<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 May 2026 17:02:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>The Devil Wears Prada 2</title>
		<link>https://millidusunce.com/the-devil-wears-prada-2/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/the-devil-wears-prada-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 17:02:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Anna Wintour]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Hathaway]]></category>
		<category><![CDATA[başarı baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Emily Blunt]]></category>
		<category><![CDATA[film incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[görünür olma korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü kadın karakterler]]></category>
		<category><![CDATA[kadın ve güç]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[kült filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Lauren Weisberger]]></category>
		<category><![CDATA[medya kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Meryl Streep]]></category>
		<category><![CDATA[moda dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[modern yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[nostalji sineması]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik film analizi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya çağında başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Stanley Tucci]]></category>
		<category><![CDATA[The Devil Wears Prada]]></category>
		<category><![CDATA[The Devil Wears Prada 2]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişlik]]></category>
		<category><![CDATA[unutulma korkusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55210</guid>

					<description><![CDATA[<p>The Devil Wears Prada ve devam filmi artık sadece moda dünyasını değil; modern çağın başarı baskısını, tükenmişliği, görünür olma korkusunu ve güçlü kadınların yalnızlığını anlatan psikolojik bir portre gibi duruyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/the-devil-wears-prada-2/">The Devil Wears Prada 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fthe-devil-wears-prada-2%2F&amp;linkname=The%20Devil%20Wears%20Prada%202" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fthe-devil-wears-prada-2%2F&amp;linkname=The%20Devil%20Wears%20Prada%202" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fthe-devil-wears-prada-2%2F&amp;linkname=The%20Devil%20Wears%20Prada%202" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fthe-devil-wears-prada-2%2F&amp;linkname=The%20Devil%20Wears%20Prada%202" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fthe-devil-wears-prada-2%2F&#038;title=The%20Devil%20Wears%20Prada%202" data-a2a-url="https://millidusunce.com/the-devil-wears-prada-2/" data-a2a-title="The Devil Wears Prada 2"></a></p><p style="text-align: left;">Bazı filmler dönemini, bazı filmler insanı anlatır. Ve bazı filmler vardır ki yıllar geçtikçe değişmezler, aksine büyürler. Çünkü sen değişirsin. Hayata, işe, başarıya, yalnızlığa bakışın değişir.</p>
<p>The Devil Wears Prada filmi de ilk izlediğinde hissettirdiği sadece şık kıyafetler, sert bakışlar ve moda dünyasının büyüsünü gördüğün bir hikâye. Yıllar sonra ise yeniden izlediğinde izleyene bambaşka bir yerden çarpar. Özellikle bugün, herkesin görünür olmaya çalıştığı, sürekli “başarılı” görünmek zorunda hissettiği bir çağda, Türkiye&#8217;de Şeytan Marka Giyer adıyla gösterilmiş olan The Devil Wears Prada, artık bir moda filmi gibi değil, modern dünyanın psikolojik bir portresi gibi duruyor.</p>
<p>Çünkü artık hepimiz biraz yorgunuz. Bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz. Daha iyi görünmeye, daha başarılı olmaya, daha üretken olmaya… Ve bunu yaparken çoğu zaman neye dönüştüğümüzü fark etmiyoruz. İşte bu yüzden The Devil Wears Prada ve yıllar sonra gelen devam filmi The Devil Wears Prada 2 üzerine konuşunca aslında sadece iki filmden bahsetmiyoruz. Bir dönemin değişiminden, kadınların güçle kurduğu ilişkiden, kariyer uğruna insanın kendinden neleri kaybettiğinden bahsediyoruz.</p>
<p>Çünkü ilk film bize “yükselmenin” hikâyesini anlatıyordu. İkinci film ise zirvede kalmanın ne kadar korkunç bir yalnızlık olduğunu gösteriyor. Ve bence ikinci film tam da bu yüzden bu kadar etkili oldu.</p>
<p>İlk filmde Andy’nin gözünden Miranda’ya bakıyorduk. İkinci filmde ise artık Miranda’nın gözlerinden dünyaya bakıyoruz. Bu çok büyük fark.</p>
<h2>Bir Moda Filminden Fazlası</h2>
<p>The Devil Wears Prada bugün hâlâ kült sayılıyorsa bunun sebebi sadece moda dünyası değil. Film, insanların kariyer uğruna nasıl değiştiğini çok gerçek anlattı. Andy’nin hikâyesi aslında birçok insanın hikâyesiydi. Büyük hayalleri olan bir genç kadının sisteme girip zamanla o sisteme dönüşmesi.</p>
<p>Ve bu hikâye bugün eskisinden daha gerçek. Çünkü artık sadece moda sektörü değil, herkes bir “kişisel marka” olmak zorunda hissediyor. Sosyal medya çağında insanlar yalnızca çalışmıyor, kendilerini sürekli sergiliyor. Başarı artık sadece başarılı olmak değil, başarılı görünmek zorunda da olmak demek. İnsanlar tükendiklerini bile estetik bir şekilde paylaşmaya başladı.</p>
<p>İlk film çıktığında mesele iş dünyasının acımasızlığıydı. Bugün ise mesele, sistemin artık hayatın tamamına yayılmış olması.</p>
<p>Filmin en büyük başarısı, Miranda Priestly’yi kötü kadın olarak yazmamasıydı. Çünkü Miranda kötü değil. Miranda yorulmuş biri. Sürekli güçlü görünmek zorunda kalan biri. Herkesin korktuğu ama kimsenin gerçekten tanımadığı biri.</p>
<p>Aslında Miranda’nın trajedisi tam burada başlıyor. Çünkü insanlar güçlü kadınları genellikle insan olarak görmüyor. Güçlü oldukları anda duygularını kaybetmiş gibi davranılıyor. Oysa film bize şunu söylüyor. Güçlü görünen insanların da kırıldığı yerler vardır. Sadece bunu kimseye gösteremezler.</p>
<p>Meryl Streep bu karakteri canlandırırken oyunculuk dersi vermedi resmen karakterin ruhunu taşıdı. Özellikle sessizliği kullanışı inanılmazdı. Çoğu oyuncu gücü bağırarak oynar. Miranda ise bir bakışla insanı küçültebiliyordu.</p>
<p>Ama o sessizlikte başka bir şey daha vardı: tükenmişlik. Miranda’nın bakışlarında hep şu hissediliyordu: “Bu noktaya gelmek için çok şey kaybettim.”</p>
<h2>“You Think This Has Nothing To Do With You”</h2>
<p>Ve o unutulmaz sahne…</p>
<p>“You think this has nothing to do with you.” (“Bunun seninle hiçbir ilgisi olmadığını sanıyorsun.”)</p>
<p>O sahne sadece modayı anlatmıyor. Gücün görünmez etkisini de anlatıyor. İnsanların seçim yaptığını sanırken aslında sistemin içinde nasıl yönlendirildiğini anlatıyor. İlk filmi yıllar sonra tekrar izlediğinizde fark ediyorsunuz ki mesele kıyafet değil; kontrol.</p>
<p>Bugün o sahne daha da güçlü çalışıyor, çünkü artık algoritmalar çağındayız. İnsanlar neyi seveceğine, neyi izleyeceğine, neyi giyeceğine, hatta neye öfkeleneceğine bile çoğu zaman kendileri karar vermiyor. Trendler artık doğal oluşmuyor, üretiliyor. Ve insanlar birey olduklarını düşünürken aslında aynı sistemin içinde birbirine benzemeye başlıyor.</p>
<p>Miranda’nın yıllar önce anlattığı şey tam olarak buydu. Moda sadece kıyafet değildi. Kültürü yöneten görünmez güçtü.</p>
<p>Anne Hathaway, Andy karakterine kırılganlık kattı. Andy hırslıydı ama aynı zamanda suçluluk duyan biriydi. Bu yüzden gerçek hissettirdi. Tam olarak ne olmak istediğini bilmeyen ama kaybetmekten korkan insanlar gibi. Çünkü modern dünyada insanların en büyük korkusu başarısızlık değil artık. Görünmez olmak.</p>
<p>Emily Blunt ise ilk filmde sandığımızdan çok daha önemli bir karaktermiş aslında. İlk izlediğinizde Emily sadece sert ve sinir bozucu geliyor. Ama büyüdükçe onu anlıyorsunuz. Çünkü Emily sistemin içindeki hayatta kalma refleksi. Sürekli daha iyi olmak zorunda hisseden insanların hâli.</p>
<p>Ve bugün milyonlarca insan Emily gibi yaşıyor. Dinlenirken bile suçluluk hissediyorlar. Mesajlara geç cevap verince geriliyorlar. Bir gün geri kalırlarsa unutulacaklarını düşünüyorlar.</p>
<p>Çünkü modern dünya insanlara sürekli şunu fısıldıyor: “Durursan düşersin.”</p>
<h2>Nigel ve Tükenmiş Başarı Hissi</h2>
<p>Ve tabii ki Nigel…</p>
<p>Stanley Tucci filmdeki en kırık ama en zarif karakterdi.</p>
<p>“Let me know when your whole life goes up in smoke. Means it’s time for a promotion.”(“Hayatın tamamen kül olduğunda haber ver. Bu terfi zamanının geldiği anlamına gelir.”)</p>
<p>Bu replik yıllar geçtikçe daha ağır geliyor. Çünkü artık herkes biraz tükenmiş durumda. Modern iş hayatı insanın ruhunu yavaş yavaş tüketirken bunu başarı gibi pazarlıyor. Ve belki de çağımızın en büyük problemi bu. İnsanlar mutsuz ama “başarılı.” Yorgun ama “verimli.” Yalnız ama “güçlü” görünüyor.</p>
<p>Nigel karakteri bunun en trajik örneğiydi. Çünkü o sistemin içinde yıllarca emek vermiş ama hiçbir zaman gerçekten merkeze alınmamış biriydi. Miranda için vazgeçilebilir biri olduğunu öğrendiği an film aslında çok sert bir şey söylüyordu. Sistem seni ne kadar kullanırsa kullansın, günü geldiğinde seni gözünü kırpmadan değiştirebilir. Bu yüzden Nigel’ın hayal kırıklığı sadece kariyerle ilgili değildi. Aidiyetle ilgiliydi. Bir yere yıllarını verip aslında oraya hiç ait olmadığını fark etmek kadar ağır şeylerden biri yoktur.</p>
<h2>Gerçek Hayattan Gelen Soğukluk</h2>
<p>Filmin gerçek hikâyeden esinlenmesi de onu güçlü yapan detaylardan biri.</p>
<p>The Devil Wears Prada yazarı Lauren Weisberger bir dönem Anna Wintour’un asistanı olarak çalıştı. Miranda Priestly karakterinin ilhamı büyük ölçüde Anna Wintour’dı. Ve bu çok hissediliyor.</p>
<p>Peki Anna Wintour kimdi?</p>
<p>Anna Wintour sadece moda dünyasının önemli bir editörü değildi, modern moda kültürünü şekillendiren en güçlü insanlardan biriydi. Yıllarca Vogue dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı ve modayı yalnızca kıyafet üzerinden değil, güç, statü ve kültürel etki üzerinden yeniden tanımladı. Kısa kesilmiş bob saçları, koyu güneş gözlükleri ve mesafeli tavırlarıyla neredeyse yaşayan bir sembole dönüştü.</p>
<p>Ama Anna Wintour’u asıl önemli yapan şey tarzı değil, yarattığı sistemdi. Kimin yükseleceğine, hangi tasarımcının parlayacağına, hangi yüzün “ikon” sayılacağına yıllarca o karar verdi. Moda dünyasında birçok insan için onun onayı kariyerin kaderini belirleyen bir şeye dönüştü. Bu yüzden insanlar Anna Wintour’dan sadece saygıyla değil, biraz korkuyla da bahsediyordu.</p>
<p>Miranda Priestly karakteri de tam olarak bu duygudan doğdu. Çünkü Miranda’nın gücü bağırmasından değil, insanların onun yanında hata yapmaktan korkmasından geliyordu. Anna Wintour hakkında anlatılan hikâyelerde de hep aynı detay vardı, sessizliği. Odaya girdiğinde herkesin kendini düzeltmesi. Küçük bir bakışının bile insanları germesi. Film bu atmosferi inanılmaz gerçek yansıttı.</p>
<p>Ama yıllar geçtikçe Anna Wintour’a bakış da değişti. Eskiden insanlar onu sadece “soğuk ve ulaşılmaz moda kraliçesi” gibi görüyordu. Bugün ise birçok insan onun bulunduğu yere gelebilmek için nasıl bir sertlik geliştirmek zorunda kaldığını daha iyi anlıyor. Çünkü özellikle erkek egemen güç alanlarında kadınların “yumuşak” kalmasına çoğu zaman izin verilmiyor. Güçlü kadınlar çoğu zaman duygularını saklamayı öğrenmek zorunda bırakılıyor.</p>
<p>İşte bu yüzden Miranda Priestly karakteri yıllar içinde daha trajik görünmeye başladı. Çünkü artık insanlar onun kibirinden çok yalnızlığını fark ediyor.</p>
<p>Moda dünyasının o soğukluğu, mesafesi, sürekli mükemmel görünme baskısı… Hepsi gerçek. Ama film zekice bir şey yaptı. Anna Wintour’dan ilham alan karakteri karikatüre çevirmedi. Onu insan yaptı.</p>
<p>Özellikle ilk filmde Miranda’nın boşanma haberini duyduğumuz sahne çok önemlidir. Çünkü ilk kez “yenilmez” sandığımız kadının kırıldığını görüyoruz. Ve o an film başka bir yere geçiyor. Çünkü anlıyoruz ki başarı bazen insanın hayatındaki boşlukları görünmez yapmıyor, sadece daha şık gösteriyor.</p>
<p>Aslında film boyunca anlatılan şey şu: Güçlü kadınlar çoğu zaman güçlü olmak zorunda bırakılmış kadınlardır.</p>
<h2>İkinci Film Neden Gerçekten Başarılı Oldu?</h2>
