Ceditçilik ve bugüne dair düşündürdükleri

Ceditçilik, Türk milletinin refahına ve iyi bir hayat yaşamasını öngören bir hareketti. İsmail Gaspıralı, Rızaeddin Fahreddin, Musa Carullah gibi nice aydını kendi içinde barındıran Ceditçilik düşüncesi din, dil ve kültür konusunda toplumsal hayata da dokunan sözler veriyordu.


Paylaşın:

Bugün genelde Türk Milliyetçisi kimliğiyle tanınan Türk aydınlar ve yazarlar tarafından gündemde tutulan ve aktarılmaya çalışılan Ceditçilik konusu Türk Dünyası ile olan ilişkilerde bir ’köprü’ vazifesi görecek ve gelecek kuşaklar için adeta açılan bir yol görevi görecektir. Çünkü, Ceditçilik meselesine ilmi anlamda yüklenen değer bugünkü kafamızda soru işaretlerini de gidermek için bir yöntem olacaktır.

Ceditçilik ile pek çok tanım olmakla beraber temelde ‘’yenileşme hareketi’’ olarak tanımlayabilmek mümkündür. Bu konuda değerli hocam Prof. Dr. Abdullah Gündoğdu,  üniversitemin İlahiyat Fakültesi’nin değerli yüzlerinden Prof. Dr. İbrahim Maraş, yine bir Dil Tarih’li Dr. Emre Özsoy gibi hocalarımızın çalışmalarına bakılmasına tavsiye ederim. Daha ismini sayamadığım hocalarım ve bilim adamlarının da varlığına işaret etmek isterim.

Ceditçilik, Türk milletinin refahına ve iyi bir hayat yaşamasını öngören bir hareketti. İsmail Gaspıralı, Rızaeddin Fahreddin, Musa Carullah gibi nice aydını kendi içinde barındıran Ceditçilik düşüncesi din, dil ve kültür konusunda toplumsal hayata da dokunan sözler veriyordu.

Bu hareket, zamanın şartlarına göre ileri ve modern sayılabilecek bir entelektüel birikim ve inşa hareketiydi. Harekete mensup olan aydınların Osmanlı ve sonradan Türkiye ile kurdukları faaliyetlerin neşriyat dünyamızdan tutun da ümmetten millete geçişe yaptıkları katkılar gibi daha pek çok konuda etkileri okunabilmektedir.

Ceditçilik Hareketi’nin doğduğu yer bugünkü Rusya toprakları arasında yer alan Kazan bölgesinin olduğunu ifade edebilirken bu hareketin Türk tarihi ve Türk Modernleşmesi’nin zihinsel izdüşümünde çok ciddi bir paya sahip olduğunu unutmamak gerekir.

Ceditçilik Hareketi’nin başladığı yüzyıl itibariyle son büyük imparatorluğumuz Osmanlılar, zor zamanlar atlatırken bir yandan da aldıkları bazı radikal kararlarla devletin ömrünü uzatma gayesi içinde hareket ediyorlardı. O yıllarda Tanzimat aydınları kültürümüzün modern anlamda  ’ilk’ Edebiyat örneklerini verirken yalnızca bununla kalmıyor aynı zamanda devletin içinde bulunduğu buhrana karşı da bir çare arayışına giriyorlardı. Bu noktada çıkan fikirler arasında Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık, Osmanlıcılık gibi fikirlerin varlığı bugün hâlâ güncel Türk siyasetinden kalan tartışmalarda kendinde yer bulsa bile bugünkü toplumsal yapımız ve dinamik genç nüfusumuz artık mefkûreyi de siyasal sistemleri de kendi içlerindeki inanç, azim ve yeni arayışlarla güncel siyasetin aktörlerinde pek aramadığı kendi sosyal medya hesaplarında ve farklı mecralardaki söylemlerinden yakalayabilmek mümkündür. Bu mesele günümüzün siyasi partilerine, parti programlarına ve liderlerden koptukları anlamına gelmez.  Sadece inandıkları ülkelerinin daha güçlü, müreffeh ve mutlu olmalarının tek aygıtı olarak, ’siyaset kavramını görmemeleridir’ buradaki durum.

Bu bağlamda ifade etmek gerekir ki, düşünebilmek ile yetinmeyen insan; aslında kendi öz âlemini keşfettikçe yeni zihinsel çerçeveler açacak ve yaşadığı dünyanın getirdiği ’hazır yemek’lerle yetinmeyecektir. Kendi yaş grubum ve benden sonraki süreçte dünyaya gelen genç yurttaşlarımızın önemli bir kısmı her ne kadar ’sıkılmış, yorulmuş ve pasif’ bir imajla hatırlansa bile aslında kendi ebeveynlerinden daha çok dünyayı tanıma hevesi içinde olup farklı becerilerle dünyayı tanıma arzusu içerisindedirler. Sosyal medyada evvelden hiç tanışmadığı sadece popüler kültür öznelerinden bildiği Kazak, Kırgız, Özbek… vb kimlikler yeniden şekilleniyor ve siyasi birliktelikten öte tarihsel ’kardeşlik bağları’na yapılan atıfla zaman gösteriyor ki Türk gençliğinin ve daha da geniş ele alacak olursak Türk milletinin ata topraklarına duyduğu ilgi beyhude değil. Bu birliktelik yalnızca sanal alemle değil aynı zamanda Sinema ve Edebiyat alanlarında da kendilerini kanıtlayabiliyor. İsterseniz, sosyal medyadan dem vurmuşken 2020 yılında ülkemizde vizyona giren Tomris filminin başrolündeki oyuncunun(Almira Tursyn) sosyal medya hesaplarına baktığınızda bu durumu gayet net bir şekilde görebilirsiniz. O zaman akıllara bir soru düşer…

Gelecek kuşaklar yeni bir Ceditçilik hareketine vesile olur mu?

Bu sorunun cevabı şuan için belli değil fakat bir kıpırdamanın ve hatta yaşayan büyük alimlerimizden Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun hocamızın yeni bir kaynamanın başladığını ifade etmesi boşa değil.

İlerleyen yılların Türkiye’deki entelektüel yolculuğunda oldukça parlak geçeceğini hem Avrupa, hem de Türk Dünyası ile kurulan olumlu münasebetler ile görebilmek mümkün. Türk milletinin mensup olduğunun bilincine varan kitleler akın akın kendi tarihleri, dilleri, kültürleri ve akrabaları hakkında bilgiler edinmek istiyor. Popüler bilimsel yazılara, ortak yapılan kültürel işlere ilgi fazlasıyla mevcut.

Türkiye’den Kazakistan’a ya da Kazakistan’dan Türkiye’ye yapılan beyin göçleriyle ’fikri ve kültürel birlikteliğin’ farklı sahalarda meyveleri alınmış durumda. Türk-Kazak Üniversitesi’nin bilimsel faaliyetlerinin devletler (Türkiye ve Kazakistan) eliyle desteklenmesi sonucu bilimsel verilerden alınan çıktılar toplumsal, sosyal ve ekonomik dünyamıza sirayet ettikçe ’Türk Dünyası ve Bütünleşme’ meselesi basit bir olay olarak algılanmayacak aksine ayakları yere basan, gelecek yılları inşa edebilecek bir Türk Devletleri olacağını bizlere gösterecektir. Şubat ayının başında yaşadığımız deprem sonucunda kardeş ülke Azerbaycan başta olmak üzere Türkistan coğrafyasındaki soydaşlarımızın bizlerle beraber dertlenmesi, üzülmesi ve yaraların sarılmasındaki katkılarını gören her Türk gelecek yıllardaki dayanışma ve bütünleşmenin seviyesini görmektedir.

Ceditçilik Hareketi’ne bugün gösterilen ilginin temelinde Türkiye’deki entelektüel düşünce dünyasının ve alt zihin dünyamızdaki bazı kavramların (Küreselleşme, Liberalleşme, Sosyalizm) yeniden masaya yatırılması ile karşılaşılan bir arayış olduğunu ifade etmek mümkündür.  Sovyetlerin tarihten silinmesi ile beraber başlayan süreçte Türkiye, kendi atalarının ve soydaşlarının bulunduğu topraklara karşı ilgisiz kalması beklenemezdi. Öyle de oldu ve bu kapsamda siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliği yoluyla gerçekleşen alışveriş sayesinde beklentinin üstünde bir birlikteliğin en azından şimdilik

 

Hiç şüphesiz ki, bir yazıya indirgenemeyecek kadar uzun olan bu mesele, bugün Türk tarihçiliğinde üzerinde pek çok yeni Yüksek Lisans ve Doktora tezi ile çalışılıyor olmakla beraber son yıllarda bu konuya gösterilen ilgi gelecek yıllarda Türkiye’nin fikri, kültürel, bilimsel ve sosyo-politik düşünce dünyasında da yeni fikirlerin yol açmasına vesile olacaktır.

Yazar

Necdet Cura

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar