<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>PATRİKHANE VE AZINLIKLAR arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/category/s11-mll-meseleler/c28-kategoripatrikhaneazinliklar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/category/s11-mll-meseleler/c28-kategoripatrikhaneazinliklar/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Sat, 24 Mar 2018 12:47:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>AB güncellemesi!</title>
		<link>https://millidusunce.com/ab-guncellemesi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/ab-guncellemesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sadi Somuncuoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Mar 2018 12:45:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AVRUPA]]></category>
		<category><![CDATA[EGE VE KIBRIS]]></category>
		<category><![CDATA[PATRİKHANE VE AZINLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SADİ SOMUNCUOGLU]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMİLLİ MESELELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=7297</guid>

					<description><![CDATA[<p>24 Mart 2018 Gümrük Birliği (GB), tarafların birbirlerine gümrükleri ve her türlü kısıtlamaları kaldırdığı, üçüncü ülkelere karşı ortak tarife uyguladığı serbest ticaret anlaşmasıdır. Türkiye, Ocak 1996&#8217;da GB&#8217;ye dâhil oldu. Ancak, AB üyesi olmadan GB&#8217;ye girdiği için karar alma süreçlerinde yer verilmedi, böylece egemenliğini AB&#8217;ye devreden ilk ülke oldu. Bilindiği gibi ülkeler AB&#8217;ye üye olduktan belli [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ab-guncellemesi/">AB güncellemesi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fab-guncellemesi%2F&amp;linkname=AB%20g%C3%BCncellemesi%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fab-guncellemesi%2F&amp;linkname=AB%20g%C3%BCncellemesi%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fab-guncellemesi%2F&amp;linkname=AB%20g%C3%BCncellemesi%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fab-guncellemesi%2F&amp;linkname=AB%20g%C3%BCncellemesi%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fab-guncellemesi%2F&#038;title=AB%20g%C3%BCncellemesi%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/ab-guncellemesi/" data-a2a-title="AB güncellemesi!"></a></p><p style="text-align: right;">24 Mart 2018</p>
<p>Gümrük Birliği (GB), tarafların birbirlerine gümrükleri ve her türlü kısıtlamaları kaldırdığı, üçüncü ülkelere karşı ortak tarife uyguladığı serbest ticaret anlaşmasıdır. Türkiye, Ocak 1996&#8217;da GB&#8217;ye dâhil oldu. Ancak, AB üyesi olmadan GB&#8217;ye girdiği için karar alma süreçlerinde yer verilmedi, böylece egemenliğini AB&#8217;ye devreden ilk ülke oldu.</p>
<p>Bilindiği gibi ülkeler AB&#8217;ye üye olduktan belli bir süre sonra GB&#8217;ye girmektedirler. Çünkü, dış ticaret rejimi kökten değişen ülke ekonomilerinin ciddi zararlara uğrayacağı belliydi. Bu matematik bir gerçekti. GB&#8217;ye giren her AB üyesi ülkeye, Birlik bütçesinden yeterli kaynak aktarılması bir kuraldı. Ama, sadece Türkiye hariç. Türkiye, üyelik ne gezer, daha aday bile değilken 1996&#8217;da <em>[1999 Aralık ayında adaylık statüsü verilecektir]</em> GB&#8217;ye dâhil edildi. Bu sebeple ülkemiz 2001 krizine sürüklendi. Dış ticarette, altından kalkılamayacak açığın temelinde GB vardı. AB&#8217;den hiçbir mali destek alamadık. Hatta, GB&#8217;den dolayı almamız gereken 2.6 milyar dolar, Yunan vetosu bahane edilerek ödenmedi; yıllar sonra da hukuki temelini kaybetti denilerek silindi.</p>
<p>Böyle istisnai bir şekilde GB&#8217;ye girişimiz, yöneticilerimiz tarafından zevahiri kurtarmak üzere <em>AB üyesi oluncaya kadar geçici bir durum olarak görüldü ve katlanıldı.</em> Sonuçta, aradan uzun bir süre (22 yıl) geçince tek taraflı bir bağımlılığa dönüştü. Bu dönemde, AB&#8217;nin dört özgürlüğünden birisi olan malların dolaşımının serbestliğinde, kara yolu kotalarıyla kısıtlamalar konuldu. Türkiye&#8217;yi kapsamayan, AB&#8217;nin üçüncü ülkelerle yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmaları(STA) yeni boyutlar kazandı. Böylece Türkiye ekonomik entegrasyondan dışlanmış oldu.</p>
<p>Türkiye, bu haksız rekabeti gidermek ve ilişkileri normalleştirmek için, GB&#8217;nin aşağıdaki şekilde güncellenmesini istedi:</p>
<ol>
<li>AB&#8217;nin üçüncü ülkelerle imzaladığı STA&#8217;lar, Türkiye&#8217;yi de kapsamalı.</li>
<li>GB&#8217;nin ilgili komitelerinde, Türkiye de yer almalı.</li>
<li>Malların serbest dolaşımını temin için karayolu kotaları kaldırılmalı.</li>
<li>Hizmet ve kamu alımları ile tarım tavizlerinde yeni düzenlemeler yapılmalı.</li>
<li>Sorunların akılcı çözümü için yeni mekanizmalar tespit edilmeli.</li>
</ol>
<p>Bu beş maddede özetlenen taleplerin, hakka ve hukuka aykırı bir tarafı var mı? Asla. Eğer ortak olacaksak, AB&#8217;nin bu tür çifte standartlı davranışlardan vazgeçmesi şart.</p>
<p><strong><u>Merkel karşı çıkıyor</u></strong></p>
<p>Merkel, <em>&#8220;Şu anda katılım müzakerelerinde yeni fasılların açılmadığı bir durumdayız, mali yardımlar da minimum düzeye indirildi. Gümrük Birliği&#8217;nde bir genişleme gerçekleştirmeyeceğiz. Türkiye ile ilişkilerde herhangi bir derinleşme söz konusu değil&#8221;</em> buyurmuş.</p>
<p>Şimdi, uzun gayretlerden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan Varna&#8217;da, AB Komisyonu Başkanı Juncker ve AB Konseyi Başkanı Tusk ile bir araya gelmeye muvaffak olmuş. Basın bilgilerine göre bu görüşmede Erdoğan, yalnızlık imajından kurtulmayı, kredi ve yatırımların önünü açmayı hedefliyormuş.</p>
<p>Buna karşılık AB şefleri; insan hakları, tutuklu gazeteciler ile Kıbrıs; yani Akdeniz&#8217;deki petrol yatakları ve <em>&#8220;adli iş birliği&#8221;</em> konusu üzerinden Rumlarla da iş birliğini yani Rumların tanınmasını gündeme getirecek. Rumların tanınması şartı için de GB&#8217;nin güncelleştirilmesi ileri sürülecek; Türk vatandaşlarına <em>&#8220;vizesiz seyahate</em> hayır denilecekmiş. Bunlara ilaveten yasadaki <em>&#8220;terör tanımının&#8221;</em> yeniden yapılması, <strong>&#8220;Geri Kabul Anlaşmasına&#8221;</strong> işlerlik kazandırılması gibi konular var&#8230;</p>
<p><strong>SONUÇ:</strong></p>
<p>45 yıllık ilişkimizde AB hiç kaybetmedi, hep kazanan oldu. Türkiye bir kazandıysa, yüz kaybetti. Kırk yıldır AB konusunu takip eden biri olarak söylemeliyiz ki; eğer Türkiye içeriden dışarıdan kuşatılmış, borç batağında; terörün her çeşidiyle tehdit altına sürüklenmiş bir ülkeyse, bunun baş sorumlusu olarak ilk sırada AB var. Alın, Hükümet olarak kendilerinin de katıldıkları 2004 Zirve kararları ile 2005 Müzakere Çerçeve Belgesi <em>(MÇB)</em>&#8216;yi lütfen okuyun. Göreceksiniz ki, tam anlamıyla bir idam fermanı. Avrupa Parlamentosu&#8217;nun teröristi koruyan son kararı, <em>&#8220;Afrin&#8217;den çıkın&#8221;</em> oldu. Bizim Bakan da, <em>&#8220;Bu yok hükmünde. AP kararları bağlayıcı değil&#8221;</em> dedi. Bakan ya MÇB&#8217;yi okumamış, yahut da unutmuş. Belki de bizi aldatıyor.</p>
<p>Sömürgelere bile reva görülmeyecek istiskalin, istismarın, sömürünün ve kışkırtmanın her çeşidi orada var. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ve Türk Milletinin kimliği ve bütünlüğü bu hale nasıl geldi mi dediniz? PKK, Kıbrıs, Ege, Patrikhane, Batı Trakya, Ermeni saldırıları mı dediniz, hepsi ve dahası fazlası orada&#8230;</p>
<p>AB ve diğer Batı kurumlarıyla iş birliğimiz için bir kanaatimizi daha söyleyelim. Hepsi haçlı emelindedir; amaçları Türkiye&#8217;yi dağıtmaktır. <em>&#8220;Tamam da, dünya böyle&#8221;</em> diyebilirsiniz. Elbette, böyle bir dünyada yaşıyoruz; dünyayı da değiştiremeyiz. Gidecek, yaşayacak başka yerimiz de yok. Ama yaşamanın şartları var. NATO&#8217;dan, AB&#8217;den vb.den çıkacağız demek kolay ama çare değil; boş lâf. Tırnaklarını etimize kadar geçirmişler; kapıdan kovsak bacadan gireceklerdir. Önce bunu bilelim. Sonra; içeride millî birliğimizi güçlendirelim, ittifaklar veya ikili ilişkilerde, ülkemizi, haklarımızı bilgiyle, şuurla ve kararlılıkla savunalım.</p>
<p>O zaman, dünya cehennem mi, cennet mi daha iyi görülür.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ab-guncellemesi/">AB güncellemesi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/ab-guncellemesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMHUR İTTİFAKI MI, BİZANS İTTİFAKI MI?&#8230;</title>
		<link>https://millidusunce.com/cumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/cumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[MDM]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Mar 2018 18:47:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EGE VE KIBRIS]]></category>
		<category><![CDATA[PATRİKHANE VE AZINLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMİLLİ MESELELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=7209</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ümit YALIM Tayyip Erdoğan, 20 Şubat 2018’de basına yaptığı açıklamada, AKP-MHP İttifakının adının “Cumhur” olduğunu açıkladı. Erdoğan, ”Adına Cumhur İttifakı diyebiliriz. Görüntü iki parti ve üçüncü parti olmaz diye bir şey yok” dedi. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici de 21 Şubat 2018’de yaptığı açıklamada, “BBP de Cumhur İttifakının içinde yer alacak” dedi. Mevcut durum itibarıyla [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/cumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi/">CUMHUR İTTİFAKI MI, BİZANS İTTİFAKI MI?&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi%2F&amp;linkname=CUMHUR%20%C4%B0TT%C4%B0FAKI%20MI%2C%20B%C4%B0ZANS%20%C4%B0TT%C4%B0FAKI%20MI%3F%E2%80%A6" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi%2F&amp;linkname=CUMHUR%20%C4%B0TT%C4%B0FAKI%20MI%2C%20B%C4%B0ZANS%20%C4%B0TT%C4%B0FAKI%20MI%3F%E2%80%A6" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi%2F&amp;linkname=CUMHUR%20%C4%B0TT%C4%B0FAKI%20MI%2C%20B%C4%B0ZANS%20%C4%B0TT%C4%B0FAKI%20MI%3F%E2%80%A6" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi%2F&amp;linkname=CUMHUR%20%C4%B0TT%C4%B0FAKI%20MI%2C%20B%C4%B0ZANS%20%C4%B0TT%C4%B0FAKI%20MI%3F%E2%80%A6" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi%2F&#038;title=CUMHUR%20%C4%B0TT%C4%B0FAKI%20MI%2C%20B%C4%B0ZANS%20%C4%B0TT%C4%B0FAKI%20MI%3F%E2%80%A6" data-a2a-url="https://millidusunce.com/cumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi/" data-a2a-title="CUMHUR İTTİFAKI MI, BİZANS İTTİFAKI MI?…"></a></p><p style="text-align: left;"><b>Ümit YALIM</b></p>
<p>Tayyip Erdoğan, 20 Şubat 2018’de basına yaptığı açıklamada, AKP-MHP İttifakının adının <strong>“Cumhur”</strong> olduğunu açıkladı. Erdoğan, ”<strong>Adına Cumhur İttifakı diyebiliriz. Görüntü iki parti ve üçüncü parti olmaz diye bir şey yok” </strong>dedi. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici de 21 Şubat 2018’de yaptığı açıklamada, <strong>“BBP de Cumhur İttifakının içinde yer alacak”</strong> dedi.</p>
<p>Mevcut durum itibarıyla üç partinin katılımı ile <strong>AKP-MHP-BBP İttifakı</strong>’nın kurulacağı anlaşılıyor. Peki kurulacak ittifak Cumhur İttifakı mı, yoksa Bizans İttifakı mı? Türk topraklarında Bizans bayrağı dalgalanırken, dini ve eğitim kurumları ile göstere göstere, saklamadan gizlemeden Bizans Devleti kurulurken, <strong>AKP-MHP-BBP İttifakı</strong>na Cumhur İttifakı diyebilir miyiz? Türk Milletini kandırmak o kadar kolay mı?</p>
<p><strong>TÜRK TOPRAKLARINDA BİZANS BAYRAĞI DALGALANIYOR, TÜRK TOPRAKLARINDA BİZANS DEVLETİ KURULUYOR,!&#8230;</strong></p>
<p>Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himayesinde, Türk vatandaşı olmayan altı yabancı papaz, Patrikhane’ye metropolit olarak atandı. Haziran 2004’de yapılan bu atama ile Lozan Antlaşması’nın 40 ve 45.Maddesi ile Anayasanın 90.Maddesi ihlal edildi. Yurtdışından getirilen papazlardan ikisi Yunan vatandaşı. Anılan papazlar Girit ve Rodos Adası’ndan getirildi. Dört bin Türk soydaşımızın yaşadığı Rodos Adası’nda, 1972 yılından beri Müftü yok. Rodos Adası’na Müftü atamaktan aciz Erdoğan ve AKP Hükümeti, Rodos Adası’ndaki papazın Fener Rum Patrikhanesine Metropolit olarak atanmasına destek ve onay verdi.</p>
<div id="attachment_7211" style="width: 286px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7211" class="wp-image-7211" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-001-300x225.png" alt="" width="276" height="207" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-001-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-001-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-001-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-001.png 480w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" /><p id="caption-attachment-7211" class="wp-caption-text">Foto 1</p></div>
<p>Patrikhane’ye atanan Metropolitlerden ikisi yine Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himayesinde Rum cemaatin olmadığı İznik ve Bursa’ya atandı. Bursa’da “olmayan Rum cemaati” için atanan Metropolit  Elpidophoros Lambriniadis, Bizans Dönemi Bursa haritası ile Yunanca ve İngilizce broşürler bastırdı. Bu atama ve faaliyetler, Yunanistan’dan getirilecek Rumların, Bursa ve İznik’e yerleştirilmesi için ön hazırlık kapsamında yapıldı.</p>
<p>Bu faaliyetlerle eş zamanlı olarak, Türkiye’de bulunan Bizans kiliseleri, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesi ile yani Türk Milletinin verdiği vergiler ile onarılmaya başlandı. Lozan Antlaşmasına göre sadece İstanbul’daki Rum azınlık için metropolit atanabilir.</p>
<p>Mütekabiliyet kapsamında da sadece Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlık için müftü atanabilir. Yunanistan’da yaşayan soydaşlarımız, Kavala, Selanik ve Atina gibi şehirlere müftü atayamazken Türkiye’de yaşayan Rumların Bursa ve İznik’e metropolit atamaları kabul edilemez. (Foto 1)</p>
<p>Bizans’ın yeniden inşası kapsamında, 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı alenen Yunan askerine teslim edildi. Yunan askerleri hiçbir karşı mukavemetle karşılaşmadan,  elini kolunu sallayarak 2004 yılının Ekim ve Kasım aylarından itibaren adalarımızı işgal etmeye başladı. Adalarımıza</p>
<div id="attachment_7212" style="width: 250px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7212" class="wp-image-7212" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-002-300x225.png" alt="" width="240" height="180" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-002-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-002-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-002-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-002.png 480w" sizes="(max-width: 240px) 100vw, 240px" /><p id="caption-attachment-7212" class="wp-caption-text">Foto 2</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin himayesinde kiliseler inşa edildi. Kiliselerin papazlarını İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi atıyor. (Foto 2)</p>
<div id="attachment_7213" style="width: 250px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7213" class="wp-image-7213" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-003-300x225.png" alt="" width="240" height="180" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-003-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-003-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-003-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-003.png 480w" sizes="(max-width: 240px) 100vw, 240px" /><p id="caption-attachment-7213" class="wp-caption-text">Foto 3</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Patrikhanenin internet sitesinde, işgal altındaki adaların doğrudan “Ekümenik Patrikliğin” yetkisi / yönetimi altına alındığı yazılmış. Yani işgalin içinde Fener Rum Patrikhanesi de var.  (Foto 3)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_7214" style="width: 209px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7214" class="wp-image-7214 " src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-004-300x225.png" alt="" width="199" height="149" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-004-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-004-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-004-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-004.png 480w" sizes="auto, (max-width: 199px) 100vw, 199px" /><p id="caption-attachment-7214" class="wp-caption-text">Foto 4</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ege Denizi’ndeki Türk adalarının işgaline ortak olan, Yunan işgali altındaki adalara papaz atayan, TCK 302 ve TMK 3’te tanımlanan suçları işleyen Fener Rum Patriği Bartholomeos’a Boğaziçi Üniversitesi tarafından 19 Aralık 2013’de Fahri Doktora verildi. Üniversitenin dağıttığı davetiyelere Fener Rum Patrikhanesinin ekümenik olduğu yazıldı.  Boğaziçi Üniversitesi, devlet üniversitesi.  Erdoğan ve AKP Hükümetinin onayı olmadan üniversitenin papaza fahri doktora vermesi mümkün değil. <strong><em>[Böyle bir durumu rüyamızda bile Yunanistan’da görebilir miyiz?) </em></strong>(Foto 4)</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_7217" style="width: 237px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7217" class="wp-image-7217" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-005-300x225.png" alt="" width="227" height="170" /><p id="caption-attachment-7217" class="wp-caption-text">Foto 5</p></div>
<p>Yunanistan 2010 yılından bu güne kadar Batı Trakya’da 100 kadar Türk Azınlık Okulunu kapattı. Buna karşılık Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin desteği ile Gökçeada’da 2013 yılında Rum İlkokulu, 2015 yılında da Rum Ortaokulu ve Rum Lisesi açıldı.(Foto 5)</p>
<div id="attachment_7219" style="width: 225px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7219" class="wp-image-7219" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-006-300x225.png" alt="" width="215" height="161" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-006-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-006-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-006-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-006.png 480w" sizes="auto, (max-width: 215px) 100vw, 215px" /><p id="caption-attachment-7219" class="wp-caption-text">Foto 6</p></div>
<p>Yunan işgali altında olan Aydın Hurşit Adası ve Aydın Eşek Adası’nda, Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım ve İsmet Yılmaz’ın himayelerinde Yunan okulları inşa</p>
