<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Saraybosna arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/saraybosna/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/saraybosna/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Wed, 06 Sep 2023 16:20:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Mostar Yahut Köprü</title>
		<link>https://millidusunce.com/mostar-yahut-kopru/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/mostar-yahut-kopru/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2023 17:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Fortitsa Tepesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mostar Köprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Neretva]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=44925</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mostar, Osmanlı döneminde kurulmuş bir şehir. Ondan önce civarda bazı yerleşim birimleri oluşmuş, kaleler kurulmuşsa da şehir haline dönüşü Osmanlı idaresine geçtiği 1468’den sonra.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mostar-yahut-kopru/">Mostar Yahut Köprü</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmostar-yahut-kopru%2F&amp;linkname=Mostar%20Yahut%20K%C3%B6pr%C3%BC" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmostar-yahut-kopru%2F&amp;linkname=Mostar%20Yahut%20K%C3%B6pr%C3%BC" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmostar-yahut-kopru%2F&amp;linkname=Mostar%20Yahut%20K%C3%B6pr%C3%BC" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmostar-yahut-kopru%2F&amp;linkname=Mostar%20Yahut%20K%C3%B6pr%C3%BC" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmostar-yahut-kopru%2F&#038;title=Mostar%20Yahut%20K%C3%B6pr%C3%BC" data-a2a-url="https://millidusunce.com/mostar-yahut-kopru/" data-a2a-title="Mostar Yahut Köprü"></a></p><p>Saraybosna’dan Mostar’a trenle gitmek, bu küçük ülkenin muhteşem tabiatını doya doya seyretmenin en iyi yolu. Dağlar, vadiler, kanyonlar, ırmaklar, çağlayanlar, köprüler…</p>
<p>Bosna Hersek coğrafyasında güneye doğru iniyoruz. Güneye indikçe tabiat Akdeniz bitki örtüsüne geçiyor. Üzüm bağları, incir ağaçları, zakkumlar… Bir süre sonra bir başka nehir yoldaşımız oldu: Neretva. Tren derin ve dik yamaçlı vadilerin, kanyonların arasında akan yeşil Neretva’yı takip ederek Mostar’a ulaştı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-44932" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/m-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/m-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/m-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/m-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/m.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>Yola çıktıktan iki saat sonra yemyeşil dağların ortasında Mostar. Trenin penceresinden köprüyü görecek miyim diye heyecanla bakıyorum. Hayır, istasyon cihetinden görünmüyor. Ama beyaz minareler yeşil manzaranın koynunda zarafetle yükseliyor.</p>
<p>Mostar, Osmanlı döneminde kurulmuş bir şehir. Ondan önce civarda bazı yerleşim birimleri oluşmuş, kaleler kurulmuşsa da şehir haline dönüşü Osmanlı idaresine geçtiği 1468’den sonra.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-44931" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Mostar-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Mostar-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Mostar-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Mostar-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Mostar.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>Otele valizimizi bırakır bırakmaz kendimizi dışarı atıyoruz. Bir an önce köprüyü görmek lâzım! Bereket versin, otelimiz eski şehrin hemen kıyısında. Birkaç adım sonra köprü! Burada da, -başka köprüler olmasına rağmen- “köprü” deyin, kâfi! Veya Eski Köprü.</p>
<p>Şimdiye kadar geçtiğim köprüler düzdü. Mostar Köprüsü sivri kemerli ve yüksek bir köprü. Köprüde yürümeye başlarken yokuş çıkıyorsunuz, kemerin tepe noktasından sonra inişe geçiyorsunuz! Yüzde 20 eğim! Döşeme taşları kaygan. Herkes dikkatli yürüyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-44933" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Mostar-Koprusu-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Mostar-Koprusu-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Mostar-Koprusu-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Mostar-Koprusu-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Mostar-Koprusu.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>Köprü’nün hikâyesi malum. 1566’da Mimar Sinan’ın çizdiği plan üzerine öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından inşa edildi. 427 yıl ayakta kaldı, asırlarca beri yakadaki Müslümanlarla, öte yakadaki Katolikleri birleştiren, kaynaştıran sembol oldu. Sonra, bir arada yaşamanın, iyi niyetin, dostluğun ve komşuluğun sembolü olan köprü, düşmanlığın top ateşiyle 1993’te ortasından çöktü ve sulara gömüldü. Köprüyü yeniden inşa çalışması, tamamen aslına uygun olarak, hatta Neretva’nın dibine gömülen eski taşların bir kısmını çıkarıp kullanarak yapıldı ve Mimar Hayreddin’in elinden çıkan köprünün replikası 2004’te yeniden açıldı.</p>
<p>Şehrin adı aslında köprünün adı. Slav dillerinde most “köprü” demek. Stari Most. Eski Köprü. Köprünün iki tarafında kule gibi iki kale. Bir vakitler bu kulede nöbet tutan askerlere “mostari” denirmiş. Köprünün bekçileri. Meşhur taş köprümüzden önce iki yakayı birleştiren bir tahta köprü olduğu kaynaklarda yazıyor.</p>
<p>Evliya Çelebi <em>“….onaltı padişahlık yer gezdim, böyle yüksek köprü görmedim. Bir kayadan bir kayaya kavs-ı kuzah gibi atılmış uzunluğu tam yüz germe adımdır. Onbeş ayak enliliği vardır.”</em> diye anlatır köprüyü. Kavs-ı kuzah, yani gökkuşağı. Güzel benzetmiş Çelebimiz!</p>
<p>Şehrin tehlikeli bir geleneği var. Köprüden atlamak! Diyorlar ki köprüden atlamayana kız verilmezdi. Şimdilerde sevdiği kızı almak için cesaretini ispatlamak üzere bu işe kalkışan delikanlı var mı bilmem, ama köprüden atlamak bir çeşit gösteri ve para kazanma sanatı olmuş.</p>
<p>Köprünün bir ayağının dibindeki kulenin ilk katı dalış kulübü. Köprüden atlayanlar bu kulübün üyeleri. Kendine güvenen aidatını öder, üye olur. Anladığım kadarıyla, her gün biri atlıyor. Kulüp üyeleri, Yunan mitolojisinden bir isim seçmişler kendilerine: İkari. Mitolojide İkarus, hapsedildiği kuleden kurtulmak için balmumundan kanat takıp uçan, fakat uçmanın coşkusu ve gururu ile güneşe fazla yaklaşıp kanatları eriyince Ege Denizi’ne düşüp ölen delikanlı.</p>
<p>Akşamın pembeliği başlamıştı. Köprüye yığıldık. Biri atlamaya hazırlanıyordu! Ellerimizde fotoğraf makinaları, cep telefonları hazır. Köprü kemerinin en yüksek noktasında mayolu bir adam. Isınma hareketleri yapıyor. Orada o hareketleri yapmak bile… Aman Allah’ım!</p>
<p>Bir cazgır taş korkuluklara yığılmış insanlar arasında dolaşarak para topluyor. Toplanan para belli bir miktara gelince atlama gerçekleşecek. Bu yaz 50 Euro idi. O da piyasa şartlarına göre artıyordur herhalde. Köprüye yığılan insanlar bağırıyor, alkışlıyor, ıslıklar çalınıyor, tempo tutuluyor. Her dilde tezahürat. “Haydi, haydi…” sesleri. Boşnakça’da “Haydi” ünlemesi bizden kalan kelimelerden biri. Antik Roma’nın arenalarında gibiyiz. Roma’nın asilleri tribünlerde oturuyor, kum sahada iki gladyatör. Ya da biri gladyatör, öteki aslan. Asiller keyifli. Kim kimi alt edecek? Gladyatörün biri ölecek. Ya da aslan gladyatörü yiyecek. Roma’nın asilleri birinin ölmesini görmek istiyor!</p>
<p>Cazgır bakıyor, para hâlâ yeterli değil. Tekrar seyircilerin arasına dalıyor. Pamuk eller cebe! Ahalide heyecan dorukta.</p>
<p>İlk atlayış 1664’te olmuş. Köprünün kemeri ırmaktan 27 metre yüksekte. Uçmak desek de olacak! Evliya Çelebi de bilir bu atlayışları. <em>“Şehrin birçok cüretli çocukları köprüden aşağı sıçrayıp nehre düşer ve güya kuş gibi uçar. Her biri bir çeşit perende atarak suya düşer. Kimi baş aşağı, kimi bağdaş kurar, kimisi ikişer üçer birbirini kucaklayarak suya atlarlar ve derhal kenara çıkıp kayalardan yukarı tırmanarak köprübaşına gelirler. Köprü üzerindeki vezirler ve âyandan ihsanlar alırlar.”</em> O zaman da altın, gümüş karşılığı bu işler. Bu işler hep böyle!</p>
<p>Neretva Nehri dünyanın suyu en soğuk nehri imiş. Yazın en sıcak günlerinde bile 10 dereceyi bulmazmış. Ve atlayanın -ya da uçanın- hızı saatte 80 km.</p>
<p>Nihayet yeterli para toplandı. Kemerin tepe noktasındaki mayolu adam son bir çalımla kollarını, bacaklarını oynattı, kalabalığı süzdü, herkesin nefesini tuttuğundan emin olduktan sonra çığlıklar arasında kendini bıraktı. Üç saniye… Baktık, aşağıda salimen kıyıya ulaştı. Alkışlar… Bu atlayışlarda ölenler de oluyormuş. 2012’den beri dört ölüm vakası ve sayısız yaralanma var. Turistlerden de atlamak isteyenlere izin veriliyor, ancak dalış kulübüne başvuracaksınız, onlar size gerekli bilgileri verip önce başka bir yerde deneme dalışları yaptıracak ve bunlar için elbet bir ücret ödeyeceksiniz. Sonuç olumluysa köprüden atlamanıza onay verecekler. Başarıyla atlarsanız bir de sertifika.</p>
<p>İkari atladı, heyecanlı kalabalık yatıştı, köprünün korkuluklarına yığılanlar dağılır gibi oldu. Sokak müzisyenleri icra-yı sanat etmeye başladı.</p>
<p>Biraz sonra minarelerden akşam ezanı duyuldu.</p>
<p>Köprü’nün fotoğraflarını, videolarını çekmeye doyamazken karşı tepedeki haç kadraja girdi. Mostar’ın çevresindeki dağlar arasında en yükseği Hum Dağı tepesine, Hıristiyanlığın iki bininci yılı şerefine 2000 yılında dikilmiş, adı Milenyum Haçı. 33 metre boyunda. 33 sayısı Hazret-i İsa’nın çarmıha gerildiği yaş olduğu için önemli. Aklıma Üsküp’te Vodna Dağı’nda gördüğüm Milenyum Haçı geldi.</p>
<p>Akşam pembe-lacivert inerken köprü ve çevresi iyice kalabalıklaştı. Gündüz hava çok sıcak olduğundan akşam saatlerinde gezintiye çıkanlar taş döşeli dar sokakları doldurdu. Başçarşı gibi, fakat çok daha küçük tarihî çarşı köprünün iki tarafında uzanıyor. Hediyelik eşya dükkânları, kahveler, barlar, lokantalar… Başkonsolosluğumuz da orada bir taş binada. Köprü civarı kaç yüzyıllık taş binalarıyla, taş döşenmiş daracık yollarıyla, kayrak taşlarla kaplanmış çatılarıyla ortaçağ mahallesi. Saraybosna’nın Başçarşı’sına kıyasla; Mostar, çarşısı ve köprüsüyle eğlencesi çok daha bol bir şehir gibi göründü bana. Yabancı turist pek çok. Akdeniz kıyılarının sayfiye kasabaları gibi.</p>
<p>Fakat ertesi gün rehberimiz Esmer’i dinleyince… Önce Fortitsa Tepesi’ne çıkıp şehre beş yüz küsur metre yüksekten baktık. Sonra inip Neretva’nın kollarından Buna’ya uzandık. Yine bol sulu, tertemiz bir nehir. Esmer Bosna Savaşı sırasında beş-altı yaşındaymış. Bir yandaki dağdan Hırvat, öte yandaki dağdan Sırp keskin nişancılarının şehirdeki insanları nasıl avladığını anlattı. Annesi ve babasıyla Mostar’daki toplama kampına kapatılmış. Annesi o sıralar kardeşine hamile. Kurtulmuşlar kurtulmasına ama Esmer’in anlattıklarından ailenin hâlâ o günlerin travmasını yaşadığı anlaşılıyor. “<em>Günde bir defa kaynar halde çorba verirlerdi. Başında beklerler, on üç saniyede içmek zorundasın. İçebilen içer, içemeyenin tasını elinden çekip alırlar, aç kalır. İçebilenlerin ve orada öldürülmeyenlerin çoğunun sonunda mideleri yandı, parçalandı.</em>”</p>
<div id="attachment_44930" style="width: 310px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-44930" class="wp-image-44930 size-medium" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Fortitsa-tepesinde-savastan-kalmis-bir-top-300x225.jpeg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Fortitsa-tepesinde-savastan-kalmis-bir-top-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Fortitsa-tepesinde-savastan-kalmis-bir-top-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Fortitsa-tepesinde-savastan-kalmis-bir-top-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Fortitsa-tepesinde-savastan-kalmis-bir-top-1536x1152.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/09/Fortitsa-tepesinde-savastan-kalmis-bir-top.jpeg 2016w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-44930" class="wp-caption-text">Fortitsa tepesinde savaştan kalmış bir top</p></div>
<p>Esmer’in arabasında küçük bir kutu. İçinde bana tanıdık gelmeyen şeyler. Meğer savaştan kalma “hatıralar” imiş. Evlerine, mahallelerine düşen mermiler, mermi kovanları, şarapnel parçaları… Onları saklıyor ve gelen ziyaretçilere gösteriyor. Bu hatıralarla yaşıyorlar. Bu halk çektiklerini kolay unutacağa benzemiyor. Ama hayat devam ediyor.</p>
