<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayşe Göktürk Tunceroğlu, Milli Düşünce Merkezi sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/author/aysegokturktunceroglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/author/aysegokturktunceroglu/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Feb 2026 07:16:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Peçuy&#8217;da bir mabet</title>
		<link>https://millidusunce.com/pecuyda-bir-mabet/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/pecuyda-bir-mabet/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 07:15:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çelebim! Kuzu şöyle dursun, Balaton Gölü kıyısına oturup paprikalı tavuk yesek, üstüne gölün suyundan içsek, ne olacak bir baksak?… Kırk yedi çeşit armudu bir gecede yiyebildin mi gerçekten?</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/pecuyda-bir-mabet/">Peçuy&#8217;da bir mabet</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpecuyda-bir-mabet%2F&amp;linkname=Pe%C3%A7uy%E2%80%99da%20bir%20mabet" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpecuyda-bir-mabet%2F&amp;linkname=Pe%C3%A7uy%E2%80%99da%20bir%20mabet" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpecuyda-bir-mabet%2F&amp;linkname=Pe%C3%A7uy%E2%80%99da%20bir%20mabet" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpecuyda-bir-mabet%2F&amp;linkname=Pe%C3%A7uy%E2%80%99da%20bir%20mabet" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpecuyda-bir-mabet%2F&#038;title=Pe%C3%A7uy%E2%80%99da%20bir%20mabet" data-a2a-url="https://millidusunce.com/pecuyda-bir-mabet/" data-a2a-title="Peçuy’da bir mabet"></a></p><p>“Bir gece 47 çeşit armut yedik.” der Evliya Çelebi, Peçuy’u anlatırken. “Her biri değişik çeşnide, sulu, yemesi hoş ve güzel kokulu armutlar yedik.”</p>
<p>Gittiğim her şehirde sıradan bir markete girmek âdetimdir. Yerli halkın alışveriş yaptığı, turistik olmayan. Beldeyi tanımanın bir yolu kabul ederim. Peç’te markete girmeyeceğim tuttu! Dolayısıyla Evliya’nın armutlarından hiç birisi ile tanışamadım!</p>
<p>Fakat burada karşılaştığım “değişik” bir mabet beni hayli şaşırttı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-52568 size-medium" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/Pec-300x224.jpeg" alt="" width="300" height="224" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/Pec-300x224.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/Pec-768x574.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/Pec.jpeg 960w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Şehrin en geniş, en gözde, en tarihî meydanı. Széchenyi Meydanı. Kont İstvan Széchenyi’ye vatandaşları “En büyük Macar” derler. Ondokuzuncu asırda Macaristan’ın ekonomik, kültürel, bilimsel gelişmesine büyük katkıları olmuş. Budapeşte’de Tuna üzerindeki köprülerden ilk yapılanı olan, yürüyerek geçtiğim meşhur Zincirli Köprü de onun eseri sayılır, zaten onun adını taşıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-52563 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3565-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3565-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3565-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3565-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3565-1536x2048.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3565-scaled.jpeg 1920w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>Meydan araç trafiğine kapalı. Yayalar sere serpe. Etrafı neoklasik üslupta her biri birbirinden göz alıcı, gösterişli, renkli binalarla çevrili. Binaların zemin katları dükkânlar, lokantalar, insana uzun uzun oturma isteği veren açık hava kahveleri. Böyle meydanların vazgeçilmezi sokak çalgıcıları. En büyük binalardan biri sarı renkte, fevkâlade taş işlemeleri ile belediye binası. İlginç, onun da zemin katında kahveler, dükkânlar var. Yine çok büyük ve sanatlı gri bir bina bölge (county) yönetim merkezi. Onun da altında bir kahve… Az ötede bir kilise. Kilisenin önünde Peç’in dünyaca meşhur Zsolnay porselenleri markasının hediyesi Zsolnay Çeşmesi. Dört cepheli, her cephede markanın geliştirdiği bir teknikle yapılan, porselenden dört yeşil öküz başı, ağızlarından akan sular…</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-52564 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3564-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3564-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3564-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3564-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3564-1536x2048.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3564-scaled.jpeg 1920w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>Fakat… Peç şehrinin kalbi olduğu anlaşılan çok güzel düzenlenmiş bu meydana adım atar atmaz en dikkat çekici olan ortadaki firûze kubbeli cami. Gazi Kasım Paşa Camisi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-52565 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-2-222x300.jpeg" alt="" width="222" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-2-222x300.jpeg 222w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-2-758x1024.jpeg 758w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-2-768x1037.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-2-1138x1536.jpeg 1138w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-2-1517x2048.jpeg 1517w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-2-scaled.jpeg 1896w" sizes="auto, (max-width: 222px) 100vw, 222px" /></p>
<p>Ara ara basamaklarla yükselti verilmiş meydanda camiye doğru yürüyoruz. Minaresi yok! Minaresinin olmadığını farkettiğimiz sırada başka bir şeyi de farkettik. Kubbenin tepesinde hilâlden bir alem, hilâlin üstünde bir haç! Hilâlin üstünde bir haç ama bina karşıdan “Ben camiyim!” diye bağırıyor. Türk üslubunda kırmızı tuğla kemerli pencereleriyle tam bir Osmanlı dönemi camisi. Yalnız biraz daha yaklaştığınızda pek çok ilaveler yapıldığını görüyorsunuz. Bina, meydana bakmayan arka tarafında yarım daire şeklinde genişletilmiş. Birkaç basamak merdiven… Merdivenlerle çıkılan, camiyi çepeçevre dönen seyir yeri gibi bir balkon… Zeminin eğimli olmasından istifade ile binanın altından giriş vermişler. Camekânlı kapılar… Küçük bir antre, gişe. Giriş ücretini ödedikten sonra, onaltıncı asrın taşlarından, tuğlalarından bizim ördüğümüzü tahmin ettiğim, L şeklinde dönen daracık uzun bir koridordan geçip binanın içine bodrum katından girdim. Önce bir mezarlık bölümü karşıma çıktı. Kutu kutu, yanyana, altlı üstlü kabir dolapları, üzerlerinde isimler, tarihler yazılı. Herhalde, kilise olduğu dönemde ilave edilen bölümün altındayım. Mabedin içine giden yolu gösteren okları takibediyorum. Bir hayli merdiven çıktıktan sonra… Şaşkınlığım daha da arttı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-52566 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-1-213x300.jpeg" alt="" width="213" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-1-213x300.jpeg 213w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-1-726x1024.jpeg 726w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-1-768x1083.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-1-1089x1536.jpeg 1089w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-1-1452x2048.jpeg 1452w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/FullSizeRender-1-scaled.jpeg 1815w" sizes="auto, (max-width: 213px) 100vw, 213px" /></p>
<p>İlk defa böyle “karışık” bir mabet görüyorum. Gerçi Macaristan’a geldiğimizden beri ülkede böyle bir temayül olduğunu farkettik. Önceki yazılarımda anlattım. Kilise yapılan camilerde cami dönemine ait “izler” bırakılmış, duvarlarına levhalar çakılıp “Bir vakitler burası cami idi” denmiş, halen cami olarak kullanılanlarda da kilise dönemine ait “bir şey” muhafaza edilmiş, Yakovalı Hasan Paşa Camisi’nde mihrap önünde yerdeki haç kakmalı taş gibi. Gazi Kasım Paşa Camisi’nde bu tavır çok dikkat çekici bir noktaya taşınmış.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-52567 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3533-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3533-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3533-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3533-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3533-1536x2048.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3533-scaled.jpeg 1920w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>Mabedin içi hem cami hem kilise. Sıra sıra kilise kanepeleri. Renkli taşlardan, selvi ağacı motileri de işlenmiş bir mihrap. Mihrabın içinde Kelime-i Tevhid yazılı. Mihrabın üzerindeki duvarda çarmıha gerili Hz. İsa. Salonun karşı yakasında, mihrabın tam karşısına denk gelen, bir basamak yükseltilmiş yerde mermer bir altar. Üstünde küçük boy çarmıhta Hz. İsa. Altarın bir yanındaki duvarda bir âyet-i kerime. Hem Arap alfabesiyle hem Macarca. Hayır âyet değil, Fatiha suresi bu. Besmele Arap harfleriyle yazılmış, surenin geri kalanı Macarca. “Kur’an’ın birinci suresi” diye altında not düşülmüş. Levhanın en altında da iki satırlık Macarca bilgi:</p>
<p><strong>Bu mabet binasının dörtbuçuk asırlık varlığının yıldönümü ve iç tamiratının anısına 12 Ekim 1986. </strong></p>
<p>Altarın diğer yanındaki duvardaki levhada İncil’den olduğunu tahmin ettiğim Macarca bir paragraf. “Amen” diye bitiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-52562 aligncenter" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3568-300x225.jpeg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3568-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3568-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3568-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3568-1536x1152.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/02/IMG_3568-2048x1536.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Türk üslubu tuğla kemerli pencereler. Köşelerde azizlerin heykelleri. Duvarlarda azizlerin, azizelerin tabloları. Şamdanlar, mumlar… Yüksek kubbede hem Osmanlı desenleri hem küçük freskler… Kasım Paşa’nın yaptırdığı caminin ana gövdesi olan bu salondan sütunlarla ayrılmış, sonradan yapıya ilave edilen yuvarlak bir salon da yine kilise usulü oturma yerleri, tablolar, duvar boyu freskler, heykeller, bir takım dinî eşyalar ile kilise-müze havasında.</p>
<p>Şimdi düşünüyorum: Bu iki dinin havasını taşıyan mabet iyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Önceki durumdan izler bırakmak, iyi midir, kötü müdür? Tarih boyunca her yerde, ülkeyi ele geçirenler, önceki sahiplerin mabedini kendi dinlerinin mabedine çeviriyor. Hep öyle olmuş! Hükümranlık alâmeti! Üç seçenek var: Ya yeni gelenler eski sahiplerin mabedlerini, onların dinini hatırlatan hiç bir şey kalmaksızın değiştirip -hatta yıkıp- kendi dinlerinin ibadethânesini yapacaklar, ya inanca ve kutsal mekâna saygı deyip olduğu gibi bırakacaklar, ya da böyle… Biraz ondan, biraz bundan, karışık… Hangisi olmalı?</p>
<p>Gazi Kasım Paşa Camisi’nin baktığı meydanda caminin önünde aziz ve azize heykelleriyle dolu uzun bir sütun var. Teslis Kulesi imiş adı. Meydanın ortasında Hünyadi Yanoş’un heybetli bir heykeli. At üzerinde. Hünyadi Yanoş onbeşinci yüzyıl Macar asilzade ve kumandanlarından. Bize karşı kazandığı savaşlardan dolayı “Türk Döğen” lakabıyla nam saldı. Fatih Sultan Mehmet’in bizzat yönettiği 1456 Belgrad kalesi kuşatmasında kumandan oydu. O sefer Osmanlı ordusunun yenilgisiyle sonuçlandı, Fatih kaleyi alamadan geri çekildi. Yanoş orduda çıkan veba salgınından nasibini aldı, bir müddet sonra öldü. Bu zaferdeki payı sebebiyle Macarların millî kahramanlarından sayılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kasım Paşa Kanunî dönemi asker ve devlet adamlarından. Sancak beylikleri var, iki kere de Budin Beylerbeyiliği’ne getirilmiş.</p>
<p>Peçuy’un fethi 1543. Budin’in alınmasından hemen sonra. Elimizden tam anlamıyla çıkışı 1686. Budin’in verilmesinden hemen sonra.</p>
<p>Peç’e yarım saat uzaklıkta bir küçük şehir daha var: Siklos. Osmanlı’da Şikloş denirmiş. Orada da bizden bir eser var: Malkoç Bey Camisi. Bu Malkoç Bey’in, Balkanların ünlü akıncı komutanlarını, beylerini yetiştirmiş Malkoçoğlu ailesinin hangi ferdi olduğu tam belli değilse de Kanunî Sultan Süleyman zamanında yaşayan, Budin Beylerbeyiliği de yapan Malkoçoğlu Yahyapaşazâde Bâli Bey olduğu kuvvetli ihtimaldir. Tenha şehrin daha da tenha bir köşesinde…Tuğla taş karışımı küçük, kübik bir yapı. Minaresi yok. İçeri girmek mümkün olmadı. Kapılar kilitli, görevlisi, bilet gişesi filan da yoktu. Galiba turlar önceden haber vererek randevu alıp açtırıyorlar. Küçük bir bahçesi var. Birkaç ağaç. Biri alıç ağacı. Bir avuç toplayıp veda ediyoruz.</p>
<p>Osmanlı bu topraklardan onyedinci asrın sonlarına doğru çekildi. Fakat Macaristan Macarlara kalmadı. Zaten Macar kabilelerinin Urallardan gelip Karpatlarda devlet kurmasından beri, bu topraklar çevredeki derebeyliklerin, krallıkların göz koyduğu yerler olmuş. Devletin kurucusu olan Arpad hanedanı ve kaç asır sonra Hünyadi Yanoş ile oğlu olan, en büyük krallardan biri Matyas Corvinus dışında diğer tahta oturanlar Leh, Çek, Alman, en çok da Avusturyalıydı. Avusturyalı Habsburg Hanedanı’nın eli bu topraklardan hiç çekilmedi. Osmanlı’nın bu topraklardaki hakimiyeti 150 yıl kadar sürdü. Osmanlı Macaristan topraklarını zaten Macarlara değil, Habsburglara kaybetti. Ondokuzuncu asırda nihayet çifte monarşi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu kuruldu, o da Birinci Dünya Savaşı’nda müttefikimiz oldu.</p>
<p>Böylece Güney Macaristan turumuzu tamamlanmış kabul edip tekrar kuzeye yöneldik. Yine çok iyi bir oto yol. Bir müddet sonra geniş bir kavşakta trafik levhaları. Bir tanesinde Nagykanizsa yazıyor. Kanije bu. Sol tarafa ok gösterilmiş. Batıya. Tiryaki Hasan Paşa’nın Kanijesi. O dillere destan Kanije savunması. Kaynaklar şehirde bizden kalan bir iz olmadığını yazıyor. Yine de görmek iyi olabilirdi ama artık vaktimiz yok. Tiryaki Hasan Paşa’nın ruhuna bir fatiha gönderip devam ediyoruz.</p>
<p>Bu defa Balaton Gölü kıyısından geçiyoruz. Orta Avrupa’nın en büyük gölü. Bir kara devleti olan Macaristan’ın sayfiye yeri. Deniz niyetine. Evliya Çelebi “Balatin Gölü bütün Macaristan ve Frengistan&#8217;da meşhurdur.” deyip övgüsüne başlar. “…. Öyle âbıhayat suyu var ki bir adam bir kuzu yese, bu berrak sudan içse, o an insan yine acıkır.. Ta bu derece bir hazmettirici güzel sudur, billûr gibi arı ve berraktır. Kıyısında oturanlar esvap yıkarken asla sabun sürmeyip nice bin gömlek, kaftan ve beyaz çarşaflarını yıkadıklarında beyaz gül yaprağı gibi olur. Kenarında türlü türlü değerli taşlar bulunur ki Alman elmasına benzer taşlardır. Bu sindirici hoş sudan içen kadın ve erkekler, küheylân atlar ve diğer hayvanlar şişman ve iri olur. Allah&#8217;ın hikmeti temmuzda buz parçasıdır, şiddetli kış günlerinde donmayıp ılıktır, ama Kanije Gölü yakın iken donar, bu Balatin donmaz. Burada binden fazla çeşitlilikte Tanrı nimeti balıklar vardır ki yemekleri asla bir diyarın göllerinin balıklarına benzemez.  Ve 40-50 pare gemileri vardır, kaleden kaleye tüccar ve ziyaretçi götürürler. &#8220;Derinliği elli kulaçtır&#8221; dediler, ama ölçmedim, yalan haramdır.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a></p>
<p>Ah Çelebi ah! Yalan haramdır amma mübalağa mübahtır, değil mi?  Bir bütün kuzu yiyip, gölün âbıhayat suyundan içip o an yine acıkıp acıkmayacağımızı deneyemeyeceğimize göre… Bir porsiyon paprikalı tavuk yesek de denesek olur mu?  Senin zamanında da var mıydı bu paprika işi? Paprika Macaristan’ın alâmet-i fârikalarından. Kırmızı biber. Osmanlı Türkleri öğretmiş Macarlara. Onlar da hakkını vermişler! Tazesi de var amma kurusu, tozu, sosu revaçta. Kutu kutu, torba torba, kavanoz kavanoz, acısı, tatlısı, her boyda, her dükkânda arzı-ı endam ediyorlar. Turistik olmuş! Hediyelik eşya dükkânlarında göz kamaştıran bir kırmızılık… Paprikalı tavuk da (Laf aramızda fırında salçalı tavuk) gulaşın ardından meşhur yemekleri.</p>
<p>Çelebim! Kuzu şöyle dursun, Balaton Gölü kıyısına oturup paprikalı tavuk yesek, üstüne gölün suyundan içsek, ne olacak bir baksak?… Kırk yedi çeşit armudu bir gecede yiyebildin mi gerçekten?</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, 7. kitap. (Günümüz Türkçesi Seyit Ali Kahraman)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/pecuyda-bir-mabet/">Peçuy&#8217;da bir mabet</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/pecuyda-bir-mabet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PEÇUY-I DİLCUY</title>
		<link>https://millidusunce.com/pecuy-i-dilcuy/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/pecuy-i-dilcuy/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 17:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Peçevî]]></category>
		<category><![CDATA[İdris Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevîlik]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı izleri]]></category>
		<category><![CDATA[Peç]]></category>
		<category><![CDATA[Peçuy]]></category>
		<category><![CDATA[Peçuy-ı Dilcuy]]></category>
		<category><![CDATA[Yakovalı Hasan Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Yakovalı Hasan Paşa Camisi]]></category>
		<category><![CDATA[Zigetvar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52458</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir başka ülkede ezan duyduğunuzda, ezanın niçin Arapça olması gerektiğini anlıyorsunuz. Ben anadilimin, Türkçenin sevdalısıyım ama bu ezan, zaten zor duyulan bu ezan, Macarca okunsaydı ezan olduğunu anlamayacaktım. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/pecuy-i-dilcuy/">PEÇUY-I DİLCUY</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpecuy-i-dilcuy%2F&amp;linkname=PE%C3%87UY-I%20D%C4%B0LCUY" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpecuy-i-dilcuy%2F&amp;linkname=PE%C3%87UY-I%20D%C4%B0LCUY" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpecuy-i-dilcuy%2F&amp;linkname=PE%C3%87UY-I%20D%C4%B0LCUY" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpecuy-i-dilcuy%2F&amp;linkname=PE%C3%87UY-I%20D%C4%B0LCUY" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpecuy-i-dilcuy%2F&#038;title=PE%C3%87UY-I%20D%C4%B0LCUY" data-a2a-url="https://millidusunce.com/pecuy-i-dilcuy/" data-a2a-title="PEÇUY-I DİLCUY"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Macaristan’da “izimizi” bulduğum bir şehir daha: Peç. Peçuy.</p>
