<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>harf devrimi arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/harf-devrimi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/harf-devrimi/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Nov 2023 06:47:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Bir gecede cahil kalmak</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-gecede-cahil-kalmak/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-gecede-cahil-kalmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ercan Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Nov 2023 17:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[1 Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Çalışkan]]></category>
		<category><![CDATA[Fuat Köprülü]]></category>
		<category><![CDATA[harf devrimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=45614&#038;preview=true&#038;preview_id=45614</guid>

					<description><![CDATA[<p>1926’da Türk kültürünün geleceğiyle ilgili çok önemli bir toplantı düzenlenmiştir. Bu konuda bir fikriniz var mı?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-gecede-cahil-kalmak/">Bir gecede cahil kalmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-gecede-cahil-kalmak%2F&amp;linkname=Bir%20gecede%20cahil%20kalmak" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-gecede-cahil-kalmak%2F&amp;linkname=Bir%20gecede%20cahil%20kalmak" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-gecede-cahil-kalmak%2F&amp;linkname=Bir%20gecede%20cahil%20kalmak" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-gecede-cahil-kalmak%2F&amp;linkname=Bir%20gecede%20cahil%20kalmak" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-gecede-cahil-kalmak%2F&#038;title=Bir%20gecede%20cahil%20kalmak" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-gecede-cahil-kalmak/" data-a2a-title="Bir gecede cahil kalmak"></a></p><p>Sabah yeni kalkmıştım ki telefonum çaldı. “Sabahın bu saatinde arayan odur.” diye düşündüm. Ekrana bakınca da yanılmadığımı anladım.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Buyur Emekli Öğretmen! Sabah sabah hayırdır?”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Sesinin tınısından hoşnutsuzluğunu sezmedim sanma! Her şeyi göze alarak aradım seni erkenden. Haftamız kutlu olsun.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir anda anlayamadım. 29 Ekim’de Cumhuriyet’imizin 100. yıldönümünü birlikte coşkuyla kutlamıştık. Bu neyin kutlamasıydı ki? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Susup kaldığımı görünce fırçayı bastı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Sen köşe yazarısın, ben emekli Türkçe öğretmeni. Bu hafta ikimizin ortak haftası. Nasıl hatırlamazsın?”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir anda jeton düştü bende. Türkiye&#8217;de 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı &#8220;Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun&#8221; kabul edilmiş, 3 Kasım 1928 tarihinde Resmî Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Bu yasanın onaylanmasıyla o güne değin kullanılan Arap harfleri esaslı Osmanlı alfabesinin geçerliliği son buldu ve Latin harflerini esas alan Türk alfabesi yürürlüğe kondu. Bu iki önemli günün içinde bulunduğu 1-7 Kasım, Türk Harf Devrimi Haftası olarak kutlanmaya başladı. Emekli Öğretmen’in kutladığı bu. Benim hatırlamamam kötü oldu. Bunu yıllarca aleyhimde kullanır artık.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Sana bir e-posta attım. Onu bari unutma!” dedikten sonra kıs kıs gülerek telefonu kapattı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben de hemen e-posta kutumu açtım. Bu haftanın yazısı orada duruyordu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">    </span><span style="font-weight: 400;">    </span><span style="font-weight: 400;">    </span><span style="font-weight: 400;">    </span><span style="font-weight: 400;">    </span><span style="font-weight: 400;">***</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1 Kasım… Türk kültür tarihinin en önemli günlerinden biri. Hani hayatında iki kitap okumamış olanlardan, Fesli Kadir öğretisiyle yetişmiş okuyanlarına kadar pek çoklarının “Bu millet bir gecede cahil bırakıldı.” iddiasını olur olmaz dile getirdikleri o büyük olayın gerçekleştiği gündür 1 Kasım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu iddiayı dile getirenlere sormak lazım: </span><b>“1926’da Türk kültürünün geleceğiyle ilgili çok önemli bir toplantı düzenlenmiştir. Bu konuda bir fikriniz var mı?”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sorunun cevabını bilen zaten “Bir gecede cahil bırakıldık.” diyemez.  İsterseniz sorumuzu daha açık hâle getirip öyle sorabilirsiniz</span><b>: “1926’da Bakü’de düzenlenen kurultayın katılımcıları kimlerdi?”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hâlâ cevap alamadıysanız -ki zaten cevap alabilseydiniz karşınızdaki, yukarıdaki iddiayı dillendiren birisi olmazdı- biraz daha açıklayıp sorabilirsiniz: </span><b>“</b><em>1926’da Bakü’de düzenlenen ve bütün Türk devletlerinin katıldığı “BİRİNCİ TÜRKOLOJİ KURULTAYI”nda alınan en önemli karar neydi?”</em></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Neyse boş verin uğraşmayın. Yazının sonunda birlikte anlatırız. Sizinle, yakın tarihten içinizi acıtacak bir haber paylaşayım. Yazdıklarımı okuduktan sonra “Bir gecede cahil bırakıldık” diyenlere sorun bakalım, ne diyecekler?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Olay şu: Sultanahmet’te bulunan eski Başbakanlık Osmanlı Arşivi binası otele dönüştürüldü. İsterseniz Yandex Haritalar yardımıyla otelin bulunduğu Ticarethane Sokak’a gidildiğinde </span><em>Sura Hagia Sophia Otelini</em><span style="font-weight: 400;"> görebilirsiniz. Bu konudaki “<a href="https://teyit.org/analiz/basbakanlik-osmanli-arsivlerinin-eski-binasinin-otele-donusturuldugu-iddiasi" target="_blank" rel="noopener">kanıtlı haber</a>”e de</span><span style="font-weight: 400;"> ulaşabilirsiniz.</span><b>(1)</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">O haberi okuyunca içinizin acısı geçmeden “Bir gecede cahil bırakıldık.” safsatacılarına bir sorun: </span><em>2013 yılında Kağıthane’ye Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün taşınan arşiv binasının son hâlini, bu binanın taşındıktan bir yıl sonra sele maruz kaldığını, zarar gördüğünü ve tarihçilerin araştırma yaptıkları ve arşiv belgelerine ulaştıkları odanın bulunduğu katta, tesisat ve altyapı sorunları nedeniyle tavanın su akıttığını, rutubet yüzünden duvarların sürekli boyandığını biliyor musunuz?(2) </em></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Onlara harfler değişince belgelerin uzaya gitmediğini, kıymetini bilip koruyamayanlar tarafından verilen zararlardan sonra bile yüz binlerce evrakın hâlâ var olduğunu, yüzlerce ilahiyat mezununun yararlanmaması için hiçbir sebep bulunmadığını, tarihçilerin zaten büyük özverilerle bunlar üzerinde çalıştıklarını anlattıktan sonra onlara </span><b>“Sayın Cumhurbaşkanı’mız, Cumhuriyet’in 100. yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada MİLLETİMİZİN LATİN HARFLERİYLE CAHİL KALMADIĞINI, DURAKLAMA VE GERİLEME SÜRECİNDE OSMANLILAR DÖNEMİNDE CAHİL KALDIĞINI KANITLADI.” </b><span style="font-weight: 400;">deyin ve onun verdiği şu bilgileri sıralayın: </span><b>Cumhuriyet’imizin kurulduğu  1923&#8217;te fakülte ve yüksekokul olarak sadece 9 yükseköğretim kurumu olan ülkemizde ilk, orta, lise ve yükseköğrenim öğrenci sayısı yalnızca 359 bin, öğretmen sayısı da sadece 12 000’di.&#8221;</b><span style="font-weight: 400;"> İsterseniz, 1923’e gelindiğinde tüm Türkiye’de hekim sayısının sadece 500 olduğunu ve yine tüm ülkede hastane değil yatak sayısının 12 binin altında olduğunu da söyleyebilirsiniz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün bunları anlattıktan sonra yukarıdaki </span><b>“1926’da Bakü’de düzenlenen ve bütün Türk devletlerinin katıldığı “BİRİNCİ TÜRKOLOJİ KURULTAYI”nda alınan en önemli karar neydi?”</b><span style="font-weight: 400;"> sorumuzun cevabına gelebiliriz.</span></p>
<p><b>Kurultayın sonunda Türk dünyasında tüm devletlerin ortak alfabe olarak Latin alfabesine geçiş yapması kabul edilmiş, bu konuda çalışmak üzere 26 kişilik bir komisyon da oluşturulmuştur.</b></p>
<p><b>Bu kararın temel hedefi de Türk devletlerinin arasında kültür birliğini sağlamaktır. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte, bu kongreyi Fuat Köprülü vasıtasıyla yakından takip ettiren Atatürk, Kurultay’dan iki sene sonra. 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı &#8220;Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun&#8221;la bu kültür birliği için en önemli adımı atmış; “ATATÜRK” olmanın ne demek olduğunu dosta düşmana bir kez daha anlatmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ruhu şad olsun.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li aria-level="1"><a href="https://teyit.org/analiz/basbakanlik-osmanli-arsivlerinin-eski-binasinin-otele-donusturuldugu-iddiasi"><b>https://teyit.org/analiz/basbakanlik-osmanli-arsivlerinin-eski-binasinin-otele-donusturuldugu-iddiasi</b></a></li>
</ul>
<ul>
<li aria-level="1"><a href="https://www.milliyet.com.tr/gundem/arsiv-binasinda-kuf-ve-su-krizi-1983966"><b>https://www.milliyet.com.tr/gundem/arsiv-binasinda-kuf-ve-su-krizi-1983966</b><b>    </b></a></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-gecede-cahil-kalmak/">Bir gecede cahil kalmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-gecede-cahil-kalmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Heraklit, Nâzım, Mâhir….</title>
		<link>https://millidusunce.com/heraklit-nazim-mahir/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/heraklit-nazim-mahir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Nov 2022 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[devrimler]]></category>
		<category><![CDATA[Dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[harf devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[inkilaplar]]></category>
		<category><![CDATA[mahir ünal]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=41254&#038;preview=true&#038;preview_id=41254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Spikerlerimizin evin alt katı “bodrum” ile Bodrum ilçesinin, Türk Silahlı Kuvvetleri anlamındaki “ordu” ile Ordu ilimizin, insan yavrusu “bebek” ile Bebek semtinin telâffuzlarını, yani özel ve cins isimlerdeki vurgu meselesini bilmemelerinin sebebi Latin harfleri ve dil devrimi değildir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/heraklit-nazim-mahir/">Heraklit, Nâzım, Mâhir….</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fheraklit-nazim-mahir%2F&amp;linkname=Heraklit%2C%20N%C3%A2z%C4%B1m%2C%20M%C3%A2hir%E2%80%A6." title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fheraklit-nazim-mahir%2F&amp;linkname=Heraklit%2C%20N%C3%A2z%C4%B1m%2C%20M%C3%A2hir%E2%80%A6." title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fheraklit-nazim-mahir%2F&amp;linkname=Heraklit%2C%20N%C3%A2z%C4%B1m%2C%20M%C3%A2hir%E2%80%A6." title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fheraklit-nazim-mahir%2F&amp;linkname=Heraklit%2C%20N%C3%A2z%C4%B1m%2C%20M%C3%A2hir%E2%80%A6." title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fheraklit-nazim-mahir%2F&#038;title=Heraklit%2C%20N%C3%A2z%C4%B1m%2C%20M%C3%A2hir%E2%80%A6." data-a2a-url="https://millidusunce.com/heraklit-nazim-mahir/" data-a2a-title="Heraklit, Nâzım, Mâhir…."></a></p><p>Üniversitede Osmanlıca öğrenmeye büyük bir aşk ve şevkle başlamıştık. Hocalarımız İstanbul Üniveritesi Edebiyat Fakültesi’nin şimdi “efsane hocalar” denilen isimleri… Osmanlıca alfabede en çok belimizi büken imlâsı aynı, fakat okunuşu ve anlamı tamamen farklı kelimeler olurdu. Meselâ “gel” mi “gül” mü, “kel” mi? “Kök” mü “gök” mü? “Kül” mü “göl” mü? “Göz” mü “güz” mü? “Sarf” mı “sırf” mı? “Vilâyet” mi “velâyet” mi?  Hepsi aynı yazılıyordu. Anlamı konudan, cümlenin gelişinden çıkarıyordunuz.</p>
<p>Çıkaramayabilirdiniz de! 1928 yılında Nâzım Hikmet’i tutuklayan savcı gibi.</p>
<p>Nâzım Hikmet, 1925 yılında İstiklâl Mahkemesi’nce gıyabında verilen 15 yıllık mahkûmiyet kararı 1926’da Türk Ceza Kanunu’nun kabulünden sonra kaldırılınca, SSCB’den kalkıp Hopa civarından memlekete gizlice girer. Köylülerin şüphesi üzerine yakalanır, Hopa’da tutuklanır. Bu mahkûmiyeti sadece bir kaç ay sürecektir, konumuz o değil.  Sene 1928. Yaz ayları. Henüz harf devrimi yapılmamış. Vâlâ Nureddin, şairi İstanbul’a getirildiği, eli kelepçeli olarak tutulduğu nezarethânede ziyaret eder. “Bu Dünyadan Nâzım Geçti” kitabında “konumuzla ilgili” tarafını şöyle anlatıyor:</p>
<p><em>Ünlü Yunan filozofuna dair “Heraklit’i Düşünürken” başlıklı bir şiiri varmış. “Benerci Kendini Niçin Öldürdü?” kitabına alınmıştır bu şiir. Cep defterindeymiş…. Üzerini arayıp yeni bir suç diye tesbit etmişler. O devirde Latin harfleri yok. “Heraklit’i Düşünürken” aynı zamanda “Her ekalliyeti düşünürken” diye okunabiliyor.</em></p>
<p><em> </em><em>“Ya, demek sen ekalliyetleri fitillemeye geldin?”</em></p>
<p><em>“Efendim, Heraklit Yunan filozofu.”</em></p>
<p><em>“Üstelik Yunan ha!… Hesabını mahkemede verirsin.”</em></p>
<p>Şimdi okurken gülüyoruz ama böyle bir alfabe gerçeğimiz vardı. 1928’de Hopa’daki savcı bey Osmanlı aydını -veya rahmetli Cemil Meriç üstadı kızdırmayalım!- Osmanlı okuryazarı. Ama elindeki eski yazılı metni doğru okuyamıyor. Heraklit’i de ihtimal Millî Mücadele verdiğimiz Yunanistan’ın bir anarşisti sanıyor.</p>
<h2>Hürriyet Gazetesi’nde imzasız bir yazı</h2>
<p>Türkçe’nin bünyesine Latin alfabesinin Arap alfabesinden (3 harf Farsça alfabedendir) çok daha uygun olduğunu dilciler kabul eder. (Bir kere Türkçe’de 8 ünlü harf vardır, Arapça’da sadece 4 ünlü vardır. Arapça’da kısa ünlüler yazılmaz, biz uzun kısa hepsini yazarız). Yirminci yüzyılın başına gelindiğinde bile Osmanlı ülkesinde okuma yazma oranının yüzde 10 civarında seyretmesinin sebeplerinden biri budur. Bir başka sebep Avrupa’da 1450 yılında ilk kitabı basan matbaanın İstanbul’a 279 sene sonra gelebilmesi, ilk kitabın 1729’da basılmasıdır. Neredeyse üç yüz sene kitaplar el yazması olarak çoğaltılmaya devam etmiş ve halka, Anadolu’ya, kasabalara, köylere ulaşması çok güç olmuştur, olamamıştır. Eğitim, okullaşma yaygınlaşamamıştır. Eğitim bahsinde gayri müslim tebaa ile Müslüman tebaa arasındaki, ikincilerin aleyhine olan fark da üzücüdür. Ve Osmanlı’nın son üçyüz senesi yavaş yavaş geriye gidiştir.</p>
