Çağımızda İslâm düşüncesinin sorunları ve çözüm yolları-2
Bildiğimiz üzere İslâm, adı doğrudan Allah tarafından verilmiş bir dinin adıdır ve “teslim olma, boyun eğme, barışa ve huzura kavuşma, huzur ve esenlik” anlamlarına gelen Arapça bir kelimedir. Kur’ân’da birçok yerde, İbrahîm Dîni olarak anılmaktadır. Bir yerde de Hz. Musa’yı takip eden İsrailoğulları peygamberlerinden,“…kendisini Allah’a teslim etmiş peygamberler...(en–nebiyyunellezîne eslemû) olarak söz edilmiştir [Mâide 5/44].
İslâm dîni, yani Kur’ân, pek çok açıdan karışık ve sorunlu bir topluma, Mekke’de, 610 mîlâdî yılında Hz. Muhammed (s.a.s.)’e indirilen ilk vahiyle başladı ve Medine’de 632 yılında tamamlandı.
Özetle İslâm her türlü gelişmesini ve seyrini yakından takip edebildiğimiz Mekke-Medine coğrafyasının 610–632 yılları arasındaki kesitini tarihî, siyasî, içtimaî, ahlâkî ve kültürel yönden aksettiren ve bir “model”, sanki bir laboratuar malzemesi olarak alınan bir bölgeden hareketle bütün insanları “doğru yol”a ileten bir dîn’dir.
Bu dîn’in kitabı Kur’ân da, “İslâm”ın insanlığın doğal dini (religio naturalis) ve bu doğal/tabiî dinin de, fıtrat dini (ed-dînu’l-fitra) veya yaratılış dini, yani insanın hem dış hem de iç dünyasına uygun ya da kısaca “dosdoğru inanç/din” olduğunu söyler. [Rûm 30/30]
Bütün insanlık, istisnasız Allah tarafından bu din üzerinde yaratılmıştır. Allah, bu tabiî dini, bütün insanlık için seçmiştir. [Bakara 2/132]
Buna göre bu dini seçen kimseye, müslüman denir ve bir müslüman, “İslâm”kelimesinin gerek sözlük gerek Kur’ân’daki anlamına dayalı olarak Allah ile ve insan ile barış yapmış ve biliş tutmuş bir kişidir. Allah ile barış yapmak demek O’nun Emrine ve İrâdesine mutlak teslim olmadır. İnsan ile barış yapmak ise, sadece başkalarına kötülük etmek ve onları incitmekten kaçınma değil, aynı zamanda onlara iyi ve hoşgörülü davranma ve iyilik yapma demektir.
Bu husus Kur’ân’da şöyle ifade edilir : “Hayır, öyle değil; iyilik yaparak kendini Allah’a veren kimsenin ecri Rabbi’nin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” [Bakara 2/112]
Aslında barış ve esenlik, İslâm’da hâkim fikirdir ve İslâm’ın gösterdiği hedef, çağırdığı amaç “esenlik yurdu” (dâru’s-selâm)dur [Yûnus 10/25]. Böylece İslâm, özü itibariyle bir barış ve esenlik dinidir.
İşte bu Kitâb’ın ilk sözü olan “Oku” emriyle risâlet görevine başlayan örnek ve güvenilir insan Hz. Muhammed (s.a.s.), Cahiliye devri denen İslâm öncesi Arap coğrafyasını ve hattâ insanlığın inanç sistemini temelinden sarsmış ve tarihin akışına girerek ona müdahale etmiş, değiştirmiş ve insanı ve bütün insanları, süreklilik, yani istikrar içinde bir inanç ve ahlâk dairesinde yaşamaya ve en önemlisi de üreteceği bilimsel bilgi ve uygulamalarla “emrine müsehhar kılınmış ve insana bir emanet olarak verilmiş” evreni bozmadan ve tüketmeden geliştirmeye, sırlarını çözmeye ve korumaya; kısaca bu Tevhîd Dîni’nde bütünleşmeye çağırmıştır.
Çünkü tevhîd, diğer ilâhî dinlerin olduğu gibi, İslâm’ın da vazgeçilmez şartıdır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de,
“Gerçek şu ki, bu (tevhîd ve İslâm dîni), bir tek din olarak sizin dininizdir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde başkasına değil, Bana kulluk edin.” [Enbiyâ 21/92] buyurulmaktadır.
T e v h î d’ i genel anlamda “Kelime-i Tevhîd”, yani “Lâilâhe illallah Muhammedun Resûlullah” [Allah’tan başka ilâh yoktur Muhammed Allah’ın Resulüdür] ifade etmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm, varlıksal/ontolojik açıdan tek önceliği Allah’a verir. Bunun böyle olması da son derece tabii ve doğrudur. Kur’ân’ın sayfaları arasında zikredilen her türlü kıssa, inanç, ibadet ve ahlâk esasları da kesinlikle “zanna” dayanmaz, ama “gabya îmânı” yani Allah’a îmanı şart kılan vahyin “doğru” bilgisine dayanır.
Vahyin gerçek yönü de, Allah katındaki hakikattir.
Bu hakikati görebilmek, idrak edebilmek ve lâyık-ı vechile kavrayabilmek için, şuurlu bir biçimde bilgiye ulaşma niyeti ile gerek maddî gerekse manevî sebep-sonuç ilişkilerini keşfetmek, ortaya çıkarmak, sonra da samimiyetle inanmak şarttır. Bir başka ifade ile insanoğlu, önce bilecek, sonra da inanacaktır.
Esasen Kur’ân, Hz. Peygamber’e (s.a.s.) emrolunan ve onun da mü’minlere teblîğ ettiği “doğru yol”dan ayrılmamak şartıyla, o güne kadar “ataların izinden” yürümeyi sünnet bilmiş Arapların bilmedikleri ya da kullanmaya yanaşmadıkları yeni bir şeyi mutlaka yerine getirmelerini istemiştir. O da, insanların dinin hakikatini anlamak için düşünmeleri ve akıllarını kullanmalarıdır.
Çünkü dinin her türlü emir ve yükümlülükleri, bunları değerlendirme ve hakikatini anlama gücüne sahip insana, insanın aklına yönelmiştir. Bu durumda Allah’a iman etmenin ve O’nu tanımanın tek yolu da akıl’dır, bilgi’dir.
Bu sebepten inanma ile bilgi arasındaki ilgi ve ilişki meselesi, İslâm düşüncesinin çok önemli ve temel konularındandır.
Kur’ân-ı Kerîm’de yüzlerce yerde, “düşünmüyor musunuz? Akıl erdirmiyor musunuz?” diye sorulmakta; “düşünme ve tefekkür” emredilmekte; “dolaşarak araştırıp ibret alma” ve “ilim ve ilme teşvîk” buyurulmaktadır.
Bu nevi ayetlerde tekrar tekrar gündeme getirilen “düşünme”, “tefekkür”, “görme” ve “ibret alma” ifadeleri, Allah’ın varlığını ispat ya da onunla ilgili delilleri bulmak için çabalamak değil; insanın kendini bütünüyle Allah’a vererek ve O’na olan “bağlılığını” unutmayarak Allah’ı “keşfetmek” ve O’nu “bulmak” yolunda “gabya îmân” idrakini geliştirmesi demektir.[1]
Kur’ân’a göre insanlar, artık zanna uymayı terk ederek akıllarını kullanacak, Allah’ın nimetleri üzerinde düşünecek, geçmiş olaylardan ibret alacak ve tamamını Allah’ın ayetleri olarak vasıflandırdığı “evren”in hakikatini anlamaya ve sırlarını çözmeye yönelecek, gözlerini ve gönüllerini öğrenmeye ve bilmeye ve bilgi üretimine açacaklardır. Böylece onlar, artık girişecekleri bu ciddî irâdî faaliyetin sonucunda da bilimsel bilgiyi en üst seviyelere çıkararak onu Kur’ân’ın gösterdiği istikamette insanlığın hayrına sunma becerisini göstereceklerdir, göstermelidirler.