<p>Asıl mesele ikinci film.</p>
<p>The Devil Wears Prada nostaljiyle yaşayan bir yapım olabilirdi. İnsanlar sadece eski karakterleri görmek için bile sinemaya giderdi zaten. Ama devam hikâyesi bunu yapmadı. Eski hikâyeyi tekrar etmek yerine zamanı merkeze aldı. Ve bence ikinci filmin asıl başarısı buydu. Geçen yılları hissettirmesi.</p>
<p>İlk filmde moda dünyası güçlüydü. İkinci filmde ise dünya değişmiş. Artık dergiler eskisi kadar etkili değil. Dijital medya her şeyi yutmuş durumda. İnsanlar moda okumuyor, kaydırıyor. Trendler yaşamıyor, tüketiliyor.</p>
<p>Bugün hiçbir şeyin ömrü uzun değil. Bir haber birkaç saat sonra eskiyor. Bir insan birkaç gün görünmez olunca unutuluyor. Bir başarı birkaç dakika konuşulup geçiliyor. Ve Miranda Priestly ilk kez çağın gerisinde kalma korkusuyla yüzleşiyor. Bu çok önemli bir detay çünkü ilk filmde Miranda’nın korkusu başarısızlık değildi. Kontrolü kaybetmekti. İkinci filmde ise artık hiç kontrol edemediği bir dünya var.</p>
<p>Ve modern çağın en büyük korkusu tam olarak bu, eskimek.</p>
<h2>Gücün Çatlamaya Başladığı Yer</h2>
<p>Film tam burada sertleşiyor. Çünkü ilk kez Miranda’nın kontrolü kaybettiğini görüyoruz. Özellikle yeni medya patronlarıyla olan sahnelerde Miranda’nın o eski korkutucu etkisinin azaldığını hissediyorsun. İlk filmde odaya girdiğinde herkes susuyordu. İkinci filmde insanlar artık telefonlarına bakmaya devam ediyor. Bu küçücük detay aslında zamanın değişimini anlatıyor. Eskiden insanlar otoriteden korkuyordu. Şimdi dikkat süresi diye bir şey kalmadı. Güç bile insanların ekran süresi kadar etkili artık.</p>
<p>İşte film tam burada acımasızlaşıyor. Çünkü hiçbir güç sonsuz değil.</p>
<p>Ve belki de ikinci film bu yüzden ilk filmden daha hüzünlü hissettiriyor. Çünkü gençlikte insanlar yükselmeyi izlemek ister. Büyüdüğünde ise düşmenin sesini daha iyi duyarsın.</p>
<h2>Andy’nin Miranda’ya Yaklaştığı Anlar</h2>
<p>İkinci filmin en iyi yaptığı şeylerden biri Andy karakterini geri getirme biçimi olmuş. Andy artık genç ve toy biri değil. Başarılı bir gazeteci. Daha kontrollü. Daha sert. Ve en önemlisi artık Miranda’yı anlayabiliyor.</p>
<p>Filmin bazı anlarında Andy’ye bakıp şunu hissediyorsun: “Bir zamanlar kaçtığı şeye dönüşmüş.” Bu çok gerçek bir detaydı. Hayatta bazen en çok eleştirdiğimiz insanlara benziyoruz. Çünkü sistem seni ya kırıyor ya da dönüştürüyor. Ve insan büyüdükçe şunu fark ediyor. Bazı insanlar kötü oldukları için sert değildir. Hayatta kalabilmek için sertleşmişlerdir.</p>
<p>Filmde Andy ile Miranda’nın karşılıklı konuştuğu o uzun ofis sahnesi ikinci filmin en güçlü anlarından biriydi bence.</p>
<p>“You taught me how to survive.”(“Bana hayatta kalmayı sen öğrettin.”</p>
<p>“No, Andy. I taught you how to stop apologizing.”(“Hayır Andy. Sana özür dilemeyi bırakmayı öğrettim.”)</p>
<p>Bu diyalog aslında iki filmi de özetliyor. Kadınların sürekli özür dileyerek yaşadığı bir dünyada Miranda özür dilemeyi reddeden bir karakterdi. İnsanlar onu bu yüzden korkutucu buldu. Çünkü toplum hâlâ güçlü erkekleri “lider”, güçlü kadınları ise “zor” olarak tanımlamaya daha yatkın. Ve film bu ikiyüzlülüğü yıllar önce görmüştü.</p>
<h2>Emily’nin Dönüşümü: Yeni Miranda</h2>
<p>İkinci filmde asıl sürpriz ise Emily karakterinin dönüşümüydü. Emily Blunt resmen filmi taşıyan isimlerden biri olmuş. Emily artık Miranda’nın yardımcısı değil. Güç sahibi biri. Ve ironik olan şu, artık insanlar ondan korkuyor. Film burada çok zekice davranıyor. Çünkü güç el değiştiriyor ama sistem değişmiyor.</p>
<p>Emily’nin Miranda’ya baktığı sahnelerde hem hayranlık hem öfke var. Bir öğrencinin hocasını geçmeye çalışması gibi. Ve bazı anlarda Emily’nin gençliğinde Miranda’ya benzediğini fark ediyorsun. Belki de ikinci filmin en acı tarafı buydu. Herkes bir gün kendi Miranda’sına dönüşüyor.</p>
<p>Bu sadece iş hayatıyla ilgili değil aslında. İnsan zamanla kendini koruyabilmek için katmanlar oluşturuyor. İlk başta o sertliği eleştiriyorsun. Sonra bir gün aynı savunma mekanizmasını sen kullanmaya başlıyorsun.</p>
<p>Ve en korkutucu an şu oluyor. Artık neden değiştiğini bile tam hatırlamıyorsun.</p>
<h2>Dijital Dünya ve “Unutulma” Korkusu</h2>
<p>Film aynı zamanda modern dünyanın sahte hızını da eleştiriyor. Özellikle yapay zekâ, dijital içerik ve “viral olma” kültürü üzerinden çok sert göndermeler vardı.</p>
<p>Moda artık sanat değil, veri gibi gösteriliyor. Ve Miranda buna direnen son insanlardan biri gibi duruyor. Bu yüzden ikinci film aslında moda filmi olmaktan çıkıp “eski dünyanın çöküşü” hikâyesine dönüşüyor.</p>
<p>Çünkü bugün dünya çok hızlı ama çok sığ ilerliyor. İnsanlar artık bir şeyleri gerçekten deneyimlemek yerine tüketiyor. Filmler izlenmiyor, içerik olarak tüketiliyor. Müzik dinlenmiyor, arka plan sesi oluyor. İnsanlar birbirini tanımıyor, profillerini inceliyor.</p>
<p>Ve bütün bu hızın içinde herkesin ortak korkusu aynı: Unutulmak.</p>
<p>Miranda’nın korkusu da buydu aslında. Yaş almak değil. Gereksiz hâle gelmek. Çünkü modern dünya yaşlanmayı affetmiyor. Sürekli yeniyi kutsuyor. Ve insanlar bir noktadan sonra başarılı olmaktan çok “gündemde kalmaya” çalışıyor.</p>
<h2>Final Sahnesinin Sessizliği</h2>
<p>Özellikle final sahnesi çok etkileyiciydi.</p>
<p>Miranda’nın Runway ofisinde yalnız kaldığı an… Telefonlar susmuş. Herkes gitmiş. Kamera yavaşça uzaklaşıyor.</p>
<p>İlk filmde o ofis gücün merkeziydi. İkinci filmde ise dev bir yalnızlık odası gibi. Ve o sahne aslında modern dünyanın özeti.</p>
<p>İnsanlar zirveye çıkmak için hayatlarını veriyor. Ama zirvede çoğu zaman alkıştan çok sessizlik oluyor.</p>
<p>Miranda’nın şu sözü filmin ruhunu özetliyor:</p>
<p>“People don’t fear perfection anymore. They fear being forgotten.”( “İnsanlar artık mükemmellikten korkmuyor. Unutulmaktan korkuyorlar.”)</p>
<p>Bu replik sadece Miranda’yı anlatmıyor. Yaşlanan sektörleri, eski düzeni, hatta biraz hepimizi anlatıyor. Çünkü artık insanlar hata yapmaktan çok görünmez olmaktan korkuyor.</p>
<h2>Sonuç: Hepimizin İçinde Biraz Miranda Var</h2>
<p>The Devil Wears Prada 2’nin en büyük başarısı bence şuydu. İlk filmin ruhunu korurken karakterleri büyütmüş olması. Çünkü gerçek devam filmleri eskiyi tekrar etmez. Karakterlerin zamanla nasıl yara aldığını gösterir.</p>
<p>Ve yıllar sonra şunu anlıyorsun, The Devil Wears Prada hiçbir zaman sadece moda filmi değildi. Devam hikâyesi de sadece nostalji filmi olmadı. Bunlar güç, kadınlık, yalnızlık, yaş alma, hırs ve dönüşüm hikâyeleri. Belki de bu yüzden Miranda Priestly’yi unutamıyoruz. Çünkü hayatın bir döneminde herkes biraz Andy oluyor. Sonra biraz Emily. Ve fark etmeden biraz Miranda.</p>
<p>Ve belki filmin en acı tarafı da bu. İnsan bazen yıllarca kaçtığı şeye dönüşüyor. Sonra bir gün aynaya bakıp bunu ilk kez fark ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/the-devil-wears-prada-2/">The Devil Wears Prada 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/the-devil-wears-prada-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kabakçı Konağı Sohbeti</title>
		<link>https://millidusunce.com/kabakci-konagi-sohbeti-2/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kabakci-konagi-sohbeti-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[MDM]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 19:30:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim dünyamız]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55200</guid>

					<description><![CDATA[<p>O bir bozkurttu. Türk Milleti'nin önüne düştü. Birlikte Ergenekon destanını yeniden yazdılar.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kabakci-konagi-sohbeti-2/">Kabakçı Konağı Sohbeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkabakci-konagi-sohbeti-2%2F&amp;linkname=Kabak%C3%A7%C4%B1%20Kona%C4%9F%C4%B1%20Sohbeti" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkabakci-konagi-sohbeti-2%2F&amp;linkname=Kabak%C3%A7%C4%B1%20Kona%C4%9F%C4%B1%20Sohbeti" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkabakci-konagi-sohbeti-2%2F&amp;linkname=Kabak%C3%A7%C4%B1%20Kona%C4%9F%C4%B1%20Sohbeti" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkabakci-konagi-sohbeti-2%2F&amp;linkname=Kabak%C3%A7%C4%B1%20Kona%C4%9F%C4%B1%20Sohbeti" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkabakci-konagi-sohbeti-2%2F&#038;title=Kabak%C3%A7%C4%B1%20Kona%C4%9F%C4%B1%20Sohbeti" data-a2a-url="https://millidusunce.com/kabakci-konagi-sohbeti-2/" data-a2a-title="Kabakçı Konağı Sohbeti"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kabakçı K</strong><strong>onağı Sohbeti: Mustafa Kemal İkinci Ergenekon&#8217;u Nasıl Başardı?</strong></p>
<p>Vatanın her yeri işgal altındaydı. Bir bozkurt Türk Milleti&#8217;nin önüne düştü. O, Türk Milleti&#8217;nin ölümsüz evladı Mustafa Kemal Paşa idi.</p>
<p>Emperyalist işgalcileri vatandan söküp attılar. Bütün mazlum ve esir milletlere örnek oldular, cesaret verdiler.</p>
<p>Yazdıkları İkinci Ergenekon destanıydı.</p>
<p>Hamamönü Kabakçı Konağı Sohbetinde bu ay <strong>&#8220;Mustafa Kemal İkinci Ergenekon&#8217;u Nasıl Başardı?&#8221;</strong> sorusuna cevaplar var.</p>
<p>Konuşmacı: <strong>Prof. Dr. Hikmet Özdemir</strong></p>
<p><strong>Tarih: 18 Mayıs 2026 Pazartesi</strong></p>
<p><strong>Saat: 19.00</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kabakci-konagi-sohbeti-2/">Kabakçı Konağı Sohbeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kabakci-konagi-sohbeti-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İç güçler?</title>
		<link>https://millidusunce.com/ic-gucler/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/ic-gucler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55193&#038;preview=true&#038;preview_id=55193</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bütün bu düşünceler dış siyaset için, milletlerarası ilişkiler için geliştirilmiş kavramlar ve politikalar. Yalnız öyle mi? Acaba bu güçlerin bileşeni diye sayılan, tarif edilen şeyler ülkelerin kendi vatandaşlarını da etkiler mi? </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ic-gucler/">İç güçler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fic-gucler%2F&amp;linkname=%C4%B0%C3%A7%20g%C3%BC%C3%A7ler%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fic-gucler%2F&amp;linkname=%C4%B0%C3%A7%20g%C3%BC%C3%A7ler%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fic-gucler%2F&amp;linkname=%C4%B0%C3%A7%20g%C3%BC%C3%A7ler%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fic-gucler%2F&amp;linkname=%C4%B0%C3%A7%20g%C3%BC%C3%A7ler%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fic-gucler%2F&#038;title=%C4%B0%C3%A7%20g%C3%BC%C3%A7ler%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/ic-gucler/" data-a2a-title="İç güçler?"></a></p><p>Joseph Nye, Uluslararası İlişkiler alanının ilk on ağır topundan biri. Diğer dokuzunda olmayan bir özelliği var, yazdıklarını uygulasın diye kendisine makam ve yetki verilmiş. Yalnız kendi ülkesinin değil Avrupa’dan Çin’e, birçok ülkenin dış politikasını etkilemiş. Ho Jintao döneminde Çin Dışişleri resmen randevu isteyip Nye’e, “Çin yumuşak gücünü nasıl arttırır?”, diye sormuş.</p>
<p>Üç güç: Sert Güç, en kolay anlaşılanı. Bir ülkenin ekonomik gücü, silahlı kuvvetlerinin gücü, devlet teşkilatının doğru ve hızlı çalışması. Yumuşak Güç, Nye’ın kısa tarifiyle, “Harvard’tan Holywood’a her şey”. Ülkenin kültürüyle, yaşam tarzıyla, refahıyla diğer ülke insanını etkileme gücü. Yabancı ülkelerin sizi takdir etmelerini, taklit etmelerini, size imrenmelerini ve sizinle birlikte hareket etmeye baştan hazır olmalarını sağlayan cazibe. İkisinin birlikte kullanımına da Akıllı Güç diyor.</p>
<p>Bütün bu düşünceler dış siyaset için, milletlerarası ilişkiler için geliştirilmiş kavramlar ve politikalar. Yalnız öyle mi? Acaba bu güçlerin bileşeni diye sayılan, tarif edilen şeyler ülkelerin kendi vatandaşlarını da etkiler mi?</p>
<h2>Türkiye iter mi çeker <strong>mi?</strong></h2>
