<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>teknoloji arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/teknoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/teknoloji/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Apr 2026 17:48:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Araca değil amaca bakmalı</title>
		<link>https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yayın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=53201&#038;preview=true&#038;preview_id=53201</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitabı bırakıp nereye gidiyor bu gençler ve yetişkinler? Cevabı bulmak için yine işleve bakmalıyız. Kitabın işlevi ne? Kitabına göre değişir. Soruyu daraltarak soralım. Zevk için okunan kitabın işlevi ne? Kültür yayınlarının işlevi ne?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/">Araca değil amaca bakmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faraca-degil-amaca-bakmali%2F&amp;linkname=Araca%20de%C4%9Fil%20amaca%20bakmal%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faraca-degil-amaca-bakmali%2F&amp;linkname=Araca%20de%C4%9Fil%20amaca%20bakmal%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faraca-degil-amaca-bakmali%2F&amp;linkname=Araca%20de%C4%9Fil%20amaca%20bakmal%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faraca-degil-amaca-bakmali%2F&amp;linkname=Araca%20de%C4%9Fil%20amaca%20bakmal%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Faraca-degil-amaca-bakmali%2F&#038;title=Araca%20de%C4%9Fil%20amaca%20bakmal%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/" data-a2a-title="Araca değil amaca bakmalı"></a></p><p>Yıkıcı teknoloji diye bir kavram var. Aynı işlevi sağlayan eski yolun yerine geçen yenilik. Kötülük anlamında “yıkıcı” denmiyor. Öyle büyük bir kolaylık getiriyor ki eski yol bu yenisiyle rekabet edemiyor, terk ediliyor.</p>
<p>Mektup güzel bir örnek. En son ne zaman mektup yazdınız veya aldınız? Elektronik postadan değil, hani kâğıda yazılıp zarfa konulan, sonra da adreslenip pullanıp gönderilen mektuptan bahsediyorum. Danimarka’nın geçen yıl posta hizmetine son verdiği haberi vardı. Bizim PTT de artık pek az mektup taşıyor. Mektup taşıma yerine kargo ve çevrim içi AVM işlerine girdi. İyi de yaptı. Şimdi gitti, bitti mektup diye ağlaşmak mümkün. Öyle ya. Haberleşmenin dışında başlı başına bir edebiyat türüydü. Sonra askerde ellerin mektubu okunurken yüreğimize hançer sokulurdu. Yar mektubun ucunu yakardı… Garcia’ya mektup götüren adamımız bile vardı.</p>
<h2>“Artık SMS Atıyoruz”</h2>
<p>İşlevler, fonksiyonlar var, bir de ve o işlevleri yerine getirmek için kullandığımız araçlar. Mektubun işlevi, genellikle iki kişi arasında birebir, özel bir haberleşme sağlamaktır. Şimdi cep telefonundan cep telefonunu arayarak aynı haberleşmeyi sağlamıyor muyuz? İşlev aynı, vasıta değişti. Yıkıcı teknolojilere bu gözle bakmak lazım. Söz uçar yazı kalır derseniz elektronik posta gönderirsiniz.</p>
<p>Esprili bir reklam vardı. Genç bir köylü kızı kilim dokurken televizyoncu soruyor: “Sevginizi, özleminizi, arzunuzu ilmek ilmek kilime mi dokuyorsunuz?” Kız, cevap veriyor: “Hayır. Şimdi artık kısa mesaj gönderiyoruz.” Amaç ve araç üzerine nefis bir anlatım. Ama herhâlde başarılı bir reklam değil ki neyin reklamı olduğunu hatırlamıyorum.</p>
<h2>Gazetenin , kitabın işlevi</h2>
<p>Basılı gazete. İşlevi neydi? Geçen yirmi dört saatte olup bitenden haber vermek. Aynı zamanda düşüncelerin ve edebiyatın da taşıyıcısıydı. Gazetelerde romanlar tefrika edilirdi. En yaygını da pehlivan tefrikalarıydı. Bugünkü televizyon dizileri gibi bir şey. Televizyon, gazetenin günlük haber verme işlevini büyük çapta yüklendi. Sonra televizyona da basılı gazeteye de büyük rakip olarak internet geldi. Basılı gazete azaldı ama bazılarının tahmin ettiği gibi bitmedi. İnternette yayımlanan şekliyle gazeteler büyük izlenme sayılarına ulaştı. Gazetelerin bir de reklam taşıma özelliği vardı ki bu hem basılı hem de internet şekillerinde devam ediyor.</p>
<p>Gelelim kitaba. Bir ara basılı kitabın da elektronik kitap karşısında dayanamayıp yok olacağı tahmin edilmişti. Öyle olmadı. E-kitap hızla kitap piyasasının yüzde otuzunu ele geçirdi. Fakat orada durdu. On yıllardır yüzde otuz civarında gidiyor. İnternet, kitapçılara güçlü bir rakip oldu. İnternet üzerinden indirimli kitap satışları toplam kitap piyasasının yüzde otuzuna erişmiş durumda. Geri kalan yüzde yetmişin de önemli kısmı büyük kitap zincirlerinden satılıyor.</p>
<p>ABD’de PEW şirketinin bir araştırması, son 30 yılda çocuklarda ve gençlerde zevk için kitap okumanın yüzde 40 civarında düştüğünü gösteriyor. Ayrıntıyı merak eden okuyucularım “RTÜK Out YTÜK In” başlıklı yazıma bakabilir. Çocuklar ve gençler böyle; ya yetişkinler? Türkiye Yayıncılar Birliği istatistikleri de yetişkin kültür yayınları satışlarının son birkaç yılda yine yüzde 40 civarında gerilediğini gösteriyor.</p>
<h2>Kitabı bırakıp nereye gidiyorlar?</h2>
<p>Kitabı bırakıp nereye gidiyor bu gençler ve yetişkinler? Cevabı bulmak için yine işleve bakmalıyız. Kitabın işlevi ne? Kitabına göre değişir. Soruyu daraltarak soralım. Zevk için okunan kitabın işlevi ne? Kültür yayınlarının işlevi ne? Keyifli bir deneyim sağlamak, eğlendirirken bilgi vermek… İşte bu işlevi elektronik kitaptan ziyade YouTube ve internet üzerinden yayın yapan film ve dizi platformları ele geçirmeye başladı. Bunlar yalnız kitaba değil, televizyonda geçirilen zamana da rakip olmaya başladı. Televizyon kitabı öldürüyor derken, internet televizyonu da sıkıştırmaya başladı. Vestel’in belirlemelerine göre, geçtiğimiz yazın ortasında YouTube’da geçirilen zaman, televizyon istasyonlarının yayınlarında geçirilen zamanı açık ara aşmış. Şimdi Vestel, televizyon cihazlarını bir internet ekranı olarak yeniden konumlandırıyor.</p>
<p>Araçlara takılmayın. İşleve bakın. İşlevler değişmiyor. Onları tatmin için kullandığımız araçları değiştiriyoruz.</p>
<p>Şimdi asıl sormak istediğim soruyu sorayım. Romanın işlevi nedir? Roman eskisi kadar okunmaya devam edecek mi, yoksa onun yerine başka bir araç mı geçecek? Keyif için kitap okuma %40 azalırken, hele çocuklar ve gençlerde azalırken romanın eskisi kadar okunacağını söylemek zor. Peki ne olacak? Gelecek yazımda bunu tahmin etmeye çalışacağım. Roman önemli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/">Araca değil amaca bakmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/araca-degil-amaca-bakmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hızlanma hızlanıyor</title>
		<link>https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51115&#038;preview=true&#038;preview_id=51115</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilgisayar yokken nasıl yazardınız? Tabii ki daktiloyla. Ama bizlerin, kalem kullanmışlığımız da vardır. “Yazıyı kaleme almak”, falancanın “özel kalemi” gibi lafları hâlâ kullanıyoruz değil mi.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/">Hızlanma hızlanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhizlanma-hizlaniyor%2F&amp;linkname=H%C4%B1zlanma%20h%C4%B1zlan%C4%B1yor" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhizlanma-hizlaniyor%2F&amp;linkname=H%C4%B1zlanma%20h%C4%B1zlan%C4%B1yor" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhizlanma-hizlaniyor%2F&amp;linkname=H%C4%B1zlanma%20h%C4%B1zlan%C4%B1yor" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhizlanma-hizlaniyor%2F&amp;linkname=H%C4%B1zlanma%20h%C4%B1zlan%C4%B1yor" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhizlanma-hizlaniyor%2F&#038;title=H%C4%B1zlanma%20h%C4%B1zlan%C4%B1yor" data-a2a-url="https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/" data-a2a-title="Hızlanma hızlanıyor"></a></p><p>Sosyal medyada 1950-70 doğumluları metheden bir yazı dolaşıyor. Bebekken hiç hazır mama ve hazır bez kullanılmadığından başlayıp bir dizi övgüyle devam ediyor. Mesela, <em>“En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış, en azı 10 ekonomik krizden nasibini almış, tecrübe abidesi, yoklukla terbiye edilmiş, direnç abidesi bir nesil…”</em> İnternette bir aradım. 2020’ye gidiyor. Aydın 24 Haber sitesinde ve Ahmet Kızılaslan yazmış. O da Mevlüt Kaleli’den paylaşan Ümit Zileli’ye atfediyor.</p>
<p>Bu kadar methü sena olunca hemen azıcık üzerime aldım. Gerçi 5 yıl fazlam var ama…</p>
<h2>Teknoloji doğrudan</h2>
<p>Ancaaak, o güzel değerlendirmenin bir eksiği var. O yetmiş beş, hadi seksen yılda daha önceki sekiz yüz yılda, sekiz bin yılda; aslında daha önce hiç yaşanmamış şeyler var. Teknoloji! Teknoloji daha önce de değişiyordu ama mesela bir matbaa, bir buhar makinesi, sokaktaki insanı, evinde oturan insanı keşfinden çok sonra ve ancak dolaylı etkiliyordu. 20. asrın teknolojisi çamaşır makinesinden, radyodan başladı, televizyonla hayatımızı doğrudan değiştirdi. Yüksek teknolojinin yanında çamaşır makinesinin ne işi var diyeceksiniz. Güney Koreli iktisatçı Ha-Joon Chang’a göre aile yaşantısında en büyük değişikliği yapan ve özellikle kadına zamanını hediye eden icat o alçak gönüllü çamaşır makinesi. Yine 20. asırda kişisel bilgisayar… Ve asır değişirken internet!</p>
<p>Bunlar, daha önceki asırların yenilikleri gibi değil; günlük hayatımıza doğrudan girdi. Yalnız iş hayatına, yalnız sokağa değil, evin içine girdi. 24 saatimize girdi.</p>
