Yükleniyor...
Şehir kuşatma altındaydı. Dört tarafı dağlarla çevrili şehir… Dört tarafın dağlarından üstüne bombalar yağdırılan şehir… Dört tarafın dağlarında konuşlanmış keskin nişancıların çocuk, kadın, erkek, ihtiyar, genç ayırt etmeden insan avladığı şehir… Ne elektrik, ne temiz su, ne yeterli yiyecek, ne silah, ne mühimmat… Zorlu hava şartları bir yandan. Bir kışı daha çıkarmaları mümkün görünmüyordu. Şehir yok olmanın eşiğindeydi. Bir şey yapmalıydılar. Bütün şehir halkına umut olacak bir şey! Umut tünelini kazdılar.
Saraybosna, Bosna Hersek’in bağımsızlığını hazmedemeyen Sırp kuvvetlerince dört bir yandan sarılmıştı. Sadece havalimanı Birleşmiş Milletler kontrolündeydi. Dünya ile tek irtibat noktası. Dünyaya seslerini duyurabilecekleri ve belki dünyadan yardım alabilecekleri yegâne yer. Dünyaya açılan kapı. Gerçi o kapı dünyanın ne kadar umurundaydı?! Şehir dünyanın ne kadar umurundaydı?!
Kazmaya başladılar. Saraybosna’nın, Bosnalı Müslümanların elinde kalmış iki kenar mahallesinde kazı başladı. Bir tarafta havalimanına yakın Butmir. Öte tarafta on sene önce, Olimpiyat Köyü kurulan Dobrinja.
Ah o olimpiyat köyü! 1984’tü sene. Kış olimpiyatları Saraybosna’da yapılacaktı. Şehir halkını bir heyecan sarar. “Elli yıllık hayatımın en güzel senesi idi” diyormuş rehberimizin babası. Fakat… Kar gerek! Kar yağmıyor! Her güne kar ümidiyle başlıyorlar. Kar yok! Her sene bu mevsimde bembeyaz örtülen şehir şimdi kuru! Ne yapalım, ne edelim derken ahali kar duasına bile çıkar! Nihayet, olimpiyatların başlamasına iki gün kala, öyle bir kar yağar, öyle bir kar yağar ki, bu defa yollar kapanır. Hayat felç! Şehir halkı şaşkın… Ama pes etmek yok! Herkes ellerine kazmaları kürekleri alır ve yolları, kaldırımları, meydanları temizler. Şehir el birliğiyle olimpiyatlara hazır hale getirilir.
Şehir halkı on sene sonra ellerine kazmaları, kürekleri bir kere daha aldı. On sene önce olimpiyat oyunlarından yüz akı ile çıkmak için almışlardı, şimdi hayatta kalmak için! Şehrin idarecileri, devlet adamları ve ordu karar vermişti, Dobrinja ile Butmir arasında, havalimanının pistinin altından geçen tünel kazılacaktı. Kuşatma altındaki şehri ayakta tutmak için yapılabilecek en doğru işin bu olduğu düşünülmüştü. Bahçeli, müstakil evlerin bulunduğu Butmir mahallesindeki iki katlı mütevazi evin sahibi Kolar ailesi tünelin girişinin evlerinin bodrumundan yapılmasını kabul ettiler. “Neyimiz varsa sizindir” dediler. Tünelin Dobrinja’da çıkış -yahut giriş- yeri bir apartmanın garajında idi.
İki taraftan kazı başladı. 128 kişi bir taraftan, 132 kişi öteki taraftan. Yirmi dört saat vardiya usulü kazıyorlardı. Kürek, kazma, el arabası, kova, lamba… Dört ay dört gün hiç durmadan kazdılar. Olabildiğince gizli. Tonlarca toprak dışarı çıkarıldı. Yüzlerce kilo kalas, demir çubuk içeri girdi. En derin yeri beş metre, genişlik bir metre, yükseklik bir metre altmış santim… Sekiz yüz metre boyunca kazdılar. Askerler ve maden işçileri de geldi. Ücret, günde bir paket sigara idi. Sigara içmeyenler için bile. Çünkü sigara iyi bir takas malıydı, çok pahalıydı. Tünelin içine elektrik kabloları döşendi; hastanelere, önemli binalara elektrik sağlanacaktı. Şehre petrol taşıyacak borular döşendi. Ray döşendi, ağır teçhizat ve yaralılar rayda giden sedyelerle, küçük vagonlarla nakledilecekti. İki taraftan kazanlar havalimanının pistinin altında buluştular.
1993 temmuzunda tünel kullanıma hazırdı.
Kapının dışında bombardıman devam ediyordu. Sırplar burada bir tünel kazıldığını biliyor, fakat bütün çabalarına rağmen girişlerin nerede olduğunu keşfedemiyor, durmaksızın bölgeyi, mahalleyi bombalıyorlardı. Olimpiyat Köyü’nün gösterişli binaları da yıkıldı, harabe oldu. Tünel kapısında, girmek için sıra bekleyenler öldü. Mühendisler öldü, işçiler öldü. İşçiler ki, çoğu şehrin sivil halkı. Olimpiyat öncesi yağan karı keyifle temizleyenler…
Uzun, ancak tek yönlü trafiğe geçit verecek kadar dar ve yetişkin bir insanın ancak kambur yürüyebileceği bir tünel… Günde ortalama üç-dört bin kişi geçiyordu tünelden. O taraftan bu tarafa, bu taraftan o tarafa. Bazen trafik sıkışır, geçiş saatler sürerdi. Sırtta taşınan patates, soğan çuvalları, elde taşınan yumurtalar. Yumurtalar bazen kırılır, havası zaten yetersiz tüneli kesif bir bozuk yumurta kokusu sarardı. Bu bölgede yeraltı suyu seviyesi yüksekti ve içerdekiler çoğu zaman dizlerine kadar çamurlu sularda yürümek zorunda kalırlardı. Sık sık suyu dışarıya boşaltmak gerekiyordu.
Ziyaret için yapılan replika bir parça aydınlatılmış. Ama otuz sene önceki orijinal tünelin, görünen -fakat girilmesi tehlikeli olabileceğinden dolayı yasak- kısmına yaklaşıp baktım. Ürkütücü… Karanlık… Yerin altındaki bu karanlık, havasız, ıslak koridorda, sırtında yüklerle 800 metre gitmek!… Gitmek ve nasıl geleceği belli olmayan istikbalden korkmak. Yine de Saraybosna halkına “tünelin ucunu” gösteren bu tünel oldu.
Bu karanlık tünelden şehir halkının yanı sıra siyasetçiler geçti, diplomatlar geçti, gazeteciler geçti, insanî yardım ekipleri geçti, destek olmaya gelen sanatçılar geçti. Gıda maddeleri, silah, mühimmat, ilâç, hatta hayvanlar taşındı. Kaçakçılık bile yapıldı! Her savaşın vurgunu, vurguncuları olurdu.
Modern tarihin en uzun kuşatması. Dört sene! 1992-1996
Savaştan sonra tünel unutuldu. Su bastı, büyük kısmı çöktü. Butmir yakasındaki evin sahibi Kolar ailesi tünelin evlerinin bodrumundan başlamasına izin verdikleri gibi savaş sonrası unutulan tünelin tekrar hatırlanmasını da sağladılar. Kendi evlerindeki girişten itibaren yirmi beş metrelik kısmını kurtardılar. Bugün Saraybosna’nın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri. Ziyaretçiler, o yirmi beş metrelik kısmın tıpkısı olan replikada yürüyorlar. Aile, savaştan kalan, tünelle ilgili toplayabildikleri, bulabildikleri eşyalarla küçük bir müze de meydana getirmiş. Kullanılan silahlar, elbiseler, gıda maddeleri, kıyafetler, her çeşit eşya sergileniyor. Hatta, tüneli ziyaret edecek mühim kişiler için yapılmış rayda yürüyen koltuk var! Aliya İzzetbegoviç bu koltuğa oturarak tüneli katetmiş.
Avluda bir çeşme. Mermerinde “Hair Çesma” yazıyor. Hayır çeşmesi… Yaşananları anlatan kısa bir film seyrediyoruz. Hatıra hediyelik eşyalar satan küçük bir dükkân da ihmal edilmemiş.
Bahçeli, müstakil evlerin bulunduğu havalimanına yakın mahallede iki katlı mütevazi bir ev… Evin duvarları mermilerle delik deşik. Yerde bir Saraybosna Gülü! Duvarda bir yazı: Tunel Spasa. Umut Tüneli. Kolar ailesi savaştan sonra evlerinin tamir edilmesi için destek teklif edenleri geri çevirmiş, evi olduğu gibi korumak istemiş, fakat yirmi beş metrelik bir tamiratın savaşta neler çektiklerini hatırlatmak için yeterli olmadığını düşünüyor, “Biz, başımıza gelenleri her elli senede unuturuz. Unutmasaydık savaşlar olmazdı.” diyorlar.
Toprağının üstü, yeşilin her tonuyla bezeli Bosna’da bir de yerin altı var.