<p>edildi. Hurşit Adası’ndaki Yunan Lisesi 07 Eylül 2017’de, Eşek Adası’ndaki Yunan İlkokulu ve Yunan Lisesi ise 11 Eylül 2017’de eğitim ve öğretime açıldı. (Foto 6)</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_7220" style="width: 242px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7220" class="wp-image-7220" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-007-300x225.png" alt="" width="232" height="174" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-007-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-007-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-007-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-007.png 480w" sizes="auto, (max-width: 232px) 100vw, 232px" /><p id="caption-attachment-7220" class="wp-caption-text">Foto 7</p></div>
<p>Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin himayesinde, 24 Eylül 2016’da İzmir Rum Metropolitliği açıldı. İşgal edilen adalarımızda Yunan bayrakları ile birlikte Bizans bayrakları da dalgalanıyor. Bizans bayraklarının önünde Yunan Cumhurbaşkanı, Savunma Bakanı ve Yunan generaller poz veriyor. (Foto 7)</p>
<div id="attachment_7221" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7221" class="wp-image-7221" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-008-300x225.png" alt="" width="190" height="143" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-008-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-008-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-008-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-008.png 480w" sizes="auto, (max-width: 190px) 100vw, 190px" /><p id="caption-attachment-7221" class="wp-caption-text">Foto 8</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşgal altındaki adalarımız Yunan vatandaşı vali ve Yunan vatandaşı belediye başkanları tarafından yönetiliyor. (Foto 8)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_7222" style="width: 242px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7222" class="wp-image-7222" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-009-300x225.png" alt="" width="232" height="174" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-009-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-009-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-009-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-009.png 480w" sizes="auto, (max-width: 232px) 100vw, 232px" /><p id="caption-attachment-7222" class="wp-caption-text">Foto 9</p></div>
<p><em>Kamu Diplomasisi çalışmaları kapsamında Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu</em>&#8216;<em>nda, İstanbul</em>&#8216;<em>un Bizans geçmişi</em> ve <em>Bizans kültürü üzerine konferanslar ve sergiler düzenleniyor. İ</em>stanbul Yunanistan Başkonsolosluğu, Avrupa Bizans ve Post Bizans Anıtları Merkezi Kıbrıs Çalışmaları Derneği ile birlikte, 07 Aralık 2017-10 Ocak 2018 tarihleri arasında İstanbul’un Beyoğlu semtinde Bizans’tan Bizans’a Sergisi açtı. Serginin afişi İstiklal Caddesi’ndeki Yunan Başkonsolosluğunun girişine asıldı. Yunanca, Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan afişte, Karadeniz’in İngilizce karşılığı olarak Pontos yazılması dikkat çekti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_7223" style="width: 269px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7223" class="wp-image-7223" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-010-300x225.png" alt="" width="259" height="194" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-010-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-010-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-010-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-010.png 480w" sizes="auto, (max-width: 259px) 100vw, 259px" /><p id="caption-attachment-7223" class="wp-caption-text">Foto 10</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>AKP’li Ayhan Oğan bir televizyon programında <strong>“Biz yeni bir devlet kuruyoruz. Beğenin beğenmeyin, bu devletin kurucu lideri Tayyip </strong><strong>Erdoğan’dır.” </strong>demişti. Tayyip Erdoğan bir yandan <strong>“tek bayrak, tek devlet”</strong> masalı anlatırken diğer yandan Bizans Devleti bütün kurumları ile kuruluyor. Hem de saklama gereği bile duyulmadan göstere göstere kuruluyor. Bizans Devleti’nin kuruluş çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. Yunan Cumhurbaşkanı, Savunma Bakanı, Yunan Silahlı Kuvvetlerinin general ve amiralleri sık sık işgal altındaki Türk adalarına gelerek Türkiye’ye meydan okuyor. Ancak başta Erdoğan olmak üzere konunun muhataplarının hiçbirinin sesi soluğu çıkmıyor. Yunanistan’a müzik notası bile verilmiyor.(Foto 10)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>TÜRK TOPRAKLARINDA DALGALANAN BİZANS BAYRAĞINA SEYİRCİ KALANLARIN KURDUĞU İTTİFAKA BİZANS İTTİFAKI DENİR !&#8230;</strong></p>
<div id="attachment_7224" style="width: 259px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7224" class="wp-image-7224" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-011-300x225.png" alt="" width="249" height="187" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-011-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-011-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-011-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-011.png 480w" sizes="auto, (max-width: 249px) 100vw, 249px" /><p id="caption-attachment-7224" class="wp-caption-text">Foto 11</p></div>
<p>Cumhur İttifakı kurduklarını iddia eden Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Mustafa Destici, İzmir Aydın ve Muğla İl sınırları içindeki Türk topraklarında elini kolunu sallayarak dolaşan 5 binden fazla Yunan askerine,Türk topraklarında kurulan 13 Yunan Askeri Üssüne ve bu üslere yerleştirilen top, uçaksavar, havan gibi ağır silahlara, Türk topraklarında dalgalanan Yunan ve Bizans bayraklarına seyirci kalıyor ve olanı biteni turist gibi izliyor.</p>
<p>Türk Milletini masallar anlatarak kandırmak mümkün değildir. Türk Milletinin namusu vatan topraklarında Yunan ve Bizans bayraklarının dalgalanması asla kabul edilemez. Türk topraklarında dalgalanan Bizans bayrağına seyirci kalanların kurduğu ittifaka Bizans İttifakı denir. (Foto 11)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ERDOĞAN, KADİR MISIROĞLU’NUN GÖRÜŞLERİNİ FİİLEN UYGULADI, YUNAN’IN TEK KURŞUN ATMADAN GALİP GELMESİNİ SAĞLADI !&#8230;</strong></p>
<div id="attachment_7225" style="width: 282px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7225" class="wp-image-7225" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-012-300x225.png" alt="" width="272" height="204" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-012-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-012-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-012-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-012.png 480w" sizes="auto, (max-width: 272px) 100vw, 272px" /><p id="caption-attachment-7225" class="wp-caption-text">Foto 12</p></div>
<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 27 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada Erdoğan’ın, Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret etmesini eleştirerek, <strong>“Kadir Mısıroğlu ‘Keşke Yunan galip gelseydi’ dedi. Onu ziyaret ettin. Görüşlerini de paylaşıyor musun? Senden cevap bekliyorum”</strong> dedi.</p>
<p>Her zaman olduğu gibi Erdoğan bu soruya da cevap vermeyecek. Ancak Erdoğan, Kadir Mısıroğlu’nun görüşlerini 2004 yılında fiilen uyguladı. Erdoğan, 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını Yunan askerine alenen teslim ederek Yunan’ın tek kurşun atmadan galip gelmesini sağladı.</p>
<p>Birinci Balkan Savaşı sırasında Selanik’i Yunan askerine teslim eden Hasan Tahsin Paşa, Divan-ı Harp tarafından vatan haini olarak gıyabında yargılandı ve idam edilmesine karar verildi. Hasan Tahsin Paşa önce Fransa’ya sonra İsviçre’ye kaçtı. Erdoğan ise barış döneminde, Selanik’in birkaç misli büyüklükteki vatan topraklarını Yunan askerine teslim etti. Yani Erdoğan’ın işlediği suç daha ağır bir suç. (Foto 12)</p>
<p><strong>ERKAN AKÇAY NEREDEN KOŞUYOR ?&#8230;</strong></p>
<div id="attachment_7226" style="width: 261px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7226" class="wp-image-7226" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-013-300x225.png" alt="" width="251" height="188" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-013-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-013-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-013-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-013.png 480w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" /><p id="caption-attachment-7226" class="wp-caption-text">Foto 13</p></div>
<p><strong> </strong>AKP-MHP İttifakının en ateşli savunucusu MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, ittifaka karşı çıkanlara, <strong>“delikanlı olun, kurun ittifakınızı alın boyunuzun ölçüsünü”</strong> diyor. Peki Erkan Akçay delikanlı mı?</p>
<p>Erkan Akçay, Ege Denizi’nde işgal edilen adalar konusunda defalarca soru önergesi verdi. 2012’de Erkan Akçay ile TBMM’de yaptığım görüşme sırasında Akçay, <strong>“Adaların Yunan askerine teslim edilmesinden sorumlu olan Başbakan, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı ve Ulaştırma Bakanı’nın isimlerini meclis kürsüsünden ismen sayarak, ‘bunlar vatan hainidir’ diye bağıracağım”</strong> demişti. Ayrıca Akçay, 26 Mart 2015’de TBMM’de yapılan görüşme sırasında dönemin Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’a, <strong>“ Sen Milli Savunma Bakanı olarak o adalara (Eşek ve Bulamaç adaları) gidebilir misin? İktidarınız döneminde bu oldu bittiye (işgale) niye izin verdiniz? Türk Ceza Kanunu’nun 302.maddesine göre suç işliyorsunuz ve Dışişleri Bakanınız, Başbakanınız, Milli Savunma Bakanınız bu suçtan mutlaka yargılanacak ” </strong>demişti.</p>
<p>Erkan Akçay şimdi de vatan haini dediği, TCK 302’den yargılanacaksınız dediği adamların yanında saf tuttu. Bu nasıl delikanlılık? (Foto 13)</p>
<p><strong>ERDOĞAN’IN ADALAR DOSYASI BOŞ VE FOS ÇIKTI !&#8230;</strong></p>
<p>Tayyip Erdoğan, <strong>27 Ocak 2018</strong>’de, AKP Kocaeli İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, <strong>“Şimdi Kılıçdaroğlu’na sorarsan Lozan’da kazandığımızı söyler. Ondan sonra da adaların faturasını AK Parti’ye kesmeye kalkar. Adaları siz verdiniz, siz. Sizin partinizin başında olanlar verdi ve şimdi tarihi dosyaları hazırlatıyorum ve o tarihi dosyaları, Lozan’da dâhil olmak üzere bunların önüne de milletime de bunları o belgelerle anlatacağız.”</strong> dedi.</p>
<p>Erdoğan’a iddialarını ispatlaması için <strong>05 Şubat 2018 Pazartesi günü saat 17.00</strong>’ye kadar süre vermiştim. Ancak Erdoğan iddialarını ispatlayamadı. Erdoğan’ın adalar dosyası boş ve fos çıktı. <strong><u>Erdoğan, 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını alenen Yunan askerine teslim ettiğini, TCK 302’de tanımlanan vatana ihanet ve TMK 3’te tanımlanan terör suçunu işlediğini</u></strong><u> <strong>bir kez daha zımnen ve hukuken kabul etmiş oldu.</strong></u></p>
<p>Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere 2004’ten bugüne kadar Başbakan, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı ve Ulaştırma Bakanı olarak görev yapanlar ile birlikte 31 Temmuz 2016’dan itibaren Milli Savunma Bakanlığı yapanlar hakkında; Türkiye Cumhuriyeti’ni batıdan bölerek Anayasa’nın 3.Maddesini fiilen değiştirmek suretiyle TCK 309’da tanımlanan Anayasayı ihlal suçu ile TCK 302’de tanımlanan vatana ihanet ve TMK 3’te tanımlanan terör suçunu işlemekten derhal soruşturma açılmalıdır.</p>
<p><strong>HİÇ KİMSE KIVIRMASIN !&#8230; ERDOĞAN’IN YARGILANMASININ ÖNÜNDE YASAL VE ANAYASAL HİÇBİR ENGEL YOKTUR !&#8230;</strong></p>
<div id="attachment_7227" style="width: 209px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7227" class="wp-image-7227" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-014-300x225.png" alt="" width="199" height="150" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-014-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-014-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-014-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-014.png 480w" sizes="auto, (max-width: 199px) 100vw, 199px" /><p id="caption-attachment-7227" class="wp-caption-text">Foto 14</p></div>
<p>Erdoğan, 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını Başbakanlığı döneminde Yunan askerlerine teslim ettiği ve terör suçu işlediği için Anayasa’nın 100, 105 ve 148. maddelerine sığınmak mümkün değildir. Başbakan ve bakanların görevleri kanunla belirlenmiştir. Anılan kanunlarda, Başbakan ve bakanların görevleri arasında vatan topraklarını Yunan askerine teslim etmek yoktur. Ayrıca işlenen suç terör suçu olup görev suçu değildir. (Foto 14)</p>
<p>Bu konuda somut bir karar vardır. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra Anayasa Mahkemesi’nin iki üyesi hakkında TCK 309, TCK 314 ve TMK 3 gereği soruşturma açılmış ve anılan üyeler tutuklanmıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, terör suçu görev suçu değildir gerekçesi ile anılan üyelerin Anayasa’nın 148.Maddesine yani Yüce Divan’a tabi olmayacağına karar vererek AYM üyeleri hakkında soruşturma açmış, Ankara 2.Sulh Ceza Hâkimliği de aynı gerekçeyle AYM üyelerini tutuklamıştır. Masumiyet karinesi saklı tutularak olaya baktığımızda yapılan işlem doğrudur. Erdoğan ve ilgili bakanlar da terör suçu işledikleri için aynı işlemler uygulanmalıdır.</p>
<div id="attachment_7228" style="width: 179px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7228" class="wp-image-7228" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-015-300x225.png" alt="" width="169" height="127" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-015-300x225.png 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-015-326x245.png 326w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-015-80x60.png 80w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/03/Yalım-015.png 480w" sizes="auto, (max-width: 169px) 100vw, 169px" /><p id="caption-attachment-7228" class="wp-caption-text">Foto 15</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>Adaların işgali hakkında görsel ve yazılı basında yüzlerce haber çıkmıştır. Anılan haberler suç duyurusudur. Söz konusu haberleri görmedim, duymadım, bilmiyorum demek mümkün değildir. (Foto 14)</p>
<p>Ayrıca Erdoğan ve ilgili bakanlarda suçu kabul etmişlerdir. İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Muğla Cumhuriyet Başsavcıları, Erdoğan ve ilgili bakanlar hakkında TCK 302, TCK 309 ve TMK 3’den resen ve derhal soruşturma açmakla yükümlüdür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;">2 Şubat 2018</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/cumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi/">CUMHUR İTTİFAKI MI, BİZANS İTTİFAKI MI?&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/cumhur-ittifaki-mi-bizans-ittifaki-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Musevileri vakfına kavuştu</title>
		<link>https://millidusunce.com/zmir-musevileri-vakfna-kavutu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/zmir-musevileri-vakfna-kavutu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2011 14:25:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PATRİKHANE VE AZINLIKLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=767</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Musevi Cemaati, “İzmir Musevi Cemaati Vakfı” adıyla tescillendi. Böylece cemaatin, 100 yıllık bir geçmişe dayanan sorunu da çözülmüş oldu. Cemaatin “vakıf” adı altında tescillenmesinin ardından sırada 22 taşınmazın vakfa kaydedilmesi var. İzmir Havra Sokak’ta bulunan Şalom, Giveret, Elgazi, Bikurholim, Beth İsrael ve Roşarr sinagoglarıyla birlikte kullanılmayan 12 sinagog ve 4 dükkan, bürokratik işlemlerin tamamlanmasının [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zmir-musevileri-vakfna-kavutu/">İzmir Musevileri vakfına kavuştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzmir-musevileri-vakfna-kavutu%2F&amp;linkname=%C4%B0zmir%20Musevileri%20vakf%C4%B1na%20kavu%C5%9Ftu" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzmir-musevileri-vakfna-kavutu%2F&amp;linkname=%C4%B0zmir%20Musevileri%20vakf%C4%B1na%20kavu%C5%9Ftu" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzmir-musevileri-vakfna-kavutu%2F&amp;linkname=%C4%B0zmir%20Musevileri%20vakf%C4%B1na%20kavu%C5%9Ftu" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzmir-musevileri-vakfna-kavutu%2F&amp;linkname=%C4%B0zmir%20Musevileri%20vakf%C4%B1na%20kavu%C5%9Ftu" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzmir-musevileri-vakfna-kavutu%2F&#038;title=%C4%B0zmir%20Musevileri%20vakf%C4%B1na%20kavu%C5%9Ftu" data-a2a-url="https://millidusunce.com/zmir-musevileri-vakfna-kavutu/" data-a2a-title="İzmir Musevileri vakfına kavuştu"></a></p><div style="text-align: justify;">
<div class="FL"><img loading="lazy" decoding="async" src="p/spacer.gif" width="578" height="10" /></div>
<div id="DivAdnetHaberDetay">
<div class="txt">İzmir Musevi Cemaati, “İzmir Musevi Cemaati Vakfı” adıyla  tescillendi. Böylece cemaatin, 100 yıllık bir geçmişe dayanan sorunu da çözülmüş  oldu. Cemaatin “vakıf” adı altında tescillenmesinin ardından sırada 22  taşınmazın vakfa kaydedilmesi var. <a class="keywords" title="İzmir" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/izmir/" target="_blank">İzmir</a> Havra  Sokak’ta bulunan Şalom, Giveret, Elgazi, Bikurholim, Beth İsrael ve Roşarr  sinagoglarıyla birlikte kullanılmayan 12 sinagog ve 4 dükkan, bürokratik  işlemlerin tamamlanmasının ardından vakfa verilecek. </p>
<p>Tarihi kararın  mimarlarından Vakıflar Meclisi’nin cemaat vakıfları temsilcisi Laki Vingas  şunları söyledi: “Cemaatin cumhuriyet tarihi boyunca tüzel kişiliği yoktu. Fakat  geçmişten gelen dini ve kültürel bir birikimi de bulunuyor. Bu tarihi kararla  birlikte cemaate tüzel kişilik kazandırdık. Dolayısıyla dün yani yüzlerce yıldır  var olan bugün de devam eden kentin en eski cemaatlerinden de biri olan Musevi  cemaatinin hukuksal kimliğini yarattık ve taşınmazların tescilinin yolunu açtık.  Çünkü, günümüze kadar oradaki mülkler, ibadethaneler ya hahambaşılığa ya da  cemaat adına kayıtlıydı. Bir disiplinsizlik vardı. Biz kararımızla bütün bunları  vakıf çerçevesi içine alıyoruz.“</p>
<p><a class="keywords" title="İzmir" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/izmir/" target="_blank">İzmir</a> Musevi  Cemaati Başkanı Jak Kaya da “İzmir Cemaati’nin en önemli eksikliği, tüzel  kişiliği olmamasıydı. Cemaatimiz 1936 yılındaki vakıf yasasındaki değişiklik  kapsamında beyanname veremediği için vakıflaşamamıştı. Bu tarihten itibaren de  vakıf oluşturulamadığı için sinagoglarımızın mülkiyet sorunu devam ediyordu. Bu  sayede sinagoglarımız ile dükkanlarımızı vakfımıza tescil edeceğiz”  dedi.</p>
<p>Vakıflar Meclisi’nin aldığı karar doğrultusunda hazırladığı bilgi  notunda yer alan dikkat çekici değerlendirmeler ise özetle şöyle: “İzmir’in  muhtelif semtlerinde <a class="keywords" title="İzmir" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/izmir/" target="_blank">İzmir</a> Musevi  Cemaati adına kayıtlı taşınmazlar bulunmakta olup bu taşınmazların havra,  sinagog ve mezarlık vasfında olduğu ve <a class="keywords" title="İzmir" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/izmir/" target="_blank">İzmir</a>’de  yaşayan yerleşik Musevi Cemaati tarafından kullanıldığı bilinmektedir. <a class="keywords" title="İzmir" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/izmir/" target="_blank">İzmir</a> Musevi Cemaatinin tasarrufundaki taşınmazların fermanla  tahsis edildiği ve bu fermanın ise 1841’ deki büyük yangında kaybolduğu  bilinmektedir. Sonuç olarak, <a class="keywords" title="İzmir" href="http://www.hurriyet.com.tr/index/izmir/" target="_blank">İzmir</a> Musevi  Cemaatinin Osmanlı döneminde devletçe kabul edilen bir hayır müessesesi olduğu  sonucuna varılmıştır.”</div>
<div class="txt"></div>
<div class="txt"><a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/19467912.asp">http://www.hurriyet.com.tr/gundem/19467912.asp</a></div>
<div class="txt"></div>
</p></div>
</p></div>
<p><a href="https://millidusunce.com/zmir-musevileri-vakfna-kavutu/">İzmir Musevileri vakfına kavuştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/zmir-musevileri-vakfna-kavutu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cemaat vakıflarının 1936 yılında beyan ettikleri tüm taşınmazları, mezarlıkları ve çeşmeleri adlarına tescil edilecek.</title>
		<link>https://millidusunce.com/cemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/cemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 09:30:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PATRİKHANE VE AZINLIKLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=482</guid>

					<description><![CDATA[<p>AK Parti hükümeti yıllardır Türkiye&#8217;nin uluslararası arenada karşısına çıkarılan &#8216;azınlıkların malvarlıkları&#8217; sorununu çözdü. Azınlık cemaatlerine müjdeli haberi ise Başbakan Erdoğan bugünkü iftar yemeğinde vercek. Resmi Gazete&#8217;de dün yayımlanarak yürürlüğe giren &#8216;&#8216;Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname&#8221; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/cemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek/">Cemaat vakıflarının 1936 yılında beyan ettikleri tüm taşınmazları, mezarlıkları ve çeşmeleri adlarına tescil edilecek.</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek%2F&amp;linkname=Cemaat%20vak%C4%B1flar%C4%B1n%C4%B1n%201936%20y%C4%B1l%C4%B1nda%20beyan%20ettikleri%20t%C3%BCm%20ta%C5%9F%C4%B1nmazlar%C4%B1%2C%20mezarl%C4%B1klar%C4%B1%20ve%20%C3%A7e%C5%9Fmeleri%20adlar%C4%B1na%20tescil%20edilecek." title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek%2F&amp;linkname=Cemaat%20vak%C4%B1flar%C4%B1n%C4%B1n%201936%20y%C4%B1l%C4%B1nda%20beyan%20ettikleri%20t%C3%BCm%20ta%C5%9F%C4%B1nmazlar%C4%B1%2C%20mezarl%C4%B1klar%C4%B1%20ve%20%C3%A7e%C5%9Fmeleri%20adlar%C4%B1na%20tescil%20edilecek." title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek%2F&amp;linkname=Cemaat%20vak%C4%B1flar%C4%B1n%C4%B1n%201936%20y%C4%B1l%C4%B1nda%20beyan%20ettikleri%20t%C3%BCm%20ta%C5%9F%C4%B1nmazlar%C4%B1%2C%20mezarl%C4%B1klar%C4%B1%20ve%20%C3%A7e%C5%9Fmeleri%20adlar%C4%B1na%20tescil%20edilecek." title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek%2F&amp;linkname=Cemaat%20vak%C4%B1flar%C4%B1n%C4%B1n%201936%20y%C4%B1l%C4%B1nda%20beyan%20ettikleri%20t%C3%BCm%20ta%C5%9F%C4%B1nmazlar%C4%B1%2C%20mezarl%C4%B1klar%C4%B1%20ve%20%C3%A7e%C5%9Fmeleri%20adlar%C4%B1na%20tescil%20edilecek." title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek%2F&#038;title=Cemaat%20vak%C4%B1flar%C4%B1n%C4%B1n%201936%20y%C4%B1l%C4%B1nda%20beyan%20ettikleri%20t%C3%BCm%20ta%C5%9F%C4%B1nmazlar%C4%B1%2C%20mezarl%C4%B1klar%C4%B1%20ve%20%C3%A7e%C5%9Fmeleri%20adlar%C4%B1na%20tescil%20edilecek." data-a2a-url="https://millidusunce.com/cemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek/" data-a2a-title="Cemaat vakıflarının 1936 yılında beyan ettikleri tüm taşınmazları, mezarlıkları ve çeşmeleri adlarına tescil edilecek."></a></p><div style="BORDER-BOTTOM: medium none; TEXT-ALIGN: left; BORDER-LEFT: medium none; BACKGROUND-COLOR: transparent; COLOR: #000000; OVERFLOW: hidden; BORDER-TOP: medium none; BORDER-RIGHT: medium none; TEXT-DECORATION: none">
<div style="text-align: left; background-color: transparent; color: #000000; overflow: hidden; text-decoration: none;"><span id="contextual"> </p>
<p><strong>AK Parti hükümeti yıllardır Türkiye&#8217;nin uluslararası arenada karşısına çıkarılan &#8216;azınlıkların malvarlıkları&#8217; sorununu çözdü. <br /></strong></p>
<p><strong>Azınlık cemaatlerine müjdeli haberi ise Başbakan Erdoğan bugünkü iftar yemeğinde vercek. </strong><strong><br /></strong></p>
<p>Resmi Gazete&#8217;de dün yayımlanarak yürürlüğe giren &#8216;<strong>&#8216;Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname&#8221;</strong> ye eklenen geçice madde ile yıllardır çözülemeyen azınlık malları sorunu çözüme kavuştu.</p>
<p>Düzenlemeye göre, cemaat vakıflarının 1936 Beyannamesi&#8217;nde kayıtlı olup, malik hanesi açık olan taşınmazları, 1936 Beyannamesi&#8217;nde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazlarıyla 1936 Beyannamesi&#8217;nde kayıtlı olup kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri, tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleriyle, 12 ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilecek.</p>
<p><strong>BEDELLERİ HAZİNE ÖDEYECEK</strong></p>
<p>Cemaat vakıflarınca satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan, üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların, Maliye Bakanlığı&#8217;nca tespit edilen rayiç değeri, Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenecek.</p>
<p>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenecek.</p>
<p><strong>LOZAN&#8217;LA GÜVENCE ALTINA ALINMIŞTI</strong></p>
<p>Vakıflar Genel Müdürlüğü&#8217;nden yapılan açıklamalara göre, Lozan Antlaşması ile güvenceye alınan azınlık cemaat vakıfları, 1936 yılında taşınmaz mallarına ilişkin beyanname verdi. Ancak yıllar içinde beyan ettikleri taşınmazlar, cemaat vakıfları adına tescil edilmedi, bazıları 3. üçüncü şahıslara devredildi.</p>
<p>Bazı cemaat vakıflarının taşınmaz mallarının kendilerine tescil edilmemesi nedeniyle açtığı dava sonucunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye&#8217;yi yüksek miktarda tazminata mahkum etti.</p>
<p> </span></p>
<p>Kaynak : <a href="http://www.internethaber.com/hukumetten-azinliklara-tarihi-jest-368359h.htm#ixzz1WPPCD8Ns" style="color: #003399;">http://www.internethaber.com/hukumetten-azinliklara-tarihi-jest-368359h.htm#ixzz1WPPCD8Ns</a></div>
</p></div>
<p><a href="https://millidusunce.com/cemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek/">Cemaat vakıflarının 1936 yılında beyan ettikleri tüm taşınmazları, mezarlıkları ve çeşmeleri adlarına tescil edilecek.</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/cemaat-vakflarnn-1936-ylnda-beyan-ettikleri-tuem-tanmazlar-mezarlklar-ve-cemeleri-adlarna-tescil-edilecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Bir Hukuk Devletiyse,Ruban Okulu Açılamaz&#8230;</title>
		<link>https://millidusunce.com/tuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/tuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 May 2011 12:05:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PATRİKHANE VE AZINLIKLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=199</guid>

					<description><![CDATA[<p> Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç &#8211; 14.03.2011  Heybeliada Ruhban Okulunun  yeniden açılması sorunu, siyasal gündemimizin baş sıralarını işgal etmeye devam ediyor. Yapılan televizyon programlarının haddi hesabı yok. Köşelerinde konuyu tartışan yazarlarımız arasında da bir mutabakat gözlenmiyor. Kimi açılmasından yana, kimileri de açılmamasından. Oysa  mesele son derecede yalın ve açıktır ve de “hukuk tabanlı” bir sorundur. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz/">Türkiye Bir Hukuk Devletiyse,Ruban Okulu Açılamaz&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkiye%20Bir%20Hukuk%20Devletiyse%2CRuban%20Okulu%20A%C3%A7%C4%B1lamaz%E2%80%A6" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkiye%20Bir%20Hukuk%20Devletiyse%2CRuban%20Okulu%20A%C3%A7%C4%B1lamaz%E2%80%A6" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkiye%20Bir%20Hukuk%20Devletiyse%2CRuban%20Okulu%20A%C3%A7%C4%B1lamaz%E2%80%A6" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkiye%20Bir%20Hukuk%20Devletiyse%2CRuban%20Okulu%20A%C3%A7%C4%B1lamaz%E2%80%A6" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz%2F&#038;title=T%C3%BCrkiye%20Bir%20Hukuk%20Devletiyse%2CRuban%20Okulu%20A%C3%A7%C4%B1lamaz%E2%80%A6" data-a2a-url="https://millidusunce.com/tuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz/" data-a2a-title="Türkiye Bir Hukuk Devletiyse,Ruban Okulu Açılamaz…"></a></p><p style="text-align: justify;"> Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç &#8211; 14.03.2011 </p>
<p style="text-align: justify;">Heybeliada Ruhban Okulunun  yeniden açılması sorunu, siyasal gündemimizin baş sıralarını işgal etmeye devam ediyor. Yapılan televizyon programlarının haddi hesabı yok. Köşelerinde konuyu tartışan yazarlarımız arasında da bir mutabakat gözlenmiyor. Kimi açılmasından yana, kimileri de açılmamasından. Oysa  mesele son derecede yalın ve açıktır ve de “hukuk tabanlı” bir sorundur. Mevcut  Anayasamıza göre ,  bu Ruhban Okulu’nun  “Fener Rum Patrikhanesi’nin dayattığı şekilde açılmasına” olanak yoktur. O halde aydınlarımız, gene çoğu kez olduğu gibi iyi analiz edip incelemeden bu konuyu da  içinden çıkılmaz bir hale getirmiş bulunuyorlar. O kadar ki; sokaklarda bir anket uygulasak ve yurttaşlarımıza bu sorunu sorsak, alacağımız yanıtlar şu çerçevede toplanacaktır:</p>
<p style="text-align: justify;">“Adamların okulunu kapatmışız, açtırmıyoruz. Ayıp yahu!..”</p>
<p style="text-align: justify;">“Papazlarını bile yetiştirmelerini engelliyoruz, bu nasıl iş?&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;">“Rum Cemaati 2 bin kişi ya var ya yok. Nelerinden korkuyoruz?”.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesi bir yanlış yargının oluşmasında da baş sorumlunun gene “bir kesim basınımız” olduğunu söyleyip, konunun hukuki analizine geçelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuyu olayın özünden uzaklaştırmamak için, Heybeliada Ruhban Okulu’nun tarihsel gelişimine değinmeyeceğim. Belli ki bu okul Rum cemaatine ruhban yetiştiren, böylece teoloji eğitimi veren kimliğini Osmanlı Devleti bünyesinde, kimi imtiyazlarla birlikte sürdürmüş bir eğitim kurumu.</p>
<p style="text-align: justify;">Lozan, azınlık okullarına verilmiş tüm imtiyazları kaldırıyor, kendileri de Türk vatandaşı olan bu azınlığın statüsünü Türklerinkine eşit kılıyor. Böylece bir Rum vatandaş da, bir Türk vatandaş da aynı ve “eşit” statüye sahip kılınıyor. Azınlık okullarının statüleri belirleniyor ve hiçbir sorun yaşanmadan günümüze geliniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada cumhuriyet kuruluyor ve arkasından devrimin en temel yasası “Eğitim Birliği Yasası” (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) kabul edilerek, Türkiye’deki bütün “orta öğretim kurumları”, (yani ortaokul ve liseler) tek bir çatı altında toplanıp, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanıyor. (3 Mart 1924). Bundan maksat (kız-erkek) tüm gençlerimizin aynı laik eğitimden geçerek, bilimin ışığında ve çağdaş bir eğitim görmelerini sağlamak, aynı zamanda yüzlerce yıl geride kalmış, köhnemiş medrese eğitimine de son vermek.</p>
<p style="text-align: justify;">1971 yılına böylece geliniyor. O günlerde hatırlayacağınız gibi Türkiye’de “Özel Yüksek Okullar” açılmıştır. Ne var ki, buna olanak veren 1965 tarihli ve 625 sayılı “Özel Öğretim Kurumları Kanunu”nun bazı maddelerinin Anayasa’ya aykırı olduğunu saptayan Anayasa Mahkemesi, 12 Ocak 1971 tarih ve 1971-3 sayılı bir kararla “ Özel Yüksek Okulların Devletleştirilmesini” öngörüyor.  Bunun üzerine Ruhban Okulu dahil, bütün bu özel okullar kapatılıyor. Bu icraatın hemen arkasından devlet, “ özel statüdeki bu okulların devlet denetimine alınmasına ve yeniden açılmasına” izin veriyor. Fener Rum Patrikliği bu denetimi reddederek, “Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasına” izin vermiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani okulu açtırmayan, Fener Rum Patrikliği.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu karşı çıkmanın elbette bir temel nedeni var:  Türkiye’deki  lise düzeyine kadar olan tüm okullar Milli Eğitim Bakanlığına, yüksek okullar ise YÖK’e bağlılar. Yani? Yani bir “devlet denetimine” tabiler.  Fener Rum Patriği Barthalomeos  bunu istemiyor, adeta “devlet içinde bir devlet” edasıyla, Ruhban Okulu’nun hiçbir denetime tabi olmadan Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlanmasını istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum Lozan’a aykırı, “Eğitim Birliği Yasası”na aykırı, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı.</p>
<p style="text-align: justify;">Fener Rum Patrikliği, “Heybeliada Ruhban Okulu”nun, kapatıldığı zamanki gibi “özel” statüde din eğitimi yapan bir yüksek okul olmasını istiyor. Üstelik bu okulun sadece Fener Patrikliği’ne değil, bütün Ortodoks Kiliselerine hitap edeceğini söylüyor. Bu nedenle okula hem yurt içinden, hem yurt dışından öğrenciler alacağını söylüyor. Oysa kiliseler için gereken din adamlarının eğitimi, Selanik ve Girit’teki Patriklik Enstitülerinde, Patmos, Athos, Kuzey Amerika ve Avustralya’daki eğitim kurumlarında yapılıyor. Ayrıca Rus ve Balkan Ortodoks Kiliseleri kendi okullarını açmışlar, kendi ruhbanlarını yetiştiriyorlar. Yani hiç kimsenin Heybeliada’dan veya Bartalomeos’tan bir beklentisi yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Patrik, olayı öylesine yokuşa sürüyor ki, eşine sömürge devletlerde rastlamak mümkün değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikliğin “tüzel kişiliği” olmadığı için, bir yüksek okul açması şansı hiçbir şekilde yok. Buna rağmen, bu okulun “Özel Teoloji Yüksek Okulu” statüsünde açılmasını istiyor, “Türkiye’deki bütün yüksek okullar  YÖK’e bağlıdır” denilince, Patrikliğe istisna yapılmasını istiyor. “Ben devletin denetimine girmem” diyor. Anlaşılır gibi değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumda İmam-Hatip liselerinin de MEB yerine örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlanmak isteyebileceği, aynı şeyin İlahiyat Fakültesi için de söz konusu olabileceği, onlara bile bir ayrıcalık tanınamayacağı,  zira Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olduğu ve bir “özel statü” bir kuruma sağlanırsa, eşitlik ilkesi gereği diğerlerine de sağlamak gerekeceği anlatılmasına rağmen Patrik çözümü Avrupa Birliği’nde, Başkan Obama’da , orada burada arıyor. “ Buna göz yumarsak, Türkiye’deki cemaatlar, tarikatlar, mezhepler de kendi “özel” din okullarını açmaya kalkarlarsa ne yaparız ?” sorusu Patriği hiç ilgilendirmiyor. O sadece kendi istemlerini, ültimatom verir gibi yineliyor:</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhban Okulu Türkiye’den olduğu gibi, diğer ülkelerden de öğrenci alabilmeli,</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Heybeliada Ruhban Okulu üzerinde hiçbir denetim hakkı olmamalı,</p>
<p style="text-align: justify;">Fener Patrikhanesi bünyesinde, başta Patrik olmak üzere,Kutsal Sinod ve Metropolitlerden “Türk Vatandaşı Olmak” şartı kaldırılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa Patrik Hazretleri şu hususların altını çizmeli ve mutlaka bellemeli:</p>
<p style="text-align: justify;">Lozan Antlaşması azınlıklara “imtiyaz”değil, “eşitlik” ilkesine dayalı bir prensip koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğitim Birliği Yasası’nın 403 no’lu kararına göre, tüm ortaöğretim kurumları MEB’na bağlıdır ve Türkiye’de dinî tedrisat  MEB’nın görevleri arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti  laik bir devlettir. Laik devlette “dinî eğitim yapan özel okul açmak , yönetmek yasaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">625 sayılı kanunun 3.cü maddesinin 3.paragrafında belirtildiği gibi, askerî okullar, dinî eğitim ve öğretim yapan özel kurumlar, emniyet teşkilatına bağlı okulların aynısı veya bir benzeri “özel öğretim kurumları” açılamaz. Yani “Özel Askeri Okul”, “Özel İmam-Hatip”, “Özel Emniyet Koleji” açılamaz. O halde “Özel Ruhban Okulu” nasıl açılacak?</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası vakıflar tarafından, devletin denetim ve gözetiminde, Yüksek Öğretim Kurumlarının açılabileceğine izin vermiştir. Mevcut Vakıf Üniversiteleri bu hükümden yararlanılarak açılmışlardır.  Patrikhane bir vakıf olmadığı için, kendisine bağlı bir Yüksek Öğretim Kurumu açması anayasaya aykırıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasanın 24. Maddesine göre din ve ahlâk eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Patrik, bu hukuktan kaynaklanan gerçekleri bilirse, o zaman neyi isteyip ne konuda ısrarcı olmaması gerektiğini daha gerçekçi değerlendirebilir.  Açıkça ifade etmeliyiz ki taleplerinin bağımsız, egemen, laik bir hukuk devleti ile bağdaşır hiçbir yanı yoktur. Batı Trakya’daki soydaşlarımız, daha kendi müftülerini seçme hakkına dahi müstahak görülmezken, neredeyse cemaati bile kalmamış olan, Türk Vatandaşı bir Patriğin bu tavrı, bu ülkenin en azından haksız yere prestij kaybetmesine yol açmaktadır. Buna kimsenin hakkı yoktur.  Bir Patrik bile olsa.<br /> <br /> </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz/">Türkiye Bir Hukuk Devletiyse,Ruban Okulu Açılamaz&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/tuerkye-br-hukuk-devletyse-ruhban-okulu-acilamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulu</title>