<p>Hava çok sıcak… Ege’nin sıcağından çok iyi tanıdığım çekirge sesleri Buna’nın tatlı şırıltısını bastırıyor. İnce uzun bacakları, antenleriyle yemyeşil birini yanımda yöremde görüvereceğim diye ödüm patlıyor. Çekirgeler çığlık çığlığa… Esmer’den halkın termometresinin nasıl çalıştığını öğreniyoruz: “Bir dakika içinde duyduğunuz çekirge sesini sayın, dokuza bölün, on beş ilâve edin. Havanın sıcaklık derecesi odur!”</p>
<p>Ege’nin çekirgelerine tatbik edeceğim bu metodu. Yoksa sadece Mostar’ın çekirgeleri için mi geçerli?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mostar-yahut-kopru/">Mostar Yahut Köprü</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/mostar-yahut-kopru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tünel</title>
		<link>https://millidusunce.com/tunel/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/tunel/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Aug 2023 18:12:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Umut Tüneli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=44725</guid>

					<description><![CDATA[<p>Saraybosna, Bosna Hersek’in bağımsızlığını hazmedemeyen Sırp kuvvetlerince dört bir yandan sarılmıştı. Sadece havalimanı Birleşmiş Milletler kontrolündeydi. Dünya ile tek irtibat noktası. Dünyaya seslerini duyurabilecekleri ve belki dünyadan yardım alabilecekleri yegâne yer.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tunel/">Tünel</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftunel%2F&amp;linkname=T%C3%BCnel" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftunel%2F&amp;linkname=T%C3%BCnel" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftunel%2F&amp;linkname=T%C3%BCnel" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftunel%2F&amp;linkname=T%C3%BCnel" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftunel%2F&#038;title=T%C3%BCnel" data-a2a-url="https://millidusunce.com/tunel/" data-a2a-title="Tünel"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Şehir kuşatma altındaydı. Dört tarafı dağlarla çevrili şehir… Dört tarafın dağlarından üstüne bombalar yağdırılan şehir… Dört tarafın dağlarında konuşlanmış keskin nişancıların çocuk, kadın, erkek, ihtiyar, genç ayırt etmeden insan avladığı şehir… Ne elektrik, ne temiz su, ne yeterli yiyecek, ne silah, ne mühimmat… Zorlu hava şartları bir yandan. Bir kışı daha çıkarmaları mümkün görünmüyordu. Şehir yok olmanın eşiğindeydi. Bir şey yapmalıydılar. Bütün şehir halkına umut olacak bir şey! Umut tünelini kazdılar.</p>
<p>Saraybosna, Bosna Hersek’in bağımsızlığını hazmedemeyen Sırp kuvvetlerince dört bir yandan sarılmıştı. Sadece havalimanı Birleşmiş Milletler kontrolündeydi. Dünya ile tek irtibat noktası. Dünyaya seslerini duyurabilecekleri ve belki dünyadan yardım alabilecekleri yegâne yer. Dünyaya açılan kapı. Gerçi o kapı dünyanın ne kadar umurundaydı?! Şehir dünyanın ne kadar umurundaydı?!</p>
<p>Kazmaya başladılar. Saraybosna’nın, Bosnalı Müslümanların elinde kalmış iki kenar mahallesinde kazı başladı. Bir tarafta havalimanına yakın Butmir. Öte tarafta on sene önce, Olimpiyat Köyü kurulan Dobrinja.</p>
<p>Ah o olimpiyat köyü! 1984’tü sene. Kış olimpiyatları Saraybosna’da yapılacaktı. Şehir halkını bir heyecan sarar. “Elli yıllık hayatımın en güzel senesi idi” diyormuş rehberimizin babası. Fakat… Kar gerek! Kar yağmıyor! Her güne kar ümidiyle başlıyorlar. Kar yok! Her sene bu mevsimde bembeyaz örtülen şehir şimdi kuru! Ne yapalım, ne edelim derken ahali kar duasına bile çıkar! Nihayet, olimpiyatların başlamasına iki gün kala, öyle bir kar yağar, öyle bir kar yağar ki, bu defa yollar kapanır. Hayat felç! Şehir halkı şaşkın… Ama pes etmek yok! Herkes ellerine kazmaları kürekleri alır ve yolları, kaldırımları, meydanları temizler. Şehir el birliğiyle olimpiyatlara hazır hale getirilir.</p>
<h2>Uçak Pistinin Altındaki Tünel</h2>
<p>Şehir halkı on sene sonra ellerine kazmaları, kürekleri bir kere daha aldı. On sene önce olimpiyat oyunlarından yüz akı ile çıkmak için almışlardı, şimdi hayatta kalmak için! Şehrin idarecileri, devlet adamları ve ordu karar vermişti, Dobrinja ile Butmir arasında, havalimanının pistinin altından geçen tünel kazılacaktı. Kuşatma altındaki şehri ayakta tutmak için yapılabilecek en doğru işin bu olduğu düşünülmüştü. Bahçeli, müstakil evlerin bulunduğu Butmir mahallesindeki iki katlı mütevazi evin sahibi Kolar ailesi tünelin girişinin evlerinin bodrumundan yapılmasını kabul ettiler. “Neyimiz varsa sizindir” dediler. Tünelin Dobrinja’da çıkış -yahut giriş- yeri bir apartmanın garajında idi.</p>
<p>İki taraftan kazı başladı. 128 kişi bir taraftan, 132 kişi öteki taraftan. Yirmi dört saat vardiya usulü kazıyorlardı. Kürek, kazma, el arabası, kova, lamba… Dört ay dört gün hiç durmadan kazdılar. Olabildiğince gizli. Tonlarca toprak dışarı çıkarıldı. Yüzlerce kilo kalas, demir çubuk içeri girdi. En derin yeri beş metre, genişlik bir metre, yükseklik bir metre altmış santim… Sekiz yüz metre boyunca kazdılar. Askerler ve maden işçileri de geldi. Ücret, günde bir paket sigara idi. Sigara içmeyenler için bile. Çünkü sigara iyi bir takas malıydı, çok pahalıydı. Tünelin içine elektrik kabloları döşendi; hastanelere, önemli binalara elektrik sağlanacaktı. Şehre petrol taşıyacak borular döşendi. Ray döşendi, ağır teçhizat ve yaralılar rayda giden sedyelerle, küçük vagonlarla nakledilecekti. İki taraftan kazanlar havalimanının pistinin altında buluştular.</p>
<p>1993 temmuzunda tünel kullanıma hazırdı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-44726 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/08/Umut-Tunelinden-fotograf-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/08/Umut-Tunelinden-fotograf-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/08/Umut-Tunelinden-fotograf-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/08/Umut-Tunelinden-fotograf-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/08/Umut-Tunelinden-fotograf.jpeg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Kapının dışında bombardıman devam ediyordu. Sırplar burada bir tünel kazıldığını biliyor, fakat bütün çabalarına rağmen girişlerin nerede olduğunu keşfedemiyor, durmaksızın bölgeyi, mahalleyi bombalıyorlardı. Olimpiyat Köyü’nün gösterişli binaları da yıkıldı, harabe oldu. Tünel kapısında, girmek için sıra bekleyenler öldü. Mühendisler öldü, işçiler öldü. İşçiler ki, çoğu şehrin sivil halkı. Olimpiyat öncesi yağan karı keyifle temizleyenler…</p>
<p>Uzun, ancak tek yönlü trafiğe geçit verecek kadar dar ve yetişkin bir insanın ancak kambur yürüyebileceği bir tünel… Günde ortalama üç-dört bin kişi geçiyordu tünelden. O taraftan bu tarafa, bu taraftan o tarafa. Bazen trafik sıkışır, geçiş saatler sürerdi. Sırtta taşınan patates, soğan çuvalları, elde taşınan yumurtalar. Yumurtalar bazen kırılır, havası zaten yetersiz tüneli kesif bir bozuk yumurta kokusu sarardı. Bu bölgede yeraltı suyu seviyesi yüksekti ve içerdekiler çoğu zaman dizlerine kadar çamurlu sularda yürümek zorunda kalırlardı. Sık sık suyu dışarıya boşaltmak gerekiyordu.</p>
<p>Ziyaret için yapılan replika bir parça aydınlatılmış. Ama otuz sene önceki orijinal tünelin, görünen -fakat girilmesi tehlikeli olabileceğinden dolayı yasak- kısmına yaklaşıp baktım. Ürkütücü… Karanlık… Yerin altındaki bu karanlık, havasız, ıslak koridorda, sırtında yüklerle 800 metre gitmek!… Gitmek ve nasıl geleceği belli olmayan istikbalden korkmak. Yine de Saraybosna halkına “tünelin ucunu” gösteren bu tünel oldu.</p>
<p>Bu karanlık tünelden şehir halkının yanı sıra siyasetçiler geçti, diplomatlar geçti, gazeteciler geçti, insanî yardım ekipleri geçti, destek olmaya gelen sanatçılar geçti. Gıda maddeleri, silah, mühimmat, ilâç, hatta hayvanlar taşındı. Kaçakçılık bile yapıldı! Her savaşın vurgunu, vurguncuları olurdu.</p>
<p>Modern tarihin en uzun kuşatması. Dört sene! 1992-1996</p>
<h2>Bosna&#8217;da Bir de Yerin Altı Var</h2>
<p>Savaştan sonra tünel unutuldu. Su bastı, büyük kısmı çöktü. Butmir yakasındaki evin sahibi Kolar ailesi tünelin evlerinin bodrumundan başlamasına izin verdikleri gibi savaş sonrası unutulan tünelin tekrar hatırlanmasını da sağladılar. Kendi evlerindeki girişten itibaren yirmi beş metrelik kısmını kurtardılar. Bugün Saraybosna’nın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri. Ziyaretçiler, o yirmi beş metrelik kısmın tıpkısı olan replikada yürüyorlar. Aile, savaştan kalan, tünelle ilgili toplayabildikleri, bulabildikleri eşyalarla küçük bir müze de meydana getirmiş. Kullanılan silahlar, elbiseler, gıda maddeleri, kıyafetler, her çeşit eşya sergileniyor. Hatta, tüneli ziyaret edecek mühim kişiler için yapılmış rayda yürüyen koltuk var! Aliya İzzetbegoviç bu koltuğa oturarak tüneli katetmiş.</p>
<p>Avluda bir çeşme. Mermerinde “Hair Çesma” yazıyor. Hayır çeşmesi… Yaşananları anlatan kısa bir film seyrediyoruz. Hatıra hediyelik eşyalar satan küçük bir dükkân da ihmal edilmemiş.</p>
<p>Bahçeli, müstakil evlerin bulunduğu havalimanına yakın mahallede iki katlı mütevazi bir ev… Evin duvarları mermilerle delik deşik. Yerde bir Saraybosna Gülü! Duvarda bir yazı: <em>Tunel Spasa.</em> Umut Tüneli. Kolar ailesi savaştan sonra evlerinin tamir edilmesi için destek teklif edenleri geri çevirmiş, evi olduğu gibi korumak istemiş, fakat yirmi beş metrelik bir tamiratın savaşta neler çektiklerini hatırlatmak için yeterli olmadığını düşünüyor, “Biz, başımıza gelenleri her elli senede unuturuz. Unutmasaydık savaşlar olmazdı.” diyorlar.</p>
<p>Toprağının üstü, yeşilin her tonuyla bezeli Bosna’da bir de yerin altı var.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tunel/">Tünel</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/tunel/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri</title>
		<link>https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2023 17:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=44414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şehir “Saray Ova” diye anılmaya başlanır. Sonra bazen Bosna Sarayı, bazen Saraybosna… Bugün de hemen bütün dillerde Saray Ova’dan mülhem “Sarajevo” olarak geçmekte.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/">Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&#038;title=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" data-a2a-url="https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/" data-a2a-title="Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Her şey yolunda görünüyordu.</p>
<p>Şehir doksanlı yılların dehşet ve vahşet hatıralarını üzerinden atmışa benziyordu. En şık kıyafetlerini giyinip gezintiye çıkmış şehrin yerlileri, uzun boylu, ince, güzel genç kızlar, delikanlılar… Önlerindeki rehberlerinin peşine takılmış, taş döşeli, daracık yollarda fotoğraf çeke çeke, terleye terleye, su içe içe giden turistler… Pipo ya da sigara tüttürenler, nargile çekenler, yiyenler, alkollü, alkolsüz içenler… Gülüp oynayan, şakalaşan, bağrışan, coşan liseliler… Işıklı ve renkli balonlarıyla oynayan çocuklar… Dondurmacılar, köfteciler, börekçiler… Köfte kokuları… Müşterisiyle dondurma kaptırmama oyunu oynayan Maraşlı dondurmacı vatandaşımız… Kemancılar, akordiyoncular, gitaristler…   <em>Bella Ciao </em>çalan üç kişilik grup, onlara alkış tutanlar… Akıllı telefonunun kamerasını kendine çevirip ayna gibi kullanarak makyaj tazeleyen kadınlar… Hediyelik eşya dükkânlarında alışveriş yapanlar… Açık hava kahvelerinde bakır cezvelerden kulpsuz fincanlara kahve koyup ilk yudumdan önce ağızlarına bir lokum atanlar… İki dirhem bir çekirdek giyinmiş, moda dergisi için çekim yapan mankenler… Hürriyet Meydanı’nda, meydanın döşemesine dizili yetmiş santim boyunda plastik taşlarla satranç oynayanlar…</p>
<p>Başçarşı’da her şey yolunda görünüyordu.</p>
<p>Şehir doksanlı yılların dehşet ve vahşet hatıralarını üzerinden atmışa, hatta unutmuşa benziyor, diye düşünüyordum.</p>
<p>Ta ki… Öğlen saat 12’de o siren sesini duyana kadar… Kalın, ağır, ürpertici, sarsıcı bir ses. Bir dakika boyunca. Temmuzun 11’ydi. Geleli yirmidört saat olmamıştı daha. Önce Başçarşı’ya dalmış ve o çok renkli, çok sesli, keyifli kalabalığa katılmıştık. Ardından şehir turu yaptıran rehberin peşine takıldık, Başçarşı’dan çıkıp nehre doğru yürüdük. Rehberimiz bizi uyardı. “Bugün 11 Temmuz” dedi.</p>
<p>Sonra o ses… Miljacka (Milyatska) Nehri boyunca insanlar durdu, arabalar durdu. Birdenbire o kadar ağır bir hüzün atmosferi oluştu ki… Gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. Her şey yolunda değildi burada!</p>
<p>11 Temmuz 1995. Bu sene Srebrenitsa katliamının yirmisekizinci yılı. O gün akşama kadar, Milyatska Nehri’nin kıyısındaki heybetli belediye binasında, katliamda can veren 8 bin küsur kişinin ismi okundu. Her sene böyle olurmuş.</p>
<p>Saraybosna’dayız.</p>
<p>Saat 12’deki bir dakikalık tevakkuftan sonra bizler de gezinmeye, dolanmaya, yiyip içmeye devam ettik. Ama isimleri okuyan o boğuk ses akşama kadar peşimizi bırakmadı, bizi derinden derine takip etti.</p>
<p>Sonra “Saraybosna gülleri”ni gördük. Şehir kuşatma altındayken, havan topları ile dövülürken, en az üç kişinin can verdiği her yerde bir Saraybosna gülü var! Havan topu mermisinin yerde açtığı delikler, oyuklar, yarıklar kırmızı reçine ile doldurulmuş. Şehit düşenlerin, dökülen kanların anısına etkileyici ve sarsıcı bir sembol. Balkan coğrafyasının çocuğu Yahya Kemal’in mısraları akla geliyor:</p>
<p><em>Cennette bugün açmış gülleri görürüz de,</em></p>
<p><em>            Hâlâ o kızıl hatıra titrer gözümüzde. </em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-44419" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Şehirde iki yüzden fazla yerde bu güllerden var. “Şu meydanda 42 kişi, bu pazarda 69 kişi can verdi.” diye anlatıyor rehberler.</p>
<p>Her şey yolunda değil! Ama hayat devam ediyor. Şehrin merkezi Başçarşı dünyanın her yerinden gelen turistlerle dolup taşıyor. Bu kalabalığın ne kadarı bu şehrin ve bu ülkenin derdinden haberdar, bilmem!</p>
<div id="attachment_44417" style="width: 778px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-44417" class="wp-image-44417 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><p id="caption-attachment-44417" class="wp-caption-text">Başçarşı</p></div>
<p>Bosna’nın fatihi Fatih Sultan Mehmet. 1463. Saraybosna’nın kurucusu İshakoğlu İsa Bey. Fatih’in uç beylerinden. Bölgenin fethinden sonra, sancak beyi tayin edilir ve bugünkü şehrin olduğu yerde padişah adına bir saray yaptırır. Şehir “Saray Ova” diye anılmaya başlanır. Sonra bazen Bosna Sarayı, bazen Saraybosna… Bugün de hemen bütün dillerde Saray Ova’dan mülhem “Sarajevo” olarak geçmekte. İsa Bey beldeye ilk mührü vuran isim. Yahya Kemal’in <em>Kaybolan Şehir</em>’de andığı, annesini defnettikleri caminin de bânisi olan İsa Bey’dir bu. Üsküp sancak beyliği de yapmıştır. Saraybosna’nın ilk camisi onun yine padişah adına yaptırdığı Hünkâr Camisi. Şehrin ortasından akan Milyatska Nehri’nin kıyısındaki caminin haziresinde pek çok mezar taşı var. Onlardan birinin İsa Bey’e ait olduğu düşünülüyor. İsa Bey han, hamam, kervansaray, dükkânların yanı sıra nehrin üzerine, caminin karşısına bir de köprü yaptırmış: Hünkâr Köprüsü. “Çareva Kuprija” diyorlar Boşnakça’da. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Avusturya-Macaristan devleti köprünün yerini birkaç metre değiştirerek yeni bir köprü yaptırmış. Rehberimiz Osmanlı’nın yaptığı köprünün nehrin yatağında kalan, suların altında seçilen dikdörtgen kaidesini gösterdi.</p>
<p>Bosna Hersek+ 1878’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun hakimiyetine geçti. Dörtyüz küsur seneden sonra…</p>
<p>Milyatska Nehri az sulu ve tertemiz akıyor.</p>
<p>Saraybosna’yı Saraybosna yapanların en ünlüsü Gazi Hüsrev Bey. İkinci Bayezid’in kızının oğlu. Kanunî devrinde buraya sancak beyi olarak geliyor, onyedi yıl bu görevde kalıp civardaki bir Sırp isyanını bastırırken şehit düşüyor. Osmanlı Devleti’nin gücünün zirvesinde olduğu devir. Malını mülkünü şehrin imarı için harcamış bir devlet adamı. Başçarşı içinde camisi, medresesi, hanı, hamamı, imaretleri, onlarca vakıf binaları var. Türbesi de caminin avlusunda.</p>
<p>Caminin yanı başındaki otuz metrelik saat kulesinde Arabî rakamlar dikkatimizi çekti. Ay takvimine göre çalışan saat 12’yi gösterdiğinde akşam ezanı okundu. Bu çeşit bir saat çocukluğumda dedemlerin evinde vardı. Dedem iri siyah bir anahtarla birkaç günde bir kurardı. O vakitten beri ezanî saat görmemiştim. Bu saatin de bekçisi birkaç günde bir kuruyormuş. Rehberin dediğine göre dünyada ay takvimine göre işleyen tek saat buymuş. “Sarayevo’nun Big Ben”i diyorlar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-44420 size-medium_large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Ezan okunuyor, sonra kiliselerden çan sesleri duyuluyor. Saraybosna Müslümanların çoğunlukta olmasına rağmen dinlerin, kültürlerin kaynaştığı bir şehir. Ülkenin üç resmî dili var: Boşnakça, Sırpça, Hırvatça. Ama herkes birbirini anlarmış. Aralarında ancak şive farklılıkları varmış. “Kaynaşmak” hoş kelime ama bazen kaynaşamayıp “savaşmak” kader oluyor. Tarih boyunca!</p>