<p>Uzun zamandır aklımda, çekim merkezi diye bir kavram var. Bizim insanlarımız, bizim vatandaşlarımız, günlük hayatlarında olup bitene, okuduklarına, duyduklarına bakarak, “İyi ki Türkiye’deyim.” diyor mu? Gençler ülke içindeki geleceklerine umutla ve heyecanla mı bakıyor, endişe ve ümitsizlikle mi? Bu saydıklarımın olumlu şıkları doğruysa Türkiye bir cazibe merkezidir, değil mi? Bu çekim, yalnız kendi vatandaşlarını değil, kendini Türkiye’ye yakın hisseden başka ülke vatandaşlarını da etkilemez mi?</p>
<p>Neydi sert gücün bileşenleri? Ülkenin ekonomisi, refah düzeyi. Gencimiz, çalışanımız, yaşlımız hâlinden, geçiminden mutlu mu? Devlet kurumlarının akıllı ve hızlı işlemesi, hep aynı işlemesi, herkese aynı işlemesi… Adaletinden istihdamına bunu gerçekleştiriyor ve insanımıza, “İyi ki Türkiye’deyim” dedirtiyor muyuz? Başka? Silahlı kuvvetlerimizin gücü. Son yirmi yıl içinde, başta FETÖ kumpasları, silahlı kuvvetlerimize çok darbe vuruldu. Yine de ve hâlâ ekonomi ve diğer kurumlarla kıyaslandığında silahlı kuvvetler ve silah sanayimiz, zayıf yanımız değil. Silah sistemlerimizdeki başarılar bunalmış insanımıza bir bahar esintisi etkisi yapıyor. Yeni bir füzenin, yeni bir İHA’nın haberi başka ülkelerde böyle sunulmaz, bu heyecanla karşılanmaz. Açık ki Türk kamuoyu olarak “Bari…” diyoruz. “Hiç olmazsa…” diyoruz.</p>
<h2>Ya yumuşağı?</h2>
<p>Yumuşak Güç… Kültürümüz, siyasi değerlerimiz. Nye, bunların başka ülkelere tesirini kastediyordu. Ben, kendi insanımıza etkisine bakmak istiyorum. Kültür nedir? Her şeyden önce dil. O dille anlatılan tarih, o dille taşınan, yazılan edebiyat, sanat. Siyasi değerlerden maksat açıklık, siyasette ahlak, demokrasi. Nasılız? Demokrasimize, iktidarla muhalefetin karşılıklı ve içten muhabbetlerine baktığımızda siyasi değerlerde muhteşem yüzyılı yaşıyormuşuz gibi görünmüyor. Açıklık, hürriyet… Fazla açılırsak nereye gideceğimizi herkes biliyor—geçen haftaki yazıma atıf—herkesin bildiğini herkes de biliyor. Tarihimizde ve dilde ortadan çat diye kırılmış bir hâlimiz var. Osmanlıcılar Cumhuriyetçilere, Cumhuriyetçiler Osmanlıcılara pek de sevecen gözlerle nazar etmiyorlar. Bu kırılma dilde de yaşıyor. Millet diyenlerle ulus diyenler bir araya gelemiyor.</p>
<p>Dünyanın başka hangi ülkesinde insanlar tarihin dönemlerini mevzi tutup diğer dönemlerini ateş altına alır?</p>
<p>Derken, milletimizin isminde de tereddütler doğdu. Biliyorsunuz son iktidar sayesinde “Hepimiz Türk olmaktan kurtulduk”. Kurtulduk da ne olduk belli değil. “Biz” diyoruz ama o “biz”in ismini telaffuzdan imtina ediyoruz.</p>
<h2>No Turkey</h2>
<p>Biz bu yazının sonucuna gelelim. Sert gücümüz ve yumuşak gücümüz… Ve bunların ikisinin birlikte istimali… Akıllı gücümüz. Öyle ya. Düşünün. Kültürsüz, demokrasisiz, insanların ülke meselelerini açıkça tartışmaktan kaçındığı bir ortamda, en önemlisi, “biz”in ne anlama geldiğinde belirsizlik olan ortamda sert gücünüz tavan yapsa ne olur? Belki daha doğru soru şu: Böyle bir ortamda sert gücünüz gerçekten yükselebilir mi? Tersi de doğru. Ekonominin döküldüğü, dünyanın en yüksek enflasyonu ve pahalılıklarından birini yaşadığınız, devlet kurumlarının zafiyete düştüğü ortamda, yumuşak gücünüzün gücünü koruması mümkün mü?</p>
<p>Cazibe dedim… Çekim gücü dedim. Kendi insanınızı, kendi gencinizi cezbediyor musunuz? Çekim dediğim, “Ne mutlu Türk’üm!” demektir, bunu diyebiliyor, dedirtebiliyor musunuz? Yoksa bu sözü söylemekten çekinir, utanır hâle mi geldiniz? Onun yerine “Maalesef Türk’üm” mü desek, yoksa “Ne mutlu Türk değilim” mi? Belki en iyisi benim, “Türk’üm, özür dilerim”.</p>
<p>Hani kendimizi ensar zannediyorduk ve biz ensara gelen muhacirler vardı ya… Suriye göçmenlerini bize birileri öyle anlatmıştı ya. İşte onlar Türkiye’ye gönderilmek üzere galiba Sakız Adası’ndaydı bize değil de Avrupa’ya gönderilmeleri için gösteri yapıyorlardı. Orada bir küçük çocuğun taşıdığı pankartı hatırlıyor musunuz? “NO TURKEY” yazıyordu üstünde. Cazibemiz böyle. Muhacirlerimiz de galiba ensara gelen muhacirler değildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ic-gucler/">İç güçler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/ic-gucler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böyle devlet aklı olmaz! </title>
		<link>https://millidusunce.com/boyle-devlet-akli-olmaz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/boyle-devlet-akli-olmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 18:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Bölücü terör]]></category>
		<category><![CDATA[DAM ittifakı]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti’ni “üniter bir Türk devleti” olmaktan çıkaracak hiçbir söylem, hiçbir eylem “Türk devletinin aklı” olamaz, olsa olsa başka bir devletin aklı olur.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/boyle-devlet-akli-olmaz/">Böyle devlet aklı olmaz! </a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fboyle-devlet-akli-olmaz%2F&amp;linkname=B%C3%B6yle%20devlet%20akl%C4%B1%20olmaz%21%C2%A0" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fboyle-devlet-akli-olmaz%2F&amp;linkname=B%C3%B6yle%20devlet%20akl%C4%B1%20olmaz%21%C2%A0" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fboyle-devlet-akli-olmaz%2F&amp;linkname=B%C3%B6yle%20devlet%20akl%C4%B1%20olmaz%21%C2%A0" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fboyle-devlet-akli-olmaz%2F&amp;linkname=B%C3%B6yle%20devlet%20akl%C4%B1%20olmaz%21%C2%A0" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fboyle-devlet-akli-olmaz%2F&#038;title=B%C3%B6yle%20devlet%20akl%C4%B1%20olmaz%21%C2%A0" data-a2a-url="https://millidusunce.com/boyle-devlet-akli-olmaz/" data-a2a-title="Böyle devlet aklı olmaz! "></a></p><p>Hiç kimsenin aklı, devlet aklı değildir. Hiçbir partinin, hiçbir grubun, hiçbir kurumun aklı da devlet aklı değildir. İktidarda olanların, onların ortaklarının aklı da devlet aklı değildir.</p>
<p>5 Mayıs 2026 tarihli grup toplantısında Bahçeli şöyle diyor:</p>
<p>&#8220;Farklı partiler olacaktır, eleştiri yapılacaktır. Demokrasinin tabiatı budur. Ancak eleştiri başka, ülkenin moralini yıpratmak başkadır. Rekabet başka, Türkiye&#8217;nin istikametini karartmak başkadır. Muhalefet etmek başka, millî meselelerde ortak aklı zehirlemek başkadır.&#8221;</p>
<p>Bu sözlerde “demokrasinin tabiatı” denilerek eleştiriye izin veriliyormuş gibi bir hava var. Ardından gelen cümlelerde ise kapılar kapatılıyor. Kendilerinin “millî meselelerde ortak akıl” olarak niteledikleri görüşleri eleştirirseniz bu eleştiri olmuyor; “ülkenin moralini yıpratmak” oluyor, “Türkiye’nin istikametini karartmak” oluyor, “ortak aklı zehirlemek” oluyor.</p>
<p>“Millî meselelerde ortak akıl” kimin, kimlerin aklıdır? “Kurucu önder” nitelemesinden sonra bir de “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” statüsü çıkardınız. On binlerce insanın katledilmesinden müebbet hapse mahkûm edilmiş bulunan bir suçluya statü vermek midir ortak akıl? Bu tutumu, bu söylemleri eleştirmeyecek miyiz? “Terörsüz Türkiye” dediğiniz süreci eleştirmeyecek miyiz? Bu politikanın yanlış olduğunu söylemeyecek miyiz, yazmayacak mıyız? Söyleyip yazarsak Türkiye’nin istikametini karartmış mı olacağız? Millî meselelerde ortak aklı zehirlemiş mi olacağız?</p>
<p>On binlerce cana mal olmuş, amacı bölücülük olan bir terör örgütünün liderine statü istiyorsunuz sonra da “Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir, Terörsüz Türkiye taviz değildir, Terörsüz Türkiye terör örgütüyle pazarlık değildir.” diyorsunuz.</p>
<p>Bir teklifim var. Şunları da üstüne basa basa, açıkça söyleyiniz: “Terörsüz Türkiye, Türk devletine ortak kabul etmek değildir, terörsüz Türkiye üniter yapıyı değiştirmek değildir.” Evet, bunları da söyleyiniz.</p>
<p>Öcalan PKK’nın lideri değil mi? Sizin deyişinizle “PKK’nın kurucu önderi” değil mi? Siz kime statü istiyorsunuz? Statü istemek, görüşmelerde onu muhatap kabul etmek değil midir? Nitekim “Temennimiz PKK&#8217;nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır.” diyorsunuz. Bu muhatapla, bu koordinatör ile pazarlık etmeyeceksiniz de evcilik mi oynayacaksınız? Örgütün de onun siyasi uzantısının da neler istediklerini herkes duyuyor da siz duymuyor musunuz?</p>
<p>Biz, bazı siyasilerin ağzında dolaşan “Türk, Kürt, Arap” söylemini kabul etmiyoruz. Türkiye Türk devleti olarak kurulmuştur, öyle de devam edecektir. Türk’ün ne olduğu da anayasanın 66. maddesinde belirtilmiştir.</p>
<p>Türkiye, millî, üniter bir Türk Devleti olarak kurulmuştur. Cumhuriyetin bütün anayasalarında da bu durum açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla…</p>
<p>Devletimize ortak kabul etmeyiz, üniter yapısının değişmesine izin vermeyiz. Yoksa Türkiye teröre yenildi de mi örgütle müzakere ediliyor?</p>
<p>Sürece destek veren, süreci Öcalan’la yürüten bütün siyasi partiler ve özellikle ana muhalefet partisi, siz de kendinize geliniz! Türkiye Cumhuriyeti bir Türk devletidir ve bundan vazgeçecek değildir.</p>
<p>Eğer birilerinin kulaklarına bütün bunların “devlet aklı” olduğunu fısıldayanlar varsa onlar da kendilerine gelmelidir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’ni “üniter bir Türk devleti” olmaktan çıkaracak hiçbir söylem, hiçbir eylem “Türk devletinin aklı” olamaz, olsa olsa başka bir devletin aklı olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/boyle-devlet-akli-olmaz/">Böyle devlet aklı olmaz! </a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/boyle-devlet-akli-olmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edepsiz güç</title>
		<link>https://millidusunce.com/edepsiz-guc/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/edepsiz-guc/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55179&#038;preview=true&#038;preview_id=55179</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şimdi asıl soru şu: Son iki yılda olup biten, bu sloganlara uygun muydu? Amerika, İsrail ile kol kola giriştiği İran macerasıyla büyüdü mü,küçüldü mü? Bu siyaset Amerika öncelikli miydi?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/edepsiz-guc/">Edepsiz güç</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fedepsiz-guc%2F&amp;linkname=Edepsiz%20g%C3%BC%C3%A7" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fedepsiz-guc%2F&amp;linkname=Edepsiz%20g%C3%BC%C3%A7" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fedepsiz-guc%2F&amp;linkname=Edepsiz%20g%C3%BC%C3%A7" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fedepsiz-guc%2F&amp;linkname=Edepsiz%20g%C3%BC%C3%A7" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fedepsiz-guc%2F&#038;title=Edepsiz%20g%C3%BC%C3%A7" data-a2a-url="https://millidusunce.com/edepsiz-guc/" data-a2a-title="Edepsiz güç"></a></p><p>Trump, <em>“Önce Amerika”</em> diyor. <em>“Amerika’yı Tekrar Büyük Yap”</em> diyor. Bu sonuncunun, kırmızı üzerine beyaz MAGA yazılı şapkası bile var. MAGA ~ Make America Great Again. Bunlar her ulus devletinin başkanının söyleyeceği, düşüneceği şeyler. Ama böyle çırılçıplak, seçim sloganları ve partizan sloganlar olarak karşımıza çıkınca çarpıyor. Eh, beklenir… Sloganlar zaten çarpıcı olmak için inşa edilir, değil mi? Gerçi ikincide, birileri Amerika’yı küçülttü, biz yeniden büyüteceğiz mesajı da var. O ayrıntı.</p>
<p>Şimdi asıl soru şu: Son iki yılda olup biten, bu sloganlara uygun muydu? Amerika, İsrail ile kol kola giriştiği İran macerasıyla büyüdü mü,küçüldü mü? Bu siyaset Amerika öncelikli miydi?</p>
<p>Amerikan dış siyaset, savunma ve diplomasi felsefesinde derin iz bırakan bir akademisyen-bürokratı hatırlatmak isterim. Dünyadaki en etkili uluslararası siyaset bilimcileri arasında ilk ona giren, Harvard kökenli Joseph Nye’ı. Nye, geçen yıl vefat etti ama 2004 tarihli kitabının etkisi hâlâ canlı: Yumuşak Güç: Dünya Siyasetinde Başarının Araçları.</p>
<h2>Zorla  değil cazibeyle</h2>
<p>Nye, ülkelerin, milletlerin gücünü ikiye ayırıyor. Sert güç ve yumuşak güç. Sert olanı bildiğimiz, ekonomisinin gücü, ordusunun gücü, devlet teşkilatının gücü… Bunlardan farklı ve bunların dışında bir de yumuşak güç var. Nye’a göre yumuşak güç, milletin üç kaynağından beslenip yükseliyor: 1) Kültüründen, 2) Siyasi değerlerinden ve 3) Dış siyasetinden.</p>