<p>Peç, Güney Macaristan’da ülkenin en büyük şehirlerinden. Zigetvar’a yarım saat kadar mesafede. Etrafı yemyeşil, ağaçlarla perdeli, dümdüz bir yoldan gidiyoruz.</p>
<p>Günlerden pazardı. Sabah saatleri… Bizi sakin bir şehir karşıladı. Geniş, uzun caddelerde rastgele şehri tanıma turları yaparken karşımıza ilk çıkan Yakovalı Hasan Paşa Camisi oldu. Karşımıza çıkıvermedi aslında, biraz dikkat göstererek, kuytu köşesinde bulmamız gerekti.</p>
<p>Önde, birkaç basamak merdivenle inilen küçük bir kaldırım sahanlığı. Bir heykel. Yakovalı Hasan Paşadır, derken… Hayır, meşhur tarihçimiz Peçevî’nin heykeli bu. Öyle ya, İbrahim Peçevî buralı, Peçuylu. Doğduğu ve çok sevdiği şehrine Peçuy-ı Dilcuy diyen de o. Gönül çeken, gönül alan Peçuy.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52463 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpegPecevinin-heykeli-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpegPecevinin-heykeli-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpegPecevinin-heykeli-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpegPecevinin-heykeli-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpegPecevinin-heykeli.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Cami, bugün binaların arasında sıkışmış vaziyette. Yine de minaresi, şerefesi, kubbesi, hilâlden alemleri, her şeyi yerli yerinde görünüyor. Ama kapısı yok!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52465 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi--768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi--768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi--225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi--1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Kapısını bulamıyorum! Ön cephede pencereler… Yan tarafta dar bir bahçeye açıldığını gördüğüm demir kapı kilitli. Başka bir cephe de yok! Caminin öteki tarafı, yandaki dört katlı binanın duvarına bitişik. Nasıl gireceğim ben içeriye? Soru soracak kimse de yok! Dolanıyorum, düşünüyorum… Sadece dışından görmekle yetinecek miyim? O sırada caminin bitişik olduğu dört katlı binanın zemin katından sesler duyulduğunu farkettim. Camlı, demirli kapı açık. Yaklaştım. Evet, içerde insanlar var, sesler geliyor. Müzik. Tasavvuf müziği! Artık beni tutabilene aşk olsun! Daldım içeri. Ve gördüğüm manzara karşıında biraz mahçup oldum. Küçük bir salon. İki sıra iskemle konmuş, daha ziyade orta yaşlı kişilerden oluşan bir grup sessizce oturuyor. Köşede bir dergâh odasını canlandıran dekorasyon. Duvardaki televizyon ekranında sufî hayatını anlatan bir belgesel. Mevleviler, semâ… Ney ve kudüm sesleri… Herkes pür dikkat seyrediyor. Bir de bu huzurlu ortama damdan düşer gibi paldır küldür dalmış ben! Bekleyeyim mi, çıkayım mı, ne oluyor burda derken onbeş dakika geçti, ekrandaki belgesel bitti. Seyirciler birer ikişer kalktı. Karşı kenarda masasında oturan, buranın görevlisi olduğu anlaşılan orta yaşlı bir adam Macarca bir şeyler söyledi onlara. İçerdeki bu hareketlenme benim davetsiz misafir varlığımı da örtbas etti. Bir turist grubuydu bu. Onlar çıkarken ben de görevlinin masasına yaklaşıp camiye girmek istediğimi söyledim, İngilizce biliyordu. “Fakat kapı nerede?”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52466 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-2-749x1024.jpeg" alt="" width="749" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-2-749x1024.jpeg 749w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-2-219x300.jpeg 219w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-2-768x1050.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-2.jpeg 985w" sizes="auto, (max-width: 749px) 100vw, 749px" /></p>
<p>Kapıyı bulmak bilet almaktan geçiyormuş meğer! Biletimi aldım, adamın gösterdiği yöne yürüdüm. Bu küçük salon daha geniş bir salona açılıyor, orası Türk el sanatları müzesi. Küçücük bir müze. Sergi salonu demek daha doğru. Her taraf aynalarla kaplı. İnsanın gözünün alışması biraz zaman alıyor. Camekânların içinde çeşitli el işlerimiz, ebru tablolar, iğne oyaları, fincan takımları, çini tabaklar… Bu sergi salonu caminin bir duvarının bitişik olduğunu gördüğümüz dört katlı binanın zemin katında bir mekân. Sergi salonunun bir tarafı caminin kapısına açılıyor. Demek ki vaktiyle caminin ön cephesi, şimdi binanın kapattığı bu tarafmış. Kısa bir koridordan geçip Yakovalı Hasan Paşa Camisi’nin kapısından girdim. Kapının üzerinde sülüs bir levha. “Fevelli vecheke şatral mescid’ül haram…Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.” (Bakara Suresi’nin 149’uncu âyetinin bir parçası). Nihayet caminin içindeyim! İçerisi namaz kılmaya hazır. Her şey yerli yerinde. Halılar, mihrap, mimber, rahleler, Kur’an-ı Kerim, duvara raptedilmiş ahşap vaaz kürsüsü, yer yer sıvası, boyası dökülmüş duvarlarda Allah, Muhammed, Ali, Ebubekir, Ömer, Osman levhaları. Halılar bir karış yükseltilmiş ahşap taban üzerine serilmiş, o bölümlere ayakkabı ile basılmasın diye ip çekilmiş. Ortada mihraba uzanan taş döşeme yolun sonunda farklı bir taş var. Üzerine haç işareti kazınmış. Belli ki bu taş, Macaristan elimizden çıktıktan sonra cami kiliseye döndürüldüğünde yerleştirilmiş.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52468 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-4-602x1024.jpeg" alt="" width="602" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-4-602x1024.jpeg 602w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-4-176x300.jpeg 176w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-4-768x1307.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-4.jpeg 793w" sizes="auto, (max-width: 602px) 100vw, 602px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52467 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-3-1024x768.jpeg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-3-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-3-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-3-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-3-1536x1152.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Yakovali-Hasan-Pasa-Camisi-3.jpeg 1600w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Arkada küçük bir bahçe ve hazire. Birkaç kavuklu mezar taşı. Acaba bunlardan biri Hasan Paşa’ya mı ait? Vaktizamanında caminin yanısıra tekke, medrese ve imaret ile beraber bir külliye varmış burada. Küçük bahçe caddeye doğru irim gibi devam ediyor, az önce dolanıp durduğum kaldırıma ulaşıyor, demir kapı ancak içeriden açılabiliyormuş! Caminin şu anda bitişik olduğu dört katlı bina, sokağın köşesine doğru uzanıp köşeyi dönüyor, hayli büyük bir yapı bu. Peç Üniversitesi’ne bağlı bir klinik olduğunu öğreniyoruz.</p>
<p>O sırada öğle ezanı okunmaya başladı. Ses sadece bina içinde duyuluyordu tabiî. Heyecanlandım. Bir başka ülkede ezan duyduğunuzda, ezanın niçin Arapça olması gerektiğini anlıyorsunuz. Ben anadilimin, Türkçenin sevdalısıyım ama bu ezan, zaten zor duyulan bu ezan, Macarca okunsaydı ezan olduğunu anlamayacaktım. Dünyadaki Müslüman nüfusun birbiriyle geçinemediği, hatta kanlı bıçaklı olduğu meydanda da hiç değilse ezanları, namazları ortak bir dilde devam etmeli.</p>
<p>Yakova bugünkü Hırvatistan’da bir şehir. Hasan Paşa onaltıncı yüzyılın ikinci yarısında yaşamış devlet adamlarından biri. Ailesinin bir tarafı Sokollular’dan geliyor. Bosna’da, Macaristan’ın muhtelif şehirlerinde paşa olarak devlet hizmetinde bulunmuş. Hasan Paşa’nın hayatı hakkında fazla bir şey bilmiyoruz. Ama yaptırdığı külliyeden ayakta kalan bu cami kaç yüzyıl sonra müslim-gayri müslim ziyaretçilerin uğrak yeri.</p>
<p>Yakovalı Hasan Paşa Camisi’nde bileti iki ayrı yer için birlikte kesiyorlar. Biri burası, diğeri İdris Baba Türbesi için. Bu türbeyi önceden duymamıştık, Peç’te bir izimizi daha bulmaktan memnun olduk. Adresi öğrenip türbeye yollandık. Zaten camiye yakın.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52470 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Idris-Baba-Turbesi-1-750x1024.jpeg" alt="" width="750" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Idris-Baba-Turbesi-1-750x1024.jpeg 750w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Idris-Baba-Turbesi-1-220x300.jpeg 220w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Idris-Baba-Turbesi-1-768x1049.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.15.59.jpeg-Idris-Baba-Turbesi-1.jpeg 1111w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></p>
<p>İdris Baba Türbesi, orman ağaçları ile dolu çok geniş bir bahçe içinde taştan sekizgen bir yapı. Ormanın içinde tek başına. İçeri girdik. Ortada yeşil örtülü bir sanduka. Duvarlarda halılar, seccadeler, bilgi panoları. Şamdanlar, gülabdanlar, nargile… Yerde kıbleye doğru bir seccade serili. Sağ köşesi içeri doğru kıvrılmış. Babaannem çocukken böyle öğretmişti bana da. “Şeytan üzerinden geçmesin!” Görevli bir delikanlı var içerde. Ziyaretçiler kapıdan girdiğinde tasavvuf müziği açıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52469 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.16.00.jpeg-Idris-Baba-Turbesi-2-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.16.00.jpeg-Idris-Baba-Turbesi-2-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.16.00.jpeg-Idris-Baba-Turbesi-2-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.16.00.jpeg-Idris-Baba-Turbesi-2-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-28-at-22.16.00.jpeg-Idris-Baba-Turbesi-2.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>İdris Baba hakkında da fazla bir şey bilmiyoruz. Onaltıncı yüzyılın sonları ile onyedinci yüzyılın ilk yıllarında yaşadığı kesin. Peçuylu İbrahim Efendi “Peçuy’da büdelâdan İdris Baba denen bir meczûb-ı ilâhî vardı. O nice keramet ve velâyeti zâhir bir aziz idi. Şimdi mezarının üzerine yüksek bir kubbe yapılmış olan baba o vakitler yaşıyordu, kendisine rastladım.” diyerek kendi zamanında yaşadığına şahitlik eder. Türbe, Osmanlı buralardan çekildikten sonra bir süre şapel olarak kullanılmış, ardından baruthane olmuş; sonra restorasyonlar geçirmiş, 60’lı yıllarda yapılan kazılarda İdris Baba’nın iskeleti de bütüne yakın bulunmuştur. Evliya Çelebi, hazretin bazı keşif ve kerametlerini naklettikten sonra “Hak kapısı abdalı bir yiğit er” deyip sözü bağlar.</p>
<p>Peç’te biraz daha işimiz var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/pecuy-i-dilcuy/">PEÇUY-I DİLCUY</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/pecuy-i-dilcuy/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zigetvar&#8217;da bir gün daha</title>
		<link>https://millidusunce.com/zigetvarda-bir-gun-daha/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/zigetvarda-bir-gun-daha/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 18:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kanunî sultan Süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[Macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[Zigetvar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52323&#038;preview=true&#038;preview_id=52323</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Süleyman’ın cenazesi Zigetvar’dan İstanbul’a getirildiği gün, ilk defa olarak Osmanlı Padişahı saraya girdi. Ağır rayihalı, ağır bir rüyayı andıran bir vücut ve ten cennetine daldı. O rüyadan uyanıp o cennetten çıkmaya çabalayanlar oldu ise de sendelelediler.”</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zigetvarda-bir-gun-daha/">Zigetvar&#8217;da bir gün daha</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-bir-gun-daha%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20bir%20g%C3%BCn%20daha" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-bir-gun-daha%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20bir%20g%C3%BCn%20daha" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-bir-gun-daha%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20bir%20g%C3%BCn%20daha" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-bir-gun-daha%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20bir%20g%C3%BCn%20daha" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-bir-gun-daha%2F&#038;title=Zigetvar%E2%80%99da%20bir%20g%C3%BCn%20daha" data-a2a-url="https://millidusunce.com/zigetvarda-bir-gun-daha/" data-a2a-title="Zigetvar’da bir gün daha"></a></p><p>Sigetvar mı, Zigetvar mı? Evliya Çelebi’de “Sigetvar” diye geçer. Macarca’da iki harfe de yer var. “Szigetvar” yazıyorlar. Siget Macarca “ada” demek, “var” ise kale. Adakale. Kaynaklardan öğrendiğimize göre Zigetvar kalesi bataklık bir zeminde, bu sulu zeminin doldurulmasıyla inşa edilmiş, dört yanı su kanalları ile çevrili imiş. O yıllardan kalan gravürlerde bu açıkca görünüyor. Şimdi kalenin etrafındaki o bataklık zemin bol ağaçlı, çimli, çiçekli harikulâde park. Parkın çevresinden, eski asırların bataklığından yadigâr küçük bir dere geçiyor: Almas Patak. Macarca’da dereye “patak” diyorlar. Bizim “batak” kelimesi ile kardeş!</p>
<p>Kale kasabanın merkezinde sayılır. Otelden çıkıp yürüyerek gittik. Onaltıncı yüzyıldan kalma bölümler varsa da kalenin bedenleri pek çok defa tamirat geçirmiş, yenilenmiş.</p>
<p>Giriş kapısının önündeki çim sahada kısa boylu taş bir heykel var. Ben baş parmağa benzettim. Kaidesinde Millennium 2000 yazıyor. Demek ki 2000 yılında dikilmiş buraya. Bu tarih Macaristan’ın bininci kuruluş yıldönümü. Arpad’ın torunu Birinci İstvan (yahut Stefan) 1000 yılında krallığı kurmuştu.</p>
<div id="attachment_52328" style="width: 2570px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-52328" class="size-full wp-image-52328" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3574-scaled.jpeg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3574-scaled.jpeg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3574-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3574-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3574-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3574-1536x1152.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3574-2048x1536.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-52328" class="wp-caption-text">Zigetvar kalesi ana giriş kapısı</p></div>
<p>İçeri girdikten sonra hemen sol tarafta bir bina, Sultan Süleyman Camisi. Yarım bir minaresi var. Kale alındıktan sonra burada bir cami inşa edilmiş. Zigetvar elimizden çıkınca da cami hastane, depo, askerî kışla olarak kullanılmış; minare de belli ki o zaman kürsüsüne kadar yıktırılmış. Bina 1963’te restore edilip aslına döndürülmeye çalışılmış, şimdi müze. Giriş holünde bir yeniçeri mankeni sizi karşılıyor. İçerde kuşatmanın taraflarına ait eşyalar sergilenmekte. Duvarlarda pek çok bilgi tablosu. Bir çoğu, Kanunî’nin iç organlarının gömüldüğü türbeyi bulmak üzere yapılan yeni kazılarla ilgili, TİKA’nın hazırladığı panolar. Zamanında caminin ana cemaat yeri olduğunu düşündüğüm salon konferanslara uygun hale getirilmiş. Biz ordayken bir ebru sergisi vardı. Pencerelerden birinin geniş eşiğine rahle ve üzerine açık bir Kur’an-ı Kerim konmuş, sayfaların bir tarafı İngilizce meal.</p>
<p>Kale içindeki Sultan Süleyman Camisi</p>
<div id="attachment_52330" style="width: 1671px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-52330" class="size-full wp-image-52330" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-scaled.jpeg" alt="" width="1661" height="2560" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-scaled.jpeg 1661w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-195x300.jpeg 195w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-664x1024.jpeg 664w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-768x1184.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-997x1536.jpeg 997w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-1329x2048.jpeg 1329w" sizes="auto, (max-width: 1661px) 100vw, 1661px" /><p id="caption-attachment-52330" class="wp-caption-text">Kale içindeki Sultan Süleyman Camisi</p></div>
<p>Caminin dışında, arka duvarı boyunca gül fidanları dikili. Güller bir hayli bakımsız kalmış olsa da… Ve bir tabela: Gül Baba! “Gül şehri Isparta Belediyesi’nin katkılarıyla.” Budapeşte’de bıraktığım Gül Baba ile burada bir kere daha karşılaşmak şaşırttı beni. Macarlar Gül Baba’yı çok sevmiş anlaşılan, Turbek bölgesindeki üzüm bağlarından birinin adı da Gül Baba Bağı.</p>
<div id="attachment_52331" style="width: 2570px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-52331" class="size-full wp-image-52331" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3623-1-scaled.jpeg" alt="" width="2560" height="1978" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3623-1-scaled.jpeg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3623-1-300x232.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3623-1-1024x791.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3623-1-768x594.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3623-1-1536x1187.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3623-1-2048x1583.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-52331" class="wp-caption-text">Caminin yan duvarı boyunca Gül Baba adına gül bahçesi</p></div>
<p>Kalenin içi ağaçlar ve çim sahalarla bezeli. Birkaç heykel. Biri elbette Mikloş Zirinyi’nin. Nâm-ı diğer Dördüncü Nikola Zirinski. Kale duvarlarının bir yerinde Macarca bir tabelada kalenin tarihi var. İlk defa bir gözetleme kulesi olarak onbeşinci yüzyılda yapıldığını öğreniyoruz. 1573’te Budin Beylerbeyi Sokullu Mustafa Paşa kaleyi yeniden inşa ettirmiş. Başka isimler, tarihler, kısaca olaylar yazıldıktan sonra son cümle: “1566’da Zirinyi Mikloş ve arkadaşlarının ölümünden sonra kale Osmanlıların eline geçti, 1689’da ise esaretten kurtarıldı.” Biz de diyeceğiz ki: Zigetvar kalesini 1689’da kaybettik.</p>