<p>Daha onbeş- yirmi yıl önce gelecek tahmincileri “evernet” diye bir öngörüde bulunuyor, her an internete bağlı olacağımız bir dünya tasavvur ediyorlardı. Evernet cep telefonuyla hemen geldi ve bir kucak daha değişiklik getirdi.</p>
<h2>Turpun büyüğü: Yapay zekâ</h2>
<p>50-70 doğumlular bütün bu olan bitene de şahit oldular. Asıl ayrıcalıkları, bu yaşantı tarzı değiştiricilerin mevcut olmadığı zamanların büyük bölümünü de hatırlamaları. 75 doğumlu oğlumun sorusu hâlâ aklımda: “Baba, televizyon yokken akşamları ne yapardınız?”</p>
<p>Bilgisayar yokken nasıl yazardınız? Tabii ki daktiloyla. Ama bizlerin, kalem kullanmışlığımız da vardır. “Yazıyı kaleme almak”, falancanın “özel kalemi” gibi lafları hâlâ kullanıyoruz değil mi. (“Özel klavye” diye bir makam mı uydursak?)</p>
<p>Fakat internet yazıda da okumada da haber almada da buraya kadar saydığım donanımdan daha önemli. Siz bu yazımı muhtemelen internetten okuyorsunuz. Basılı gazeteden okuyanlar da olacak tabii. Ben yazarken birkaç kez internete danıştım. Önce 1950- 70 doğumluları metihnamesinin ilk çıkışını buldum, sonra Ha-Joon Chang’ın yazılışını, doğum yılını ve hatırladığım gibi Güney Koreli oluşunu kontrol ettim. Oğlumun televizyon sorusu gibi: İnternet yokken biz nasıl yazardık sahi!</p>
<p>Yeni ürünler, sistemler yayılırken S eğrisi dediğimiz bir gelişme grafiği izler. Apsiste zaman, ordinatta kullanıcı sayısı vardır. Yeniliği önce tek tük birkaç kişi kullanır. Sonra bir kullanıcı patlaması başlar. Nihayet, hemen herkesin kullanıcı hâline gelişiyle eğri kafasını tekrar aşağı eğer. Neticede üstten ve alttan çekilip uzatılmış bir S harfi çizilir. Bu başlangıç, yavaş yavaş yayılma, tutunma, hızla edinme ve sonra ağır ağır doyum mesela ilk otomobilde on yıllar sürdü. Cep telefonunun ortaya çıkışıyla bugünkü yaygınlığına ulaşmasını hemen bütün okuyucularım izledi. Yapay zekâya sorayım…</p>
<h2>Sihirbaz henüz işini bitirmedi</h2>
<p>İlgi çekici bir karşılaştırma olur diye CoPilot’a otomobillerin, cep telefonlarının ve üretken yapay zekânın kullanıcıya nüfuz hızlarını sordum. Somut bir soru olsun diye de S eğrilerinin yükselişe geçiş ve yavaşlama aralarını vermesini istedim. (Pazarlamada erken çoğunluk ve geç çoğunluk denilen aralık) Şu sonuçlar çıktı:</p>
<p>Otomobil: 1915-1950, 42 yıl.</p>
<p>Cep telefonu: 2000- 2015 15 yıl.</p>
<p>Üretken yapay zekâ: 2023- 2025. 2 yıl.</p>
<p>Nüfuz (penetrasyon) sürelerindeki kısalma çarpıcı.</p>
<p>Birkaç not eklenebilir: Otomobildeki yıllar bizdeki değil ABD’deki yayılmayı gösteriyor. Bizde 1950 tarihini bir 1970’lere çekmek gerekir. Cep telefonunu akıllı telefonla sınırlarsak 2000 yerine 2007 yazıp yayılma süresini 8 yıla indirebiliriz. Yapay zekâ da geç çoğunluk aşamasına henüz giriyor. 2025’i 2030 yapabiliriz. O zaman süre 7 yıla çıkar.</p>
<p>Nasıl hesaplarsak hesaplayalım, teknolojinin etkisini arttırdığı, aynı zamanda da yayılma süresinin kısaldığı açık. Bunun temel sebebi, yine teknoloji, teknolojilerin birbirini desteklemesi. İnterneti bilgisayar teknolojisi, yapay zekâyı hem bilgisayar hem de internet destekledi. Yapay zekâ bilgisayarda oturuyor ve ona internet vasıtasıyla ulaşıyoruz.</p>
<p>Sonuçta, 1970’ten sonra doğanlar üzülmesin. Teknoloji sihirbazı henüz işini bitirmedi.</p>
<p>______________</p>
<p>103 yıl önce bugün Yunan işgalci Dumlupınar’da çembere alınmak üzere. Yarın işini bitiriyoruz. Birkaç gün sonra (2 Eylül’de) Trikopis’i tutsak alıyor, sonra da Yunan Orduları Başkomutanlığına atandığını haber verip tebrik ediyoruz. Kutlu olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/">Hızlanma hızlanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/hizlanma-hizlaniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektronik beyin!</title>
		<link>https://millidusunce.com/elektronik-beyin/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/elektronik-beyin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2024 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[iskender öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=47821&#038;preview=true&#038;preview_id=47821</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elektronik beyne soru sormak geçen asırda fanteziydi. Yapay zekânın “chat” cinsleri tam bunun için kurgulanmış. Soru soruyorsunuz cevap veriyor. O hâlde fıkradaki soruyu sorabilirim dedim ve sordum. chatgpt.com sitesine (GPT 3,5) “Ne var, ne yok?” yazdım. Buyrun cevabı: </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/elektronik-beyin/">Elektronik beyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Felektronik-beyin%2F&amp;linkname=Elektronik%20beyin%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Felektronik-beyin%2F&amp;linkname=Elektronik%20beyin%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Felektronik-beyin%2F&amp;linkname=Elektronik%20beyin%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Felektronik-beyin%2F&amp;linkname=Elektronik%20beyin%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Felektronik-beyin%2F&#038;title=Elektronik%20beyin%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/elektronik-beyin/" data-a2a-title="Elektronik beyin!"></a></p><audio class="wp-audio-shortcode" id="audio-47821-1" preload="none" style="width: 100%;" controls="controls"><source type="audio/mpeg" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-1.mp3?_=1" /><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-1.mp3">https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-1.mp3</a></audio>
<audio class="wp-audio-shortcode" id="audio-47821-2" preload="none" style="width: 100%;" controls="controls"><source type="audio/mpeg" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-2.mp3?_=2" /><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-2.mp3">https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-2.mp3</a></audio>
<audio class="wp-audio-shortcode" id="audio-47821-3" preload="none" style="width: 100%;" controls="controls"><source type="audio/mpeg" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-3.mp3?_=3" /><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-3.mp3">https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-3.mp3</a></audio>
<audio class="wp-audio-shortcode" id="audio-47821-4" preload="none" style="width: 100%;" controls="controls"><source type="audio/mpeg" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-4.mp3?_=4" /><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-4.mp3">https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-4.mp3</a></audio>
<p><span style="font-weight: 400;">Önceleri mekanik hesap makineleri vardı. Sürgülü cetveller ve şu car car çevrilen kollu Facitler, en alıştıklarımızdı. Almanların şifre makinesi Enigma da en meşhuru. Elektronik bilgisayarlarla elektronik hesap makineleri yaklaşık aynı zamanların ürünüdür. Mekanik makinelere “analog bilgisayar” derdik, elektroniklerden ayırmak için. “Elektronik Beyin” de gayrı resmî fakat yaygın bir tabirdi. Eh Türk şakacılığı ile fıkralar bile türetmiştik. Elektronik beyne ne sorulsa cevap veriyor demişler. Bizim kahramanımız da gidip bir şeyler fısıldamış ve makine çalışmış, çalışmış, çalışmış; dumanlar çıkarmaya başlamış ve sonunda yanmış. Elin adamı dehşet içinde bizimkine dönüp sormuş: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">─ Ne dedin? Ne dedin?</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">─ Hiçbir şey. Sadece “Ne var ne yok?” dedim.</span></p>
<h2>Zengin olup bilgisayar almak</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">O zamanların elektroniği lambalara dayanırdı. Lambalar, daha sonra çıkan transistörlere göre kolay bozulan parçalardı. Elektronik beyin hata yapmaya başlayınca hangi lambanın ne yaptığını belirleyen uzmanlar türemişti. Bunlara, elektronik beyin psikiyatrı deniyordu. Günümüze kadar gelmiş bir tabir, program böceği, “bug”dır. Programcıların mutlaka yaptıkları hatalara verilen addır. Program geliştirmenin bir aşaması – hatta birkaç aşaması – programın böceklerinden temizlenmesi, “debugging”dir. Kelimenin doğuş hikâyesi o lambalı bilgisayarlardan birinin devrelerinin içine giren gerçek bir böceğe, bir güveye dayanır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilgisayarlar trilyonlarca kat güçlendi, aynı oranda ucuzladı… Çocukluğumda – seyrettiğim bir filmin ilhamıyla – bir hayal kurmuştum: O kadar zengin olacaktım ki evimde kendime ait bir bilgisayarım olacaktı. On yıllar geçti. Asır devretti ve ben zengin falan değilim ama evimde, eskileriyle birlikte birden fazla bilgisayar var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bilgisayar hayatımızın kanıksanan bir parçası oldu ve artık ne “elektronik beyin”den ne de bilgisayar psikiyatristlerinden söz ediliyordu.</span></p>