<p>Doğrudan Nye’dan alıntılayım: <em>“Bir ülke, başka ülkeler onun değerlerini takdir ettiğinde, onun davranışlarını örnek aldığında, onun refah ve açıklık düzeyine ulaşmayı arzu ettiğinde ve bütün bunlardan dolayı onu izlemek istediklerinde, dünya siyasetinde arzu ettiği sonuçları alabilir. Dünya siyasetinde, bu anlayışla bir program hazırlayıp başkalarını cezbetmek önemlidir. Sadece askerî güç veya ekonomik yaptırımlarla tehdit ederek değiştirmeye çalışmak değil. Bu yumuşak güç – başkalarının da sizin istediğiniz sonuçları arzu etmesini sağlamak – insanları zorlayarak değil size katılmalarını sağlayarak çalışır.” </em></p>
<p>Nye, tezini şöyle özetliyor: <em>“Cezbetmek her zaman zorlamaktan daha etkilidir ve demokrasi, insan hakları ve kişilerin önünde açılan fırsatlar derinden cezbedicidir.”</em> Nye “seduction” yazmış. Ben bunu “cezbetmek” diye çevirdim ama “iğfal etmek” de bir tercüme seçeneğidir. Kelimede bu anlamın da bulunduğunu aklınızda tutunuz…</p>
<h2>Akıllı güç</h2>
<p>Nye, yumuşak güç kavramına hayat verdikten sonra onu tek başına bırakmadı. Şu sentezi de dillendirdi: Yumuşak güç ve sert güç. Bunları birbirinin alternatifi olarak düşünmeyin. Bunlar birbirinin tamamlayıcısıdır. Akıllı siyaset bunların ikisini bir arada kullanır. Bu sonuncunun ismini koymuş. Sayarsak; Sert Güç, Yumuşak Güç ve sentezi: <em>Akıllı Güç.</em></p>
<p>Nye’ın kafasındaki ideal uluslararası siyaseti anlamak için başka bir kitabına bakabiliriz. <em>Yumuşak Güç’</em>ten iki yıl önce, 2002’de yazdığı eserin uzun ismi şöyle: <em>Amerikan Gücünün Paradoksu:</em> <em>Dünyanın Tek Süper Gücü Niçin Tek Başına Yapamaz (The Paradox of American Power: Why the World&#8217;s Only Superpower Can&#8217;t Go It Alone).</em> Nye, ABD’nin bugün elindeki kültür, ekonomi ve askerî güç tarihte pek az millete nasip olmuştur, diyor. Fakat aynı zamanda tarihte pek az millet de bugünün Amerika’sı kadar dünyanın diğer ülkelerine muhtaç olmuştur. Bu yüzden ABD, ayrıcalıklı konumunu koruyabilmek için yumuşak gücünü de en üst düzeye çıkarmak zorundadır. Bu hem en etkili hem de en ekonomik yoldur.</p>
<h2>Bu akıllı güç mü?</h2>
<p>Nye, ABD’den başka Çin’in, Japonya’nın, Hindistan’ın, Rusya’nın ve Avrupa Birliği’nin süper güç olmak için gerekli ön şartlara sahip olduklarını söylüyor. Fakat bunların hiçbiri ABD’nin sert güç – yumuşak güç bileşimine ulaşamaz. Ölçü, <em>Akıllı Güç</em> ise yani diğer iki gücün birlikte kullanılması ise bunda ABD rakipsiz görünüyor. Amerika çok yönlü ilişkilerini korumalı ve genişletmelidir. Kaba ve tek yönlü bir dış siyaset, dünyanın ABD’ye karşı iyi niyetini tahrip edecek ve erişmek için yabancı ortakların da gayretini gerektiren siyasi hedeflere ulaşımı sabote edecektir.</p>
<p>Kehanet desem abartmış olmam. 2026- 2002… 24 yıl! Çeyrek asır önce Nye, bugünü görmüş gibi. ABD’nin düşeceği muhtemel yanılgıyı da hissetmiş.</p>
<p>Nye’ın bu derslerinden sonra baştaki soruya dönelim. Son iki yılda, Trump’ın yapıp ettiğiyle ABD’nin gücü küçüldü mü büyüdü mü?</p>
<p>Cevabı bulmak için deha gerekmiyor. <em>“Onları mahvederim. Bir medeniyeti ortadan kaldırırım. İran’ı dünya yüzünden silerim.”</em>, kulağa diğer ülkeleri cezbedecek bir siyaset gibi gelmiyor. Yalnız İran’a değil müttefik olsun, hasım olsun bütün ülkelere tehditlerle yaklaşılıyor. Bize de çok kibar bir mektup yazmış, <em>“Ahmak olma!”</em> demişti, <em>“Ekonominizi mahvederim!”</em> demişti; hatırlayın.</p>
<p>Bu yumuşak veya akıllı güç değil. Ne desek? Herhâlde edepsiz güç?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/edepsiz-guc/">Edepsiz güç</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/edepsiz-guc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyuşturulmuş toplum ve uğradığı hipnoz</title>
		<link>https://millidusunce.com/uyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/uyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 19:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[A. Yağmur Tunalı]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[denge ve denetim]]></category>
		<category><![CDATA[din ve siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[gündem oluşturma]]></category>
		<category><![CDATA[güven krizi]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk devleti]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hukuksuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kaos]]></category>
		<category><![CDATA[krizler]]></category>
		<category><![CDATA[kuralsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Otorite]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset sosyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bozgun]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı adına konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal algı]]></category>
		<category><![CDATA[Uyuşturulmuş toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim biçimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurallar askıya alınınca ortada sadece “Kural benim dediğimdir” kalır. Tam orada değilsek de yakınız.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/uyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz/">Uyuşturulmuş toplum ve uğradığı hipnoz</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz%2F&amp;linkname=Uyu%C5%9Fturulmu%C5%9F%20toplum%20ve%20u%C4%9Frad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20hipnoz" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz%2F&amp;linkname=Uyu%C5%9Fturulmu%C5%9F%20toplum%20ve%20u%C4%9Frad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20hipnoz" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz%2F&amp;linkname=Uyu%C5%9Fturulmu%C5%9F%20toplum%20ve%20u%C4%9Frad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20hipnoz" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz%2F&amp;linkname=Uyu%C5%9Fturulmu%C5%9F%20toplum%20ve%20u%C4%9Frad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20hipnoz" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz%2F&#038;title=Uyu%C5%9Fturulmu%C5%9F%20toplum%20ve%20u%C4%9Frad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20hipnoz" data-a2a-url="https://millidusunce.com/uyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz/" data-a2a-title="Uyuşturulmuş toplum ve uğradığı hipnoz"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>İktidarın muhalefeti devamlı savunmaya iten gündem yaratma taktiği işliyor. AKP iktidarından önce krizler seçim kaybettirirdi. Tencereye dokunan krizler mutlaka hükûmet değiştirirdi. Şimdi neden olmuyor sorusu sanırım çoğumuzca soruluyor.</p>
<p>Görülmemiş krizler, hem de yıllardır bir arada yaşanırken ve halk yoksulluğa battıkça batarken baştakiler gitmiyorsa burada elbette hipnozlanmaktan bahsedebilirsiniz. Çünkü akılla izahı yoktur. Yalnız düz mantıkla bakınca da sorulacak sorular olacaktır. Sorulduğunu ve cevap arandığını kuvvetle söyleyemiyoruz.  Bu da krizleri besleyen başka bir krizin varlığını gösteriyor.</p>
<h2>ARTIK NE OLSA ŞAŞILMAZ MI?</h2>
<p>Memleketi krizlerden krizlere sokanların başarısı 24 yıl başta kalmak değildir. Bu sonuçtur. Halkı nelere, nelerle, nasıl inandırdıkları ve süreçleri yönetiş usulleri ondan daha önemlidir. Tepe görüşten bakmak her şeyi açıklar. Kendilerince bir din merkezdedir. Tanrı adına konuşma hakkını ve hatta tekelini türlü yollarla ele geçirmişlerdir. İşte anlaşılacak bozgun sebepleri buradadır. Tanrı adına karar verenlere itiraz etmezseniz başınıza her şey gelir. Baksanıza memleketi batağa sürüklediği görülenler, rakiplerine hâlâ çelik çomak oynatmaya devam ediyorlar.</p>
<p>Sözü dosdoğru ve açıklıkla söylemek için bekleyecek zamanımız kalmadı. Bugünküler, öncelikle bilenlerle çalışmayı seçmediler. Denge-denetim ve ölçü-ayar bırakmadılar. Herkesçe anlaşılır bir ifade kullanalım, arabada freni, yani kurallara uymayı kendi isteklerine bağladılar. Devamlı kazalar ve bitmez sanılan kaos buradan derinleşti.</p>
<p>Bizi ilgilendiren memlekettir. Onların hedefleri ve benimsedikleri yollar memleket derdini göstermiyor. Bu gidişle varacakları “<em>sonuç</em>”, ne memleketin ilerlemesidir ne halkın refahıdır ne de “<em>din ve değerlerin ihyası</em>”dır.</p>
<h2>ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANI’NIN FERYÂDI</h2>
<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın 65. kuruluş yıl dönümünde <em>adalet</em> açıklaması bu sonucu ortaya koyuyordu. <em>Pozitif hukuk</em> yanında “<em>kul hakkı</em>”nı, <em>“haramı-helâli”</em> hatırlattı. Dîni ağzından düşürmeyen devletin tepesindekiler ön sıralarda dinliyorlardı. Onlara ayna tuttu.</p>
<p>Dinleyen devletlüleri bilmem ama ürpererek söylediği açıktı. Başkan, daha önce de aynı fikri ağlayarak söylemişti. Feryat etmişti. İktidarın iletişim stratejisi gereği o ağır sözlerin üstü örtülüvermişti.</p>
<p>Başkan’ın kendisini uyarmakla görevli sayması çok değerlidir. Devlet hayatında, “<em>Beni o seçti”</em>, “<em>O ne derse o!</em>” denmeyeceğini biliyor. “<em>Kurallar ne derse o</em>” demeye çalışıyor. Bununla da yetinmiyor ve “<em>Uymazsak yanarız</em>” diyor. Evet, yanarız.</p>
<p>Hep ümitli konuşur ve yazarım. İşte bunlar da ümidin görünür yüzleridir. İyi ki “<em>Türk Milleti adına”</em> karar verdiklerini özellikle vurgulayarak diyeceklerini diyen bir Anayasa Mahkemesi Başkanımız var. Bu uyarı kesinlikle dost işidir ve bir vicdan kabarmasıdır.</p>
<h2>AKIN GÜRLEK GÜRLEDİ DE</h2>
<p>Farkına vararak mı söyledi bilmiyorum, <strong>Akın Gürlek</strong>’in MÜSİAD’ta yaptığı konuşmada dedikleri de doğruydu. “<em>Yabancı yatırımcının Türkiye’ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz, tahkimle ilgili çalışmalarımız var. Yabancı yatırımcı Türkiye’ye gelirken, birinci olarak hukuki güvenlik, ikinci olarak tahkim istiyor…” </em>dedi. Bu cümleler düpedüz kendi yarattıkları hukuksuzluk bozgununun itirafıydı.</p>
<p><strong>Akın Gürlek</strong>, şimdiki operasyonların hemen tamamına yakınında imzası olan kişi. Şayet açıkladığı bu karara uyacaksa bugüne kadar yaptıklarının tamamen yanlış ve hukuk bakımından kusurlu olduğunu da söylemiş oluyor.</p>
<p>Daha önce “<em>Önce adaletin tesisi”</em> demişti. Etrafımda acı acı gülenleri hatırlıyorum. MÜSİAD’taki konuşmasından verdiğim bölüm yabancılarla ilgili. Onlar lâfla yetinmez. Ağır da olsa söyleyeceğim, biz belki uyu(tulu)ruz da elin adamı kanmaz. <em>Adalet</em> ve <em>güven</em> olmazsa kimse gelmez.</p>
<h2>HUKUKSUZLUK ÇIKMAZ YOL</h2>
<p>Hükûmet edenlerin arada bir doğruları dillendirmeleri, dediklerini yapacaklarını ve yanlışlardan döneceklerini göstermez. Bunu çok yaşadık. Ayrıca, şimdi artık dönüşün zorluğu ortada. Yaşadıklarımıza bakılırsa haksızca herkesi suçlamakta fena açıldılar. “<em>Neden böyledir?”</em> dersek birçok açıdan bakılabilir. Siyaseti, şu veya bu ideolojik bakışları geçelim. Görünen <em>uygulayıcı insan</em>dır. İnsanı bozmak için o kadar uğraştılar ki..</p>
<p>İnsan malzememizle dökülüyoruz. Kurallar askıya alınınca ortada sadece “<em>Kural benim dediğimdir” </em>kalır. Tam orada değilsek de yakınız. Anayasa Mahkemesi Başkanı da bunu hatırlatıyor: “<em>Sen kendini tek sayıyorsun ama sen-ben değil kurallar geçerli olmalıdır</em>” demek istiyor.</p>
<p>Bu hallere düştük. Hep söylüyorum, memleket yeni bir sosyal bozgunun laboratuvarı hâline geldi. On binlerce sosyal bilimcisi olan bir memlekette bu kadar bozulmanın nasıl gerçekleşebildiği araştırılır. Şayet değerlendirecekler çıkarsa, siyaset de sosyoloji de diğer bütün sosyal alanlar da bu hüküm cümlelerini açacaklar. Hepimiz kendi alanımızdan olanı biteni anlamaya çalışacağız. Ve konuşacağız.</p>
<p>Yönetenlerin memleketi düşürdükleri yerden bizi çıkaracak, kurala-bilgiye-görgüye uyanış frenidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/uyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz/">Uyuşturulmuş toplum ve uğradığı hipnoz</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/uyusturulmus-toplum-ve-ugradigi-hipnoz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MHP ve PKK açılımları</title>
		<link>https://millidusunce.com/mhp-ve-pkk-acilimlari/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/mhp-ve-pkk-acilimlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Paksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 18:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[açılım]]></category>
		<category><![CDATA[akmhpkk]]></category>
		<category><![CDATA[bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek katili]]></category>
		<category><![CDATA[ihanet süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Öcalan]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[PKK Açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[terörist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55095</guid>

					<description><![CDATA[<p>PKK açılımlarında önemli işler yapan bir kuruluş var: SETA Vakfı. Kurucu başkanı İbrahim Kalın. Ondan sonraki başkan da Taha Özhan. Özhan da 2014’e kadar başkan ve sonra AKP’den milletvekili de oluyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mhp-ve-pkk-acilimlari/">MHP ve PKK açılımları</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmhp-ve-pkk-acilimlari%2F&amp;linkname=MHP%20ve%20PKK%20a%C3%A7%C4%B1l%C4%B1mlar%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmhp-ve-pkk-acilimlari%2F&amp;linkname=MHP%20ve%20PKK%20a%C3%A7%C4%B1l%C4%B1mlar%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmhp-ve-pkk-acilimlari%2F&amp;linkname=MHP%20ve%20PKK%20a%C3%A7%C4%B1l%C4%B1mlar%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmhp-ve-pkk-acilimlari%2F&amp;linkname=MHP%20ve%20PKK%20a%C3%A7%C4%B1l%C4%B1mlar%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmhp-ve-pkk-acilimlari%2F&#038;title=MHP%20ve%20PKK%20a%C3%A7%C4%B1l%C4%B1mlar%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/mhp-ve-pkk-acilimlari/" data-a2a-title="MHP ve PKK açılımları"></a></p><p>Dünkü (5 Mayıs 2026) MHP Grup Toplantısıyla birlikte üçüncü nesil PKK açılımı yeni bir safhaya geçti. Bu toplantıda ırkçı bölücü terör örgütü PKK’nın elebaşına verilecek statünün adı kondu: “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörü”.</p>
<p>Artık terörist başına siyasi bir görev verildi. Bu şimdiye kadar gizli yürüttükleri müzakerelere bundan sonra açıktan devam edecekleri anlamına geliyor. Pazarlık da terör örgütünün siyasi talepleri üzerine olacak. İstedikleri kadar “Teröristle müzakere etmiyoruz.” desinler, mızrak çuvalı delip geçti.</p>
<p>Müzakerelerin öncesi var mı sorusunun cevabı, elbette var. Doğru soru ne zamandan beri devam ediyor olmalı. Yakın geçmişten geriye doğru gidelim. Bakalım nereye kadar gidebileceğiz.</p>
<p>En yakın işaret medyascope’ta Ruşen Çakır imzalı haberdeydi (21 Nisan 2026). Bebek katilinin, statüsünün netleştirilmesini istediği belirtiliyordu. “Aksi takdirde…” tarzında tehditleri de içeriyordu.</p>
<p><em>“Bana bebek katili denemez”</em> diyen bebek katilinin, <em>“Şimdi de bu süreç boşa çıkarılırsa … 500 bin Kürt silah altına alınır … Bunu Türkiye’ye yönlendirirler ve onu yıkarlar. Bu tehdit değil, uyarıyorum.”</em> mesajı vardı. <em>“Davul boynumda ve her gelen vuruyor … İcranın başında benim olmam lazım.”</em> diyerek uygun bir statü talep etmişti.</p>
<p>Devlet Bahçeli’nin <strong><em>“Siyasallaşma koordinatörlüğü”</em> </strong>teklifi de bebek katilinin, <em>“Bazı arkadaşlar için sınırlı bir siyaset yasağı da olabilir. Örneğin beş yıl gibi. Meclis’e gelmeyeceğiz, ancak diğer siyasi haklarımızı koruyacağız. Sürekli siyaset yapacağız. Bunların hepsini kapsayan bir demokratik siyaset koşulu gerekir. Meclis buna dair bir karar alırsa, süreç uzamaz.”</em> talebinin tam karşılığı olarak görünüyor. Ve çok da önemli bir eşik.</p>
<h2>Biraz daha eski ilişkiler</h2>
<p>Bugünün başlangıcı yaklaşık dört yıl öncesinden. Cumhur İttifakı’nın seçim beyannamesinden. İttifak’ın küçük ortağı “Türk ve Türkiye Yüzyılı” diyor ama adı “Türkiye Yüzyılı” vizyonu. 28 Ekim 2022’de Ankara Spor Salonu’nda AKP Genel Başkanı tarafından <a href="https://millidusunce.com/turkiye-yuzyili-egemenlik-el-degistiriyor/" target="_blank" rel="noopener">okundu</a>.</p>
<p>Erdoğan, <em><strong>“Gelin, Türkiye yüzyılını yeni bir millî mutabakat zemini hâline dönüştürelim.</strong></em></p>
<p><em><strong>Gelin, Türkiye yüzyılında demokrasimizi, katılımcı demokratik bir Cumhuriyet kimliğiyle taçlandıralım.”</strong></em> demişti.</p>
<p><strong>Var olanın yerine yeniden ve yeni bir millî mutabakat teklif edilmişti. </strong><strong>Bununla da yetinmemiş,</strong><em><strong> “demokratik bir Cumhuriyet kimliği”</strong></em>de demişti. Yeni olduğuna göre eskisinden vazgeçiliyordu. Yani vazgeçilecek olan Türk kimliği üzerindeki mutabakattı ve yeni kimlik üzerinden de yeni bir egemenlik yapısıydı.</p>
<p>Buna cevap hiç gecikmeden o zamanki adı HDP olan etnik ırkçı partinin grup toplantısında Pervin Buldan’dan <a href="https://millidusunce.com/hdpye-yapilan-teklif-turkiye-yuzyili/" target="_blank" rel="noopener">gelmişti</a>:</p>
<p><em><strong>“Cumhuriyetin demokratikleşmesi tarihsel bir çözüm önerisidir. HDP,</strong> Kürt sorununun demokratik çözümü … konusunda <strong>üzerine düşen her şeyi yapmaya hazırdır</strong> … HDP’nin bu yapıcı ve müzakereci siyaseti bugün Türkiye’nin tüm sorunlarının ortak çözüm yoludur. <strong>Temel hedefimiz bu cumhuriyetin demokratikleştirilmesidir</strong>.”</em> demişti. Buldan aynı toplantıda, <em><strong>“ilerlemenin yolu bu meseleyi</strong> <strong>demokratik siyasetle, diyalog ve müzakereyle</strong> çözüme kavuşturmaktan geçer.”</em> de dedi</p>
<p>Sonrası kamuoyunun malumu. MHP Genel Başkanı bebek katilini TBMM’ye çağırdı (22 Ekim 2024) . Daha sonra da “kurucu önder” ilan etti (11 Mart 2025).</p>
<p>Bir konuda dikkat çekmek istiyorum. 28 Ekim 2022’de bölgede savaş genişlememiş, Suriye’de daha iç savaş devam ediyordu. Esat rejimi yıkılmamış, Hamas 7 Ekim 2023 saldırısını yapmamış, Gazze’de soykırım başlamamıştı.</p>
<p><strong>Türkiye’de, 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleri olmamıştı. 31 Mart 2024 Yerel Genel Seçimleri de yapıldı ve süreç ondan sonra başlatıldı.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Peki, bu bilgiler ışığında bakıldığında bugünkü PKK açılımına sebep olarak bölgedeki savaş ve kargaşanın yarattığı beka tehlikesi demek ne kadar gerçekçi acaba?</p>
<p>Bu kadar mı? hayır daha da var.</p>
<h2>Daha öncesi</h2>
<p>28 Kasım 2015. Bölücülerle 10 maddelik bir devlet mutabakatının açıklandığı gün oldu. İkinci PKK açılımıydı. Bir yandan da seçime gidiliyordu. Seçim 7 Haziran 2015’te yapıldı. Seçimden hiçbir parti tek başına çoğunlukla çıkamadı. Koalisyon görünüyordu.</p>
<p>Ama seçim gününün gece yarısında, tarih 8 Haziran’a dönerken MHP Genel Merkezinde yapılan basın açıklaması ülkenin ve Türk Milleti’nin kaderini farklı yönlendirdi.</p>
<p>Devlet Bahçeli’nin, konuşmasında birçok koalisyon seçeneğini değerlendirmişti ama MHP bunların hiçbirinde yoktu. Hâlbuki MHP’li ihtimaller daha kolay görünüyordu. Ancak daha sonuçlar alınmadan, gece yarısı, bütün kapılar kapatılmıştı. Son söz <em>“seçimse seçim”</em> idi. Tarih artık farklı yazılacaktı.</p>
<p>Sonra anayasa gereği seçim hükümeti ve 1 Kasım 2015’te seçim yenilendi. AKP yeniden tek başına iktidar oldu. Ve ardından 15 Temmuz ihaneti yaşandı ve Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi geldi.</p>
<p>(Bu yazının konusu da farklı. Bu süreç de daha geniş işlenmeyi hak ediyor.)</p>
<h2>Çok daha öncesi</h2>
<p>PKK açılımlarında önemli işler yapan bir kuruluş var: SETA Vakfı. Kurucu başkanı İbrahim Kalın. Ondan sonraki başkan da Taha Özhan. Özhan da 2014’e kadar başkan ve sonra AKP’den milletvekili de oluyor. Elimdeki kitap Taha Özhan’ın yazarı olduğu “Normalleşme Sancısı”. Kitap 2014 ve 2015’te iki baskı yapmış.</p>
<p>Özhan, medyayı sorumlu bir dil kullanmaya çağırıyor. <em>“Gazete manşetlerinden dizilere, tartışma programlarından köşe yazılarına kadar azami dikkat &#8230; <a href="#_edn1" name="_ednref1"><strong>[i]</strong></a>” </em>diyor. Ve devam ediyor, <em>&#8220;benzer hassasiyeti muhalefet parti liderlerinin de sergilemeleri</em> …” gerektiğini söylüyor. Tarihi tekrar edelim de bugün anlaşılmasın. 2009 – 2010. Birinci açılım süreci</p>
<p><em>“Bu çerçevede, özellikle MHP’yi”</em> göz ardı etmemekten bahsediyor. Aksi takdirde <em>“Türkiye’de iç konsolidasyonun sağlanması</em> <em>gecikir&#8221; </em>uyarısını yapıyor. Önemli cümle bu uyarıdan sonra: <em>“MHP’nin üstüne düşen ve son 5-6 yıldır oldukça başarılı ve sabırlı bir şekilde oynadığı rolünün yeni süreçte tahkim edici bir etkisi olacaktır”.</em></p>
<p>Özhan aynı parafta devam ediyor. <em>“Bahçeli’nin, Bakan Atalay’ın açıklamalarına verdiği sert tepkiyi de süreci baltalamak girişimi olarak değil, aksine çalışmalarda hak ettiği rolü kervan yola çıkmadan talep etmesi olarak okumak yerinde olacaktır. </em>(Açıklamalarda bir yandan çok sert karşı çıkarken diğer yandan da bir şey yapılmayacağı anlamına gelen sözler ediliyordu<a href="#_edn1" name="_ednref1">[ii]</a>)<em>” </em></p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a></p>
<p>Aynı yazıdan son alıntı da <em>“Mevcut Kürt açılımını, milliyetçilik testiyle mahkûm etmenin Türkiye’ye bir faydası olmayacaktır. Bu nedenle gerek iktidar partisinin MHP’siz bir açılımın muhtemel faturasını doğru değerlendirip MHP’yi sürece katmasına, gerekse de MHP’nin sürecin akamete uğramasının Türkiye’ye muhtemel faturasının doğru değerlendirip sürece katkıda bulunmasına azami ihtiyaç vardır.”</em></p>
<p>Çok uzattım biliyorum. Ancak yıllardır devam eden açılım sürecinin sonuca en yakın olduğu dönemdeyiz. Geçmiş de bugüne ayna teşkil ediyor. Görüldüğü üzere uzak geçmişte başlatılan süreçler hep kaldığı yerden devam ettirilmiş. Bir kenarda bekleyen güçler devreye girmiş ve yeniden başlamışlar. Demek ki etraftaki savaşla, kargaşa ya da yangınla da hiç ilgisi yokmuş…</p>
<p>Bakmaya devam edeceğiz…</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Taha Özhan, Normalleşme Sancısı Açılım’dan Çözüm Süreci’ne Kürt Meselesi (2008-2015), Özgür Yayınları, s 69-70,</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[ii]</a> 28 07 2010 tarihli MHP Grup toplantısı konuşmasında açılım karşısındaki tavır ortaya konmaktadır.</p>
<p><em>“Kürtçülüğe karşı olduğu kadar, Türkçülüğe da karşı olduğunu söyleyen Recep Tayyip Erdoğan’a <u>hatırlatmak isterim ki;</u></em></p>
<p><em>Karşı olduğun Türkçülük hiçbir zaman <u>bölücü ve ayırıcı bir yanlışa düşmemiştir</u></em></p>
<p><em>Kan dökmek ve bölünmek için <u>dağlara çıkmamıştır.</u></em></p>
<p><em>Irkçılıktan uzak kalmış, birleştirici ve <u>bütünleştiricilikten ödün vermemiştir.”</u></em></p>
<p>(İfadelerin altındaki çizgiler orijinal metinden.)</p>
<p><a href="https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/1002/index.html">https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/1002/index.html</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mhp-ve-pkk-acilimlari/">MHP ve PKK açılımları</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/mhp-ve-pkk-acilimlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Belge Kitap: Tanrı Dağlarından Erciyes’in eteklerine</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Kallimci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 19:35:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Erciyes]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Nurala Göktürk]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göktürk, bu kitabının ilk 162 sayfasını, kendisinin Doğu Türkistan, Afganistan ve Türkiye’deki anılarına ayırmıştır. 163. sayfadan 434 sayfaya kadarki bölümde göçü yaşayan kardeşlerimizin anılarına, son sayfalarda da fotoğraflara yer vermiştir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/">Bir Belge Kitap: Tanrı Dağlarından Erciyes’in eteklerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine%2F&amp;linkname=Bir%20Belge%20Kitap%3A%20Tanr%C4%B1%20Da%C4%9Flar%C4%B1ndan%20Erciyes%E2%80%99in%20eteklerine" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine%2F&amp;linkname=Bir%20Belge%20Kitap%3A%20Tanr%C4%B1%20Da%C4%9Flar%C4%B1ndan%20Erciyes%E2%80%99in%20eteklerine" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine%2F&amp;linkname=Bir%20Belge%20Kitap%3A%20Tanr%C4%B1%20Da%C4%9Flar%C4%B1ndan%20Erciyes%E2%80%99in%20eteklerine" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine%2F&amp;linkname=Bir%20Belge%20Kitap%3A%20Tanr%C4%B1%20Da%C4%9Flar%C4%B1ndan%20Erciyes%E2%80%99in%20eteklerine" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine%2F&#038;title=Bir%20Belge%20Kitap%3A%20Tanr%C4%B1%20Da%C4%9Flar%C4%B1ndan%20Erciyes%E2%80%99in%20eteklerine" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/" data-a2a-title="Bir Belge Kitap: Tanrı Dağlarından Erciyes’in eteklerine"></a></p><p>Bu kitabın yazarı Nurala Göktürk, Doğu Türkistan’ın Yarkent şehrinden ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalan; beş yıl Afganistan’da kaldıktan sonra “Türkiye’nin şefkatli kucağına sığınan” bir kardeşimizdir. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından 2023’de yayımlanan bu eserinde, o yıllarda kafileler hâlinde göç edenlerin anılarını bir araya getirmiştir. Eseri, yazarlara ve senaristlere kaynak olacak hatta olması gereken bir belge kitaptır. Yazarın 2008 yılında başlayan ve bazı zamanlar verdiği aralıklarla 15 yıl süren çalışmasının ürünüdür. Nurala Göktürk; Gökbayrak Sevdası-1, Gökbayrak Sevdası-2, Ben Türkistan Kızıyım, Gök Bayrağın Göz Yaşları ve Doğu Türkistan Geleneksel Mutfak Kültürü adı kitapların da yazarıdır.</p>