<div id="attachment_52332" style="width: 2570px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-52332" class="size-full wp-image-52332" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3622-scaled.jpeg" alt="" width="2560" height="2189" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3622-scaled.jpeg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3622-300x257.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3622-1024x876.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3622-768x657.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3622-1536x1314.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3622-2048x1751.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-52332" class="wp-caption-text">Caminin yarım minaresi</p></div>
<p>1689… Osmanlı tahtında şimdi İkinci Süleyman oturuyordu. Alan da veren de Süleyman! Viyana’nın kapılarından ikinci defa dönülmüş, Estergon, Budin elden çıkmış, İkinci Mohaç Savaşı yenilgimizle sonuçlanmıştı.</p>
<p>Zigetvar’dan on-onbeş dakika mesafede, 67 numaralı yol üzerinde Türk- Macar Dostluk Parkı var. Türkiye Cumhuriyeti ve Macaristan devletlerinin ortak eseri. İki ordunun da kumandanı bu ovada can verince bir çeşit eşitlik hasıl olmuş ve sonunda dostluk parkı kurulmuş. Yıl 1994. Çok iyi düzenlenmiş bir park. Kapıdan girişte çokgen gövdesi çinilerle kaplı bir çeşme. Parkın ortasında aynı kaide üzerinde, yanyana iki tunç büst. Büst ama heykel boyutlarında. Biri Kanunî Sultan Süleyman, diğeri Mikloş Zirinyi. İki büstün arasından bir hilâl göze çarpıyor. Az ilerdeki Kanunî’nin sembolik türbe mezarının kubbesindeki hilâl bu. Sembolik de olsa mezarın başına varıp fatihamızı okuyoruz. Çiçek tarhları, ağaçlar arasında yürüme yolları. Her şey iyi düşünülmüş. Elma ağaçları var, ki birkaç elma kopardık, hünkârın elmaları diyerek!</p>
<div id="attachment_52333" style="width: 1484px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-52333" class="size-full wp-image-52333" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-1.jpeg" alt="" width="1474" height="2371" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-1.jpeg 1474w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-1-187x300.jpeg 187w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-1-637x1024.jpeg 637w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-1-768x1235.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-1-955x1536.jpeg 955w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/FullSizeRender-1-1273x2048.jpeg 1273w" sizes="auto, (max-width: 1474px) 100vw, 1474px" /><p id="caption-attachment-52333" class="wp-caption-text">Türk Macar Dostluk Parkı</p></div>
<div id="attachment_52334" style="width: 1930px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-52334" class="size-full wp-image-52334" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3470-scaled.jpeg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3470-scaled.jpeg 1920w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3470-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3470-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3470-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/IMG_3470-1536x2048.jpeg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><p id="caption-attachment-52334" class="wp-caption-text">Parkta Kanuni&#8217;nin sembolik mezarı</p></div>
<p>Kalenin orda bıraktığımız Almas Deresi parkın kıyısından geçiyor. Almas’ın elma demek olduğunu öğreniyoruz.<br />
67 numaralı yol üzerinde bir şey daha var! Artık göreceğimiz yerleri görmüş, bu defalık bu kadar derken, bir yol tabelası gözüme ilişiverdi: Szuliman. Süleyman değil mi bu? Süleyman böyle yazılmıyor mu? Hemen döndük, ana yoldan biraz içeri girdik. Küçük bir köy. Bir dere, üzerinde bir köprü. Yanında bir kilise. İnternetteki bilgi diyor ki, “Köyün adının Sultan Süleyman’ın adından geldiğine inanılır ama buranın eski adı Szőlőmál’dır.” Bu bilgiye inandık diyelim. Peki… Yalnız Macarca’da Szőlőmál “Üzüm Tepesi” demekmiş! Son kazılarda Kanunî’nin iç organlarının da gömülü olduğuna inanılan Osmanlı kasabası kalıntıları nerede bulurdu? Üzüm Tepesi’nde! Kafam iyice karıştı. Ortalıkta soru soracak tek kişi yok. Ben âvâre gezinirken karşı evlerden birinden bir köpek, bu yabancı da kim diyerek bahçeye fırlayıp havlamaya başladı. Kapıda bir kadın başı göründü. Anlaşabilecek miyiz? Sanmıyorum. Yine ilginç bir bilgi var: Köy, 1500’lerde Macar siyasî hayatında önemli yeri olan aristokrat Baint Török’ün mülkü imiş. Soyadı Türk olan bu lord, tarihin ironisi, Zigetvar kuşatmasından yıllar önce Osmanlı’ya karşı isyan hareketleri başlatmış, 1541’de yakalanıp İstanbul’a götürülmüş, on yıl kadar esir yaşadıktan sonra İstanbul’da, Yedikule zindanında ölmüş.</p>
<p>Evet, orda bir köy var, adı Szuliman, Üzüm Tepesi….</p>
<p>Akşam saatlerinde yorgun gelip odamıza çekilmiştik ki dışarıda sesler… Ardından kapımız vuruldu. Bizim otelci kardeşler faaliyette. Otele yeni bir müşteri gelmiş! Binanın avlusunda iki arabalık park yeri var. Kimse olmadığı için biz arabamızı ortalayıp koymuşuz. Yeni müşterinin arabasının da girebilmesi için bizimkinin kenara çekilmesi gerek. Hemen anahtarı alıp çıktık. Orta yaşlı bir adam… Bu saatte nerden, neden düştünüz buraya diye sormayalım mı? “Süleyman’ı görmeye geldim.” dedi. İngilizce konuşuyoruz elbette. Ama… O “Süleyman” ele verdi kimliğini! Süleyman’ı düzgün bir Türkçe ile, bizler gibi söyleyince, anlaşıldı ki bu yeni müşteri Türk’tür! Tanıştık, Ekrem Bey. Bir kahve-kek sohbetine oturduk otelimizin mutfağında. Katrina ve Suzanna kardeşler de katıldı. Nasıl olsa cep telefonları tercümanlık hizmeti veriyor! Almanya’da yaşayan bir gurbetçimiz Ekrem Bey. Arabasıyla Münih’ten geliyor, İstanbul’a devam edecek. Bir gece burada konaklayıp Sultan Süleyman’ın hatıralarını görmek istemiş. Koyu bir sohbet oldu o akşam. Biraz Almanya’dan, biraz Türkiye’den, biraz Sultan Süleyman’dan…</p>
<p>Ertesi sabah Ekrem Bey, Zigetvar’ı gezmek, biz de Zigetvar’a veda etmek üzere yola çıktık.</p>
<p>Yahya Kemal’in <em>Aziz İstanbul</em> kitabında şöyle bir bölüm vardır:<br />
<em>“Süleyman’ın cenazesi Zigetvar’dan İstanbul’a getirildiği gün, ilk defa olarak Osmanlı Padişahı saraya girdi. Ağır rayihalı, ağır bir rüyayı andıran bir vücut ve ten cennetine daldı. O rüyadan uyanıp o cennetten çıkmaya çabalayanlar oldu ise de sendelelediler.”</em></p>
<p>O cenaze… Ordusundan haftalarca saklanan cenaze… İç organları çıkarıldıktan sonra geçici olarak otağın altına gömülen cenaze… Evliya’nın yazdıkları doğruysa, ayak divanı isteyen askeri, hünkârın sağ olduğuna inandırmak için, geçici olarak gömüldüğü yerden çıkarılıp giyindirilip kuşandırılıp tahtına oturtulan, yüzü yarı örtülü, arkasından bol elbisesinin içine giren musahiplerinden birinin, ellerini elbisenin yenlerinden çıkararak padişahın eliymiş gibi hareket ettirip “hayatta olduğu ispatlanan” sonra tekrar geçici mezarına gömülen cenaze… At üstünde ayrıldığı payitahtına sandukayla giren Sultan Süleyman’ın cenazesi… Belki de Osmanlı’nın duraklaması o giriş ile başladı.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zigetvarda-bir-gun-daha/">Zigetvar&#8217;da bir gün daha</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/zigetvarda-bir-gun-daha/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zigetvar’da İlk Gün</title>
		<link>https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 19:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Paşa / Müezzinzade Ali Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Paşa Camisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[budapeste]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[İnebahtı Deniz Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel miras]]></category>
		<category><![CDATA[Macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Mescit (Mecset)]]></category>
		<category><![CDATA[Miklos Zirinyi]]></category>
		<category><![CDATA[Neoklasik mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Turbek]]></category>
		<category><![CDATA[Zigetvar]]></category>
		<category><![CDATA[Zigetvar Kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Zirinyi Meydanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu kadar biliriz! İnebahtı’nın bir de Ali Paşa’sı varmış! Müezzinzade Ali Paşa.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/">Zigetvar’da İlk Gün</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-ilk-gun%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20%C4%B0lk%20G%C3%BCn" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-ilk-gun%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20%C4%B0lk%20G%C3%BCn" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-ilk-gun%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20%C4%B0lk%20G%C3%BCn" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-ilk-gun%2F&amp;linkname=Zigetvar%E2%80%99da%20%C4%B0lk%20G%C3%BCn" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fzigetvarda-ilk-gun%2F&#038;title=Zigetvar%E2%80%99da%20%C4%B0lk%20G%C3%BCn" data-a2a-url="https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/" data-a2a-title="Zigetvar’da İlk Gün"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Zigetvar 10-12 bin nüfuslu bir küçük kasaba.</p>
<p>Aylar önce bu küçük kasabada bir otel rezarvasyonu yaptım. Zaten şehirde otel adı altında iki yer görünüyordu. Onların dışında günlük kiralanan evler filan vardı. İki otelden, fotoğrafları gözüme güzel görünenden odamızı ayırttım.</p>
<p>Turbek’i keşfetmenin heyecanı ve garip duygularıyla Zigetvar kasabasına hava kararmaya yüz tutmuşken girdik. Navigasyona otelimizin adresini yazmıştık. Dar bir sokağa getirip bıraktı bizi. İki kapının önüne. Bir garaj kapısı, bir yaya kapısı, ikisi de kapalı. Alıştığımız gibi bir otel girişi değil bu. Duvarda otelin adı yazılı. Adres doğru! Duvarlar yüksek, içeriyi görmek mümkün değil. Kapılara önce kibarca, sonra sertçe vuruyoruz. Kapılar bir bahçeye açılıyor, bahçenin bir tarafında tek katlı bir ev var. Ağaçların tepesi, evin çatısı… Dışarıdan gördüğümüz bu. Evin etrafını fırdolayı dönüyoruz, başka kapı var mı? Yok! Binanın yola bakan tarafında pencereler kolumuzun uzanabildiği yükseklikte. Camları tıklatıyoruz. Gülelim mi ağlayalım mı? Otel camı tıklatıyoruz! Nafile! İn cin top oynamakta! Bir şey sormak için etrafta da hiç kimse yok. Otelin adının yazılı olduğu levhada bir telefon numarası var. Ama bizde telefon yok! Budapeşte Havalimanı’nda alıp cep telefonuna taktırdığımız sim kart sadece internet haberleşmesine açık. E-posta gönderiyorum, geldik, nerdesiniz diye, işe yaramayacağını bile bile. Şaşkın ve üzgün bekliyoruz. Yarım saat geçti, kırk dakika geçti… Şaşkınlık ve üzgünlük kızgınlık olmaya başladı. O sırada karşı apartmanlardan birinden bir adam çıktı, eşim koştu yanına. Mucize gibi bir şey ama adam biraz İngilizce biliyormuş! Derdimizi anladı ve hemen kendi telefonundan duvardaki numarayı çevirdi, durumu anlattı. Telefon henüz kapanmıştı ki karşı köşeden tombulca bir hanım koşa koşa geliyor. Belki telefon etmesek de geliyordu, orası anlaşılmadı. Özür dileye dileye geldi, kapıları açtı. Çok şükür! Hemen odamızı gösterdi, elimizi yüzümüzü yıkadık, kendimize geldik.</p>
<p>O sırada bir hanım daha göründü. Neden otelde değildiniz filan diye hesap sormayı düşünmedik artık. Olan oldu! Hanımlar hem İngilizce bilmiyor, hem otelcilik bilmiyor. Odamıza girdik ama otele kayıt yapılacak haliyle. Normal otellerde bu iş iki dakikada biter. Pasaportunuza, kimliğinize bakarlar, rezervasyonunuzu kontrol ederler, oda anahtarınızı verirler elinize, bitti, gitti. Bizim iki hanım küçük bir odada bilgisayarın başına geçtiler, kaydımızı yapacaklar. Ama yapamıyorlar! İkisi de bilgisayar kullanmaya yabancı, otel işletmeye yabancı. Bir türlü işin içinden çıkamıyor, arada daha iyi bilen birini -herhalde otelin asıl yöneticisi o- arayıp danışıyorlar. Bilgisayar sayfasında sorular var, Macarca. Bizim yardımcı olmamız mümkün değil. O soruları Google marifetiyle İngilizce’ye çevirip bize soruyorlar. Şimdiye kadar hiç bir otelde karşılaşmadığımız sorular. Bir ara Macaristan konsolosluğunda sorguya çekiliyoruz sandım. Yine de işi bilen biri beş dakikada hallederdi. Bir saatten fazla sürdü bu çile.</p>
<p>Sonra öğreniyoruz ki hanımlar iki kardeş. Katrina ile Suzanna. Burası altı yedi odalı tertemiz, konforlu, şık bir villa. Önceleri çocuk yuvası imiş. Birkaç yıldır da otel. Sahibi doktormuş ama Norveç’te yaşıyormuş. Bu iki sevimli hanım ve telefon ettikleri o adam işletiyormuş burayı. Şu anda bizden başka müşteri yok. Bütün bunları sohbet ederek öğrendiğimizi sanmayın. Kardeşlerden Katrina daha becerikli, cep telefonuna söyleyeceğini Macarca yazıyor, Google İngilizce’ye çeviriyor, biz okuyoruz. Biz kendi telefonumuza Türkçe yazıyor, Macarca’ya çeviriyoruz, ekranı gösteriyoruz. Böylelikle anlaştık. Ama anlaştık! Kadınlar hemcinsleriyle anlaşmanın yolunu illa ki buluyor. Karşılıklı çocuklarımızı, torunlarımızı bile öğrenip torun fotoğraflarını gösterip “Ne şeker şeyler” bile dedik!</p>
<p>Sonra mutfakta kullanmamız için bazı eşyanın yerini gösterip kahvaltıda ne istersiniz deyip evin anahtarlarını teslim edip iyi geceler dileyip bahçe kapısını da kilitlemeyi unutmayın diye uyarıp gittiler. Olur! Otel bize kaldı.</p>
<p>Böyle bir macera ile girdiğimiz otelde sabahleyin Katrina’nın hazırladığı kahvaltıdan sonra bahçeye çıkınca karşımda bir kilisenin beyaz çan kulesini gördüm. Etrafı dolaşalım diyerek kule istikametinde yürüdük. Küçük bir meydan, taşıt trafiğine kapalı, birkaç kahve, dükkân. Göz kamaştırıcı bir temizlik. Küçük bir meydan dedim ama Zigetvar’ın en geniş meydanı olduğunu öğreniyorum. Zirinyi Meydanı imiş burası. Zirinyi, malum, Osmanlı ordusu kuşattığında kalenin kumandanıydı. Beyaz kilise meydana bakıyor. Kapısının kenarında bir levha. Adı neymiş derken… Levhada “Ali Paşa” kelimelerini görmeyeyim mi? Yeni bir heyecan… Macarca levha aynen şöyle. Başlık: Müemlek. Yani: Tarihî eser.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52233 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg" alt="" width="242" height="350" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg 242w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11-207x300.jpeg 207w" sizes="auto, (max-width: 242px) 100vw, 242px" /></p>
<p><strong>Ali Paşa Camisi 1598 yılında inşa edilmiştir. 1885’te Janos Lakatits tarafından kubbesindeki fresk resimleriyle donatılmıştır.</strong></p>
<p>Mabet gözümde başka bir hüviyet kazanıyor.</p>
<p>Bu Ali Paşa’nın hangi Ali Paşa olduğu üzerinde tarihçiler epey kafa yormuşlar. En kuvvetli ihtimal Müezzinzade Ali Paşa olduğu.</p>
<p>Seyahatin en iyi tarafı bu! Zamanında okunup unutulan, unutulmaya yüz tutan ya da şöyle böyle hafızamızda kalan bilgileri bir daha unutulmamacasına zihnimize yerleştiriyor. Mesleği tarih olanları bir yana koyuyorum elbette. Birleşik Haçlı donanmasına karşı yapılan İnebahtı Deniz Savaşı’nı hepimiz okumadık mı lisede? Okuduk. İnebahtı yenilgisi… Osmanlı donanmasının yakılışı… Ve Sokollu’nun, galipleri temsilen gelen Venedik elçisine o meşhur sözü: “Biz sizden Kıbrıs adasını almakla kolunuzu kestik; siz İnebahtı’da donanmamızı yakmakla sakalımızı traş ettiniz. Kesilen kol yerine gelmez, ama traş edilen sakal daha gür çıkar.”</p>
<p>Bu kadar biliriz! İnebahtı’nın bir de Ali Paşa’sı varmış! Müezzinzade Ali Paşa.</p>
<p>Ali Paşa Zigetvar kuşatmasında yeniçeri ağası. Çok yararlıklar göstermiş. Seferde bizzat bulunup şahit olduklarını kaleme alan Sokollu’nun sır katibi Feridun Ahmet Bey, Ali Ağa’nın Zirinyi’nin başını bir sırığa takıp getiren kişi olduğunu yazar. Bu kadar da değil! Feridun Ahmet Bey, Ali Ağa’nın ismini bir çok defa anar ve nihayet der ki: “Kale içinde padişah hazretlerinün nam-ı şeriflerine bir cami-i şerif dahi bina olunmak lazımdur diyü yeniçeri ağası Ali Ağa’ya sipariş olunmuşdı. Ol dahi zikr olunan cami-u şerifin binasına mukayyed olmışdı…..”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> Ve caminin yapımında kullanılacak malzemelerden bahsederek devam eder.</p>
<p>Zigetvar’daki Ali Ağa, İnebahtı’da paşa ve bir kara askeri olmasına rağmen Kaptan-ı Derya. İkinci Selim, kendisini pek sevdiğinden kızlarından biriyle evlendirmiş. Yani, Ali Paşa saraya damattır. Sonra da Kaptan-ı Derya yapılır. İnebahtı Deniz Savaşı’nda donanmadaki çok tecrübeli denizcilerin -ki onlardan biri, o zaman Uluç Ali Reis olan sonraki adıyla meşhur Kılıç Ali Reis idi-,  tavsiyelerine kulak asmayıp kendi bildiği planı uyguladı ve sonuç büyük bir yenilgi oldu. Sadece Uluç Ali Reis, yakılan Osmanlı donanmasından emrindeki filoyu kurtarıp İstanbul’a ulaştırabilmiştir.</p>
<p>Müezzinzade Ali Paşa, bu savaşta kendisi de vuruşarak şehit düşmüştür.</p>
<p><em>Sicill-i Osmanî</em> yazarı Mehmet Süreyya Bey, eserinde “Denizciliği bilmediğinden hayli yetişmiş tersane beyinin de birlikte şehit düşmelerine sebep olmuştur.” diye yazar.</p>
<p>Amerikalı askerî tarihçi Paul. K. Davis’in <em>Antik Çağdan Günümüze 100 Belirleyici Savaş</em> kitabında yazdıkları ise çok daha can yakıcıdır:</p>
<p>“İnebahtı, askerî bir zaferden öte, manevî bir zaferdi. Osmanlı Türkleri on yıllardır Avrupa&#8217;yı dehşete düşürmüştü ve Kanunî Sultan Süleyman&#8217;ın zaferleri, Hristiyan Avrupa&#8217;da ciddi endişelere yol açmıştı. İnebahtı yenilgisi, İkinci Selim yönetimindeki Osmanlı kudretinin hızla gerilemesinin bir örneğiydi ve Hristiyanlar Osmanlıların gerileyişine sevindiler. Osmanlı gücünün esrarı bu savaşla önemli ölçüde zedelenmiş ve Hristiyan Avrupa&#8217;nın yüreğine su serpilmişti.”</p>
<p>Caminin yapım tarihi 1598. Müezzinzade Ali Paşa İnebahtı’da 1571’de vefat ettiğine göre? Yine tarihçiler der ki, ya 1598 tarihi yanlıştır ya da eser Ali Paşa’nın ölümünden sonra bıraktığı vakıf gelirleri ile tamamlanmıştır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52231 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-5.jpeg" alt="" width="1200" height="1600" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-5.jpeg 1200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-5-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-5-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-5-1152x1536.jpeg 1152w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Günlerden pazardı. Şimdi Katolik kilisesi olan bu mabette herhalde pazar âyini yapılacaktı ama vakit erken olduğu için mi bilmem kimsecikler yoktu. Kapıyı bir kadın görevli açtı. İçeri girip göz gezdirdim. Freskleri, heykelleri, mumlarıyla herhangi bir Katolik kilisesi. Yalnız giriş holünde bir kenarda, üst üste konmuş iki adet taş hamam kurnası var. Bizden kalan tek şey! Etraftaki bir Türk hamamından kalan iki hatıra. Bir de kiliseye dışarıdan baktığınızda yan cephe pencerelerinin “bizim üslupta” olduğunu görürsünüz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52232 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-6.jpeg" alt="" width="1200" height="1600" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-6.jpeg 1200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-6-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-6-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-6-1152x1536.jpeg 1152w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Evliya Çelebi iki minaresinden birine çıkıp şehri buradan seyrettiğini söyler. Şimdi kilisenin de iki kulesi var.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52234 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1.jpeg" alt="" width="1600" height="1200" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1.jpeg 1600w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-1-1536x1152.jpeg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p>Çevresi neoklasik taş binalarla çevrili, sadece yaya trafiğine açık Zirinyi Meydanı’nda Miklos Zirinyi adına bir aslan heykeli var. Elimdeki bilgiler aslanın ayakları altında Osmanlı bayrağı olduğunu yazıyor ama kaide yüksek olduğundan ben bu ayrıntıyı göremedim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52229 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-3.jpeg" alt="" width="1263" height="878" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-3.jpeg 1263w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-3-300x209.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-3-1024x712.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-3-768x534.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1263px) 100vw, 1263px" /></p>
<p>Tenha ve çok temiz sokaklarda dolanırken, az ötede iki bina arasına sıkışmış sarı badanalı bir kilise daha çıktı karşımıza. Kapısındaki levhada iki kelime hemen dikkatimi çekti: Török mecset. Török Türk demek, malum. “Mecset” kelimesiyle Budapeşte’de tanışmış ve şaşırmıştık: Mescit. Levhada şunlar yazıyor:</p>
<p><strong>Bu kilisenin temeli 1713 yılında bir Türk camisinin yerine atılmıştır. Manastır 1740 yılında, üçlü ana sunak ise 1768 yılında inşa edilmiştir.</strong></p>
<p><strong> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52230 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-4.jpeg" alt="" width="1200" height="1600" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-4.jpeg 1200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-4-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-4-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.12.jpeg-4-1152x1536.jpeg 1152w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></strong></p>
<p>Bir Türk camisinin yerine…. Camiyi kiliseye döndürdükten sonra böyle bir not koymayabilirlerdi ama koymuşlar. Hatırayı tamamen yok etme gereği duyulmamış. Macaristan’da bunu hep gördüm. Bu hangi paşanın camisi idi acaba? Bu konuda bilgi bulamadım. Bina diğer binalar arasında bitişik nizamda sıkışmış görünüyor ama “manastır” kelimesi geçtiğine göre içeriye doğru genişliyor olabilir. Kapı kapalıydı. Belki kilitli değildi, bilmiyorum. Ama yoklamadığıma pişman oldum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-52228 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-2.jpeg" alt="" width="1200" height="1600" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-2.jpeg 1200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-2-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-2-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2026/01/WhatsApp-Image-2026-01-02-at-16.27.11.jpeg-2-1152x1536.jpeg 1152w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Benim Zigetvar’a yine gelmem gerek! TİKA ve Peç Üniversitesi’nin yürüttüğü çalışma sonlanır da bulunan Osmanlı kalıntıları ziyarete açılırsa… O kapıyı da yoklarım, hem Suzanna ile Katrina kardeşleri de bir kere daha görürüm. Otelciliği biraz daha öğrenmişler mi, bakarım!</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Feridun Ahmet Bey, Nüzhet-i Esrar&#8217;ül Ahyar Der Ahbar-ı Sefer-i Sigetvar</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/">Zigetvar’da İlk Gün</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/zigetvarda-ilk-gun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Turbek</title>
		<link>https://millidusunce.com/turbek/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/turbek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 17:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[Zigetvar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52094&#038;preview=true&#038;preview_id=52094</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mohaç Savaş Müzesi’ndeki ziyaretimiz bittikten sonra yola düşüp tekrar Mohaç kasabasına girdik. Ağaçların gölgelediği tek katlı evleriyle, dümdüz ve tertemiz caddede, bir yanımızda Tuna akarken şehri başta sona geçip tekrar Macaristan ovasına açıldık. Önümüzde Zigetvar!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turbek/">Turbek</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturbek%2F&amp;linkname=Turbek" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturbek%2F&amp;linkname=Turbek" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturbek%2F&amp;linkname=Turbek" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturbek%2F&amp;linkname=Turbek" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fturbek%2F&#038;title=Turbek" data-a2a-url="https://millidusunce.com/turbek/" data-a2a-title="Turbek"></a></p><p><span style="white-space: normal;">Sultan Süleyman… “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyen Sultan Süleyman. Muhibbî… Kanunî… Beşyüz sene öncesinin ömür beklentilerine göre hayli ilerlemiş yaşında, ve o kadar hasta halinde… Sarayburnu’nda, Topkapı Sarayı’ndaki rahat döşeğini bırakıp, onüçüncü sefer-i hümayununa çıkan ve Üngürüs diyarında Zigetvar kalesi önünde ruhunu teslim eden Sultan Süleyman… Evliya Çelebi, zamanın Macarlarının ona “Grando Süleyman” dediğini yazar. Büyük Süleyman…</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Mohaç Savaş Müzesi’ndeki ziyaretimiz bittikten sonra yola düşüp tekrar Mohaç kasabasına girdik. Ağaçların gölgelediği tek katlı evleriyle, dümdüz ve tertemiz caddede, bir yanımızda Tuna akarken şehri başta sona geçip tekrar Macaristan ovasına açıldık. Önümüzde Zigetvar!</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Kanunî Zigetvar kalesinin fethinden bir kaç gün önce otağında vefat etti; ölümü, vezir-i âzâm Sokollu’nun kararıyla, askerin morali bozulmasın diye veliaht şehzade İkinci Selim tahtı devralana kadar gizlendi; cenaze, otağın altında bir yere geçici olarak gömüldü. Yalnız o haliyle İstanbul’a kadar götürülmesi mümkün olmayacağından iç organlarının çıkarılıp ilaçlanıp ayrıca gömüldüğü ve orada kaldığı söylenir. Evliya Çelebi bu “operasyonu” yapan beş kişi arasında kendi babasının da bulunduğunu yazar. Peki, nereye gömüldü, nerede kaldı? </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Macarca haritalarda Turbek yazıyor. Türbe… Arabanın navigasyonuna Turbek yazıp devam ediyoruz. Bir saatten biraz fazla bir yol görünüyor. Turbek Zigetvar şehrinden bizim gittiğimiz istikamete göre üç beş dakika beride. O yüzden şehre girmeden Turbek’i bulmaya niyetleniyoruz.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Yine iki yanı ağaçlı çok güzel bir yol. Ağaçların arasından ekili araziler görünüyor. Göz alabildiğine dümdüz ova. </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Bir saat gitmiştik ki, navigasyonun “hanımı” sağa dönün dedi. Döndük. Biraz daha dar, yine dümdüz, iki yanı kavak ağaçlı bir asfalta girdik. Girerken yol tabelası gözüme ilişti: Turbek Utca. Türbe Caddesi. Tamam, doğru yoldayız. Yol boyu otobüs durakları. Adları hep Türbe Durağı. Heyecanlanıyoruz.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Ön bilgi aldığımız kaynaklarda bir fotoğraf var. Çan kulesi ile belirginleşen sarı badanalı bir köy kilisesi. Padişahın iç organları gömüldükten birkaç yıl sonra burada türbe yaptırılmış. Macaristan elimizden çıkınca bu türbe yıkılıp yerine kilise inşa edilmiş.</span></p>
<div id="attachment_52097" style="width: 1930px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-52097" class="size-full wp-image-52097" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3426-scaled.jpeg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3426-scaled.jpeg 1920w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3426-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3426-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3426-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3426-1536x2048.jpeg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><p id="caption-attachment-52097" class="wp-caption-text">Turbek Kilisesi</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">Birden yolun sağında kiliseyi gördüm. İşte, dedim geldik! Bu kilise, o kilise! Geniş bir tarlanın kıyısında. Tarlanın toprak yoluna girdik. Fotoğraflardan âşina olduğumuz küçük kilise önümüzde. Fakat o sırada navigasyonun hanımından uyarı gelmez mi? Telâşlı sesiyle: “Yola devam edin. Beş yüz metre daha gideceksiniz.” Ama kilise önümüzde! Ne beşyüz metresi! Geldik işte! Kadıncağız ısrarlı: “Adresiniz beşyüz metre ilerde, devam edin, devam edin.”</span></p>
<div id="attachment_52099" style="width: 1119px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-52099" class="wp-image-52099 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/FullSizeRender-3.jpeg" alt="" width="1109" height="1507" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/FullSizeRender-3.jpeg 1109w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/FullSizeRender-3-221x300.jpeg 221w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/FullSizeRender-3-754x1024.jpeg 754w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/FullSizeRender-3-768x1044.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1109px) 100vw, 1109px" /><p id="caption-attachment-52099" class="wp-caption-text">Kilisenin bahçe kapısında Kanuni ve Zrinyi</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">Çaresiz toprak yoldan gerisin geriye çıktık. İlk defa geldiğimiz diyarlarda bu kadar kahrımızı çekiyor, yolumuzu bulduruyor, lafını dinlemeyelim mi?! Bir bildiği vardır belki.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Beşyüz metre kadar daha gitmiştik ki, yine yolun sağında bir site göründü. Karşı köşede, tarlaların içine doğru giden yolun başında “Turbeki Dülö” yazıyor. Hemen telefonumdan çözüyorum: Türbe Bağı. Etrafta üzüm bağları var. Burada her şey “turbek”li! </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Sitenin yeşil boyalı demir kapısı açık. Üst tarafta resmî bir levha. Macaristan bayrağı ve Avrupa Birliği bayrağı işlenmiş. Epey şeyler yazılı ama Macarca. </span></p>
<div id="attachment_52098" style="width: 2570px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-52098" class="wp-image-52098 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3418-scaled.jpeg" alt="" width="2560" height="2094" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3418-scaled.jpeg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3418-300x245.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3418-1024x837.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3418-768x628.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3418-1536x1256.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3418-2048x1675.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-52098" class="wp-caption-text">Turbek imaretinin kapısı</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">Kapıda durduk. İçerde tek katlı, yeni, temiz pak evler. Allah Allah! Navigasyonun hanımı memnun: “Adrese vardınız!”</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Vardık da!…. Burası neresi? Arabadan inip demir kapıdan girdim. Bakımlı, hoş bir bahçe. İnsanlar geziniyor. Hepsi, ya da çoğu erkek. Sağıma soluma bakınıyorum, türbeye benzer bir yapı arıyorum. O sırada dikkat ettim, insanların hepsi aynı tarafa doğru yürüyor. Ben de o tarafa yürüdüm. Yine tek katlı, fakat evlerden daha büyük bir binaya giriyorlar. Yalnız bu insanlarda bir tuhaflık var. Bana bir garip bakıyorlar. Gözleri, el hareketleri… İçlerinden uygun birini gözüme kestirirsem aradığım yeri soracağım. Ama Zigetvar’ın ovalarında İngilizce bilen birine rastlamak kolay mı? Nasıl anlaşacağız? </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Adamların peşinden binaya doğru gidiyorum. Burnuma güzel kokular gelmeye başladı. Yemek kokuları! Acıkmışım da! Vakit akşama yakın. Nihayet bana dik dik bakmakta olan orta yaşlı, kupkuru bir adama “Turbek…” dedim. Anlayabileceği tek kelime bu çünkü. Her yerde yazıyor. Yolun adı, otobüs durakları…  Anladı! Eliyle önünde durduğumuz binanın kapısını gösterdi, başını salladı: “Turbek! Turbek!” Eliyle beni içeri davet ediyordu. Birkaç adım daha yürüdüm. Girsem mi acaba? Yemek kokuları ziyadeleşti. Bahse girerim, köfteli patatesli bir yemek bu! Başımı kapıya doğru uzattım, içerde geniş bir salon. İnsanlar kuyruğa girmiş ellerinde tepsileri, yemek alıyorlar. Allahım neredeyim ben? </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Bir iki dakika daha geçmişti ki içerden beyaz gömlekli bir kadın çıktı. Herhalde beni kameralardan gördü ya da biri “dışarda bir yabancı var” dedi. Sevindim. Yakasında isim yazılı, belli ki görevli, İngilizce biliyordur. Ne yazık ki tek kelime bilmiyordu! Hiç bir dediğimi anlamadı. Turbek kelimesi hariç! Eliyle bir dakika işareti yaptı, telefonunu çıkarıp birini aradı, bana verdi. İngilizce bilen biri vardı hatta. Ona sordum: Sultan Süleyman’ın Turbek’ini arıyoruz. “Sizin aradığınız yer beş yüz metre geride.” dedi. </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Beşyüz metre geride mi? O köy kilisesi!</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Beyaz gömlekli kadın bana çıkışa kadar eşlik etti. Bir çok şey sormaya çalıştım. Hiç birini anlamadı. “Doktor musunuz?” dediğimi bile anlamadı, doktor kelimesini anlayacağını ummuştum.  Ben de onun dediklerinden tek bir kelime anladım. “Rehabilitasyon” dedi, uzun cümlelerinin arasında. Onu anladım.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Ve mekânı çözdük. Kapıdaki tabelayı da telefonumuz kanalıyla tercüme ettik: Macar Devleti ve Avrupa Birliği’nin desteğiyle Baranya İli Turbekpuszta Entegre Sosyal Kurumu’nun Turbekpusztai Yerleşkesinde korumalı istihdam projesi… Mesele anlaşıldı. Engelli, işsiz, yardıma muhtaç fertleri koruma altına alıp onlara bir meslek veya beceri kazandırmaya çalışan sosyal hizmet kurumu burası. İmaret! Avrupa Birliği’nden 5 milyon Forint yardım almışlar, o da yazıyor levhada. Şehir haritalarında bölgenin adı Turbekpusztai. Yani Türbe ovası. Bu keşif bizi çok duygulandırdı. Kanunî’nin bu topraklarda can verdiğinden 459 sene sonra adının etrafında hâlâ bir hayır işi var! </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-52100" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3790.jpeg" alt="" width="1600" height="2400" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3790.jpeg 1600w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3790-200x300.jpeg 200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3790-683x1024.jpeg 683w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3790-768x1152.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3790-1024x1536.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3790-1365x2048.jpeg 1365w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p><span style="white-space: normal;">Düşünüyorum: Padişahın kalbi ve diğer iç organları burada gömüldükten bir kaç sene sonra o kabrin üstüne türbe yaptırılmıştır ya… Birbuçuk asır Türkler o türbeyi ziyaret eder, dua okur, muhtemelen batıl inançlar da işe karışır, hep olduğu gibi bez bağlanır, dilekler tutulur. Bu hal nesilden nesile geçerken etraftaki Hristiyan halkın da dikkatini çeker. Bu kadar zaman Türklerin gelip gittiği, dua okuduğu mekân herhalde “kutlu bir yer” derler. Türkler çekilip gittikten, türbe ve çevresindeki Osmanlı yapıları yıkıldıktan sonra bile “türbe” adı devam edegelir. En sonunda bir “imaret” kurmak için bu bölgeyi, bu “kutlu yer”i seçerler.