<p>1869’da İstanbul’da,  zamanın Hürriyet gazetesinde çıkan imzasız bir yazı vaziyetimizi özetler: <strong>“… </strong><em>Bizim çocuklar beş altı yaşında mahalle mektebine verilip, iki üç senede bir Hatm indirdikleri ve birkaç sene dahi Tecvid ile bu Hatm&#8217;ler tekrar olunduğu ve beş altı yıllar Sülüs ve Nesh karaladıkları halde, ellerine bir gazete verilse okuyamazlar. İki satır bir tezkire kaleme almak nerede&#8230; Yazılmış tezkireyi bile çıkaramazlar. Çocuklar da bir tarafa… Anları okutan hoca efendilerin içinde gazete ve tezkire okur ve bir kaç satır mektup ve tezkire yazabilir yüzdebeş nefer çıkmaz; halbuki Ermeni ve Rum ve Yahudi etfali, mahalle mektebine girdikten altı ay sonra kendi lisanınca gazete ve mektup okumaya ve bir sene sonra kendisi mektup yazmaya başlarlar. İkinci sene mukaddimâ</em><em>t-</em><em>ı hisabiyeden ve üçü</em><em>ncu</em><em>̈</em><em>de co</em><em>ğrafyadan elzem olan ufak tefek şeyleri öğrenirler. İmdi bizim çocukların fıtrat ve fetânetce bir eksiklikleri mi vardır ki, anlar gibi tahsil-i fevâid edemiyorlar</em><em>? Hay</em><em>ı</em><em>r, c</em><em>̧ocuklarda hiçbir kabahat yoktur; yolsuzluk bi&#8217;l-cümle usül-i tahsilindir”</em> <em>(Arap harflerinin Islahı ve Değiştirilmesi Hakkında İlk Teşebbüsler ve Neticeleri, Fevziye Abdullah Tansel) </em>(Tansel, bu imzasız mektubu Namık Kemal’in yazdığını tahmin eder.)</p>
<h2>Mâhir Ünal diyor ki!</h2>
<p>Sayın Mâhir Ünal diyor ki: “….. maalesef bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet, bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi hasılı bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir…. Bugün konuştuğumuz Türkçe’nin düşünce üretebilmesi mümkün değildir. Bugün konuştuğumuz Türkçe ile bir düşünce üretemeyiz, sadece ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz, konuşma ihtiyacımızı karşılayabiliriz.”</p>
<p>Bu sert, ağır, adeta kin dolu sözleriyle sayın milletvekili Osmanlı ile Cumhuriyet arasında bölücülük yapmaktadır.</p>
<p>Tepkiler üzerine, sözlerini toparlama gayretleri… Ama o irticalî konuşma şuuraltının dışavurumu gibi duruyor. Sık sık ülkemizde bu “dışavurumlarla” karşılaşıyoruz.</p>
<p>Yukarıdaki gazete yazısını bir daha okuyunuz!</p>
<p>Sayın Mâhir Ünal, Cemil Meriçvârî bir şeyler söylemek istemişsiniz, anlaşılıyor. Ama Cemil Meriç o kitapları 60’lı, 70’li, 80’li yıllarda yazdı ve muhteşem bir Türkçesi vardır. Bugün o seviyeden geriye düştüysek, 1928’deki harf devrimini bir yana bırakıp şapkayı önümüze koyup düşünelim.  Düşünce üretemiyorsak bunun sebebini harf devriminde aramayın. Cemil Meriç’in, Türkçesi kadar muhteşem bir düşünce dünyası vardır. Cumhuriyet düşünme setlerimizi yok etti ise o nasıl düşünce üretti? O ve akranı daha pek çok isim. Hatta derler ki, o birkaç neslin gördüğü lise tahsili şimdiki ünivesite ayarındaydı. Ne oldu peki onlara? Şimdilerde bir kısırlık varsa bunun sebebini 1928’deki harf devriminde aramayın.</p>
<h2>Bir gecede cahil mi bırakıldık?</h2>
<p>Latin alfabesine geçiş de bir anda ortaya atılıp olup bitmiş bir iş değildir. Hani “bir gecede millet cahil bırakıldı….” denir durur ya. Arap harflerinin Türkçe’nin bünyesine uymadığı taa Tanzimat döneminde konuşulmaya başlanmıştır. Bahsi ortaya ilk atan 1862 yılında devlet ve fikir adamı Münif Paşa’dır. Ondokuzuncu asır Osmanlı aydınlarının bu konudaki tartışmalarına bir bakın. Zaten onların hemen hepsi Latin harflerini biliyordu, kullanıyordu. İlk ciddi değişikliği 1914’te Enver Paşa yapmıştır. Hatta Kâzım Karabekir Paşa bu projeyi ilk defa kendisinin geliştirip orduda uyguladığını, Enver Paşa’nın kendisinden aldığını hatıralarında etraflıca anlatır.</p>
<p>Gaye yazma kolaylığı sağlamaktı. Demek ki bir zorluk olduğu kabul ediliyordu. Fakat bu çalışmalar hep yarım kalmıştır. Nihayet 1928’de Atatürk’ün kesin kararı, sonucu getirmiştir. Bu karar da pek çok ön hazırlıktan, tartışmadan sonra gelmiştir. Cumhuriyet’in ilânıyla birlikte zaten ilk ve orta dereceli okulların açılmasına hız verilmişti. Harf devriminden sonra Millet Mektepleri açıldı. Şehirde, köyde, kasabada, hapishânede, asker ocağında, hatta seyyar…  16-45 yaş arası (yani ilkokul çağını geride bırakmış) vatandaşların devam etmesi şart koşuldu, 45 yaş üstü gönüllü dendi. Bu eğitim seferberliği ekonomik sebeplerle uzun yıllar devam edemedi ama, Millet Mektepleri’nin faaliyetleri sonucunda, 1935 nüfus sayımına göre okuma yazma oranı yüzde 20’ye dayanmıştır; bu oran, Cumhuriyet yönetiminin, Osmanlı Devleti’nden devraldığı okur-yazarlık oranından çok daha yüksektir. Cumhuriyet’in kabahati bu mudur?</p>
<p>Cumhuriyet devrinde dil konusunda bir hata varsa 1928’den önceki eserlerimizin en hızlı, en ilmî, en güvenilir şekilde yeni harflere aktarılması ve yayınlanması işindeki gevşekliktir, tembelliktir. Ve bir de Öztürkçe denilen akımdır. Latin harflerine geçiş ile sonraki Öztürkçe hareketini birbirinden ayrı değerlendirmek gerekir. Nitekim Latin harflerine 1928’de geçilmiş, Öztürkçecilik 1932’de başlamıştır ki dil devrimi denen odur. Atatürk kendisi başlattığı halde Öztürkçe hareketinin çıkmaza girdiğini, uydurma bir dile doğru yol aldığını görüp yine kendisi vazgeçmiştir. Fakat kendisinden sonra gelenler inatla devam ettirmeye çalışmışlardır. O inat da zamanla törpülenmiştir.</p>
<p>Sayın Mahir Ünal, bugün konuştuğumuz Türkçe’den şikâyetçi miyiz? Evet.</p>
<h2>Suçlu dil devrimi mi?</h2>
<p>Fakat Meclis’teki arkadaşlarınızın hâlâ “laik” telâffuzunu yapamayıp “lâyık” demelerinin sebebi Latin harfleri ve dil devrimi değildir.</p>
<p>Ortalıkta dolaşan “Borsa İstanbul, Kanal İstanbul” gibi Türkçe dil kurallarına kesinlikle aykırı özenti isimlerin sebebi Latin harfleri ve dil devrimi değildir.</p>
<p>Sayın cumhurbaşkanımızın, bazı kısaltmalarda alfabemizi Türkçe seslendirmeyle değil, İngilizce’ye göre okuması, YPG’ye Vay Pi Ci…. PYD’ye Pi Vay Di… IMF’ye Ay Em Ef demesinin sebebi Latin harfleri ve dil devrimi değildir.</p>
<p>Spikerlerimizin evin alt katı “bodrum” ile Bodrum ilçesinin, Türk Silahlı Kuvvetleri anlamındaki “ordu” ile Ordu ilimizin, insan yavrusu “bebek” ile Bebek semtinin telâffuzlarını, yani özel ve cins isimlerdeki vurgu meselesini bilmemelerinin sebebi Latin harfleri ve dil devrimi değildir.</p>
<p>Televizyonlarda boy gösteren âkil adamların uzun a’dan, bir şapka işareti ile halledilebilecek uzun a’dan haberdar olmamalarının sebebi Latin harfleri ve dil devrimi değildir. Zât-ı âlinizin “alfabemizi” derken ikinci heceyi yanlış telâffuzla uzatmanızın sebebi Latin harfleri ve dil devrimi değildir, o a’da şapka yoktur.</p>
<p>Bütün bunların sebebi dil konusunda bilgisizlik, şuursuzluk, umursamazlık, özensizliktir. (Meselâ, Nihad Sâmi Banarlı’nın <em>Türkçe’nin Sırları </em>kitabının liselerde yardımcı ders kitabı olarak okutulmasını tavsiye ederim).</p>
<p>Dil ve düşünce dünyamızdaki bütün olumsuzlukları Cumhuriyet’e bağlamak kolaycılıktır, art niyettir, hazımsızlıktır, ayıptır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/heraklit-nazim-mahir/">Heraklit, Nâzım, Mâhir….</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/heraklit-nazim-mahir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Devrimi ve Atatürk</title>
		<link>https://millidusunce.com/turk-devrimi-ve-ataturk/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/turk-devrimi-ve-ataturk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[MDM]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Apr 2022 20:07:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[harf devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[İnkılap]]></category>
		<category><![CDATA[Kılık Kıyafet Devrimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=38869</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilgi Şöleni’nde bu hafta Prof. Dr. Konuralp Ercilasun'u konuk ediyoruz. Kendisiyle yeni çıkan kitabı 'Türk Devrimi ve Atatürk'ü konuşacağız. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turk-devrimi-ve-ataturk/">Türk Devrimi ve Atatürk</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-devrimi-ve-ataturk%2F&amp;linkname=T%C3%BCrk%20Devrimi%20ve%20Atat%C3%BCrk" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-devrimi-ve-ataturk%2F&amp;linkname=T%C3%BCrk%20Devrimi%20ve%20Atat%C3%BCrk" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-devrimi-ve-ataturk%2F&amp;linkname=T%C3%BCrk%20Devrimi%20ve%20Atat%C3%BCrk" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-devrimi-ve-ataturk%2F&amp;linkname=T%C3%BCrk%20Devrimi%20ve%20Atat%C3%BCrk" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturk-devrimi-ve-ataturk%2F&#038;title=T%C3%BCrk%20Devrimi%20ve%20Atat%C3%BCrk" data-a2a-url="https://millidusunce.com/turk-devrimi-ve-ataturk/" data-a2a-title="Türk Devrimi ve Atatürk"></a></p><p>Bilgi Şöleni’nde bu hafta Prof. Dr. Konuralp Ercilasun&#8217;u konuk ediyoruz. Kendisiyle yeni çıkan kitabı &#8216;Türk Devrimi ve Atatürk&#8217;ü konuşacağız.</p>
<p>MDM Genel Başkanı Hakan Paksoy&#8217;un yöneticisi olacağı programı 20 Nisan Çarşamba günü saat 21.00&#8217;de sosyal medya hesaplarımızdan canlı olarak izleyebilirsiniz.</p>
<p>Atatürk&#8217;ü ve devrimlerini konuşacağımız, kurucu değerlerin dile getirileceği canlı yayınımıza katılımınızdan memnuniyet duyarız.</p>
<p>Programa anlık olarak soru ve görüşlerinizle katkıda bulunabilirsiniz.</p>
<p><strong>Yönetici: </strong>Hakan Paksoy</p>
<p><strong>Konuk:</strong> Prof. Dr. Konuralp Ercilasun</p>
<p><strong>Tarih:</strong> 20 Nisan 2022</p>
<p><strong>Saat:</strong> 21.00</p>
<p>YouTube kanalımız için <a href="https://www.youtube.com/c/Mill%C3%AED%C3%BC%C5%9F%C3%BCnceMerkezi" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>Facebook sayfamız için <a href="https://www.facebook.com/millidusuncemerkezi" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p>Twitter hesabımız için <a href="https://twitter.com/MilliDusunceMDM" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turk-devrimi-ve-ataturk/">Türk Devrimi ve Atatürk</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/turk-devrimi-ve-ataturk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Türk Alfabesi</title>
		<link>https://millidusunce.com/yeni-turk-alfabesi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/yeni-turk-alfabesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuralp Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2021 21:26:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[harf devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Alfabesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk alfabesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=35887</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://millidusunce.com/yeni-turk-alfabesi/">Yeni Türk Alfabesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-turk-alfabesi%2F&amp;linkname=Yeni%20T%C3%BCrk%20Alfabesi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-turk-alfabesi%2F&amp;linkname=Yeni%20T%C3%BCrk%20Alfabesi" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-turk-alfabesi%2F&amp;linkname=Yeni%20T%C3%BCrk%20Alfabesi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-turk-alfabesi%2F&amp;linkname=Yeni%20T%C3%BCrk%20Alfabesi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fyeni-turk-alfabesi%2F&#038;title=Yeni%20T%C3%BCrk%20Alfabesi" data-a2a-url="https://millidusunce.com/yeni-turk-alfabesi/" data-a2a-title="Yeni Türk Alfabesi"></a></p><p><a href="https://millidusunce.com/yeni-turk-alfabesi/">Yeni Türk Alfabesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/yeni-turk-alfabesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitim anlayışında değişimin yansıması: Millet Mektepleri</title>
		<link>https://millidusunce.com/egitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/egitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuralp Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2021 16:27:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[harf devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Millet mektepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni harfler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=28884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anlaşılacağı üzere artık okuma-yazma öğrenmek, devletin ihtiyacından çok, vatandaşın bir hakkı olarak görülmektedir. Eski zamanlardaki devletin kendi memur ihtiyacını karşılama amacı, yerini, devletin vatandaşın bir hakkını tedarik etme görevi anlayışına terk etmektedir. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/egitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri/">Eğitim anlayışında değişimin yansıması: Millet Mektepleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fegitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri%2F&amp;linkname=E%C4%9Fitim%20anlay%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20de%C4%9Fi%C5%9Fimin%20yans%C4%B1mas%C4%B1%3A%20Millet%20Mektepleri" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fegitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri%2F&amp;linkname=E%C4%9Fitim%20anlay%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20de%C4%9Fi%C5%9Fimin%20yans%C4%B1mas%C4%B1%3A%20Millet%20Mektepleri" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fegitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri%2F&amp;linkname=E%C4%9Fitim%20anlay%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20de%C4%9Fi%C5%9Fimin%20yans%C4%B1mas%C4%B1%3A%20Millet%20Mektepleri" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fegitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri%2F&amp;linkname=E%C4%9Fitim%20anlay%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20de%C4%9Fi%C5%9Fimin%20yans%C4%B1mas%C4%B1%3A%20Millet%20Mektepleri" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fegitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri%2F&#038;title=E%C4%9Fitim%20anlay%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20de%C4%9Fi%C5%9Fimin%20yans%C4%B1mas%C4%B1%3A%20Millet%20Mektepleri" data-a2a-url="https://millidusunce.com/egitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri/" data-a2a-title="Eğitim anlayışında değişimin yansıması: Millet Mektepleri"></a></p><div id="attachment_28887" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-28887" class="size-full wp-image-28887" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/01/MilletMektebiAtaturkTurkHarfleri.jpg" alt="Yeni Türk Alfabesi ve Millet Mektepleri" width="730" height="459" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/01/MilletMektebiAtaturkTurkHarfleri.jpg 730w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/01/MilletMektebiAtaturkTurkHarfleri-300x189.jpg 300w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-28887" class="wp-caption-text">Yeni Türk Alfabesi ve Millet Mektepleri</p></div>
<p>Yeni Türk harflerinin kabulüyle birlikte genç Türkiye Cumhuriyeti, bir eğitim seferberliği başlattı. 1 Ocak 1929’dan itibaren açılan Millet Mektepleriyle yeni harflerin halka öğretilmesi yoluna gidildi. Bugüne kadarki çalışmalarda bu konu, yeni harflerin kabulüyle bir arada ele alındı çünkü Millet Mekteplerinin esas amacı buydu. Fakat ben konuyu daha derinden gelen bir anlayış değişikliğinin göstergesi olarak ele almak istiyorum. Bu konuya daha önce bir çalışma grubu hâlinde 8. sınıflar için yazdığımız İnkılap Tarihi kitabında da kısaca dikkat çekmiştim<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> fakat sonuçta müfredat için kullanılacak bir kitapta kelime sayısını sınırlı tutmak ve her şeyi en kısa hâliyle anlatmak gerekiyordu. Konuların derinliğine ve ayrıntısına inmek mümkün olmuyordu. Bu yazıda ise yer ve kelime sınırlamalarımız yok. Ayrıca hedefimiz, konuyu sadece öğrencilere değil, herkese anlatmak. Bu sebeplerle daha rahat bir anlatım tarzı takip edebileceğiz.</p>
<p>Zihniyet değişikliğini anlatabilmek için eski zihniyeti anlamak gerekiyor. Bunu da sadece kendimize bakarak değil, dünya tarihine bakarak anlamak daha yerinde bir yaklaşım olacaktır. Eğitim deyince bugün biz otomatik olarak önce okuma-yazma, sonra da günümüz iş ve bilim tekniklerine hâkim olmayı öğretme faaliyetini anlıyoruz. Geçmişe de bu gözle bakıyoruz. Hâlbuki hep dediğimiz gibi her olguyu kendi zamanı içinde değerlendirmemiz gerekiyor.</p>
<h2>İnsanlıkla yaşıt bir konu: Eğitim</h2>
<p>Eskiçağlarda bizim bugün anladığımız manada temeli okuma-yazmaya dayanan eğitim yok muydu? Tabii ki vardı ama bu sınırlı ve belli bir amaca yönelikti. Antikçağdaki felsefe patlamasında küçük bir grup bu yönde eğitim alıyordu. Çin’e baktığımızda orada da bu iş MÖ 124 yılından itibaren daha sistemli bir hâle geldi.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Çeşitli değişikliklerle iki bin yıl devam eden Çin sistemi temelde eski klasiklerin ezberlenmesine dayanıyordu. Aynı durum yeniçağ başlangıcına kadar Avrupa’da da böyleydi. Orada da eski yazılanlar ezberleniyordu.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Zamanla matbaanın, coğrafi keşiflerin ve ilmî ilerlemelerin etkisi giderek eğitim sistemine de yansıyor ve eğitimin bilineni ezberlemek değil, yeni bilgileri öğrenmek aşamasına geliniyor.</p>
<p>Bütün bunlar, eğitim merkezlerinde neler öğretildiği ile ilgilidir. Şimdi diğer bir alana geçiyoruz. Bu eğitim merkezleri nelerdi? Bunlar, Avrupa’da kiliseler, Çin’de devlet sınavına hazırlanmak amacıyla devam edilen yerler, Türklerde Osmanlı devrinde Enderun’la mütekâmil bir hâle gelen eğitim kurumlarıydı. Osmanlı örneğinden gidersek temel düzeyde başlayan mekteplerden medreselere kadar devam eden bir silsile vardı.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Genel olarak ana akım bunlar üzerinden gidiyordu. Bir de gerek Osmanlı’da gerekse diğer devletlerde hanedan üyeleri özel eğitim alıyorlardı.</p>
<p>Eskinin eğitim merkezlerini bu şekilde bulduğumuz zaman bugün anladığımız manadaki bir eğitimin eski zamanlar için toplumun geneline yayılan bir gereklilik olmadığı anlaşılıyor. Toplumun genelinin eğitimi, aile ve çevre eğitiminden geçen pratik uygulamalardı. Aile çiftçiyse çiftçilik öğrenilir, çobansa çobanlık, bir zanaat sahibiyse o zanaat öğrenilirdi. Eski devirlerin gerekliliği ve anlayışı bu şekildeydi. Yine Osmanlı’ya bakarsak genellikle bu hayat eğitiminin yanında din eğitimi için mekteplere gidiliyordu.</p>
<h2>Ne için ve kimler?</h2>
<p>O zaman bugünküne benzer eğitimi kimler alırdı? Devlet hizmeti görecek olanlar alırdı. Bunu Çin’de ve Osmanlı’da açıkça görüyoruz. Osmanlı’daki Enderun sistemi bu şekilde doğrudan yüksek düzey devlet adamı yetiştiriyordu. Medreselerden de kadılar ve müderrisler çıkıyordu ki bunlarda da amaç devlet görevinin ifasıydı.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Avrupa’da devlet hizmeti göreceklerin yanına bir de ruhban sınıfına girecekler eklenir çünkü kilise aynı zamanda devlet yönetiminin ortağıydı da. Demek ki eski anlayışta mesele halkı eğitmek değildi, mesele devletin kendisine eleman yetiştirmesiydi. Yani bu tür okuma-yazmaya dayanan bir eğitim, halkın değil devletin ihtiyacını karşılamayı amaçlıyordu. Buna yine Avrupa’da kilisenin eleman ihtiyacını karşılamayı ekleyebiliriz.</p>
<p>Bu ilk olarak Avrupa’da değişmeye başladı. Yukarıda saydığımız coğrafi keşifler ile ilimde ilerlemeler eğitimde bir amaç değişikliğine değil, daha çok teknik değişikliğine yol açan gelişmelerdi. Matbaa ise hem teknik değişikliğine yol açtı hem de dolaylı olarak eğitimin amacının değişmesine hizmet etti. Yine Avrupa&#8217;da, eğitimde amaç değişikliği yolunda, matbaa kadar önemli iki gelişme daha yaşandı. Birinci gelişme Fransız Devrimi, ikinci gelişme de Sanayi Devrimi idi. Fransız Devrimi, hanedan devletinden halk hükümetine geçişin başlatıcısı oldu. Böylece halkın sorumluluklarının yanında halkın hakları kavramı da olduğu yavaş yavaş dünyada yayılmaya başladı. Sanayi Devrimi ise yüzlerce yıldır baba-oğul veya usta-çırak yoluyla devam eden halk eğitiminin değişmesini gerektiren yeni iş kolları ortaya çıkardı. Yeni bazı makineleri çalıştırabilmek veya yeni bazı yeteneklere sahip olabilmek için artık bir örgün eğitime ihtiyaç duyuldu.</p>
<p>16. yüzyıldan itibaren Avrupa’da yavaş yavaş (hele ilk başlarda gerçekten çok yavaş) eğitim halka yayılmaya başladı. Hatta bazı ülkeler zorunlu eğitim yasaları dahi çıkardılar. Yine de 19. yüzyıla kadar bütün bu gelişmelere devede kulak denilebilir. 19. yüzyılda ise daha hızlı bir ilerleme başladı.</p>
<h2>19. Yüzyıl ve Yenileşme</h2>
<p>Genel dünya gidişatını bu şekilde anladıktan sonra bize gelebiliriz. Bizde de eğitimin gerekliliği aslında oldukça erken denebilecek bir zamanda anlaşıldı. Daha 18. yüzyılda Hendesehane ve Mühendishaneler ile başlayan 19. yüzyılda da Tıbbiye ve Harbiye ile devam eden yeni tür eğitim kurumları ile yukarıda bahsettiğimiz yeni tekniklerin ciddi bir şekilde öğretilmesi gerektiği anlaşılmıştı. Ama henüz vatandaşın bir hakkı seviyesine gelinmemişti. Bu konuda 2. Mahmut’un 1824’teki fermanı önemli bir aşama kabul edilebilir. Onun da henüz başlangıç seviyesi olduğunu belirtelim. Bu fermanla çocukların çok küçük yaşlarda mektepten alınarak ailenin geçimine yardımcı olmaya koşulduklarından bahisle her çocuğun temel eğitim almasının iyi olacağı belirtiliyordu. Bu ferman zamanına göre önemli bir adımdı. Fakat iki sebeple hâlâ eğitimi bir halk hakkı olarak görüşün ürünü değildi. Bir tanesi fermanın bütün ülkeyi değil, sadece başkenti esas almasıydı. İkinci sebep de eğitimin amacının yeni gelen neslin dinini iyi öğrenmesidir kabulüydü.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p>2. Mahmut’un bu fermanından sonra Tanzimat’tan itibaren mekteplerle ilgili bazı düzenlemelere gidildiği, içindeki müfredatın düzenlendiği, 1846 ve 1868 yıllarındaki talimatlarla mekteplerin yaygınlaştırılmaya çalışıldığı görülür.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Tanzimat’la birlikte eğitimde başka düzenlemeler de yapıldı. Bu düzenlemelerle iptidailer, rüştiyeler, idadiler, sultaniler, muallim mektepleri ve yüksek öğretimde de darülfünun gibi eğitim kurumları ihdas edildi. Bunlar da ileriye doğru adımlardı.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></p>
<p>Tanzimat’la birlikte kurulan bu eğitim kurumlarının temel niteliklerine bakıldığında eğitimin eskiye göre giderek yaygınlaştığı söylenebilir fakat bu yaygınlaşmanın temelinde eğitimin amacı hâlâ devletin ihtiyaç duyduğu kadroları sağlamaktır. Öyle ya, devlet teknik alanlardaki birçok bakımdan Avrupa’daki devletlerle boy ölçüşemeyecek düzeyde kalmıştı. Bir an önce yeni tekniklerle donanımlı kadroları yetiştirerek devletin kayıplarını önleme ihtiyacı vardı. Bu arada özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da yurttaşlık kavramı giderek daha çok gelişiyor ve düzgün eğitim almak bir halk hakkı olarak görülmeye başlanıyordu.</p>
<p>19. yüzyıl sonlarında İsmail Gaspıralı öncülüğünde bir diğer önemli gelişme beliriyordu. Daha 19. yüzyılın başlarında Türk aydınlarından medreselerdeki müfredatı ve öğretim tekniklerini sorgulayanlar ve köhnemiş bulanlar vardı. Gaspıralı ise bu konuda harekete geçerek Osmanlı dışı Türkler arasında yeni usul mekteplerin kurulmasına ön ayak oldu. Bu gelişme, Türk dünyasında ciddi bir hareket yarattı.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> Yeni usul mektepler bir halk hareketiydi. Farklı bir milletin hâkimiyeti altında Türklüğün yok olmaması için halkın yeni bilim ve teknikle donatılması gereğinin bir ürünüydü. Bu mektepler aynı zamanda Türkçe eğitimi de güçlendirdi. Bu anlamda yurttaşlık hukukundaki bir hak arama mücadelesi olarak düşünülebilir. Rusya ve Çin tebaası olan Türkler içinse bu daha çok bir varlık-yokluk meselesiydi. Bu anlamda yaratılan hareketle Türkler, kültürde kendi kaderlerini eline alarak bir çağ dönümünde yok olmaktan kurtuldular. Bu hareketin şüphesiz sürekli iletişim içerisinde bulunduğu Osmanlı’da da yankıları oldu. Gaspıralı, bir yandan Osmanlı’dan etkilenirken diğer yanda yarattığı hareketle Osmanlı’yı etkiliyordu. Bu hareketin büyüklüğü, şüphesiz bir halk hareketi olmasından kaynaklanıyordu.</p>
<h2>Cedit hareketinden Millet Mekteplerine…</h2>
<p>Artık yirminci yüzyılın başıdır. İstiklâl Harbi’nden çıkmış yeni genç Türkiye Cumhuriyeti vardır. Harplerden sonra muasır medeniyetlere ulaşmak koşusu başlamıştır. İlk adımı milletin eğitilmesidir. Eğitim için de mektep gerekir. Onun içindir ki Harf Kanunundan hemen sonra, adı da Millet Mektepleri olan ocaklar yakılmıştır. Millet Mektepleri, temelde yeni Türk harflerini öğretme seferberliğiydi. Bu sebeple yeni Türk harflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşüldüğü güne gideceğiz. O gün açış nutkunda Atatürk şöyle diyordu:</p>
<blockquote><p><em>“Muhterem efendiler; maarifte vaziyetimiz ve şimdiye kadar sarf ettiğimiz gayretlerin bugünkü neticeleri bizi radikal tedbirler alabilecek bir seviyeye getirmiştir. Her istikamette doğru hedefleri bulmuş olan maarifimiz hususî takayyüt ve alâkanızla ve hepimizin ciddi gayretlerimizle az zamanda geniş neticeler vermeye namzettir. Maarifte süratle yüksek bir seviyeye çıkacak bir milletin hayat mücadelesinde maddi, manevi bütün kudretlerinin artacağı muhakkaktır. Maarif faaliyetimiz ilk tahsilin fiilen umumi ve mecburi olmasını, memlekette terbiye birliğini, orta tahsilin iyi vesaitle teksif ve teshilini, meslek tahsilinin ilk ve orta derecesinden en yüksek derecesine kadar memlekette teminini, yüksek tahsilin de adette olduğu kadar kıymette de bu asrın ihtiyaçlarına kifayetini hedef tutmuştur. Her sene bu istikametlerde mühim mesafeler aldığımızı söyleyebiliriz.”</em><a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p></blockquote>
<p>Görüldüğü üzere Atatürk, ilköğretimin mecburi hâle gelmesini hedeflerden biri olarak ortaya koyuyor. Eğitimin de genel olarak “bu asrın ihtiyaçlarına” yeter bir hâle gelmesini hedef gösteriyor. Konuşmasının devamında eğitimin yaygınlaşması için kolay bir okumanın tutturulmasının gerek olduğundan bahisle konuyu yeni Türk harflerine getiriyor. Atatürk’ün konuşmasından anlaşıldığına göre o yıl yazdan itibaren halk temaslarında yeni harfler tanıtılmış ve halkın bunu kolayca öğrenebileceği görülmüştür.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Atatürk sözlerinin sonuna doğru şöyle der:</p>
<blockquote><p>“<em>Efendiler; Türk harflerinin kabulü ile hepimize, bu memleketin bütün vatanını seven yetişkin evlâtlarına mühim bir vazife teveccüh ediyor, bu vazife; milletimizin kâmilen okuyup yazmak için gösterdiği şevk ve aşka bilfiil hizmet ve yardım etmektir. Hepimiz, hususi ve umumi hayatımızda rast geldiğimiz okuyup yazma bilmeyen erkek, kadın her vatandaşımıza öğretmek için tehalük göstermeliyiz, bu milletin asırlardan beri hallolunamayan bir ihtiyacı bir kaç sene içinde tamamen temin edilmek, yakın ufukta gözlerimizi kamaştıran bir muvaffakiyet güneşidir. Hiçbir muzafferiyetin hatları ile kıyas kabul etmeyen bu muvaffakiyetin heyecanı içindeyiz. Vatandaşlarımızı cehaletten kurtaracak bir sade muallimliğin vicdani hazzı mevcudiyetimizi işba etmiştir</em>.”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a></p></blockquote>
<p>Bu sözler, topyekûn bir öğretim seferberliğinin başlayacağının göstergesidir. Aynı gün kanunun takdimi sırasında Başvekil İsmet Paşa da şunları diyor:</p>
<blockquote><p>“<em>Arkadaşlarım; bu kolaylıktan hakikiyle istifade etmek ve bunun neticelerini birkaç sene içinde gözle görülür bir hâle getirmek için, Hükümet ciddi mesai sarf edecektir. Hükümet, bütün memlekette millet mektepleri halinde, işinde, tarlasında, fabrikasında çalışan vatandaşların ayaklarının ucuna getirilen kolaylıkla öğretecek muallimlerle, kolay tedarik olunacak vasıtalarla bu yeni alfabeden tamamıyla istifade etmeleri için bütün mesaisini sarf edecektir. Bu mücadeleyi muvaffakiyetle neticelendirmek için vazife münhasıran, hakikaten kendileriyle iftihar ettiğimiz muallimlerin değildir. Memurlarımız ve bu memleketin bütün münevver evlâtları bu sene, gelecek sene ve birkaç sene zarfında bu alfabe ile vatandaşların tamamen okuyup yazması için ellerinden geleni ifa edeceklerdir.</em>”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a></p></blockquote>
