<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ZZKÜTÜPHANE arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/category/s12-kuetuephane/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/category/s12-kuetuephane/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Wed, 24 Oct 2018 06:28:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>&#8220;Kurşunlanan Türkoloji&#8221; üzerine düşünceler</title>
		<link>https://millidusunce.com/kursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/kursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülcan Havva Eraslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Oct 2018 11:30:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Buran]]></category>
		<category><![CDATA[Kurşunlanan Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Türk dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=8818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir bilim dalı olan Türkoloji, fizikî olarak kurşuna dizilir mi? Ne yazık ki bu sorunun cevabı evet. Türkçe bizim sözde değil, özde kimliğimizdir. Türkçe bizim uğruna kurşunlara dizildiğimiz kimliğimizdir. Türkçe bizim bizi var eden ses bayrağımızdır. </p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler/">&#8220;Kurşunlanan Türkoloji&#8221; üzerine düşünceler</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler%2F&amp;linkname=%E2%80%9CKur%C5%9Funlanan%20T%C3%BCrkoloji%E2%80%9D%20%C3%BCzerine%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnceler" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler%2F&amp;linkname=%E2%80%9CKur%C5%9Funlanan%20T%C3%BCrkoloji%E2%80%9D%20%C3%BCzerine%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnceler" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler%2F&amp;linkname=%E2%80%9CKur%C5%9Funlanan%20T%C3%BCrkoloji%E2%80%9D%20%C3%BCzerine%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnceler" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler%2F&amp;linkname=%E2%80%9CKur%C5%9Funlanan%20T%C3%BCrkoloji%E2%80%9D%20%C3%BCzerine%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnceler" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fkursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler%2F&#038;title=%E2%80%9CKur%C5%9Funlanan%20T%C3%BCrkoloji%E2%80%9D%20%C3%BCzerine%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnceler" data-a2a-url="https://millidusunce.com/kursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler/" data-a2a-title="“Kurşunlanan Türkoloji” üzerine düşünceler"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8820 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/10/kurşunlanan-türkoloji-kapak-resmi.jpg" alt="" width="1311" height="1639" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/10/kurşunlanan-türkoloji-kapak-resmi.jpg 1311w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/10/kurşunlanan-türkoloji-kapak-resmi-240x300.jpg 240w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/10/kurşunlanan-türkoloji-kapak-resmi-768x960.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/10/kurşunlanan-türkoloji-kapak-resmi-819x1024.jpg 819w" sizes="(max-width: 1311px) 100vw, 1311px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Buran&#8217;ın “Kurşunlanan Türkoloji” kitabı; hangi coğrafyada olursa olsun Türk insanı, Türk dili veya Türk kültürü, baskı ve zulme maruz kaldığında dünyanın üç maymunu oynayarak görmezden gelişini gözler önüne seren bir eser olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Genel olarak Türk dili, edebiyatı ve tarihi ile ilgili konuları ele alan bilim dalına Türkoloji denir. Bu kitap; Türklük biliminin siyasal ve sosyal tarihini açıklarken hangi ideoloji, yönetim ve toplumların hangi dilden, dinden ve soydan insanların bu bilim alanına nasıl yaklaştıklarını da ortaya koymaktadır. Oryantalist, emperyalist, ideolojik ve siyasal yaklaşımlarla bilim odağındaki yaklaşımlar arasındaki farklılıkları gösterip, olayları daha doğru anlamamıza kılavuzluk etmektedir. Batıda Türkiye’den yaklaşık 80-90 yıl kadar önce başlayan Türkoloji çalışmalarına cumhuriyetin ilanından sonra bizde de önem verilmiştir. Türkologlarımız kısa sürede büyük mesafe katetmiştir. Yine de Türkoloji alanındaki çalışmalarımız bugün bile istenilen seviyede değildir.</p>
<p>“Türkoloji terimiyle ilgili çeşitli tartışmalar vardır. Fuat Köprülü 1924 yılında kurulan enstitüye Türkiyat Enstitüsü adını vermiştir. Cemil Meriç’e göre Türkoloji <span style="font-style: normal !msorm;"><em>‘</em></span><span style="font-weight: normal !msorm;">yanlış, uydurma, ucube</span><span style="font-style: normal !msorm;"><em>’</em></span> bir adlandırmadır. Meriç, Muharrem Ergin’in ‘<span style="font-weight: normal !msorm;">Türkoloji, Türk filolojisi</span><span style="font-style: normal !msorm;"><em> demektir.</em></span>’ şeklindeki açıklamasına da şiddetle karşı çıkar ve eleştirir. Kimi araştırmacılara göre Türkiye dışındaki Türklük bilimi çalışmalarına Türkoloji demek doğru olabilir ancak Türkiye’de Türk dili ve edebiyatı üzerine yapılan çalışmalara, Türkoloji adının verilmesi uygun değildir. Ziya Gökalp, Avrupa’da Türklük ile ilgili çalışmaları iki bölüme ayırmaktadır: Lamartine, Auguste Comte, Pierre Lafayette, Mismer, Pierre Loti, C. Farrere gibi Türk dostu kişilerin yazdıklarına ‘turquerie, Türkperestlik ve Türk severlik’; Rusya, Almanya, Macaristan, Danimarka, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde birçok bilim adamının Türkler hakkında yaptıkları bilimsel çalışmalara da ‘Türkiyat ve Türkoloji’ adını vermektedir. Türkoloji terimi üzerinden tartışmaya girmeden, adı ne olursa olsun, genel anlamda Türkoloji/Türklük bilimi biçiminde adlandırılan çalışma alanıdır.  Bu tartışmalar eşliğinde hızla gelişmiştir.” (Buran,2011: 279)</p>
<p>Türkoloji, Batıda ve Rusya’da ise uzun yıllar dil, kültür, tarih ve sosyal bilimci meslek gruplarının özel ilgisini çekerek tüm dünyada dar anlamda filoloji, geniş anlamda Türklerle ilgili bütünü kapsayan bir bilim dalı olarak hâlâ yoğun ilgi görüyor. Türkoloji biliminin tarifini yapan Prof. Dr. Ahmet Buran; aktif olarak Türkoloji bilimi için çalışmakta, sıkıntılarına alanda birebir şahit olmakta, bu alanda sayısız öğrenci yetiştirmekte ve eserler vermeye devam etmektedir. Uğruna ömrünü adadığı Türkoloji biliminin, tarihine ve zorluklarına akademisyen olarak tanık olmaktadır.</p>
<p>Yazar, bu esere çarpıcı bir isim koymuş; “Kurşunlanan Türkoloji”. Böylece okuruna “Bir bilim dalı, fizikî olarak kurşunlanır mı?” sorusunu istem dışı sorduruyor. Ne yazık ki bu sorunun cevabının evet olduğunu, 560 sayfa sonunda tüyleriniz diken diken olarak kabul ediyorsunuz. Türkoloji bilimi; çalışanlarının, büyük çoğunluğu Türk kökenli olsa da  diğer halklardan olanların da ayırım yapılmadan, bir dönem fizikî olarak kurşuna dizildiği bir bilim dalıdıdır. Bu kitabın yazımındaki amaç; Türkoloji alanında yaşanan zorlukları ortaya koymaktır. Bu kitap, sadece Türk kültürüne hizmet ettiği için baskıya uğrayan, sürgün edilen ve hatta kurşuna dizilen sayısız bilim adamı, sanatçı ve aydına adanmıştır.</p>
<p>Yazar kitabı yazma amacını, uzun bir giriş yazısında kaynak eser ve kişi adları vererek şöyle anlatır: “Her kitap gibi bu kitabın yazımına karar verilmesinin bir öyküsü var: 16-21 Ağustos 2004 Uluslararası Şarkiyatçılar Kongresi’nde bir bildiri sunmak için Moskova’ya gitmiştim. (&#8230;) Rusya Bilimler Akademisi, Doğu Bilimleri Enstitüsü yayını olan ve F.D. Aşnin, V.M. Alpatov ve D.M. Nasilov tarafından hazırlanan eser “<span style="font-weight: normal !msorm;">Repressirovann</span><span style="font-weight: normal !msorm;">aya</span> <span style="font-weight: normal !msorm;">Türkologiya</span>” (Moskova 2002) adını taşımakta idi. Sovyet Birliği döneminde baskı ve zulüm görmüş, sürgüne yollanmış, hapis ve ölüm cezalarına çarptırılmış Türkologların hayat hikâyelerini belgeleri ile anlatmaktaydı. Türkologların kimi Rus, kimi Ukrayn, kimi ise çeşitli topluluklara mensuptu. Bütün bu insanların ortak noktası; Türk dili, edebiyatı, tarihi, folkloru ile ilgilenmeleri, “Sovyet Vatandaşı” kimliğini benimsemeyip yerel ya da ulusal kimliklerini korumak istemeleri ve Türkiye Türkleri ile ilişkilerinin olmasıydı. Bu eseri görünce bizde bu alanda hiç eser olmayışını üzüntü ile karşıladım ve bu kitabı yazmaya karar verdim.(&#8230;) Bu eserle biz; dünyada hiçbir bilim kolu mensubunun yaşamadığı, dramatik ve trajik olayları yaşayan ve canları pahasına Türkoloji’ye hizmet eden insanlara karşı vicdani görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmeye çalıştık.” (Buran, 2011: 13-16)</p>
<p>Ele alınan konular; sistemli, birbirinden kopuk olmayan, tarih biliminin metodolojisinden sıkça faydalanılan, geçmişten günümüze bir kronoloji silsilesi içinde, tarihi antlaşma, belge ve arşivlerden faydalanılarak anlatılmıştır. Eser, temel kaynak düzeyinde bir çalışmadır. Dili oldukça akıcı, üslûbu sadedir. Hedef okuyucu kitlesi olarak, Türkoloji ile yakından ilgili ya da belli bir bilgi birikimi olan insanlar seçilmiş gibi gözükse de bunun böyle olmadığını, bir önyargı olduğunu eseri okuyunca anlıyorsunuz. Kurşunlanan Türkoloji, yazarın kendi ifadesiyle iki bölümden oluşmaktadır: İlk bölüm “Korku Tüneli” , ikinci bölüm ise “Türkoloji- Dilimizin ve Bilimimizin Soykırımı” şeklindedir.</p>
<h2><strong>Korku tüneli</strong></h2>
<p>Bölüm; Türklerin özellikle 1850 ve 1950 arasında uğradığı sürgün, baskı ve soykırımların genel ve kısa tarihçesi ile başlıyor. Sırasıyla Balkanlarda yaşanan savaş, göç ve mübadeleye dair antlaşma metinleri ve istatistiki veriler detaylıca var. Birçok kaynak kitap ve ismin alıntılanması, okura geniş bir arşiv edinme imkânı sunuyor. Adalar konusunu anlatırken Kıbrıs ve Girit’in Türk tarihindeki yerini ve Türkiye için önemini ele aldığı kısımlar, sorunlarımızın bugün bile sürüyor olduğunu da göz önünde bulundurunca, yazarın konuyu ne kadar titiz ve gerçekçi bir yaklaşım içerisinde ele aldığını okura hissettiriyor. Sovyetler Birliği’nde görülen insanlık tarihinin en vahşi ve trajik olaylarını bir sistem çerçevesinde detaya boğmadan, konunun özünü ideolojik saplantılara çekmeden, tarihi gerçekliğinde ele alması ve vicdan süzgecinden geçirmesi; okurunu millî bilincini geliştirmesi ve sağlamlaştırması yönünde olumlu etkiliyor.</p>
<p>Kırım, İdil, Ural, Kafkaslar, Batı ve Doğu Türkistan, Irak başta olmak üzere; buralarda yaşayan Türk topluluklarının sorunlarının, sıkıntılarının sona erdiği şeklindeki yanlış algımızın ne kadar temelsiz olduğunu ortaya koyuyor. Son yüz yıllık olaylar silsilesi ele alınırken birçok Türk toplumunun sorunlarının, Stalin sonrası sona erdiği gibi, toplumdaki var olan yanlış algının neye hizmet ettiğini okura sorgulatıyor. Bir okur olarak “Hayır tüm bu acılar bazen tarihteki şekliyle bugün dahi tekerrür ediyor. Bazen şekil değiştirerek hâlâ yaşanıyor.” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Türkiye’de çoğunlukla -sanırım coğrafi nedenlerden- Kıbrıs, Kırım ve Kafkasya’daki Türklerin acıları, sorunları bilinir. Birçok okur, Kırgızistan ve Çon Taş katliamlarından bu kitap ile haberdar olmuştur. Türklere yapılan baskı ve zulümlerden Türkiye’deki önemli isimler de nasiplerini almıştır. Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidî Togan, Orhan Şaik Gökyay gibi isimlerin; Kafkaslarda ve Karadeniz’de sürgünlerin yoğun olarak yaşandığı dönemde Türkçülük-Turancılık Davası’yla yargılanmaları ve cezalandırılmaları elbette tesadüfi değildir. Korku Tüneli adlı bölüm; 1850’den itibaren Dünyanın her köşesindeki Türk tarihinden okurunun, az ama öz şekilde, haberdar olacağı kadar ele alınmıştır.</p>
<h2><strong>Türkoloji &#8211; dilimizin ve bilimimizin soykırımı</strong></h2>
<p>Bu bölümde Türkoloji’nin doğuşu, gelişimi, oryantalizm ve Türkoloji hakkında bilgi verilmesi, Türkoloji’yi bilmeyen okurun bile anlayacağı sadelik ve üslûpta ele alınması okur açısından son derece olumlu. Türkoloji biliminin gücünün farkına varan “güçler”, 1926 Bakü Türkoloji Kongresi’nden oldukça tedirgin olmuşlardır. Bu Kongrenin etkileri ve sonuçları, Rusya’nın çeşitli politikalarını şekillendirmiştir. Yazar: 30 Temmuz 1937 tarihli Repressiya hareketini başlatan SSCB’nin;  sistemli ve programlı bir şekilde baskı, şiddet ve katliam programını ele almasını belgelerle ortaya koyarak Türkiye’de pek bilinmeyen bir vakayı Türk toplumuna da tanıtır. Bir katliam hareketi başlatan Lenin’in, yüzbinlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan politikalarından biri olan “Milliyetler Politikası” ve bu politikaların Türkler üzerindeki etkilerine örnekleriyle yer verir. (Buran, 2011: 325- 330) Ruslar; Türk birliğinin en önemli aracının Türk dili olduğunu bildikleri için, birliği bozmanın yolunun dili bozmak olduğunu düşünmüşlerdir. Önceki yüzyıllarda sadece konuşma dili olan Türk lehçelerini “seçilme, standartlaşma, yaygınlaşma ve kabul” gibi yazı dili olmanın doğal süreçlerini yaşamadıkları hâlde, yazı dili hâline getirmeye başlarlar.</p>
<p>Tam bir dil ve toplum mühendisliği projesi olan bu gelişmeler karşısında Türkçeyi savunan, Türk dilinin gelişiminin bozulmasını istemeyen, ortak Türk dilinden bahseden aydınlar “gerici, Pantürkist, Panturanist” olarak suçlanmış, tutuklanmış, sürgün edilmiş, hapsedilmiş, psikolojik ve sosyal işkencelere maruz kalmış, daha vahimi birçoğu öldürülmüştür. Gaspıralı İsmail Bey’in “<em>D<span style="font-style: normal !msorm;">ilde, fikirde, işte birlik</span></em>” söylevi; Rusların, dil yoluyla Türkleri tarihlerinden, kültürel kaynaklarından kopararak yeni dil ve kavramlarla istedikleri şekle dönüştürme çabalarını görmesinin bir sonucudur.</p>
<p>“Sovyet aydınlarının bir bölümü sistemi, devleti ve liderleri överek hayatta kalmayı başarmış; bir bölümü ise her türlü yakınlaşma çabasına rağmen sisteme ve yöneticilere yaranamamış, vahşice öldürülmüşlerdir. Bazı Sovyet vatandaşları, bir yolunu bulup yurt dışına kaçmışlardır. Bunlar arasında çok sayıda bilim adamı, sanatçı, sporcu, yazar ve şair vardır. Türkiye Türkoloji’sinin önemli isimlerinden Reşit Rahmeti Arat, Zeki Velidî Togan, Ahmet Caferoğlu, Abdulkadir İnan, Ayaz İshâkî, Sadri Maksudi (Arsal), Ahmet Temir bunlardan bazılarıdır.” (Buran, 2011: 340)</p>
<p>Kurşunlanan Türkoloji; tarih bilimin sıkça başvurduğu ama Türkoloji bilimine dair az görülen bir konu ve teknikle belgesel-kitap olarak yazılmıştır. İlgi alanı Türk olan bir bilim dalına uygulanan şiddet ve katliamın; fotoğraflar, istatistikler, arşivler, mektuplar ve gazete kupürleri gibi geniş kaynaklardan faydalanarak ele alması bu eseri diğer eserlerden farklı bir yerde konumlandırıyor.</p>
<p>Sadece Stalin döneminde 42.6 milyon insan katledilmiştir. Bu dönemde “troyka” denilen tiyatro mahkemelerde bilinçli olarak seçilen Gürcü ve Ermeni hâkimlerden oluşan üçlü mahkemeler, 10-15 dakika gibi kısa sürelerde bir insanın öldürülmesi kararını vermiştir. Sadece Dede Korkut ve Manas Destanı ile ilgilendiği için öldürülen, tutuklanan Türkologlar bugün bile ürpermemize yol açıyor. Masaldan destana, kitaptaki bir karakterden betimlemeye kadar Türk’ü çağrıştıran her detay, Türk Birliğine hizmet amacı güdüyor diye yargılanmıştır. Kitabın başından sonuna kadar Dünyanın neresinde Türk insanı, Türk kültürü ve dili baskıya ve işkenceye maruz kalmışsa dünyanın üç maymunu oynayarak görmezden geldiğine, çığlıkları duymadığına şahitlik ediyoruz. Ana dili Türkçe olan, Türkçe konuşan her bireyin; Bekir Sıdkı Çobanzade’den Törekul Aytmatov’a, İsa Yusuf Alptekin’den Orhan Şaik Gökyay’a kadar birçok ismin mücadelesine yer verilen bu kitabı mutlaka okuması gerekir. Ahmet Buran’ın şiarı olan fikrine göre “<em>Bir kavrama, dile, keşfedilen ürüne adını koyan, dünyayı yönetir.</em>” Türkçe, bizim sözde değil özde kimliğimizdir. Türkçe, bizim uğruna kurşunlara dizildiğimiz kimliğimizdir. Türkçe bizim sadece ses değil yaşam bayrağımızdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/kursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler/">&#8220;Kurşunlanan Türkoloji&#8221; üzerine düşünceler</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/kursunlanan-turkoloji-uzerine-dusunceler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SES GETİRECEK ESERLER, Sadi Somuncuoğlu yazdı</title>
		<link>https://millidusunce.com/ses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/ses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sadi Somuncuoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2018 09:10:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SADİ SOMUNCUOGLU]]></category>
		<category><![CDATA[ZZEĞİTİM VE KÜLTÜR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[ZZYAZARLARIMIZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=7362</guid>

					<description><![CDATA[<p>14 Nisan 2018 Ahmet Bican Ercilasun’un, “ATSIZ, Türkçülüğün Mistik Önderi” ile İskender Öksüz’ün  “Bilim, Din ve Türkçülük” eserinin aynı gün piyasaya çıkması, önemli bir müjde oldu. ATSIZ&#8217; yazmak Bican Hoca’ya yakışırdı. “Bilim, Din ve Türkçülük” de, İskender Hoca için biçilmiş kaftandı. ATSIZ’ı, Bican Hoca’nın yazması, heyecan verici ve çok anlamlı. Şüphe yok ki, Atsız, yarım [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi/">SES GETİRECEK ESERLER, Sadi Somuncuoğlu yazdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi%2F&amp;linkname=SES%20GET%C4%B0RECEK%20ESERLER%2C%20Sadi%20Somuncuo%C4%9Flu%20yazd%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi%2F&amp;linkname=SES%20GET%C4%B0RECEK%20ESERLER%2C%20Sadi%20Somuncuo%C4%9Flu%20yazd%C4%B1" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi%2F&amp;linkname=SES%20GET%C4%B0RECEK%20ESERLER%2C%20Sadi%20Somuncuo%C4%9Flu%20yazd%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi%2F&amp;linkname=SES%20GET%C4%B0RECEK%20ESERLER%2C%20Sadi%20Somuncuo%C4%9Flu%20yazd%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi%2F&#038;title=SES%20GET%C4%B0RECEK%20ESERLER%2C%20Sadi%20Somuncuo%C4%9Flu%20yazd%C4%B1" data-a2a-url="https://millidusunce.com/ses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi/" data-a2a-title="SES GETİRECEK ESERLER, Sadi Somuncuoğlu yazdı"></a></p><p style="text-align: right;"><b>14 Nisan 2018</b></p>
<p>Ahmet Bican Ercilasun’un, <em>“ATSIZ, Türkçülüğün Mistik Önderi” </em>ile İskender Öksüz’ün  <em>“Bilim, Din ve Türkçülük” </em>eserinin aynı gün piyasaya çıkması, önemli bir müjde oldu. ATSIZ&#8217; yazmak Bican Hoca’ya yakışırdı. <em>“Bilim, Din ve Türkçülük”</em> de, İskender Hoca için biçilmiş kaftandı.</p>
<p>ATSIZ’ı, Bican Hoca’nın yazması, heyecan verici ve çok anlamlı. Şüphe yok ki, Atsız, yarım asırlık Türk fikir tarihinde müstesna bir yere sahip. Yüksek medeni cesareti ve Türklüğe yapılan haksızlıklar karşısında susmayan kalemiyle, tartışmaların hep merkezinde oldu. Yazdıkları, yaptıkları, yaşadıkları ve ülküsüyle tarihimizin en çok tartışılan ve en yanlış anlaşılan adamıydı. Bu bakımdan, ATSIZ’ı, hem de <em>“Türkçülüğün Mistik Önderi”</em> kapsamında yazmak zordu. Kim yazsa, ikna edici ve yeterli görülmezdi. Ama gençliğinden itibaren Atsız çizgisini takip eden, O’nu çok yakından tanıyan ve bundan da önemlisi bilim namusuna sahip birinin yazması gerekirdi; öyle de oldu. Uzmanlık alanının Türk Dili, Edebiyatı ve Tarihi <em>(Türklük Bilimi) </em>olması da, kayda değer bir husustur.</p>
<p><em>“ATSIZ, Türkçülüğün Mistik Önderi”</em>ni biraz yakından tanıyalım. Eser, belgeler ve fotoğraflar bölümü hariç tam 717 sayfa. Oldukça hacimli. Ama hiç çekinmeyin; zira elinizde en heyecanlı ve çekici roman gibi zevkle okuyacağınız bir eser var.</p>
<p>Bölümleri ise şöyle: Söz başından sonra <em>“Tarihler ve Olaylar”</em> başlığı altında beş bölüm var. Her bölümün altında kapsadığı yıllar ve olaylar belirtilmiş. Sırasıyla 1832 -1940 yılları arasında 12 olay, 1940-1950 yılları arasında 13 olay, 1950 – 1960 yılları arasında 13 olay, 1960 – 1975 yılları arasında 75 olay, ele alınmış. Yayımlanan ve kapatılan dergiler, kitaplar, yapılan mücadeleler, sürgünler, hapishaneler, mahrumiyetler vb. var.</p>
<p>Kitapta: <em>“Bilim Adamı  Atsız”</em> ana başlığı altında <em>“Tarihin İçinde Yaşayan Tarihçi”,</em> <em>“Tarihî Metin Yayınlarıyla Dilcilik, Yarıda Kalan Edebiyat Tarihi,” </em>ve<em> “Zorunlu Bibliyograflık” </em>ara bölümleri; <em>“Sanat Adamı Atsız</em>” başlığı altında, <em>“Ruhlara İşleyen Şiir”,</em> <em>“Şiirin Dışı”</em> ve <em>“Şiirin İçi”</em>, <em>“Tozlu Sahifelerden Çıkıp Yüreklere Yerleşen Kahraman: Kür Şad (Bozkurtların Ölümü)</em> romanın analizi, <em>“Devlet Uğruna Kendini Feda Eden Urungu (Bozkurtlar diriliyor)</em> romanı ve analizi. <em>“Meçhul Şehzade: Delikurt”</em> ve analizi. <em>“Dalkavuklar Gecesi”</em> ve analizi. <em>“Z Vitamini”</em> ve analizi. <em>“Bir Zaman Yolcusu: Selim Pusat (Ruh Adam Romanı)</em> ve analizi. <em>“ATSIZ’ın Hikâyeleri”,</em> <em>“Fikir Yıllarında ve Kalem Kavgalarında Atsız Üslubu”, “Türkçülük Düşüncesinin Mistik Önderi (Atsızın Fikirleri) “Ülkü/Mefkûre, Türk – Türkçülük – Milliyetçilik”, “Irk – Irkçılık/Soyculuk”, Turan/Turancılık”, “Tarih Anlayışı”, “Dil ve Edebiyat”, “Askerlik – Ordu- Savaş –Disiplin”, “Ahlâk –Ahlakçılık”, “Din –Yobazlık”, “Batılılaşma – Medeniyet – Kültür – İlim”, “İktisat – Köycülük/Memleketçilik”, “Sosyal Adalet”, “Atatürk, Cumhuriyet ve İnkılaplar”, “Komünizm &#8211; Sosyalizm”, “Bölücülük-Kürtçülük” , “Büyük Adamlar”, “Sonuç yerine.”</em> bölümleri ve konuları var.</p>
<p>BİLİM, DİN VE TÜRKÇÜLÜK</p>