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Sonra beş yüz metre geriye, biraz önceki durağımız eski köy kilisesine geldik. Otları büyümüş, etrafı tuğla duvarla çevrili bakımsız bir bahçe, boyası aşınmış küçük demir bahçe kapısı. Üzerinde bir levhada iki isim, iki çizim: Sultan Süleyman ve Zrinyi. Zigetvar’daki Macar kumandan bu. Bahçede çarmıha gerili Hz. İsa heykeli. Kilisenin badanaları yer yer dökülmüş, bina kapısı kilitli. Ortalıkta hiç kimse yok! Terkedilmiş bir manzarası var buranın. Bu kilise önce tahtadan imiş, sonra taştan tekrar yapmışlar ve adına Meryem Ana Kilisesi demişler, bir batıl inanç da Macarlar eklemiş, Hazret-i Meryem 1705 yılında burada “görünmüş.” O tarihten itibaren kilise yirminci yüzyılın ortalarına kadar Katolikler için hac yeri olmuş. Şimdi bu kadar terkedilmiş ve bakımsız görünse de Hazret-i Meryem’le ilgili önemli bayramlarda dolduğunu söylüyorlar. Ön cephede dört mermer levha çakılı duvara. Macarca. Bina kapısının solundaki levhanın biri kiremit rengi. Osmanlı’yı Macar topraklarından çıkarmaya azimli Kont Miklos Zrinyi’nin 1664 seferinden bahsediliyor. Burada yapılan vuruşmalar kısaca anlatılmış. Onun altındaki levhada Kont Zrinyi’nin, çevredeki Türk yapıları yerle bir edilse de Kanunî’nin türbesinin yakılıp yıkılmasına izin vermediği yazılı. Bu levhayı Zigetvar Kalesi Dostları Derneği ve Macar Edebiyat Tarihi Derneği 1995’te çakmış. Zrinyi asker olduğu kadar şair de. İsim benzerliği şaşırtmasın; bu Zrinyi, Zigetvar kalesini Kanunî ordusuna karşı savunan Zrinyi’nin torun çocuğu. Kapının sağ tarafındaki levhaların birinde Arap harfli Osmanlı Türkçesi bir metin var. Birkaç dakika içinde okuyabildiğim üç şey sadece metnin başındaki “Hüvel Hayyül Bâki” ile sonundaki “rahmetullahi aleyh” ibaresi ve 1331 tarihi oldu. Bu Hicri sene 1913 Miladî’ye denk geliyor ki, Sultan Süleyman’ın iç organlarının “burada” gömülü olduğu haberi -veya rivayeti- o sene kilisenin papazı tarafından duyurulmuştu. Osmanlı Türkçesi metnin altındaki Macarca yazıda Kanunî’nin kalbi ve iç organlarının burada gömülü olduğu bildiriliyor. Eski levhaları benden çok daha iyi okuyabilen bir dostumuzun yardımıyla Osmanlı Türkçesi metinde de bu meselenin yazılı olduğu anlaşıldı. O zamanki adıyla Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile kültürel, ticarî, siyasî münasebetlerimizin ilerlediği yıllar… Acaba levha İstanbul’dan mı gönderilmişti? Altta Macarca bir levha daha var. İkinci Selim’in babasının hatırasına yaptırdığı binaların 1664’te yerle bir edildiği, sonra Dördüncü Mehmet tarafından tekrar yaptırıldığı, nihayet 1689’da Türk işgali sona erdiğinde minnettarlığın ifadesi olarak kilisenin Meryem Ana’ya adandığı… yazılı.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Kanunî’nin kalbi ve iç organları burada gömülmüş olabilir. Olmayabilir de. Belki bu civarda başka bir yerdedir. Son yıllarda biraz daha ileride bir yere işaret ediliyor, bir Osmanlı yerleşim yerinin kalıntıları bulundu, bazı Macarca haritalara işlenmiş bile. TİKA ve Peç Üniversitesi’nden bir ekip kazılar yapıyor, sonucu bekliyoruz. 2019 yılında ziyarete açılacağı söyleniyordu, henüz yeni bir haber duyulmadı. </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Kanunî’nin kalbi ve iç organları burada gömülü veya değil… Gerçek şu ki, bu Türbe Caddesi’nde, pek çok “Turbek” isimli yer olan, üzüm bağları bol bu ovada Kanunî Sultan Süleyman’ın manevî varlığı etrafında oluşmuş, yardıma muhtaçlara el uzatmış “Turbek” isimli bir imaret var!</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/turbek/">Turbek</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/turbek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mohaç Sahrasında</title>
		<link>https://millidusunce.com/mohac-sahrasinda/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/mohac-sahrasinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 10:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[mohaç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=52023&#038;preview=true&#038;preview_id=52023</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meydanın çevresi sımsıkı orman örtüsü. Aynı çeşitten, adını bilmediğim ağaçlardan oluşan bu sımsıkı örtü bir noktada ikiye ayrılıyor ve oradan içeri birkaç sıra halinde çam ağaçları giriyor. İçeriye, meydana doğru hamle yapan bu çam ağaçları Osmanlı ordusunu sembolize ediyormuş. Mohaç felâketi!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mohac-sahrasinda/">Mohaç Sahrasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmohac-sahrasinda%2F&amp;linkname=Moha%C3%A7%20Sahras%C4%B1nda" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmohac-sahrasinda%2F&amp;linkname=Moha%C3%A7%20Sahras%C4%B1nda" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmohac-sahrasinda%2F&amp;linkname=Moha%C3%A7%20Sahras%C4%B1nda" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmohac-sahrasinda%2F&amp;linkname=Moha%C3%A7%20Sahras%C4%B1nda" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmohac-sahrasinda%2F&#038;title=Moha%C3%A7%20Sahras%C4%B1nda" data-a2a-url="https://millidusunce.com/mohac-sahrasinda/" data-a2a-title="Mohaç Sahrasında"></a></p><p>Budapeşte’den güneye doğru….</p>
<p>6 numaralı otoyol. Avrupa Birliği üyeliği Macaristan’ın alt yapısını Birlik standartlarına yükseltmiş, son derece kaliteli bir yol olan M6 ülkeyi kuzeyden güneye katedip sınırı geçip isim değiştirerek diğer AB ülkelerinin yollarıyla buluşuyor.</p>
<p>Yanımız sıra Tuna akıyor. Tuna’yla başbaşa güneye doğru yol alıyoruz. Göz alabildiğine Macaristan ovaları. Dümdüz. Hiç bir yükselti yok! Ekili araziler… Aklıma <em>Drina Köprüsü</em> geliyor. Ivo Andriç bu meşhur romanında der ki: “ Türklerin Macaristan’dan  çekilmeleriyle, Vişegrad’daki kervansarayın gelirini sağlayan vakıf malları da imparatorluğun  dışında kaldı.”</p>
<p>Sokollu Mehmet Paşa, Bosna’da doğduğu köyün kıyısına, Drina ırmağı üzerine o taş köprüyü ve yanıbaşındaki muazzam kervansarayı yaptırdıktan sonra onların işletilmesi, bakımı için Macaristan toprağındaki arazilerini, çiftliklerini vakıf bırakmıştı. Macaristan elden çıkınca o eserlerin bakımı da aksadı, Andriç romanında bundan söz eder. Köprü hâlâ yerinde ama kervansaray artık yok.</p>
<p>Şehrin içindeki dükkânınızı vakfedersiniz; yahut komşu şehirdeki dairenizi, köydeki zeytinliğinizi… Sadrazam Bosna’daki kervansarayın vakfiyesini Macaristan’da kuruyor! Bu toprakları kaybetmek hiç akıllarına gelmemiş! Bir gün elden çıkabileceği ihtimali hiç düşünülmemiş! Böylesine bir güven! Payitaht İstanbul’da yaşa, Bosna’daki hayratının masrafları için Macaristan’da vakıf tesis et! Coğrafyaya bakın!</p>
<p>M6 otoyolunda giderken ve göz alabildiğine uzanan ekili toprakları seyrederken, acaba Sokollu’nun vakfettiği araziler buralarda mıydı, diyorum. Mısır ekili, ayçiçeği ekili… Belki tam şu sırada, Bosna’daki o muhteşem Drina Köprüsü’ne ve artık yerinde olmayan kervansaraya vakfedilen topraklardan geçiyoruz, kimbilir…</p>
<p>Macar bestekâr Franz Lizst’in Macar rapsodisini açıyorum. Bu araziye nedense onu yakıştırdım. Bu eserin gamlı, hüzünlü havası bana sefer dönüşü, ağır ağır yol alan mağlup bir orduyu, yaralı ve yorgun askerlerin kederli yüzlerini, fersiz gözlerini hatırlatır. Gerçi eser son çeyreğinde birden coşar, karnaval havasına girer. O bölüm de galip olan ordunun zafer neşesi midir acaba?</p>
<h2>İstikamet Mohaç!</h2>
<p>M6 otoyolundan çıktıktan sonra ara yollara giriyorsunuz. İki taraf yine ekili araziler. Çoğunlukla mısır ve ayçiçeği. Masmavi göğü, küçük beyaz bulutlarıyla ılık bir sonbahar günü. Allahım ne kadar temiz yollar?! Bir köyden geçiyoruz. Yol köyün bir başından öteki başına dümdüz uzanıyor, iki tarafta tek katlı, sanki cetvelle çizilmiş bir çizgi üzerinde, şirin evler. Allahım ne kadar temiz ortalık! Ne kadar bakımlı! Bu insanlar tek çöp atmaz mı yere?! Gözü rahatsız eden bir şeyler görmek istiyorum! Göremiyorum! Ülkemizde buna benzer yerlerdeki -bizi kahreden-manzaraları hatırlamamaya çalışıyoruz!</p>
<p>Mohaç, Macaristan’nın güney ucunda, Hırvatistan ve Sırbistan sınırlarına çok yakın küçük bir kasaba. Sırtını Tuna’ya dayamış. Küçük meydanda, kapılarında Macaristan bayrağı ile birlikte Avrupa Birliği bayrağı da dalgalanan tarihî ve resmî binalar, heykeller, ağaçlar, ağaçlar…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-52024" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3412-scaled.jpeg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3412-scaled.jpeg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3412-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3412-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3412-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3412-1536x1152.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3412-2048x1536.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>Rahmetli Haluk Dursun’un <em>Tuna Güzellemes</em>i kitabında söz ettiği “uyanık bir Macar müteşebbisi”nin işlettiği “Veli Ağa” lokantasını aradık ama, navigasyonun götürdüğü adresteki mekân kapanmış görünüyordu. Rahmetli tarihçimizin yeniçeriye benzettiği pos bıyıklı Macar Veli Ağa ile tanışamadık!</p>
<p>Şehirden çıkıp Mohaç sahrasına daldık.</p>
<p>Mohaç Savaşı Macar tarihinin en büyük trajedilerinden biri kabul ediliyor. Ortaçağın güçlü Macar Krallığı’nın sonunu getirmiş.</p>
<p>Macaristan hükûmeti bir hatıra müzesi inşa etmiş. Şehirden çıkalı on-onbeş dakika olmuştu ki, yolun kıyısındaki kubbeli yapı uzaktan kendini gösterdi. Bol ağaçlı park misali bir yere geldik. Ortalık tenha. Sadece bir araba var park yerinde.</p>
<p>Kalın gövdeli, uzun kestane ağaçları. Bu ağaçlar… Yahya Kemal’in <em>Mohaç Türküsü</em>’nü hatırlasak şimdi…</p>
<p style="text-align: left;"><em>Bizdik o hücumun bütün aşkıyle kanatlı; </em><em><br />
</em><em>Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı.</em></p>
<p><em>Uçtuk Mohaç ufkunda g</em><em>ö</em><em>rünmek hevesiyle,</em><em><br />
</em><em>Canlandı </em><em>o me</em><em>şhur ova at kişnemesiyle!</em></p>
<p style="text-align: left;"><em><br />
</em>Nal seslerinin ovayı doldurduğu o ağustos günü bu ağaçlar burada mıydı? İki yanımız ayçiçeği tarlaları. O zamanlar da ayçiçeği yetişir miydi acaba buralarda?</p>
<p>Kubbeye benzettiğim çatı taç da olabilir, miğfer de… Girişte, üzerinde Macaristan bayrağı dalgalanan dikdörtgen bir taşa hakkedilmiş bir yazı var. Bir tarafı İngilizce, bir tarafı Macarca.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>29 Ağustos 1526’da, Birinci Süleyman’ın komutasındaki 75-80 bin kadar kuvvetli Osmanlı-Türk askeri, Macar kralı İkinci Louis’nin Alman, Çek ve Polonyalı birliklerle desteklenmiş 25 bin kişilik ordusunu kesin bir zaferle yendi. Bu millî kabristanın bir parçasını savaş kurbanlarının toplu mezarı oluşturuyor. Ortaçağ Macar Krallığı’nın güçlü durumu “Mohaç felâketinden” sonra değişti ve hemen hemen onbeş sene sonra ülke üçe bölündü. Macar kralı doğu ve batıdaki işgal edilmemiş toprakları yönetti.</em></p>
<h2>Mohaç felâketi kelimeleri tırnak içine alınmış!</h2>
<p>Tarafların asker mevcutları kaynaklara göre farklılık gösteriyor. Evliya Çelebi “Yedi kere yüz bin küffar “der. Bizim tarafta da yüzbin asker…</p>
<p>1526…. Mohaç Meydan Muharebesi’nden 500 sene sonra Mohaç sahrası… 2026 ağustosuna ne kaldı şurda?!</p>
<p>Önde… Demir örgülerden meydana gelmiş kemer şeklinde bir kapı var. Kapı ama etrafı açık. Demir örgüler sanki zırh oluşturmuş. Kapıdan ziyade sembolik bir anıt belki. Burada her şeyin sembol olduğunu az sonra anlıyoruz zaten.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-52025" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3392-scaled.jpeg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3392-scaled.jpeg 1920w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3392-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3392-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3392-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_3392-1536x2048.jpeg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapı dediğim yer ondört bin demir parçasından meydana gelmiş ve bu sahrada can veren ondört bin Hristiyan askerin kemiklerini temsil ediyormuş. Kapkara demir parçaları arasındaki kırıktan geçtik, içeri girdik! Kırık… Yani parçalanan Macaristan!</p>
<p>Kubbesi kraliyet tacı -evet, miğfer değil bu, taç- şeklindeki üç katlı, bol camlı müze binası. Görevli bir hanım var gişede. Bizi ikinci kata buyur edip Mohaç Savaşı’nın filmini seyredeceğimiz küçük salona oturtuyor. Üç çeşit film var. Çocuklara, öğrencilere ve yetişkinlere, tarih akademisyenlerine. Bize yetişkin filmini açtı. İngilizce. Oldukça objektif bir anlatımla savaşı canlandırmışlar. Kanuni’ye “Grand Süleyman” diyorlar. Büyük Süleyman…Duvarlarda bilgi panoları. O dönemin hem Osmanlı askeri, hem Macar askeri kıyafetleri, muharebenin silahları, teçhizatı, muharebe meydanında yirminci yüzyılın ikinci yarısında bulunan toplu mezarların, yapılan kazı çalışmalarının fotoğrafları, kazılarda çıkarılan bazı eşyalar sergileniyor.</p>
<p>Dışarısı küçük müze binasından daha ilginç. Yerde yuvarlak iri bir taşa hakkedilmiş muharebe planı. İki ordunun Mohaç ovasındaki yerleşme düzenleri. Merdivenlerle çukur bir avluya iniyorsunuz sonra. Ortada üç parçaya ayrılmış bir gonca. Lale veya gül. Macaristan Krallığı’nın üç parçaya bölünüşünü sembolize ediyor. Goncanın yarıklarından su sızıyor. Macar halkının gözyaşları. Sonra merdivenlerle yukarı doğru çıkıp minyatür Mohaç ovasına ulaşıyorsunuz. Burası 1700 Macar askerinin mezarını barındırıyormuş. Daire şeklinde bir meydan. Çimenler arasında, dairenin içinde dönen çakıl taşlı patikalar… Ve tahtadan oyulmuş heykeller… “Heykel”den başka bir kelime kullanabilir miydim? Aklıma daha uygun bir kelime gelmedi, fakat bu önümde gördüğüm “şeyler” şimdiye kadar gördüğüm heykellerden çok farklı. Şamanizm totemleri gibi. Uzun, adam boyundan uzun, koyu kahverengi tahta direkler meydanın her tarafına dağıtılmış. Her biri farklı şekillerde oyulmuş. Bu garip heykeller arasında biraz şaşkınlıkla geziniyorum. Kimi gürz biçiminde, kimi mızrak, kimi devrilmekte olan bir at başı, kimini hiç bir şeye benzetemiyorum. Bir kaç kabir yükseltisi var. Çiçekler konmuş. Tahtadan küçük bir çan kulesi. Buraya gelmeden önce ön bilgiler için kaynakları karıştırırken gördüğüm iki heykel vardı. Biri Sultan Süleyman’ı canlandırıyordu, boynunda asılı duran içi insan kafası ile dolu, urgandan örülü torba. İkincisi Kral İkinci Louis’nin heykeli. İkisi de yok! Allah Allah! Sonra farkettim ki, bu heykellerin bulunduğu yerde iki ahşap direk, üzerlerinde iki fotoğraf var, eski heykellerin fotoğrafı. Heykeller kaldırılmış. Belki yıprandılardı, tamir edilecekler.</p>
<p>Tarihin en kısa süren meydan savaşı, derler Mohaç’a. Bir muharebe sahasındayım. Bir toplu mezarlar sahasındayım. Etkilenmemek zor. İçerde müzede fotoğraflarını, kısa filmlerini gördüğüm kazı çalışmalarını hatırladım. Toprağın altı kemik dolu! Evliya Çelebi de yazar bunu. “…. Mihaç Ovası’nda öyle vuruşma, çatışma, kırışma ve savaş olmuş ki şimdi bu 1073 tarihinde bu ovada İslam ordusu konup ocaklar, kuyular, hela yerleri kazdıklarında tamamen kâfir kemikleri çıkardı.” (1073 Hicrî, yani 1662-63 Milâdî sene). İnsan basarken bir tuhaf oluyor.</p>
<p>Budapeşte’deki Millî Galeri’de devâsa bir yağlıboya tablo vardı. Ondokuzuncu yüzyıldan. Ressam Bertalan Szekely imzalı. Kral İkinci Louis’nin ölüsünün bataklıkta adamları tarafından bulunduğu an. Tam burası değilse de… Bataklık herhalde Tuna’ya doğru idi. Macarca söyleyişiyle Kral Layoş. Evliya Çelebi “Layoş Kral” der.</p>
<p>Meydanın çevresi sımsıkı orman örtüsü. Aynı çeşitten, adını bilmediğim ağaçlardan oluşan bu sımsıkı örtü bir noktada ikiye ayrılıyor ve oradan içeri birkaç sıra halinde çam ağaçları giriyor. İçeriye, meydana doğru hamle yapan bu çam ağaçları Osmanlı ordusunu sembolize ediyormuş. Mohaç felâketi!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-52026" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_0671.webp" alt="" width="1200" height="675" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_0671.webp 1200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_0671-300x169.webp 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_0671-1024x576.webp 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/12/IMG_0671-768x432.webp 768w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Biz ziyareti tamamlayıp  çıkarken bir grup giriyordu. Sanki turist değil de, araştırma ekibiydiler.</p>
<p>Sonra öğrendim, 1 Ekim’den itibaren hatıra parkı kapatılmış, bütün saha restorasyona girmiş. Önümüzdeki senenin ağustosuna kadar. Mohaç’ın 500’üncü yıldönümüne kadar.</p>
<p>1526’dan 161 sene sonra… 1687. Yine bu ovada, bu civarda İkinci Mohaç Muharebesi yapılır. Tahttaki padişah Dördüncü (Avcı) Mehmet. Osmanlı ordusu Habsburglara yenilir. İstanbul’da işler karışır. Macar rapsodisinde roller değişir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mohac-sahrasinda/">Mohaç Sahrasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/mohac-sahrasinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estergon Kal’ası subaşı durak</title>