<p>1 Kasım 1928’de yeni Türk harfleri kabul edildikten sonra 1 Ocak 1929’da Millet Mektepleri faaliyete geçerek yurdun dört bir yanında herkese yeni harfleri öğretme seferberliği başlıyor. Bu sayede birçok kişi okuma yazma öğrendi. Bu sonuçları dönemin nüfus sayımlarından tespit edebiliriz. 1927’de eski harfler kullanılırken yapılan nüfus sayımında okuma yazma bilenler nüfusun % 8,61’ini oluşturuyordu. Yeni harf döneminde yapılan ilk nüfus sayımı olan 1935 sayımında bu oran % 19,25’e çıkmıştı. Erkeklerde okuma yazma bilenlerin oranındaki artış iki kattan fazlaydı. Kadınlardaki artış daha yüksek olup üç katına yaklaşıyordu.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a></p>
<p>Burada yazının başından beri esas dikkat çekmek istediğimiz hususa geliyoruz. Anlaşılacağı üzere artık okuma-yazma öğrenmek, devletin ihtiyacından çok, vatandaşın bir hakkı olarak görülmektedir. Eski zamanlardaki devletin kendi memur ihtiyacını karşılama amacı, yerini, devletin vatandaşın bir hakkını tedarik etme görevi anlayışına terk etmektedir. Bu, Harf Devrimi ile birbirini tamamlayan ve en az Harf Devrimi kadar önemli bir zihniyet değişikliğidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Geçtiğimiz yıllarda İskender Öksüz ve Nasrullah Uzman’la birlikte teknolojik bir eğitim firması olan SEBİT’te ders kitabı yazma faaliyetine girişmiştik. SEBİT ekibiyle çok uyumlu ve hummalı bir çalışmamız oldu. Onun sonucunda da şimdi birçok özel okulda kullanılan <em>T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük</em> kitabı ortaya çıktı.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Konuralp Ercilasun, <em>Türk Tarihinde Asya Hunları: Birinci Hâkimiyet Devresi</em>, İstanbul: Dergâh Yayınevi, 2019, 105.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Bunu daha iyi anlamak için İskender Öksüz’ün anlattığı bir bilgi yerinde olacaktır. Bugün İngiliz İngilizcesinde doçent kelimesinin karşılığı olarak <em>reader</em> kelimesi kullanılıyor. Birkaç yerde görmüş, garipsemiş ve anlam verememiştim. İskender Hoca anlatınca mesele açıklığa kavuştu. Meğer matbaa öncesi devirde kitaplara erişim ve okuma düzeyi sınırlı iken hocalık kitabı alıp öğrencilere okumakmış. O gün belirlenen kadar sayfa okunduktan sonra o nadir kitap, bir sonraki derse kadar yerine kaldırılırmış. İşte bu yüzden bir kitabı diğerlerine okuyana <em>reader</em> denmiş. Hocalığı öğrenmek de o kitabı başkalarına okuma hakkı elde etmekmiş. Tabii matbaadan sonra işler değişecektir.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Mektepler, Osmanlı’nın temel eğitim verdikleri en küçük yaştaki çocukların gittikleri kurumlardı. Bunlara çocuklar, dinî bilgileri öğrenmeleri için gönderilirlerdi. Bk. Cahit Baltacı, Mektep/Osmanlılar’da Mektep, <em>TDVİA</em>, 2004, 29. Cilt, 6-7.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Osmanlı medreseleri hakkında bk. Mehmet İpşirli, Medrese/Osmanlı Dönemi, <em>TDVİA</em>, 28. Cilt, 2003, 327-333.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Bayram Kodaman, <em>Abdülhamit Devri Eğitim Sistemi</em>, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1991, 3; Ahmet Cihan, <em>Osmanlı’da Eğitim</em>, İstanbul: 3F Yayınevi, 2007, 52-53.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Cahit Baltacı, Mektep/Osmanlılar’da Mektep, <em>TDVİA</em>, 2004, 29. Cilt, 6-7.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Bu kurumlarla ilgili ayrıntılı bilgi için bk. Ahmet Cihan, <em>Osmanlı’da Eğitim</em>, İstanbul: 3F Yayınevi, 2007, 52-99.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Cedit okullarıyla ilgili ayrıntılı bilgi için bk. Bekir Tümen Somuncuoğlu<em>, Türkistan’da Eğitim (1865-1917) ve Çarlık Rusya’sının Sosyo-politik Açıdan Eğitime Yaklaşımı</em>, Gazi Üniversitesi Tarih Bölümü Doktora Tezi, 2006.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> <em>TBMM Zabıt Ceridesi</em>, Cilt: 5, 1 Kasım 1928, 4.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Yeni harflerin oluşum ve tanıtım süreci dönemin ders kitaplarında güzel ve ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Bk. <em>Tarih IV</em>, İstanbul, 1931, 250-258.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> <em>TBMM Zabıt Ceridesi</em>, Cilt: 5, 1 Kasım 1928, 4-5.</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> <em>TBMM Zabıt Ceridesi</em>, Cilt: 5, 1 Kasım 1928, 8.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> <em>T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük</em>, 8. Sınıf 1. Dönem II. Bölüm, Ankara: SEBİT-Vitamin Yayınları, 151.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/egitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri/">Eğitim anlayışında değişimin yansıması: Millet Mektepleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/egitim-anlayisinda-degisimin-yansimasi-millet-mektepleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En uzun hikâyemiz: Modernleşme (1)</title>
		<link>https://millidusunce.com/en-uzun-hikayemiz-modernlesme-1/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/en-uzun-hikayemiz-modernlesme-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2020 13:37:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[batılılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[harf devrimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=24018</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atatürk, Osmanlı’nın son yüz yılında eğitim, hukuk, ekonomi, siyasi vb. konulardaki bölük pörçük yenileşme ve değişim arayışlarını, bir bütünlük içinde ele almış ve her konuyu devrimci bir yaklaşımla sonuca kavuşturarak, yeni bir ülkenin temellerini atmıştır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/en-uzun-hikayemiz-modernlesme-1/">En uzun hikâyemiz: Modernleşme (1)</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fen-uzun-hikayemiz-modernlesme-1%2F&amp;linkname=En%20uzun%20hik%C3%A2yemiz%3A%20Modernle%C5%9Fme%20%281%29" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fen-uzun-hikayemiz-modernlesme-1%2F&amp;linkname=En%20uzun%20hik%C3%A2yemiz%3A%20Modernle%C5%9Fme%20%281%29" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fen-uzun-hikayemiz-modernlesme-1%2F&amp;linkname=En%20uzun%20hik%C3%A2yemiz%3A%20Modernle%C5%9Fme%20%281%29" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fen-uzun-hikayemiz-modernlesme-1%2F&amp;linkname=En%20uzun%20hik%C3%A2yemiz%3A%20Modernle%C5%9Fme%20%281%29" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fen-uzun-hikayemiz-modernlesme-1%2F&#038;title=En%20uzun%20hik%C3%A2yemiz%3A%20Modernle%C5%9Fme%20%281%29" data-a2a-url="https://millidusunce.com/en-uzun-hikayemiz-modernlesme-1/" data-a2a-title="En uzun hikâyemiz: Modernleşme (1)"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-21983 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/Hiçbir-yeni-Türksüz-olmaz.jpg" alt="" width="620" height="360" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/Hiçbir-yeni-Türksüz-olmaz.jpg 620w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/05/Hiçbir-yeni-Türksüz-olmaz-300x174.jpg 300w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" />Ülkemizin gündeminde devasa sorunlar varken, bunların tartışılmasını engellemek için olsa gerek, hep gündemle ilgisi olmayan konular ortaya atılmakta ve özellikle de geçmiş tartışmaya açılmaktadır. Böylece bugünün siyasi tartışmaları ve toplumun kutuplaşması, tarihî olaylar üzerinden derinleştirilmekte, her vesile ile tarihle hesaplaşma zemini yaratılmaktadır.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ın sosyal medyada yer alan <em>“Bize yüz elli yıldır modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri anlatıldı. Artık kendi hikâyemizi yazma zamanı geldi.”</em> Söyleminin de bu bağlamda ortaya atıldığını düşünmekle birlikte, birçok yönüyle bitmeyen bir tartışma konusudur.<br />