		<link>https://millidusunce.com/patrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/patrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 May 2011 12:04:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PATRİKHANE VE AZINLIKLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=198</guid>

					<description><![CDATA[<p>14.03.2011    Dr. Yusuf Gedikli   Patrikhane hakkında tarihçe, görüş ve teklifler Son yıllarda ve günlerde Heybeliada ruhban okulunun açılacağı ve bunun için formüller arandığı basın organlarında yer almıştır (Hürriyet, 20 ekim 1999, Ertuğrul Özkökün yazısı. Posta, 23 ekim 1999, Mehmet Ali Birandın yazısı).  Adı geçen okulun açılması için senelerden beri teşebbüslerde bulunulduğunu, bunun içeriden [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/patrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu/">Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpatrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu%2F&amp;linkname=Patrikhane%20ve%20Heybeliada%20Ruhban%20Okulu" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpatrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu%2F&amp;linkname=Patrikhane%20ve%20Heybeliada%20Ruhban%20Okulu" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpatrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu%2F&amp;linkname=Patrikhane%20ve%20Heybeliada%20Ruhban%20Okulu" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpatrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu%2F&amp;linkname=Patrikhane%20ve%20Heybeliada%20Ruhban%20Okulu" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpatrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu%2F&#038;title=Patrikhane%20ve%20Heybeliada%20Ruhban%20Okulu" data-a2a-url="https://millidusunce.com/patrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu/" data-a2a-title="Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulu"></a></p><p style="text-align: justify;">14.03.2011  <br /> </p>
<p style="text-align: justify;">Dr. Yusuf Gedikli <br />  <br />Patrikhane hakkında tarihçe, görüş ve teklifler Son yıllarda ve günlerde Heybeliada ruhban okulunun açılacağı ve bunun için formüller arandığı basın organlarında yer almıştır (Hürriyet, 20 ekim 1999, Ertuğrul Özkökün yazısı. Posta, 23 ekim 1999, Mehmet Ali Birandın yazısı). <br /> <br />Adı geçen okulun açılması için senelerden beri teşebbüslerde bulunulduğunu, bunun içeriden ve dışarıdan desteklendiğini basından takip ediyorduk. Ancak bu sefer okulun açılması yönünde yoğun bir propaganda mevcut olduğu için, mesele hakkındaki düşüncelerimizi kaleme alma gereği duyduk. Umarız düşüncelerimiz faydadan hali kalmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">1. Fener patrikhanesi tarihinde bir kaç önemli nokta</p>
<p style="text-align: justify;">Fener patrikhanesi, Türk-Yunan münasebetlerinde önemli ve belirleyici rol oynayan bir müessesedir. Türklerin hoşgörüsüyle kaim olan bu müessese, zaaf anında en ufak fırsatları dahi değerlendirmeye kalkmış, bu yüzden iki patrik idam sehpasında sallandırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İdama mahkûm edilen ilk patrik, Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1657’de astırılan 3. Partenios’tur. İkincisi ise Mora isyanını teşvik ve himaye eden 2. Gregoryos’tur. 2. Gregeryos, sadrazam Benderli Ali Paşa tarafından 1821’de patrikhanenin orta kapısında astırıldığı için, patrikhanenin orta kapısı o günden bu yana kapalı tutulmaktadır. Güya bu kapı patrikle eşit seviyede bir Türk yetkilisi asıldığında açılacaktır. Türk yazarlarının sürekli yazdığı bu hususu ihtiyatla karşılayacaklar olabilir düşüncesiyle, Yunan asıllı bir yazarın kalemine müracaat ediyoruz:</p>
<p style="text-align: justify;">“Ben özellikle kütüphaneye gitmek istediğimden soldaki kapıdan içeri giriyorum. Çünkü ortadaki kapı 132 yıldan [1821’den] beri kapalı duruyor. Bu durum sadrazam Benderli Ali Paşanın patrik Gregorios’u öldürtmesinin geleneksel yas ve protesto gösterisidir.” (İlhan Pınar, “Avrupalı gözüyle 1950’li yılların İstanbul üçlemesi”, Toplumsal Tarih, mart 1994, 3. sayı, 11. s.).</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Larousse, Fener Ortodoks Rum Patrikhanesi maddesinde şunları yazmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">“Mora ayaklanmasını açıktan açığa kışkırtan patrik, patrikhanenin ana giriş kapısı önünde, dinsel giysileriyle asıldı (22 nisan 1821). Bu tarihten sonra patrikhanenin ana giriş kapısı sürekli kapalı tutuldu. Kapının arkasına Ghrigoros [Gregoryos] II’nin bir resmi konuldu ve patrikhaneye orta kapısının sağındaki kapıdan girilip, solundakinden çıkılmaya başlandı.” (Büyük Larousse, 7. cilt, 4031. s.).</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikle beraber üç de metropolit asılmıştır. Tarih okuyan bir kişi şu noktayı hayretle tesbit etmektedir: Hıristiyan din adamları, özellikle Yunanlı din adamları, dinin işlevi olan “barış ve sevgi” yerine her zaman “savaş, düşmanlık ve kin” aşılamışlardır. Bu hüküm günümüz için de geçerlidir. O kadar ki, 2000’e 1 kala Yunan başkentinin merkezinde cami yapma yasağı hâlâ kalkmış değildir (Milliyet, 20 mayıs, 1999).</p>
<p style="text-align: justify;">Yunan anayasası da ortodoks Grek olmayı “milliyet tayin edici koşul” olarak kabul etmekte ve ırkçılığa cevaz vermektedir (Zeynep Göğüş, “1923’te AB mi vardı?”, Sabah, 14 aralık 1997, 5. s.). Dolayısıyla patrikhane bugün iyi niyetli bir müessese ise, bir iyi niyet gösterisinde bulunmalı ve orta kapıyı açmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Larousse, patrikhanenin İstiklal Savaşı sırasındaki faaliyetlerini şöyle sıralamaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;Mütareke yıllarının (1918) başlaması ile birlikte patrikhane Bizansı yeniden diriltmek, Türk topraklarından bir bölümünü Yunanistana bağlamak için yoğun bir faaliyete girişti. Bu amaçla Etniki Eterya, Rum Matbuat Cemiyeti, Rum İttihad-ı Milli Cemiyeti, Rum İzcilik Teşkilâtı, Rum Trakya Cemiyeti, Rum Küçük Asya Cemiyeti vb. kuruluşları parasal yönden destekledi. Yunan başbakanı Venizelos’un İstanbula yolladığı iki siyasi temsilci ile iş birliği yaparak İstanbuldan toplanan 5.000 [beş bin] gönüllü Rumu silahlandırıp İzmir ve Trakyaya gönderdi. İstanbul resmen işgal edilince (16 mart 1920) patrikhaneye Bizansın çift başlı kartal armasını taşıyan bayrağı çekildi. Doğu Karadenizde Pontos Cemiyetinin silahlı çeteleri sivil Türk halkını topluca öldürmeye başladılar.” (Büyük Larousse, 7. cilt, 4031. s.).</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhanenin tarih boyunca ve İstiklal Savaşı sırasındaki faaliyetleri hakkında 1922’de Ankarada Matbuat ve İstihbarat matbaasında basılan Pontus Meselesi isimli kitapta ayrıntılı bilgi vardır (33-50. sayfalar arasında). Kitabın orijinal şekliyle yeni baskısı tarafımızdan yapılmıştır (Pontus Meselesi, Bilge Karınca y., İstanbul 2002, 534 s.).</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’un hemen başında patrikhanede bir Mavri Mira (kara talih) cemiyeti kurulduğunu ve bunun zararlı faaliyetlere başladığını kaydetmiştir (Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Milli Eğitim Bakanlığı y., İstanbul 1997, 1. cilt, 2. s. ve 3. cilt, 899-901. s. (vesikalar kısmı).</p>
<p style="text-align: justify;">Doğal olarak İstiklal Savaşında patrikhanenin tezgâhladığı oyunların pekalâ farkında olan Mustafa Kemal, 2 kanun-i sani 1339 [2 ocak 1923] tarihli Hakimiyet-i Milliye gazetesine verdiği beyanatta patrikhaneyi “fesad ocağı” olarak tanımlamıştır:</p>
<p style="text-align: justify;">“&#8230;Ekalliyetlere gelince bu babda mübadele meselesini derpiş etmiştik. Diğer devletlerin murahhasları da bu zeminde bizim fikrimizi takib ve tasvib eylemişdiler. Lakin bir fesad ve hıyanet ocağı bulunan ve memlekette tohum-i nifak ve şikak [bozgunculuk ve ayrılık tohumu] saçan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı içün mucib-i şeamet ve felaket [felaket ve uğursuzluğa sebep] olan Rum patrikhanesini artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilâtı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek içün ne gibi vesile ve sebebler irae olunabilir [gösterilebilir]?</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin Rum patrikhanesi içün arazisi üzerinde bir melce [sığınak] göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesad ocağının hakiki yeri Yunanistanda değil midir?” (Atatürk bu beyanatı 1. Lozan Konferansının uzaması üzerine vermiştir. Gazete Taksim Belediye Atatürk Kütüphanesinde mevcuttur).</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhanenin nasıl bir müessese olduğunu Atatürkten daha iyi kim bilebilir?</p>
<p style="text-align: justify;">2. Dimitrios’tan sonra patrikhanenin politika ve faaliyetleri</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhane tarihte olduğu gibi bugün de Yunanlılar için büyük ehemmiyet arzetmekte, Türk resmi protokolünde Eyüp kaymakamına bağlı olan patrik, Yunanistan devlet protokolünde devlet başkanı seviyesinde kabul görmektedir. Aynı şekilde Avrupa ve Amerikadaki seyahatlerinde de kendisine çok yüksek seviyede bir protokol uygulanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhanenin bütçesinin büyük kısmı Yunanistan tarafından temin ve faaliyetleri Yunanistan tarafından finanse edilmekte, patriğin dış gezileri için özel uçak ve gemiler tahsis edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhanenin önceki yıllara göre daha faal bir duruma gelmesi Bartholomeos’un selefi Dimitrios zamanında başlamıştır. Bu faaliyetler Sovyetler Birliğindeki açıklık ve yeniden yapılanma politikalarıyla hemen hemen eş zamana raslamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dimitrios’un öncelikli isteği patrikhane binasının tamir edilmesiydi. Uzun süren girişimler sonucu devrin başbakanı Turgut Özal, Amerikan başkanı Bush’un ve eski başkan Carter’ın teşebbüsleri üzerine 9 nisan 1988’de buna izin vermiştir (Süreyya Şahin, Fener Patrikhanesi ve Türkiye, Ötüken n., İstanbul 1996, 310. s. vd.). Özal 1964’te bloke edilen Rum mallarını da iade etmiştir. Patrikhane tamir edilerek 17 aralık 1989’da açılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">4. Bartholomeos’un patrik oluşundan sonraki faaliyetler</p>
<p style="text-align: justify;">Patrik 1. Bartholomeos (asıl adı Dimitri Arhondoni’dir), 2 kasım 1991’de (Şahin, 11. s.) iş başına geldikten sonra selefinin ve kendisinin bir çok idealini gerçekleştirmeye çalıştı. Bunları üç başlık altında toplamak mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">1. Ekümenik (evrensel, cihanşümul) patrik olma iddiası.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Heybeliada ruhban okulunun açılması.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Patrikhanenin Vatikanvari bir devlet olması.</p>
<p style="text-align: justify;">1. Ekümenik patrik olma iddiası: Bartholomeos’un “kendinden menkul” de olsa, bu idealini gerçekleştirdiği söylenebilir. Her ne kadar bütün patrikler ve Türkiye kabul etmese de, Fener patrikhanesi kendisini ekümenik patrik olarak görmektedir ve bir anlamda önemli olan da kurumun kendisini böyle kabul etmesidir. En azından Fener patrikhanesi ilkliği, eskiliği, tarihî rolü itibariyle primus inter pares (eşitler arasında birinci)’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Heybeliada ruhban okulunun açılması. Patrikhane bu idealini de gerçekleştirmek için canla başla çalışmaktadır. Bu mevzu üzerinde biraz sonra geniş olarak duracağız.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Vatikanvari devlet ideali: Şimdilik bu son aşamadır. Ancak daha Dimitrios zamanında propagandası yapılan bu fikir de böyle giderse bir gün gerçekleşebilir?!. Zira ABD üst yönetimi de bu fikri desteklemektedir (Şahin, 315. s.).</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhanenin bunu gerçekleştirmek için gayrımenkul aldığı Türk basınına pek çok kez aksetmiş ve patrik de bunu kabul etmiştir (Şahin, 322. s.).</p>
<p style="text-align: justify;">4. Patrikhaneye içten ve dıştan destek verenler</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhane bu okulun açılması için AB’den ABD’ye kadar bir çok uluslararası teşekkül ve devleti devreye sokmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Patrik, 1994 yılında geleneklere aykırı olarak Avrupa Parlamentosunun açılışını yapmış ve burada bir temsilcilik açmayı planladıysa da sonradan bundan vazgeçmiştir (Şahin, 318. s.).</p>
<p style="text-align: justify;">Dış destekçiler arasında ABD başkanlarının Fener patrikhanesine her zaman özel ve aktif bir destek sağladıklarını görüyoruz. Atatürkün Nutuk’ta, zararlı faaliyetlerde bulunan Mavri Mira (kara talih) cemiyeti azaları arasında saydığı Athenagoras (1886-1972. Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Milli Eğitim Bakanlığı y., İstanbul 1997, 3. cilt, 899. s. (vesikalar kısmı), 1948’de Başkan Truman tarafından verilen destekle İstiklal Savaşındaki faaliyetleri unutularak Türk vatandaşlığına alınmış ve patrik seçilmişti. Truman onu özel bir uçakla ve özel bir mektupla göndermişti (Şahin, 282. s.). Az evvel dediğimiz gibi eski başkanlardan Carter, patrikhanenin tamiri için lobi yapmıştı. Başkan Bush da 1990’da patrik Dimitrios’a özel ilgi göstermiş (Şahin, 307. s.), Türk gazetelerinin yazdığına göre Başkan Bush’un karısı da Özalın hanımına İstanbuldan Konstantinopolis olarak bahsetmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha sonra AGİT zirvesi için Türkiyeye gelen başkan Clinton da 17 kasım 1999 tarihinde patrikhaneyi ziyaret etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">8 nisan 2000 günü patrikhaneyi ziyaret eden Alman cumhurbaşkanı Johannes Rau da, patriğe ruhban okulunun açılması için lobiye devam etmesi gerektiğini, konuyu Demirel ve Ecevitle de görüştüğünü söylemiştir (Posta, 9 nisan 2000, pazar, 15. s.).</p>
<p style="text-align: justify;">13 eylül 2000’de Albright, İsmail Ceme Amerikadaki görüşmede aynı isteği tekrarladı (NTV, 20 haberleri).</p>
<p style="text-align: justify;">Patrik yurt dışında olduğu gibi yurt içinde de önemli desteklere sahiptir. Türkiyedeki bazı cemaatlerden ve finans kuruluşlarından, Türkiyenin en zengin iş adamlarından ve çok tirajlı gazetelerin tanınmış yazarlarından da büyük destek görmektedir (İş adamı ve kurumlardan bazıları Bizans eserlerini özellikle restore etmektedir, ancak Beyazıt hamamı Beyazıt meydanında hâlâ onarılmayı beklemektedir).</p>
<p style="text-align: justify;">Patrik ve patrikhane bazı iş adamları ve bazı gazetelerin tanınmış yazarlarından ve bazı siyasetçilerden büyük destek görmüş ve görmektedir. Tabiatiyle tarih bunları Halet Efendi rolünde değerlendirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak aynı şahıslar objektif ve tarafsız davranıp Yunanistanda müftüsünü seçemeyen Türk azınlığının problemlerini maalesef dile getirmemektedirler. Patrik seçimle gelmesine rağmen müftü tayinle gelmektedir. Yunanistan bir iki yıl önce ramazanda Batı Trakyaya gönderilen imamları sınırından içeri dahi sokmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Lakin şunu da vurgulamalıyız ki, Türkiyenin patriği ve patrikhaneyi hiç takmaması da takdire layık bir davranıştır.<br /> <br /> </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/patrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu/">Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/patrikhane-ve-heybeliada-ruhban-okulu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Baskılar ve Patrikhane Meselesi</title>
		<link>https://millidusunce.com/uluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/uluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 May 2011 12:02:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PATRİKHANE VE AZINLIKLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sinan DEMİRTÜRK 05.04.2005 “Ama bir fesat ve hıyanet ocağı olan, ülkede ayrılık ve fesat tohumları saçan, Hıristiyan hemşehrimizin huzur ve refahı içinde uğursuzluk ve felâket simgesi olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımızda barındıramayız. Bu tehlikeli örgütü ülkemizde tutmamız için ne gibi vesile ve nedenler ileri sürülebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için topraklarında bir sığına göstermeye ne zorunluluğu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/uluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi/">Uluslararası Baskılar ve Patrikhane Meselesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi%2F&amp;linkname=Uluslararas%C4%B1%20Bask%C4%B1lar%20ve%20Patrikhane%20Meselesi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi%2F&amp;linkname=Uluslararas%C4%B1%20Bask%C4%B1lar%20ve%20Patrikhane%20Meselesi" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi%2F&amp;linkname=Uluslararas%C4%B1%20Bask%C4%B1lar%20ve%20Patrikhane%20Meselesi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi%2F&amp;linkname=Uluslararas%C4%B1%20Bask%C4%B1lar%20ve%20Patrikhane%20Meselesi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi%2F&#038;title=Uluslararas%C4%B1%20Bask%C4%B1lar%20ve%20Patrikhane%20Meselesi" data-a2a-url="https://millidusunce.com/uluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi/" data-a2a-title="Uluslararası Baskılar ve Patrikhane Meselesi"></a></p><p style="text-align: justify;">Sinan DEMİRTÜRK</p>
<p style="text-align: justify;">05.04.2005</p>
<p style="text-align: justify;">“Ama bir fesat ve hıyanet ocağı olan, ülkede ayrılık ve fesat tohumları saçan, Hıristiyan hemşehrimizin huzur ve refahı içinde uğursuzluk ve felâket simgesi olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımızda barındıramayız. Bu tehlikeli örgütü ülkemizde tutmamız için ne gibi vesile ve nedenler ileri sürülebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için topraklarında bir sığına göstermeye ne zorunluluğu vardır? Bu fesat yuvasının gerçek yeri Yunanistan değil midir?” Mustafa Kemal Atatürk</p>