<h2>Asıl elektronik beyin şimdi</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Derken yapay zekâ çıktı! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşte, “elektronik beyin” lafını etmenin tam zamanıdır. Nedense kimsenin aklına bu eski söz gelmiyor. Elektronik bilgisayarların insan – veya hayvan – beyniyle pek bir benzerliği yoktu. Hâlbuki yapay zekâ neredeyse bire bir beyin taklidi. Nöronlarıyla, sinir demetleriyle, bağlantılarıyla, sinapslarıyla gerçekten elektronik beyin. Yapay zekâda bu yaklaşıma da zaten “nöral ağlar” deniyor. Beyin de tam budur. Nöral ağlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yanlış anlaşılmasın, yapay zekânın içinde bu saydıklarımız elle tutulur parçalar gibi değil. Yapay zekâyı bir bilgisayar programı sanal olarak kuruyor. Onu kuran şey bir program. Her program gibi bir algoritma. Fakat yaratılan şey algoritma değil. Tıpkı beyin gibi eğitilen, öğrenen, tecrübe kazanan bir yapı. Eğitimi de bir bakıma beyinlerin eğitimi gibi: Doğru yaptıkça ödüllendirilen, yanlış yaptıkça cezalandırılan bir kurgu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapay zekâ bir algoritma değil. Algoritma, yani bütün bilgisayar programları, 1, 2, 3… gibi belirli adımlarla çalışır. Bu adımların bazılarında dallanmalar vardır. Yani şöyleyse 4, başka türlüyse 5, daha da başkaysa 6 vs. gibi. Fakat programın her zaman ne yapacağı bellidir. Bir hata olduğunda arayıp hatanın hangi adımdan kaynaklandığını (böceğin nerede olduğunu) bulup düzeltiriz. Yapay zekâda bu mümkün değil. Bazen yapyalnış şeyler söylüyor. Bazen gerçekte var olmayan makalelere, kitaplara atıflar yapıyor. Düpedüz uyduruyor. Fakat nerede takıldığını bilmiyoruz. “Hayal görme – halüsinasyon” dediğimiz bu yanlışları en aza indirmeye çalışıyorlar.</span></p>
<h2>Ne var ne yok?</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Hata yapabiliyor yapmasına da üniversite girişten lise geçişe kadar her türlü sınavda insanlardan çok daha başarılı. ABD baro sınavlarında avukat adaylarını solluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elektronik beyne soru sormak geçen asırda fanteziydi. Yapay zekânın “chat” cinsleri tam bunun için kurgulanmış. Soru soruyorsunuz cevap veriyor. O hâlde fıkradaki soruyu sorabilirim dedim ve sordum. chatgpt.com sitesine (GPT 3,5) “Ne var, ne yok?” yazdım. Buyrun cevabı: </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">— İyiyim, teşekkür ederim! Sen nasılsın? Sana nasıl yardımcı olabilirim?</span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fıkrada, elektronik beynin Türkçe soruyu kelime anlamıyla algıladığı ve aptal bir makine olduğundan sigortalarının attığı – yandığı kabulü vardı. ChatGPT 3,5 Türkçedeki bu sorunun gerçek maksadını biliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Peki, 4o versiyonu ne cevap verdi? Buyrun: </span></p>
<p><i><span style="font-weight: 400;">─ Merhaba! Her şey yolunda, teşekkür ederim. Seninle sohbet etmek her zaman keyifli. Senin tarafında neler var, nasıl gidiyor? </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu samimiyete hata veya halüsinasyon diyemezsiniz. Çünkü sorunun kendisi de fazla samimi. Yapay zekâ da aynı havada cevap veriyor. Bizim klasik algoritmaya dayanan bilgisayar programlarımız zamanındaki gibi ne diyeceğini bildiğimiz günler daha mı iyiydi? Buyrun: İşte beyin, işte zekâ. İster alın, ister bırakın.</span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/elektronik-beyin/">Elektronik beyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/elektronik-beyin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-1.mp3" length="323757" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-2.mp3" length="470349" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-3.mp3" length="699165" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2024/07/easytts_audio_Elektronik-beyin1-4.mp3" length="568845" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Nedir bu yapay zekâ?</title>
		<link>https://millidusunce.com/nedir-bu-yapay-zeka/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/nedir-bu-yapay-zeka/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jan 2024 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Chat cpt]]></category>
		<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=46201&#038;preview=true&#038;preview_id=46201</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zekâ konusunda bu derece heyecanlanmamız da atom ve füzedeki gibi abartılı olmasın? Yoksa internet gibi bu da hayatımızı değiştirecek mi? </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/nedir-bu-yapay-zeka/">Nedir bu yapay zekâ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fnedir-bu-yapay-zeka%2F&amp;linkname=Nedir%20bu%20yapay%20zek%C3%A2%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fnedir-bu-yapay-zeka%2F&amp;linkname=Nedir%20bu%20yapay%20zek%C3%A2%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fnedir-bu-yapay-zeka%2F&amp;linkname=Nedir%20bu%20yapay%20zek%C3%A2%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fnedir-bu-yapay-zeka%2F&amp;linkname=Nedir%20bu%20yapay%20zek%C3%A2%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fnedir-bu-yapay-zeka%2F&#038;title=Nedir%20bu%20yapay%20zek%C3%A2%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/nedir-bu-yapay-zeka/" data-a2a-title="Nedir bu yapay zekâ?"></a></p><p>Bir yapay zekâ heyecanıdır gidiyor. Sizin mahalleye henüz gelmediyse belki yanlış mahalledesiniz.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamuoyu bilim ve teknik alanındaki konularla pek ilgilenmez. İstisnalar, belki atom ve hidrojen bombaları bir de Rusların Sputnik uydusuydu. Bunlardan sonra uzay ve füze çağına girdiğimiz dillendirilmeye başlandı. Şehir içi otobüsleri, hatta evlerdeki elektrikli süpürgeler atom gücüyle çalışacak; uzaya, gezegenlere gidecektik. İnternet bir patlama hâlinde değil de dünyayı yavaşça saran bir bulut gibi geldi. Fazla heyecanlanmadık ama hayatımız gerçekten değişti. Atom çağı, uzay çağı gelmedi, internet çağı geldi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapay zekâ konusunda bu derece heyecanlanmamız da atom ve füzedeki gibi abartılı olmasın? Yoksa internet gibi bu da hayatımızı değiştirecek mi? </span></p>
<h2>Bildiğiniz bilgisayar programlarından değil</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne yani; birçok iş bilgisayar programlarıyla çözülmüyor mu? Bankadan para çekmemizi, uçak, tren, otobüs bileti almamızı sağlayan şeyler bilgisayar programları değil mi? Bankanızı telefonla aramaya kalktığınızda sizi karşılayıp “Bankacılık işlemleri için bire, kredi kartı işlemleri için ikiye, dolandırıcılık işlemleri için altıya basın.” diyen kayıt da bir cins yapay zekâ değil mi? (Genellikle pek zeki olmasa da.)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hayır değil. Bu saydıklarımın her biri algoritma tabanlı bilgisayar programları. Onlardaki zekâ programı hazırlayanın başta verdiği, algoritmaya koyduğu zekâdan ibaret. Algoritma, bir reçetedir. Bizim Al-Harezmi’nin adını taşıyan bir yapı. Banka örneğinde şuna basılırsa şunu yap, öbürüne basılırsa bunu yap diyen bir reçete var karşınızda. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapay zekâ bilgisayar algoritmalarından, programlardan epey farklı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapay zekâ deyince birçok metottan, birçok yöntemden bahsedilebilir. Fakat ortalığı sarsan, insanları heyecanlandıran, 2022 sonbaharında Chat-GPT ile ortaya çıkan cinsi. Sinir ağları denilen bu metot, insan beynini taklit ediyor. Bir tarafta dış dünyadan veri girişinin yapıldığı noktalar var. Hadi bunlara nöron diyelim. Diğer uçta da çıktıların kullanıcıya aktarıldığı noktalar. Birincileri yapay zekânın kulaklarına, gözlerine benzetebiliriz. Çıkışları da, eğer sözlü ise ağzına, yazılıysa ellerine… İkisinin arasında asıl “beyin” bulunuyor. Burada çok sayıda düğüm noktası var ki bunlara da nöron diyebiliriz. Sonra bu nöronları birbirine bağlayan sinirler. </span></p>
<h2>Niçin şimdi?</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapay zekâyı hangi konuda eğitiyorsanız, o konuya ait sorular soruyorsunuz. Sistemin verdiği doğru veya yanlış cevaplara göre sinirleri güçlendiriyor veya zayıflatıyorsunuz. Her sinir taşıdığı sinyali bir sayıyla çarpıp bir başka sinire ulaştırıyor. İşte bu güçlendirme- zayıflama o sayının büyütülmesi veya küçültülmesi ile yapılıyor. Sonuçta kaç nöron, kaç sinir ve ne kadar eğitim verdiğinize göre akıllanan bir sistem doğuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kaç nöron? Kaç sinir? GPT 4’te 100 milyar nöron var. İnsan beynindekinden biraz fazla. Bunlar 100’den fazla tabakaya dağılmış. Nöronlar 100 trilyon sinirle bir birine bağlı. GPT’nin eğitimi sırasında 100 trilyondan fazla sayıyı en zeki zekâyı elde edene kadar ufak adımlarla değiştiriyorsunuz. Bir deneme için katrilyonlarca hesap yapmanız lâzım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yapay zekânın niçin on yıl, yirmi yıl önce değil de şimdi ortaya çıktığı bu sayılarda gizli. Nöron, sinir falan dediğime bakmayın, bütün olay yine bir bilgisayarın içinde olup bitiyor. Katrilyonlarca hesabı makul bir sürede becerebilen bilgisayar gücüne son on yıllarda ulaştık. Chat GPT’ye soru sorduğunuz zaman anında cevap alıyorsunuz. O cevabın arkasında böyle katrilyonlarca hesap yatıyor. Sinir ağları, teoride de pratikte de geçen asırdan beri biliniyor. Fakat bahsettiğim trilyonlara, katrilyonlara ulaşması ancak bilgisayarların bu hızları yakalamasıyla mümkün oldu. Yapay zekânın yeteneklerinin artış hızı yavaşlamayacak. Çünkü kuantum bilgisayarları devreye henüz giriyor. </span></p>
<h2>Bir dalga geliyor</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Google, inşa ettiği son kuantum bilgisayarı bir süper bilgisayarla karşılaştırmış. Süper bilgisayarın 47 yılda yapacağı hesaplamayı kuantum makinesi saniyeler içinde yapıp bitirmiş. (İngilizce güzel bir özet </span><span style="font-weight: 400;"> )</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat sinir ağları, kuantum bilgisayarları olmadan da etkileyici işler başarıyor. GPT 4, 26 dil konuşuyor. İnsan dillerine ilaveten 8 bilgisayar dili de biliyor. Talimatınızla yazı yazabildiği gibi yine sipariş üzerine bilgisayar programı da yazıyor. GPT 3,5’a 40 soruluk üniversite giriş Türkçe <a href="https://millidusunce.com/bilginin-bittigi-yer/" target="_blank" rel="noopener">testini vermiştim</a>. 15 doğru yapmıştı.</span><span style="font-weight: 400;"> Sonra GPT 4 ile denedim. 36 doğruya doğru gitti. Bizim öğrenciler bu sonucun yarısını zor yakalıyor. GPT 4, Amerikan baro sınavında da en iyi yüzde on arasında bir sonuç almıştı! Yani ABD’deki hukukçuların %90’ından iyi! </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet, yapay zekâ çağına giriyoruz. Büyük değişiklikler geliyor. Mustafa Süleyman’ın aynı isimli kitabının başlığındaki gibi (The Coming Wave) bir dalga geliyor. Bizi yükseltecek mi, boğacak mı göreceğiz. Öyle bir asır, yarım asır sonra, torunlarımız falan değil, bugün yaşayanlar da görecek. Her şey 2030’a varmadan belli olacak. </span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/nedir-bu-yapay-zeka/">Nedir bu yapay zekâ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/nedir-bu-yapay-zeka/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Endüstri hâlâ endüstri mi?</title>
		<link>https://millidusunce.com/endustri-hala-endustri-mi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/endustri-hala-endustri-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2023 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri 4.0]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yayıncılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=45264&#038;preview=true&#038;preview_id=45264</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu endüstri 4.0 mı, yoksa daha başka bir numara mı vermek lazım. Aracılığın zayıflaması, kapitalin de zayıflaması demek. Tasarım-üretim-pazarlama. Bu üç adımın ortasındaki “üretim”i teknoloji o kadar kolaylaştırıyor ki… Sermaye de büyük çapta tam o noktada, üretimde gerekiyordu.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/endustri-hala-endustri-mi/">Endüstri hâlâ endüstri mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fendustri-hala-endustri-mi%2F&amp;linkname=End%C3%BCstri%20h%C3%A2l%C3%A2%20end%C3%BCstri%20mi%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fendustri-hala-endustri-mi%2F&amp;linkname=End%C3%BCstri%20h%C3%A2l%C3%A2%20end%C3%BCstri%20mi%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fendustri-hala-endustri-mi%2F&amp;linkname=End%C3%BCstri%20h%C3%A2l%C3%A2%20end%C3%BCstri%20mi%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fendustri-hala-endustri-mi%2F&amp;linkname=End%C3%BCstri%20h%C3%A2l%C3%A2%20end%C3%BCstri%20mi%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fendustri-hala-endustri-mi%2F&#038;title=End%C3%BCstri%20h%C3%A2l%C3%A2%20end%C3%BCstri%20mi%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/endustri-hala-endustri-mi/" data-a2a-title="Endüstri hâlâ endüstri mi?"></a></p><p>Teknoloji, zamanın, mekânın ve maddenin aleyhinde gelişiyor.</p>
<p>Ne demek istiyorum? Mesela müziği alalım. Başlangıçta dinleyici ile müzik yapanların aynı mekânda ve muhakkak aynı zamanda bir araya gelmesi gerekirdi. Sonra Edison, fonografı- gramofonu icat etti. Bu, yolun başındaki ilk adımdı. Başlangıçlardan bir başkası da telefondur. Gazeteciler, Alexander Graham Bell’e, telefon dediği bu icadının neye yarayacağını sormuşlar.  “Mesela”, demiş mucit, “evinizden konser dinleyebileceksiniz.” Bell pek haklı çıkmadı galiba. Çıkmadı mı gerçekten? Bunu biraz sonra cevaplayayım.</p>
<p>Müziği özgürleştirmekte Edison’un gramofonu daha başarılıydı. Taş plaklar, 78’lik, 45’lik derken o yüksek sadakatli, 33’lü stereolara gelindi. Kaliteli ilk 33’lüğü dinlediğimde konser salonundan daha etkili gibi gelmişti bana. Üstelik bu ilk deneyimim stereo da değildi. Sonra kasetler ve CD’ler çıktı. Cızırtıyı ortadan kaldırdık.</p>
<h2>Madde yerine bilgi</h2>
<p>Nihayet müziği üstümüzde taşımaya başladık: Walkman, sonra İpod, mp3 çalarlar…</p>
<p>Derken müziğin nakli, depolanması, taşınması için maddeden yapılmış bir aracıya gerek kalmadı. Müzik enformasyona, Türkçesiyle malumata dönüştürüldü. Malumatın büyük taşıyıcısı internete bindi ve arzu ettiğimiz anda hizmetimize sunuldu. Spotify, YouTube ve diğerleri bunların kütüphanesi görevini yükleniyor. Evimde raflarda, çekmecelerde, özel kaplarında CD’ler bana bakıyor, ben de onlara…</p>
<p>Telefonla konser dinleyeceğiz diyen Graham Bell, bugünkü akıllı telefonla müzik dinlemeyi kastetmemişti ama “Ben demedim mi?” demeye hakkı var.</p>
<p>Olup biten bir şey daha var. Teknoloji, müzikte kapitalin statüsünü düşürdü. Şimdi bir eserin dinleyicisiyle buluşması için büyük plak şirketlerine gerek yok. Şu yapı yakındır: Besteci eserini notaya döker. Veya sadece mırıldanır. Araya yapay zekâ destekli bir yazılım girer ve bunun seslendirmesini gerçekleştirir. İcranın ustalığı, yorum, virtüözler de yapay zekâyı kendi üsluplarına göre yönlendirir. İster solo, ister orkestra… Hepsinin sesinin bilgisayarda yaratılması mümkün. Bir besteci, tek başına müzik endüstrisi olabilir. Tam bu değil ama bu noktaya doğru bir adımı Burkay Dönderici atmış. <a href="https://www.infinitumexmachina.com/" target="_blank" rel="noopener">Şu adrese</a> bir bakın. Parçalar Spotify’da da var. Burkay Dönderici’nin ismi bu sütunda daha önce de geçti. Dünyada 200’den fazla patenti olanlar listesine girmesi münasebetiyle. ()</p>
<h2>Yayıncısız yayın?</h2>
<p>Benzer gelişmeler televizyon yayıncılığında da var. Radyo ve televizyon devletlerin, büyük ağların tekelinden kopuyor. Tam kopmadı henüz ama bağımsız yayıncılar,  YouTube ve benzeri mecralarda kendi kanallarını kuruyor, orada konuşuyor, dinleyici ile buluşuyor. Tek tek yorumcular bunu yapabiliyor. Tek tek sunucular da. Bazen bu ikisi bir araya geliyor ve gerçekten yüksek “reyting”li sonuçlar doğuyor.</p>
<p>Gazetecilikte benzer eğilimi görmüyor musunuz? Gerçi televizyon yayımcılığı da bir cins gazetecilik. Gazetelerin internet üzerindeki tirajları basılı gazetenin kaç misli? Kitap yayıncılığında da aynı mekanizma devreye girmeye başladı. Elektronik kitaplar, internet kitapçılarının doğrudan yayın sistemleri, sesli kitaplar… Pek az aracıyla kitabın yazardan okuyucuya ulaşması mümkün. Buna “bağımsız yayıncılık” deniyor. İngilizcede “independent”ten, “indie” diye kısaltıyorlar. Yayınevcilik işlevinin yeniden düşünülmesi, yeniden tasarlanması lazım. Özellikle bizde.</p>
<p>Temel mekanizma şöyle yürüyor: İnsanların talep ettiği bir ürün düşünün. Müzik, sohbet programı, kitap, bir cihaz, hatta bir ev. Bunların hepsinin başlangıç noktası bilgi. Bu bir uç. Diğer uçta müziğin, sohbet programının dinleyicisi, cihazın kullanıcısı, evde oturan insan, son tüketici bulunuyor. İşte başlangıçtan sona gidişteki aracılar birer birer aradan kalkıyor. Aradan kalkanlar arasında televizyon tekelleri, büyük müzik şirketleri, hatta fabrikalar var.</p>
<h2>Kapital iki omzun arasında</h2>
<p>Tasarımdan son ürüne… Müzikte, televizyonda, kitapta tüketim noktasında kulaklık, hoparlör, ekran var. Araç veya ev biraz daha karışık ve henüz tam gerçekleşti sayılamaz. Üç boyutlu baskı teknolojilerinden bahsediyorum. Birçok küçük cihazı, tasarım bilgisi varsa çıktı şeklinde üretebilen üç boyutlu baskı makineleri. Bu “printer”ler, mürekkep yerine reçine gibi malzemeler kullanıyor. Daha büyüklerinin mürekkebi çimento veya başka inşaat malzemesi.</p>
<p>Bu endüstri 4.0 mı, yoksa daha başka bir numara mı vermek lazım. Aracılığın zayıflaması, kapitalin de zayıflaması demek. Tasarım-üretim-pazarlama. Bu üç adımın ortasındaki “üretim”i teknoloji o kadar kolaylaştırıyor ki… Sermaye de büyük çapta tam o noktada, üretimde gerekiyordu.</p>
<p>Yıllar önce “bilgi işçiliği” için söylenen bir sözle bitireyim: Bilgi üretiminin sermayesi beyinlerdir. Mesela Microsoft çalışanları Microsoft’un kapitalini her akşam iki omuzlarının arasında evlerine götürüyor ve ertesi gün geri getiriyorlar. Siz Microsoft yerine artık gezegenin en büyük sektörü olan başka firmaları koyabilirsiniz. Bunların kafalara ihtiyacı var. Kafaların bunlara ihtiyacı daha zayıf.</p>
<p>“Kapita” zaten kafa demek değil mi?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/endustri-hala-endustri-mi/">Endüstri hâlâ endüstri mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/endustri-hala-endustri-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doktorlar şokta!</title>
