<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türklük Bilinci arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/turkluk-bilinci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/turkluk-bilinci/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Mar 2023 22:27:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Ceditçilik ve bugüne dair düşündürdükleri</title>
		<link>https://millidusunce.com/ceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/ceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Necdet Cura]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Mar 2023 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlar]]></category>
		<category><![CDATA[ceditçilik]]></category>
		<category><![CDATA[kazak]]></category>
		<category><![CDATA[Kırgız]]></category>
		<category><![CDATA[küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük Bilinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=42989&#038;preview=true&#038;preview_id=42989</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ceditçilik, Türk milletinin refahına ve iyi bir hayat yaşamasını öngören bir hareketti. İsmail Gaspıralı, Rızaeddin Fahreddin, Musa Carullah gibi nice aydını kendi içinde barındıran Ceditçilik düşüncesi din, dil ve kültür konusunda toplumsal hayata da dokunan sözler veriyordu.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri/">Ceditçilik ve bugüne dair düşündürdükleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri%2F&amp;linkname=Cedit%C3%A7ilik%20ve%20bug%C3%BCne%20dair%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnd%C3%BCrd%C3%BCkleri" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri%2F&amp;linkname=Cedit%C3%A7ilik%20ve%20bug%C3%BCne%20dair%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnd%C3%BCrd%C3%BCkleri" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri%2F&amp;linkname=Cedit%C3%A7ilik%20ve%20bug%C3%BCne%20dair%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnd%C3%BCrd%C3%BCkleri" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri%2F&amp;linkname=Cedit%C3%A7ilik%20ve%20bug%C3%BCne%20dair%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnd%C3%BCrd%C3%BCkleri" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri%2F&#038;title=Cedit%C3%A7ilik%20ve%20bug%C3%BCne%20dair%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnd%C3%BCrd%C3%BCkleri" data-a2a-url="https://millidusunce.com/ceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri/" data-a2a-title="Ceditçilik ve bugüne dair düşündürdükleri"></a></p><p>Bugün genelde Türk Milliyetçisi kimliğiyle tanınan Türk aydınlar ve yazarlar tarafından gündemde tutulan ve aktarılmaya çalışılan Ceditçilik konusu Türk Dünyası ile olan ilişkilerde bir ’köprü’ vazifesi görecek ve gelecek kuşaklar için adeta açılan bir yol görevi görecektir. Çünkü, Ceditçilik meselesine ilmi anlamda yüklenen değer bugünkü kafamızda soru işaretlerini de gidermek için bir yöntem olacaktır.</p>
<p>Ceditçilik ile pek çok tanım olmakla beraber temelde ‘’yenileşme hareketi’’ olarak tanımlayabilmek mümkündür. Bu konuda değerli hocam Prof. Dr. Abdullah Gündoğdu,  üniversitemin İlahiyat Fakültesi’nin değerli yüzlerinden Prof. Dr. İbrahim Maraş, yine bir Dil Tarih’li Dr. Emre Özsoy gibi hocalarımızın çalışmalarına bakılmasına tavsiye ederim. Daha ismini sayamadığım hocalarım ve bilim adamlarının da varlığına işaret etmek isterim.</p>
<p>Ceditçilik, Türk milletinin refahına ve iyi bir hayat yaşamasını öngören bir hareketti. İsmail Gaspıralı, Rızaeddin Fahreddin, Musa Carullah gibi nice aydını kendi içinde barındıran Ceditçilik düşüncesi din, dil ve kültür konusunda toplumsal hayata da dokunan sözler veriyordu.</p>
<p>Bu hareket, zamanın şartlarına göre ileri ve modern sayılabilecek bir entelektüel birikim ve inşa hareketiydi. Harekete mensup olan aydınların Osmanlı ve sonradan Türkiye ile kurdukları faaliyetlerin neşriyat dünyamızdan tutun da ümmetten millete geçişe yaptıkları katkılar gibi daha pek çok konuda etkileri okunabilmektedir.</p>
<p>Ceditçilik Hareketi’nin doğduğu yer bugünkü Rusya toprakları arasında yer alan Kazan bölgesinin olduğunu ifade edebilirken bu hareketin Türk tarihi ve Türk Modernleşmesi’nin zihinsel izdüşümünde çok ciddi bir paya sahip olduğunu unutmamak gerekir.</p>
<p>Ceditçilik Hareketi’nin başladığı yüzyıl itibariyle son büyük imparatorluğumuz Osmanlılar, zor zamanlar atlatırken bir yandan da aldıkları bazı radikal kararlarla devletin ömrünü uzatma gayesi içinde hareket ediyorlardı. O yıllarda Tanzimat aydınları kültürümüzün modern anlamda  ’ilk’ Edebiyat örneklerini verirken yalnızca bununla kalmıyor aynı zamanda devletin içinde bulunduğu buhrana karşı da bir çare arayışına giriyorlardı. Bu noktada çıkan fikirler arasında Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık, Osmanlıcılık gibi fikirlerin varlığı bugün hâlâ güncel Türk siyasetinden kalan tartışmalarda kendinde yer bulsa bile bugünkü toplumsal yapımız ve dinamik genç nüfusumuz artık mefkûreyi de siyasal sistemleri de kendi içlerindeki inanç, azim ve yeni arayışlarla güncel siyasetin aktörlerinde pek aramadığı kendi sosyal medya hesaplarında ve farklı mecralardaki söylemlerinden yakalayabilmek mümkündür. Bu mesele günümüzün siyasi partilerine, parti programlarına ve liderlerden koptukları anlamına gelmez.  Sadece inandıkları ülkelerinin daha güçlü, müreffeh ve mutlu olmalarının tek aygıtı olarak, ’siyaset kavramını görmemeleridir’ buradaki durum.</p>
<p>Bu bağlamda ifade etmek gerekir ki, düşünebilmek ile yetinmeyen insan; aslında kendi öz âlemini keşfettikçe yeni zihinsel çerçeveler açacak ve yaşadığı dünyanın getirdiği ’hazır yemek’lerle yetinmeyecektir. Kendi yaş grubum ve benden sonraki süreçte dünyaya gelen genç yurttaşlarımızın önemli bir kısmı her ne kadar ’sıkılmış, yorulmuş ve pasif’ bir imajla hatırlansa bile aslında kendi ebeveynlerinden daha çok dünyayı tanıma hevesi içinde olup farklı becerilerle dünyayı tanıma arzusu içerisindedirler. Sosyal medyada evvelden hiç tanışmadığı sadece popüler kültür öznelerinden bildiği Kazak, Kırgız, Özbek… vb kimlikler yeniden şekilleniyor ve siyasi birliktelikten öte tarihsel ’kardeşlik bağları’na yapılan atıfla zaman gösteriyor ki Türk gençliğinin ve daha da geniş ele alacak olursak Türk milletinin ata topraklarına duyduğu ilgi beyhude değil. Bu birliktelik yalnızca sanal alemle değil aynı zamanda Sinema ve Edebiyat alanlarında da kendilerini kanıtlayabiliyor. İsterseniz, sosyal medyadan dem vurmuşken 2020 yılında ülkemizde vizyona giren Tomris filminin başrolündeki oyuncunun<em>(Almira Tursyn)</em> sosyal medya hesaplarına baktığınızda bu durumu gayet net bir şekilde görebilirsiniz. O zaman akıllara bir soru düşer…</p>
<p>Gelecek kuşaklar yeni bir Ceditçilik hareketine vesile olur mu?</p>
<p>Bu sorunun cevabı şuan için belli değil fakat bir kıpırdamanın ve hatta yaşayan büyük alimlerimizden Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun hocamızın yeni bir kaynamanın başladığını ifade etmesi boşa değil.</p>
<p>İlerleyen yılların Türkiye’deki entelektüel yolculuğunda oldukça parlak geçeceğini hem Avrupa, hem de Türk Dünyası ile kurulan olumlu münasebetler ile görebilmek mümkün. Türk milletinin mensup olduğunun bilincine varan kitleler akın akın kendi tarihleri, dilleri, kültürleri ve akrabaları hakkında bilgiler edinmek istiyor. Popüler bilimsel yazılara, ortak yapılan kültürel işlere ilgi fazlasıyla mevcut.</p>
<p>Türkiye’den Kazakistan’a ya da Kazakistan’dan Türkiye’ye yapılan beyin göçleriyle ’fikri ve kültürel birlikteliğin’ farklı sahalarda meyveleri alınmış durumda. Türk-Kazak Üniversitesi’nin bilimsel faaliyetlerinin devletler (Türkiye ve Kazakistan) eliyle desteklenmesi sonucu bilimsel verilerden alınan çıktılar toplumsal, sosyal ve ekonomik dünyamıza sirayet ettikçe <em>’Türk Dünyası ve Bütünleşme’</em> meselesi basit bir olay olarak algılanmayacak aksine ayakları yere basan, gelecek yılları inşa edebilecek bir Türk Devletleri olacağını bizlere gösterecektir. Şubat ayının başında yaşadığımız deprem sonucunda kardeş ülke Azerbaycan başta olmak üzere Türkistan coğrafyasındaki soydaşlarımızın bizlerle beraber dertlenmesi, üzülmesi ve yaraların sarılmasındaki katkılarını gören her Türk gelecek yıllardaki dayanışma ve bütünleşmenin seviyesini görmektedir.</p>
<p>Ceditçilik Hareketi’ne bugün gösterilen ilginin temelinde Türkiye’deki entelektüel düşünce dünyasının ve alt zihin dünyamızdaki bazı kavramların (Küreselleşme, Liberalleşme, Sosyalizm) yeniden masaya yatırılması ile karşılaşılan bir arayış olduğunu ifade etmek mümkündür.  Sovyetlerin tarihten silinmesi ile beraber başlayan süreçte Türkiye, kendi atalarının ve soydaşlarının bulunduğu topraklara karşı ilgisiz kalması beklenemezdi. Öyle de oldu ve bu kapsamda siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliği yoluyla gerçekleşen alışveriş sayesinde beklentinin üstünde bir birlikteliğin en azından şimdilik</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hiç şüphesiz ki, bir yazıya indirgenemeyecek kadar uzun olan bu mesele, bugün Türk tarihçiliğinde üzerinde pek çok yeni Yüksek Lisans ve Doktora tezi ile çalışılıyor olmakla beraber son yıllarda bu konuya gösterilen ilgi gelecek yıllarda Türkiye’nin fikri, kültürel, bilimsel ve sosyo-politik düşünce dünyasında da yeni fikirlerin yol açmasına vesile olacaktır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri/">Ceditçilik ve bugüne dair düşündürdükleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/ceditcilik-ve-bugune-dair-dusundurdukleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyanış</title>
		<link>https://millidusunce.com/uyanis/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/uyanis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 May 2022 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük Bilinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=39200&#038;preview=true&#038;preview_id=39200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siyasetten ve siyasi partilerden bağımsız olarak alttan alta gelişen, toplumda gittikçe artan bir millî uyanış var. İnsanlarımız Türklüğü ve Atatürk’ü âdeta yeniden keşfediyor. Bunda iktidarın Türk kavramına karşı olumsuz politikalarının rolü olduğu kadar yükselen eğitim seviyesinin de rolü var.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/uyanis/">Uyanış</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuyanis%2F&amp;linkname=Uyan%C4%B1%C5%9F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuyanis%2F&amp;linkname=Uyan%C4%B1%C5%9F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuyanis%2F&amp;linkname=Uyan%C4%B1%C5%9F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuyanis%2F&amp;linkname=Uyan%C4%B1%C5%9F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fuyanis%2F&#038;title=Uyan%C4%B1%C5%9F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/uyanis/" data-a2a-title="Uyanış"></a></p><p>Ülkenin siyasi ve ekonomik durumunun iyi olduğunu söylemek mümkün değil. Siyasi durum belki tartışılabilir. İktidar partileri ve iktidarı tutan basın yayın organları ülke siyasetinin iyi olduğunu söylüyorlar. Muhalifler de kötü olduğunu. Ancak iktisadi durum tartışılamayacak kadar açıktır. Çünkü hepimiz her gün artan fiyatların içinde yaşıyoruz. Hepimiz kazancımızın gün geçtikçe eridiğinin farkındayız. Yoksul ve işsiz insanlar gözlerimizin önünde. İktidarı tutan basın yayın organları da hayat pahalılığını inkâr edemiyorlar.</p>
<p><em>Bütün bu olumsuz şartlara rağmen Türkiye’de bir uyanış olduğunu da görüyorum. Eğitimin kalitesi istenen seviyede olmasa da öğrenim seviyesi gittikçe yükseliyor. Orta ve yüksek öğrenimi bitiren gençlerimizin sayısı artıyor. Bu artışın da yayın hayatını etkilediği muhakkak. Yayımlanan kitap sayısı çeşit olarak çok fazla. Yabancı dildeki önemli yayınlar da neredeyse yılı dolmadan Türkçeye çevrilip yayımlanıyor. </em></p>
<p>Fiyatlarının büyük oranda artmasına rağmen kitaplar yayımlanmaya devam ediyor. Bu kadar çok kitap yayımlandığına göre demek ki okunuyor da. Kitap satan büyük mağazalar, kitap fuarları meraklılarla dolup taşıyor. 30-40 yıl önce birkaç tarih kitabıyla sınırlı olan dükkânlarda şimdi tarih kitapları birkaç raflık yer tutuyor. Tarihî romanlar da öyle.</p>
<p><em>Siyasetten ve siyasi partilerden bağımsız olarak alttan alta gelişen, toplumda gittikçe artan bir millî uyanış var. İnsanlarımız Türklüğü ve Atatürk’ü âdeta yeniden keşfediyor. Bunda iktidarın Türk kavramına karşı olumsuz politikalarının rolü olduğu kadar yükselen eğitim seviyesinin de rolü var. Elbette daha birçok sebep var. Genel ağ sayesinde bütün dünya gözümüzün önüne geliveriyor ve bütün devletlerin uluslar arası ilişkilerde millî çıkarlarını öne aldıklarını görüyoruz. Ülkemize yönelik tehditler de her gün ekranlarda ve gazetelerde. </em></p>
<p>Alttan alta gelişen Türklük duygu ve bilinciyle birlikte Türk dünyasına da ilgi artıyor. Karşılıklı bir etkilenme var. Bağımsız Türk devletlerinin ortaya çıkışı, Türklük bilincini geliştiriyor; Türklük bilinci geliştikçe Türk dünyasına ilgi artıyor.</p>
<p>Türklük ve Türk dünyasına karşı artan ilginin açık göstergelerinden biri belediyelerin bazı faaliyetleridir. Son yıllarda birçok belediye Türklük ve Türk dünyasıyla ilgili faaliyetlere yer verdi.</p>
<p><em>Son örneklerden biri Antalya Belediyesinin düzenlediği “Uluslararası Antalya Yörük Türkmen Festivali”dir. 6-8 Mayıs 2022 tarihlerinde yapılan şölene bağımsız Türk cumhuriyetlerinin tamamı katıldığı gibi Balkanlardan Sibirya’ya kadar birçok Türk topluluğu da katıldı. Bilim ve kültür adamları, sanatçıları ve oyun ekipleriyle. Açık arazide kurulan çadırları ve çadırlar çevresindeki etkinlikleri üç gün içinde on binlerce belki de yüz binlerce kişi izledi. Torosların Yörük ve Türkmenleriyle Balkanlı Yörüklerimiz, Gagavuzlarımız, Türkistanlılarımız, İdil-Ural bölgesi Türklerimiz kucaklaştılar, karşılıklı oyunlar oynadılar, birbirlerinin aşlarından yediler, sularından içtiler. Kazakistan’dan, Azerbaycan’dan nağmeler dinlendi; Türkiye’nin ve Türk dünyasının renkli manzaraları ressamlarımızın tablolarından seyredildi. </em></p>
<p>Üstelik şölende bir de bilim toplantısı yapıldı: Yörük ve Türkmen Araştırmaları Bilim ve Sanat Kurultayı. Tarihçilerimiz, dil ve edebiyat bilginlerimiz, kültür adamlarımız <em>“Yörüklük, Türkmenlik nedir, hangi tarihten geliyorlar, ata yurdumuz Türkistan’la bağlantılar nelerdir?”</em> gibi konuları ele aldılar, tartıştılar.</p>
<p>İlk olmaktan ve yüz binlerin hedeflendiği büyük bir organizasyon olmaktan kaynaklanan aksaklık ve eksiklikler elbette vardı. Bence önemli olan Türklük ve Türk dünyası bilincinin uyanış ve yayılışının ortaya çıkmış olmasıdır.</p>
<p><em>Estergon Kalesi’ndeki etnografya müzesi ve Türk dünyası yiyecekleriyle yıllardan beri dikkati çeken Keçiören Belediyesi de 10 Mayıs’ta “Hüseyin Nihal Atsız Kültür Merkezi”nin açılışını yaptı. Açılışa Keçiören halkı yanında birçok siyaset ve kültür adamı da katıldı. Atsız anlatıldı, Atsız’dan şiirler okundu. Serkan Akgöz koleksiyonundan sağlanan resim sergisinde Atsız’ın hayatının çeşitli safhalarından görüntülere bakıldı. </em></p>
<p>Atsız’ın 1964-1975 arasında 12 yıl boyunca her ay çıkardığı <em>Ötüken</em> dergisinin satışı üç dört bini geçmiyordu. Romanlarından hiçbirinin baskı sayısı 10’u geçmemişti. Şimdi <em>Bozkurtlar</em>’ın baskı sayısı 130’u geçti ve Atsız’ı yüz binler okuyor. Adı parklara veriliyor, adına kültür merkezleri açılıyor.</p>
<p><em>Alttan alta bir uyanış var. Türklük uyanıyor, Türklük diriliyor.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/uyanis/">Uyanış</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/uyanis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cartizm</title>
		<link>https://millidusunce.com/cartizm/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/cartizm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2021 19:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük Bilinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=34396</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siyaset trollerinin bir kısmının inançla da pek ilgisi yok. Memuriyetlerinin gereğini yapıyorlar zavallılar. Zavallı dediğime de bakmayın; bir kısmının yüksek maaşlar ve daire, araba gibi ek imkânlarla gül gibi geçinip gittiklerini biliyoruz.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/cartizm/">Cartizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcartizm%2F&amp;linkname=Cartizm" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcartizm%2F&amp;linkname=Cartizm" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcartizm%2F&amp;linkname=Cartizm" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcartizm%2F&amp;linkname=Cartizm" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcartizm%2F&#038;title=Cartizm" data-a2a-url="https://millidusunce.com/cartizm/" data-a2a-title="Cartizm"></a></p><p>Bilim eğitimi, insana en başta, şüpheyi öğretir. En çok da kendi fikirlerine, düşüncelerine karşı şüpheyi. Bilim insanı, bir sonuca vardıktan sonra hemen o vardığı sonucu çürütmeye çalışır. Çünkü sonuç sağlam değilse, o çürütmezse, bilim camiası çürütecektir. Çürütemezse yayımlar. Sonra da meslektaşlarının çürütmesini bekler. Kaçıncı tekrarım bilmiyorum ama Popper&#8217;in &#8220;<em>bilim yanlışlayarak ilerler</em>&#8221; formülünün kesin inançlısıyım. Kesin inancım, bilimde kesin inanca yer bulunmadığıdır.</p>
<p>Bu tutum, kişiliğinizin bir parçası hâline geliyor. Belki ondandır, birisi söylediğim bir söze &#8220;<em>Hayır öyle değil!</em>&#8221; dediği anda bütün antenlerimle dinlemeye geçerim. Ve önce onun söylediğinin doğruluğunu düşünürüm. Çürütene kadar. O kadar ki yöneticilik hayatımda iletmeye çalıştığım bir mesajın, bu tutumumdan dolayı zaman zaman zayıfladığını hissettim. İletmek istediğim mesajdan eminsem, kendimi ısrara zorlamaya başladım. Çünkü yetişme tarzım, ısrardan önce yanlışımı araştırmamı emrediyordu.</p>
<h2><strong>Trollerden yanlış sadır olmaz</strong></h2>
<p>Zamane trolleri fikirlerinden o kadar emin ki!</p>
<ol>
<li>Bir konuda fikir ayrılıkları mı var&#8230; Kendileri gibi düşünmeyen haindir; hain değilse cahildir. Ama mutlaka saçmalıyordur.</li>
<li>Kendileri bir şey mi düşündü; hiç tereddüde mahal yoktur. Akıllarından ilk geçen, bir de cemaatlerinin iddiaları gerçektir ve sadece gerçektir. Araştırma falan gereksizdir. Tenkit edenler bir önceki maddeye baksın.</li>
</ol>
<p>Bunu siyasilerin tavırlarında görüyoruz. Edepsizliğin, hakaretin, aşağılamanın, itibarsızlaştırmanın bini bir para. Bu yıllardır böyle. Fakat beni asıl üzen siyasilerin hâli değil; onların tutumunun bir lekenin yayılışı, bir virüsün nüfusu sarışı gibi hızla toplumu sarması.</p>
<p>Bu davranışın henüz sadece katı ideoloji mensuplarında görüldüğü çağlarda, Mümtaz Turhan Hoca&#8217;nın bunları tasvir eden şu satırlarını çok sevmiştim:</p>
<p><em>“</em>[O] <em>inandıklarını hakikat, kırık dökük ve irtibatsız müşa­hedelerini de, realite sanmaktadır. Onda ne ilim adamının müsamahası ne de hakikat karşısında teslim olmaya hazır olma uysallığı vardır. Bu bakımdan, Türk münevveri ile onun cahil diye damgaladığı halk arasında ilmî düşünüş ve zihniyet bakımından, büyük bir fark yoktur. Çünkü her ikisi de peşin hükümleri, kanaatleri ve batıl itikatlarıyla, yani inançları ile hareket etmektedir. Aradaki fark, sadece bu zihnî muhtevaların mevzu ve nevilerindedir.” (Garplılaşmanın Neresindeyiz?, </em>Altınordu Yayınları, 2015, s. 99- ilk baskı 1961.)</p>
<h2><strong>Cart kaba kağat</strong></h2>
<p>Henüz kitle iletim araçlarının, hele hele kitle iletişim araçlarının bulunmadığı dönemlerde, kesin inançlarını hakaretle karıştırıp kusanlar, her gün karşınıza çıkmazdı. &#8220;İletim&#8221; kelimesiyle radyo, televizyon, gazete gibi tek yönlü mesaj akışını, &#8220;iletişim&#8221; diye de bugünkü sosyal medyayı ve karşılıklı tartışmaya izin veren diğer internet ortamlarını kastediyorum. İşte bir zamanlar antiseptik engelinin sınırladığı mikrop gibi belli mecralara sıkışan &#8220;cart&#8221; tavrı, bugün bütün zincirlerinden boşalmış, her yerde karşınıza çıkıyor.</p>
<p>Hiç tereddüt etmeden, &#8220;Acaba ben yanılmış olabilir miyim?&#8221; düşüncesini aklından geçirmeden ortaya atılıveren bu tiplerin, hareketlerine &#8220;cart&#8221; ve felsefelerine &#8220;cartizm&#8221; diyorum. Bir zamanlar bunlara &#8220;<em>caart kaba kâğat</em>&#8221; diye mukabele edilirdi. O zamanın edeplendirmeleri bile daha sanatlıymış. (Kasten &#8220;kâğat&#8221; yazıyorum; öyle denirdi ve o ses anlama daha uyumluydu.)</p>
<h2><strong>Cartizmin kökenleri</strong></h2>
<p>Cartizmin iki kaynağı var.</p>
<p>Birincisi; birinin söylediğine, yazıp çizdiğine cart diye karşı çıkmanın etrafa verdiği mesaj; daha doğrusu cartistin verdiğini sandığı mesaj: &#8220;<em>Bakınız, ben bu kişiden daha bilgili ve daha akıllıyım! Nasıl cesaret edip karşı çıkıyorum ve nasıl onu çürütüveriyorum!&#8221;</em> Böylece hem etrafın gözünde, ama en çok kendi gözünde boyu uzar, göğsü kabarır.</p>
<p>İkincisi; siyaset, ideoloji ve cemaat trollüğü. Kesin inançlısı olduğu fikre karşı fikirleri hemen aşağılamak; o karşı görüşlüleri itibarsızlaştırmak. Siyaset trollerinin bir kısmının inançla da pek ilgisi yok. Memuriyetlerinin gereğini yapıyorlar zavallılar. Zavallı dediğime de bakmayın; bir kısmının yüksek maaşlar ve daire, araba gibi ek imkânlarla gül gibi geçinip gittiklerini biliyoruz. Diğerlerini benim troller arasından da kolaylıkla teşhis edebilirsiniz. Bakın, ben &#8220;Türk&#8221;, &#8220;millet&#8221;, &#8220;kültür&#8221; falan yazdığımda &#8220;Türk vatandaşları Türk değildir &#8220;, &#8220;Kültür milleti yapmaz.&#8221;, &#8220;Millet kültürü yapmaz.&#8221;, &#8220;Milliyetçilik ırkçılıktır!&#8221; tepkisini gösterenler… Görev ihmali olmasın diye atladıkları tek &#8220;Türk&#8221;, &#8220;kültür&#8221;, &#8220;millet&#8221; yazısı da yoktur. Belki bu yazıyı atlarlar, &#8220;Biz öyle değiliz!&#8221; diyerek, ama pek sanmıyorum.</p>
<p>Şimdi oturup, &#8220;Acaba bu tespitlerim hatalı mı?&#8221; diye düşünme zamanım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/cartizm/">Cartizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/cartizm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih, Kültür ve Kahramanlar; Hüseyin Nihal Atsız</title>
		<link>https://millidusunce.com/tarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/tarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Demet Yener]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jan 2020 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih şuuru]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük Bilinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=17661&#038;preview=true&#038;preview_id=17661</guid>

					<description><![CDATA[<p>... Atsız’a göre tıpkı yeni doğmuş bir bebekte hafıza ve şuur olmadığı gibi millet haline gelememiş topluluklarda da bir tarih şuuru yoktur. O halde bir tarih şuuruna sahip olma koşulu millet olmaktır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz/">Tarih, Kültür ve Kahramanlar; Hüseyin Nihal Atsız</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz%2F&amp;linkname=Tarih%2C%20K%C3%BClt%C3%BCr%20ve%20Kahramanlar%3B%20H%C3%BCseyin%20Nihal%20Ats%C4%B1z" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz%2F&amp;linkname=Tarih%2C%20K%C3%BClt%C3%BCr%20ve%20Kahramanlar%3B%20H%C3%BCseyin%20Nihal%20Ats%C4%B1z" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz%2F&amp;linkname=Tarih%2C%20K%C3%BClt%C3%BCr%20ve%20Kahramanlar%3B%20H%C3%BCseyin%20Nihal%20Ats%C4%B1z" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz%2F&amp;linkname=Tarih%2C%20K%C3%BClt%C3%BCr%20ve%20Kahramanlar%3B%20H%C3%BCseyin%20Nihal%20Ats%C4%B1z" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz%2F&#038;title=Tarih%2C%20K%C3%BClt%C3%BCr%20ve%20Kahramanlar%3B%20H%C3%BCseyin%20Nihal%20Ats%C4%B1z" data-a2a-url="https://millidusunce.com/tarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz/" data-a2a-title="Tarih, Kültür ve Kahramanlar; Hüseyin Nihal Atsız"></a></p><div id="attachment_17662" style="width: 394px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-17662" class="wp-image-17662 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2020/01/n.png" alt="" width="384" height="556" /><p id="caption-attachment-17662" class="wp-caption-text">Tarih, Kültür ve Kahramanlar; Hüseyin Nihal Atsız</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üç bölüm ve 197 sayfadan oluşan eserde Türk tarihi, dil ve kültür ile kahramanlar ve büyük adamlar konu alınmıştır. Makalelerinin toplanması şeklinde oluşturulan bu eserde amaç; diğer eserlerinde de olduğu gibi, Nihal Atsız’ın ve temsil ettiği Türkçülük ülküsünün anlaşılmasıdır.</p>
<p>Tarih şuuru ve milletin ne anlama geldiğinin ayrıntılı olarak sunulduğu eserde tarih şuurunun millet üzerindeki etkisi, Türk milletinin tarih geçmişi, diğer milletlerden gelen düşmanlıklar, tarih içerisindeki iyi ve kötü karakterlerden söz edilir. Türk tarihinde önemli sayılan günlerin ele alınmasıyla başlayan eserde yazar, tarih şuurunu milletin hafızası olarak nitelendirir. Atsız’a göre tıpkı yeni doğmuş bir bebekte hafıza ve şuur olmadığı gibi millet haline gelememiş topluluklarda da bir tarih şuuru yoktur. O halde bir tarih şuuruna sahip olma koşulu millet olmaktır.</p>
<p>Tarih şuurunu bir milli savunma silahı olarak işaret eden Atsız için millet kavramı oldukça önemlidir. Millet olabilmiş ve bunun farkına varabilmiş bir topluluk, aynı zamanda kendi benliğini de kazanmış demektir. Atsız’a göre Türk milleti, genç bir millettir çünkü dili henüz tam şeklini almamıştır ve birinci sınıf insanlar yetiştirmesine rağmen hâlâ bir kısmı göçebe yaşama devam etmektedir. Genç bir millet olduğu için Türk milletinin tarihi şuurunun da tam olarak olgunlaşmamış olduğunu düşünen Atsız, bunu fırsat bilen dış kuvvetlerin yoğun bir tarih şuuru kaybettirme çabası içinde olduklarını söyler.</p>
<p>Atsız’ın vurgu yaptığı konulardan bir diğeri, okullarda kendi tarihimizden çok başkalarının tarihini öğrendiğimizdir. Tarih şuuru ve milli bilincin altını çizerek, tarih şuuru olmayan milletlere başkalarının istediği kadar tarih şuuru yüklenebileceğini kanıtlayan bu durumun değişmesi gerektiğinden söz eder. Ayrıca 3 Mayıs, 23 Mayıs ve 30 Ağustos tarihleri üzerinde önemle durur.</p>
<p>Milleti oluşturanın basit bir insan yığını olmadığının altını çizen Atsız, geçmişten bize kalan eserlerin korunmasının da önemini vurgular. Atalarımızdan kalan eserlerin korunmamasını vatana ihanetle eş değer kabul eden Atsız, edebi dilimizi ve konuşma dilimizi Türkçeleştirmenin önemini vurguladıktan sonra bunu yapmanın yollarından da söz eder. Ortak bir edebi dilin önemi üzerinde özellikle durur. Nesiller arasındaki bağlantının dil sayesinde kurulduğunu savunur. Ortak bir dile sahip olmanın millet olmak ve tarih şuuru kazanmak açısından yeri doldurulamaz öneminden bahseder. Milli birlik ve beraberlik için bunu olmazsa olmaz bir koşul olarak sunar.</p>
<p>Atsız’ın vurguladığı bir başka konu da bir millette önce kahramanların yetiştiği ve sonrasında da şair ve alimlerin ortaya çıktığıdır. Ona göre bir milletin kendi büyüklerine saygı göstermesi de millet olmanın vasıflarındandır. Atsız, dünya tarihinin en büyük kahramanı olarak Kürşad’dan, fikir tarihimizin ön planında yer alan ve <em>Türkçülüğün Esasları</em> eserinin sahibi Ziya Gökalp’ten, vatanperver bir şair olarak nitelendirdiği Mehmet Akif Ersoy’dan, Türkçülük ülküsünün bugünkü en büyük şahsiyeti olarak saydığı Rıza Nur’dan, önemli ve büyük bir tarihçi olan Zeki Velidi Togan’dan bahseder. Sonrasında da Kurtuluş Savaşı’nın iki milli kahramanı, en karanlık günlerde bile bu işin başarılacağına olan inancını kaybetmeyen Kazım Karabekir ve Mustafa Kemal Paşa’dan söz eder.</p>
<p>Milli değerleri ve tarih şuurunu aktarmaya yönelik bu çalışma, millet olmayı başarmış ve bunun sorumluluğunun farkına varmış her insanın milli değerlerine sahip çıkmasını ve tarihini-geçmişini bilmesini ve aktarmasını öğütler. Bunları yapabilen bireylerin oluşturduğu toplumların dış güçlerin her türden oyun, tuzak ve düşmanlığına direnebileceğini çünkü tedbirlerini almış olduğunu belirtir.</p>
<p><em>“Toprağa bağlı olan normal insan, milletimiz üzerinde yabancı bir devletin hakimiyetini aklına bile getiremez. Getirirse ya anormal bir çılgındır ya da satılmış bir haindir veya bizden olmayan bir yabancıdır. Bunların üçü de aynı kapıya çıkar.”</em></p>
<p>Hüseyin Nihal Atsız</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz/">Tarih, Kültür ve Kahramanlar; Hüseyin Nihal Atsız</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/tarih-kultur-ve-kahramanlar-huseyin-nihal-atsiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coğrafyadan vatana, Remzi Oğuz Arık</title>
		<link>https://millidusunce.com/cografyadan-vatana/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/cografyadan-vatana/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 15:58:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafyadan Vatana]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Rönesansı]]></category>
		<category><![CDATA[Remzi Oğuz Arık]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük Bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[Vatan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=12420</guid>

					<description><![CDATA[<p>1969 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Bin Temel Eser” serisi içinde basılan “Coğrafyadan Vatana” isimli kitabı, Remzi Oğuz Arık'ın makalelerinden ve birçok farklı konudaki fikirlerinden oluşmaktadır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/cografyadan-vatana/">Coğrafyadan vatana, Remzi Oğuz Arık</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcografyadan-vatana%2F&amp;linkname=Co%C4%9Frafyadan%20vatana%2C%20Remzi%20O%C4%9Fuz%20Ar%C4%B1k" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcografyadan-vatana%2F&amp;linkname=Co%C4%9Frafyadan%20vatana%2C%20Remzi%20O%C4%9Fuz%20Ar%C4%B1k" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcografyadan-vatana%2F&amp;linkname=Co%C4%9Frafyadan%20vatana%2C%20Remzi%20O%C4%9Fuz%20Ar%C4%B1k" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcografyadan-vatana%2F&amp;linkname=Co%C4%9Frafyadan%20vatana%2C%20Remzi%20O%C4%9Fuz%20Ar%C4%B1k" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fcografyadan-vatana%2F&#038;title=Co%C4%9Frafyadan%20vatana%2C%20Remzi%20O%C4%9Fuz%20Ar%C4%B1k" data-a2a-url="https://millidusunce.com/cografyadan-vatana/" data-a2a-title="Coğrafyadan vatana, Remzi Oğuz Arık"></a></p><div id="attachment_12423" style="width: 330px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12423" class="wp-image-12423 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/coğrafyadan-vatana.jpeg" alt="Coğrafyadan vatana, Remzi Oğuz Arık" width="320" height="426" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/coğrafyadan-vatana.jpeg 320w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/coğrafyadan-vatana-225x300.jpeg 225w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /><p id="caption-attachment-12423" class="wp-caption-text">Coğrafyadan vatana, Remzi Oğuz Arık</p></div>
<h2><strong>Yazar Remzi Oğuz Arık!</strong></h2>
<p>Remzi Oğuz Arık, 1939-1950 yılları arasında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde arkeoloji profesörü olarak görev yapmıştır. Kendisi, 1950 yılında DP’den Seyhan milletvekili olarak siyasete atılmış olan bir ilim ve fikir adamıdır. 1952 yılında DP’den ayrılarak &#8220;Köylü Partisini&#8221; kurmuştur. Yazık ki 1954 yılında, henüz elli beş yaşındayken bir uçak kazasında hayatını kaybetmiştir.</p>
<p>Arkeoloji konusundaki eserlerini konumuzun dışında tutarak, yazarın fikir adamı ve siyasetçi kimliği ile ortaya koyduğu eserleri; <em>Türk İnkılabı</em> <em>ve Milliyetçilik</em>, <em>Gurbet-İnmeyen Bayrak</em>, <em>İdeal ve İdeoloji</em>’dir. 1969 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından <em>“Bin Temel Eser”</em> serisi içinde basılan <em>“Coğrafyadan Vatana”</em> isimli kitabı, yazarın makalelerinden ve birçok farklı konudaki fikirlerinden oluşmaktadır.</p>
<p>Remzi Oğuz Arık’ın <em>“Coğrafyadan Vatana”</em> isimli eserindeki makalelerinden yola çıkarak onun öne çıkan düşüncelerine belirli konu başlıkları altında biraz kafa yoralım istiyorum.</p>
<h2><strong>Coğrafya, Vatan, Tarih</strong></h2>
<p>Bir yurt parçasının, bir coğrafyanın nasıl vatan olduğunu, vatan olması için verilen mücadelelerle nasıl bir müşterek tarihin, edebiyatın ve musikinin oluştuğunu, bu kültürel değerlerin toplumları nasıl <em>“millet”</em> yaptığını, yazar Remzi Oğuz Arık şöyle anlatıyor:</p>
<p><em>“… Vatan, alelade bir toprak parçası değildir. Hakiki kimliğini üstünde yaşadığı insanlardan, onların eserlerinden alır… Hürriyetsiz vatan insana zindan olur. Vatan, insanların bu topraklar üzerinde verdiği mücadelenin hikâyesi olan tarihten ayrı da düşünülemez. Müşterek tarih toplumları millet yapar… Yaşanılan acı tatlı hatıralar bir potadan eriyip dökülerek coğrafyayı vatan yapar. Toprak çiğnene çiğnene vatan olur. Milliyet fikrinin doğuşu bir vatanla başlar. </em></p>
<p><em>… Coğrafyamız her yandan o kadar çok düşmanla rakiple sarılmıştı ki felaketler arasında durmadan bilendik. Bir toprağın coğrafyadan vatana yükselişi, kaç milyon faciaya, acıya, hatıraya mal olmuştur. Çocuğun doğarken kaç kere anasını öldürüp, dirilttiği gibi, coğrafya da vatan olurken üstündeki milleti öldürüp, öldürüp diriltir.</em></p>
<p><em>… İnsanı toprağa bağlayan şey öncelikle midesidir, sonra bu toprak için kavga verir, giderek kendine menfaat sağlamadığı zaman bile yoluna can verebileceği bir toprak haline gelir: İşte vatan budur&#8230; İnsana vatanı için can verdiren hatıralarıdır. Hatıralar olmazsa toprağın vatan bellenmesi imkânsızdır. İnsanın o toprakta yaşaması ile hatıralar doğar. Ama hatıraların sönmemesi nesillere aktarılması tarih ile mümkün olur… Tarih; Hatıralar yumağıdır… Hatıraları dile getiren ve canlı tutan edebiyattır… Edebiyatı yüreklere işleyen ise musikidir…”</em></p>
<p>Remzi Oğuz Arık, bir milletin vatan üzerinde meydana getirdiği eserleri, vatanın bağrına basılmış mühürler misali, o toplumun vatan üzerindeki hakkını, başkalarının gözlerine sokan gerçekler olarak değerlendirmektedir.</p>
<h2><strong>Türklerin İslâm’a ve “</strong><strong>İslâm </strong><strong>Rönesansı”na Hizmeti</strong></h2>
<p>Bilindiği gibi, İslâm tarihinde genel bir kabule göre <em>“İslâm’ın Altın Çağı”</em> veya <em>“İslâm Rönesansı”</em> olarak tanımlanan bir dönem vardır. Batı tarihçileri bu dönemi kasıtlı olarak <em>“Arapların Altın Çağı”</em> olarak nitelerler. Tarihçi Cengiz Özakıncı’ya göre bu dönem, Abbasi Halifesi Me’mun’un, Mutezile Mezhebi’ni benimsemesi ile başlar. Otuz sene sonra bir karşı devrimle bir müddet kesintiye uğrar; ama Horasan, Endülüs ve Sicilya’da dört asır sürer. Endülüs İslâm Devleti’nin Başkan Danışmanı ve Kurtuba (Kordoba) Kadısı <em>İbn-i Rüşd</em>’ün 1198 yılında sürgüne gönderildiği Fas’ın Marakeş şehrinde ölümü ile son bulur. Mezopotamya’da ise Gazali’nin etkisi ile daha önce son bulmuştur (İslâm’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü &#8211; C.Ö. Otopsi Yayını).</p>
<h2><strong>“İslâm Rönesansı” dedikleri…</strong></h2>
<p><em>“… Emevilere ve Abbasilere kalsaydı, Helenizm mirasından istifade edilemezdi. Bizans ve Arap Ortodoksların elinde zerresi kalmazdı. Türkler ister Abbasiler adına ister müstakil devletler halinde iş görsünler; kadim metinlerin Arapçaya çevrilmesi, aklın nakle üstün görülmesi, vicdan serbestliği… gibi konularda çok ileri adımlar attılar. Şark’ın ilk Rönesansı böyle doğmuştur. Bu ilk Rönesans, Arap halifelerle onlardan kuvvet alan <strong>Eşari </strong>ve<strong> Gazali</strong> elinde boğulmak üzere idi ki, Anadolu ve Yakın Şark’a yerleşen Selçuklu Türkleri vatanlarını bu Rönesans’ın mirasına bir bahçe gibi açtılar… Başka illerde barınamayan <strong>Şems-i Tebrizi, Mevlâna, Sultan Veled, Muhitti-i Arabi</strong> ancak buralarda hürriyet buldu. Tolerans, o dönem Anadolu’yu seçkin insanların buluşma yeri yaptı… Heykeller, kabartmalar, minyatürler, çiniler.… Selçukluların güzel sanatlarda ve düşünce özgürlüğünde nerelere vardığını gösterir… Bunlar <strong>Eşari </strong>ve<strong> Gazali</strong> dünyasında mahkûm olmuş düşünce ve eylemlerdi… Selçukludan bayrağı Osmanlı devraldı…”</em></p>
<div id="attachment_12425" style="width: 490px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12425" class="wp-image-12425 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/arık-e1552292559529.jpg" alt="Tarih; Hatıralar yumağıdır… Hatıraları dile getiren ve canlı tutan edebiyattır… Edebiyatı yüreklere işleyen ise musikidir…" width="480" height="360" /><p id="caption-attachment-12425" class="wp-caption-text">Tarih; Hatıralar yumağıdır… Hatıraları dile getiren ve canlı tutan edebiyattır… Edebiyatı yüreklere işleyen ise musikidir…</p></div>
<h2><strong>Türklük Bilinci</strong></h2>
<p>Yazar Remzi Oğuz Arık, Oğuz boylarının, Türklük bilincine ancak Millî Mücadele ile tam olarak ulaştığını belirtmiştir. Anavatanın kucak açtıkları kitleler için mutluluk getirdiğini; ancak bu durumun Türk&#8217;ün aleyhine sonuçlar doğurduğunu savunan yazar, bu konuya özellikle dikkat çekmiştir. <em>“…Osmanlılık ve Turancılık ideolojilerinin ağırlık merkezi Anavatan’ın dışındadır. Emellerimiz başka yerlere çevrildi. Anavatan&#8217;ı müstemlekeleri yoluna inanılmaz bir gafletle harcadık. Bizim İmparatorluğu başka imparatorluklardan ayıran en mel’un vasıf budur. İmparatorluğumuzun bütün felaketlerini bu esasa bağlamakta tereddüt etmiyoruz… Oğuz Boylarının kendi gerçeklerine ermesi için İstiklâl Harpleri gibi bir cehennemden geçmesi gerekiyormuş. Bu harplerin yangınında Türk realitesine aykırı ne varsa kül olmuştur… Bu yurt, öz kitlesine katılan kitleleri de en çok mutlu eden bir vatan olmuştur. Ancak bu insanca ve demokratça iyilikler, vatanını milyonlarca seçkinini feda ederek ayakta tutan Türk&#8217;ün aleyhine olmuştur… Anavatan milliyetçiliğimizin baş realitesidir.”</em></p>
<p>Remzi Oğuz Arık, <em>“tecanüsünü tam bulmamış, çokluğu her bakımdan ön safta yürümekten geri kalmış cemiyetlerde demokrasinin, millet bütünlüğünü parçalayacağı”</em> düşüncesinden hareketle, vatanı kurmuş olan asıl kitlenin (Türklerin) siyaset, iktisat ve kültür gibi alanlarda ön safta bulunmayışına özellikle dikkat çekerek, bu uygunsuzluğu gidermenin yönetimin görevi olduğunu belirtmiştir.</p>
<p>Bu noktada, Osmanlı Devleti zamanından bu yana devam eden bu uygunsuzluğun sadece Atatürk döneminde düzeltildiğini ve ondan sonra dengelerin tekrar değiştiğini belirtmeden geçmek doğru olmayacaktır. Diğer taraftan çoğunlukta olan Türklerin ön planda yer almadığı Tanzimat, Islahat ve Meşrutiyet gibi demokratik hamlelerin, Osmanlı’nın bütünlüğüne değil ayrışmasına neden olduğu gerçeği de yazarın bu görüşünü doğrulamaktadır. Nitekim, yükselişi bir ideal olarak Tanzimat ile başlayan <em>“Osmanlılık ideali”</em> için en büyük fedakarlıkları Türkler yapmışlardır.</p>
<p>Yazar Remzi Oğuz Arık, Türklüğü içinde en mükemmel şekilde duyan ve bunun gereğince yayan aydının <em>“sarıklı ihtilalci”</em> lakaplı <strong>Ali Süavi</strong> olduğuna ve diğer Türk aydınlarının henüz ne istediklerini bilmediklerine dikkat çekmiştir. Ayrıca yazar, 1912 Balkan faciasının <em>“Osmanlılık”</em> düşüncesine inmiş bir darbe olduğunu belirterek bundan sonraki süreçte kendi yalnızlığımızın ve kendi varlığımızın farkına vardığımızı vurgulamıştır.</p>
<h2><strong>Laiklik </strong></h2>
<p><em>“…Laiklik bugün toplumumuzda denge faktörüdür. Topraklarımız üzerindeki azlıkları hatırlayarak ayrı ayrı dinden olan bu kitlelerle yaşamaya mecbur olan çoğunluğun yalnız kendi dinini devletin resmi dini yapamayacağını, yaparsa milletin zarar göreceğini düşünecek kadar milliyetçi olmak yeter&#8230; Ardından laiklik gelecektir.”</em></p>
<div id="attachment_12428" style="width: 273px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12428" class="wp-image-12428 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/Kitap_.jpg" alt="“Bu vatanın her köşesi hepimizindir.” " width="263" height="324" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/Kitap_.jpg 263w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/Kitap_-244x300.jpg 244w" sizes="auto, (max-width: 263px) 100vw, 263px" /><p id="caption-attachment-12428" class="wp-caption-text">“Bu vatanın her köşesi hepimizindir.”</p></div>
<h2><strong>Türk Köy Kadını</strong></h2>
<p>Remzi Oğuz Arık, Türk köy kadını üzerinden Anadolu’nun çok önemli bir sosyolojik gerçeğine değinmiştir. <em>“Anadolu’yu tüm harablığına, geriliğine rağmen başka yurtların üzerine çıkaran şey “Köy Kadını” dır… O, çocukluğunu duymadan kızlığa, kız yaşını tanımadan kadınlığa, kadınlığa doyamadan toprağa geçen varlık… Kaç asırdır Anadolu, kendi müstemlekeleri yoluna doğranan bir damar gibidir… Osmanlı’nın tek endişe duymadan, tek merhamet, tek saygı göstermeden her türlü &#8216;kumarlara bastığı&#8217; insan serveti, bugün hala millete yakışacak kalitede ise, bunu köy kadınına borçluyuz. Köy kadını, bir tane bile çocuk yetiştirmemek için her türlü mazereti öne süren &#8216;şehir kadını&#8217;nın aksine &#8216;çocuk belâsı&#8217;nı kendi sütü ve kendi kanı ile besliyor.”</em></p>
<h2><strong>Hemşericilik-Bölgecilik</strong></h2>
<p>Remzi Oğuz Arık, arkeolojik araştırmalar için görevli olarak gittiği Kuzey Anadolu şehirlerimizde, Adanalı birisi olarak kendisine yabancı gözüyle bakılmasından büyük rahatsızlık duymuştur. Bu durum karşısında <em>“Bu vatanın her köşesi hepimizindir.”</em> diyerek tepki göstermiştir. Bölgeciliğe-hemşericiliğe karşı geliştirdiği bu keskin tavrının arka planında belki de bu ve benzeri olayların da etkisi olmuştur.</p>
<p>Yazar, <em>“Rejyonalist kimdir?”</em> diye sorarak halkımızın, hatta kültürlü kesimlerin bile farkında olmadan itibar ettiği; ancak vatan, millet bütünlüğü ve Türk Dünyası kavramları ile çelişen <em>“bölgeciliğin”</em> kaynağını da açıklamıştır.</p>
<p><em>“…Selçuklu dağıldıktan sonra Anadolu’da kurulan beylikler, kasaba ve şehirleri bir devlet ölçüsünde ele almış, her şehir; suru, kalesi, lehçesi göreneği ile müstakil bir hars yaratmıştır. Osmanlı bunları toplayıp bir imparatorluk kurduğunda dahi, bu beyliklerin, ailelerin sülalelerin hınçları devam etti… Denilebilir ki; Bugün Anadolu’da her beyliğe ait ayrı bir ağız, ayrı bir folklor, ayrı bir etnografya vardır. Mahalli hemşericiliklerimizin asıl sebebini bizim bu bünyemizde aramalıyız.</em></p>
<p><em>…İmparatorluk cihazı bu adem-i merkeziyetçi kültürel yapı üzerine nasıl oturduysa, Türkiye cumhuriyeti de bu harsı hususiyetleri alarak kıymetlendirmek durumundadır. Bu kültürel farklılıklara paralel olarak mahalli hemşericiliği, bir yok olası ayrılık, piçleşmiş bir rejyonalizm (bölgecilik) saymaktayız… Her yöremiz ayrı güzeldir… Orada doğup büyümeyi, o güzellikleri anmayı, sevmeyi Türkiye ölçüsünde bir kazanç sayarız. Ama bu gayreti bir &#8216;mıntıka vatanperverliği&#8217; şekline sokanlarla barışmamıza imkân yoktur.”</em></p>
<h2><strong>Monarşi</strong></h2>
<p><em>“…Monarşi bir belâdır, mukaddes bir gasptır&#8230; Fütuhat, ilim, sanat, refah… vs. tek kişinin veya tek kişiye satılmış bir gurubun keyfine bağlıdır…. Milletin, idare edene alet kılınışının siyasi neticesi, teklere, azlıklara, onların keyfine, heveslerine mahkûmluktur… Böyle bir idarenin psikolojik neticesi; Tevekkülün tembellik halinde kökleşmesidir.</em></p>
<p><em>…</em><em>Kendini, idare edenin düşünmesine bırakarak her yapılana boyun eğilmesi, toplumun fertlerinde sorumluluk, teşebbüs ve mücadele kabiliyetinin kısırlaşıp sönmesidir</em><em>… Böyle bir toplumda artık her şey idarenin kalemine kâtip yetiştirir. Okullar, üniversiteler birer kalemdir, bürodur…Böyle bir toplumda tek hiyerarşi vardır: Eşkıya ve köle hiyerarşisi…Tek hegemonya vardır: Bürokrasi.”</em></p>
<p>Yazar Remzi Oğuz Arık, monarşi konusundaki düşüncelerini yazarken, acaba özenle korudukları <em>Cumhuriyet</em> değerimizin 21. yüzyılda <em>“Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi” </em>ile bir tür mutasyona uğrayarak monarşileri dahi aratan bir yapıya dönüşeceğini düşünebilir miydi?</p>
<p>Monarşilerin olumsuzluklarını anlatırken, bir gün Cumhuriyetimizin de aynı hastalıklarla malûl olacağını düşünebilir miydi?</p>
<div id="attachment_12437" style="width: 810px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12437" class="wp-image-12437 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/arrr.jpg" alt="Kendini, idare edenin düşünmesine bırakarak her yapılana boyun eğilmesi, toplumun fertlerinde sorumluluk, teşebbüs ve mücadele kabiliyetinin kısırlaşıp sönmesidir." width="800" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/arrr.jpg 800w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/arrr-300x113.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2019/03/arrr-768x288.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><p id="caption-attachment-12437" class="wp-caption-text">Kendini, idare edenin düşünmesine bırakarak her yapılana boyun eğilmesi, toplumun fertlerinde sorumluluk, teşebbüs ve mücadele kabiliyetinin kısırlaşıp sönmesidir.</p></div>
<h2><strong>Sonlarken</strong></h2>
<p>Değerli fikir ve siyaset adamı Remzi Oğuz Arık’ın, <em>“Coğrafyadan Vatana”</em> adlı kitabında değindiği önemli konulardaki görüşlerine değindik. Bunların içinde iki konunun şimdiye kadar diğerlerine nazaran pek de öne çıkmadığını veya dikkatlerden kaçtığını söylemekten geri duramayız. Bunlardan birincisi, onun <em>“mıntıka vatanperverliği”</em> olarak nitelediği <em>hemşericilik</em> anlayışına tepkisidir ki, buna günlük hayatımızda birçoğumuzun hele ki entelektüellerimizin dikkat etmediğini düşünenlerdenim, ikincisi ise onun <em>“Eşari ve Gazali”</em> konusundaki düşünceleridir.</p>
<p>Eşari ve Gazali konusunda ilahiyatçı ve tarihçi birçok bilim adamımızın, yazarı doğrulayan görüşlerine ulaşmak mümkündür. Bunlar da bir başka yazının konusu olmalıdır belki? Kim bilir?..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/cografyadan-vatana/">Coğrafyadan vatana, Remzi Oğuz Arık</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/cografyadan-vatana/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