Kur’ân’ın inananları sürekli kendi iradeleri ve gayretleriyle bilimsel bilgiye ulaşmaya teşvik özelliği, her şeyden önce, onun, körü körüne inanan insanlar değil, bilgili, araştırıcı, soran, sorgulayan, düşünen ve akıllarını kullanan bir aydın mü’minler topluluğu meydana getirmek isteğinin açık delilidir.
Esasen Kur’ân’ın bu amacı, tekrar edelim ki, insanlara ahlâk, tarih, coğrafya, hukuk, tıp, teknik ve benzeri alanlarda hazır bilgiler vermek değil, onların îmân ve ahlâkî irade ile donanmış hikmet sahibi, âdil ve aklını kullanan kimseler olarak, özellikle bu alanlarda “bilimsel bilgi”ye ulaşmaya çalışmalarını ve elde ettikleri bilgileri aynı inanç ve ahlâkî yaklaşımla insanlığa sunmaları için gerekli yolları ısrarla ve çok çeşitli örneklerle göstermektir.
Unutulan gerçek şudur: Kur’ân-ı Kerîm, “düşünmek”, “tefekkür etmek”, “ibret almak” şeklinde ifade edilen akıl üzerinde ısrarla ve önemle durur. Kur’ân’a göre akıl, hakemdir ve doğruyu eğriden ayırmak üzere başvurulan esaslı bir prensiptir.
Türklerin itikadda mezhep önderi olarak kabul ettikleri İmam Mâturîdî’ye göre de Allah aklı yararlı ile zararlıyı belirlemede, iyi ile kötüyü ayırt etmede kullanılması gerekli bir vasıta, bir araç olarak yaratmıştır.[2] En önemlisi de akıl, insanı Allah’ın ayetlerini, yani evreni anlamaya ve sırlarını çözmeye muktedir kılan insan yeteneğini ifade eder.[3]
Burada Allah’ın ayetleri/delilleri ile akıl arasındaki çok önemli bir ilgi, gündeme getirilmeli, dikkate sunulmalıdır:
Allah ile insan arasında iki çeşit haberleşme vardır.
Biri sözlüdür, her iki taraf da insanın dilini kullanarak meramını anlatır.
İkincisi ise sözsüzdür. Allah, evrenin/tabiatın ayetlerini/delillerini; insan da vücudunun hareket ve işaretlerini kullanarak meramını anlatır.
Her iki halde de haberleşmeyi Allah başlatır. İnsan Allah’ın hitabına cevap vermek durumundadır.
Tanrı’dan insana doğru konuşmanın tipik bir örneği olan vahiy, hem Allah’ın sözlü ayetlerini hem de tabiatın/evrenin sözsüz ayetlerini içerir ve Allah, bu ikisi arasında bir ayırım yapmaz.
Çünkü bunların her ikisini de ancak düşünen, araştıran, aklını kullanan öz akıl sahipleri anlayabilirler.[4](İnne fî zâlike le-ayâtin li-kavmin ya‘kılûne=Şüphesiz bunda nice deliller ve ibretler vardır; fakat bunları anlayabilmek için aklın kullanılması gerekir.) [Rûm 30 / 23–24]
“Ayet” kelimesi, İslâm öncesinde de kullanılan bir kelimedir; ama o zaman dinî anlamda değil, sadece ve daima tabiat ile ilgili olarak kullanılmıştır. Bu da, İslâm düşüncesi ile Batı düşüncesi arasındaki farklılığın temel ayırım noktalarından birini teşkil eder.
Bu farklılığın işaret taşı varlık kavramıdır.
Arap dili, maddî varlıklar alanında fevkalâde zengin kelime ve kavram dağarcığına sahiptir. Ancak bu dağarcıkta eksik olan çok önemli soyut kavramlardan biri, varlık kavramıdır.
Eski Yunan felsefesindeki “to einai / being” kavramı, Araplar tarafından “kâne=olmak”tan “kevn / oluş”, “vecede=bulmak”tan “vucide / bulunmak” kavramları ile karşılanmaya çalışılmıştır. Bunlardan sadece “vücud” kelimesi edilgen şekliyle “bulunmuş olmak” şeklinde anlaşılarak Yunanca “einai / varlık”ın Arapça karşılığı haline getirilmiştir.
İşte Batı düşüncesinde çok önemli bir yer işgal eden “varlık bilimi / ontology ” meselesi de İslâm öncesi, hattâ İslâm sonrası Arap düşüncesinin, maalesef, çok ilgilendiği bir konu olmamıştır.
Neden? Çünkü “varlık” mücerret / soyut bir meseledir ve Araplar da genel olarak “metafizik / fizikötesi” âlemle pek ilgilenmemişlerdir de ondan.
Bedevî Arap yalnız ferdî / bireysel ve müşahhas / somut şeylerle, daha doğrusu eşyanın görünür yanıyla daha ilgili idi. Meselâ onlar çevrelerindeki maddî varlıkları, eşyayı, bitkileri, hayvanları en ince ayrıntılarına kadar inceler; her birine ayrı birer isim verir ve böylece dillerinin zenginliği ile övünürlerdi. Her varlığın görünüşü ile böylesine ilgilenen bu insanlar, ne yazık ki maddeden manaya geçip tek tek varlıklardan küllî kavramlara ve soyuta ulaşamamışlardır.[5]
Dolayısıyla varlığın cevherine ve sıfatlarına şümullü ve analitik bakabilmek, Arap aklının yapamadığı şeydir. Mısırlı bilgin Ahmed Emin, bakın bu hususta ne diyor: [6]
Üstelik o (Arap), bir şeye baktığı zaman fikrini tamamen o şeyle doldurmaz, onun zihninde uyandırdığı duygu ile ilgilenir. Bir ağacın önünde durursa onun bütünüyle uğraşmaz, gözünü ağaçtaki özel bir noktaya takar, meselâ kökünün düzgünlüğüne, dallarının güzelliğine bakar; bir bahçenin önüne gelirse, bahçeye bir fotoğraf makinesi gibi bakmaz, gözünü bütün bahçeye çevirmez, bir arı gibi çiçekten çiçeğe uçar ve her çiçekten bir tad alır… Hâsılı Yunan aklı bir şeye bakınca ona küllî açıdan bakar, bütün olarak onu inceler ve tahlil eder. Arap aklı ise onun içine girmez, çevresinde döner, ondan çeşitli inciler alır, ama bunları bir ipe dizip bir araya getirmez.
İşte Kur’ân’ın ısrarla gündeme getirdiği ve üzerinde durduğu akıl, felsefe ve teknik alanda kullandığımız “akıl yürütme” ve “mantık” değil, kalbin yani insanın manevî bütünlüğünün “akletme” (ya‘kılûn) faaliyetidir.
Kalbin/insanın manevî bütünlüğünü akletmesi, yani aklî melekelerini çalıştırması, ahlâk ile aralarındaki ilişkiyi sağlamlaştırması ve hattâ ahlâkla bütünleşmesi demektir. Çünkü Kur’ân’da “akletmek” ile “ahlâklı olmak” sanki örtüştürülür. Nitekim “ ” fiilinin türevlerinin kullanımları da buna işaret eder. Aslında Türkçemiz, “uslu” kelimesi ile bu örtüşmenin en ilgi çekici birlikteliğini sunar. Dilimizde “uslu olmak”, “akıllı”, ama daha da fazlasıyla “ahlâklı olmak” demektir.
Öyle ise, Kur’ân-ı Kerîm’e göre Allah’ın iradesi ve beyanı, ahlâkî değerin, ahlâk kanununun nedeni değil; sadece insanların ahlâklı olmalarının, ahlâklı yaşamalarının nedenidir. Yani ahlâkî bir değer ya da emir, Allah emrettiği ya da beyan ettiği için iyi ve mükemmel değildir.
Fiiller / eylemler ve “şey”ler, vahiyden önce de, doğalarında iyilik ya da kötülüğü taşırlar.
İnsan aklederek bir fiilin veya bir ahlâkî değerin “doğru” ve “iyi” olduğunu bulabilir. Esasen Allah da onu “iyi” ve “doğru” bir ahlâkî değer olarak görmektedir.
İslâm düşünce tarihinde iki önemli düşünce okulunun en meşhuru olan Eş’arîlik ise, bu görüşün tam aksini savunur. Yani İlâhî irade, ahlâkî değerin ve ahlâk kanunun nedenidir. Bunun anlamı kısaca şudur: İyi veya kötü, Allah öyle istediği ve bildirdiği için iyi veya kötüdür.
Müslüman yöneticilerin pek iltifat etmediği, ama aslında İslâm düşüncesinin çok değerli okullarından Mutezile ve Mâtüridîliğe göre ise insan, daha önce de söylediğimiz gibi, iyi veya kötünün iyilik veya kötülüğünü aklı ile bilir.
Bunun anlamı da şudur:
İyi veya kötü olarak işlenen her işin sorumluluk ve yükümlülüğü, doğrudan insana ve insanın aklına aittir.
Kur’ân’ın, yani İslâm’ın mesajının özü bu olmasına rağmen, bu fevkalâde yüce mesajı hayata geçirme işinde her zaman başarılı olunduğu söylenemez. Maalesef tarih boyunca bu özden, bu yüce mesajdan ciddî sapmalar olmuş ve çok kötü bozulmalarla karşılaşılmıştır.
Nitekim her din gibi Müslümanlık da bölgeler, toplumlar ve toplumlara egemen olma hırsı ile yanıp tutuşan siyasetçiler ve din bilginlerinin elinde dönüştürüldüğü “sistem” açısından, önemli ölçüde aslî ve öz yapısından, temel mesajından uzak bırakılmıştır.
Allah, “kendisiyle girişilen ahlakî ve varoluşsal ilişkinin içinde, kendisiyle yeryüzünde karşılaşılan, insanlarla beraber olan, onlara şah damarlarından daha yakın olduğundan kelâmcıların giriştiği gibi ‘ispat’ edilmesi için bilmem kaç tane mantıkî güçlü delile ihtiyaç hissedilmeyen halkın ve kalbin/gönlün Allah’ıdır.”[7]
Oysa bugün ulemanın camilerde ya da halk için kaleme alınmış ilmihal kitaplarında insanımıza sundukları Allah, hiç de sımsıcak, daima içimizde ve beraber olduğumuzu hissettiğimiz “Vedûd”( Çok Seven, Çok Şefkatli) Allah değildir.
Meselâ bu anlayış sonunda, “Ehl-i Sünnet’in (özellikle Eş‘arîliğin) Allah ile insan arasında kurduğu ilişki, bir taraftan sonsuz merhamet; diğer taraftan da sonsuz (mutlak) güç ilişkisi olduğu için (Adalet’e dayanmadığı için); ne yapacağı belli olmayan, insana yaptıkları ve yapabilecekleri ölçülemeyen, bilinemeyen, tahmin edilemeyen, istediğini yapan, insanî düzlemde anladığımız ahlâk kavramlarıyla yapacakları ve yaptıkları (insana yaptıkları) anlaşılmayan bir Allah tasavvuru ortaya”[8] çıkmıştır.
“Kadere karşı gelinmez”,
“Her şey Levh-i Mahfûz’da yazılıdır; değişmez; değiştirilemez”,
“Allah’ın yazdığı bozulmaz”,
“Hikmetinden sual olunmaz”,
“Mukadderata boyun eğmek lâzım”,
ve benzeri yüzlerce söz ve duayı, yerine göre, rızık için, ecel için ve en başta da kader için arka arkaya sıralarız ve güya kendimize göre teselli vesilesi buluruz ya da kendimizi temize çıkarırız.
Bu türlü davranışın anlam ve amacı, doğrudan insana ait olan ve olması gereken sorumluluklar ve sonuçlarının Allah’a atfedilerek sorumluluktan kurtulma kurnazlığıdır.
Örnek mi? O kadar çok ki…
Meselâ sıkça karşılaştığımız trafik ve tren kazaları, maden ocaklarındaki grizu patlamaları, depremler, heyelan, sel ve çığ felâketlerinden ya da en acısı, geçen yıllarda hac sırasında vuku bulan tünel faciasında hayatını kaybeden binlerce insanın ölümlerinden sonra, bu olaylarda can kaybına sebebiyet verenlerin ihmalleri soruşturulacağı yerde, yetkililer tarafından hiç utanmadan ve sıkılmadan bütün bu olup-bitenler “Allah’ın takdiri / takdîr-i İlâhî” olarak nitelendirilmiş ve dolayısıyla kendi sorumlulukları ortadan kaldırılmıştır.
Çok tehlikeli olarak da, olaylara bu türlü yaklaşmakla sadece Allah’a suç isnad edildiği hiç akla getirilmemiştir.
Şüphesiz bu hususlarda her şeyden önce insan hatasından söz edilmesi gerekir.
Nitekim gelişmiş ülkelerde böyle bir kaza ya da afet vukuunda, sorumlular ve ilgililer hemen sigaya çekilir.
Yine gelişmiş ülkelerde, çok büyük şiddetteki depremlerde bile ciddî hasarlara rastlanmazken, müslümanların ülkeleriniz insan ve bina kaybı çok yüksek oranlara çıkabiliyor.
Böylesi bir durumda, ilgililerin ve sorumluların hemen soruşturulması ve gerekenin yapılması istendiğinde ya da gelişmiş ülkelerde insana saygının tabii bir gereği olarak soruşturma işinin mutlaka yapıldığı ve sorumluların -kimliklerine bakılmaksızın- hemen cezalandırıldığı hatırlatıldığında, “depremler, trafik kazaları, tünel çöküntüleri, sel baskınları vs. gibi toplu ölümlere sebep olan afetlerde bizim bilemeyeceğimiz birtakım hikmetlerden” dem vurulmakta, ama böylece -hâşâ- Allah’a iftira edildiği düşünülememektedir.
Üstelik böyle düşünen kafalar (!) “bu hikmetinden sual olunmayacak musibetlerin ve âfetlerin” neden hep müslümanların ülkelerinde çok korkunç tahribata yol açtığına ise makul ve mantıklı bir cevap verememektedirler.
Bu durumda çok haklı olarak, böyle bir ‘Allah’ tasavvuruna ve O’nun insanlarla ilişkisini değişmez bir biçimde düzenleyen ‘kader’ teorisine sahip olan toplumumuzda nasıl koruyucu hekimlik, trafik kazaları, çocuk ölümleri, çevre koruma ve benzeri, insanın hayatını korumak ve kolaylaştırmak üzerine ciddi politikalar geliştirilebilir? Kaderinin önceden öyle yazıldığına inanan bir mü’min, nasıl olur da toplumundaki ekonomik ve sosyal fırsat eşitsizliklerini, sosyal ve ekonomik adâletsizlikleri, hattâ dinî sömürüyü ortadan kaldırmak için mücadeleye girişebilir? tarzında onlarca hayatî sorular soruluyor, ama ilgililer ve sorumlular nedense hiç işitmiyorlar.
Gerçekten Allah’ın mutlak ve baş edilemez kudreti karşısında ezilen bir mü’minin, Resûlullah ve ashabının yaptıkları ve bize örnek olarak bıraktıkları gibi, tarihin akışını değiştirecek derecede ve güçte etkili ve dirayetli olabilmesi mümkün değildir. Bu sonucu doğuran etkenlerin başında da, hiç şüphe yok ki, Sünnî/Eş’arî öğretisinin ürünü olan din kültürü ve eğitiminin şekillendirdiği “edilgen insan tipi” yer almaktadır.
Bu eğitimde, ahlâkın Allah’a izafe edilmesi hususunda ciddi kopukluk vardır.
Oysa ahlâk, uzmanların ittifakla belirttikleri gibi, her şeyden önce bir “ilişki”dir. Bir kişi ile bir kişi, kişi ile toplum, bir toplum veya bir insan ile Tanrı arasında hür ve belirli bir niyete bağlı (kasdî/amaçlı) bir ilişkidir. Bu ilişki bir davranış veya bir “tutum”a dayalı olan ve mutlaka bir sonuç ve sorumluluk doğuran bir ilişkidir. Ahlâka konu olan eylem, ya medhi (övgüyü/yüceltilmeyi) ve sevabı (ödülü); ya da zemmi (kınanmayı) ve ikabı (cezalandırmayı) gerektirir.
Esasen Kur’ân açısından bir eylemi ahlakî kılan şey, bu ahlakî ilişkiye katılan tarafların her ikisine, yani fiili işleyen ile işlenene sağladığı mutluluk, sevinç, haz ve fayda oluşudur.
İşte bu noktada şu soruyu cevaplamakta zorlanıyoruz:
İslâm düşüncesinde neden ahlâkın objektifliğini savunarak onu büyük ölçüde “akıl” ile temellendiren Mu’tezile ve Mâturidî okullarının öğretileri değil de, subjektifliği savunarak “vahiy” ile izah eden Eş’arî okulunun görüşleri resmîleştirilmiştir?
Acaba bunun arkasında, kendilerine tâbi olanları Allah’ın mutlak kudret ve iradesi ile O’nun değişmez takdîrini gerekçe göstererek itaata ve tereddütsüz bağlılığa sevk etme becerisi gösteren yönetici ya da egemen sınıfın siyaseti mi yatmaktadır?
Meselâ;
Mâturidî’ye göre fiiller ve şey’ler, vahiyden önce de kendi doğalarında iyiliği/kötülüğü, doğruluğu/yanlışlığı taşırlar. Aklen mümtenî, yani olması veya gerçekleşmesi mümkün olmayanı vahiy de mümtenî görür. Aklen vacip/zorunlu/farz olanı vahiy de vacip görür. Aslında vahiy, aklen mümkün olanı tasrih eder, açıklığa kavuşturur. Zamanla insan, hevâ ve hevesine uyarak ahlakî normları keyfîleştirdiğinden dolayı, Allah peygamber göndererek bunları düzeltir.[9]
Bu öğreti ise, çok açık ve kesin bir biçimde, yapıp-etmelerinden dolayı doğrudan insanın sorumlu olduğunu; çünkü onun işlediği fiillerini, aklı ve iradesi ile bizzat kendisinin tercih edeceğini ve etmekte olduğunu göstermektedir.
[1] Krş. Fazlur Rahman, Ana Konularıyla Kur’an, 57 vd.
[2] İmam Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd, 172’den Sönmez Kutlu, “Mâturîdî Akılcılığı ve Günümüz Sorunlarını Çözmeye Katkısı”, e-makâlât Mezhep Araştırmaları, II/1 (Bahar 2009), 11.
[3] T. Izutsu, Kur’ân’da Allah ve İnsan, çev. Süleyman Ateş, Ankara: A.Ü.İ.F.Yay. 1975, 61.
MİSAK yazarlarından Ethem Ruhi Fığlalı 1937 yılında Burdur’da doğmuştur. 1959'da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1961-1964 yılları arasında Konya İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1964-1965 yıllarında Burdur İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı,1965-1966 yıllarında Kayseri İmam-Hatip Lisesi Müdürlüğü ve Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1966-1970 yılları arasında İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü Müdür Başyardımcılığı ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Öğretmenliği, 1970-1971 yıllarında Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü Müdürlüğü ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Dersi Öğretmenliği yapan Fığralı, 1971'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsü Asistanlığına atanmıştır. 1972'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsünde “İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri” başlıklı teziyle “İlâhiyat Doktoru” ünvanını, 1977'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde “Ahmediyye Mezhebi (Kâdiyânilik)” başlıklı teziyle “Üniversite Doçenti” ünvanını ve 1982'de Ankara Üniversitesinde “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Tetkik)” başlıklı takdim teziyle “Profesör” ünvanını kazanmıştır. 1982, 1985 ve 1988 yıllarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanlığı, 1984'te Dekanlık görevinin yanında Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcılığı, 1992 ve 1994 tarihlerinde Muğla Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü görevlerinin yanında YURT-KUR Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türkiye Stratejik Araştırmalar Millî Komitesi üyeliği, Türkiye Sosyal ve Beşerî Bilimler Millî Komitesi Başkanlığı, Yükseköğretim Kurulu Üyeliği, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği g,b, görevler de yürütmüştür. 1996'da DENBİR tarafından verilen “Bilimde Üstün Hizmet Ödülü”nün, 1999'da Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi tarafından aslî üyelik ve “Ordinaryüs Profesör” unvanının, 2000'de Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi tarafından verilen “Aytmatov Akademisi Aslî Üyeliği"nin, 2005'te Uluslararası Rotary 2004-05 Dönem Başkanı Glenn E. Estess Sr. adına 2440’ıncı Bölge Governor’u tarafından, Marmaris’te yapılan Yüzüncü yıl (2004-05) kutlamasında verilen “Üstün Hizmet Ödülü”nün ve 2006'da T. C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından verilen “Vakıf İnsan” unvanının sahibi oldu. 2003 yılında emekli olan Fığlalı, Sıtkı Koçman Vakfı’nda Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. 2005 Vakıf Senedi gereği Sıtkı Koçman’ın vefatı (13.10.2005) üzerine Sıtkı Koçman Vakfı Başkanı oldu. 2010 yılında bu görevinden istifa etti. İngilizce, Arapça ve Fransızca bilen FIĞLALI, 30 Ağustos 1959 yılından bu yana Fakülteden sınıf arkadaşı Semiha Ertuğrul Hanımefendi ile evlidir ve dört kız beş torun sahibidirler. ARAŞTIRMA VE YAYINLARI I. TELİF KİTAPLAR: 1. Çağımızda İtikadî İslâm Mezhepleri, İstanbul: Selçuk Yayınları, 1980 (Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 2. Baskı: 1983; 3. Baskı: 1986, İran İslâm Devrimi ilâvesiyle 4. Baskı: 1990; 5. Baskı: 1991; 6. Baskı: 1993 ;7. Baskı: 1995 ; 8. Baskı: 1996 ; 9. Baskı: 1998) ; 10. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık; 1999; 11. Baskı: İstanbul: şa-to İlâhiyat, 2001; 12. Baskı: İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay., Aralık 2004. 2. İslâm’a Karşı Cereyanlar: Bâbîlik ve Bahâîlik, Mecca: Muslim World League Yay. 1402/1981. 3. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi (Ortaokul 3. sınıf), Ankara: M.E.B. Yay. 1982 (13. Bs., 1994) 4. İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fakültesi Yay. 1983. 5. İmâmiyye Şîası, İstanbul: Selçuk Yayınları 1984 (2. Basım: İstanbul: Ağaç Kitabevi Yayınları, Kasım 2008). 6. Kâdiyânîlik (Ahmediyye Mezhebi), İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yay. 1986. 7. Mezhepler ve Tarikatlar Ansiklopedisi (Komisyon çalışması, Başkan: E.Ruhi FIĞLALI), İstanbul: Tercüman Yayınları, 1987. 8. Atatürk ve Din, Ankara: Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları No: 32, 1988 (Risale). 9. Türkiye’de Alevilik – Bektaşilik, İstanbul: Selçuk Yayınları 1990 (1.Bs.- Ekim 1990; 2.Bs.- Eylül 1991;3. Bs.- Temmuz 1994; 4.Bs.- Ağustos 1996; 5.Bs.- İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay.,Nisan 2006). 10. Kâdiyânîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 11. Bâbilik ve Bahaîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 12. Geçmişten Günümüze Halk İnançları İtibariyle Alevîlik – Bektaşîlik, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yay., 1994. 13. İmam Ali, Ankara: TDV Yay. , 1996 (2. Baskı: 1998). 14. Din ve Devlet İlişkileri, Muğla : Muğla Ü. Yay., 1997. 15. Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Yayına Hazırlayanlar: Ethem Ruhi Fığlalı, Taha Müftüoğlu, İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999 (2.Bs.2008). 16. Din ve Laiklik Üstüne Düşünceler, Muğla: Muğla Üniv. Yay., 2001. 17. Îtikâdî İslâm Mezheplerine Giriş, İzmir: İzmir İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yay. 2007. 18. Günümüz İslâm Mezhepleri, İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yayınları 2008 (630 s.). 19. İslâm Laiklik ve Türk Laikliğinde Uygulamalar, Ankara: Berikan Yayınları 2010. II. YAYIMLANAN KİTAPLARDA AYRI BÖLÜMLER: 1. “İslâmî Anlayışta İnsânî Değerler”, Türklerde İnsânî Değerler ve İnsan Hakları – I, İstanbul : Türk Kültürüne Hizmet Vakfı yay., 1992, 257-279. 2. “Şiîlik ve Anadolu Alevîliği Arasındaki Farklılıklar ve Benzerlikler”, Alevîler/Aleviten, Haz. İsmail Engin-Erhard Franz, Hamburg 2000, I, 97–110. 3. “Hoca Ahmed Yesevî Kimdir?”, Türkistan’ın Pîri Hoca Ahmed Yesevî ve Külliyesi, Ankara: TİKA Yay.,2000, 24-37. 4. “Değişimci Özal ve Değişim Sürecinde İslâm”, Kim Bu? Özal-Siyaset, İktisat, Zihniyet, Editörler: İhsan Sezal/İhsan Dağı, İstanbul: Boyut Yay. 2001, 211–218. 5. “Sünnî Tarih ve İlâhiyat Geleneğinde Hz. Ali”, Tarihten Teolojiye İslâm İnançlarında Hz. Ali, Haz. Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: Türk Tarih Kurumu 2005, 103-136 [“Ali in the Sunni Historical and Theological Tradition”, From History to Theology Ali in Islamic Beliefs, ed. by Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: TTK 2005, 149-184]. 6. “Atatürk ve Din”, Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Haz. Ethem Ruhi Fığlalı- Taha Müftüoğlu- İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999, 235–249 [ Aynı makale şu eserde de yer almıştır: Atatürk’ün İslâma Bakışı- Belgeler ve Görüşler, Haz. Mehmet Saray-Ali Tuna, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 2005, 193–207]. 7. “T.C. Devleti’nde Din-Devlet İlişkileri: Din Kurumları ve Din-Devlet İlişkileri”, Türk Dünyası Kültür Atlası / A Cultural Atlas of the Turkish World, İstanbul: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Yay. 2006, 526–543. 8. “Alevî-Bektaşî Teolojisinin Temel Taşı: Alevî-Bektaşî İnançlarında Hz. Ali”, Geçmişten Günümüze Alevî-Bektaşî Kültürü, Editör: Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 2009, 241 – 267. III. TERCÜME KİTAPLAR: 1. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Sosyal Dayanışma, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O.ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur yay., 1969 (2.baskı: İstanbul, 1978). 2. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Siyâsî ve İtikâdî Mezhepler Tarihi, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O. ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur Yay., 1970. 3. İbn Bâbeveyh el-Kummî, Şîî-İmâmiyye’nin İman Esasları (Risâletü’l-İ’tikâdâti’l-İmâmiyye), Arapçadan notlarla çev. E.R.FIĞLALI, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fak. Yay., 1978. 4. R.A. NİCHOLSON, İslâm Sûfileri (The Mystics of Islam), İng. Çev.: M.DAĞ, K.IŞIK, E.R. FIĞLALI, A. ŞENER, R. AYAS, İ.KAYAOĞLU, Ankara: Kültür Bakanlığı Yay., 1978 (2. Baskı: Ankara: Çağlar Yayınları 2004). 5. Ebû Mansur Abdulkahir el-Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (El-Fark Beyne’l-Fırak), Arapçadan notlarla çev.: E.Ruhi FIĞLALI, İstanbul: Kalem Yay. 1979 [2.Baskı: Ankara: TDV Yay. 1991; 3.Baskı: Ankara: TDV Yay. 2001; 4. Baskı: Ankara: TDV Yay.2007] 6. Prof. W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (The Formative Period of Islamic Thought), İng. Çev.: E.Ruhi FIĞLALI, Ankara: Umran Yay., 1981. ( 2. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık 1998; Gözden Geçirilmiş 3. Baskı: Ankara Sarkaç Yayınları 2010). 7. Henry Laoust, İslâm’da Ayrılıkçı Görüşler, (Les Schismes dans l’Islam), Fransızcadan çev. , E. Ruhi FIĞLALI – Sabri HİZMETLİ, İstanbul: Pınar Yayınları 1999. 8. Bahâilik ve el-Kitâbu’l-Akdes, Arapçadan notlarla çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan ŞİMŞEK, e-makâlât Mezhep Araştırmaları, III/2 (Güz 2010), ss. 7-144 /ISSN 1309-5803 /www.emakalat.com [Takdim-Bahâilik, Ethem Ruhi FIĞLALI, ss.8-42; Mirza Hüseyin Ali Bahâullah, El-Kitâbu’l-Akdes, Notlarla Çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan Şimşek, ss. 43-144]. IV. TELİF MAKALELER: 1. “İlkokulların Açılışı Münasebetiyle: Tarihimizde âmin Alayları”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 418 (Eylül 1968), ss.16–17. 