<p style="text-align: justify;">19. yüzyılın başından itibaren, Avrupalı büyük devletlerin Osmanlı devletini parçalamak ve ortadan kaldırmak amacıyla geliştirdikleri stratejilerin, paylaşma plânlarının, propaganda çalışmalarının “Şark Meselesi” olarak ortaya atılan kavram etrafında tartışıldığı görülmektedir. Osmanlı toplumu içerisinde, İstanbul’un fethinden itibaren özerk bir dinî hüviyetle varlık gösteren Fener Rum Patrikhanesi, Ortodoks Rumların en yüksek dinî merkezini oluşturuyordu. Hıristiyan Batı, Devleti-i Aliye üzerinde yoğunlaştırdığı baskıların en önemli aracı olarak Patrikhaneyi 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı’nın en önemli iç meselelerinden birisi olarak baş gösterecektir. Balkanlar’daki Ortodoks Osmanlı tebaasının ayaklandırılarak, bu coğrafyanın kan gölüne çevrilmesinde de patrikhanenin faaliyetlerini göz önünde bulundurmak gerekmektedir.<br /> <br />Hatıralarında Patrikhane’den “fesat ve nifak” yuvası olarak bahseden Rauf Orbay Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan durumdan yararlanan Patrikhane’nin Osmanlı hükümetine karşı yürütülecek olan her türlü faaliyetin merkezi olarak ortaya çıktığından bahsetmektedir. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra, Mavri Mira örgütünün teşekkülünde patrikhanenin önemli roller üstlenmiştir. Yunan ordusunun Anadolu’ya ayak basmasıyla birlikte, bağımsızlığını ilân eden Patrikhane Anadolu’daki Yunan ilerleyişinin en önemli simgelerinden birisi hâline gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü hukuki statü Lozan Antlaşması’yla belirlenen, Fener Rum Patrikhanesi Cumhuriyet yıllarında da; Yunanistan, ABD, İngiltere ve SSCB’nin siyasî emelleri doğrultusunda faaliyet gösteren bir kurum olmaya devam etmiştir. Osmanlı’nın son döneminden günümüze kadar; Türkiye’nin millî egemenliğine ve içişlerine müdâhale aracı olan Patrikhane ile ilgili sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Millî Mücadelesi’nin bir sonucu olarak ortaya çıkan ve millî egemenliğin uluslararası camia tarafından kabulünü sağlayan Lozan Antlaşması’nda, Azınlık Hakları ve Patrikhane’nin statüsü önemli bir yer tutmuştur. Azınlıkların varlığı ve hakları kabul edilmekle beraber, Fener-Rum Patrikhanesi azınlığın kilisesi olarak tanınmıştır. Patrikhane’nin siyasî, idarî ve yargı ile ilgili yetkilerine son verilerek, sâdece dinî bir kurum olarak kalması sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir azınlık kilisesinin ruhani lideri olarak görev alanı, gerek ulusal gerekse uluslararası yasa ve antlaşmalar gereğince belirlenen Bartholomeos, yurtdışında ve Türkiye’de katıldığı bütün toplantılarda: “Ecumenical Ptariarch and Archishob of Constantinopol and New Rome” (Yeni Roma’nın ve Konstantinophol’ün Baspiskoposu ve Evrensel Patriği) unvanını kullanmaktadır. Ekümenik (Evrensel Patrik)liği Türkiye ve Lozan Antlaşması’na imza koyan ülkeler tarafından kabul edilmeyen Bartholemeos; sorumlu olduğu yasaları ve uluslararası taahhütleri ihlâl etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçilen Fener Patrikleri, Türkiye Cumhuriyeti yasaları gereğince, idari açıdan Eyüp Kaymakamlığı’na, Fatih Savcılığı’na ve İstanbul Valiliği’ne muhataptırlar. Türkiye’de en yüksek muhatabı İstanbul Valisi olan patriğin, ABD Başkanları ve AB yöneticileriyle yaptığı tartışmalar yaratan görüşmeleri, aslında  Lozan’ı ihlâl etmekten duydukları karşılıklı zevki göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fener Rum Patrikhanesi’nin emrinde 1 Ekim 1844’te hizmete açılan Heybeliada Ruhban Okulu; Türklüğe karşı yürütülen faaliyetlerin kaynağı olarak, Batı emperyalizminin ve Fener Rum Patrikhanesi’nin en önemli kuruluşlarından birisi olmuştur. 1971 yılına kadar eğitim ve öğretime devam etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün ise; AB yetkililerinin AKP hükümeti üstünde oluşturdukları baskıyla yeniden gündeme gelen Ruhban Okulu meselesi; Patrikhane’nin devamlılığı ve ekümenik unvanına Bartholemeos’un duyduğu özlem açısından hayati öneme sahiptir. Rum Patriği, Ruhban Okulu’nun açılması ve yurtdışından öğrenci alınması ile ilgili girişimlerini hızlandırmıştır. Okulun açılması ve yurtdışından öğrenci alınmasını isteyen Patrikhane; bu kurum sayesinde (TC vatandaşı olmayan yabancıların da okula kayıt yaptırmasıyla birlikte) evrensel kimliğiyle Türkiye’nin karşısına dikilmeyi amaçlamaktadır. Özetle ifâde etmek gerekirse; Ruhban Okulu’nun açılması, Ortodoks Rum azınlığın dini ihtiyaçlarını gidermekten çok Patrikhane’nin evrensellik iddiasına dayanak oluşturmaya hizmet etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhane’nin Ekümeniklik iddiası ile, Türkiye sınırlarını esas almak sûretiyle Bizans İmparatorluğu ve Pontus’un yeniden ihyası tescil edilmektedir. 2000 yılında Barthelemeos’un Venizelos adlı bir gemiyle; devlet adamları ve sanayicilerden oluşan bir grupla gerçekleştirdiği Karadeniz gezisi ve bir dizi faaliyet, millî duyarlılık sahibi toplum kesimleri tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Patriğin ve pek çok Ortodoks’un İngilizce’de de aynı şekilde kullanılan, İstanbul yerine “Constantinopolis” ismini ısrarla kullanıyor olması Patriğin Bizans rüyasıyla sık sık uyandığına işaret etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhane’nin hukukî statüsü ve Ruhban Okulu’nun yeniden eğitime başlaması ile ilgili tartışmalar, cumhuriyet devrinde de pek çok hükümeti ve Türk kamuoyunu meşgul etmiştir. Patrik Bartholomeos, sıklıkla çıktığı yurtdışı gezilerinde, Ruhban Okulu’nu bahane etmek sûretiyle Türkiye’yi şikayet etmekten geriye kalmamaktadır. Yunanistan’ın tahsis ettiği özel bir uçakla Vatikan’a giderek Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 2. Jean Paul ile görüşen, Yunanistan’da askerî törenlerle karşılanan, ABD Başkanı Bill Clinton tarafından devlet başkanlarına mahsus bir protokolle ağırlanan, adı New York’ta bir sokağa verilen, ABD’de “Amerikan Kongresi Onur Madalyası” almaya hak kazanan Fener Patriğinin faaliyetleri yakından takip edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya hâkimiyet teorilerinin çarpıştığı bu dönemde İstanbul&#8217;daki Ortodoks Patrikhanesi&#8217;nin konumu, dünya liderliğine soyunan güç merkezlerinin oldukça ilgisini çekmekte ve hedeflerine ulaşmada onun evrensel(!) yardımına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu süreçte Patrikhane&#8217;nin dünya Ortodokslarının liderliğini resmileştirme ve konumunu daha da sağlamlaştırarak devlet protokolü içerisinde yer alma amacını gerçekleştirmek için gerek ABD gerekse AB nezdinde hiç bir destek ve yardım esirgenmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye, Ortadoğu ve Kafkasya&#8217;nın enerji kaynaklarına ulaşımda, ana ve yan damarları gitgide büyüyecek olan bir geçidin kilit noktası konumundadır. Diğer taraftan Türkiye, ABD ve AB&#8217;nin, başta Türk Cumhuriyetleri ve Asya&#8217;nın içlerine girmesinde; aynı biçimde, başta Japonya olmak üzere diğer Uzak Doğu üreticilerinin Avrupa&#8217;ya sokulmasında, yine ilginç bir kavşak noktası ve istasyon işlevi çerçevesinde değerlendirilmektedir .</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa Birliği&#8217;nin Kafkasya&#8217;daki ilk hedefi, Ermenistan ile iyi ilişkiler kurmaktır. Bunun da ön şartı, Ermeni soykırımına ilişkin asılsız iddiaları benimsemek ve uluslararası platformlarda savunmaktır. Avrupa Parlamentosu&#8217;nun 28 Nisan 2002 tarihinde kabul ettiği Güney Kafkasya Paktı kararında, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan&#8217;dan meydana gelen bir oluşum kurma çabaları formüle edilmekte ve Türkiye&#8217;den de Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmesi istenmektedir. Ermeni soykırımı iddialarının kabulünün arkasından, tazminat ve toprak talepleri gelecektir. ABD ve Rusya&#8217;nın çok etkili olduğu bir bölgeye girmeye çalışan Avrupa Birliği, bu nedenle gerçekdışı bu iddiaları desteklemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya&#8217;da etkinliği artan ve güçlenen bir Türkiye&#8217;nin varlığı Avrupa Birliği tarafından tehdit olarak görülmektedir. Avrupa Birliği bu nedenle Ortadoğu petrollerine ulaşmak için Kürdistan, Kafkasya petrollerine ulaşmak için de Büyük Ermenistan projelerini hayata geçirmeye çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye&#8217;nin bugünkü nüfus potansiyelinin yarattığı tehlikeyi önlemenin bir yolunun Türkiye&#8217;nin üniter yapısını bozmaktan geçtiğini bildikleri için Sevr sürecini tekrar başlattılar. Böylelikle Türkiye&#8217;deki etnik grupların yanı sıra dinî ve kültürel azınlıklar kavramlarını da tekrar ortaya atmaya ve bu konuda faaliyet gösteren kurum ve örgütlere olan desteklerini artırmaya başladılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;de azınlıklar denince akla sâdece gayrimüslimler gelmekle beraber, Avrupa Birliği için azınlıklar kavramı içerisine, Müslüman Türk olmayan bütün dinî, ırkî ve kültürel topluluklar girmektedir. Hatta Müslüman Türkler arasındaki Alevi ve Sünnî farklılığı bile Avrupalılar için bir azınlık kavramı yaratılması için yeterlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şekilde Türkiye&#8217;de, bir yandan Keldani, Süryani, Çerkez, Laz, Kürt, gibi etnik ayırımcılığa gidecek etnik gruplar konusu gündeme getirilirken diğer yandan da Alevi, Şafiî, Sünnî gibi İslâmiyet içinde bulunan farklı mezhepleri birbirinden ayırmaya, etnik ve dinî açıdan Türkiye&#8217;nin üniter yapısını bozmaya yönelik taleplerin geldiğini görmekteyiz. Yine bu dönemde Avrupa&#8217;nın çeşitli kentlerinde bu gruplara ait dernek ve kuruluşların örgütlenmesine destek verildiğine ve Türkiye&#8217;ye karşı kışkırtıldığına da tanık olmaktayız.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa Birliği&#8217;nin Türkiye&#8217;den istediği Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulu konularındaki talepler; basit olarak bir papazın veya birlik üyesi Yunanistan&#8217;ın gerçekleşmesini arzuladıkları istekler değildir. Bu, Avrupa Birliği&#8217;nin Balkan politikasının önemli unsurlarından biridir. Balkanlar&#8217;da yaşayan halkların önemli bir bölümü Ortodoks’tur ve bölgede Avrupa Birliği ile Rusya arasında bir menfaat çatışması bulunmaktadır. Avrupa Birliği, Balkanlar&#8217;da kontrolü ele geçirmek için maddi gücü ile birlikte Ortodoksluğu da kullanma çabasındadır. Bunu da, Fener Rum Patrikhanesi&#8217;ne Ekümenik bir statü kazandırarak ve Patrikhane&#8217;nin tüm Ortodoks dünyası üzerindeki egemenliğinin tanınmasını sağlayarak başarmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Barthelomeos, 8 Ekim 2002’de AB Komisyonu Başkanı Romanı Prodi ile bir araya gelmiş ve yapılan görüşmede Barthelemeos, Patrikhane’nin durumu ve Ruhban Okulu’yla ilgili görüşlerini aktarmıştır. Patrik ve yanındaki heyeti AB Komisyonu binası önünde karşılayan Prodi, randevu programında İstanbul’a “Constantinopolis” demiştir.  Prodi’nin programına “Mr. Prodi Constantinopolis Patriğini kabul edecek” şeklinde düşündürücü bir ifâdeyle yansıyan görüşme, Türkiye’de azınlık vakıflarına geniş haklar tanındığı günlere denk gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa Birliği’nin Patrikhane’ye duyduğu özel ilginin, Balkanlar’da Ortodoks topluluklarına yönelik nüfuz siyaseti ile yakından ilgili olduğu görülmektedir. Yunanistan başarılı bir siyasetle meseleyi bir Türk-Yunan sorunu olmaktan daha çok, Türkiye ile AB’yi karşı karşıya getiren bir stratejik problem olma noktasına taşımıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Hükümeti’nin bütün varlığıyla sahiplendiği Ruhban Okulu’nun yeniden açılması siyaseti ve Patriğin Başbakanın şahsında AKP yönetimine gösterdiği yüksek teveccüh de son derece dikkat çekicidir. Meseleyi gündeme getiren Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Yunanistan Millî Eğitim Bakanı’yla yaptığı görüşmede, Batı Trakya Türk toplumunun sorunlarını dile  getirmiş olması Yunanlı bakan tarafından sert bir dille reddedilmiştir. Türkiye’deki Ruhban Okulu meselesiyle Batı Trakya’daki sorunların karıştırılmaması cevabını alan Millî Eğitim Bakanı’nın,Ruhban okulunun eğitime yeniden açılabilmesinin önündeki yasal engellerin aşılabilmesi yönünde bir çalışma başlatılmasına yönelik yıldırım talimatı ve hazırlanan rapor, Türk kamuoyunun ilgisinden uzak tutulmuştur.<br /> <br />Ruhban Okulu ve Patrikhane sorunu, 59. Hükümet’in dış politikada “teslimiyet”e dayalı politikalarının en ciddi örneklerinden birini oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hükümetin, Patrikhane’nin imtiyazlarla evrenselleştirilmesi ve Ruhban Okulu’nun açılmasının Lozan’a aykırı bir girişim olacağını dünyaya deklare etmesi ve kendisine AB tarafından dayatılan Rum azınlık haklarına karşılık, başta Yunanistan’daki Türk toplumu olmak üzere, AB ülkelerinden Müslüman Türk azınlığın millî ve dinî haklarını gündeme getirmesi gerekmektedir.<br /> <br /> </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/uluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi/">Uluslararası Baskılar ve Patrikhane Meselesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/uluslararas-basklar-ve-patrikhane-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Heybeliada Ruhban Okulu ve Patrikhanenin Ekümeniklik İddiasının Hukuki Açıdan Değerlendirilmesi</title>
		<link>https://millidusunce.com/heybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/heybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 May 2011 10:38:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PATRİKHANE VE AZINLIKLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=100</guid>

					<description><![CDATA[<p>   Prof. Dr. Sibel ÖZEL·     I.            HEYBELİADA RUHBAN OKULU MESELESİ   Her fırsatta azınlıkların din ve ibadet özgürlüğü bağlamında gündeme gelen Heybeliada Ruhban Okulunun (HRO) yeniden açılması meselesi siyasi bir tercih gibi ele alınmakta ve özellikle siyasilerin verdiği mesajlar ile temel mecrasından uzaklaştırılarak siyasi malzeme olarak kullanılmaktadır. Oysa mesele hukuki bir meseledir ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/heybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi/">Heybeliada Ruhban Okulu ve Patrikhanenin Ekümeniklik İddiasının Hukuki Açıdan Değerlendirilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fheybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi%2F&amp;linkname=Heybeliada%20Ruhban%20Okulu%20ve%20Patrikhanenin%20Ek%C3%BCmeniklik%20%C4%B0ddias%C4%B1n%C4%B1n%20Hukuki%20A%C3%A7%C4%B1dan%20De%C4%9Ferlendirilmesi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fheybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi%2F&amp;linkname=Heybeliada%20Ruhban%20Okulu%20ve%20Patrikhanenin%20Ek%C3%BCmeniklik%20%C4%B0ddias%C4%B1n%C4%B1n%20Hukuki%20A%C3%A7%C4%B1dan%20De%C4%9Ferlendirilmesi" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fheybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi%2F&amp;linkname=Heybeliada%20Ruhban%20Okulu%20ve%20Patrikhanenin%20Ek%C3%BCmeniklik%20%C4%B0ddias%C4%B1n%C4%B1n%20Hukuki%20A%C3%A7%C4%B1dan%20De%C4%9Ferlendirilmesi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fheybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi%2F&amp;linkname=Heybeliada%20Ruhban%20Okulu%20ve%20Patrikhanenin%20Ek%C3%BCmeniklik%20%C4%B0ddias%C4%B1n%C4%B1n%20Hukuki%20A%C3%A7%C4%B1dan%20De%C4%9Ferlendirilmesi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fheybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi%2F&#038;title=Heybeliada%20Ruhban%20Okulu%20ve%20Patrikhanenin%20Ek%C3%BCmeniklik%20%C4%B0ddias%C4%B1n%C4%B1n%20Hukuki%20A%C3%A7%C4%B1dan%20De%C4%9Ferlendirilmesi" data-a2a-url="https://millidusunce.com/heybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi/" data-a2a-title="Heybeliada Ruhban Okulu ve Patrikhanenin Ekümeniklik İddiasının Hukuki Açıdan Değerlendirilmesi"></a></p><p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <br />Prof. Dr. Sibel ÖZEL·</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">I.            HEYBELİADA RUHBAN OKULU MESELESİ</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Her fırsatta azınlıkların din ve ibadet özgürlüğü bağlamında gündeme gelen Heybeliada Ruhban Okulunun (HRO) yeniden açılması meselesi siyasi bir tercih gibi ele alınmakta ve özellikle siyasilerin verdiği mesajlar ile temel mecrasından uzaklaştırılarak siyasi malzeme olarak kullanılmaktadır. Oysa mesele hukuki bir meseledir ve gerçek bilgi üzerinde hukuki bir analizi hak etmektedir. AB ilerleme raporlarında ve insan hakları ile ilgili her düzlemde ele alınan ve Türkiye’ye bir dayatma olarak sunulan bu meselede medya araçları da doğru bilgilendirme yapmadan sonuç odaklı kamuoyu oluşturma yöntemini izleyerek halkın bilgi edinme hakkını elinden almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyden önce meselenin özünün ne olduğunun bilinmesi ve doğru soruların sorulması gerekmektedir. HRO siyasi bir kararla mı kapatılmıştır? HRO’nun açılması demek Türk hukukuna aykırı bile olsa Patrikhanenin istediği şekilde okulu açmak mı demektir? HRO’nun eğitime başlaması hukukun değil de siyasi tercihlerin belirleyeceği bir alan mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Heybeliada Ruhban Okulu, Anayasa Mahkemesinin 1971 yılında verdiği bir kararın ardından kapanmıştır[1]. Ancak karar doğrudan HRO’nun kapatılması ile ilgili değildir. Karara konu olan olay İzmir Ege Özel Mimarlık ve Mühendislik Yüksek Okulu İnşaat Mühendisliği bölümünü bitiren sekiz kişiye verilen diplomaların iptalidir. Danıştay’da Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine dava açılmış ve özel yüksekokulların Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa Mahkemesi yaptığı incelemede özel kişilerin üniversite açamayacağını, üniversite diye anılmayan ancak verdiği yükseköğretim nitelikçe üniversite eğitimi olan veya bu öğretimin sonuçlarını sağlayan bütün kurumların Anayasa m. 120 açısından üniversite kavramı içinde sayılması gerektiğine karar vermiştir[2]. Anayasa mahkemesine göre üniversitelerin toplumsal görevini yapan temel çizgileri bakımından üniversite öğretim ve eğitimini sağlayan üniversite diplomasına eş değerde diploma veren ve ancak adı üniversite olmayan yükseköğretim ve eğitim kurumları da üniversite kapsamında ele alınmaktadır[3].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi özel yüksekokullara izin veren 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 1,13. maddeleri ile 8. maddesinin 2,3,4. fıkralarını ve 48. maddesinin özel yüksek okullara ilişkin kuralını iptal etmiştir[4].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa Mahkemesinin kararı herkes için bağlayıcı olduğundan İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü 12.8.1971 tarih ve Özel Öğretim Kurumları 101787 sayılı yazısı ile “Anayasa Mahkemesinin 12 Ocak 1971 sayılı kararı ve 26 Mart 1971 tarihli gerekçesi muvacehesinde okulunuzun, bu kararın kapsamına girer durumda olduğu anlaşıldığından diğer yüksekokullar gibi özel bir yüksekokul mahiyetinde bulunan Teoloji bölümünün 9 Temmuz 1971 tarihinden itibaren hiçbir hukuki varlığı kalmamıştır” diyerek durumu HRO Müdürlüğüne bildirmiştir[5].       </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bunun üzerine dönemin Fener Rum Patriği Athinagoras, okulun bir yüksekokul olmadığını ileri sürmüştür. Danıştay’da idari tasarrufun iptali gerekçesiyle dava açılmıştır.  Davada okulun Lozan Antlaşmasının 40. maddesi kapsamına girdiği, okulun diplomasında yer alan “lise üzerine en az bir yıllık mesleki tahsil veren okullar derecesinde öğrenim görmüş sayılırlar” ibaresi dışında, TC lise diploması ile Teoloji bölümü diploması arasında bir fark olmadığı; bölüm mezunlarının ancak rahiplik mesleğine kabul olundukları; okulun 1844’den beri faaliyet gösterdiği ve okul yönetmeliğinin onaylandığı tarihte yürürlükte olan mevzuata göre özel yüksekokul açılamayacağı; kapatılan bütün özel öğretim kurumlarının mevcut üniversite ve akademilere bağlanmalarına rağmen, HRO hakkında işlem yapılmamış olmasının kanun koyucunun bu okulu bir yüksekokul olarak görmemiş olduğunun açık bir delili olduğu iddia edilmiştir[6].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu iddialara karşı olarak dönemin yetkili ve muhatap makamlarınca teoloji bölümü mezunlarının dış ülkelerde taşıdığı değerin Atina ve Selanik Üniversitelerine bağlı fakülte mezunlarından daha üstün olduğunun tespit edildiği; dava dilekçesine bağlı diploma örneklerinden ayrı olarak, diploma hamiline ayrıca gizli olarak verilen Rumca belgede okul mezunlarına teoloji öğretmeni unvanı verildiği ve ilahi ilimler manasına gelen teolojiyi lise seviyesindeki okullarda okutmaya yetkili olan kişilerin yüksekokul mezunu sayılmaları gerektiği ileri sürülmüştür [7].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Danıştay’da açılan dava Patrikhane’nin tüzel kişiliği olmadığı, yargıya başvurma ve okul açma ehliyetinin olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir [8]. Bu gerekçeler hukuken doğrudur. Patrikhanenin tüzel kişiliği yoktur. Ancak Heybeliada Rum Ruhban Okulu Vakfının tüzel kişiliği vardır. Dolayısıyla HRO bu vakıf tüzel kişiliği ile dava açabilirdi. Fakat bugün de istenen husus şudur: HRO’nun tüzel kişiliği kaldırılsın ve Patrikhaneye bağlansın ve Patrikhaneye tüzel kişilik verilsin. Oysa yüzlerce yıldır bu topraklarda bulunan Patrikhaneye Osmanlı Devleti de onun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti devleti de tüzel kişilik vermemiştir. Ancak HRO 1935 tarihli ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereği mülhak vakıf kapsamına alınmış ve kanunun muvakkat maddesi gereğince 12 Mart 1936 tarihinde Tarabya Metropoliti Yovakom ve Bursa Metropoliti Polikarpos tarafından Kadıköy Evkaf İdaresine vakfın beyannamesi verilmiştir. Dolayısıyla HRO hukuken tüzel kişiliğe sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Danıştay’ın ileri sürdüğü Patrikhanenin okul açma ehliyetinin olmadığı gerekçesi de hukuken doğru bir gerekçedir. Zira HRO Lozan Antlaşması sonrası genel bir tanıma yöntemiyle eğitime açık tutulmamıştır. 16 Temmuz 1928 tarihinde HRO’na, Nikolaki namı diğer Polikarpos adına ruhsat verilmiş ve aynı kişi adına 1940,1943 ve 1951 yılında ruhsatlar yenilenmiştir[9]. Sözkonusu ruhsatname Hususi Mekteplere Mahsus Resmi Ruhsatnamedir ve Mekteb-i Hususiye Talimatnamesinin 12. Maddesine binaen verilmiştir[10]. Dolayısıyla okul yürürlükte olan hukuk kurallarına göre verilen ruhsatlara binaen eğitim yapmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumda incelenmesi gereken husus şudur: HRO Anayasa Mahkemesi kapsamında bir yüksek okul mudur?</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle belirtilmelidir ki Hıristiyan inancına göre rahip olabilmek için lise sonrası en az 4 yıllık bir yüksek okul eğitimi alınmalıdır. Dolayısıyla ruhban yetiştiren bir okulun yüksek okul olduğu şüphesizdir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">HRO birinci öğretim yılı olan 1844-45’de iki sınıfla eğitime başlamış ve daha sonra birer sınıf ilavesiyle 1847-1848 öğretim yılında dört sınıfa ulaşmıştır. 1852 yılına kadar HRO yalnız lise mezunlarını kabul etmekte iken daha sonra lise öğretimini bitirmeyenler de okula alınmış ve lisenin beşinci sınıfı teolojinin 1. Sınıfı olarak kabul edilmiş ve 1852-1873 yılları arasında 5 yıl lise ve 3 yıl teoloji okulu olarak faaliyet göstermiştir[11].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">1919 yılına kadar lise ve teoloji kısımlarından oluşan HRO aynı yıl Akademi statüsüne kavuşmuş ve akademiye devam süresi önce 5 sonra 4 yıl olarak belirlenmiştir[12]. 1919’da lise kısmı kaldırılıp sadece teoloji bölümü ile akademi olarak faaliyet göstermiş, 1923’den itibaren ise yeniden üç yıllık lise ve dört yıllık teoloji eğitimine dönüş yapmıştır. Yalnız burada önemle belirtilmesi gereken husus okulun herzaman orta derecede bir okul olarak görülmesidir. Dolayısıyla lise üzerine yapılan teoloji eğitimi de Yüksekokul olarak değil, ortaokul statüsünde kabul edilmiştir [13]. Patrikhane tarafından okulun statüsünün değiştirilmesi amacıyla 1947 ve 1949 yılında yapılan başvurular reddedilmiştir[14].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">1950 yılında Milli Eğitim Bakanlığının 8 Aralık 1950 gün ve 9127/7 ve 2601 sayılı emri ile okulun dört sınıflı kısmının azınlık liseleri derecesine çıkarılması ve üç sınıflı kısma bir sınıf ilave edilerek dört yıl üzerinden “Heybeliada Rum Rahipler Okulu” adı altında bir “Teoloji İhtisas Okulu” olarak derecelendirilmesi sağlanmıştır[15]. Bunun üzerine 25 Eylül 1951 tarih ve 151 sayılı kararla Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi “Rum Rahipler OkuluYönetmeliğini” onaylamıştır[16].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Dolayısıyla 1951 yılında bir yönetmelik ile okulun statüsü değişmiştir. Selanik’te çıkan Makedonia isimli gazete seri yazılarında HRO ile ilgili olarak okulun üç sınıflı lise ve dört sınıflı ilahiyat şubesinden oluştuğunu, buranın yakında bütün Hıristiyanlığın büyük üniversitesi haline getirileceğini belirtmiştir [17]. Patrik Athenagoras da 13 Temmuz 1953 tarihli Hronos gazetesine verdiği beyanatta eski iktidar zamanında Ruhban Mektebinin orta mektep sıfatını haiz olmasına mukabil bugünkü Hükümet zamanında ve mevcut kanuni mevzuata rağmen öğrencilere üniversite eğitimi verebilen bir İlahiyat Fakültesi haline getirildiğini belirtmiştir[18].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Dolayısıyla okul mevcut kanuni hükümler izin vermese bile bir Yönetmelik ile yüksek okul statüsüne kavuşmuştur. Yönetmeliğe göre müessesenin resmi kuruculuğunu Patrikhane Sen Sinod meclisince İstanbul’daki Metropolitler arasından seçilen ve Milli Eğitim Bakanlığınca usulü dairesinde tescil edilen Zat ifa eder (m. 2). Patrikhane’nin tüzel kişiliği olmadığı için okulun kuruculuğunu üstlenmesi mümkün değildir. Bu yüzden gerçek kişi olan bir Metropolit bu işi üstlenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Okul üç sınıflı lise bölümü ile dört sınıflı Teoloji İhtisas bölümünden teşekkül eder. Teoloji bölümünü bitirenler lise üzerine en az bir yıllık mesleki tahsil veren okullar derecesinde öğrenim görmüş sayılırlar (m. 3). Okula 17 yaşını bitirmiş ve 22 yaşını geçmemiş olan lise mezunları alınmaktadır. Yabancı uyruklu öğrenciler için yaş kaydına bakılmaz. Ancak bu gibilerden 22 yaşını aşmış bulunanlar ayrı dershanelerde yetiştirilirler (m. 54).</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu Yönetmelik ile Ruhban Okulu 3 yıllık lise bölümü ve 4 yıllık teoloji bölümü ile faaliyette bulunmuş ve teoloji bölümü en az bir yıllık mesleki tahsil veren okul derecesinde kabul edilmiştir. Hukuken yüksekokul terimi kullanılamayacağı için (zira o dönemde de özel yüksek okullar yoktu)  lise sonrası 4 yıllık ihtisas bölümü  mesleki tahsil veren okul olarak adlandırılmıştır. Böylelikle daha önce uygun görülmeyen statü değişikliği siyasi iktidarın kararıyla bir Yönetmelik marifetiyle temin edilmiştir. Dolayısıyla okulun yeni statüsü lise sonrası ihtisas eğitimi veren bir yüksekokul olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Okula gelen yabancı öğrenci sayısı hızla artmış ve daha önce vize için yapılan araştırma kaldırılarak HRO’ya gelecek yabancı öğrenciler için istisnasız vize verilmiştir. 1950’den sonra mezun olan toplam 187 öğrenciden 38’i Türk vatandaşı; 162’i Yunan; 8’i İngiliz; 1’i Fransız; 8’i Etyopyalı; 2’si Suriyeli; 1’i ABD’li ve 3’ü Lübnanlıdır[19].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu itibarla okul bir yüksek okuldur ve Okulun Yönetmeliği 1965 tarihli Özel Öğretim Kurumları Kanuna tâbidir. Bu kanunun her seviyede özel öğretim kurumu kurulmasına izin veren yani özel yüksek okullara imkan veren hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilince karar kapsamındaki bütün okullar hukuki geçerliliklerini kaybetmiş oldular. Dolayısıyla HRO 1965 yılından sonra kurulan bir okul olduğu için değil, statüsü özel yüksek okul olduğu için Anayasa Mahkemesi kararı kapsamında kapanmıştır. </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">HRO’nun kapanmasının hemen ardından hukuka uygun olarak faaliyete geçebilmesi amacıyla Ankara Üniversitesi Senatosu 21 Aralık 1971 tarih ve 5118 sayılı kararı ile bir formül geliştirmiştir. Buna göre Ruhban Okulu İlahiyat Fakültelerinden birine bağlı olarak Ortodoks dini konusunda öğretim veren bir bölüm olarak açılabilir veya İlahiyat Fakültesinde Dünya Dinleri Kültürü Bölümü adı altında Üniversite bünyesinde faaliyet gösterebilir. Ancak söz konusu hukuki çözüm yolu okul yönetimi ve Patrikhane tarafından kabul edilmemiştir[20].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Benzer bir çaba 14 Eylül 1999’da Yükseköğretim Kurumunun toplantısında aldığı bir kararla yinelenmiştir. Buna göre İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde “Dünya Dinleri Kültürü Bölümü”nün kurulmasına karar verilmiştir[21]. Kuruluş işlemlerini yürütme görevi verilen Prof. Dr. Zekeriya Beyaz cemaat ruhani liderlerine 14 Aralık 1999’da bir mektup göndererek öneri ve desteklerini istemiş ancak olumlu yanıt alamamıştır[22].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü üzere HRO’nun hukuka uygun olarak bir devlet üniversitesi bünyesinde faaliyet göstermesi için geliştirilen formüller Patrikhane tarafından ısrarla reddolunmaktadır. Patrikhane açıkça HRO’nun YÖK’e bağlanmasını kabul etmediklerini beyan etmiştir. Burada önemli olan nokta HRO’nun Patrikhane’ye bağlı olarak faaliyet gösteren ve uluslararası teoloji okulu olarak eğitim veren bir okul olmasının amaçlanmasıdır. Dolayısıyla asıl mesele HRO’nun açılıp açılmaması değil, Patrikhane’nin istediği şekilde açılmasının Türk hukuku açısından mümkün olup olmadığı meselesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">TÜRK HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRME</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">1.    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">a. Anayasa m. 24</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Din ve Vicdan Hürriyeti başlığını taşıyan 24. maddesi, TC devletinin temel niteliklerinden biri olan laikliğin anlamını ve içeriğini belirlerken 3. fıkrasında “ Din ve ahlak eğitimi ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır” hükmünü getirmiştir. Buna göre laik Türkiye Cumhuriyetinde devletin gözetim ve denetimi dışında bir din eğitimi verilemez. Dolayısıyla Patrikhane’nin tümüyle kendine bağlı bir teoloji okulu ısrarı herşeyden önce Anayasa m. 24’e aykırıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa m. 10 Kanun Önünde Eşitlik başlığı ile herkesin dil, ırk, renk, cins, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşit olduğunu vurguladıktan sonra 3. fıkra ile “hiçbir kimseye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” kuralını getirmiştir. Dolayısıyla teoloji eğitimi ve öğretimi konusunda bütün TC vatandaşları eşit haklara sahiptir ve bu konuda kimseye imtiyaz tanınamaz. HRO sayesinde Patrikhane Türkiye’deki Ortodoks cemaat lehine imtiyaz talep etmektedir ve hatta bu imtiyaz yurt dışından gelecek yabancı Ortodoksları da kapsamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Medyada laik devletin diğer dinlere dinadamı yetiştiremeyeceği iddiası öne sürülmektedir. Bu önerme kendi içinde çelişkilidir. Diğer dinlerle kastedilen Hıristiyanlık ve Musevilik olduğuna göre laiklik sadece İslam dini için algılanmaktadır. Oysa laik devlet her dine eşit mesafede durmaktadır. Laik hukuk sistemi sadece Müslümanlar için değil, gayrımüslimler için de uygulanacaktır. Aksi tutum vatandaşlar arasında ayrımcılığa ve çok hukukluluğa yol açacaktır. Laik devlet sadece Müslümanların değil, gayrımüslimlerin de devletidir ve hukukun üstünlüğü  gereği kurallar herkes için bağlayıcıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">b. Anayasa m. 130</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa madde 130 çok açık bir şekilde Üniversitelerin Devlet tarafından kanunla kurulacağını belirttikten sonra, kanunda gösterilen usul ve esaslara göre kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla vakıflar tarafından da devletin gözetim ve denetimine tâbi yükseköğretim kurumlarının kurulabileceğini öngörmektedir. Dolayısıyla anayasamızda iki çeşit üniversite vardır: Devlet üniversitesi ve vakıf üniversitesi. Bu durumda HRO’nun bir devlet üniversitesine bağlanması istenmiyorsa, bir vakıf tarafından kurulan üniversite bünyesinde faaliyet gösterebilir. Ancak Patrikhanenin tüzel kişiliği olmadığı için kendisi yüksek öğretim kurumu kuramaz. Bununla birlikte HRO’nun vakıf tüzel kişiliği vardır. Ayrıca Türkiye’de Rum  cemaatine ait 75 tane vakıf bulunmaktadır[23]. Bunlardan birinin üniversite kurması ve bu vakıf üniversitesi bünyesinde HRO’nun faaliyete geçmesi mümkündür. Ancak Patrikhane HRO’nun tümüyle kendisine bağlı olmasında ısrar ettiği için bir vakıf aracılığı ile kurulacak yüksek okul formülünü de kabul etmemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi 2009 raporunda [24] HRO’nun Galatasaray Üniversitesi bünyesinde açılabileceği önerisi yapılmıştır. Galatasaray Üniversitesinde teoloji fakültesi yoktur. Ama burada önemli olan AKPM’in de HRO’yu bir yüksekokul olarak görmesi ve üniversite bünyesinde açılması için öneri getirmesidir. Artık HRO’nun bir yüksekokul olmadığı iddiasından vazgeçilmelidir. Ruhban yetiştirecek lise sonrası 4 yıllık bir okul hiç şüphesiz yüksek okuldur ve yüksek okulların tâbi olduğu sisteme tâbi olmak mecburiyetindedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa m. 132 sadece Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumlarını özel kanun hükümlerine tâbi tutmuştur. Onun dışındaki bütün yükseköğretim kurumları için 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu uygulanır. Anayasa dini müesseseler ve cemaatler için (Müslüman veya gayrımüslim) bir ayrıcalık getirmemiştir. Azınlıklar için de özel hükümlere tâbi yüksekokullar yoktur. Üniversitelerin birleştirici yapısı bu tür ayrımları kabul etmediği gibi, Anayasa m. 10’da belirlenen eşitlik ilkesi karşısında hiçbir sınıf için imtiyaz talebi de sözkonusu olmayacaktır.    </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">2. Tevhidi Tedrisat Kanunu</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu[25] ile bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir (m. 1). Şeriye ve Evkaf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devir ve raptedilmiştir (m.2). Dolayısıyla Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olmayan bir okul yoktur. Bu itibarla Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde HRO açılsın önerisi hiçbir anlam ifade etmemektedir. Zaten aksi mümkün değildir. Bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">3. Milli Eğitim Temel Kanunu</p>
