Geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz, ülkemizin alanında önder ve örnek bilim insanlarından, Doğan Cüceloğlu merhumun o meşhur değerler testinden ne kadar umut devşirilse azdır. Hani şu bir seminerinde kendisinin yere ekmek koyup “aranızda bu ekmeğe basabilecek birisi var mı?” diye sorduğunda, söz konusu etkinliğin katılımcılarının artan maddi ödüllere rağmen böyle bir şeye asla ve kat’a değil yeltenmek, yanaşmadığı anekdottan söz ediyorum. Hatta ekmeğe basmaktan bahsedilen bu satırları yazarken benim bile içten içe irkilmem ve eminim ki sizlerin de ekmek, emek, nimet ve daha pek çok değerin öfke anında tepemize hücum eden kan gibi bir anda derununuzda kabarmasıyla olumlu bir rahatsızlığı duyumsamanız.
Bizi biz yapan, bu isimsizleşecek kadar derin köklerin varlığını olanca gizli ama güçlü hâliyle bir anda anımsatıveren, işbu değerlerin her birisi bizim güç yüzüğünden bin kat daha değerli, paha biçilmez “kıymetlimiz” konumunda. Onlar sayesindedir ki komedinin trajediye doğru yaşadığı umarsız evrimi lazımmış gibi nihayet tamamlayıp hepten bir çadır tiyatrosu vodvilinin ağlanası yanlışlıklara güldüren, pırıl pırıl kafasını yakaladığı şu tuhaf günlerde bile geleceğe, inattan ziyade inançtan damıttığımız bir umutla bakabiliyoruz.
Buncasına kıymetli değerlerimizden bir diğeri de herhalde beddua etmek – ya da bir başka ifadeyle “belâ okumak”- konusundaki çekimser tavrımız olsa gerek. Tarkan’ın “Karma” albümünden asırlar öncesine dayanan bu anlayışımızı o vadinin üslubuyla şöyle özetlemek mümkün:
Evrene ne gönderilirse aynen o, sahibine er geç iadeli taahhütlü olarak geri döner. Rüzgâr eken meltem biçmez. İnsanın incittiği yer, zamanı gelince ameliyatlı yerine denk gelmişçesine bir acıyı iliklerine dek hissederek incineceği yerin koordinatlarını belirler. Dolayısıyla rahmetli haminnemin dediği gibi;
“Andığımız yerden ırak olsun, aman diyeyim asla beddua etmemeli. Yoksa okunan belâ Fizan’a dolanıp gitse Babadağ’ı aşıp geri gelir de okuyanı bulur.”
Ama gelin görün ki, eski yazının iki harfiyle şifrelenen galiz söz öbekleriyle aynı lisan katında ikamet eden bedduanın, bin türlüsünün dilimizin ucuna kadar sayısız kez gelip “ya sabır!” çekerek gerisin geri ve fakat omzunun üstünden bakmaktan da kendisini alamayarak geri dönüp gittiği bir devirdeyiz. Bunu göz önünde bulundurarak ben de istiyorum ki bu sohbetimizde “tamamı yapılamayandan tümden de vazgeçilmez” diyerek buna, şeker yanında glikoz kıvamında da olsa mütevazı bir çare bulalım ki ruhumuz kendisini rahatlatan, sözel bir yelpazeden de yekten mahrum kalmasın.
İşte bu bağlamda “bak üçe kadar sayacağım, gelip sofraya oturmazsan fena olur” deyip de ikiden sonra bizlere kıyamayıp “iki buçuk, iki yetmiş beş…” diye devam ederek geri sayımı uzatan annelerimizin, merhametli naifliğiyle aynı dalga boyutunun sakini sözlerden bir demet sunuyorum. Hem böylelikle – Allah korusun! – ilenmekten kaçınıp nahak yere hançeremizi bilememiş de oluruz.
“Ay aman sesim de müsait değil ama…” dedikten birkaç salise sonra uzatılan mikrofonu hunharca kaptığı gibi mini konser vermeden bırakmayan assolist eskisi üslubuyla ifade etmek gerekirse “kabul buyurunuz efendim”:
Efendim işbu örnekler uzayıp gitmeye çok müsait olsa da en başta da dediğimiz gibi şükürler olsun ki günün sonunda ilenmeye kıyamayıp dilini pek de bilemek istemeyenlerdeniz. O halde iyisi mi bu kadarı yetişir deyip düğümü burada bağlayalım.
Hem belli mi olur, eşya zıddıyla kaim olduğundan, belki de bir sonraki durağımız tam aksine iyi dileklerden bir demet olur.
Sonuçta hayat her şeye rağmen iyilik dilemeye, güzellik ummaya, dilini kötü sözden uzak tutmaya değer.
Bu bizimkisi dostlar arasında hoşça bir yarenlik olarak kalsın öyleyse.
Buckinghamshire’dan selamlar ve sevgiler herkese efendim.
Televizyon geniş kitleleri bir araya getiriyor, sosyal medya siyasi mesajı kişiselleştirip hızla dolaşıma sokuyor, radyo… Devamını Oku
Milliyetçilik sadece parti tabelasında değil, ders kürsüsünde, araştırma konularında, kitaplarda, arşiv çalışmalarında, öğrencilerin zihninde ve… Devamını Oku
Seçmenler, akılcı düşünceyle ve bilinçli bir biçimde oy kullanmadıkları zaman, kurnaz siyasetçilerin kolayca avladıkları birer… Devamını Oku
Ziya Gökalp hakkında en geniş biyografik eseri kaleme alan Prof. Dr. Ali Duymaz'ın yine Gökalp… Devamını Oku
Gelişmiş ülkeler incelendiğinde, eğitim sistemlerinin sık sık değişmediği görülmektedir. Devamını Oku
Kuhn, bilimin sonunun geleceğine ihtimal vermediğinden siyasette sıkça karşılaşılan çöküşün bilimde yaşanmayacağı kanaatindedir. Devamını Oku