		<link>https://millidusunce.com/estergon-kalasi-subasi-durak/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/estergon-kalasi-subasi-durak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51859&#038;preview=true&#038;preview_id=51859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Estergon küçük, tenha, tertemiz, derli toplu, sevimli bir şehir… Aslında Macar tarihinde mühim bir şehir. Onuncu yüzyıldan onüçüncü yüzyılın ortalarına kadar Macaristan’ın başşehri burasıydı. Taht merkezi. Aynı zamanda dinî merkez.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/estergon-kalasi-subasi-durak/">Estergon Kal’ası subaşı durak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Festergon-kalasi-subasi-durak%2F&amp;linkname=Estergon%20Kal%E2%80%99as%C4%B1%20suba%C5%9F%C4%B1%20durak" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Festergon-kalasi-subasi-durak%2F&amp;linkname=Estergon%20Kal%E2%80%99as%C4%B1%20suba%C5%9F%C4%B1%20durak" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Festergon-kalasi-subasi-durak%2F&amp;linkname=Estergon%20Kal%E2%80%99as%C4%B1%20suba%C5%9F%C4%B1%20durak" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Festergon-kalasi-subasi-durak%2F&amp;linkname=Estergon%20Kal%E2%80%99as%C4%B1%20suba%C5%9F%C4%B1%20durak" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Festergon-kalasi-subasi-durak%2F&#038;title=Estergon%20Kal%E2%80%99as%C4%B1%20suba%C5%9F%C4%B1%20durak" data-a2a-url="https://millidusunce.com/estergon-kalasi-subasi-durak/" data-a2a-title="Estergon Kal’ası subaşı durak"></a></p><p><span style="white-space: normal;">Herhalde Osmanlı ordusu Estergon’a bizden daha kolay varmıştır!</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Estergon şehri Budapeşte’den kara yoluyla bir saat uzaklıkta, kuzeyde. Trenle gitmek kolaydır ve zevklidir, dediler. Zaten tren yolculuklarını severiz. Internetten tren saatlerini öğrenip Budapeşte’nin merkez garı Nyugati’ye geldik. Ondokuzuncu yüzyıl mimarisi haşmetli, sanatlı bir bina… İçeri girince bir çok binadan oluşan, ucu bucağı belli olmayan bir istasyon kompleksi olduğunu görüyoruz. Ucunu bucağını bilen bilir de, ilk defa gelince yolunu, yönünü bulmak uğraştırıyor. Hele tabelalardan bir şey anlamayınca…. </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Teknolojinin vazgeçilmezi bilet otomatları sıralanmış. Biraz güç de olsa iki bilet aldık, Estergon’a. Bilete göre yarım saat sonra tren kalkacak. Peronlar önümüzde. Trenler sıralı. Gözümüz ışıklı panolarda. Estergon adı var ve yanında bir şeyler yazıyor. Neler yazıyor, gel de anla! Diğer şehir adlarının yanında yazandan farklı bir şey yazdığını anladık, ama o kadar! Yarım saat geçti. Tren nerede? Soracak bir görevli yok! “İnsan”lı bir gişe yok! Birkaç yolcuya soracak olduk, bilmiyorlar. Daha doğrusu bizi anlamadılar. Derken, sorduklarımızdan bir adam canla başla yardım etmeye girişti. Adı Gabor’muş. Onda İngilizce kıt, bizde Macarca yok! Adamcağız çırpınıyor derdimize deva olmak için. Ama o da bilmiyor, bildiğini de anlatamıyor ve beraberce bir sürü yanlış yöne girip, yanlış kaplardan geçip yanlış merdivenlerden iniyor, çıkıyoruz. Yarabbim bir görevli olsa! Bilet makinaları iyi de, yabancıların çok gelip gittiği böyle yerlerde İngilizce bilen “gerçek insanlı” gişeler olması gerekmez mi? Otomattan aldığımız biletin üzerinde yazan kalkış saatinden en az bir saat geçti, biz hâlâ sonuçsuz dönüp duruyoruz. Işıklı panoda anlamadığımız aynı yazı hâlâ göz kırpıyor. Nihayet görevli yeleği giymiş gezinen bir adam yakaladık. Ve tamamen yanlış bir yerde bulunduğumuzu anladık. Yeniden yürüyen merdivenler, yürümeyen merdivenler, koridorlar, metrolar, otobüsler… İndik, bindik, çıktık, yürüdük, yürüdük. Şehrin dışında bambaşka bir yere gittik.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">İstanbul’dan ayrılmadan önce kardeşim, <em>“Öyle Budapeşte’nin sadece şehir merkezini, turistik yerlerini gezerek olmaz, periferiyi de görmek gerek.”</em> diye hatırlatıyordu. Bu şehre bizim gibi birkaç günlüğüne gelip de bu kadar <em>“periferi”</em> gören kaç kişi vardır, bilmem! Köprü altları, ıpıssız yollar, evsizlere ev olmuş istasyon merdivenleri, terkedilmiş binalar… </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">En sonunda anladığımız şu oldu: O gün, şans bu yana, kader bu ya, o saatteki Estergon treni Nyugati istasyonundan kalkmayacakmış! Artık ne olduysa… Şehrin bayağı dış mahallelerinden birindeki bir istasyona gelecekmiş. Diğerlerinden farklı olduğunu anladığımız o ışıklı tabelada bu yazıyormuş demek ki! </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Aldığımız biletler de boşunaymış zaten. Budapeşte’de şehir içinde olduğu gibi şehirlerarası toplu taşıma da 65 yaş üzeri Avrupa Birliği vatandaşı olan herkese bedava! Kimlik filan sormuyorlar, yolculara güveniliyor. Türkiye Cumhuriyeti AB üyesi değilse de, iki ülke arasında bu konuda bir anlaşma imzalanmış ve Türklere de bu hak tanınmış.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Bu kadar zahmet çektikten sonra bindiğimiz tren çok rahattı. İstikâmet Estergon Kal’ası! Yorgunluğumuz geçiverdi! </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Macaristan’ın kuzeyine doğru ormanlar, dağlar, kırmızı kiremitli evleriyle küçük küçük kasabalar arasından geçerek Estergon şehrine vardık.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Estergon küçük, tenha, tertemiz, derli toplu, sevimli bir şehir… Aslında Macar tarihinde mühim bir şehir. Onuncu yüzyıldan onüçüncü yüzyılın ortalarına kadar Macaristan’ın başşehri burasıydı. Taht merkezi. Aynı zamanda dinî merkez. Macaristan’ın -hatta Orta Avrupa’nın- en eski şehirlerinden biri. Hıristiyanlığı kabul eden ilk kral olan Birinci Stephan (Macarca İstvan) burada doğmuş, burada tahta çıkmış. Kaleyi yaptıran da İstvan’ın babası, Prens Geza.</span></p>
<h2><span style="white-space: normal;">Kale dedik, kale nerde?</span></h2>
<div id="attachment_51860" style="width: 2570px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51860" class="wp-image-51860 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3262-scaled.jpeg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3262-scaled.jpeg 2560w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3262-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3262-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3262-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3262-1536x1152.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3262-2048x1536.jpeg 2048w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /><p id="caption-attachment-51860" class="wp-caption-text">Eztergon Katedrali</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">Önce karşımıza, ağaçlı, çimli, çiçekli bir parkın gerisinde yükselen kilise çıktı. Macaristan’ın en büyük katedrali. Kaleye benzer bir şey görünmüyor. İki yanı ağaçlı, taş döşeli hafif yokuş patikasından yürüyüp yaklaştık. Kral İstvan’ın heykeliyle selâmlaştık. Birkaç bina… Ortada küçük bir meydan. Ve bir çeşme! Yirminci yüzyılın modern çeşmelerinden bu, ama olsun! Su başı durak… Birkaç binadan oluşan bir külliye var önümüzde. İlerliyoruz, taş duvarlarla örülü seyir terası ve Tuna’yı görüyoruz! Muhteşem bir manzara… Arkamızda mor dağlar, önümüzde göz alabildiğine uzanan ova… Tuna’ya hakim yüksek bir tepe burası. <em>“Tuna nehri kenarında gökyüzüne baş uzatmış yüksek kırmızı bir tepe üzerinde….”</em> diye anlatır ya Evliya Çelebi, kaleyi. Sol yanımızda Estergon kalesinin kalıntısı olan, nehrin kıyısına dimdik inen, birazı kırmızı tuğladan, birazı taştan duvarlar, eski kalenin bedenleri… Karşı kıyı Slovakya. Bir vakitler Osmanlı’nın Uyvar eyaleti toprakları. Artık yerinde olmayan, esâmisi bile okunmayan Ciğerdelen Kalesi tam karşıda imiş. Burası Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’da fethettiği son topraklar, tuttuğu son kaleler… Osmanlı’nın serhaddindeyiz.</span></p>
<div id="attachment_51864" style="width: 1930px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51864" class="wp-image-51864 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3576-1-scaled.jpeg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3576-1-scaled.jpeg 1920w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3576-1-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3576-1-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3576-1-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3576-1-1536x2048.jpeg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><p id="caption-attachment-51864" class="wp-caption-text">Kaleden Tuna nehri. Karşı kıyı Slovakya.</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">Estergon’un fethedildiği tarih 1543. Osmanlı Devleti’nin sancak beyliği merkezi oldu. Kanuni devri. 1595’te elimizden çıkıyor, ve o türkü yakılıyor: </span></p>
<p><em><span style="white-space: normal;">Estergon kalesi su başı kale, </span></em></p>
<p><em><span style="white-space: normal;">Göklere ser çekmiş burçları hele,</span></em></p>
<p><em><span style="white-space: normal;">Biz böyle kaleyi vermezdik ele</span> </em></p>
<p><em><span style="white-space: normal;">Akma Tuna akma….</span></em></p>
<p><span style="white-space: normal;">1605’te bir kere daha ele geçiriyoruz. Kesin kaybetmemiz, 78 yıl sonra 1683’te, ki o tarihten üç yıl sonra da Nazlı Budin’i kaybettik. Estergon ve Ciğerdelen Osmanlı’nın Avrupa’da ulaştığı bu son noktada stratejik önemi çok büyük iki kale idi. Bu yüzden Avrupa hanedanları da elimizden geri almak için mücadeleden vazgeçmedi. Belki de bu iki kalenin kaybı ile Osmanlı’nın gerileme devri başladı.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Vaktiyle kralların, bizim sancak beylerinin sarayı olan kale şimdi müze. Dehlizler, hücreler, zindanlar, salonlar… Katolik dünyasının kıymeti eserleri sergileniyor. Ortaçağların silahları, zırhları, kalkanları, kralların ve din adamlarının kıyafetleri, taçları, tahtları, asâları, kullanılan paralar, eşyalar, tablolar… Duvarlarda resimli bilgi panoları. Panoların çoğunda mutlaka bir “Türk” kelimesi. </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Âdem’le orada tanıştık. Müze görevlisi. Önce “Adam” dedi adını, İngilizce telaffuzuyla. Türkiye’den geldiğimizi duyunca… “Yani Âdem… Benim annem Macar, Babam Türk” Babası tır şoförü imiş, bir gelişinde tanışmışlar annesiyle. Sonra evlenmişler. Yabancısı olmadığımız bir hikâye.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Müzenin kuytu bir bahçeciğinde dört tane sarıklı mezar taşı var. Üçü bir arada, biri az ötede. Sembolik. Bu küçücük yere<em> “Turkish Garden”</em> diyorlar. Türk Bahçesi. Estergon kalesinde bizi hatırlatan tek şey bu artık! Bir de müzenin duvarlarında tarihteki savaşları anlatan yazılar… İsterseniz Âdem’i de sayalım!</span></p>
<div id="attachment_51865" style="width: 1930px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51865" class="size-full wp-image-51865" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3236-scaled.jpeg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3236-scaled.jpeg 1920w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3236-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3236-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3236-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3236-1536x2048.jpeg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><p id="caption-attachment-51865" class="wp-caption-text">Kalede Türk Bahçesi</p></div>
<div id="attachment_51868" style="width: 1930px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51868" class="size-full wp-image-51868" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3238-1-scaled.jpeg" alt="" width="1920" height="2560" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3238-1-scaled.jpeg 1920w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3238-1-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3238-1-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3238-1-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3238-1-1536x2048.jpeg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><p id="caption-attachment-51868" class="wp-caption-text">Türk Bahçesi&#8217;nde ayrı duran mezar taşı</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">Macaristan’ın en büyük katedralinde ciddi bir tamirat vardı. İçinde, dışında iskeleler kurulmuş, harıl harıl çalışılıyor. Fakat girip gezmek serbest. Dünyanın en yüksek kubbelerinden biri, içeriden 71 metre, dışarıdan 100 metre imiş. Sesin yankısı 9 saniyede size geri geliyormuş! Ne yazık ki deneyemedim! Bodrum katı kabristan… Kilise tarihinin itibarlı adamları, azizleri burada defnedilmiş. Estergon Kanuni tarafından fethedildiğinde bu kilise camiye çevrilmişti. Evliya Çelebi “Kızılelma Camisi” der.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Binaların Tuna’ya bakan cephesindeki seyir terasından aşağıya doğru inen, bazı yerleri merdivenli bir yol var. Kalenin aşağı mahalleleri o tarafa doğru iniyormuş zamanında. Oradan inip nehir kıyısındaki sokaklara çıkmak ve oradaki Öziçeli Hacı İbrahim Camisi’nden ne kaldıysa görmek istedik. Estergon’da bizden kalan tek eser. Caminin yarım minaresi bulunduğumuz yerden görülüyor. Fakat o sırada, -zaten sert rüzgâr vardı-  hava birden bozdu, mor dağlar karardı, fırtınalı yağmur başlangıcı bizi bu isteğimizi gerçekleştirmekten alıkoydu. Yukarıdan yarım minareyi seyretmekle yetindik.</span></p>
<div id="attachment_51866" style="width: 651px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51866" class="size-full wp-image-51866" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3565-1.jpeg" alt="" width="641" height="934" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3565-1.jpeg 641w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/IMG_3565-1-206x300.jpeg 206w" sizes="auto, (max-width: 641px) 100vw, 641px" /><p id="caption-attachment-51866" class="wp-caption-text">Kaleden görünen Öziçeli Hacı İbrahim Camisi&#8217;nin yarım minaresi ve Tuna</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">Akşam karanlığında yine rahat bir tren yolculuğu yaparak, sabahleyin bizi o kadar yoran Nyugati istasyonuna indik. Tren sabahleyin kalkamadığı Nyugati’ye bu sefer paşa paşa geldi, kondu! Yağmurlu bir Budapeşte akşamı…</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Şimdi düşünüyorum da, iyi ki o macerayı yaşadık! Seyahat dediğiniz yarı yarıya macera değil midir?</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/estergon-kalasi-subasi-durak/">Estergon Kal’ası subaşı durak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/estergon-kalasi-subasi-durak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir İmparatorluk Başşehri</title>
		<link>https://millidusunce.com/bir-imparatorluk-bassehri/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/bir-imparatorluk-bassehri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 17:00:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[ahşap evler]]></category>
		<category><![CDATA[Arpad]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi]]></category>
		<category><![CDATA[budapeste]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Hunlar]]></category>
		<category><![CDATA[İmparatorluk mimarisi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kahramanlar Meydanı]]></category>
		<category><![CDATA[Macarlar]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[modernleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Neo Gotik]]></category>
		<category><![CDATA[şehir planlaması]]></category>
		<category><![CDATA[taş binalar]]></category>
		<category><![CDATA[Tuna]]></category>
		<category><![CDATA[Turul]]></category>
		<category><![CDATA[yabancılaşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Budapeşte bir vakitler imparatorluk başkenti olduğunu hâlâ hissettiren bir şehir. Mimarisiyle… Her iki yakada da şehir merkezinde on dokuzuncu yüzyılın ve yirminci yüzyılın ilk yıllarının üslubunda yapılmış binalar şehrin manzarasına hâkim.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-imparatorluk-bassehri/">Bir İmparatorluk Başşehri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-imparatorluk-bassehri%2F&amp;linkname=Bir%20%C4%B0mparatorluk%20Ba%C5%9F%C5%9Fehri" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-imparatorluk-bassehri%2F&amp;linkname=Bir%20%C4%B0mparatorluk%20Ba%C5%9F%C5%9Fehri" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-imparatorluk-bassehri%2F&amp;linkname=Bir%20%C4%B0mparatorluk%20Ba%C5%9F%C5%9Fehri" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-imparatorluk-bassehri%2F&amp;linkname=Bir%20%C4%B0mparatorluk%20Ba%C5%9F%C5%9Fehri" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbir-imparatorluk-bassehri%2F&#038;title=Bir%20%C4%B0mparatorluk%20Ba%C5%9F%C5%9Fehri" data-a2a-url="https://millidusunce.com/bir-imparatorluk-bassehri/" data-a2a-title="Bir İmparatorluk Başşehri"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Macar destanlarından birinde… Attila’nın soyundan Ügyek’in karısı Emese bir gece rüya görür. Yanına bir Turul kuşu gelir, bedeninden berrak bir dere akmaya başlar, batıya doğru aktıkça gür bir ırmağa dönüşür. Emese Turul tarafından hamile bırakılmıştır ve büyük hükümdarların soyu ondan doğacaktır. Rüyayı gördükten sonra Emese, Macaristan’ın kurucusu sayılan Arpad’ın babası Almos’u doğurur. Destanın bir başka versiyonuna göre Emese rüyayı gördüğünde zaten hamiledir ve Turul kendisinden doğacak neslin zaferlerini müjdelemek için kadının rüyasına girmiştir.</p>
<p>Bu destan, Macarların Hunlarla akrabalığına da delildir. Attila’nın da atası kabul edilen Turul kuşu hem Hunların hem Macarların kutsal varlıklarından biridir.</p>
<p>İngilizcede Macaristan’a “Hungary” deniyor. Yani? İngilizce sözlükteki karşılığı şöyle verilmiş: Lands of Huns. Hunların memleketi.</p>
<p>Düşünüyorum…. Bir sene önce, yine eylül ayında dünyanın öteki tarafında Türkistan coğrafyasındaydım. “Göktürk Devleti’nin toprakları…” demiştim. Şimdi de bir başka Türk coğrafyasındayım, dünyanın beri tarafında! Hayır, 145 yıllık Osmanlı dönemini kastetmiyorum, daha öncesi, çok öncesi… Avrupa’nın ortasında Hun diyarı burası.</p>
<p>Budapeşte’nin Peşte yakasında şehrin görmeye değer yerlerinden biri Kahramanlar Meydanı’dır. Çevre düzenlemesiyle, gölü, parkı, ağaçları, binalarıyla, heykelleriyle muazzam bir meydan. İki müze, Güzel Sanatlar Müzesi ve Sanat Sarayı burada.</p>
<div id="attachment_51766" style="width: 410px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51766" class="wp-image-51766" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.03.25-225x300.jpeg" alt="Kahramanlar Meydanı, Korint Sütunu" width="400" height="533" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.03.25-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.03.25-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.03.25-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.03.25.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-51766" class="wp-caption-text">Kahramanlar Meydanı, Korint Sütunu</p></div>
<p>Heykeller grubunun en önünde at üzerinde heybetli, azametli biri. Kimdir bu? Kaidesinde okuyoruz: Arpad. İşte, destanda adı geçen Macar Devleti’nin kurucusu kabul edilen Arpad. İsminin kökenini öğrenince şaşırmadım desem yalan olur: Arpa. Türkçedeki bildiğimiz “arpa”, Macarcada aynı anlamıyla yaşıyor. Arpad, Macar kabilelerini Asya bozkırlarından Karpatlar havzasına indiren bey. Dokuzuncu yüzyıl. Arpad’ın arkasında yedi kabile reisinin heykelleri ki Arpad’la beraber gelenler bunlar. Arpad, on dördüncü yüzyılın başına kadar Macaristan’ı yöneten hanedanın kurucusu, onlara “büyük prensler” deniyor. Bu ilk gelenler şaman inancında, Arpad’ın torunun torunu olan Birinci Stephan, Hristiyanlığı kabul edip ilk Macar kralı olarak taç giyiyor.</p>
<div id="attachment_51764" style="width: 410px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51764" class="wp-image-51764" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.02.49-702x1024.jpeg" alt="Arpad" width="400" height="583" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.02.49-702x1024.jpeg 702w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.02.49-206x300.jpeg 206w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.02.49.jpeg 762w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-51764" class="wp-caption-text">Arpad</p></div>
<p>Kahramanlar Meydanı’nın ortasında yükselen 36 metrelik Korint Sütunu resimlerinden tanıdığımdan farklı göründü gözüme. Sonra çektiğimiz fotoğraflara baktım, bir eksiklik var! Meğer tepesindeki 5 metrelik Cebrail heykeli restorasyonda imiş.</p>
<p>Kahramanlar meydanı, meşhur Andrassy Caddesi’ne açılıyor. Geniş, dümdüz, upuzun bir bulvar… On dokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde yapılan, taşın oya gibi işlendiği süslemeleriyle göz kamaştıran ihtişamlı binalar, apartmanlar,  malikâneler, ağaçlar, lüks butikler, heykeller…</p>
<p>Ve Tuna’nın kıyısına uzanmış başka bir meşhur eser, Parlamento Binası. Budapeşte’ye geldiğimiz ilk günün akşamında, Tuna’daki gemi gezisinde bir ışık deryası olarak seyretmiştik, şimdi gündüz gözüyle görüyoruz. Buda yakasından bakıldığında da ilk göze çarpan muazzam bir binadır bu. 1902’de açılmış, Neo Gotik üslupta olduğunu öğreniyoruz.</p>
<div id="attachment_51772" style="width: 410px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51772" class="wp-image-51772" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.05.10-225x300.jpeg" alt="Buda yakasından Parlamento Bİnası" width="400" height="533" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.05.10-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.05.10-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.05.10-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.05.10.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-51772" class="wp-caption-text">Buda yakasından Parlamento Bİnası</p></div>
<p>Bir namlı cadde de Vaci Caddesi. Yeme- içme, alışveriş… Caddenin açıldığı meydanda Budapeşte’nin en büyük kapalı pazar yeri var. Büyük Pazar Yeri yahut Merkez Pazar Yeri diyebiliriz. 1897 yılında açılmış, iki katlı devâsa bina. Sebze, meyve, et ve süt ürünleri, unlu mamuller, kuru gıda, hediyelik eşyalar, el işleri ve tabii ki <em>paprika</em>! Yani Macaristan’ın meşhur kırmızı biberi. Pazar yeri deyip geçmeyin, bu bina da Neo Gotik!!</p>
<div id="attachment_51770" style="width: 410px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51770" class="wp-image-51770" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.04.32-225x300.jpeg" alt="Vaci Caddesi" width="400" height="533" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.04.32-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.04.32-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.04.32-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.04.32.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-51770" class="wp-caption-text">Vaci Caddesi</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_51768" style="width: 410px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51768" class="wp-image-51768" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.04.07-300x199.jpeg" alt="Büyük Pazar Yeri" width="400" height="266" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.04.07-300x199.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.04.07-768x510.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/11/WhatsApp-Image-2025-11-04-at-22.04.07.jpeg 800w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-51768" class="wp-caption-text">Büyük Pazar Yeri</p></div>
<p>Budapeşte bir vakitler imparatorluk başkenti olduğunu hâlâ hissettiren bir şehir. Mimarisiyle… Her iki yakada da şehir merkezinde on dokuzuncu yüzyılın ve yirminci yüzyılın ilk yıllarının üslubunda yapılmış binalar şehrin manzarasına hâkim. Belki yüzde doksan nisbetinde. Buda yakasındaki saraylar, kaleler, kiliseler, manastırlar sivri çatıları, kuleleri ile zaten Gotik Ortaçağı hatırlatıyor; fakat asıl dikkat çekici olan, bunların dışındaki sivil binalar. Apartmanlar… Mimariden anlayanlar eklektik, neoklasik, neobarok diyorlar. Bu mimari üslupları birbirinden ayırabilecek kadar bu sahada bilgili değilim. Fakat çok geniş kaldırımlı, çok geniş ve dümdüz uzanan, bol ağaçlı caddelerin iki yanında dış cepheleri dantel gibi işlenmiş muazzam taş binaların her birinin bir sanat eseri olduğunu görüyorum. Hepsi korunmuş, hepsi bakımlı. Yıkılıp yerlerine betonarme, çelik konstrüksiyon gökdelenler dikilmemiş. İster istemez İstanbul’u düşünüyorum. Yeni kurulan semtlerimizi bir yana bırakın, sur içi İstanbul’da, tarihî yarımadada camileri, türbeleri, çeşmeleri, müzeleri, bazı okulları saymazsak sivil mimaride imparatorluk geçmişimizi aksettiren kaç bina gösterebiliriz? Neoklasik, eklektik filan? Fatih ilçesini düşünün! Hiç bir estetiği olmayan, plansız, üslupsuz, zevksiz apartmanlar… Alt yapısı yetersiz, kaldırımı dar, sokağı eğri mahalleler…  Biz İstanbul’u toptan yenilemişiz! Ve kötü yenilemişiz! Neden diye düşünürken… Çünkü biz taş binalarda değil, ahşap evlerde oturduk, üslup sahibi taş apartmanlarımız birkaç semttedir ve pek azdır. Taşa geçmekte geç kaldık ve ahşap binalar da İstanbul’un yangınlarında yandı, kül oldu! Kendisi yanmayanları da yaktık, ortadan kaldırdık. Gelsin betonarmeler… Daha otuz-kırk yıllık çok yeni semtlerde de “İstanbul üslubu” olabilecek bir “mimarî karakter” gözetilmedi, iyi bir şehir planlaması yapılmadı. Ne yayalara doğru dürüst kaldırım, ne araçlara park yeri, ne bisiklet yolu, ne ağaçlara bir avuç toprak… İstanbul’u hatırladıkça Budapeşte’nin taşı oya gibi işlemiş beş-altı katlı binalarını, binaları gölgeleyen ağaçları, geniş kaldırımları kıskandım.</p>
<p>Sonra Tuna’yı düşündüm. Boğaziçi’ni düşündüm. Evliya Çelebi, Türkler’in Budin’i çok sevdiklerini yazar. Tuna’yı Boğaziçi’ne benzettikleri için mi acaba? Budapeşte’yi ben de sevdim.</p>
<p>Yalnız, Peşte yakasında şehir merkezinin çok temiz olduğunu söyleyemeyeceğim. Buda yakasına bir sözüm yok! Ama Peşte’de kaldırım kenarlarında, metro girişlerinde, çıkışlarında, merdivenlerde bol miktarda izmarit ve atılmış çöpler görerek yabancılık çekmedik!! Duvar diplerinden akıp gelmiş, kurumuş, “mahiyeti meçhul” amonyak kokulu lekeler… Ayrıca evsizler de hiç az değil!</p>
<p>Bugüne kadar gittiğimiz, gezdiğimiz hiç bir şehirde, hatta cürüm olayları ile namlı New York’ta bile başımıza gelmeyen bir durumla karşılaştık Budapeşte’de. Metrodan çıkmış, İstanbul’daki Park Otel’e benzettiğim, 1918’de Birinci Dünya Savaşı bozgunundan sonra Macar Millî Kongresi’ne karargâhlık etmiş, tarihî bir bina olan, şehrin en merkezî ve turistik yerlerinden birindeki otelimizin kapısından girmek üzereydik. Önümüze bir kız, bir erkek, uzun boylu iki genç dikiliverdi. Kız yarım yamalak İngilizce ile “para…” dedi, “yemek parası…” Eşim hemen elini cebine attı, 500 Forint çıktı, kıza uzattı, kız parayı aldı. Ben de otelin kapısına doğru yürüdüm. Yürümüştüm ki…. Arkada bir patırtı! Genç adam upuzun kolları, iri elleri ile eşimin üzerine yürümüş bağırıyor: “Bu yetmez. Bu yetmez!” Öyle ya, biz onlara yetecek kadar yemek parası tedarik etmekle mükellefiz! Zaten bizim 500 Forint ile ne alınır, ne satılır, ne kadar değeri olan bir miktardır, bilme imkânımız yok. Ülkeye yeni gelmişiz. Eşim de tabii “Al, daha fazlasını vereyim” diyecek değil ya! “Ne diyorsun sen, ne demek yetmez, ben mecbur muyum seni beslemeye?” diye diklenince… Bereket versin kız araya girip adamı -belli ki erkek arkadaşı idi- kolları ile tutarak, bir şeyler söyleyerek sakinleştirdi. Gittiler. Anlaşılan uyuşturucu müptelası bir çift. Biz hayli şaşırmış ve sarsılmış olarak otelin kapısından girdik, Budapeşte Polis Merkezi’ne düşmediğimize şükrederek lobideki sebilden birer bardak portakallı su içtik.</p>
<p>Köpüğünün üzerine 24 ayar altın yapraklar serpilmiş bir fincan <em>cappucino</em>’nun… Bildiğimiz sebzeli kuşbaşı et yemeği, bir kâse <em>gulaş</em> çorbasının 15 Avro olduğu şık lokantanın hemen önündeki metro istasyonunun merdivenlerinde en alt basamağa çökmüş, önünde para kutusu, sırtında eprimiş kırçıl hırka, çenesinin üstünde bir et beni, her defasında göz göze geldiğim o yaşlı kadına sormak isterdim: “Dünyanın çivisi çıkmış diyorlar, ne dersin?”</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/bir-imparatorluk-bassehri/">Bir İmparatorluk Başşehri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/bir-imparatorluk-bassehri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gül Baba’nın Makamında</title>
		<link>https://millidusunce.com/gul-babanin-makaminda/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/gul-babanin-makaminda/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 17:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Abdi Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Bektaşi geleneği]]></category>
		<category><![CDATA[budapeste]]></category>
		<category><![CDATA[Budin]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Gül Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Macaristan’daki Türk mirası]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[tika]]></category>
		<category><![CDATA[Tuna Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Türbe]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-Macar dostluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51629</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatı rivayetlerle, menkıbelerle süslü… Anlatılanların ne kadarı gerçektir bilinmez ama o çiçekli tepede, Orta Avrupa’daki Osmanlı-Türk varlığının hatırası, nişânesi ve Türk-Macar dostluğunun da ortak değeri olarak bir Gül Baba yatmaktadır.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/gul-babanin-makaminda/">Gül Baba’nın Makamında</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgul-babanin-makaminda%2F&amp;linkname=G%C3%BCl%20Baba%E2%80%99n%C4%B1n%20Makam%C4%B1nda" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgul-babanin-makaminda%2F&amp;linkname=G%C3%BCl%20Baba%E2%80%99n%C4%B1n%20Makam%C4%B1nda" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgul-babanin-makaminda%2F&amp;linkname=G%C3%BCl%20Baba%E2%80%99n%C4%B1n%20Makam%C4%B1nda" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgul-babanin-makaminda%2F&amp;linkname=G%C3%BCl%20Baba%E2%80%99n%C4%B1n%20Makam%C4%B1nda" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fgul-babanin-makaminda%2F&#038;title=G%C3%BCl%20Baba%E2%80%99n%C4%B1n%20Makam%C4%B1nda" data-a2a-url="https://millidusunce.com/gul-babanin-makaminda/" data-a2a-title="Gül Baba’nın Makamında"></a></p><h3 style="text-align: center;">Bu yazıyı dinleyebilirsiniz</h3>
<audio class="wp-audio-shortcode" id="audio-51629-1" preload="none" style="width: 100%;" controls="controls"><source type="audio/wav" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/6.-AYSE-GOKTURK-TUNCEROGLU.wav?_=1" /><a href="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/6.-AYSE-GOKTURK-TUNCEROGLU.wav">https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/6.-AYSE-GOKTURK-TUNCEROGLU.wav</a></audio>
<p><em>Seyrimde bir şehre vardım</em></p>
<p><em>Gördüm sarayı güldür gül…<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup><strong>[1]</strong></sup></a></em></p>
<p>Macarca levhalarda bol miktarda ü ve ö harflerini görünce insan Türkçeye yakın bir dil sanıp âşinalık hissediyor. (İngilizcede ü’lere, ö’lere hasretiz!) Fakat Macarca anlaşılması güç bir dil. Kelimeyi anlayacak gibi oluyorsunuz, nafile… Sevimli ü’ler, ö’ler işe yaramıyor. Yalnız dilbilimcilerin dediğine göre gramer olarak benziyoruz. Macarca, Türkçe gibi eklemeli bir dil. Üniversitede okumuştuk, tahtadaki şemayı hatırlıyorum: Ural-Altay dil ailesinin Ural dilleri kolundan Fin-Ugur dilleri, oradan da Ugur alt başlığındaki dillerden biri, Macarca. Türkçe ise malum, Altay kolundan. Lakin aramıza asırlar girmiş, coğrafyalar değişmiş.</p>
<p>Tuna’nın bir yamacında son Budin valisi Abdurrahman Abdi Paşa yatarken Tuna’nın bir başka yamacında da Gül Baba yatıyor.</p>
<p>Yine Buda yakasındayız.</p>
<p>Tuna’nın ortasındaki Margit Adası’nın tam ucundan geçen köprünün ayağından itibaren… Burada sokak adları ne kadar tanıdık! Török Utca. Türk Caddesi. Ankara Utca. Ankara Caddesi. Mecset Utca. Mescit Caddesi. Mescit kelimesinin “Mecset” şekline dönüşü de ilginç! Sonra Gül Baba Utca’yı buluyorsunuz. Gül Baba Caddesi. “Gül” kelimesinin böyle, ü’lü yazılışıyla yüzümüzde güller açıyor! Kale bölgesine pek yakın değil burası, bir vasıtayla gidiliyor. Budapeşte’nin toplu taşıma sisteminin  mükemmel olduğunu hemen yazmalıyım.</p>
<div id="attachment_51633" style="width: 410px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51633" class="wp-image-51633" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.09-768x1000.jpeg" alt="Türk Caddesi" width="400" height="521" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.09-768x1000.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.09-230x300.jpeg 230w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.09-787x1024.jpeg 787w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.09-1180x1536.jpeg 1180w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.09.jpeg 1573w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-51633" class="wp-caption-text">Türk Caddesi</p></div>
<p>Gül Baba Caddesi’nin sonunda merdivenler… Basamaklarda yükseldikçe küçük küçük bahçeler. Önce Manolya Bahçesi… Ardından Lavanta Bahçesi…. Ardından Gül Bahçesi…</p>
<div id="attachment_51636" style="width: 410px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51636" class="wp-image-51636" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.24-225x300.jpeg" alt="Gül Baba'ya çıkan merdivenler" width="400" height="533" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.24-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.24-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.24-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.24.jpeg 1512w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-51636" class="wp-caption-text">Gül Baba&#8217;ya çıkan merdivenler</p></div>
<p>Çiçekler, ağaçlar, yemyeşil çimler, sular arasında Gül Baba’nın sekizgen türbesi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-51641" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.12.41-300x225.jpeg" alt="" width="400" height="300" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.12.41-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.12.41-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.12.41-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.12.41-1536x1152.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.12.41.jpeg 1600w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Sular, ah sular! Bir lüleden sızıyor, dokuz mermer çanaktan döküle döküle gelip uzun ince bir yolda şırıl şırıl akıyor, bir dairenin içinde döne döne kaybolurken insanda sonsuzluk duygusu uyandırıyor.</p>
<p>Evliya Çelebi, Budin Kalesi’nin alınmasından sonra kılınan ilk cuma namazının hikâyesini babasından dinlediği şekilde anlatır:</p>
<p>“Babamızın anlattığına göre, İslâm ordusu bu ilk cumada o kadar kalabalık imiş ki Budin Kalesi dopdolu olduğundan dağlarda ve bağlarda ta Gül Baba tepesine kadar kalabalık cemaat ile her yer dolu imiş. Allah’ın hikmeti bu cuma namazında Gül Baba buyururlar ki: ‘Bütün cemaat hazır iken dağılmasınlar. Fırsat ganimettir, emanetimizi teslim edelim. Beni ılıca suyuyla yıkasınlar ve Süleymanım beni Budin’e defnetsinler, İstanbul’a sıhhatle gitsinler ve bütün oğullarını öpsünler’ diye vasiyet eder. O cuma cemaati arasında bir kere Ya Cemalullah deyip ruh teslim edince hemen Süleyman Han gelip cenazesine hazır olup o an kefenleyip ıskat namazıyla yıkayıp bizzat namazını Ebussud Efendi kılar. Budin’in fethinde pak toprağına defnolunan ve iki kere yüz bin kalabalık cemaat ile cenaze namazı kılınan Bektaşi fukaralarından  Gül Baba hazretleridir ki, Fatih Sultan Mehmed, İkinci Bayezid, Birinci Selim ve Süleyman Han ile tüm savaşlarda mevcut olan Gül Baba-yı Âl-i Abâ’dır. Allah sırrını aziz eylesin.”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a></p>
<p>Fetihten birkaç sene sonra Gül Baba’nın türbesi yapılır. Evliyamız, babasından dinlediklerini naklettikten sonra, onyedinci yüzyılın ortalarındaki seyahatinde kendi gördüklerini de kaydeder:</p>
<p>“Yedi Cennet gibi çiçekli bir tepe üzerinde bir kurşun örtülü yüksek kubbe içinde yatmaktadır. Sandukası yeşil çuha ile örtüü, mübarek başında nurlu Bektaşi tacı var ve çevresi türlü türlü güzel yazılı Kur’an-ı Kerimler ile süslenmiştir…. Bu sultan Budin’in gözcüsüdür, himmetleri hazır ve nâzır ola.”</p>
<p>Şimdi de öyle! Yeşil çuha örtülü sanduka, duvarlarda farklı üsluplarda hüsn-i hat levhaları… Fakat Evliya’nın gördüğünden bu yana Gül Baba türbesi hayli maceralar geçirmiş, tehlikeler atlatmıştır. 1686’da Budin elimizden çıktıktan sonra türbe Cizvit tarikatınca Katolik kilisesine döndürülür, türbenin yanıbaşındaki tekke yıkılır. Cizvitler gittikten sonra, ondokuzuncu yüzyılda Mimar Janos Wagner, araziyi satın alıp ailesi için muhteşem bir mâlikâne yaptırır. Türbe binanın bahçesi içinde kalır fakat müslümanların burayı ziyareti engellenmez. İkinci Dünya Savaşı’nın bombardımanlarında şehir -hatta Wagner ailesinin evi de &#8211; büyük hasar görürken mâlikânenin adeta kucağında kalan türbe yıkılmaktan kurtulur. Türbe ondokuzuncu yüzyıldan itibaren bir çok restorasyon geçirmiştir. Şimdi arazi Türkiye Cumhuriyeti’nin mülkü ve türbe bugünkü mükemmel haliyle Türk-Macar ortaklığında, TİKA’nın gayretleriyle 2018 yılında tamamlanmış, ziyarete açılmıştır.</p>
