Gözetleyen ağabeyden ‘Edep ya hû!’ya

Bilgi güçtür demişler ya… “Güç” birçok dilde “iktidar” anlamına da gelir. Bilgi iktidardır demek ki… Ancak bilgi kendiliğinden bilgeliğe dönüşmüyor. 


Geçen yazımda, ekonomide malumattan- enformasyondan bahsetmiştim. Malumat, ekonomiyle ilişkiliyse toplumun başka kurumlarıyla da ilişkilidir. Mesela siyasetle… Şirketlerdeki ağabeylerin sizi gözetlediğinden söz etmiştim. Ya devletin tepesindeki büyük ağabeyler? Aklımda diktatörlüklerin vatandaşlarının her adımını izlemesi var. Bunun önde gelen örneği de Çin. Biliyorsunuz, o milyar mertebesindeki nüfus, bir o kadar kamera ile izleniyor. İnsanların her adımı kaydediliyor. Kamera sayısının, nüfusun iki katına çıkarılması hedefleniyormuş. Kişi başına iki kamera.

Kamera kayıtları ve başka kanallardan gelen malumat, anında işlenip değerlendiriliyor. Bilgiye dönüştürülüyor. Yüz tanımayı beceren yapay zekâ, eylemlerle insanları eşleştiriyor ve her vatandaş için bir sosyal kredi notu hesaplanıyor. Devletin istediği gibi davranıyorsanız mesele yok. Devletin talimatından sapıyorsanız kademe kademe bazı haklardan mahrum kalmayı göze alırsınız. İnat ederseniz, mesela Türk veya Müslüman gibi davranırsanız… Mesela Türkçe konuşmaya, camiye gitmeye, namaz kılmaya falan kalkarsanız… Devlet, sizin yeniden eğitilmeniz gerektiğine hükmedebilir ve on binlerin tutulduğu kamplara gönderilirsiniz.

Bilgi güçtür demişler ya… “Güç” birçok dilde “iktidar” anlamına da gelir. Bilgi iktidardır demek ki… Ancak bilgi kendiliğinden bilgeliğe dönüşmüyor.

Giriş sınavsız dünya

Bilginin her uygulaması kötü ve hürriyetleri sınırlayıcı olmak zorunda değil. Buyurun size bir başka uygulama düşüncesi: Sınavsız dünya.

Koskoca bir eğitim çarkının, her aşamasında sınav vardır. Fakat insanları en çok terleten, okul içindeki değil, okullar arası geçişlerdeki sınavlar. İstenilen liseye girme sınavı… Ve en önemlisi, üniversiteye giriş sınavı. Verinin, malumatın kolayca derlenmesi, değerlendirilmesi, bilgi hâline getirilmesi ve bilgiye anında ve kolaylıkla ulaşılması, birçok sınavı ortadan kaldırabilir. Öğrencinin yıllar boyu süren eğitimindeki bütün değerlendirmeler, bir noktada toplanabilir ve kimin neyi yapabileceği, neyi yapamayacağı, o yılları kapsayan hayat hikâyesinden çıkarılabilir. Böylece bir güne, bir günün de birkaç saatine bağımlı yaşamsal kararlar, daha sağlam bir temele dayandırılabilir.

Ya KPSS

Bizi yakından ilgilendiren bir başka sınav, Kamu Personeli Seçme Sınavı, KPSS’dir. Gerçi her şeyde olduğu gibi bunda da “mülakat” rezaletiyle bu ölçünün de etrafından dolaştık. Tıpkı İhale Kanunu’nu başarıyla geçersiz kıldığımız gibi. Fakat bu nakiseler, bu ayıplar, ilkellikler uzun süremez. Onlar sürerse devlet yaşayamaz.

KPSS; tarihte hemen her devirde, her devlette, çeşitli şekillerde tekrarlanıyor. Devletin bürokrasiye ihtiyacı var. Bürokrasi, yetişmiş insan beyni demek. Beynin gücünü de ancak sınavla ölçebiliyorsunuz. Bizim tarihimizde Enderun’daki, daha sonra Bâbıâlii’deki seçim süreçlerine bakınız. Daha eski çağlara gidebilirsiniz. Çin, asırlar boyu, devlet bürokrasisini sınavla seçti. Konfüçyüs ilkelerini çalışan öğrenci, sınavı kazandığında, hem kendisine yaşam boyu itibar ve gelir sağlıyor hem de çıktığı köyü şereflendiriyordu.

İşte KPSS de bir sınav ve o da tıpkı diğerleri gibi sınavsız hâle getirilebilir. O da birkaç saatlik bir “mihnet”ten kurtarılıp yaşam boyu yapılıp edilenlerin sonucu hâline dönüştürülebilir. (İmtihan- sınav ve mihnet- eziyet, aynı köktendir.)

Her yerde trafik kamerası olsa

Bu mekanizmaların insanlar arası ilişkileri nasıl etkileyeceği de düşünmeye değer. Öğrenci sınıfıyla, öğretmeniyle her alışverişinin, bir yerlerde puanlandığını bilirse… Yalnız öğrenci değil, bütün insanlar her etkileşmelerinin kaydedildiğini bilirse… Yukarıda Çin için anlattıklarımın çok daha genişi ve değişik maksatlısı. Hani şoförler, kameralı kavşaklarda trafiğe uyuyor, hata yapmaktan dikkatle kaçınıyor ya. Her sokağın her metresinde trafik kamerası olduğunu ve bunların, yavaş ve hata yapabilen insanlar değil de yapay zekâya dayanan sistemlerce değerlendirildiğini düşünün. Ne kadar edepli sürücülerimiz ve trafiğimiz olurdu. Şimdi bu imkânı, trafikten alıp genişletin. Okula, sokağa, devlet dairesine, hastaneye, velhasıl her türlü işe genişletin. Cesur yeni dünya mı, bir kâbus mu? 1984’ün şeddelisi mi? Yoksa insanların bir birine edepli davrandığı, çalışanın müşteriye, memurun vatandaşa kitapta yazdığı gibi saygıyla davrandığı bir toplum mu? Çin, bu soruların cevabının bulunmasında laboratuvar olacak galiba.

Bir şey mümkünse büyük ihtimalle gerçekleşecektir.

Aslında teknoloji nötrdür, teknolojinin iyisi kötüsü yoktur. Teknolojiyi, bilimi, iyi veya kötü yapan biziz.

Bilgi teknolojileri insanları “Ağabey seni gözetliyor!” diye korkutmak için kullanıldığı gibi, “Edep ya hû!” davetini gerçekleştirmek için de kullanılabilir.

 

 

 

Yazar

İskender Öksüz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar