Ağabeyler bizi gözetliyor

Bir düşünün alışveriş siteleri üreticiye dönüp, “Şundan daha az, şundan daha çok üret. Şunun fiyatı müşteriye yüksek, diğerininki düşük geliyor.” diyecek bilgiye sahip değil mi? Bu bilgi üreticinin kendi edineceğinden, yani üreticinin “piyasa” dediğinden, daha çabuk ve daha sağlam değil mi? Ya kredi kartı şirketleri? 


Malumat, malumat, malumat. Hani şu enformasyon – information dediklerinden… Ben de bir gün teslim olup “bilgi” derim belki ama bilgi=enformasyon değildir.

İşte medeniyet bunun üzerinde yükselmiş. Tam olarak verilerin toparlanıp malumata, malumatın işlenip bilgiye, sonra da bilginin sindirilip bilgeliğe dönüşmesi üzerinde yükselmiş insanlık. Malumat alışverişi için konuşmaya başlamışız. Bilgiyi nesillerden nesillere aktarabilmek için büyüklere hürmeti öğrenmişiz. Hikâyelerimizi unutmamak için vezni, kafiyeyi icat edip destanlar söylemiş, onları büyüterek tekrarlamış, tekrarladıkça büyütmüşüz. Sonra yazıyı icat edip düşüncemizi, bildiğimizi, sevgimizi, sevmememizi kil tablete, ruloya, kitaba dökmüşüz. Sonrası malum: Basın, radyo, televizyon, internet. Ham veriyi ve malumatı değerlendirmek için metotlar… Bilgi teknolojileri, istatistik, veri madenciliği, blockchain…

Piyasa bilinmez… Mi?

Kartopu gibi büyüyen, pozitif geri beslemeli bir yükseliş. 1000 yılda yapılamayanı 100 yılda, 100 yılda yapılanı 10 yılda gerçekleştiren bir patlama.

Niyetim teknoloji ve bilim methiyesi değil. Hiç olmazsa bu yazıda değil. İnsanlığın methe en çok layık ürünlerinden biridir bilim ve teknoloji. Ancak aşk ve sanat, bunlarla rekabet edebilir.

Bu yazıda irdelemek istediğim, malumat ve bilgi teknolojilerinin geleceğimize olası etkileri.

Avusturya ekolü, Mises, Hayek ekonominin malumat üzerinde yükseldiğini söyler. Mesela, bir üründen hangi fiyata kaç tane satılacağı, insanların her gün yeniden yarattığı bir malumat denizidir. Buna piyasa diyoruz. Piyasayı, yani arz ve talep eğrilerinin nerede kesişeceğini sadece piyasa bilir. Piyasa ne? Piyasa milyonlarca insanın her gün parasıyla verdiği oydur. Şunu şu fiyata alırım veya almam oyu. İşte diyordu Viyana’nın, sonra da Chicago’nun ekonomistleri, bu uçsuz bucaksız malumat denizini hesaplayamazsınız, önceden kestiremezsiniz. Hem ekonomi hem de temel bilimlerde usta bir dostum, “Büyük şirketler ürün ve o ürünün üretimi hakkında her şeyi bilir, her şeyi hesaplar. Tek bilemedikleri kaç tane satılacağıdır.” derdi. Haklıydı da.

Piyasanın krallığı bu gerçeğe dayanırdı.

Veriden malumata, malumattan bilgiye

Hani Heisenberg’in indeterminacy- muayyeniyetsizlik- belirsizlik (?) kuralı var ya. Bu da onun gibi satışın belirsizlik kuralı! O bilge dostumun belirsizlik kuralını söylediği zaman 1980’lerdeydik. Bu belirsizlik gittikçe dağılıyor. Bitcoin’le başlayıp çoğalan blockchain denilen teknolojiye dayanan paralara bakınız. Bugünlerde bütün “coin”lerin fiyatı düşük ama… Bunların temelinde milyonlarca insanın her gün alıp sattığının anında ve dünyanın her yerinde aynı anda bilinmesini sağlayan ve tahrip edilemeyen bir yapı var. Böyle yapılar, insanların neyi kaça aldıklarının da kaydını tutabilir ve bu malumata anında ulaşılabilir.

Dağıtık veri teknolojisinin sadece ödeme araçlarına değil bütün ürünlerin izlenmesine uygulandığını düşünün. O zaman o teknoloji piyasayı bilir. Piyasa zaten bilgi olduğuna göre o teknoloji, piyasa olur.

Şimdiden azar azar olmuş bile. Size ilgilendiğiniz ürünlerin reklamını göstermiyor mu o teknoloji. Hani her internet sitesine girdiğinizde çerez politikalarını okumanızı salık veren ve sizin tıklayıverdiğiniz “evet, evet, evet” düğmeleri…

Ağabey asıl şimdi bizi gözetliyor

Bir düşünün alışveriş siteleri üreticiye dönüp, “Şundan daha az, şundan daha çok üret. Şunun fiyatı müşteriye yüksek, diğerininki düşük geliyor.” diyecek bilgiye sahip değil mi? Bu bilgi üreticinin kendi edineceğinden, yani üreticinin “piyasa” dediğinden, daha çabuk ve daha sağlam değil mi? Ya kredi kartı şirketleri?

Bunlar sizin neyi aldığınızı, kaça aldığınızı biliyor. Neyi almayı düşündüğünüzü de… Tam anlamıyla, “Ağabey sizi gözetliyor!”

Bu değerlendirme şahıslarımızı ilgilendiriyor. Fakat ekonomi için ve ekonomistler için daha geniş anlamları da var: Liberal ekonomistlere göre merkezî planlama niye başarısız olurdu? Devasa ve canlı, her an yeni bilgiler üreten bir heyula, bir malumat denizi, yani piyasa, önceden bilinemez, belirlenemezdi. İşte bu belirsizlik ilkesi merkezî planlamayı geçersiz kılıyordu. Peki, bu “belirsizlik ilkesi” hâlâ bütün bütün geçerli mi? Çağdaş enformasyon kanallarıyla, araçlarıyla, çözümleme donanım ve yazılımlarıyla bilinmezlik bir nebze olsun kırılmıyor mu? Bu teknolojiler ve onları kullananlar, topladıkları ve çözümledikleri (analiz ettikleri) malumatı, yani bilgiye dönüştürülmüş malumatı, merkezi planlar için kullanamazlar mı? Şirket merkezinin merkezî planı için! Hem bilginin ışık hızında gittiği çağda, planlamayı beş-on yıllık yapmak zorunda da değilsiniz. Yıllık, hatta iş dünyasının pek sevdiği çeyreklik, yani üçer aylık, planlar da yapabilirsiniz.

Böyle bir dünya gelebilir mi? Yoksa geldi mi bile?

Komplo teorilerinden hoşlanmayan biri olarak farkındayım, bu yazdıklarım komplo teorisi tadında. Fakat bu sanki yalancı çoban hikâyesindeki kurdun gerçekten geldiği senaryo.

Aynı senaryo siyasete uygulanabilir mi? Bu ciddi bir soru galiba.

 

Yazar

İskender Öksüz

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar