Kategoriler: Genel

Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 107. yıldönümü

Sevgili Atam,

Seni anmadığımız bir an var mı?! İsmin her gün, her an, her vesileyle Vatanımızın sathında, dağlarında, ovalarında, Gök Vatan’da, Mavi Vatan’da yankılanıyor! En büyük eserin çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni yüceltmek için yürüdüğümüz yoldaki her keskin ve kaygan virajda, her kavşakta doğru yönü bize Senin milliyetçilik, cumhuriyetçilik, lâiklik ilkelerin göstermektedir.

Atatürk Büyük Nutuk’a şu sözlerle başlıyor:

“1919 senesi Mayıs’ının 19. günü Samsun’a çıktım.”

Bu ifadenin anlamı büyüktür.

Çünkü Atatürk’ün (Mustafa Kemâl Paşa) Samsun’a çıkışı Türk Milleti’nin yeniden ve büyük bir özgüvenle doğacağının bütün Dünya’ya ilânıdır.

Türk Milleti’ne verilen müjdedir.

Atatürk Samsun’a ayak bastığında Vatanımız işgal altındaydı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkenti İstanbul Birinci Dünya Savaşı’nın büyük galip devletleri tarafından 13 Kasım 1918, sonra da 16 Mart 1920’de olmak üzere iki aşamalı olarak işgal edilmişti. Fransa Adana ve çevresini; İngiltere Urfa, Maraş ve (Gazi) Antep’i; İtalya Antalya ve Konya’yı işgal etmişti. Merzifon ve Samsun’da da İngiltere’nin askerleri bulunuyordu.

Avrupa’nın maşa olarak kullandığı Yunanistan fırsattan istifade Anadolu’nun içlerine kadar genişleyeceği hülyasıyla 15 Mayıs 1919 günü İzmir’e askerî birlikler çıkarmıştı.

Atatürk Samsun’a çıktığı günde Anadolu’nun genel durumunu ve görünüşünü Büyük Nutuk’ta şu ifadelerle tasvir ediyor:

“Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca Millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız Padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.

Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…

İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul’ da. Adana iIi Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919’da İtilâf Devletleri’nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir’e çıkartılıyor.

Bundan başka, memleketin her tarafında Hristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar.

Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki, İstanbul Rum Patrikhanesi’nde kurulan Mavri Mira Heyeti illerde çeteler kurmak ve idare etmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Kızılhaç’ı ve Resmî Göçmenler Komisyonu , Mavri Mira Heyeti’nin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira Heyeti tarafından yönetilen Rum okullarının izci teşkilâtları, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyor.

Ermeni Patriği Zazen Efendi de Mavri Mira Heyeti ile birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve 4 İstanbul’daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiç bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor…”

Atatürk Büyük Nutuk’ta şöyle diyor: “…bir tek karar vardı. O da milli hakimiyete dayalı, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti tesis etmek! İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz tatbikatına başladığımız karar, bu karar olmuştur.”

Büyük Önderimiz 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a ayak bastıktan sonra yayımlanan Amasya Tamimi’nde “Vatanın bütünlüğünün, Millet’in istiklâlinin tehlikede olduğu” ilân edilmiştir.

“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağına” olan inanç ifade edilmiştir.

“Milletin hal ve vaziyetini göz önünde tutmak ve haklarının sesini cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak bir milli heyetin varlığının elzem” olduğu vurgulanmıştır.

“Milli bir kongrenin süratle toplanması” için Milletimize çağrıda bulunulmuştur.

Erzurum Kongresi’nde “milli sınırlar içinde Vatanımızın parçalanamaz bir bütün olduğu” beyan edilmiştir.

Sivas Kongresi’nde de Atatürk “ya istiklâl ya ölüm” sözünü dile getirmiştir.

Bu sözlerle milletimize, millî mücadelemizin temel ilkeleri bildirilmiş; ana hedefini içeren parola verilmiştir.

Böylece “Vatan’ın bölünmez bütünlüğü” ve “Millet’in kayıtsız şartsız egemenliği” temelinde yeni bir Türk Devleti kurma tek ve kesin hedefine yönelik Millî Mücadelemiz “ya istiklâl ya ölüm” parolasıyla başlamış ve kesin zaferle sonuçlanmıştır.

Milletimize Sèvres Antlaşması’nı dayatarak vatanımızı parçalayıp paylaşmak emlinde olan emperyalist güçlere, esas itibariyle Misak-ı Millî hudutları içinde “eşit egemen bağımsız Türkiye” temelinde bir barış antlaşması yapmaktan başka bir seçenek bırakılmamıştır.

Atatürk “en büyük eserim” diye nitelediği çağdaş, lâik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarih bilincine sahip zihnen ve bedenen güçlü çağdaş Türk Gençliğinin omuzlarında yücelip daha da yükseleceğine ve ilelebet yaşayacağına olan güvenin ve inancının ifadesi olarak 19 Mayıs Günü’nün Gençlik ve Spor Bayramı olmasını uygun görmüştür. Bunun anlamı çok büyüktür.

Türk gençliği “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını” coşkuyla kutlarken Atatürk’ün kendilerine verdiği tarihî görevi de O’nun “Gençliğe Hitabını” zihinlerinde canlandırarak hatırlamalıdır.

Atatürk gençliğin görevini şu ifadelerle tarif etmiştir:

“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Vatanımızın kurtarıcısı, Devletimizin kurucusu, Ebedî Önderimiz Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ü ve Bandırma Vapurunda ona refakat eden 48 (23 Kurmay heyeti, 25 Er ve Erbaş) kahramanı sevgi, saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Aziz ruhları şad olsun!

 

 

 

Tugay Uluçevik

Yazar:
Tugay Uluçevik

Son Yazılar

Türk evren tasavvuru ve millî egemenlik

Türk devletinin töreli ve adaletli yöneticileri, “kimsesizlerin kimsesi” olma tarzında bir yönetim düşüncesiyle hareket etmek… Devamını Oku

16.05.2026

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026