		<link>https://millidusunce.com/doktorlar-sokta/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/doktorlar-sokta/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Umay Gökçe Lilith]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2023 18:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[miting]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=43615&#038;preview=true&#038;preview_id=43615</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her olay sonunda, olan hep bize oluyor. Nedense siyasilere bir şey olduğu yok. Ekonomileri bozulmuyor, alım güçleri hiç düşmüyor, evlatları şehit olmuyor; her yere giren fetö sadece siyasilerin arasına girememiş ki köydeki sıva ustası bile fetöden içeri alınırken onlara bir şey olmuyor. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/doktorlar-sokta/">Doktorlar şokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdoktorlar-sokta%2F&amp;linkname=Doktorlar%20%C5%9Fokta%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdoktorlar-sokta%2F&amp;linkname=Doktorlar%20%C5%9Fokta%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdoktorlar-sokta%2F&amp;linkname=Doktorlar%20%C5%9Fokta%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdoktorlar-sokta%2F&amp;linkname=Doktorlar%20%C5%9Fokta%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdoktorlar-sokta%2F&#038;title=Doktorlar%20%C5%9Fokta%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/doktorlar-sokta/" data-a2a-title="Doktorlar şokta!"></a></p><p>Teknolojik gelişmeler günlük hayatımızı olumlu ya da olumsuz etkiliyor. İşe ilk başladığım yıllarda, bırakın her kişiye bir bilgisayarı, odalarda birer tane bile yoktu. Bilgi işlem biriminde arkasında kocaman kamburuyla eski bir bilgisayar vardı ve herkes kendi biriminin işlerini o bilgisayarda, sırayla yapardı. İlerleyen zamanlarda önce her odaya sonra her kişiye birer bilgisayar verildi. O kamburlu, şişko bilgisayarlar gitti yerlerine daha narin, zayıf az yer kaplayanlar geldi. Şimdiler de onlar da değişti. Artık kasalar yok, sadece monitör, klavye ve fare yetiyor.</p>
<p>O koca bilgisayarları küçülte küçülte en son cebimize girecek şekle getirdiler. Günümüz “çıkar telefonunu göster!” çağı oldu. Aynı cihazla hem konuşuyor hem elektronik ortamda her işimizi halledebiliyoruz. Adları da akıllı telefon. Bu aklı evvel telefonlar da kendi arasında rekabet hâlinde. Araba yarıştırır gibi telefon yarıştırıyoruz; bunların tekerleği yok ama aklı var.</p>
<p>Kafamıza takılan her şeyin cevabını cebimizdeki, kendisi küçük aklı büyük cihazdan bulabiliyoruz. Bunun yanında günlük haberleri de bu cihazlardan takip etmek, gazeteye para verip almaktan daha kolay geliyor. Hem gazete bayisine gitmek zorunda da kalmıyoruz. Bütün dünya parmağımızın ucunda. Gerçi kâğıt kokusu ve ellerinizi boya içinde bırakan mürekkep kokusu olmadan haber okumak çok zevk vermiyor ama olsun.</p>
<p>Bu kadar da kolaylık fazla diye düşündüklerinden olsa gerek, merak edip okumak istediğiniz habere tıklayınca hemen okuyamıyorsunuz. Bazı internet sitelerinde, başlığı ilginizi çeken bir haberi okumak için açtığınızda aynı başlığın içerik olarak tabiri caizse kırk defa yazıldığını görüyor, inat edip sonuna kadar okuyorsunuz. Ama o da ne! Başlıkla alakalı hiçbir cümle yok. Ağız tadıyla gündemi takip edemiyorsunuz. Haberin hemen altında başka bir başlık “Doktorlar şokta!”. Hemen hemen her haberin altında farklı farklı fotoğraflar ve aynı başlık “Doktorlar şokta!”. Doktorların bir kısmı yurt dışına gitmekte buldu çareyi, kalanlar da bir türlü çıkamadı bu şoktan…</p>
<h2>Milletçe şokta mıyız?</h2>
<p>Seçime günler kala aslında milletçe şokta gibiyiz. Ben öyle hissediyorum. Sadece siyasiler uyanık. Her anlamda uyanıklar. Özellikle iktidardakiler. Çünkü adaletsiz bir yarışa 1-0 önde başlıyorlar. Devletin bütün imkânlarını, kendi propagandaları için hunharca kullanıyorlar. Yaşadığım şehre cumhurbaşkanı gelecek diye, her yere parti bayrakları asıldı; özellikle anayollardaki elektrik direklerine cumhurbaşkanının posterleri, bayraklar asıldı. (Bu seçimde bu tür faaliyet yapılmama kararı var diye hatırlıyorum.) Daha önce pek yapmadıkları şey; Atatürk posterleri de astılar ilginç. Kamu kurumlarının bahçe duvarlarına, kendi reklamlarını içeren kocaman pankartlar asıldı. Bu asılanların bazıları çıkarıldı ama bazıları hâlâ duruyor. Bir de yollara yaptıkları, küçük tepeleri andıran, fark etmeyip yavaşlamadan geçtiğinizde arabanızın altını tangırdatan kasisler, cumhurbaşkanı gelecek diye söküldü. Her gelişinde olduğu gibi. Ee onların mabadı kıymetli tabii. Elbette birkaç gün sonra tekrar yapıldı tepeciklerimiz. Ama vatandaş olarak şokta olduğumuzdan sanırım, hiçbir tepki veremiyoruz olan bitene.</p>
<p>Teknoloji çağında bu yapılanları, partilerin giydirilmiş araçlarla bangır bangır müzik çalıp dolaşmasını; hatta adayların yaptığı mitingleri de çok gereksiz buluyorum. Onca seçmenlik hayatım boyunca, bu yapılanlar vesilesi ile kararını değiştiren bir kişi bile duymadım, görmedim. Mitinglere, toplantılara zaten her partinin kendi adamları katılıyor ama “Bizimkinde daha çok kişi vardı.”, “Metrekareye şu kadar insan düşüyor.”, “Metre alıp ölçtün mü de böyle konuşuyorsun?” gibi boş konuşmalar, seçime kadar sürüyor. Bu çağa, bu ilkellikler yakışmıyor. Vatandaş elinin altındaki internetten istediği, hatta istemediği her şeyi görüp duyabiliyor zaten. Meydanlara toplamaya ne gerek var. Mitinge gelen reisse vatandaşı topladıkları gibi çevre illerden de polis ekipleri toplanıp getiriliyor. Geçeceği kavşakta trafik durduruluyor, iftara yetişecek insanlar araç kuyruklarında bekletiliyor…</p>
<h2>Savaşa mı gidiyoruz, seçime mi?</h2>
<p>Bu mitinglerde liderler birbirlerinin ardından atıp tutuyor; o anda cevap verecek kimse yok ya. Meydandaki kalabalık da her söylediğine alkış tutuyor; salla gitsin… Bunun yerine, son günlerde herkesin yâd ettiği eski günlerdeki gibi televizyon programları yapılsa. Bütün adayların katılıp seviyeli bir şekilde tartışabildiği programlar hazırlansa ve bütün kanallar da ortak yayın yapsa. Bence çok güzel olur ve işte o zaman vatandaş ayırt eder eğriyi doğruyu. Ama siyasette seviye yerlerde sürünmeye başladığı için böyle seviyeli bir tartışma hayal.</p>
<p>Zaten basındaki seçimle ilgili söylemleri içeren manşetlere bakıldığında, bu insanların bir araya gelip adabınca tartışması namümkün. Sürekli “Onlar gelirse ülke bölünür.”, “Bunlar gelirse İran’a benzeriz.”, “Seçimden sonra bunları çamura yatıralım.” “Hadsizlere haddini bildireceğiz.”, “Bu, hikâyeden, kartondan adam.”, “İHA, SİHA fabrikalarını kapatacaklar.”, “Ülkeyi kaosa sürükleyecekler.”, “İlk turda işin bitmesi lazım yoksa ülke karışır.” vs. şeklinde manşetlere rastlıyorum. Minareyi çalacaklar da kılıf mı hazırlıyorlar acaba! Bu lafların çoğunluğu da iktidar ittifakına ait. En son bugün gördüğüm bir başlık “Ya istiklâl ya ölüm!” Okuyunca şoktan çıkıp başka şoka girdim. Ne oluyoruz, seçime mi gidiyoruz, meydan muharebesine mi? Pazar günü seçime “Allah Allah” nidalarıyla giderlerse şaşırmam. Son zamanlarda, tabiri caizse kimse de boş gezmiyor. Kiminde tabanca kiminde bıçak. Ufacık bir tartışmada çek vur ya da sapla geç; insanlar ölüyor. Kendimi savaş meydanının ortasında silahsız dolaşıyormuş gibi hissediyorum.</p>
<h2>Bas bas paraları</h2>
<p>İktidar adaletsiz yarışıyor demiştim ya. Liderlerin devlet kurumu TRT ekranlarında, seçim konuşmalarını yaptığı ilk gün ben de seyrettim. Cumhurbaşkanı haricindeki üç aday da TRT’nin eşit, adil davranmadığından şikâyetçiydi. Haklılar tabii. Para ve iktidar kimdeyse güç de onda çünkü.</p>
<p>Yirmi yıldır adettendir, seçim öncesi devlet kurumlarına çok sayıda personel alınır. Yine öyle oldu. Birçok devlet kurumuna temizlik işçilerinin yanı sıra çok sayıda kalifiye personel de alındı. Kamu işçilerine, yıllardır memurluk yapanları çileden çıkaracak oranda zam verildi. Bunların hepsi oy olarak geri döner mi bilemiyorum ama seçim arifesinde efendimiz para saçıyor. Memurlara haksızlık yaptıklarını biliyorlar ama onlara ek zammı hemen vermeyip Temmuz’da vereceklerini söylediler. Yani, seç beni göreyim seni, deniyor özetle. Oy konusunda işçilere, memurlardan daha çok güveniyorlar demek ki. Haa bir de bir ay bedava doğal gaz kullandık seçim sayesinde. Hurmaları yediriyorlar bakalım, tırmalaması nasıl olur! Sanırım herkesin hemfikir olduğu bir konu, kim kazanırsa kazansın, kazıklar biz “değerli” vatandaşlar için hazır bekliyor.</p>
<h2>Partiler vatandaşa karşı</h2>
<p>Yaşadığımız büyük depremde binlerce insanımızı kaybettik. Binlercesi de sadece fiziken hayatta; acılar içinde yaşamaya çalışıyor. Milletimizin dayanışmasını, zor günlerde birbirine sıkıca sarılmasını, yaşadığımız her acı olaydan sonra olduğu gibi o zaman da gördük. Daha o günlerin üstünden iki ay kadar geçmiş olmasına; acılarımızın, yaralarımızın hâlâ taze olmasına rağmen artık hatırlayan yok gibi. Seçim güncesi tutuyoruz ya her şeyi unutuyoruz. Siyasiler de kullandıkları nefret diliyle, birbirlerinin görüşünü bile bilmeden sarılan insanımızı ayrıştırıp dövüştürmeye kalkıyor.</p>
<p>Yaşadıklarımıza bakınca bütün partiler vatandaşa karşı gizli bir ittifak içindeler, diye düşünüyorum. Göstermelik atışıyorlar. Elbirliğiyle yapacaklar ne yapacaklarsa ama vatandaşın haberi olmadan. Zaten şoktayız ya anlamayız. Her olay sonunda, olan hep bize oluyor. Nedense siyasilere bir şey olduğu yok. Ekonomileri bozulmuyor, alım güçleri hiç düşmüyor, evlatları şehit olmuyor; her yere giren fetö sadece siyasilerin arasına girememiş ki köydeki sıva ustası bile fetöden içeri alınırken onlara bir şey olmuyor…</p>
<p>Bunların bozuk ağzına uyup kimse kardeşini, eşini dostunu kırıp üzmesin. Allah korusun, başımıza yine bir felaket gelirse onların keyfi çatıp yetişene kadar biz bize koşturup biz bize sarılacağız.</p>
<p>Cep telefonunuz sürekli yanınızda ve bataryası dolu olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/doktorlar-sokta/">Doktorlar şokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/doktorlar-sokta/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu kadar muhafazakarlık yeter</title>
		<link>https://millidusunce.com/bu-kadar-muhafazakarlik-yeter/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bu-kadar-muhafazakarlik-yeter/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jun 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazakarlık]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39559&#038;preview=true&#038;preview_id=39559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Artık bu kadar muhafazakârlık yeter! Muhafaza ettiğimiz kültür değerlerimizden yeni kültür değerleri nasıl yaratabiliriz, artık buna bakmalıyız. Halk ve klasik müziklerimizden 21. yüzyılın yeni Türk müziğini nasıl yaratabiliriz, artık buna bakmalıyız.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-kadar-muhafazakarlik-yeter/">Bu kadar muhafazakarlık yeter</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kadar-muhafazakarlik-yeter%2F&amp;linkname=Bu%20kadar%20muhafazakarl%C4%B1k%20yeter" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kadar-muhafazakarlik-yeter%2F&amp;linkname=Bu%20kadar%20muhafazakarl%C4%B1k%20yeter" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kadar-muhafazakarlik-yeter%2F&amp;linkname=Bu%20kadar%20muhafazakarl%C4%B1k%20yeter" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kadar-muhafazakarlik-yeter%2F&amp;linkname=Bu%20kadar%20muhafazakarl%C4%B1k%20yeter" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbu-kadar-muhafazakarlik-yeter%2F&#038;title=Bu%20kadar%20muhafazakarl%C4%B1k%20yeter" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bu-kadar-muhafazakarlik-yeter/" data-a2a-title="Bu kadar muhafazakarlık yeter"></a></p><p><em>Özellikle kendilerini milliyetçi olarak niteleyenlere sesleniyorum: Bu kadar muhafazakârlık yeter! </em></p>
<p>Geçen yüzyılın ortalarında haklı olabilirdik. Türkülerden, şarkılardan çok hafif batı müziği dinliyorduk. Halk oyunlarından çok salonlarda Avrupa usulü dans ediyorduk. Konservatuarlarda çocuklarımıza sadece batı müziği öğretiyorduk. Kendi edebiyatımızı, klasiklerimizi bir yana bırakıp Batı klasiklerine yöneliyorduk. Bu söylediklerim de bir dereceye kadar tartışılabilir olmakla birlikte diyelim ki kendi kültürümüze, tarihimize yeteri kadar önem vermiyorduk.</p>
<p>Ama artık bunların hiçbiri kalmadı. Radyolarımız, televizyonlarımız şarkı ve türkülerimizle 24 saat yayın yapıyor. Ebru, hat, minyatür gibi klasik sanatlarımızı, türkü ve şarkılarımızı öğreten okullarımız yanında pek çok da özel kuruluş var. Başta Osmanlı olmak üzere tarihimizi ele alan ilmî ve popüler yayınlar kitapçı raflarını dolduruyor. Tarih romanları, tarihî filmler aynı şekilde.</p>
<p><em>Öyleyse artık bu kadar muhafazakârlık yeter! Muhafaza ettiğimiz kültür değerlerimizden yeni kültür değerleri nasıl yaratabiliriz, artık buna bakmalıyız. Halk ve klasik müziklerimizden 21. yüzyılın yeni Türk müziğini nasıl yaratabiliriz, artık buna bakmalıyız. Batının tecrübe, teknik ve yöntemlerinden de yararlanarak yeni ve çağdaş eserler nasıl yaratabiliriz, artık buna bakmalıyız. </em></p>
<p><em>Muhafaza etmek, dondurmak, müzelik hâle getirmek demektir. Elbette kültür değerlerimizin otantik biçimlerini muhafaza edeceğiz, gerekenleri de müzelerde saklayıp sergileyeceğiz. Fakat kültürün bir süreç olduğunu unutmamalıyız. Gelişmeyen, gelişme süreci içinde olmayan kültür ölür. Ölü bir kültürle yaşamak istemiyorsak yeni yaratışlarla kültürümüzü geliştirmenin yollarını aramalıyız. </em></p>
<p>Biraz da İslam dünyasına seslenmeliyim.</p>
<p>Geçenlerde yandaş kanallardan birinde Afganistan’la ilgili bir programa gözüm takıldı. Afganların içinde bulunduğu perişanlığı anlatıyordu. Milyonlarca Afgan uyuşturucu bağımlısı olmuş, izbe yerlerde esrar çekiyordu. Onlara yardım için Türkiye’den giden bir dernek mensubu da başını elleri arasına almış, hıçkırarak ağlıyordu:</p>
<p><em>“Allahım”</em> diyordu, <em>“biz ne yaptık da bu kadar zelil olduk?”</em> “Biz” derken bütün İslam dünyasını kastediyordu.</p>
<p>Evet bütün İslam dünyası, evrenin sırlarını araştırmak yerine ömrünü <em>“Ne yaparım da cennete giderim?”</em> kaygısı üzerine kurmuş Müslümanlar yüzünden bu kadar zelil oldu.</p>
<p><em>Ey Müslüman, eğer evreni Allah’ın yarattığına inanıyorsan -ki Müslüman olduğuna göre mutlaka inanıyorsun- evrenin sırlarını araştırmakla işe başla! “Allah’ın hikmeti” diyerek yan gelip yatma; o hikmetin ne olduğunu, nasıl olduğunu bulmaya çalış! “Her şey Kur’an’da var” kolaycılığına da kaçma; “Uzaydaki cisimler nasıl oluyor da birbirinden uzaklaşıyor, şu kadar gen sarmalından nasıl oluyor da birbirine benzemeyen milyonlarca tür ortaya çıkıyor; bunlardan nasıl yararlanır da insanlığı ve bilimi geliştirebilirim?” sorularının cevaplarını aramaya bak!  </em></p>
<p><em>“Ahlaki sefillik içinde”</em> dediğin, <em>“çöküyor, çökmekte”</em> dediğin Batı bunları yapıyor. Senin araştırmadığın, cennet kaygısıyla yaşayıp öğrenmeye gerek duymadığın sırları öğrenmeye çalışıyor. Batı ahlaksız ama hastalandığın zaman onun cihazlarıyla tahliller yaptırıp filmler çektiriyorsun; onun ilaçlarıyla iyileşip ömrünü uzatmaya çalışıyorsun.</p>
<p>Ey milliyetçi ve Müslüman Türk! Ülkücü kökenli Aziz Sancar Nobel aldı diye övünmekte haklı olabilirsin. Ama bir kere de düşün; Aziz Sancar nasıl oldu da bu ödülü ABD’deki çalışmalarıyla aldı? Türkiye’de kalsaydı bu ödülü alabilir miydi? Almanya’daki Türk bilim adamları Türkiye’de çalışıyor olsalardı o aşıları icat edebilirler miydi?</p>
<p><em>Öyleyse ey milliyetçi ve Müslüman kardeşim! “Sömürüyorlar, cihat, ensar” filan demeyi bırak da Batı böyle bir bilim ortamını nasıl yaratmış, ona bak! Eğer bir Protestan papazı ve eşi Avustralya’nın, Afrika’nın bilmem hangi kabilesinin içinde onlarca yıl yaşayarak bir yandan dininin propagandasını yapıp bir yandan da onların dilleri, kültürleri hakkında ilmî eserler ortaya koyuyorsa o kabileleri de, dünyayı da idare eder; yönetir ve sömürür. </em></p>
<p>Elektrik, elektronik, bilgisayar, genetik… Batılı bilim adamı çalışıyor. Bir yandan kendi ülkesinde bilim adamı yetiştiriyor, bir yandan da başka ülkelerdeki zekâları ithal ediyor.</p>
<p><em>Ey Müslüman dünya! Batı yönetmeye ve sömürmeye devam edecek. Eğer sen cennet kaygısına kapılıp bilimi bir yana bırakırsan; cihat deyip kafa kesmeyi çare olarak görmeye devam edersen; mevcut zihniyetini değiştirmezsen bu devran da böyle sürüp gidecek. Efendilik Batıya, zillet sana! </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bu-kadar-muhafazakarlik-yeter/">Bu kadar muhafazakarlık yeter</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bu-kadar-muhafazakarlik-yeter/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İletişim teknolojileri ve demokrasi</title>
		<link>https://millidusunce.com/iletisim-teknolojileri-ve-demokrasi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/iletisim-teknolojileri-ve-demokrasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jun 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Sandık]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39443&#038;preview=true&#038;preview_id=39443</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acaba bir yere toplamadan doğrudan demokrasi mümkün olabilir mi? Her şeyin ‘çevrim içi’ne alıştık. Ya çevrim içi demokrasi?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/iletisim-teknolojileri-ve-demokrasi/">İletişim teknolojileri ve demokrasi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Filetisim-teknolojileri-ve-demokrasi%2F&amp;linkname=%C4%B0leti%C5%9Fim%20teknolojileri%20ve%20demokrasi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Filetisim-teknolojileri-ve-demokrasi%2F&amp;linkname=%C4%B0leti%C5%9Fim%20teknolojileri%20ve%20demokrasi" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Filetisim-teknolojileri-ve-demokrasi%2F&amp;linkname=%C4%B0leti%C5%9Fim%20teknolojileri%20ve%20demokrasi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Filetisim-teknolojileri-ve-demokrasi%2F&amp;linkname=%C4%B0leti%C5%9Fim%20teknolojileri%20ve%20demokrasi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Filetisim-teknolojileri-ve-demokrasi%2F&#038;title=%C4%B0leti%C5%9Fim%20teknolojileri%20ve%20demokrasi" data-a2a-url="https://millidusunce.com/iletisim-teknolojileri-ve-demokrasi/" data-a2a-title="İletişim teknolojileri ve demokrasi"></a></p><p>Şehir devletlerinde halk bir meydanda toplanır, seçim yapar, karar alır, kanun çıkarırmış. Demokrasinin böyle başladığını, özellikle Atina’da böyle başladığını söylerler. Atina’da nüfusun pek küçük bir kısmının meydana gitme hakkı olduğu da eklenir. Kuzey İtalya’nın başarılı şehir devletleri de benzer usullerle yönetiliyordu. Şehir meclislerinde binlerce erkek görev alır ve yönetime konuşarak, oy vererek aktif katılırlarmış.</p>
<h2>Çevrim içi demokrasi</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Dikkat çekmek istediğim nokta, doğrudan demokrasi. Milletin vekillerinin değil, doğrudan milletin asıllarının, fertlerinin yönettiği yapılar. Açıktır ki halkın bir meydana veya bir salona toplanıp ülkeyi yönetmesi bugünkü devletlerde mümkün değil. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Acaba bir yere toplamadan doğrudan demokrasi mümkün olabilir mi? Her şeyin ‘çevrim içi’ne alıştık. Ya çevrim içi demokrasi? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun daha basitinin, yönetimin değil de seçimlerin elektronik ortamda yapılması denemeleri var. Bazı ülkelerde denenip vazgeçilmiş. Fakat mesela İsviçre’de kalıcı hâlde kullanılıyor. Burada da geçen yazılarımdaki veri =&gt; malumat =&gt; bilgi =&gt; bilgelik basamakları gibi kâğıt ve sandıktan doğrudan yönetime giden adımlar düşünülebilir. Sandık =&gt; Seçim sandığı yerine makine kullanılması =&gt; Uzaktan oy vermeyle seçim =&gt; Sık yapılan referandumlar =&gt; Bütün kanunların uzaktan referandumla çıkarılması =&gt; Kanunların, denetimin ve tartışma dâhil bütün meclis fonksiyonlarının çevrim içi yapılması. </span></p>
<h2>Sonucu kim belirle? Oylar mı oyları sayan mı?</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Çözülmesi gereken pek çok problem ve yapılacak pek çok düzenleme vardır. En başta, hilenin önlenmesi geliyor. Ne demiş Stalin: Sandığa atılan oylar değil, oyları kimin saydığı önemlidir! Muhakkak günümüzde de Stalincikler vardır, neden olmasın? Mevcut sistemlerde de hile bütünüyle önlenmiş değil. Hileye karşı tedbirler var fakat zaman zaman bunların etrafından da dolaşılabiliyor. Parmak boyasının kaldırılması, mühürsüz zarfların kabulü gibi… </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevrim içi oylamada aşılacak ilk eşik, oy kullananın kimliğinin garantilenmesi. Bu çok zor olmasa gerek. Bankadaki paramızı, kimliğimizi ispatlayarak çevrim içi çekebildiğimize, e-devlete girip bizi ilgilendiren bilgileri dilediğimiz gibi değiştirebildiğimize göre referandumda veya seçimde oy kullanırken bizim biz olduğumuzu ispatlamak da imkânsız olmasa gerek. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Seçim ve referandumdan sonraki adım, çevrim içi denetim, çevrim içi tartışma, muhakkak daha karmaşık düzenlemeler gerektirir. Kanun hazırlanması da başlı başına bir ihtisas işidir ve TBMM’de bunu yapan bir daire vardır. Gerçi bugünlerde birçok şey gibi bu da by-pass ediliyor ama… Kanun, sonra kanunu düzelten kanun ve hemen ardından kanunu düzelten kanunu düzelten kanun çıkarmak zorunda kalınıyor. Demek ki mevcut yapı da kusursuz değil. Kim bilir, belki çevrim içi yasamada daha az hata yapılır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dört yıl, beş yıl, birilerine verilen temsil hakkı. Bu temsil hakkını ele geçirip bilgilenme kanallarını kendi tekeline alan, muhalifleri hapse atan hürriyetsiz demokrasiler. Hele iktidar gücünün bir meclisin değil de bir grubun, hatta bir adamın eline verildiği yapılar. Denetimsiz, hesap verilebilirliğin yok edildiği yapılar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün bunların yerine milletin, ülkesini vekiller vasıtasıyla değil, doğrudan kendinin yönettiği bir yapı düşünün! Dünyaya böyle tek bir örnek sunulsa, devamının çorap söküğü gibi geleceğini sanıyorum. Sonra bu sistemleri kurmayan, eski usulle devam edenlerin aslında demokrasi olmadığı düşüncesi gelişir. </span></p>
<h2>Yönetim yöneticilere bırakılacak kadar önemsiz değil</h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevrim içi demokrasinin zorlayacağı bir başka vakıa, halkın siyasetle, yani kendisinin nasıl yönetileceği ile ilgili konularda daha sık bilgi almaya, bunları daha sık düşünüp karar vermeye mecbur kılmasıdır. Böyle bir sistemin “halkı”nın boş zamanlarında siyasete bir göz atıvermesi pek olacak şey değil. Onun için, belki, yeni “vekâlet” oluşumları doğabilir. İnsanlar zor ve bilgi isteyen siyaset planlama, siyaset yürütme, kanun yapma, yapılan kanunu tenkit etme işlerini uzman gruplara devredebilir. Yaptıkları iş karşılığında maaş alacak uzman kişiler. Bir de benzer ihtiyaçların, taleplerin örgütlendiği STK’lar. Şüphesiz bunların da aksayan yönleri olacaktır ama bugünkü parti içi diktatörlükler çevrim içi sistemde çok zor kurulur. Nihayet insanların yapacağı, bir başka grup oluşturmak veya hiç gruba falan gitmeden meseleleri yine çevrim içi tartışıp kendi başına davranmaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Demokrasi “halk idaresi” değil miydi? O hâlde bırakalım halk idare etsin. </span></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/iletisim-teknolojileri-ve-demokrasi/">İletişim teknolojileri ve demokrasi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/iletisim-teknolojileri-ve-demokrasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözetleyen ağabeyden ‘Edep ya hû!’ya</title>
		<link>https://millidusunce.com/gozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/gozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 May 2022 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[1984]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39372&#038;preview=true&#038;preview_id=39372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilgi güçtür demişler ya… “Güç” birçok dilde “iktidar” anlamına da gelir. Bilgi iktidardır demek ki… Ancak bilgi kendiliğinden bilgeliğe dönüşmüyor. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/gozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya/">Gözetleyen ağabeyden ‘Edep ya hû!’ya</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya%2F&amp;linkname=G%C3%B6zetleyen%20a%C4%9Fabeyden%20%E2%80%98Edep%20ya%20h%C3%BB%21%E2%80%99ya" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya%2F&amp;linkname=G%C3%B6zetleyen%20a%C4%9Fabeyden%20%E2%80%98Edep%20ya%20h%C3%BB%21%E2%80%99ya" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya%2F&amp;linkname=G%C3%B6zetleyen%20a%C4%9Fabeyden%20%E2%80%98Edep%20ya%20h%C3%BB%21%E2%80%99ya" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya%2F&amp;linkname=G%C3%B6zetleyen%20a%C4%9Fabeyden%20%E2%80%98Edep%20ya%20h%C3%BB%21%E2%80%99ya" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya%2F&#038;title=G%C3%B6zetleyen%20a%C4%9Fabeyden%20%E2%80%98Edep%20ya%20h%C3%BB%21%E2%80%99ya" data-a2a-url="https://millidusunce.com/gozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya/" data-a2a-title="Gözetleyen ağabeyden ‘Edep ya hû!’ya"></a></p><p>Geçen yazımda, ekonomide malumattan- enformasyondan bahsetmiştim. Malumat, ekonomiyle ilişkiliyse toplumun başka kurumlarıyla da ilişkilidir. Mesela siyasetle… Şirketlerdeki ağabeylerin sizi gözetlediğinden söz etmiştim. Ya devletin tepesindeki büyük ağabeyler? Aklımda diktatörlüklerin vatandaşlarının her adımını izlemesi var. Bunun önde gelen örneği de Çin. Biliyorsunuz, o milyar mertebesindeki nüfus, bir o kadar kamera ile izleniyor. İnsanların her adımı kaydediliyor. Kamera sayısının, nüfusun iki katına çıkarılması hedefleniyormuş. Kişi başına iki kamera.</p>
<p>Kamera kayıtları ve başka kanallardan gelen malumat, anında işlenip değerlendiriliyor. Bilgiye dönüştürülüyor. Yüz tanımayı beceren yapay zekâ, eylemlerle insanları eşleştiriyor ve her vatandaş için bir sosyal kredi notu hesaplanıyor. Devletin istediği gibi davranıyorsanız mesele yok. Devletin talimatından sapıyorsanız kademe kademe bazı haklardan mahrum kalmayı göze alırsınız. İnat ederseniz, mesela Türk veya Müslüman gibi davranırsanız… Mesela Türkçe konuşmaya, camiye gitmeye, namaz kılmaya falan kalkarsanız… Devlet, sizin yeniden eğitilmeniz gerektiğine hükmedebilir ve on binlerin tutulduğu kamplara gönderilirsiniz.</p>
<p>Bilgi güçtür demişler ya… “Güç” birçok dilde “iktidar” anlamına da gelir. Bilgi iktidardır demek ki… Ancak bilgi kendiliğinden bilgeliğe dönüşmüyor.</p>
<h2>Giriş sınavsız dünya</h2>
<p>Bilginin her uygulaması kötü ve hürriyetleri sınırlayıcı olmak zorunda değil. Buyurun size bir başka uygulama düşüncesi: Sınavsız dünya.</p>
<p>Koskoca bir eğitim çarkının, her aşamasında sınav vardır. Fakat insanları en çok terleten, okul içindeki değil, okullar arası geçişlerdeki sınavlar. İstenilen liseye girme sınavı… Ve en önemlisi, üniversiteye giriş sınavı. Verinin, malumatın kolayca derlenmesi, değerlendirilmesi, bilgi hâline getirilmesi ve bilgiye anında ve kolaylıkla ulaşılması, birçok sınavı ortadan kaldırabilir. Öğrencinin yıllar boyu süren eğitimindeki bütün değerlendirmeler, bir noktada toplanabilir ve kimin neyi yapabileceği, neyi yapamayacağı, o yılları kapsayan hayat hikâyesinden çıkarılabilir. Böylece bir güne, bir günün de birkaç saatine bağımlı yaşamsal kararlar, daha sağlam bir temele dayandırılabilir.</p>
<h2 style="text-align: left;">Ya KPSS</h2>
<p>Bizi yakından ilgilendiren bir başka sınav, Kamu Personeli Seçme Sınavı, KPSS’dir. Gerçi her şeyde olduğu gibi bunda da “mülakat” rezaletiyle bu ölçünün de etrafından dolaştık. Tıpkı İhale Kanunu’nu başarıyla geçersiz kıldığımız gibi. Fakat bu nakiseler, bu ayıplar, ilkellikler uzun süremez. Onlar sürerse devlet yaşayamaz.</p>
<p>KPSS; tarihte hemen her devirde, her devlette, çeşitli şekillerde tekrarlanıyor. Devletin bürokrasiye ihtiyacı var. Bürokrasi, yetişmiş insan beyni demek. Beynin gücünü de ancak sınavla ölçebiliyorsunuz. Bizim tarihimizde Enderun’daki, daha sonra Bâbıâlii’deki seçim süreçlerine bakınız. Daha eski çağlara gidebilirsiniz. Çin, asırlar boyu, devlet bürokrasisini sınavla seçti. Konfüçyüs ilkelerini çalışan öğrenci, sınavı kazandığında, hem kendisine yaşam boyu itibar ve gelir sağlıyor hem de çıktığı köyü şereflendiriyordu.</p>
<p>İşte KPSS de bir sınav ve o da tıpkı diğerleri gibi sınavsız hâle getirilebilir. O da birkaç saatlik bir “mihnet”ten kurtarılıp yaşam boyu yapılıp edilenlerin sonucu hâline dönüştürülebilir. (İmtihan- sınav ve mihnet- eziyet, aynı köktendir.)</p>
<h2>Her yerde trafik kamerası olsa</h2>
<p>Bu mekanizmaların insanlar arası ilişkileri nasıl etkileyeceği de düşünmeye değer. Öğrenci sınıfıyla, öğretmeniyle her alışverişinin, bir yerlerde puanlandığını bilirse… Yalnız öğrenci değil, bütün insanlar her etkileşmelerinin kaydedildiğini bilirse… Yukarıda Çin için anlattıklarımın çok daha genişi ve değişik maksatlısı. Hani şoförler, kameralı kavşaklarda trafiğe uyuyor, hata yapmaktan dikkatle kaçınıyor ya. Her sokağın her metresinde trafik kamerası olduğunu ve bunların, yavaş ve hata yapabilen insanlar değil de yapay zekâya dayanan sistemlerce değerlendirildiğini düşünün. Ne kadar edepli sürücülerimiz ve trafiğimiz olurdu. Şimdi bu imkânı, trafikten alıp genişletin. Okula, sokağa, devlet dairesine, hastaneye, velhasıl her türlü işe genişletin. Cesur yeni dünya mı, bir kâbus mu? 1984’ün şeddelisi mi? Yoksa insanların bir birine edepli davrandığı, çalışanın müşteriye, memurun vatandaşa kitapta yazdığı gibi saygıyla davrandığı bir toplum mu? Çin, bu soruların cevabının bulunmasında laboratuvar olacak galiba.</p>
<p>Bir şey mümkünse büyük ihtimalle gerçekleşecektir.</p>
<p>Aslında teknoloji nötrdür, teknolojinin iyisi kötüsü yoktur. Teknolojiyi, bilimi, iyi veya kötü yapan biziz.</p>
<p>Bilgi teknolojileri insanları “Ağabey seni gözetliyor!” diye korkutmak için kullanıldığı gibi, “Edep ya hû!” davetini gerçekleştirmek için de kullanılabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/gozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya/">Gözetleyen ağabeyden ‘Edep ya hû!’ya</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/gozetleyen-agabeyden-edep-ya-huya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağabeyler bizi gözetliyor</title>
		<link>https://millidusunce.com/agabeyler-bizi-gozetliyor/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/agabeyler-bizi-gozetliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 May 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Big brother]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39337&#038;preview=true&#038;preview_id=39337</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir düşünün alışveriş siteleri üreticiye dönüp, “Şundan daha az, şundan daha çok üret. Şunun fiyatı müşteriye yüksek, diğerininki düşük geliyor.” diyecek bilgiye sahip değil mi? Bu bilgi üreticinin kendi edineceğinden, yani üreticinin “piyasa” dediğinden, daha çabuk ve daha sağlam değil mi? Ya kredi kartı şirketleri? </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/agabeyler-bizi-gozetliyor/">Ağabeyler bizi gözetliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fagabeyler-bizi-gozetliyor%2F&amp;linkname=A%C4%9Fabeyler%20bizi%20g%C3%B6zetliyor" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fagabeyler-bizi-gozetliyor%2F&amp;linkname=A%C4%9Fabeyler%20bizi%20g%C3%B6zetliyor" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fagabeyler-bizi-gozetliyor%2F&amp;linkname=A%C4%9Fabeyler%20bizi%20g%C3%B6zetliyor" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fagabeyler-bizi-gozetliyor%2F&amp;linkname=A%C4%9Fabeyler%20bizi%20g%C3%B6zetliyor" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fagabeyler-bizi-gozetliyor%2F&#038;title=A%C4%9Fabeyler%20bizi%20g%C3%B6zetliyor" data-a2a-url="https://millidusunce.com/agabeyler-bizi-gozetliyor/" data-a2a-title="Ağabeyler bizi gözetliyor"></a></p><p>Malumat, malumat, malumat. Hani şu enformasyon &#8211; information dediklerinden… Ben de bir gün teslim olup “bilgi” derim belki ama bilgi=enformasyon değildir.</p>
<p>İşte medeniyet bunun üzerinde yükselmiş. Tam olarak verilerin toparlanıp malumata, malumatın işlenip bilgiye, sonra da bilginin sindirilip bilgeliğe dönüşmesi üzerinde yükselmiş insanlık. Malumat alışverişi için konuşmaya başlamışız. Bilgiyi nesillerden nesillere aktarabilmek için büyüklere hürmeti öğrenmişiz. Hikâyelerimizi unutmamak için vezni, kafiyeyi icat edip destanlar söylemiş, onları büyüterek tekrarlamış, tekrarladıkça büyütmüşüz. Sonra yazıyı icat edip düşüncemizi, bildiğimizi, sevgimizi, sevmememizi kil tablete, ruloya, kitaba dökmüşüz. Sonrası malum: Basın, radyo, televizyon, internet. Ham veriyi ve malumatı değerlendirmek için metotlar… Bilgi teknolojileri, istatistik, veri madenciliği, blockchain…</p>
<h2>Piyasa bilinmez&#8230; Mi?</h2>
<p>Kartopu gibi büyüyen, pozitif geri beslemeli bir yükseliş. 1000 yılda yapılamayanı 100 yılda, 100 yılda yapılanı 10 yılda gerçekleştiren bir patlama.</p>
<p>Niyetim teknoloji ve bilim methiyesi değil. Hiç olmazsa bu yazıda değil. İnsanlığın methe en çok layık ürünlerinden biridir bilim ve teknoloji. Ancak aşk ve sanat, bunlarla rekabet edebilir.</p>
<p>Bu yazıda irdelemek istediğim, malumat ve bilgi teknolojilerinin geleceğimize olası etkileri.</p>
<p>Avusturya ekolü, Mises, Hayek ekonominin malumat üzerinde yükseldiğini söyler. Mesela, bir üründen hangi fiyata kaç tane satılacağı, insanların her gün yeniden yarattığı bir malumat denizidir. Buna piyasa diyoruz. Piyasayı, yani arz ve talep eğrilerinin nerede kesişeceğini sadece piyasa bilir. Piyasa ne? Piyasa milyonlarca insanın her gün parasıyla verdiği oydur. Şunu şu fiyata alırım veya almam oyu. İşte diyordu Viyana’nın, sonra da Chicago’nun ekonomistleri, bu uçsuz bucaksız malumat denizini hesaplayamazsınız, önceden kestiremezsiniz. Hem ekonomi hem de temel bilimlerde usta bir dostum, “Büyük şirketler ürün ve o ürünün üretimi hakkında her şeyi bilir, her şeyi hesaplar. Tek bilemedikleri kaç tane satılacağıdır.” derdi. Haklıydı da.</p>
<p>Piyasanın krallığı bu gerçeğe dayanırdı.</p>
<h2>Veriden malumata, malumattan bilgiye</h2>
<p>Hani Heisenberg’in indeterminacy- muayyeniyetsizlik- belirsizlik (?) kuralı var ya. Bu da onun gibi satışın belirsizlik kuralı! O bilge dostumun belirsizlik kuralını söylediği zaman 1980’lerdeydik. Bu belirsizlik gittikçe dağılıyor. Bitcoin’le başlayıp çoğalan blockchain denilen teknolojiye dayanan paralara bakınız. Bugünlerde bütün “coin”lerin fiyatı düşük ama… Bunların temelinde milyonlarca insanın her gün alıp sattığının anında ve dünyanın her yerinde aynı anda bilinmesini sağlayan ve tahrip edilemeyen bir yapı var. Böyle yapılar, insanların neyi kaça aldıklarının da kaydını tutabilir ve bu malumata anında ulaşılabilir.</p>
<p>Dağıtık veri teknolojisinin sadece ödeme araçlarına değil bütün ürünlerin izlenmesine uygulandığını düşünün. O zaman o teknoloji piyasayı bilir. Piyasa zaten bilgi olduğuna göre o teknoloji, piyasa olur.</p>
<p>Şimdiden azar azar olmuş bile. Size ilgilendiğiniz ürünlerin reklamını göstermiyor mu o teknoloji. Hani her internet sitesine girdiğinizde çerez politikalarını okumanızı salık veren ve sizin tıklayıverdiğiniz “evet, evet, evet” düğmeleri…</p>
<h2>Ağabey asıl şimdi bizi gözetliyor</h2>
<p>Bir düşünün alışveriş siteleri üreticiye dönüp, “Şundan daha az, şundan daha çok üret. Şunun fiyatı müşteriye yüksek, diğerininki düşük geliyor.” diyecek bilgiye sahip değil mi? Bu bilgi üreticinin kendi edineceğinden, yani üreticinin “piyasa” dediğinden, daha çabuk ve daha sağlam değil mi? Ya kredi kartı şirketleri?</p>
<p>Bunlar sizin neyi aldığınızı, kaça aldığınızı biliyor. Neyi almayı düşündüğünüzü de… Tam anlamıyla, “Ağabey sizi gözetliyor!”</p>
<p>Bu değerlendirme şahıslarımızı ilgilendiriyor. Fakat ekonomi için ve ekonomistler için daha geniş anlamları da var: Liberal ekonomistlere göre merkezî planlama niye başarısız olurdu? Devasa ve canlı, her an yeni bilgiler üreten bir heyula, bir malumat denizi, yani piyasa, önceden bilinemez, belirlenemezdi. İşte bu belirsizlik ilkesi merkezî planlamayı geçersiz kılıyordu. Peki, bu “belirsizlik ilkesi” hâlâ bütün bütün geçerli mi? Çağdaş enformasyon kanallarıyla, araçlarıyla, çözümleme donanım ve yazılımlarıyla bilinmezlik bir nebze olsun kırılmıyor mu? Bu teknolojiler ve onları kullananlar, topladıkları ve çözümledikleri (analiz ettikleri) malumatı, yani bilgiye dönüştürülmüş malumatı, merkezi planlar için kullanamazlar mı? Şirket merkezinin merkezî planı için! Hem bilginin ışık hızında gittiği çağda, planlamayı beş-on yıllık yapmak zorunda da değilsiniz. Yıllık, hatta iş dünyasının pek sevdiği çeyreklik, yani üçer aylık, planlar da yapabilirsiniz.</p>
<p>Böyle bir dünya gelebilir mi? Yoksa geldi mi bile?</p>
<p>Komplo teorilerinden hoşlanmayan biri olarak farkındayım, bu yazdıklarım komplo teorisi tadında. Fakat bu sanki yalancı çoban hikâyesindeki kurdun gerçekten geldiği senaryo.</p>
<p>Aynı senaryo siyasete uygulanabilir mi? Bu ciddi bir soru galiba.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/agabeyler-bizi-gozetliyor/">Ağabeyler bizi gözetliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/agabeyler-bizi-gozetliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