<p>Türbenin birkaç katlı, Tuna manzaralı göz alıcı bir bahçesi, bahçede hazretin heykeli, sarıklı sembolik mezar taşları, küçük bir müzesi, küçük bir hediyelik eşya dükkânı, şık bir kahvesi, toplantı odaları var. Müze bölümünün duvarlarında pek çok bilgi yazıları, fotoğraflar, hat eserleri, Bektaşi geleneğinden bazı eşyalar sergileniyor. Bilgi tablolarından birinden öğreniyoruz ki Gül Baba ondokuzuncu yüzyılda Macaristan’da Türklere olan sempatinin sembolü olmuş, hakkında Bela Toth bir hikâye yazmış, Jeno Huszka “Gül Baba” isimli bir operet bestelemiş, daha sonra operetin iki ayrı filmi çekilmiş, ressam Ferenc Eisenhut Gül Baba’nın ölümü konulu yağlıboya tablo yapmıştır. Bu eserlerde Gül Baba yardımsever, barışsever, gül yetiştiren yaşlı bir kişi olarak canlandırılmaktadır. Başka kaynakların verdiği bilgileri de ilave edersek, anlıyoruz ki Gül Baba Macaristan’da Türkiye’de olduğundan çok daha önce ve daha yaygın şöhret bulmuş, hakkında yazılmış, çizilmiş, türbesi Avrupalı seyyahlarca daima ziyaret edilmiş bir şahsiyettir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-51638" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.39-225x300.jpeg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.39-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.39-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.39-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.13.39.jpeg 1512w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Müzedeki hüsn-i hat levhalarından birinde ta’lik yazıyla:  “<em>Yâ Hazret-i Gül Baba” </em>yazıyor. Altında hoş bir mısra ve İstanbul 1985 tarihli tanıdık bir imza:</p>
<p><em>Feyz umarak nâmından, bu levhayı yazdı da yolladı Uğur Derman</em></p>
<p>Türbenin olduğu tepeye “Gül Baba Tepesi” demiş Macarlar. <em>Rozsadomb</em>. Gül Baba Türbesi Mirasını Koruma Vakfı da 2017 yılında Macar devleti tarafından kurulmuştur. Türbenin bugün Macarlar tarafından da ziyaret edilmekte olduğuna şahit oldum, bir hayli şaşırdım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-51639" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.14.43-300x225.jpeg" alt="" width="450" height="338" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.14.43-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.14.43-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.14.43-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.14.43-1536x1152.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-23-at-20.14.43.jpeg 2016w" sizes="auto, (max-width: 450px) 100vw, 450px" /></p>
<p>Günde birkaç fasıl yükselen çan seslerine karşı… Sivri kulelerin, kubbelerin tepe noktalarına dikilmiş murassa haçlara karşı… Hz İsa, Meryem Ana, bilumum Hristiyan azizlerinin ve krallarının ve kumandanlarının  heykellerine karşı… Âşık Çelebi’nin deyişiyle “kıbleye tutmuş yüzünü bir müselman” Tuna’ya karşı… Belki sarığının kenarına hep bir gül iliştirdiği için, belki gül yetiştirdiği için Gül Baba denmiş… Belki Merzifonlu, belki Ispartalı bir derviş… Hayatı rivayetlerle, menkıbelerle süslü… Anlatılanların ne kadarı gerçektir bilinmez ama o çiçekli tepede, Orta Avrupa’daki Osmanlı-Türk varlığının hatırası, nişânesi ve Türk-Macar dostluğunun da ortak değeri olarak bir Gül Baba yatmaktadır.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Ümmi Sinan</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Seyahatname, 6. cilt. Seyit Ali Kahraman sadeleştirmesi</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/gul-babanin-makaminda/">Gül Baba’nın Makamında</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/gul-babanin-makaminda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/6.-AYSE-GOKTURK-TUNCEROGLU.wav" length="23111610" type="audio/wav" />

			</item>
		<item>
		<title>Buda Kalesi&#8217;nde</title>
		<link>https://millidusunce.com/buda-kalesinde/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/buda-kalesinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 17:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Abdi Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Balıkçı Tabyası]]></category>
		<category><![CDATA[Bec Kapusu]]></category>
		<category><![CDATA[Buda Kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[budapeste]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[Matthias Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Sandor Sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tuna]]></category>
		<category><![CDATA[Zincir Köprü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=51515&#038;preview=true&#038;preview_id=51515</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evliya Çelebi’nin o kadar tafsilatlı anlattığı, öve öve bitiremediği, kulelerindeki altın varaklı kubbelerden dolayı “Kızılelma Sarayı” dendiğini naklettiği Budin Kalesi artık yok! </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/buda-kalesinde/">Buda Kalesi&#8217;nde</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbuda-kalesinde%2F&amp;linkname=Buda%20Kalesi%E2%80%99nde" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbuda-kalesinde%2F&amp;linkname=Buda%20Kalesi%E2%80%99nde" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbuda-kalesinde%2F&amp;linkname=Buda%20Kalesi%E2%80%99nde" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbuda-kalesinde%2F&amp;linkname=Buda%20Kalesi%E2%80%99nde" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbuda-kalesinde%2F&#038;title=Buda%20Kalesi%E2%80%99nde" data-a2a-url="https://millidusunce.com/buda-kalesinde/" data-a2a-title="Buda Kalesi’nde"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Budapeşte’yi gezmeye Buda yakasından başlayacaksınız. Şehrin en tarihî yeri Buda Kalesi burada. Bu bölgede araç trafiği çok kısıtlı. Tur otobüsleri ve özel araçlar belli park yerlerinde yolcularını indiriyor, bindiriyor. Bütün saha yayaların! Taş döşeli tertemiz yollarda hiç bir trafik karmaşası, gürültüsü olmadan, tarihî atmosferin içinde yürümek çok keyifli. Ayrıca ziyaretçileri tarihî bölgede gezdiren üstü tenteli, küçük elektrikli arabalar da var.</p>
<p><span style="white-space: normal;">Peşte yakasından bu tarafa en kolay ulaşım yolu 16 numaralı belediye otobüsü. On beş dakikada geliyor ve tam “Beç Kapusu”nun önünde duruyor.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Becsi Kapu…Viyana Kapısı. “Kapu” kelimesi bu imlâsıyla Macarcada yaşamakta. Kapının adı otobüs durağına da yazılmış.</span></p>
<div id="attachment_51549" style="width: 1034px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51549" class="wp-image-51549 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3274-1024x768.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3274-1024x768.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3274-300x225.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3274-768x576.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3274-1536x1152.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3274-2048x1536.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><p id="caption-attachment-51549" class="wp-caption-text">Bec Kapusu</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">1686’da Budin elimizden çıkarken şehit düşen Abdurrahman Abdi Paşa’nın mezarını arıyoruz. Beç Kapısı civarında olduğunu biliyorum. Navigasyonlarda görünüyor, fakat herhangi bir ok işareti, tabela yok. Biraz gayretten sonra buluyoruz. İşte ilerde sarıklı bir mezar taşı!</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-51557 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.32.42-1024x768.jpeg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.32.42-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.32.42-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.32.42-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.32.42-1536x1152.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.32.42.jpeg 2016w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><span style="white-space: normal;">Son Budin Valisi Abdurrahman Abdi Paşa. İki yanı ağaçlıklı çok güzel bir yolun kıyısında, ıhlamur ağaçlarının altında tek başına yatıyor. Mezar taşının bir yüzü Türkçe yazılmış: </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">145 yıllık Türk egemenliğinin son Buda valisi Abdurrahman Abdi Arnavut Paşa bu yerin yakınında 1686 yılının 2. günü öğleden sonra yaşamının 70. yılında maktul düştü. Kahraman düşmandı, rahat uyusun!</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-51558 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.33.07-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.33.07-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.33.07-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.33.07-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.33.07.jpeg 1200w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p><span style="white-space: normal;">İki aylık bir muhasara olmuş o zaman. Kaynakların yazdığına göre hiç esir Türk askeri yok! Hepsi vuruşa vuruşa şehit düşüyor. Biri de Abdurrahman Abdi Paşa. Buda Kalesi’nde şimdi bizden kalan tek hatıra onun mezarı.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Bir de “kapu” kelimesi var tabiî! Bakalım başka tanıdık kelimeler karşıma çıkacak mı?</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Bölgeye hâlâ Buda Kalesi diyorlar, ama kale vasfından ziyade, bir binalar külliyesi burası. Aslında Macaristan krallarının sarayı imiş. Buradaki ilk sarayın tarihi onüçüncü yüzyıla gidiyor. Şimdi o saray yok. Mevcut binalar en çok on sekizinci yüzyıldan kalma. Magyar Nemzeti Galleria kale külliyesinde en fazla yeri kaplayan heybetli bir bina. Macar Millî Galerisi. Galerinin içindeki eserler de muhteşem… Ayrıca Millî Kütüphane ve Tarih Müzesi de burada. Yalnız bu cesim binalar bölgesinde hummalı bir tadilat faaliyeti var. İskeleler kurulmuş, bazı yerler kapatılmış, dev boyutlu vinçler çalışıyor. Sanırım bu restorasyon birkaç yıl sürer.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Cumhurbaşkanının ikâmetgâhı Sandor Sarayı da burada. Diğer binalara kıyasla oldukça mütevazi. Önünde askerî bir nöbet değişimi töreni seyrettik. Bilmem ki sayın başkan içerde miydi, o da bizi mi seyrediyordu? </span></p>
<div id="attachment_51553" style="width: 1034px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51553" class="wp-image-51553 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3700-1024x682.jpg" alt="" width="1024" height="682" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3700-1024x682.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3700-300x200.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3700-768x512.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3700-1536x1024.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3700.jpg 2000w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><p id="caption-attachment-51553" class="wp-caption-text">Sandor Sarayı</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">Aziz Matthias Kilisesi bölgenin en dikkate değer yapılarından. Kilisenin ilk binası gotik üslupta on üçüncü yüzyılda yapılmış, daha sonra en büyük Macar krallarından kabul edilen Matthias Corvinus’un adı verilmiş. Sonra Osmanlı döneminde camii, ardından tekrar kilise, derken şimdi yükselen bina aslına uygun üslupla on dokuzuncu yüzyılın eseri. </span></p>
<div id="attachment_51551" style="width: 693px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51551" class="wp-image-51551 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3703-1-683x1024.jpg" alt="" width="683" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3703-1-683x1024.jpg 683w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3703-1-200x300.jpg 200w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3703-1-768x1152.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3703-1.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 683px) 100vw, 683px" /><p id="caption-attachment-51551" class="wp-caption-text">Aziz Matthias Kilisesi</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">Heykeller, heykelli havuzlar, havuzlu, heykelli bahçeler, çiçek tarhları, balkonlar, taraçalar, saltanatlı merdivenler, bitmek bilmeyen merdivenler, ağaçlar, ağaçlar… Bu tarihî atmosfer oteller, lokantalar, kahveler, hediyelik eşya dükkânları ile bugüne bağlanıyor… 1976’da komünist dönem devam ederken yapılmış Hilton, tarihî dokuya uymaya çalışmış görüntüsüne rağmen tenkitleri üzerine çekiyor. Küçük bir parkın gerisinde gözüme illüzisyonist Houdini’nin evi çarpıyor. Doğduğu ev.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Balıkçı Tabyası bu yakanın vazgeçilmez ziyaret yerlerinden. On dokuzuncu yüzyılın sonlarıyla yirminci yüzyılın ilk yıllarında inşasına başlanmış ve bitirilmiş. Tarihî bir işi, görevi yok. Şehrin manzara terası. Fotoğraf-vidyo çekmek isteyenler en çok burada. Yapılma gayesi de bu! Ziyaretçilere “tarihî bir hava” yaşatmak. Bunu da çok iyi başarmışlar. Animasyon çocuk filmlerinde seyrettiğimiz masal şatoları gibi… Yedi kulesi var. Yedi rakamı önemli. Macar tarihinde Urallardan kopup gelen yedi kabileyi temsil ediyor. Karpatlar havzasına gelen yedi kabile. Balıkçı Tabyası denmesinin sebebine gelince; Ortaçağlarda surların dibinde, nehir kıyısında bir balıkçı köyü olduğu,  hatta köy halkının yüzyıllar boyu kalenin savunmasında çok yararlıklar gösterdiği, ismin burdan geldiği söyleniyor. </span></p>
<div id="attachment_51552" style="width: 778px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-51552" class="wp-image-51552 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3145-768x1024.jpg" alt="Balıkçı Tabyası'ndan bir burç" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3145-768x1024.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3145-225x300.jpg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3145-1152x1536.jpg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3145-1536x2048.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_3145-scaled.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /><p id="caption-attachment-51552" class="wp-caption-text">Balıkçı Tabyası&#8217;ndan bir burç</p></div>
<p><span style="white-space: normal;">Kısacası… Evliya Çelebi’nin o kadar tafsilatlı anlattığı, öve öve bitiremediği, kulelerindeki altın varaklı kubbelerden dolayı “Kızılelma Sarayı” dendiğini naklettiği Budin Kalesi artık yok! Fakat Evliyamız buraları, bu iğne oyası gibi taş işlemelerini, bu temizliği, bu yeşilliği şimdi görse yine mübalağa ile övmekten geri durmazdı. </span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Bu arada, Evliya Çelebi’nin söz etmediği bir şey buldum! Turul Kuşu!</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Kalenin, meşhur Zincir Köprü’ye bakan burçlarından birinde Turul… Kanatlarını alabildiğine açmış, heybetli, biraz da korkunç, yırtıcı bir kuş. Türk ve Macar mitolojilerinin efsanevî kuşu. Koruyucu, kollayıcı, dirilişin müjdecisi… Macar halkının millî sembolü.  Hatta Macar destanları soylarının bu kuştan türediğini söyler. Attila’nın Avrupa Hun Devleti bayrağındaki kuş figürü de “Turul”dur.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Kapu’ya ilave bir kelime daha bulduk mu? Turul, veya Toğril, veya Toğrul…</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Buda Kalesi ve Turul Kuşu Tuna’ya tepeden bakıyor. Tuna’ya, köprüye, köprülere ve karşı kıyılara, bütün şehre, bütün ovaya…</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-51562 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.35.32-1024x768.jpeg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.35.32-1024x768.jpeg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.35.32-300x225.jpeg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.35.32-768x576.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.35.32-1536x1152.jpeg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2025/10/WhatsApp-Image-2025-10-15-at-22.35.32.jpeg 2016w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><span style="white-space: normal;">Kalenin ayağında küçük bir meydan ve iki arslan… İki arslan, Zincir Köprü’nün bekçisi. Zincir Köprü, Budapeşte’nin Tuna üzerindeki en eski köprüsü. Yani şehrin iki yakasını birbirine bağlayan ilk köprü. 1849 yılında açılmış. Ondan önce Buda ve Peşte arasındaki ulaşım pek de kolay değilmiş! Evliya Çelebi’nin bölgeye seyahati 1600’lü yılların ortalarındadır. Seyahatnâmesi’nde “garip ve acayip bir köprü”yü keyifle anlatır:</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">“…. Budin Kalesi’nin Ali Paşa Tabyası önünde Tuna Nehri üzerinde tam 70 adet tombaz gemiler üzerinde uzun direkler ile yapılmış uzun bir köprüdür. Bütün tombaz gemileri birbirlerine kalın zincirler ile bağlı ve ortasında 4 adet gemi açılıp kapanır başka bir köprüdür ki gelip giden gemilere açıp gemiler geçtiğine yine kapanır…… Yaz ve kış bu köprü durup köprübaşında bâc alınır. Eğer kış çok şiddetli olup Tuna nehri donarsa köprüye ihtiyaç kalmayıp Tuna Nehri 10 karış 15 karış buz tutup Tuna Nehri üstü yol olup nice kere yüzbin araba ve kızaklar Tuna Nehri üzerinde gidip gelmededir. O zaman bâc ü pazardan bir şey alınmaz ve köprüye de asla ihtiyaç olmaz. Üç-dört ay Tuna Nehri buz olup durur. O zaman köprü gemilerini bir tarafa çekerler. İlkbaharda yine kurarlar……”</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Tuna buralarda 400-500 metre genişlikte imiş. Bütün yüzeyin buz tuttuğu vakitleri gözümde canlandırmaya çalışıyorum, bu sıcak günde.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Sonra Zincir Köprü’ye yürüdük. İki tarafta iki arslan… Arkamıza, kanatları bir uçtan öteki uca 13 metre açılmış Turul kuşunu alarak arslanların arasından yavaş yavaş köprüye girdik. “Yürüyebilir miyim acaba, bacağımda rahatsızlık var, zaten yorulduk. Canım topu topu 400-500 metre imiş…” diye düşünüp dururken… Ak tolgalı beylerbeyi “İlerle!” diye haykırdı.</span></p>
<p><span style="white-space: normal;">Tuna’yı bir yakadan öbür yakaya yürüyerek geçtim!</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/buda-kalesinde/">Buda Kalesi&#8217;nde</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/buda-kalesinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