<p>Göktürk, bu kitabının ilk 162 sayfasını, kendisinin Doğu Türkistan, Afganistan ve Türkiye’deki anılarına ayırmıştır. 163. sayfadan 434 sayfaya kadarki bölümde göçü yaşayan kardeşlerimizin anılarına, son sayfalarda da fotoğraflara yer vermiştir.</p>
<p>İnsan, ekip biçtiği verimli topraklarını, evlerini, eşyalarını, huzurunu, akrabalarını, atalarının mezarlarını, vatanını terk etmek ister mi? Elbette istemez. Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz vatanlarını korumak için ellerinden geleni yapmış; hem Ruslara hem de Çinlilere karşı savaşmıştır. Kurdukları “Doğu Türkistan” devletleri kısa süreli yaşamış; Rus ve Çin devletlerinin ve yerli hainlerin iş birliğiyle yıkılmış; 400 yıla yakın süren bağımsızlık mücadelesi de yenilgi ve işgalle sona ermiştir.</p>
<p>Çinlilerin Türk topraklarına getirilip yerleştirilmeleri de ilginçtir. Kara trenlerde, sürüler hâlinde getirilirler. Aynı renk kıyafetler içinde zayıflıktan avurt kemikleri çıkmış, esmer tenleri kemiklerine yapışmış aç ve acınacak hâldedirler. Büyük çalı süpürgeleri ve kocaman kürekleriyle sokakları süpürürler. Kanalizasyon, yol yapımı gibi işlerde çalışırlar. Başıboş eşek, kedi, köpek, kurbağa, leylek ne bulabilirlerse yerler. İnsanımız onlara acır, ekmek verir, elbise verir.</p>
<p>Türklerin karşısında yerlere kadar eğilerek saygı gösteren Çinli, zaman içinde dişlerini göstermeye başlar. İnsanımızın tarla toprağı, kıymetli eşyaları, giysileri, her şeyleri gasp edilir. Kamplarda, dağlarda, maden ocaklarında yarı aç yarı tok çalıştırılırlar. Niceleri meydanlarda asılır, kurşuna dizilir. İbadet yasaklanır. Bağ bahçeler domuz çiftliği yapılır, imamlar ve müftüler domuz çobanı. Kur’anı Kerimler, Doğu Türkistan tarihi ile ilgili belgeler, kitaplar yakılır.</p>
<p>1950’li yılların sonlarına gelindiğinde de göç etmek isteyenlere sınır kapılarını açarak sayıca az da olsa bir kısım insanımıza göç etme fırsatı verilir. Kafileler hâlinde, taşıyabildikleri eşyalarıyla kimi eşekli atlı ekseriyeti yaya yola çıkarlar. Bu kafilelerde kucaktaki bebekten ihtiyarlara kadar her yaşta insan vardır. Yolculuk birkaç günlük değildir. Dağlar aşılacak, dereler geçilecektir. Günler hatta haftalar sonrasında Afganistan’a varılır. Orada da en az dört beş yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye uçaklarla getirilirler.</p>
<p>Bu kitapta, o kafilelerde bulunan 34 Doğu Türkistanlı kardeşimizin göç süresinde yaşadıkları ve sonrasında Kayseri’de sürdürdükleri ömürlerinin hikâyeleri yer almıştır. “Şu kadar kişi şu yıllarda Kayseri’ye getirilip yerleştirildiler.” demek ayrılığın acılarını, göç yollarında çekilen çileleri ve göçmen olmanın zorluklarını anlatmak için yeterli olmaz. Anılarını okumak, okurken zorlukları, acıları, çileleri onlarla birlikte yaşamak gerekir. Ki, millet olmak da bunu gerektirir, insan olmak da… Bu sebeple Sarıhan Türkistanlı adlı annenin bir anısını özetleyerek yazımı sonlandırıyorum:</p>
<p>“… Çocuğum sadece nefes alıp veriyordu. Yollar uzadıkça uzuyordu. … Kaç gün, kaç ay geçmişti bilmiyorum. Nihayet Vahan bölgesine geldi, bir hayli para verip birkaç gün kalmak için bir barınak kiraladık. Üstü kapalı bir mekânda çay çorba yaptık. Günler, haftalar sonra boğazımızdan sıcak bir şeyler geçmişti. Kocam bir kuyudan su getirdi. Kızımı yıkadım. Çocuğum gözlerini hafifçe açınca iyileşecek sanmıştım fakat bütün ümitlerim boşa gitmişti, yavrum kucağımda gözlerime baka baka oracıkta can verdi. … Bebeğimi sarmak için bir kefenlik beyaz çaput bile yoktu, pamuklu elbisemi yırtıp ona sardık, dağın yamacında bir çukur açtık ve oraya gömüp bıraktık. Dualar ettikten sonra göz yaşlarıyla yola devam ettik. Birkaç gün sonra Dursun Karagöz’ün kızı da aynı şekilde vefat etti, onu da bir başka dağın yamacına bıraktık. Yol boyunca çeşitli şekillerde hayatını kaybedenleri, toprak bulamadığımız için taşların arasına bırakmıştık. Bizim çocuklarımız şanslıydılar, en azından topraktan birer mezara koyabilmiştik.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/">Bir Belge Kitap: Tanrı Dağlarından Erciyes’in eteklerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-belge-kitap-tanri-daglarindan-erciyesin-eteklerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türklüğün ya da Türkçülüğün ebedî ve edebî ruhu</title>
		<link>https://millidusunce.com/turklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/turklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[M. Hayati Özkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 18:49:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mayıs Türkçüler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[inönü]]></category>
		<category><![CDATA[nejdet sançar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçüler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Türkeş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazarımız Hayati Özkaya'nın Adana Türk Ocağındaki 3 Mayıs Türkçüler Günü'ndeki konuşmasını ilginize sunarız. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu/">Türklüğün ya da Türkçülüğün ebedî ve edebî ruhu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20ya%20da%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20ebed%C3%AE%20ve%20edeb%C3%AE%20ruhu" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20ya%20da%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20ebed%C3%AE%20ve%20edeb%C3%AE%20ruhu" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20ya%20da%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20ebed%C3%AE%20ve%20edeb%C3%AE%20ruhu" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu%2F&amp;linkname=T%C3%BCrkl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20ya%20da%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20ebed%C3%AE%20ve%20edeb%C3%AE%20ruhu" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu%2F&#038;title=T%C3%BCrkl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20ya%20da%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20ebed%C3%AE%20ve%20edeb%C3%AE%20ruhu" data-a2a-url="https://millidusunce.com/turklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu/" data-a2a-title="Türklüğün ya da Türkçülüğün ebedî ve edebî ruhu"></a></p><p>Evet, önce selam, sonra kelam diyoruz…</p>
<p>Türk dilinin ve türkülerimizin yaşadığı tüm topraklara, Kafkaslardan esen yellere, Türkün adaleti olmadan akmam diyen Tuna’ya, ruhumuzu kandırdığımız Orhun’a, dillerde aynı türkünün söylendiği Çankaya’ya, civanların kıyıldığı Bakü’ye, dağlarında çiçekler açan İzmir’e, zindanlara atıldığımız Kerkük’e, gidenin dönmediği Yemen’e, ölmeden mezara girdiğimiz Çanakkale’ye, topraklarında yaş alamadığımız Kırım’a, davulların çalındığı Selanik’e, cihandan gidişimizin nedeni sevdamız olan tüm memleketlere, &#8220;Haray haray men Türk’em!&#8221; diye haykıran Tebriz’e, uyan Ali’m sözlerinin çınladığı Mağusa’ya, Gök bayrağın hüzünlendiği, vakitsiz güllerin solduğu Doğu Türkistan’a, armudun dalda sallandığı Prizren’e, Kürşad’ın sesiyle indiğimiz Tanrı Dağlarına, çırpınan Karadeniz’e, Mayadağ’dan kalkan kazların indiği Vardar ovasına selam olsun, selam olsun Turan illerine…</p>
<p>Ve selam olsun bugün burada toplamamıza vesile olan “Türkçüler Gününe” ve aziz Türkçülere…</p>
<p>Sohbetimize Şair Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’yla başlayalım:</p>
<p><em>Günlerden bir gün, gök kanatlı Cebrail, Tanrı&#8217;nın son elçisi Hz. Muhammed&#8217;in katına yetti&#8230;</em></p>
<p><em>Önce selâm verip, hâl ve hatırını sual etti&#8230;</em></p>
<p><em>Sonra, Ulu Tanrı&#8217;nın gönderdiği şu bildiriyi yüce Peygamber&#8217;e iletti:</em></p>
<p><em>&#8220;And olsun geceye, gündüze&#8230;</em></p>
<p><em>And olsun karaya, denize&#8230;</em></p>
<p><em>And olsun kaleme, kâğıda&#8230;</em></p>
<p><em>Bir millet yarattım doğuda!</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Türk diye bir yüce ad verdim.</em></p>
<p><em>Önüne kılavuz kurt verdim.</em></p>
<p><em>En üstün değerli erdemi,</em></p>
<p><em>En güzel ülkeyi yurt verdim!</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Donattım ruhunu imanla,</em></p>
<p><em>Kolunun gücünü sert verdim.</em></p>
<p><em>Ve onu mazluma sığınak,</em></p>
<p><em>Zalimin başına dert verdim!!!&#8221;</em></p>
<p>Destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun bu şiiri yazmasında ona ilham kaynağı olan hiç kuşkusuz Allah’ın kelamıdır.</p>
<p>Maide suresi 54. Ayet:&#8221; Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir.&#8221;</p>
<p>İşte Tanrı’nın anlattığı ve övdüğü Türk milleti budur.</p>
<p>Göktürk hakanı Bilge Kağan da M.S. 735 yılında ebedî taşa yazdırdığı nutkunda şöyle der:</p>
<p><em>“Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye babam (İlteriş) kağanı, annem (İlbilge) hatunu yüceltmiş olan Tanrı, devlet veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, Tanrı beni kağan olarak yarattı…”</em></p>
<p>Ardından da şöyle seslenir:</p>
<p><em>“Türk Oğuz beyleri, milleti işitin: Üstte gök çökmese, altta yer delinmese, Türk milleti senin devletini kim yıkabilir, töreni kim bozabilir? Türk milleti kendine gel, kendine dön!”</em></p>
<p>Lakin Türkün kendine gelmesi ve kendine dönmesi ne yazık ki öyle kolay kolay ve hemen olmamıştır. Tarihin akışı içerisinde bin bir türlü badireyi yaşayan Türk milletine, sahip olduğu bu güzel ve değerli özellikleri ve zenginlikleri zaman zaman hatırlatan, kendi öz cevherinden çıkan aklıselim şahsiyetler olmuştur.</p>
<p>Mesela onlardan biri Kaşgarlı Mahmut’tur. 1072’de yazmaya başladığı âdeta ansiklopedik bir eser özelliği taşıyan büyük Türk sözlüğü, Divan-ı Lügat’it Türk‘ü 1074’te bitirerek Türk kültürünün ve dilinin zenginliğini bütün dünyaya ilan etmiştir.</p>
<p>Dîvânı Lugâti’t-Türk adlı eserinde Kâşgarlı Mahmut, Allah’ı övdükten, Kur’anı yücelttikten, peygamber ve soyuna esenlikler diledikten sonra;</p>
<p>“<em>Yüce Allah devlet güneşini Türk burçlarında doğdurdu; felekleri onların ülkeleri etrafında döndürdü, bundan dolayı onları Türk diye adlandırdı; ülkelerin idaresini onlara verdi, onları zamanın hakanları yaptı; zamanımızdaki insanların işlerini onların eline verdi, onları herkese üstün kıldı ve hak üzre destekledi…”</em> der ve şunları ilave eder:</p>
<p>“<em>Açıkça ve kesin olarak, Buhara imamlarından ve Nişaburlu bir başka imamdan duydum. Onlar peygamber efendimize dayandırarak şöyle rivayet ettiler. Peygamberimiz (s.a.) kıyamet gününün şartlarını, âhir zamanın fitnelerini, Oğuz Türklerinin çıkışını anlatırken dedi ki: ‘Türk dilini öğreniniz, çünkü onların çok uzun sürecek saltanatları vardır.’ Bu hadis doğru ise -sorumluluğu râvilere aittir- Türk dilini öğrenmek vaciptir; eğer doğru değilse, aklın gereği de budur.”</em></p>
