#8217;nu Kaybettik</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İletişim psikolojisi uzmanı, kitaplarıyla çoğu insana bir biçimde dokunmuş yazar Doğan Cüceloğlu’nu yitirmenin üzüntüsü içindeyiz.</p>
<p>Doğan Cüceloğlu’na Allah’tan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyoruz.</p>
<figure id="attachment_30035" aria-describedby="caption-attachment-30035" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-30035 size-medium" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/02/161859377-kapak121255-300x178.jpg" alt="" width="300" height="178" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/02/161859377-kapak121255-300x178.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/02/161859377-kapak121255.jpg 760w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><figcaption id="caption-attachment-30035" class="wp-caption-text">Psikolog Doğan Cüceloğlu</figcaption></figure>
<h2>Doğan Cüceloğlu kimdir?</h2>
<p>On bir çocuklu bir ailenin, on birinci çocuğu olarak Silifke’de dünyaya geldi. On yaşındayken annesini kaybeden Cüceloğlu, ortaokulu Silifke’de bitirdikten sonra, subay ağabeylerinin desteğiyle, önce Ankara Atatürk Lisesi’ndeki edebiyat öğretmeni Cahit Okurer’in teşvikiyle mühendislikten vazgeçip bilime yöneldi ve psikoloji okumaya karar verdi. İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’ne kaydoldu. Bu bölümden mezun olduktan sonra ilim ve fikir insanı rahmetli Erol Güngör ile birlikte Türkiye’de deneysel psikoloji çalışmalarının öncüsü ünlü sosyal bilimci Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın asistanlığını yaptı.</p>
<p>Daha sonra ABD’de, Illinois Üniversitesi’nde Bilişsel Psikoloji alanında doktorasını tamamladı. Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul, Hacettepe ve Boğaziçi üniversitelerinde öğretim üyeliği görevlerinde bulunan Cüceloğlu, Fullbright Bursu’yla Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak bir yıl boyunca çalışmalarda bulundu. 1980 – 1996 arasında Kaliforniya Eyalet Üniversitesi, Fullerton’da görev yapan Cüceloğlu’nun Türkçe ve İngilizce dillerinde kırkı aşkın bilimsel makalesi yayımlanmıştır. 1996 yılından bu yana Türkiye’de üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, anne babalara ve yöneticilere yönelik çok sayıda seminer, konferans ve atölye çalışmaları yapmıştır.</p>
<p>Son kitabı “Var Mısın?” Ocak 2021’de okuyucularıyla buluşmuş, bizler de <a href="https://millidusunce.com/dogan-cuceloglundan-guclu-bir-yasam-icin-oneriler/" target="_blank" rel="noopener">bu kitabı tanıtan bir yazı</a> kaleme almıştık.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dogan-cuceloglunu-kaybettik/">Doğan Cüceloğlu&#8217;nu Kaybettik</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/dogan-cuceloglunu-kaybettik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halkın derdiyle hemdert olan ilim adamı: Erol Güngör</title>
		<link>https://millidusunce.com/halkin-derdiyle-hemdert-olan-ilim-adami-erol-gungor/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/halkin-derdiyle-hemdert-olan-ilim-adami-erol-gungor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Millî Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2018 15:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gömük]]></category>
		<category><![CDATA[Öne çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com?p=10074&#038;preview=true&#038;preview_id=10074</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erol Güngör'ün eserleri, Yer-Su Yayıncılık kitapları okurla buluşturmaya başladı. Öte yandan doğumunun 80. yılında yakın dostları Mehmet Genç ve Doğan Cüceloğlu, arkadaşlık ettikleri, tanıdıkları Erol Güngör’ü andılar, anlattılar. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/halkin-derdiyle-hemdert-olan-ilim-adami-erol-gungor/">Halkın derdiyle hemdert olan ilim adamı: Erol Güngör</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<style>
       .errordiv { padding:10px; margin:10px; border: 1px solid #555555;color: #000000;background-color: #f8f8f8; width:500px; }#advanced_iframe {visibility:visible;opacity:1;vertical-align:top;}.ai-info-bottom-iframe { position: fixed; z-index: 10000; bottom:0; left: 0; margin: 0px; text-align: center; width: 100%; background-color: #ff9999; padding-left: 5px;padding-bottom: 5px; border-top: 1px solid #aaa } a.ai-bold {font-weight: bold;}#ai-layer-div-advanced_iframe p {height:100%;margin:0;padding:0}</style><script type="text/javascript">var ai_iframe_width_advanced_iframe = 0;var ai_iframe_height_advanced_iframe = 0;var aiOnloadScrollTop="true";var aiShowDebug=false;
		if (typeof aiReadyCallbacks === 'undefined') {
			var aiReadyCallbacks = [];
		} else if (!(aiReadyCallbacks instanceof Array)) {
			var aiReadyCallbacks = [];
		}    function aiShowIframeId(id_iframe) { jQuery("#"+id_iframe).css("visibility", "visible");    }    function aiResizeIframeHeight(height) { aiResizeIframeHeight(height,advanced_iframe); }    function aiResizeIframeHeightId(height,width,id) {aiResizeIframeHeightById(id,height);}</script><iframe id="advanced_iframe"  name="advanced_iframe"  src="https://www.star.com.tr/pazar/halkin-derdiyle-hem-dert-olan-ilim-adami-erol-gungor--haber-1415390/?fbclid=IwAR3LGckMYc10L7h8XDSrnUkRAMupy2Vp6QWDsEjTRL60Cd0gM3REyD8VOyw"  width="100%"  height="2000"  scrolling="auto"  frameborder="0"  border="0"  allowtransparency="true"  loading="lazy"  style=";border-width: 0px;;border: none;;width:100%;;height:2000px;" ></iframe><script type="text/javascript">var ifrm_advanced_iframe = document.getElementById("advanced_iframe");var hiddenTabsDoneadvanced_iframe = false;
function resizeCallbackadvanced_iframe() {}</script><script type="text/javascript"></script><p style="display:block !important; visibility:visible !important;margin: -18px 14px 0 0;padding-left: 3px;padding-top:3px;background: white; overflow: hidden; position: relative; line-height:15px;width: fit-content;"><small style="display:block !important;visibility:visible !important">powered by Advanced iFrame</small></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/halkin-derdiyle-hemdert-olan-ilim-adami-erol-gungor/">Halkın derdiyle hemdert olan ilim adamı: Erol Güngör</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/halkin-derdiyle-hemdert-olan-ilim-adami-erol-gungor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