Her ne kadar 150 yıl ibaresi geçse de kastedilenin kabaca III. Selimle başlayan 1839 Tanzimat Fermanı ile belirgin hâle gelen ve sonrasında hep devam eden<em> “Batılılaşma”</em> serüvenimizdir.</p>
<p>İlber Ortaylı’ya göre <em>“Tanzimat Fermanı;</em> <em>iktisadi bünyesi ve toplum kurumları ile Endüstri Çağı”</em>na ayak uyduramayan bir imparatorluğun aydın ve bürokratlarının iç ve dış baskılar sonunda, yapısal dönüşümün yarattığı buhranlara bir çözüm aramak için zaruri olarak ilan ettiği bir belgedir. Unutmayalım ki Tanzimat: <em>“Osmanlı ticaret, iktisat ve hukukunun Batı&#8217;nın çıkarları doğrultusunda tanzimidir.”[1]</em></p>
<p>Modernleşme çabalarının ilk yüz yıllık dönemi Osmanlıya, sonraki yüz yıllık dönemi de Cumhuriyete ait sayılabilir.<br />
Son yıllarda<em> “Yeni Osmanlıcılık”</em> kavramının öne çıkartılması ve neredeyse yeni bir tarih yazımı yapıldığına bakılırsa, Sayın Kalın tarafından reddedilenin, çok net olmamakla birlikte, modernleşme hikâyemizin sadece Cumhuriyete ait bölümü olduğunu değerlendirmekteyim. Diğer taraftan, Cumhuriyetimizi <em>“Reklâm arası”</em> olarak niteleyen benzeri söylemler, Atatürk ve Cumhuriyet hakkında olumsuz beyanlar ve son olarak da Ayasofya minberinden Atatürk’e lanet okunması ile birlikte değerlendirildiğinde bu tezimiz, daha da ağırlık kazanmaktadır.<br />
Toplumumuz genelde çok yakın geçmişi bile kolayca unutmak eğilimindedir. Hatırlama, ilerlemiş medenî toplumlar ile geri kalmış toplumları birbirinden ayıran temel farktır. Önemli olaylarını hatırlayan toplumlar, sağlıklı tarihî bilgilere sahip oluyorlar. Bizim ise tarihe bakışımız oldukça sorunludur; ya çarpıtıyoruz, ya tarihi olayların yaşandığı dönemi unutarak, günümüz ölçüleri ile değerlendirme hatasına düşüyoruz, ya da tarihten bugünün polemiklerine malzeme devşirmeye çalışıyoruz.</p>
<h2>Batılılaşma&#8230;</h2>
<p>Şimdi gerek Osmanlı ve gerekse Cumhuriyet döneminde toplumumuzdaki bu değişim çabalarına ana hatları ile göz atarak, Batılılaşma serüveninin ne kadar bizim hikâyemiz olduğunu ve/veya olmadığını irdeleyelim.</p>
<p>Batılılaşmak; askerî teknolojiler başta olmak üzere geri kaldığımız her konuda, üstün olan Batı&#8217;yı örnek almak, benimsemek. Dün Batı’dan sadece Avrupa anlaşılırken, günümüzde ABD, Japonya gibi gelişmiş ülkeler de bu kavramın içinde kalırlar.</p>
<p>Ziya Gökalp; Türk toplumu için bir bütün olarak <em>“Türk Milleti, İslam Ümmeti ve Garp Medeniyeti”</em> aidiyetini gerekli görürken, günümüzde toplumumuzun her bir kesimi, birine veya ikisine aidiyeti kendisi için yeterli görmektedir. Bunların bir kısmı da hikâyemize itirazı olanlardır. Gökalp’ın Garp Medeniyetinden<em> “Batı Uygarlığı”</em>nı kastettiğini de unutmamalıyız.<br />
Zaten Bernard Lewis’in de dediği gibi; <em>“İnsanlık tarihinin her döneminde çağdaşlaşma ve benzeri deyimler hep büyüyen hâkim uygarlığın normları, standartları ve yolları anlamına gelmiştir.”</em></p>
<p>İ.Ortaylı Batılılaşma gayretimizi şöyle özetler; <em>“Osmanlının son asrı; toplumun kurumlarıyla, gelenekleriyle devlet adamlarıyla kaçınılmaz bir yapıya doğru ilerlediği, karanlığın ve gafletin yanında fazilet ve aydınlığın ortaya çıktığı, çöküşle ilerleyişin boğuştuğu bir asırdır. Tanzimat Devrinin modern Türkiye’nin oluşumundaki payı büyüktür.” [2]</em></p>
<p>Görüldüğü gibi Osmanlı Batılılaşmasının insan kaynağı ve kurumlar itibarıyla Atatürk devrimlerine bir altlık hazırladığına dikkat çeken Ortaylı, bu amaçla kurulan en önemli kurumun Türk tarihini, Türkçeyi ve bir yabancı dili en iyi şekilde öğreten <em>“Galatasaray Lisesi”</em> olduğunu belirtir.</p>
<p>Cumhuriyet döneminde ise Batılılaşmanın yerini, Atatürk’ün tanımlaması ile <em>“Çağdaş Uygarlık Düzeyi”</em> almıştır. Atatürk; Osmanlı’nın son yüz yılında eğitim, hukuk, ekonomi, siyasi vb. konulardaki bölük pörçük yenileşme ve değişim arayışlarını, bir bütünlük içinde ele almış ve her konuyu devrimci bir yaklaşımla sonuca kavuşturarak, yeni bir ülkenin temellerini atmıştır. İki dönemdeki gayretleri karşılaştırmak bakımından çarpıcı bir örnek teşkil eden <em>“Harf Devrimi”</em> ne ulaşan sürece ana hatları ile hatırlayalım.</p>
<p>Selçuklu ve Osmanlı döneminde halkın konuştuğu Türkçe’nin bir alfabesi yoktur. Arap alfabesi kullanılmaktadır. Arap harflerinin Türkçenin bünyesine uymadığı, okunmasının güç ve karışık olduğu, daha Tanzimat devrinde ortaya atılmış, 1845’te eğitim işleriyle uğraşmak üzere Maarif Meclisi açılmış, 1851 de o devrin “<em>akademisi</em>” olan “<em>Encümen-i Daniş</em>” kurulmuş ve dil meselesi orada tartışılmıştır.<br />
Münip Mehmet Efendi, Cemiyet-i İlmiye adlı bir bilimsel kurulda, Osmanlıca alfabede düzenleme yapılması gerektiğini anlatarak şunu demiştir; <em>“Okuma yazmanın önündeki en önemli engel, alfabedir. Çünkü bu alfabede, ünlü harfler yoktur. Ünlü harfler olmadığı için, Türkçe sözcükleri yazma olanağı yoktur. Bu nedenle yeni bir düzenleme gerekir…”</em></p>
<p>1911 yılında İstanbul’da bir <em>“Harfleri Islah Komisyonu”</em> kurulmuştur.</p>
<p>Doktor Musullu Davut tarafından, Meclis-i Mebusan’da, Latin Harflerinin kabul edilmesine ilişkin bir tasarı bile verilmiş, ancak sonuç alınamamıştır.</p>
<p>Alfabe konusunda 1913&#8217;te Enver Paşa tarafından “<em>Ordu Elifbası</em>” adıyla bir alfabe hazırlatılarak uygulamaya konulmuş, halk bu alfabeye Enver Paşa’ya izafeten “<em>Enveriye</em>” demiştir.</p>
<p>Yahya Kemal, dil konusundaki çıkmazımızı şöyle özetler; <em>“İstanbul’da iki lisan vardır; Biri yazılıp konuşulamayan, diğeri konuşulup yazılamayan.”</em></p>
<p>1928&#8217;e gelindiğinde okuryazar oranı %4&#8217;tür. Atatürk, gerekli teknik hazırlıkları yaptırdıktan sonra, yüz yıllık bocalama dönemine son noktayı koyar. <em>“Yeni Türk alfabesi üç ay içinde hayata geçirilecektir.”</em></p>
<p>Harf devrimi Cumhuriyetin en önemli devrimi olup, kısa sürede okuryazarlık oranının artmasını sağlamıştır. Bu devrim modern Türkiye’nin önünü açan ana devrimdir. Bu yapılmasaydı bugünkü modern Türkiye olmazdı ve Araplaşma yolunda epeyce mesafe almış olurduk. Cumhuriyet karşıtlarının bu devrimle ilgili<em> “Bir gecede cahil kaldık”</em> iddiaları bir öfkenin ürünüdür ve kasıtlı bir saptırmadır. (Devam edecek)</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/en-uzun-hikayemiz-modernlesme-1/">En uzun hikâyemiz: Modernleşme (1)</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/en-uzun-hikayemiz-modernlesme-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