<p>Bu eser, İskender Hoca’nın altıncı kitabının adı; dizin bölümüyle birlikte 374 sayfa. Hoca’nın kitaplarının hepsi de orijinal, kendi bilim ve fikrinin ürünü. Diğer kitapları: <em>Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi, Niçin Geri Kaldık, Türk’üm Özür Dilerim, Millet ve Milliyetçilik, Alt Akıl &#8211; Aptallar ve Diktatörler. </em>Okuyanlar bilir; esprili hoş bir üslup, fakat dinamit gibi muhteva, sağlam fikir dokusu, parlak bir akıl ve zekânın ürünü. Okuyan bilir; ama henüz okumayanlar, elbette bilmez. Ama, zihinlerine depo ettikleri ve doğru bildikleri yanlışların tasfiyesinden korkanlara tavsiye edilmez.</p>
<p>İskender hoca kitaba başlarken, <em>“bilim nedir?”</em> diye sordu ve cevabını verdi: <em>“Bilim, hele bilimin uygulamalı dalları, muhakkak ki vasıta (araç)’dır. Fakat bilim aynı zamanda dünyaya bakışımızda, problemlere yaklaşımımızda bir zihniyettir; bu yönüyle dünya görüşümüzün bir parçasıdır: O halde temel değerlerimizden biridir.”</em> Bilim bahsi çok önemli. Arkasından <em>“Bilim ve Din”</em> bölümü geliyor. Müslüman düşüncesi ve Hıristiyanlık evrim için ne diyor? Ele alıp değerlendirdi. İslâm’ın temel açmazlarını; Neo-haricilik, proleterya ve ümmet devleti, ideoloji ve devlet, kavmiyetçilik, tekfircilik gibi meselelerini inceledi.</p>
<p><em>“Kendi hikâyem: Yale ve ODTÜ’de Oktay Sinanoğlu”</em> bölümünde, Yale’deki doktora çalışmalarını ve yaşadıklarını anlatıyor. Her akademisyen adayının mutlaka okuması gerekli ve çok tatlı bir hikâye. <em>“Yardımcı Doçentlik”,</em> <em>“Kuantum teorisi ve felsefe”, “Bilim ve Teknoloji”, “Demokrasi” “Bilinmeyen Türkeş”, “Bilim ve Türkçülük”,” Millet ve Milliyetçilik üstüne sohbet” </em>gibi önemli konular işlenmektedir.</p>
<p>İftiharla söylemeliyiz ki; tarihe mal olan bu değerli eserler 2014 yılında Milli Düşünce Merkez Yönetim Kurulunun aldığı kararlar çerçevesinde hazırlandı. Daha önce yayımlanan Ethem Ruhi Fığlalı Hoca’nın <em>“Lâiklik”,</em> İskender Hoca’nın <em>“Millet ve Milliyetçilik”,</em> Bican Hoca’nın <em>“Türk Kağanlığı”</em> kitapları da aynı kararın sonucu hazırlanıp yayımlandı. MDM Yönetim Kurulu üyesi İskender Öksüz ve Ahmet Bican Ercilasun ile Fığlalı Hoca’mıza teşekkür eder, şükranlarımız sunarız.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/ses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi/">SES GETİRECEK ESERLER, Sadi Somuncuoğlu yazdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/ses-getirecek-eserler-sadi-somuncuoglu-yazdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LAİKLİK  Aziz Bozatlı yazdı&#8230;</title>
		<link>https://millidusunce.com/laiklik/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/laiklik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2018 14:55:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap edebiyat sanat]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[ZZYAZARLARIMIZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=7193</guid>

					<description><![CDATA[<p>26 Şubat 2018 Cumhuriyetimizi karakterize edecek en temel nitelik, onun laik karakteridir. Laiklik gerçekleşmez ise, çağdaş, demokratik ve bağımsız Cumhuriyetin varlığı tehlikeye düşer. Laikliğin olmayışı, Cumhuriyetin diğer niteliklerini de anlamsız kılar,  işlemez hale getirir. Laiklik konusunda diğer birçok çağdaşım gibi benim de ilk okuduğum kitap, Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil’in 1962 basımı “Din ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/laiklik/">LAİKLİK  Aziz Bozatlı