2. “İslâm’da Eğitim ve Öğretim”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 420 (Kasım 1968), ss.10–11. 3. ” Hâricîliğin Doğuşuna Tesir Eden Bazı Sebepler”, İFD (Ankara 1975), XX, ss. 219–247. 4. “Burdur Kütüphanesinde Bulunan Bir Risâle: Tezkiretu’l-Mezâhib”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 99–116. 5. “Tezkiretu’l-Mezâhib li’bni’s-Serrâc”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 117–141 (Önsöz ve notlarla Arapça metin neşri). 6. “İbâdiye’nin Siyâsî ve İtikâdî Görüşleri” İFD, (Ankara 1976), XXI, ss.323–344. 7. “Hâricîliğin Doğuşu ve Fırkalara Ayrılışı”, İFD, (Ankara 1978), XXII, ss. 245–275. 8. “Hicrî 1400. Yıla Girerken İslâm Dünyası”, Milli Eğitim ve Kültür, (Ankara 1979), II, No: 5, ss.55–75. 9. “Genç Nesillerin Din Terbiyesi ve Destanlar”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı: 1, ss.38–43. 10. “Eğitimimizde Dinî Formasyon Noksanlığı ve Bunun Anarşideki Yeri”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı:3, ss. 35–54. 11. “Mezheplerin Doğuşuna Tesir Eden Sebepler”, İİED, (Ankara 1980), IV, ss. 115–131. 12. “İbn Sadru’d-Dîn eş-Şirvânî ve İtikâdî Mezhepler Hakkında Türkçe Risâlesi”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 249–276. 13. “Tercümânu’l-Ümem”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 277-335 (Önsöz ve notlarla tenkidi neşir). 14. “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, İFD, (Ankara 1981), ss. 179–214. 15. “The Problem of Abd-Allah İbn Saba”, İİED, (Ankara 1982), V,pp. 379–390. 16. “Sakîfe Olayı ve Hz.Ebû Bekir’in Halife Seçimi”, İslâm Medeniyeti, (İstanbul 1982), V, No:3, ss.7–27. 17. “XIX. Yüzyıl Sonlarında Hindistan (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, DEÜİFD, (İzmir 1983), I, ss. 1–24. 18. “Basic Principles of Islam and the Problem of Dialog Between Islam and Christianity”, Diyanet Dergisi, (Ankara 1983), XIX/ 2, ss. 3–14 (Türkçe özet: “İslâm’ın Temel Esasları ve İslâm-Hıristiyan Diyaloğu Meselesi”, ss 3–5). 19. “İslam: Basic Principles and Characteristics”, The Muslim World League Journal, (Mecca: Shaban 1403/May-June 1983), LX, No: 8, ss. 11–15. 20. “İlk Şii Olaylar: Tevvabûn Hareketi”, İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 335–352. 21. “İslâm Tarihinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Dönemleri (Mezhepler Tarihi Açısından bir Tedkik), İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 353–370. 22. “Millî Kültürümüz ve Dinimiz”, Türk Kültürü Araştırmaları-Prof Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun Hatırasına ARMAĞAN, Ankara 1985, 245-252. 23. “Endonezya’da Çağdaş İslâm Düşüncesi”, DEÜİFD, (İzmir 1985), II, ss. 9–23. 24. “Mawlawi a’in: a brief description and an interpretation”, Islamic Culture, 60, IV (1986), pp. 46–52. 25. Ortadoğu’da İslâm (İslâm Mezhepleri Tarihi Açısından Bir Bakış)”, Türkiye Günlüğü, 14, 1991, ss. 4–11. 26. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Türk Kültürü, 343 (1991), ss. 696–699. 27. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, VIII/22 (1991), ss. 39–43. 28. “Türk Düşüncesi Üzerine, Türk Yurdu, Türk Düşünce Hayatı Özel Sayısı, XI/44 (1991), ss. 44–45. 29. “Halkımızın İlahiyat Fakültelerinden Beklentileri”, Din Öğretiminin Dünü ve Bugünü Paneli, Diyanet Dergisi, 10 (1991), ss. 21.vd. 30. “Terör ve Terörün Kaynağı”, Türkiye’de Terör ve İçyüzü Açıkoturumu, Diyanet Dergisi, VII (1991), ss. 19.ff. 31. “Alevîlik-Bektâşîlik Tartışmaları Üzerine”, Diyânet, 25 (Ocak 1993), 35–37. 32. “Değişim Sürecinde İslâm”, İslâmî Araştırmalar, VI/4, (1993), ss. 222–224. 33. “Atatürk and the Religion of Islam”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, IX/26 (Ankara: Mart 1993), ss. 289–301. 34. “Alevîlik”, Diyanet,3 44 (Ağustos 1994), , ss. 4–10. 35. “Atatürk ve Din”. Türk Kültürü, XXXIII/ 384 (Ankara: Nisan 1995), ss. 193–204 36. “İslâm ve Laiklik” , Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, X/33 (Kasım 1995), ss. 653–686. 37. “Egemenlik Kimindir?” Türkiye Günlüğü, Sayı. 45 (Mart-Nisan 1997), ss. 21–26. 38. “İslâm’ın Bugünkü Meseleleri”, Türk Yurdu, XVII/116–117 (Nisan-Mayıs 1997), ss. 29–32. 39. “Din ve Devlet İlişkileri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XIII/38 (Temmuz 1997), ss. 581–611. 40. “Alevîlik ve Heterodoksi”, Türk Yurdu, XXV/210 ( Şubat 2005), ss. 5–7. 41. “Şiiliğin Ortaya Çıkışı ve İran’da Din-Siyaset İlişkisi”, Şİİ JEOPOLİTİĞİ, Avrasya Dosyası /Eurasian File: Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, XIII/3 (Eylül-Ekim-Kasım-Aralık 2007), ss. 191–229. V. TERCÜME MAKALELER: 1. Muhammad Kafafi (Ph.D.), “Abû Saîd Muhammad al-Azdî al-Kalhatî’ye Göre Hâricîligin Doğuşu” (The rise of Kharijism According to Abû Saîd….), İFD, (Ankara 1972), XIII, ss. 177–191 (İng.den çeviri). 2. L.V. Vaglieri, “Ali-Muâviye Mücadelesi ve Haricî Ayrılmalarının İbâdi Kaynakların Işığında Yeniden İncelenmesi” (The Ali-Muaviyye Conflict and the Kharijite Secession Reexamined in the Light of Ibadite Sources), İFD, (Ankara 1973), XIX, ss. 147-150 (İng.den çeviri). 3. Prof. Muhammed Tancî, “Beyrûnî’nin İbn Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn Sînâ’nın Cevapları ve Bu Cevaplara Beyrûnî’nin İtirazları”, Beyrûnî’ye Armağan, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay. 1974, ss. 231–260 (Dr. Abdülkadir ŞENER ile birlikte Arapçadan çeviri) 4. Prof.Dr. Mahmud Şeltut, “İsâ’nın Ref’i”, İFD, (Ankara 1978), XXIII, ss.319–324 (Arapçadan çeviri). 5. W.F.Tucker, “Âsîler ve Gnostikler: el-Muğîre bin Saîd ve Muğîriyye” (Rebels and Gnostics: el-Muğîra and the Muğırıyya), İİED, (Ankara 1982), ss. 203–215 (İng.den çeviri). 6. W.F.Tucker, “Ebû Mansur el-İclî ve Mansûriyye: Avrupa Ortaçağı Terörizmi Hakkında Bir Çalışma” (Abû Mansur al-Ijlî and the Mansuriyya: A Study in Medieval Terrorism), İİED, (Ankara 1982), ss. 217–219 (İng.den çeviri). 7. E.Toftbek, “Kısa Dürzî İlmihali”, İFD, (Ankara 1981), XXV, ss. 215–220 (İng.den çeviri). 8. M.M. Mazzoui, “The Origins of the Safawids-Si’ism, Sufism and the Ghulat”, İFD, (Ankara 1978), ss. 533–536 (Kitap Tanıtma) VI. ANSİKLOPEDİ MADDELERİ: 1. Türk Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Sebeiyye, 28/246 2. Seb’iyye, 28/251 3. Secah Binti’l-Hâris, 28/255 4. Tahtacılar, 30/352–353 5. Tîcânîlik, 31/188–189 6. Tüsterî, 32/462 7. Yezidilik, 33/441. 2. Dergâh Yayınevi İslâmî İlimler Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Ehl-i Sünnet 3. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Abbas b. Ali b. Ebî Tâlib I/21 2. Abdullah b. Ali b. Abdullah el-Abbas I/82–83 3. Abdullah b. Cafer b. Ebî Tâlib I/89 4. Abdullah b. İbad el-Murrî et-Temimî I/109 5. Abdullah b. Meymûn I/117–118 6. Abdullah b. Muâviye b. Abdullah b.Cafer b.Ebî Tâlib I/118–119 7. Abdullah İbn Sebe’ I/133–134 8. Abdullah b. Vehb er-Râsıbî I/141–142 9. Abdulkâhir el-Bağdâdî I/245–247 10. el-Ahbâru’t-Tıvâl I/493–94 11. Ali b.Ebî Tâlib II/371–374 12. Ali Ekber II/390 13. Bahaîlik, IV/464–468 14. Câbir Cu’fî -VI/532 15. Cemel Vak’ası VII/320–321 16. Culendâ b. Mes’ud – VIII/107–108 17. Darü’n-Nedve – VIII/555–556 18. Ebu Mansu-r el-İclî – X/181–182 19. Ebu Tâlib X/327–238 20. Ebu Yezid en-Nükkârî X/259–260 21. Fah- XII/73–74 22. el-Fark Beyne’l-Fırak- XII/172–173 23. Gadir Hum – XIII/279 24. Gâib- XIII/292 25. Hâriciler – XVI/169–175 26. Hasan – XVI/282–285 27. Hasan b. Muhammed b.Hanefiyye – XVI/331–332 28. Hasan b. Zeyd – XVI/361 29. Hırrît b. Râşid – XVII/382 30. Hüseyin – XVIII/518–521 31. el-Hüseyin b. Ali-Sâhibu Fah – XVIII/525 32. İbâziyye – XIX/256–261 33. İbn İnebe – XX/85–86 34. İbni Mülcem- XX/220 35. İbrahim el-İmâm – XXI/319–320 36. İsnâaşeriyye – XXIII/142–147 37. Kâdiyânîlik – XXIV/ 137–139 VII. KONGRE, SEMPOZYUM VE SEMİNER TEBLİĞLERİ (Yayınlanmış ve Tespit Edilebilmiş Olanlar): 1. “Atatürk ve Din Anlayışı”, Türk Kadınları Kültür Derneği, Atatürk’ün Milliyetçilik ve Devletçilik Anlayışı Semineri, (Ankara 1981), ss. 3–12 (Ayrı basım). 2. “Atatürk ve Din”, Aydınlar Ocağı, Millî Eğitim ve Din Eğitimi İlmî Semineri(Ankara 9-10 Mayıs 1981), ss. 209–219; İstanbul 1981, ss.131–141. 3. “Din Kültürü ve Ahlâk Öğretimi”, Tercüman Gazetesi, Milli Eğitim Sempozyumu, (İstanbul 1984). 4. “Tarih ve Din”, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Metodolijisi ve Türk Tarihinin Meseleleri Kollokyumu, Elazığ 1984. 5. “İslâm Mezhepleri Tarihi Araştırmalarında Karşılaşılan Bazı Problemler”, (Some Problems Concerning the Studies on the History of Islamic Sects), Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu (First International Symposium on Islamic Studies), (İzmir 1985), ss. 369–382 (Türkçe metin + İngilizce özet).Online uçak bileti resmi sorgulama sitesi.Türkiyenin en iyi kozmetik sitesi.Nakliyat için evden eve nakliyat firmanızı seçmeniz öneririz.Jenga magazin haberleri.Jenga emlak ilanlarını bulabilirsiniz. 6. “Islamic Approach Towards Other Religions”, Assembly of the World’s Religions. New Jersey-U.S.A, November 14–21, 1985. 7. “The Origin and the Significance of the Mawlawi Rituals”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Coronado, California, December 29, 1986-January 4, 1987. 8. “Abdullatif el-Harpûtî ve Tenkîhu’l-Kelâm fî Akaîdi Ehli’l-İslâm Adlı Eseri”, Fırat Üniversitesi, Türk-İslam Tarih, Medeniyet ve Kültüründe Fırat Havzası Sempozyumu, Elazığ, 23-26 Mart 1987. 9. “The Meaning and the Significance of Islamic Prayer (Salât): From the Point of View of Sufism”, Council for the World’s Religions: Ritual, Symbol and Participation in the Quest for Interfaith Cooperation”, Harrison Hot Springs, Canada, August 20–25, 1987. 10. “God in the Turkish Folk Litterature”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Key West, Florida, April 16–22, 1988. 11."Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Eğitim ve Yayın Hedefleri” Din Öğretimi ve Din Hizmetleri Sempozyumu, D.İ.B.-A.Ü.İ.F.-T.D.V.,8-10 Nisan 1988 Ankara, ss.475-481. 12. “Din ve Türkler”, Fikir ve İman Zemini (Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı 1986–1987 Akademik Toplantıları), İstanbul 1988, ss. 18. 13. “Teaching of the History of the Islamic Schools of Political and Religious Thought in the Facilties of Divinity”, Conference on the Communicating Religious values to youth Today, Gregorian University, Rome, 10–13.05.1989. 14.“İmam Ali and Human Rights”, Imam Ali’s Festival Fourteen Centerary of al-Ghadeer, July 1990, London, pp. 84-93. 15.”Yunus Emre’de Allah Telâkkisi”, Eskişehir Türkocağı, 4 Ocak 1991 16. “Türkiye’de Alevîlik-Bektaşîlik”, Karşıyaka Kültür-Sanat Derneği, 2 Mart 1991 17.“Dinî Hayatımız”, Bursa Aydınlar Ocağı, 26 Nisan 1991 18. “Ana Hatlarıyla Alevîlik”, Günümüzde Alevîlik ve Bektaşîlik Paneli 22.2.1991, Ankara, 1995, ss.11–18. 19. “Sosyal Bütünleşme Açısından Din”, Türk Kültür ve Sanat Derneği, Atatürk İl Halk Kütüphanesi, İzmir, 2 Mart 1992. 20. “A Brief History of Mawlawiyyah and the Significance of the Mawlawi Rituals”, Contemporary Relevance of Sufism, ed. by Syeda Saiyidain Hameed, New Delhi: Indian 1991) 21. “Şiîliğin Doğuşu ve Gelişmesi”, Milletlerarası Tarihte ve Günümüzde Şiilik Sempozyumu, İstanbul 13–15 Şubat 1993, ss. 33–68. 22. “Din ve Devlet İlişkileri”, (Konferans), Muğla Üniversitesi, Muğla 3 Mart 1993. 23. “İslâm ve Diğer Dinler”, Uluslararası Hoşgörü Kongresi, Antalya 10–12 Haziran 1995. 24. “Atatürk ve Laiklik”, Üçüncü Uluslararası Atatürk Sempozyumu, Gazi Magusa-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 3–6 Ekim 1995. 25. “Atatürkçü Düşüncede Milliyetçilik ve Lâiklik”, Atatürk, Muğla: Muğla Üniversitesi Yayını, ss. 1–5. 26. “Do Secular States Have A Future In The Islamic World? (Turkish Case)”, Conference on the Impact of Religion on Politics at the End of the Twentieth Century, Jerusalem, November, 10–12, 1997 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XV/43 (Ankara Mart 1999), ss.203,217). 27. “Laikilik-Din İlişkisi”, Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye’de Din ve Devlet İlişkileri Sempozyumu, Kahramanmaraş, 1998, ss. 6–33. 28. “Türk İnkılâbı ve Lâiklik”, Kara Harp Okulu Komutanlığı, Ankara: Kara Harp Okulu Bilgi Toplama ve Yayım Mrk. Yay., 2000, ss. 1–39 29. “Atatürk Düşüncesinde Laiklik”, Atatürk 4.Uluslararası Kongresi, 25–29 Ekim l999- Türkistan-Kazakistan, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2000, I.Cilt, ss.371-280. 30. “Yeni Bir Geleceğe Açılırken İslâm’ın ve Müslümanların Meseleleri”, Yeni Bir Geleceğe Açılırken İnsan ve Din Sempozyumu, Çukurova Ün. İlâhiyat Fakültesi, 8–9 Kasım 2001, Adana, ss.13–28, 267–270. 31. “Türk-İslâm Kültüründe Sosyal Dayanışma ve Vakıf”, Türk Kültüründe Vakıf (Panel), Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 13 Mayıs 2004. 32. “Doğumunun 100. Yılında Sâmiha Ayverdi”, (Konferans), Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, İstanbul 2 Nisan 2005 [Bu konferans, bir makale halinde de yayımlanmıştır: Sâmiha Ayverdi, Yayına Hazırlayanlar: Aysel Yüksel-Zeynep Uluant, İstanbul: Kültür Banklığı Yayınları 2005, ss. 125–140.] 33. “Kur’an ve Sâmiha Ayverdi”, (Panel), Doğumunun 100.Yılında Sâmiha Ayverdi’yi Anma Programı, Türk Kadınları Kültür Derneği Kütahya Şubesi, Kütahya 19.11.2005. 34. “Alevîlik Hakkında Bazı Düşünceler”, Uluslararası Bektaşilik ve Alevilik Sempozyumu-I- The 1st International Symposium on Bektashism and Alevism (Bildiriler-Müzakereler), 28-30 Ekim 2005 Isparta: SDÜ İlâhiyat F.Yay.,2005, (Çağrılı Bildiriler: ss.21-25, 635-37). 35. “Vakıf Medeniyeti”, Vakıf Medeniyeti ( Panel), Muğla Valiliği-Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 08 Mayıs 2006. 36. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, Doğumunun 125. Yılında Mustafa Kemâl Atatürk Uluslar arası Sempozyumu, Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 15–18 Mayıs 2006. 37. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Doğumunun 125. Yılı, Muğla İl Müftülüğü, 6 Kasım 2006. 38. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, “21 inci Yüzyıl Başında Kemalizm; Anlaşılması ve Anlatılmasındaki Sorunlar” Sempozyumu, T.C.Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, İstanbul 08-09 Kasım 2006 ( İstanbul: Yeditepe Ü. Yayın No:51, Mayıs 2008, 45-63). 39. “Dinî Hayatımız Nereye Gidiyor?” (Konferans), Türkiye Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (TESAV), Ankara 18 Kasım 2006. 40. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Marmara Üniversitesi Rektörlüğü, Göztepe Kampusu/İstanbul, 31 Ekim 2007. 41. “Tasavvuf ve Batı Dünyası” (Panel), Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD)-T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Kütüphane Başkanlığı, Bahçelievler/Ankara, 16 Şubat 2008. 42. “Modernleşme ve Gelenek” (Panel), Türk Kültür ve Sanat Derneği, İzmir, 22 Mart 2008. 43. “Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi: Ama Hangi Din?”,“Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi” Uluslararası Sempozyumu, Çukurova Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, Adana, 1–2 Mayıs 2008. 44. “Laiklik”, Türk İnkılâbına Bakışlar, Panel, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 27–28 Ekim 2008. 45. “İslâm Düşüncesinde Hilâfet Meselesi”, 85. Yılında 3 Mart 1924 Tarihli Kanunlar ve Türkiye – Panel, Gazi Üniversitesi Rektörlüğü-T.C.Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 3 Mart 2009. 46. “Nerede Yanlış Yaptık ya da Hangi İslâm?, Konferans, TESAV, Ankara 2 Mayıs 2009. 47. “Küreselleşme Sürecinde İslâm’ın Geleceği ve İlâhiyatçılar” (Panel), Fırat Üniversitesi IV. Kariyer Günleri, Elazığ 4-8 Mayıs 2009 (Yayına Hazırlayanlar: İsmail Akkoyunlu ve Songül Ünal, Fırat Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Yıl:14, Sayı:1 Elazığ 2009, ss.1-36). 48. “Atatürk’ü Anlamak”, (Atatürk’ü Anmak ve Anlamak Paneli), Atatürk Kültür, Dil ve Tartih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, İstanbul, 10 Kasım 2009. 49. “Nerde Yanlış Yaptık?” (Panel), Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Kolları, Ankara 14 Kasım 2009. 50. “Kur’an’ın Işığında Örtünme” (Konferans), Türk Kadınları Kültür Derneği, Ankara 19 Aralık 2009. 51. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Maltepe Askerî Lisesi, Mart 2010 İzmir. 52. “Hünkâr Hacı Bektâş Velî’nin Türk Kültürü İçin Önemi”, Uluslararası Hacı Bektaş Veli Sempozyumu / International Symposium of Hacı Bektaş Veli, Hitit Üniversitesi Hacı Bektaş Araştırma ve Uygulama Merkezi, 07– 09 Mayıs 2010 ÇORUM. 53. “Atatürk, Din ve Laiklik”, Doğumunun 129’uncu Yıldönümünde Asker ve Devlet Adamı ATATÜRK (Liderlik Özellikleri, Fikir ve Düşünceleri, Devrimleri) Uluslararası Paneli, Genel Kurmay Başkanlığı: Ankara 19 Mayıs 2010. 54. “Atatürkçülük Konferansları: Atatürk, Din Ve Laiklik”, Hava Eğitim Komutanlığı, İzmir 12 Ocak 2011. 55. “Kur’an’ın Işığında Kadın Hakları İle İlgili Bazı Meseleler” (Konferans), Türk Dünyası Kadınları Derneği, İzmir Şubesi, 17 Şubat 2011. 56. “Mehmed Âkif’i Anlamak” (Konferans), Muğla Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, 10 Mart 2011. ÜYESİ OLDUĞU KURULUŞLAR 09.11.1989 Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği. 27.12.1999 Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi aslî üyeliği. 09.10.2000 Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi aslî üyeliği. ALDIĞI ÖDÜLLER 1. Bilimde Üstün Hizmet Ödülü- İstanbul, 25 Mayıs 1996 2. Yılın Bürokratı Ödülü- Kasım 1997 /Muğla Ticaret Odası. 3. Muğla’da 2004 Yılının En İyileri Ödülü- Muğla Hamle Gazetesi, 11.03.2005 4. Üstün Hizmet Ödülü- Uluslar arası Rotary Centennial Service Award for Professional Excellence, Presented in celebration of Rotary’s centennial year – 2004–05, Marmaris 27.09.2005. YÖNETTİĞİ TEZLER 1. Sayısını hatırlayamadığı Bitirme Çalışması ve Yüksek Lisans tezi 2. 8 Doktora Tezi HAKKINDA YAYIMLANAN ARMAĞAN KİTABI Ethem Ruhi Fığlalı’ya Armağan, Haz. Ali Osman Gündoğan, Ankara: Vâdi Yayınları, 2002.
Milliyetçilik sadece parti tabelasında değil, ders kürsüsünde, araştırma konularında, kitaplarda, arşiv çalışmalarında, öğrencilerin zihninde ve… Devamını Oku