<p>Hâl böyle olunca ister istemez insan şunu düşünüyor: büyük atamız Mustafa Kemal Atatürk boşuna mı “Ne mutlu Türk’üm diyene!” demiştir.</p>
<p>15. yüzyıla geldiğimizde bir başka bilge Türk Ali Şir Nevayi karşımıza çıkar. Muhâkemetü’l Lügateyn (iki dilin, Farsça ile Türkçenin karşılaştırılması) adlı eseriyle bir kutup yıldızı gibi yine Türk’e kendi özünü ve sözünü hatırlatır. Fars kültürüne ve diline özenen aydınları milli kültürümüze dönmeye ve Türkçe yazmaya davet eder. Hatta Türkçenin Farsçadan daha ince ve zengin bir dil olduğunu çok çarpıcı örneklerle göstererek Türklüğe hizmeti etmenin gururunu yaşar.</p>
<p>Yine bu dönemde Ebul Gazi Bahadır Han Şecer-i Türkî ve Şecereî Terakime adlı eserleriyle Türk milletinin Oğuz Han’a kadar ulaşan soy tarihini tespit etmiştir.</p>
<p>Oğuz Kağan destanında Türk’ün efsanevi kağanı olan Oğuz Kağan halkına ve beylerine asırları aşıp günümüze kadar ulaşan bir hedef göstermiş ve şöyle demiştir:</p>
<p>“Takı taluy, takı müren / Kün tuğ bolgıl, Kök kurıkan&#8221; &#8220;İşte deniz, işte ırmak Güneş tuğumuz, bayrağımız olsun, gökyüzü ise çadırımız” Oğuz Han’ın ortaya koyduğu bu hedefte bir cihan hakimiyeti ülküsü, dünyaya hükmetme duygusu vardır ki Türk milleti bu duyguyla 1071’de Alparslan’ın öncülüğünde Anadolu’nun kapısı açmıştır.</p>
<p><em>Aylardan Ağustos, günlerden Cuma</em></p>
<p><em>Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum&#8217;a</em></p>
<p><em>Bozkurtlar ordusu geçti hücuma</em></p>
<p><em>Yeni bir şevk ile gürledi gökler</em></p>
<p><em>Ya Allah&#8230;Bismillah&#8230; Allahuekber</em></p>
<p><em>Yiğitler kan döker, bayrak solmaya,</em></p>
<p><em>Anadolu başlar, vatan olmaya&#8230;</em></p>
<p><em>Kızılelma&#8217;ya hey&#8230; Kızılelma&#8217;ya!!!</em></p>
<p><em>En güzel marşını vurmadan mehter</em></p>
<p><em>Ya Allah&#8230;Bismillah&#8230; Allahuekber</em></p>
<p>diyerek Anadolu’nun taşına toprağına Türk’ün mührü vurulmuştur. Aradan geçen zamanlarda Türk yine kendi dilini, kendi kimliği ve büyük rüyasını unutmaya başlayınca. Yani Alparslanlar, Kılıçarslanlar unutulup Keykubadlar Keyhüsrevler, türeyince yine aklı başında devlet adamları ve çağın büyük düşünürleri ortaya çıkarak Türk’e kendini hatırlatmıştır. Mesela, Karamanoğlu Mehmet Bey, 1277’e yayımladığı fermanla “Şimden gerü hiç kimesne divanda, dergâhda, bergâhda, mecliste, meydanda ve dahi her yerde Türk dilinden özge söz söylemeye” demiştir.</p>
<p>Yine 1330’da ünlü eseri Garipname’yi yazan Âşık Paşa da Türk milletine kahramanlık günleri hatırlatarak</p>
<p><em>Türk diline kimseler bakmaz idi</em></p>
<p><em>Türklere hergiz könül akmaz idi.</em></p>
<p><em>Türk dahi bilmez idi bu dilleri</em></p>
<p><em>İnce yolu, ol ulu menzilleri</em></p>
<p>diyerek, Türk dilinin arı, katıksız örneklerini sunmuş, Türk’e titre ve kendine dön demiştir.</p>
<p>Bu büyük idealin farkında olan Kayı boyuna mensup Osman Gazi ise Osmanlı Beyliğini kurarken tam bir millî tarih ve Türklük şuuru içinde kendisine ve beyliğine şöyle seslenmiştir:</p>
<p><em>Osman Ertuğrul oğlusun,</em></p>
<p><em>Oğuz Karahan neslisin,</em></p>
<p><em>Hakkın bir kemter kulusun</em></p>
<p><em>İstanbul’u aç gülzar yap</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu mısralar tam da Oğuz Han’ın soyundan gelen bir Türk’e yakışır. Osman Bey’in kurduğu bu büyük devlet Türk’ün büyük rüyasını 17. yüzyıla kadar devam ettirmiştir. Fakat ne yazık ki bir zaman gelip de Osman Gazi’deki bu ruh, bu inanç ve Türk olmanın gururu kaybolmaya başlayınca sözde aydınlarımız Türk ırkını aşağılayan birtakım garip nitelemelerde bulunmuşlardır. Onlara göre Türk, “etrak-ı bî-idrak, ahmak Türk” olmuş kısacası Selçuklularda olduğu gibi Ertuğrullar, Odmanlar, Orhanlar unutulup Adulmecitler, Abdulazizler, Vahidettinler ortaya çıkmış, millî kimlik, millî kültür ve millî dil unutulmuştur.</p>
<p>Gerçi Türk milletini bu gaflet uykusundan uyandırmak için millî şuur sahibi bazı şahsiyetler boş durmayarak ellerinden geleni yapmış, Türk milletini uyandırmaya çalışmıştır. Mesela onlardan biri: Şıpka Geçidi kahramanı Süleyman Paşa’dır. 1876’da Harbiye mektebinde okutulmak üzere yazdığı Tarih-i Âlem (Dünya Tarihi) isimli ders kitabında Osmanlı diye adlandırılan milletin Osmanlı değil, Türk milleti olduğunu anlatarak bu garip tanımlamadan vazgeçilmesini belirtmiştir.</p>
<p>Nitekim millî şairimiz Mehmet Emin Yurdakul da yerlerde sürünen Türklüğü ayağa kaldırmak için “Irkımın Türküsü” adlı şiirinde âdeta kükreyerek</p>
<p><em>Eğiliniz ey şerefler, ey şanlar,</em></p>
<p><em>Ey ırklara altın destan yazanlar!</em></p>
<p><em>Biz devlerin, fillerin</em></p>
<p><em>Diz çöktüğü kuvvetiz;</em></p>
<p><em>Eski, yeni dillerin</em></p>
<p><em>Anlattığı milletiz!</em></p>
<p>Ve ardından 1897’de Türk Yunan savaşı sırasında yazdığı “Cenge Giderken” adlı şiirinde</p>
<p>“<em>Ben bir Türk&#8217;üm dinim, cinsim uludur</em></p>
<p><em>Sinem, özüm ateş ile doludur</em></p>
<p><em>İnsan olan vatanının kuludur</em></p>
<p><em>Türk evlâdı evde durmaz, giderim</em>.” demiştir.</p>
<p>İşte Osmanlı devletinin çökmeye başladığı o günlerde Türk milletine borcunu ödemek için ortaya çıkan şairlerimiz ve fikir adamlarımız her türlü sıkıntıyı göze alarak bizi karanlıktan aydınlığa çıkaracak, bizi adım adım istiklâlimize ve istikbalimize götürecek eserler vermeye devam etmişlerdir.</p>
<p>Mesela, “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” savıyla Kırım’da “Tercüman” gazetesini çıkaran Gaspıralı İsmail Bey, bütün Türk coğrafyasına seslenirken, Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin Selanik’te “Genç Kalemler” dergisiyle on yıllardır uyuyan Türk milletine kurtuluşun ancak Türkçede ve Türk milliyetçiliğinde olduğunu anlatıyorlardı.</p>
<p>Bakın tam sırası gelmişken iki kitaptan çok çarpıcı iki örnek vermek istiyorum: Biri, Muhittin Birgen’in “İttihat ve Terakki’de On Sene” diğeri Falih Rıfkı Atay’ın “Batış Yılları” Falih Rıfkı çocukluk hatıralarını anlatırken şöyle yazar:</p>
<p>“Okullarda Arap’a Arap, Arnavut’a Arnavut, Rum’a Rum, Ermeni’ye Ermeni, fakat sıra bize gelince (nedendir bilinmez!) kendimize Osmanlı derdik.”</p>
<p>Muhittin Birgen de şöyle der:</p>
<p>“Bir gün babama sormuştum: “Baba biz Türk’üz değil mi?”</p>
<p>“Evet oğlum…”</p>
<p>Niçin her millet, Arap, Arnavut, Çerkez, şerefli ve cesur oluyorlar da biz değiliz?”</p>
<p>Babam gözüme baktı. “Onu söyleyenler halt etmişler oğlum!” dedi…”</p>
<p>Evet gerisini okumaya gerek yok zaten.</p>
<p>İşte böyle bir atmosferde Ömer Seyfettin, 18 Şubat 1919’da kaleme aldığı “Millî Kuvvetimiz” adlı yazısında</p>
<p>“Cihan Harbinin sarsıntıları bütün milletlerle beraber bizi de uyandırdı. Artık Türklükten, milliyetimizden başka itimat olunacak bir kuvvet bulunmadığını gördük! Siyasî hudutların ayıramayacağı birbirine bitişik ülkelerden mürekkep koca bir Turan var ki Türkiye’den Sibirya’ya kadar sürer. Turan denen bu dünyada seksen milyona yakın Türk var.” diyerek bir asır önceden sanki bugünleri görüyormuşçasına büyük Türk birliğini ve Turan’ı anlatır.</p>
<p>Ziya Gökalp da bu düşüncenin bir hayâlden ibaret olmadığı şu dörtlükte bakın nasıl dile getirir:</p>
<p>“<em>Kızıl Elma” yok mu? Elbette vardır;</em></p>
<p><em>Fakat onun semti başka diyardır.</em></p>
<p><em>Zemini mefkûre, seması hayâl…</em></p>
<p><em>Bir gün gerçek, fakat şimdilik masal”</em></p>
<p>Dün, Ziya Gökalp’ın “şimdilik masal dediği gerçeklik” bugün bütün canlılığıyla bir gerçek olarak karşımıza çıkarken büyük düşünürümüzün söylediği şu mısralar her dem tazeliği korumaktadır:</p>
<p>Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan</p>
<p>Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir, Turan!</p>
<p>Evet, işte o günlerde bunları söyleyenler seslerinin bir yerlerden bir şekilde mutlaka duyulacağına o kadar emindiler ki… Nihayet bu sözlerin yankısı tez zamanda Anafartalar’dan, Dumlupınarlardan, Sakaryalardan duyulacaktı. Ve “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım” diyen Türk milletinin kurduğu yeni Türk devletinin adı, tarihe altın harflerle yazılacaktı. Bu devletin adında, kuruluşunda mührü olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise Türk’ün ezelî ve ebedî başbuğu olarak anılacak ve onun hafızalarımıza kazınan, ruhumuza işleyen şu sözleri de Türk milleti için her dönemde kurtuluş vesilesi olacaktı:</p>
<p>“Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.</p>
<p>Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır. Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.</p>
<p>Hayattaki yegâne üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli’yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.”</p>
<p>Ancak ne yazık ki Atatürk’ün ölümünden sonra iş değişmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler Türklük şuurunu ve gururunu terk etmeyi büyük bir marifet zannedip kimseye eyvallahı olmayan, bağımsız ve özgür bir devlet anlayışından uzaklaşınca</p>
<p><em>Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan,</em></p>
<p><em>Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.</em></p>
<p><em>Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan,</em></p>
<p><em>Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz&#8230;</em></p>
<p>diyen Hüseyin Nihal Atsız, Türk olmanın verdiği büyük bir mutlulukla ve gururla bu gidişe isyan edecekti. Sonrası malumunuzdur. Unutulmayacak bir tarih 3 Mayıs 1944 ve unutulmayacak bir dava Irkçılık -Turancılık Davası. Bir başka deyişle haksız, hukuksuz bir dönem. Saçma sapan birtakım iddialarla Türk’ü, Türk’ün diyarında, Türk olduğu için mahkûm etmeler. Zalimce sorgulamalar, tabutluklar, garip işkenceler, işten el çektirmeler bir buçuk yıldan fazla süren mahkumiyetler. Sonra beraatla sonuçlanan bir dava. Boşa giden yıllar, çekilen eziyetler hep bu dönemle anılmıştır, anılacaktır.</p>
<p>Bu dönemin mağdurlarından Reha Oğuz Türkkan yaşadıklarını “Tabutluktan Gurbete” kitabında ayrıntılarıyla dile getirirken Nejdet Sançar da aynı dönemin zulmünü eşiyle birlikte iliklerine kadar nasıl yaşadıklarını “Afşın’a Mektuplar”da anlatır.</p>
<p>Nejdet Sançar’ın mahkeme salonunda söylediği şu sözler ise tarihe unutulmayacak bir savunma olarak geçer:</p>
<p>“(…) Bunlardan yılmış değilim. Bilakis bahtiyarım. Millet yolunda ızdırap çekmiş bir Türk çocuğu olarak bahtiyarım. Yuvamın dağıtılmış olmasına, eşimin bir Türk anası olmak şerefini kazanacağı günlerde çektiği dayanılması güç ızdırapları ve akıttığı gözyaşlarını unutmamış olmama ve bugün hayat kavgasında minimini yavrusuyla tek başına kalmış olmasının ruhunda yarattığı fırtınalara rağmen bahtiyarım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk’ü sevdim, seviyorum, seveceğim.</p>
<p>Ama bunun sonunda ısdıraplar varmış, felaketler varmış, hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş; hepsi kabul!</p>
<p>Büyük Türk ırkı sağ olsun!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, aradan bunca zaman geçer fakat bir gün gelir “Bozkurtların Ölümü”, “Bozkurtlar Diriliyor” ile biter. “Yolların Sonu”nda “Ruh Adam” “Deli Kurt”uyla yeniden sahneye çıkar ve Atsız gelecek kuşaklara Türk olmanın gururuyla seslenmeye devam eder.</p>
<p>Çünkü o şöyle düşünmekteydi ve şöyle demekteydi:</p>
<p>Türk duygusu her Türkçüye en tatlı kımızdır;</p>
<p>Türk ülküsü candan da aziz bayrağımızdır.</p>
<p>…</p>
<p>Darbeyle gönüllerde yatan ülkü silinmez!</p>
<p>Atsız yere düşmekle bu bayrak yere inmez!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet “Mazi-hâl-istikbal” dairesinden yola çıkarak aktarmaya çalıştığımız Türklüğün ebedî ve edebî ruhunun coşkusuyla dün olduğu gibi bugün de Türk milliyetçileri olarak dimdik ayaktayız. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni kendimize rehber edinerek dünyada ve ülkemizde olup bitenleri, herhangi bir şekilde bir şeylere aldanmadan ve Türk milletini aldatmadan, çok yakından dikkatle takip etmekteyiz.</p>
<p>Bu sıralar kendilerini bu bağın bağbanı zannedip birtakım garip heveslere, arzulara kapılanlara; birtakım kulak tırmalayıcı garip sesler çıkaranlara diyoruz ki: “Biz bin yıldır buradayız, burada olmaya da devam edeceğiz. Çünkü bin yıldır üzerinde hayat bulduğumuz bu toprakların bir ruhu vardır. Bu ruhun ete kemiğe bürünmüş adı da Türk’tür, Türk milletidir. Bu böyle biline!”</p>
<p>Sözü, Bayrak Şairimiz Arif Nihat Asya’nın Onlar adlı şiirinden şu dörtlüklerle noktalamak istiyorum:</p>
<p>Yurda, baş dedikleri bir</p>
<p>Ağır adakla geldiler</p>
<p>Ve şu bayraksız dünyaya,</p>
<p>Bayrakla geldiler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kopardılar ayı gökten,</p>
<p>Bir ipek dala astılar&#8230;</p>
<p>Yurt dediler, gölgesine</p>
<p>Ayaklarını bastılar.</p>
<p>…</p>
<p>Onlardan kaldı bu toprak&#8230;</p>
<p>Biz gezip tozmayalım mı?</p>
<p>Yabanlar kıskanır diye</p>
<p>Destan da yazmayalım mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Benim, dedemle yan yana</p>
<p>Yazılı kalacak adım&#8230;</p>
<p>Yıldızların söneceği</p>
<p>Güne yıldızlar sakladım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu/">Türklüğün ya da Türkçülüğün ebedî ve edebî ruhu</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/turklugun-ya-da-turkculugun-ebedi-ve-edebi-ruhu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 Mayıs Türkçüler Günü-Bir hafızanın ve duruşun adı</title>
		<link>https://millidusunce.com/3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özge Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 May 2026 11:17:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[1944 Olayları]]></category>
		<category><![CDATA[3 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir Özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasî Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türk kimliği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçüler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük-Turancılık Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=55070</guid>

					<description><![CDATA[<p>3 Mayıs Türkçüler Günü’nü yalnızca anmak değil, anlamak gerekir. 1944 olaylarından bugüne uzanan bu süreç, Türkçülüğün tarihî kökenlerini, milliyetçilik anlayışını ve günümüz dünyasındaki yerini sorgulayan bir bilinç ve farkındalık çağrısıdır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi/">3 Mayıs Türkçüler Günü-Bir hafızanın ve duruşun adı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi%2F&amp;linkname=3%20May%C4%B1s%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCler%20G%C3%BCn%C3%BC-Bir%20haf%C4%B1zan%C4%B1n%20ve%20duru%C5%9Fun%20ad%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi%2F&amp;linkname=3%20May%C4%B1s%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCler%20G%C3%BCn%C3%BC-Bir%20haf%C4%B1zan%C4%B1n%20ve%20duru%C5%9Fun%20ad%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi%2F&amp;linkname=3%20May%C4%B1s%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCler%20G%C3%BCn%C3%BC-Bir%20haf%C4%B1zan%C4%B1n%20ve%20duru%C5%9Fun%20ad%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi%2F&amp;linkname=3%20May%C4%B1s%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCler%20G%C3%BCn%C3%BC-Bir%20haf%C4%B1zan%C4%B1n%20ve%20duru%C5%9Fun%20ad%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi%2F&#038;title=3%20May%C4%B1s%20T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCler%20G%C3%BCn%C3%BC-Bir%20haf%C4%B1zan%C4%B1n%20ve%20duru%C5%9Fun%20ad%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi/" data-a2a-title="3 Mayıs Türkçüler Günü-Bir hafızanın ve duruşun adı"></a></p><h2 style="text-align: left;">Bir Günün Ötesinde Bir Anlam</h2>
<p>Bazı günler vardır ki, bir milletin zihninde, kalbinde ve hafızasında derin izler bırakır. 3 Mayıs da işte böyle günlerden biri. Türkçüler Günü olarak anılan 3 Mayıs, geçmişin gölgesinde kalmış bir tarihî olaydan çok daha fazlasını ifade eder.</p>
<p>Bugün 3 Mayıs’ı anmak kolay ama anlamak zor. Çünkü anlamak, yalnızca hatırlamayı değil, sorgulamayı ve gerektiğinde eleştirmeyi de gerektirir. Bu yazıyla, 3 Mayıs’ı hem tarihî hem de bugüne bakan yönleriyle nasıl yansıdığını anlamaya çalışacağım.</p>
<h2>Tarihî Arka Plan: 3 Mayıs 1944 Ne Anlatır?</h2>
<p>3 Mayıs Türkçülük Günü’nün kökeni, 1944 yılında yaşanan Türkçülük-Turancılık Davası’na dayanır. Bu süreç, yalnızca belirli kişilerin yargılanmasından ibaret değildi, aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin devlet ve toplum nezdinde nasıl konumlandırıldığını gösteren kritik bir kırılma noktasıydı. Tek parti döneminin hâkim olduğu bu yıllarda, devletin ideolojik alanı büyük ölçüde kontrol altında tutma eğilimi, farklı tonlardaki milliyetçilik anlayışlarına karşı da temkinli ve zaman zaman sert bir refleks üretmişti.</p>
<p>O dönemde bazı aydınlar ve fikir insanları, başta Nihâl Atsız olmak üzere, Türk kimliğini daha güçlü bir şekilde vurgulayan, dil, tarih ve kültür birliği üzerinden şekillenen bir düşünceyi savunuyordu. Bu yaklaşım, sadece bugünkü Türkiye ile sınırlı bir kimlik tanımının ötesine geçerek, tarihî ve kültür bağları üzerinden daha geniş bir “Türk dünyası” perspektifi sunuyordu. Ancak bu fikirlerin özellikle “Turancılık” boyutuna ulaşması, dönemin uluslararası dengeleri düşünüldüğünde hassas bir alan yaratıyordu. Çünkü bu söylem, dolaylı olarak Sovyetler Birliği sınırları içindeki Türk topluluklarına da atıf içeriyor ve bu durum dış politika açısından riskli bir ima olarak değerlendiriliyordu.</p>
<p>Süreç, Nihâl Atsız ile Sabahattin Ali arasında gelişen sert polemikler ve Atsız’ın dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu’na hitaben kaleme aldığı açık mektuplarla daha görünür hâle geldi. Bu tartışmalar, aslında fikrî bir ayrışmanın ötesinde, devletin hangi tür milliyetçilik anlayışını meşru kabul edeceği sorusunu da beraberinde getirdi.</p>
<p>Ancak asıl kırılma, 3 Mayıs 1944’te yaşandı. Ankara’da gençlerin ve aydınların bir araya gelerek bu davaya tepki göstermesi, başlangıçta bir destek gösterisi niteliği taşırken kısa sürede hükumet tarafından bir “düzen tehdidi” olarak yorumlandı. Bunun ardından gelen tutuklamalar, sorgulamalar ve işkence iddiaları, meselenin yalnızca bir fikir tartışması olmaktan çıkıp sert bir yargı sürecine dönüşmesine neden oldu.</p>
<p>Burada dikkat çeken en önemli nokta şu. Devlet, bu düşünceyi doğrudan bir isyan hareketi olarak değil, fakat kontrol edilmediği takdirde yön değiştirebilecek potansiyel bir ideolojik risk olarak değerlendirdi. II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde, Nazi Almanyası ile ilişkilendirilebilecek her türlü aşırı milliyetçi söyleme karşı duyulan hassasiyet de bu yaklaşımı güçlendirdi.</p>
<p>Sonuç olarak 1944 süreci, bir “haklı–haksız” denklemine indirgenemeyecek kadar karmaşıktı. Bu olay, daha çok Türkiye’nin fikir özgürlüğü, devlet refleksi ve milliyetçilik anlayışı arasındaki gerilimi gösteren erken bir sınav olarak okunmalı. Belki de en önemli çıkarım şu, eğer bu süreç bastırma yerine tartışma üzerinden yürütülebilseydi, Türkçülük bugün çok daha dengeli ve kapsayıcı bir düşünce zemini üzerinde şekillenmiş olabilirdi.</p>
<p>3 Mayıs 1944’te yaşanan olaylar bu sürecin sembol günü hâline geldi. Gençlerin ve aydınların bir araya gelerek gösterdiği tepki, yalnızca bir protesto değil, aynı zamanda bir fikrin sahiplenilmesiydi. İşte bu yüzden 3 Mayıs, bir dava gününden ziyade bir “duruş günü” olarak anlam kazanmıştır.</p>
<h2>Türkçülük Nedir? Dar Bir Kavram mı, Geniş Bir Ufuk mu?</h2>
<p>Türkçülük denildiğinde çoğu zaman akla tek boyutlu, katı ve dışlayıcı bir anlayış gelebiliyor. Oysa Türkçülük, doğru anlaşıldığında bundan çok daha derin ve kapsamlı bir fikir.</p>
<p>Türkçülük; bir milleti yüceltmekten ziyade, o milletin değerlerini anlamak, korumak ve geliştirmekle ilgili. Diline, tarihine, kültürüne sahip çıkmak, geçmişten gelen mirası geleceğe taşımaktır. Bu yönüyle Türkçülük, bir “üstünlük” iddiasından çok bir “aidiyet” meselesidir.</p>
<p>Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkıyor. Türkçülük, sadece geçmişe bağlı kalmak mıdır, yoksa geleceği inşa etmek midir?</p>
<p>Eğer Türkçülük yalnızca geçmişe övgüyle sınırlı kalırsa, zamanla donuk bir ideolojiye dönüşebilir. Fakat geçmişten güç alıp geleceğe yön veriyorsa, işte o zaman yaşayan bir düşünce hâline gelir.</p>
<h2>3 Mayıs’ın Bugüne Yansıması: Anmak mı, Anlamak mı?</h2>
<p>Bugün 3 Mayıs geldiğinde çoğu kişi için bu tarih, sosyal medyada paylaşılan birkaç sözden ibaret kalabiliyor. Oysa asıl mesele, bu günü “anmak” değil, “anlamak”tır.</p>
<p>Anmak kolaydır. Birkaç cümleyle, birkaç sembolle bu günü geçiştirmek mümkündür. Ancak anlamak, sorgulamayı, düşünmeyi ve hatta eleştirmeyi gerektirir.</p>
<p>Bugün kendimize şu soruları sormamız gerekir:</p>
<p>Türkçülük bugün ne ifade ediyor?</p>
<p>Bu fikir, genç nesiller için ne kadar anlamlı?</p>
<p>Biz gerçekten bu düşüncenin özünü kavrayabiliyor muyuz?</p>
<p>Eğer bu sorulara samimi cevaplar veremiyorsak, 3 Mayıs sadece geçmişte kalmış bir anı olmaktan öteye geçemez.</p>
<h2>Milliyetçilik ve Modern Dünya: Çatışma mı, Uyum mu?</h2>
<p>Günümüzde küreselleşmenin etkisiyle kimlik kavramı ciddi bir dönüşüm geçiriyor. İnsanlar artık sadece bir millete değil, aynı zamanda daha geniş bir dünyaya ait hissediyor.</p>
<p>Bu noktada Türkçülük ve milliyetçilik, bazı kesimler tarafından çağ dışı bir anlayış olarak görülebiliyor. Ancak bu bakış açısı eksik bir değerlendirmedir. Çünkü bir insanın kendi kimliğini bilmesi, onu dünyadan koparmaz, aksine daha sağlam bir şekilde var olmasını sağlar. Kendi köklerini bilen bireyler, başkalarının değerlerine de daha saygılı olur.</p>
<p>Asıl sorun, milliyetçiliğin yanlış yorumlanması. Eğer milliyetçilik başkalarını dışlamak üzerine kurulursa, bu bir çatışma yaratır. Ama kendi değerlerini korurken başkalarına da alan tanıyorsa, işte o zaman uyum sağlar.</p>
<h2>Gençlik ve 3 Mayıs: Gelecek Kimin Elinde?</h2>
<p>3 Mayıs’ın en önemli boyutlarından biri de gençliktir. Çünkü 1944’te sokaklara çıkan, fikirlerini savunanlar gençlerdi. Bugün de aynı sorumluluk genç neslin omuzlarında.</p>
<p>Ancak günümüz gençliği, geçmişten farklı bir dünyada yaşıyor. Teknoloji, sosyal medya ve hızlı bilgi akışı, düşünce yapısını ciddi şekilde etkiliyor. Bu noktada gençlerin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, yüzeysellik. Her şeyin hızlı tüketildiği bir dünyada, derin düşünmek giderek zorlaşıyor.</p>
<p>O yüzden 3 Mayıs, gençler için bir hatırlatma olmalı. Düşünmeden savunmak değil, anlayarak sahip çıkmak gerekiyor.</p>
<h2>Eleştirel Bir Bakış: Tabu mu, Tartışma mı?</h2>
<p>3 Mayıs ve Türkçülük konusu, zaman zaman dokunulmaz bir alan gibi görülüyor. Oysa hiçbir fikir eleştiriden muaf olmamalıdır.</p>
<p>Gerçek bir düşünce, sorgulandıkça güçlenir. Eğer bir fikir eleştiriye kapalıysa, zamanla zayıflar ve anlamını yitirir. Bu yüzden 3 Mayıs’ı değerlendirirken sadece övgüyle değil, aynı zamanda eleştirel bir bakışla yaklaşmak gerekiyor.</p>
<p>Hangi noktalar doğruydu?</p>
<p>Hangi hatalar yapıldı?</p>
<p>Bugün olsa neyi farklı yapardık?</p>
<p>Bu sorular, geçmişi yargılamak için değil, geleceği daha sağlam kurmak için sorulmalıdır.</p>
<h2>Bir Gün Değil, Bir Bilinç Meselesi</h2>
<p>3 Mayıs Türkçüler Günü, yalnızca bir tarih değil. Bu gün, bir milletin kendi kimliğini anlama çabasının sembolü. Ancak bu sembol, sadece geçmişte yaşanan bir olay olarak kalmamalı. Bugün de, yarın da, her dönemde yeniden yorumlanmalı ve anlamlandırılmalı. Çünkü kimlik dediğimiz şey sabit değildir. Zamanla değişir, gelişir ve dönüşür. Önemli olan, bu dönüşüm sürecinde özümüzü kaybetmeden ilerleyebilmektir.</p>
<p>3 Mayıs bize şunu hatırlatıyor. Kendini bilen bir millet, yolunu kaybetmez. Ama kendini sorgulamayan bir millet, zamanla kendine yabancılaşır.</p>
<p>İşte bu yüzden 3 Mayıs, sadece bir anma günü değil, bir farkındalık, bir bilinç ve bir sorgulama günüdür.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi/">3 Mayıs Türkçüler Günü-Bir hafızanın ve duruşun adı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/3-mayis-turkculer-gunu-bir-hafizanin-ve-durusun-adi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