<p>Lise tarih kitaplarımızdaki Osmanlı tarihi sayfalarında Saraybosna hakkında bir şeyler okuduğumuzu hatırlamıyorum. Bosna Hersek’in fethi geçmiştir birkaç cümle ile ama özel olarak, şehir olarak Saraybosna anlatılmadı. İlk defa ne zaman duydum? Dünyayı değiştiren bir olay oldu burada. Osmanlı çekilip gittikten çok sonra. Saraybosna suikastı! Lisedeyken onu çok iyi öğrendik. O zaman da Saraybosna’yı Avrupa’da herhangi bir şehir olarak düşünmüştüm. Sonra da ömrümüzün mühim bir kısmında orası zaten Yugoslavya’ydı, Tito’ydu, Demirperde gerisiydi.</p>
<p>Halbuki bizimmiş!</p>
<p>Güney Avrupa’daki serhat şehrimizmiş!</p>
<p>Bizim olduğunun farkına Yugoslavya’nın dağılmasından sonra vardık.</p>
<p>“28 Haziran 1914&#8217;te Saraybosna&#8217;da Avusturya-Macaristan veliahdı Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Arşidüşes Sophie&#8217;ye düzenlenen suikast&#8230;” kitaplar böyle yazıyordu. Hâlâ böyle yazar.</p>
<p>Milyatska Nehri’nin üzerindeki birçok köprüden biri Latin Köprüsü. Dünyayı değiştiren olay o köprünün yanında oldu. Avusturya-Macaristan veliahdı ile karısı, bir Sırp milliyetçisi olan Gavrilo Princip tarafından kurşunlanarak burada öldürüldü. Veliaht, imparatorluğun ilhak ettiği ülkede resmî gezide idi. Yirminci yüzyılın ilk büyük savaşı, Birinci Dünya Savaşı’nın fitili ateşlendi.</p>
<p>28 Haziran 1914… 28 Haziran tarihi Sırplar için çok önemlidir. Kültürlerinde Aziz Vitus Günü. Dinî ve millî bayramları. 1389 Kosova Savaşı, Gregoryen takvime göre 28 Haziran’da, yani Aziz Vitus Günü’nde gerçekleştiği için bu gün, o yıldan sonra apayrı bir önem kazanmış, kültürlerinde bir “Kosova Efsanesi” oluşmuştur. Sırp ordularına komuta eden Prens Lazar muharebe meydanında o gün can verince azizlik mertebesi verilmiş kendisine. Aynı meydanda Murad Hüdavendigâr da bir Sırp soylusu tarafından o gün şehit edilmişti. Derler ki, Sırp milliyetçiliği o gün başladı! Avusturya Macaristan yetkilileri bunları bildikleri için kasıtlı olarak mı Franz Ferdinand’ın gezisini o güne denk getirdiler; yoksa bir tesadüf, bir tevafuk, takvimlerin bir cilvesi mi?</p>
<p>Gavrilo Princip -kendi milleti adına- günün gereğini yaptı!</p>
<p>Köprünün karşısındaki müzenin önünde, karı kocanın içinde vuruldukları üstü açık arabanın replikası duruyor. Köprüye Yugoslavya döneminde “Princip’in Köprüsü” demişler, şimdi eski adına geri dönmüş. Şehrin en eski köprüsü kabul ediliyor. Önce, orada bir tahta köprü olduğunu yazıyor bazı kaynaklar. 1565’te şehir eşrafından Ali Ayni Bey onun yerine dört gözlü taş köprüyü yaptırmış. Nehrin bir yakasındaki Katolik mahallesine açıldığından ve Osmanlılar bu mahalleye “Latinluk” dediğinden köprünün adı “Latin Köprüsü” olarak kalmış. 1791’de sel felâketinde büyük hasar gören köprü şehrin tüccarlarından Abdullah Aga Briga tarafından yeniden yaptırılmış.</p>
<p>Her şeyin yolunda göründüğü Başçarşı… Saraybosna’nın kalbi. Sıcak havaya rağmen gündüz de çok kalabalık ama akşamları daha cıvıl cıvıl ve ışıklarla birlikte göz alıcı oluyor. Rehberimiz Başçarşı’nın ana caddesinin bir yerinde yerdeki yazıya dikkatimizi çekti. İngilizce olarak: Kültürlerin buluştuğu nokta. “Şimdi sağınıza bakın” dedi. Baktık. “Şimdi solunuza bakın” dedi. Baktık. Bir tarafa bakınca önümüzde bir Osmanlı şehri. En fazla iki katlı binalar, küçük dükkânlar, kubbeler, minareler… Öteki tarafa bakınca Viyana gibi, Zagreb gibi bir Avrupa şehri. Binalar daha yüksek, geniş vitrinli mağazalar, ileride Katolik Kilisesi, çan kulesi… Belli ki Osmanlı’nın kurduğu çarşı bu noktaya kadarmış. Bu noktadan itibaren Avusturya-Macaristan döneminde ilâve yapılarak, çarşı uzatılmış. Ama şehre ilk defa gelenin farkedemeyeceği bir uyum içinde.</p>
<p>Başçarşı girişinde onsekizinci yüzyıl eseri ahşap bir sebil var. Bütün Başçarşı fotoğraflarında görünen sebil. Etrafında güvercinleriyle… Derler ki, halk deyişi odur ki, oradan su içen tekrar Saraybosna’ya gelirmiş! Kana kana içtik. Defalarca içtik.</p>
<p>Hâsılıkelâm… Ne diyordu Yahya Kemal?</p>
<p><em>“Türklük Avrupa’ya doğru cezr ü meddi biten bir deniz gibi o dağlardan çekilmiş, lâkin tuzunu bırakmış. Bütün o toprak Türklük kokuyor.”</em></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/">Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