<p style="text-align: justify;">1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu[26] da devletin eğitim ve öğretim alanındaki görev ve sorumluluğunu bir temel kanun olarak düzenlemektedir. Buna göre eğitim ve öğretim hizmetinin Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur (m. 56) ve askeri okullar hariç bütün eğitim faaliyeti bu kanun hükümlerine göre yürütülür (m. 57).</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Kanun ilköğretim, lise ve dengi okulların ancak Milli Eğitim Bakanlığı’nın izniyle açılabileceğini kabul etmiştir (m. 58). Okulların derecelerinin tayinleri de Milli Eğitim Bakanlığı’na aittir. Diğer bakanlıklara bağlı lise ve dengi okulların program ve yönetmelikleri, ilgili bakanlıkla Milli Eğitim bakanlığı tarafından birlikte yapılır ve Milli Eğitim Bakanlığınca onanır. Bu okulların denetimi de Mili Eğitim Bakanlığına aittir (m. 58).</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu kanun üniversite dışındaki okullar ile ilgilidir ve temel prensipleri belirlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">4. Yükseköğretim Kanunu</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu[27] ise yükseköğretim ile ilgili amaç ve ilkeleri belirlemek ve bütün yükseköğretim kurumlarının işleyiş, görev ve sorumluluklarını düzenlemek amacıyla getirilmiş bir kanundur (m. 1). Kanun Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumlarıyla ilgili hususlar dışında bütün yükseköğretim kurumlarını ve bağlı birimlerini kapsamakta (m. 2) ve Milli Eğitim sistemi içinde, ortaöğretime dayalı, en az dört yarı yılı kapsayan her kademedeki eğitim-öğretimin tümünü yükseköğretim olarak tanımlamaktadır (m. 3(a)). Buna göre lise sonrası iki yıllık önlisans programları da yükseköğretim kategorisine girmekte ve YÖK kapsamı içinde yer almaktadır (m. 6). Dolayısıyla HRO’yu, YÖK’e bağlı olmadan açmak amacıyla geliştirilen projeler içinde yıllardır dillendirilen Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı iki yıllık ön lisans programı formülü 2547 sayılı kanuna aykırıdır. . Zira iki yıllık önlisans programı da (dört yarı yıl anlamına gelir)  bir yükseköğretim kurumudur ve 2547 sayılı kanun kapsamındadır. Dolayısıyla lise sonrası en az iki yıllık her program yükseköğretim sınıfına girmekte ve YÖK’e bağlı olmak durumundadır. YÖK’e bağlı olmayan sadece Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir özel yüksek okul hukuken mümkün değildir. Bu itibarla  Patrikhanenin çözüm önerisi diye dayattığı öneri hukuka aykırıdır. </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">5.    Özel Öğretim Kurumları Kanunu</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">2007 yılında Özel Öğretim Kurumları Kanunu tümüyle yenilenmiştir. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu[28] Üniversiteler dışında okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve bu düzeyde haberleşme ile öğretim yapan özel öğretim kurumlarının yönetim, denetim ve gözetimi ile ilgili hususları düzenlemektedir. Kanun TC vatandaşı gerçek kişiler, özel hukuk kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişiler tarafından açılan okullar ile ilgili düzenlemeleri yapmaktadır. Bunun dışında yabancılar tarafından açılan okullar da kanun kapsamında yer almaktadır[29].</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Özel  Öğretim Kurumları Kanunu yükseköğretim dışındaki her derecede özel okulu düzenlemektedir. Ancak kanun kapsamında özel okul açılabilmesi için TC vatandaşı gerçek kişi ya da tüzel kişi olmak gerekmektedir. Patrikhane’nin tüzel kişiliği olmadığı için bir cemaat vakfının ya da gerçek kişilerin aracılığı zorunludur. Ancak aynı kanunun 3. maddesinin son fıkrası açık bir biçimde “Askeri okullar, emniyet teşkilatına bağlı okullar ve din eğitimi yapan kurumların aynı veya benzeri özel öğretim kurumu açılamaz” hükmünü getirerek, din eğitimi veren özel öğretim kurumuna cevaz vermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> Dolayısıyla kanun özel okul olarak teoloji eğitimi veren lise düzeyinde bir okula izin vermemiştir. Yüksek okul düzeyindeki teoloji eğitimi de zaten bu kanuna tâbi değildir; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanuna tâbidir. Ancak unutulmamalıdır ki bu yasak sadece Ortodoks cemaat için değil, diğer azınlıklar ve özellikle de Müslüman çoğunluk için de geçerlidir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Kamuoyunda sıkça gündeme gelen imam hatip liselerinin bu konuyla bir ilgisi yoktur. Zira imam-hatip liseleri devlet lisesidir ve özel öğretim kurumları kanununa tâbi değildir. Bir başka ifade ile Türkiye’de özel imam-hatip lisesi yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu Lozan Antlaşmasının 40 ve 41. maddeleriyle ilgili olan okullar için de düzenlemede bulunmuştur. 5 (c ) (1) maddesine göre bu tür okulların özellik göstermesi gereken hususları yönetmelik ile tespit edilir. Yönetmelik, ilgili memleketlerin bu konudaki mütekabil mevzuat ve uygulamaları dikkate alınmak suretiyle hazırlanır. Yönetmelikte belirtilmeyen hususlarda resmi okullar mevzuatı uygulanır. Burada sözkonusu edilen mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesidir ve Lozan Ant. m. 45 gereği Yunanistan’daki Müslüman Türk azınlığa tanınan haklar temel alınarak okulların özellik göstermesi gereken hususları yönetmelikte belirlenir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Kanun azınlık okullarında sadece Türk  vatandaşlarının çocuklarının okuyabileceğini belirtmektedir (m. 5 (c ) (1)). Dolayısıyla HRO özel bir lise olarak değil de azınlık lisesi statüsünde açılsa bile (ki ruhban olmak için lise sonrası 4 yıl eğitim şarttır. Bu nedenle lise seviyesinde meslek lisesi olması mümkün görünmemektedir) yabancı öğrencilerin burada öğretim görmesi mümkün değildir. Zira bir okul azınlık okulu ise oraya sadece azınlık mensubu TC vatandaşları gidebilecektir. Azınlık okulunda yabancı öğrenim göremez. Yabancıların öğrenim gördüğü okul da azınlık okulu statüsünde olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Kavram kargaşası ile düşüncelerin bulanıklaşması sağlanmakta ve birbiriyle alakasız konular ilişkilendirilmektedir. AKPM, Türkiye’den azınlık okullarına vatandaşlık şartı aranmaksızın öğrenci kabulüne imkan veren kanun değişikliği yapmasını istemektedir[30]. Ancak ilginçtir ki bu talep Türkiye’den istenmiş, Yunanistan’dan istenmemiştir. Bir başka ifade ile Yunan vatandaşı olmayan Türk kökenli yabancıların veya Müslüman yabancıların Yunanistan’da azınlık okullarına gidebilmelerine imkan veren düzenlemeler yapılması talep edilmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bir kez daha vurgulanmalıdır ki azınlık vatandaştır ve Türkiye’deki azınlık okullarına sadece Türk vatandaşı olan ve azınlık statüsünden yararlananlar gidebilir. Yabancılar sırf Türkiye’deki bir azınlık ile aynı soydan geliyorlar yada aynı dine mensuplar diye azınlık statüsüne sahip olamaz. Bu itibarla azınlık ile yabancı kavramını birbirine karıştırmamak gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">6.    Lozan Antlaşması</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sıkça gündeme getirilen husus HRO’nun kapatılmasının Lozan Antlaşmasının 40.maddesine aykırı olduğudur. Madde 40 metni aynen şöyledir:</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">“ Müslüman olmayan azınlıklara mensup olan Türk vatandaşları hukuk bakımından ve fiilen diğer Türk vatandaşlarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin aynından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır”.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Dolayısıyla 40. madde hiçbir biçimde gayrımüslim azınlıkların istediği şekilde hayır kurumu, dinsel ya da sosyal kurum ya da okul açabileceklerinin  garantisini vermemiştir. Böyle bir serbesti Sevr Antlaşması m. 147’de getirilmiştir. Sevr Antlaşmasında ırk, din, dil azınlıkları Osmanlı makamları hiçbir şekilde karışmadan istediği gibi dini, hayri ve sosyal kurumlar; ilk, orta ve yüksek okul ve her çeşit öğretim kurumu kurabilir ve burada kendi dillerini özgürce kullanma ve kendi dinlerini özgürce uygulama imkanına sahipti. Ancak Lozan Antlaşmasında kabul edilen husus gayrımüslim azınlıkların diğer Türk vatandaşları ile aynı muameleye tâbi tutulması ve diğer Türk vatandaşları ile eşit haklara sahip olmalarıdır. Dolayısıyla buradaki anahtar sözcük “aynı muamele” ve “eşit haklar”dır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu açıdan baktığımızda diğer Türk vatandaşları özel yüksekokul olarak teoloji eğitimi veren bir okula sahip iken HRO kapatılmış olsaydı Lozan Antlaşması m. 40’a aykırılık sözkonusu olurdu. Ancak Türkiye’de hiç kimse özel lise veya yüksek okul derecesinde ilahiyat eğitimi veren bir okul açamaz iken HRO’nun bu statüde açılamamasında  Lozan’a aykırı bir durum yoktur. Bütün özel yüksekokullar kapanırken HRO da onlarla birlikte kapandığı için eşitliğe aykırı husus bulunmamaktadır.  Türkiye’de din eğitiminin nasıl verileceği hukuken belirlenmiştir ve bu durum bütün vatandaşlar için geçerlidir. Bu noktada diğer Türk vatandaşlarına tanınmayan bir hak ya da ayrıcalık Lozan Antlaşmasına dayanılarak talep edilemez. </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Lozan Antlaşmasının 45. maddesi ile bu kesimdeki hükümlerle Türkiye’nin gayrımüslim azınlıklara tanımış olduğu haklar, Yunanistan  tarafından kendi ülkesinde bulunan müslüman azınlık için de tanınmıştır. Dolayısıyla çok taraflı bir uluslararası antlaşma olan Lozan’da sadece Yunanistan ve Türkiye için karşılıklılık şartı getirilmiştir. Burada her iki ülkede yaşayan ve azınlık statüsünde vatandaş olan belirli gruplara tanınan hakların garantisi olmak üzere karşılıklılık ilkesi benimsenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Lozan’da belirlenen karşılıklılık ilkesi çerçevesinde HRO için tartışılacak bir husus yoktur. Celal Bayar lisesine Türk öğretmen tahsisi veya Atina’ya cami yapılması HRO’nun karşılığı olarak ileri sürülemez. HRO’nun için karşılıklılık Yunanistan’da İslam ilahiyatı veren, yabancı ülkelerden öğrenci kabul eden, tedrisatı Yunan devletinden bağımsız olarak belirlenen bir özel okuldur.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak Lozan kapsamında garanti altına alınan azınlık hakları hiçbir şekilde Patrikhanenin talep ettiği statüde bir okula izin vermemektedir. Madde 40 azınlıklara imtiyaz öngörmemekte; farklı hukuk uygulamasının önünü açmamaktadır. Garanti altına alınan husus azınlıklara ayrımcılık yapılmayacağı ve diğer Türk vatandaşları ile eşit muame görecekleridir. </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">HRO’nun Patrikhanenin istediği şekilde Türk hukukuna aykırı olarak açılması, Patrikhaneye imtiyaz verilmesi anlamına gelmektedir. Lozan’da imtiyaz kabul edilmemiştir. Ayrıca yabancı öğrencilerin eğitim göreceği bir okulu da azınlık okulu olarak ortaya koymak ve bunu azınlık hakları çerçevesinde ele almak her şeyden kavramların nasıl yanlış kullanılarak kafa karışıklığına yol açtığını göstermektedir. Lozan’da azınlıkların din özgürlükleri ve eğitim hakkı garanti altına alınmıştır, yabancıların değil!!</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Lozan Antlaşmasında azınlık hakları bireysel anlamda korunmuş kollektif haklar verilmemiştir. Osmanlı millet sisteminden kaynaklanan çok hukuklu teokratik sistem yerine tek hukuklu laik demokratik bir sistem gelmiştir. Bu sistemde herkes eşittir ve kimseye imtiyaz verilmeyecektir. Azınlıkların devlet ile olan ilişkisinde artık milletbaşları aracılık etmeyecektir. Bu itibarla HRO’nun yeniden faaliyete geçmesi meselesinde kavramlar doğru kullanılmalı ve şu anki hukuk kurallarına göre okulun nasıl açılacağının formülleri geliştirilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhanenin istediği şekilde tümüyle kendisine bağlı, YÖK sistemi dışında, istediği yabancı öğrencileri kabul edebileceği uluslar arası teoloji okulu Türk hukuk sistemine karşı bir dayatmadır. Bu konuda pazarlık yapılamaz. Türkiye’yi bu dayatmayı kabule zorlayacak hiçbir uluslar arası kural yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Azınlıkların dinadamı yetiştirme özgürlüğü elbette ki teminat altına alınmalıdır. Ancak ruhban olmak isteyen yeterince azınlık mensubu yok diye yabancı öğrencilere Türkiye’de teoloji eğitimi verme konusunda Türkiye’nin uluslar arası bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Azınlıkların din özgürlüğü ve din adamı yetiştirme özgürlüğü azınlık statüsünde olan vatandaşlar için geçerlidir. Sırf Patrikhane veya küresel aktörler öyle istiyor diye TC’nin kendi Anayasa ve kanunlarına aykırı şekilde uluslar arası teoloji okulu açma mecburiyeti yoktur. Konunun azınlık meselesi ile de ilgisi bulunmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Patrikhanenin dayatmalarına karşı savunmaya geçmeden, Ortodoks teolojisi eğitimi veren bir okulun Devlet üniversitesi veya vakıf üniversite bünyesinde açılmasını sağlamalıdır. Türkiye’deki diğer üniversitelerin sistemine tâbi olan bu okul için hiçbir imtiyaz düzenlemesi yapılmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ne BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde ne de herhangi bir uluslar arası düzenlemede özerk bir okul talebine temel teşkil edecek hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Maalesef bu durum gerek iç gerekse dış kamuoyuna yeterince açıklanamamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">II. PATRİKHANENİN EKÜMENİKLİĞİ MESELESİ</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">HRO için dayatılan ayrıcalıklı statü Patrikhanenin ekümeniklik iddiasını güçlendirmek amacıyla yapılmaktadır. Ekümenikliğin dini bir kavramı ifade ettiği ve TC’nin ilgilenmemesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Bu kavram sadece dini nitelikte ise o zaman TC’den bunun tanınması neden talep edilmektedir? Cevap çok basittir. Ekümenikliğin siyasi ve hukuki sonuçları vardır ve bu sonuçlar TC kabul etmedikçe gerçekleşmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekümenikliğin kabulü demek Patriğin TC vatandaşı olma zorunluluğunun ortadan kalkması, Patrikhanede çalışacak yabancı din adamlarının serbestçe Türkiye’ye gelmesi, kalması ve çalışması, Patrikhanenin Türk hukukunun dışına çıkması ve uluslar arası hukuka tâbi olması anlamına gelmektedir [31]. Bütün talepler Türkiye’nin bu şartları yerine getirmesi yönündedir. O zaman Patrikhane uluslar arası kişilik kazanacak, ekonomik güç olacak, ayni ve nakdi bağış kabul edebilecek, gayrımenkul satın alabilecek, yabancılarla sözleşme yapabilecek ve extra territorial statüye kavuşacaktır. Bir başka ifade ile Vatikan benzeri (onun gibi olması teorik olarak mümkün değil, bu nedenle benzeri) uluslar arası bir din kurumu olacak ve Türk hukukunun egemenlik alanından çıkacaktır. Bu durumun Türkiye lehine olmadığı yeni uluslar arası sorunlar çıkaracağı kaçınılmazdır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti kelimelerle uğraşan bir devlet olmadığı için Patriğin ekümenik sıfatını kullanmasına ses çıkarmamıştır. Ancak Osmanlı döneminde Patrikhanenin ekümenik bir yetki kullanması mümkün olmuş mudur? Hayır. Osmanlı’da hiçbir zaman yabancı biri patrik olmamış, yabancı din adamları Patrikhanede çalışmamış ve Patrikhane Osmanlı hukukunun izin vermediği hiçbir yetkiyi kullanmamış, tümüyle Osmanlı’ya tâbi olarak varlığını sürdürmüş ve Osmanlı topraklarında hiçbir zaman ekümenik bir konsil toplayamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">25 Nisan 1862 Osmanlı Rum Patrikliği Nizamnamesi[32] çok açık bir şekilde statüyü belirlemiştir. “Patriğin daire-i ruhaniyesi bilumum memalik-i Osmaniye”dir. Bu hüküm açıkça Patrikhanenin ekümenik olmadığını göstermektedir. Patrikhanenin ruhani yetkisi Osmanlı sınırları dışına çıkmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Patrik olacak kişinin babasından beri Osmanlı vatandaşı olması gerekmektedir. Patriği seçecek olanların da Osmanlı vatandaşı olması zorunludur[33]. Dolayısıyla Osmanlı çöküş döneminde bile bir yabancının patrik olmasına, yabancılar tarafından patrik seçilmesine izin vermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Yine Osmanlı döneminde Patrikhaneye tüzel kişilik verilmemiştir. Azınlıklar ilmi, hayri ve sosyal vakıflar  kurmuşlardır. Bu vakıfların kendi tüzel kişilikleri adına gayrımenkul edinme imkanı 1328 (1912) tarihli “Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarruflarına Dair Kanun” ile getirilmiştir. Cumhuriyet döneminde de 1935 tarihinde Vakıflar Kanunu çıkarılmış ve azınlık vakıflarının bütün mallarının Vakıflar İdaresine bildirilmesi istenmiştir. 1936 Beyannamesi vakfiyesi olmayan vakıflar için vakfiye hükmünü taşımış ve o tarihten önce tartışmalı olan tüzel kişilikleri hukuken kabul edilmiştir. Türkiye’de 75 adet Rum cemaat vakfı vardır ve bunların tüzel kişiliği bulunmaktadır. Ancak Patrikhanenin tüzel kişiliği yoktur. Bir kuruma tüzel kişilik hangi hukuk düzeni tarafından meydana gelmişse o hukuk sistemince verilir. Dolayısıyla yüzlerce yıl bu topraklarda bulunan Fener Rum Ortodoks Patrikhanesine ne Osmanlı hukuku ne de Türkiye Cumhuriyeti hukuku tüzel kişilik vermiştir. AİHM’in Patrikhaneye tüzel kişilik verme yetkisi yoktur. Uluslar arası hiçbir düzenleme Türkiye’yi bu kuruma tüzel kişilik vermeye zorlayıcı bir hükme sahip değildir. Yüzlerce yıllık kurum 15-20 yıllık politik süreçte kendisine biçilen siyasi rol için uluslar arası bir kişiliğe dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Ekümeniklik meselesinin azınlıkların din özgürlüğü ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Tamamen siyasi olan bu talebe karşı Türkiye dik durmayı bilmeli ve hukuken haklı olduğu bu meselede geri adım atmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhanenin ekümenik olmadığı Lozan müzakerelerinde varılan sözlü anlaşma ile ortaya konmuş ve bir Türk kurumu olduğu, Türk hukukuna tâbi olacağı hususu sonraki dönem gelişmelerinde açıkça teyit edilmiştir. Laik hukuk düzeninde Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün vatandaşlarının din ve inanç özgürlüğünü garanti altına almıştır.  Bu nedenle patriğin ekümenikliğini kabul etmeyen yada ayinlerde ona gerekli saygıyı göstermeyen Hıristiyan vatandaşlar arasındaki ihtilaflarda taraf olunmayacak, kamu düzeninin bozulmasına izin verilmeyecektir. Bu amaçla Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 13.06.2007[34] tarihinde verdiği ve Patrikhanenin Lozan Antlaşmasına göre ekümenik olmadığı yönündeki karar çok önemlidir. Böylelikle Patrikhaneye tâbi olmayan yada patriğe istenilen seviyede itaati inançlarına aykırı bulan Ortodoks vatandaşların dini inanç ve ibadet özgürlüğü korunacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhanenin ekümenikliğinin tanınmasının azınlıkların din özgürlüğü ile bir ilgisi yoktur. Bu sıfat patriğin Türkiye dışında yaşayan Ortodokslar üzerindeki yetkisi ile ilgilidir ve uluslar arası hiçbir hüküm Türkiye’yi bu sıfatı tanıma yönünde emredici bir düzenleme getirmemektedir. Türkiye’nin yabancı din adamlarına TC vatandaşlığı vermesi siyasi bir tercihtir ve hukuki  bir yükümlülüğün ifası değildir. Yabancı din adamlarına TC vatandaşlığı vermenin din özgürlüğü ile ilgisi olmadığı hususu da tartışmasızdır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Patrikhanenin ekümenikliğinin Türkiye’nin AB üyeliğini kolaylaştıracağı savı da tümüyle mesnetsiz ve çocukçadır. Patrikhanenin ekümenikliği kabul edilirse yani Patrikhane uluslar arası bir kişilik olarak bağımsız  ve özerk tüzel kişi olursa Türkiye’nin AB üyeliği artık bu kurumu ilgilendirmeyecek , kendisi direkt AB ile muhatap bir kurum haline gelecektir. Türk vatandaşı olmayan patrikler ve din adamlarından çoğunluğu Müslüman olan bir ülkenin siyasi meseleleri konusunda taraf olmasını beklemek sadece saflık değil, aymazlık olacaktır. Laik Türkiye Cumhuriyeti geçmişten kalan bu tarihi ve dini kurumu siyasi yetkilerle donanmış uluslar arası bir kurum yapma ve bu dayatmayı kabullenme konusunda hiçbir uluslar arası yükümlülük üstlenmemektedir. Bütün mesele bu hukuki gerçeği siyasilerin anlaması ve iç ve dış kamuoyunun bilgilenmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p style="text-align: justify;">· Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Özel Hukuku Anabilim Dalı Başkanı.</p>
<p style="text-align: justify;">[1] 12.1.1971 tarih, 1969/31 E ve 1971/3 K. sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı. (RG. 26.3.1971-13790 ). Karar için bkz. Düstur 5. Tertip, c. 10, 1. Kitap, 1 Kasım 1970-28 Şubat 1971.</p>
<p style="text-align: justify;">[2] Id. s. 1188.</p>
<p style="text-align: justify;">[3] Id. 1188.</p>
<p style="text-align: justify;">[4] Id. 1195.</p>
<p style="text-align: justify;">[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Daire Başkanlığı Arşivi Klasör No: 42226-3/3-8/F3’den naklen ÖZYILMAZ, Emre: Heybeliada Ruhban Okulu, Ankara 2000, s. 101.</p>
<p style="text-align: justify;">[6] Id. s. 293-294.</p>
<p style="text-align: justify;">[7] ÖZYILMAZ, s. 107-108. Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Daire Başkanlığı Arşivi Klasör No: 42226-1/3-8/G8’den nakledilen gizli Rumca belgenin Türkçe metni için bkz. ÖZYILMAZ, s. 108; Rumca metin için bkz. Id. s. 212 (EK XI).</p>
<p style="text-align: justify;">[8] SOMUNCUOĞLU, Sadi: Patrikhane ve 551 Yıllık Hesap İstanbul’da Yeni Roma İmparatorluğu, Ankara 2004, s. 84; ÖZEL, Sibel: Fener Rum Patrikhanesi ve Ruhban Okulu, İstanbul 2008, s. 126.</p>
<p style="text-align: justify;">[9] ÖZYILMAZ, s. 77.</p>
<p style="text-align: justify;">[10] . ÖZYILMAZ, s. 177, EK VI.</p>
<p style="text-align: justify;">[11] ÖZYILMAZ, s. 36.</p>
<p style="text-align: justify;">[12] ÖZYILMAZ, s. 39.</p>
<p style="text-align: justify;">[13] ÖZEL, s. 130.</p>
<p style="text-align: justify;">[14] Bkz. ÖZEL, s. 132 vd.</p>
<p style="text-align: justify;">[15] ÖZYILMAZ. s. 77-78.</p>
<p style="text-align: justify;">[16] Yönetmelik metni için bkz. ÖZYILMAZ, s. 179 vd, EK VII.</p>
<p style="text-align: justify;">[17] Ömer Sami COŞAR: Patrikhane Dosyası HÜRRİYET 18 Ağustos 1976.</p>
<p style="text-align: justify;">[18] Id.</p>
<p style="text-align: justify;">[19] ÖZYILMAZ, s. 88 dn. 69.</p>
<p style="text-align: justify;">[20] ÖZYILMAZ, s.139-139.</p>
<p style="text-align: justify;">[21] Karar örnegi için bkz. ÖZYILMAZ, s. 213, EK XII.</p>
<p style="text-align: justify;">[22] Prof. Dr. BEYAZ’ın mektubunun tam metni için bkz. ÖZYILMAZ, s. 214, EK XIII.</p>
<p style="text-align: justify;">[23] Azınlık vakıflarının tam listesi için bkz. Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri, Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil Edilmesi Hakkında Yönetmelik RG. 24.01.2003-25003.</p>
<p style="text-align: justify;">[24] Freedom of Religion and other human rights for non-Muslim minorities in Turkey and for the Muslim minority in Thrace (Eastern Greece) 24 March 2009. <a href="http://assembly.coe.int/ASP/APFeaturesManager/default/ArtSiteView.asp?ID=843">http://assembly.coe.int/ASP/APFeaturesManager/default/ArtSiteView.asp?ID=843</a> (07.01.2010) Raportör Michel Hunault tarafından hazırlanan 21 Nisan 2009 tarihli raporda her iki ülkeden talep edilen hususlar ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bkz. Freedom of Religion and other human rights for non-Muslim minorities in Turkey and for the Muslim minority in Thrace (Eastern Greece) 21 April 2009 <a href="http://assembly.coe.int/Main.asp?link=/Documents/WorkingDocs/Doc09/EDOC11860.htm">http://assembly.coe.int/Main.asp?link=/Documents/WorkingDocs/Doc09/EDOC11860.htm</a> (07.10.2010).</p>
<p style="text-align: justify;">[25] RG. 6.3.1340-63.</p>
<p style="text-align: justify;">[26] RG. 24.6.1973-14574.</p>
<p style="text-align: justify;">[27] RG. 6.11.1981-17506.</p>
<p style="text-align: justify;">[28] RG. 14.02.2007-26437.</p>
<p style="text-align: justify;">[29] Kanunun 5 (a) (1) maddesine göre yalnız yabancı öğrencilerin devam edebileceği yüksek öğretim dışındaki milletlerarası öğretim kurumu  yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişiler tarafından, doğrudan veya Türk vatandaşlarıyla ortaklık yoluyla, 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu çerçevesinde Bakanlar Kurulunun izni ile açılabilir. Türk vatandaşları, özel hukuk  tüzel kişileri ve özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişiler  de kendi adlarına aynı amaçla milletlerarası mahiyette öğretim kurumu açabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">[30] Karar, pr. 19.12.</p>
<p style="text-align: justify;">[31] Ayrınt ılı bilgi için bkz. ÖZEL, s. 13 vd.</p>
<p style="text-align: justify;">[32] Düstur I. Tertip, c. II, s. 902-937.</p>
<p style="text-align: justify;">[33] ÖZEL, s. 66; OSMANAĞAOĞLU, Cihan: 1862 Rum Patrikliği Nizamatı Çerçevesinde Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, İstanbul 2010, s. 236.</p>
<p style="text-align: justify;">[34] Yargıtay 4. CD. 13.06.2007 T, E. 2005/10694, K. 2007/5603 İstanbul Barosu Dergisi c. 81, S. 6, Yıl: 2007, s. 2848 vd<br /> <br /> </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/heybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi/">Heybeliada Ruhban Okulu ve Patrikhanenin Ekümeniklik İddiasının Hukuki Açıdan Değerlendirilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/heybeliada-ruhban-okulu-ve-patrikhanenin-ekuemeniklik-ddiasnn-hukuki-acdan-deerlendirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Ortodoks Grek kiliselerinin ekümenik tahtı patrikhane</title>
		<link>https://millidusunce.com/duenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/duenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 May 2011 10:36:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PATRİKHANE VE AZINLIKLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=99</guid>

					<description><![CDATA[<p>04.04.2011   ZEKAİ BALOĞLU Türkiye&#8217;nin tanımadığı bu unvanı ile Türk Kurumu değil, İstanbul&#8217;da yerleşik bir Grek (Yunan) kurumunun ve uluslararası hukuki statüsü, Bizans&#8217;ın varisi iddiasıyla kurulmasına önayak olduğu Grek Devleti(Yunanistan) Anayasası içinde uluslararası güvence altındadır. Dikkat edilirse topraklarımızdan kazandıkları bölgeler hep Patrikhaneye bağlıdır. Buralarda soydaşlarımız yok edilirken Patrikhane birinci derecede sorumluluk taşımış, her hareket başında ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/duenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane/">Dünya Ortodoks Grek kiliselerinin ekümenik tahtı patrikhane</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fduenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane%2F&amp;linkname=D%C3%BCnya%20Ortodoks%20Grek%20kiliselerinin%20ek%C3%BCmenik%20taht%C4%B1%20patrikhane" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fduenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane%2F&amp;linkname=D%C3%BCnya%20Ortodoks%20Grek%20kiliselerinin%20ek%C3%BCmenik%20taht%C4%B1%20patrikhane" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fduenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane%2F&amp;linkname=D%C3%BCnya%20Ortodoks%20Grek%20kiliselerinin%20ek%C3%BCmenik%20taht%C4%B1%20patrikhane" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fduenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane%2F&amp;linkname=D%C3%BCnya%20Ortodoks%20Grek%20kiliselerinin%20ek%C3%BCmenik%20taht%C4%B1%20patrikhane" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fduenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane%2F&#038;title=D%C3%BCnya%20Ortodoks%20Grek%20kiliselerinin%20ek%C3%BCmenik%20taht%C4%B1%20patrikhane" data-a2a-url="https://millidusunce.com/duenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane/" data-a2a-title="Dünya Ortodoks Grek kiliselerinin ekümenik tahtı patrikhane"></a></p><p style="text-align: justify;">04.04.2011  <br /> <br />ZEKAİ BALOĞLU</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;nin tanımadığı bu unvanı ile Türk Kurumu değil, İstanbul&#8217;da yerleşik bir Grek (Yunan) kurumunun ve uluslararası hukuki statüsü, Bizans&#8217;ın varisi iddiasıyla kurulmasına önayak olduğu Grek Devleti(Yunanistan) Anayasası içinde uluslararası güvence altındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkat edilirse topraklarımızdan kazandıkları bölgeler hep Patrikhaneye bağlıdır. Buralarda soydaşlarımız yok edilirken Patrikhane birinci derecede sorumluluk taşımış, her hareket başında ve içinde Patrikhaneye bağlı rahipler rol almış, fakat Patrikhane hiç sesini çıkarmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mora isyanını çıkarttığı için asılan Patrik&#8217;in (kin kapısı) idam sehpasındaki son sözleri şunlardır: &#8220;&#8230;Konstantin şehrinden müşrikler kovulacaktır. Ayasofya haçlıya iade edilecektir. Bizans kartalı yine semalara hâkim olacaktır. Yarıda kalan Ayasofya&#8217;daki ayin tamamlanıncaya kadar bu kapı  kapalı kalsın&#8230;Ey Ruh-ül Kudüs!&#8230;Sesimi duy!&#8230;&#8221; Kuzey ve Güney Amerika Başpiskoposluğuna atanan Yakovas, bu görevdeyken açıkça &#8220;I am an enemy of Turkey and I hate  the Turks&#8221; diye uluslararası bir dergiye beyanat vermiş, Başkan Clinton ile Beyaz Saray&#8217;da yaptığı görüşmede &#8220;Kıbrıs&#8217;ı çözeceğiz&#8221; diyerek Yunan asıllı Amerikalılara söz verirken Başkanın solunda onu ayakta alkışlayan fotoğrafı bütün dünyaya yayılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakovas, Özal&#8217;ın Davos&#8217;a hareket ettiği gün yayınlanan bir makalesinde,  &#8220;Tarih acımasızca akan nehirdir&#8221; cümlesini kullanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakovas: Ege Denizi Barış Denizi Olmalı(Güneş/ 29 Ocak 1988) Bugünlerde şu gerçeği çok iyi biliyoruz ki, tarih hiçbir engel tanımadan acımasızca akan bir nehirdir. Steven Runciman&#8217;ın bu ifadesine eklenecek söz, bu akışı geriletmeye ya da akışın yönünü değiştirmeye çalışanların başarısızlığa uğradığıdır. Tarih, olayların kaydının tutulduğu bir arşiv değildir. Hayatın kendisidir. &#8230;Belirli bazı kalıplar boyunca, aynı doğrultuda olmayan bir olaylar akışıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu akışın önüne herhangi bir engel konulamaz. Birisi bu akışı engelleme cesareti gösterdiğinde, olayların gücünün parçalayıcı bir etkisi olduğunu fark etmekte gecikmez. Bu, bir baraj içinde bulunan suyun, kendisini çevreleyen duvarlardan daha kuvvetli hale geldiği ana benzer. Değişik çağlarda yaşamış olan mütevazı ve sadık insanlar, aniden hiç karşılaşmadıkları taleplerle yüz yüze gelmişler, sağanak yağışlardan sonra kabaran nehirler gibi olmuşlardır. Hiçbir ulusun güvenlik gücü de, kızgınlık, infial ve öfke içinde olan bu insanlara karşı koyamamış, hele hiç geriletememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihin bugün yeni bir anlamı bulunmaktadır. Tarih, gelecek olayların gözlemcisi haline gelmiştir. Bu olaylar, değişikliklerin, yeni ilham kaynaklarının, yeni fikir ve değerler hülasasının, insan menşeli çıkarların, ihtirasların ihtiyaçların kaydedilmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüz gıpta ile bakılan başlıkları &#8220;büyük&#8221;, &#8220;muzaffer&#8221;, &#8220;fatih&#8221; gibi insan görüşünü bulandıran kelimeler değil, insancıl, filantropik, aydınlık, reformcu, entelektüel, ahlakçı, sosyal filozofçu ifadelerdir. İktidardaki insanlar bunu ne kadar kısa zamanda fark ederse, yönettikleri uluslar için genelde de dünya toplumu için o kadar iyi olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Cemaat vakıflarının malları ile ilgili son yasa çıkarılırken Batı Trakya ve 12 Adada baskı altında inleyen soydaşlarımızın durumu hiçbir surette dikkate alınmamış; Bakanlıklar arası komisyonda benim çok ciddi önerilerim Dışişleri Bakanlığı dışındaki yetkili bakanlık temsilcileri tarafından paylaşıldığı halde yasa Patrikhanenin istediği gibi çıkmıştır. Okulun bulunduğu, İstanbul&#8217;u, özellikle Ayasofya&#8217;yı uzaktan bütün ihtişamı ile gören nefis manzaralı tepeye Grekçe Ümit Tepesi adını vermişler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruhban Okulu&#8217;nun Bakanlığa bağlı olarak tekrar açılması isteği, gerçekte vatana ihanet derecesinde bir imtiyazdır. Müslüman vatandaşlara tanınmayan bir imtiyaz diğer vatandaşlara da tanınamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca bu imtiyaz Patrikhaneye dolaylı olarak kurucu statüsü kazandıracaktır ki, böylece şimdiye kadar ele geçiremediği tüzel kişilik hakkını bu yoldan kazanmış olacak; bu da ona ekümenlik statüsünü kullanma, mal edinme, mala tasarruf etme, dernek, vakıf, şirket kurma, mahkemeye başvurabilme gibi kişilik haklarını kazandıracak; Türk mahkemeleri davayı reddettiği takdirde Ruhban Okulu&#8217;ndan doğan kuruculuk statüsünü emsal göstererek, AİHM&#8217;e başvurabilecektir. Oysa şu ana kadar gerek Bozcaada ve Gökçeada Okulları, gerek Ruhban Okulu için açılan çok çeşitli davalar, en yetkili hukukçularımız tarafından hazırlanan savunma layihaları ile dava açma ehliyeti olmadığı ileri sürülerek, önce usulden bozulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni Batı Trakya Dergisi (177.Sayı)</p>
<p style="text-align: justify;">6 Mayıs 2003 Hıdırellez şenliklerine İskeçe Türk Birliğinin katılımı engellenmiş, Türkiye&#8217;den gelmek isteyen halk oyunları ekipleri ve sporculara da izin verilmemiştir. 22/24 Ağustos 2003: Alantepe Eğitim ve Kültür Etkinlikleri</p>
<p style="text-align: justify;">Aris Yanakidis(Gümülcine Valisi): Uzun yıllar azınlığa uygulanan davranışlardan ve uygulamalardan utanç duymalıdırlar. Ve bütün bunları herkesin duyması için tekrar söylüyorum. O zamanlar birkaç yıl önce buraya gelmeyi önleyen bariyerler vardı. Bu bariyerler azınlığın ruhunu hapsediyordu. O zamanlar burada Bulgaristan&#8217;a gider gibi pasaport istiyorlardı. O yıllarda sizleri, ikinci ve üçüncü sınıf vatandaş olarak görüyorlardı. Bir traktör ehliyeti ve ev tamiri için bile boyun eğiyordunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Dündar(AKP Bursa M.V. Türkiye-Yunanistan Dostluk grubu başkanı): Yunanistan karşılık vermemiş yani dostluk grubu kurmamış Sevgi Erenerol: Cumhuriyetin ilanı sırasında Patrikhanenin alanı yaklaşık 50 dönümdü. 113 dönüme kadar çıktı. Kimse sormuyor, bu gelişme nasıl oldu?</p>
<p style="text-align: justify;">Bölge tamamen UNESCO denetimi altına girdi. Aynı yanlışlık Ayasofya&#8217;da da yapıldı. Bugün istesek bile camiye çeviremeyiz. Çünkü UNESCO denetiminde.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekümenlik-laiklik taban tabana zıt. Hıristiyanların dünya çapında bir liderine sahip olursanız, birilerinin de Müslümanların halifesini isteme hakkı doğar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuruluş şemasına göre 17 devlet içinde patriklik, otosefal ve otonom kilise gibi üç ayrı derecede örgütlenen Bağımsız Ortodoks Grek Kiliselerinin ruhani lideri Fener Rum Patriğidir. Bunların derece yükselmelerine karar veren ana kilisedir ve bunlardan oluşan Ekümenik</p>
<p style="text-align: justify;">Konsey&#8217;in başkanıdır.  Sadece İstanbul’daki Ortodoks kiliseleri değil,  ABD, Avusturalya, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, Belçika, İsveç, Yeni Zelanda, İsviçre, İtalya metropolitlikleri,</p>
<p style="text-align: justify;">Ayanaroz manastırları, Girit Başpiskoposluğu(7 metropo), 12 ada metropolitliği(4 metr. 1 manastır)  doğrudan kendi yönetim ve denetimine bağlı. Bunları yöneten başpiskopos, piskopos ve metropolitleri atar ve çalışmalarını denetler. Bu gibi unvanlarla 80 kadar üst düzey görevli Patrikhane memuru olarak yurtdışı temsilciliklerinde görev yapmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortodoks kiliseleri camiden çok farklı olarak idare ve siyaset içindedir.  Bunlar Grek lobileri kurmakta, lobiler de ulusal ve uluslar arası düzeyde vakıf ve dernek gibi STO halinde örgütlenmek suretiyle içinde bulundukları devletin hükümetini ve parlamentosunu Helenizm politikası lehinde Türkiye&#8217;ye karşı kararlar almaya ve Yunanistan&#8217;a arka çıkmaya zorlamaktadırlar. İşte ekümenik patrikhane liderliğindeki evrensel kiliseler ağı böyle oluşmuştur. Patrikhanenin büyük devletler nezdindeki saygınlığı bu güçlü ağdan kaynaklanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi platformda olursa olsun Kıbrıs, Ege, Trakya ve Patrikhane sorunları tarafımızdan asla tek tek değil, topluca ele alınmalı, evrensel koz büyük bir ustalıkla kullanılmalı ve asıl ilk üç çözüme kavuşturulmadıkça dördüncüsü masaya yatırılmamalıdır. Helenizm karşısındaki Türk politikası bu temel ilkeye dayalı olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">BİLGİ NOTU:</p>
<p style="text-align: justify;">Sevr görüşmeleri sırasında Yunanistan temsilci heyeti, Türkiye ile Barış Antlaşmasına konulacak azınlıklara ilişkin maddelere ilişkin olarak bir talep listesi sunar. Bu listede şöyle bir talep vardır: Öncelikle gerekçesi izah edilmiştir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Tüzel kişilikleri olmadığı ve 1917&#8217;ye kadar (hatta köylerde bugün bile) Osmanlı yasalarının taşınmaz bir malı tüzel kişi adına tapuya geçirmek hakkını tanımadığı için, dinsel toplulukların, kiliselerin manastırların, okulların, hayır kurumlarının ve derneklerin Türkiye&#8217;de sahip oldukları malların mülkiyeti ve yönetiminde ortaya çıkan zorluklar, bizi bunların ortadan kaldırılmasını istemeye yöneltmektedir. Türkiye bu çeşitli kurumların tüzel kişiliklerini tanımak ve bunların mülkiyetinde olan malların adlarına tapuya geçirilmek için gerekli yasal tedbirleri almayı üstlenmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Antlaşmaya şöyle bir hüküm konulabilir: &#8220;Tamiratlar ve aidatlar ve haksız olarak el konulan ya da satılan malların manastırlara ve keşiş evlerine geri verilmesi gözetim altında tutulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı hükümeti yasal bir hükümle azınlıkların dinsel toplulukları, kilise, manastır, okul, hayır kurumu ve derneklerinin tüzel kişiliklerini tanımayı üstlenir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tüzel kişilerin mal edinmek ve ellerinde olan ve kendilerince ya da adlarına yöneltilen malları adlarına tapuya yazdırmak hakları olacaktır.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Büyükelçiler ve Dışişleri Bakanları konferansında, 19 Mart 1920&#8217;de Türkiye&#8217;de Azınlıkların Korunması Komitesi, Yunanistan heyeti tarafından verilen 12 Maddeden oluşan azınlıklara ilişkin talep listesini oy birliği ile kabul edip, değişikliksiz benimsemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Komite (Toplantı 18 Mart 1920&#8217;de İngiltere Dışişleri Bakanlığı&#8217;nda Lord Curzon&#8217;un odasında ve onun başkanlığında yapılan 63 nolu toplantının tutanakları)  7.maddede yer alan söz konusu taleple ilgili olarak ise &#8220;Osmanlı yasalarına karışma konusunda büyük sorunlar çıkaran ve özellikle yargı reformu konusunu ortaya atan bu öneriyi kabul edemeyecekleri görüşüne varmıştır&#8221;. Diyerek, bugün &#8220;çözüm&#8221; diye gündeme getirilen talebi geri çevirmiştir.<br /> <br /> </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/duenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane/">Dünya Ortodoks Grek kiliselerinin ekümenik tahtı patrikhane</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/duenya-ortodoks-grek-kiliselerinin-ekuemenik-taht-patrikhane/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