yazdı&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Flaiklik%2F&amp;linkname=LA%C4%B0KL%C4%B0K%20%20Aziz%20Bozatl%C4%B1%20yazd%C4%B1%E2%80%A6" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Flaiklik%2F&amp;linkname=LA%C4%B0KL%C4%B0K%20%20Aziz%20Bozatl%C4%B1%20yazd%C4%B1%E2%80%A6" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Flaiklik%2F&amp;linkname=LA%C4%B0KL%C4%B0K%20%20Aziz%20Bozatl%C4%B1%20yazd%C4%B1%E2%80%A6" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Flaiklik%2F&amp;linkname=LA%C4%B0KL%C4%B0K%20%20Aziz%20Bozatl%C4%B1%20yazd%C4%B1%E2%80%A6" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Flaiklik%2F&#038;title=LA%C4%B0KL%C4%B0K%20%20Aziz%20Bozatl%C4%B1%20yazd%C4%B1%E2%80%A6" data-a2a-url="https://millidusunce.com/laiklik/" data-a2a-title="LAİKLİK  Aziz Bozatlı yazdı…"></a></p><p style="text-align: right;">26 Şubat 2018</p>
<p>Cumhuriyetimizi karakterize edecek en temel nitelik, onun laik karakteridir. Laiklik gerçekleşmez ise, çağdaş, demokratik ve bağımsız Cumhuriyetin varlığı tehlikeye düşer. Laikliğin olmayışı, Cumhuriyetin diğer niteliklerini de anlamsız kılar,  işlemez hale getirir.</p>
<p>Laiklik konusunda diğer birçok çağdaşım gibi benim de ilk okuduğum kitap, Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil’in 1962 basımı “Din ve Laiklik” isimli eseridir. Laiklik günümüzde olduğu gibi bundan elli, altmış sene önce de tartışılan konulardan biriydi. Ben de Üniversite öğrencisi iken bu nedenle okumuştum. Başgil toplumdaki bu çatışmaya şöyle dikkat çeker;</p>
<p>“Bugün Türkiye’de ölmek istemeyen bir mazi ile hayata doğmak için çırpınan bir istikbal, mücadele halindedir. Milletin selameti, bu mücadeleye seyirci kalmakta değil, çarpışan kuvvetleri barıştırmaktadır.”</p>
<p>Halen IMF kriterlerine göre Dünyada 35 gelişmiş ülke var. Bunların tamamı demokratik ülkedir ve hepsi de laik devlet yapısına sahiptirler. Antilaik 18 ülkenin 17 si ise, maalesef İslam ülkesi. Böyle bir çağda İslam dünyasının örnek laik ülkesi olan Türkiye’de, antilaik düşünceler gençlerimize şırınga edilmeye çalışılmaktadır. Bir örnek olması bakımından, İmam hatip okulları müfredatından, “Kelam 12” ders kitabından bir cümle;</p>
<p>“Sekülerizm her ne kadar ilk bakışta din karşıtlığı olarak görülmeyebilirse de, yönelimleri itibariyle dini önemsememe, hayatı yaşarken dine referans ve gönderme yapmama anlayışı sebebiyle dinden uzaklaşma sonucu doğurmaktadır.”</p>
<p>Başgil’in uzun süre eğitim gördüğü Fransa başta olmak üzere diğer batı örneklerini ve İslami kaynakları da çok iyi inceleyerek yazdığı, oldukça kapsamlı kitabında özetle, laiklik kavramına yüklediği anlam şöyle;</p>
<p>“Dini devlete, devleti de dine tabi olmaktan kurtarmak ve bu sayede mabed ve hükümet arasındaki tezatları kaldırmak; mabedi ferdi vicdanların kalesi, hükümeti de madde ve menfaat dünyasının nazımı(düzenleyicisi) yapmaktır”</p>
<p>Toplumdaki laik-antilaik çatışması veya ayrışması, aradan geçen zaman içerisinde azalmak şöyle dursun, artarak devam etti. Üstelik kimi devlet yetkililerinin; “Hem Müslüman, hem de laik olunmaz” gibi çok iddialı ve o derecede ayrıştırıcı söylemlerine tanık olduk. Acaba öyle miydi?</p>
<p>Ülkemizin en yetkin hukuk hocalarından biri olan Başgil’in kitabını tekrar gözden geçirdim. Bir de bu tartışmaları günümüzde kazandığı boyutlarıyla ele alan, ilahiyatçı bilim adamı, Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı’nın “Laiklik” isimli eserini inceledikten sonra hemen vardığım sonucu sizlerle paylaşayım:</p>
<p>Devletimizin laiklik ilkesini benim gibi vazgeçilmez olarak görenlere müjdeyi verebilirim; Endişelenmenize gerek yok, “<strong>Hem laik ve hem de Müslüman olunabilirmiş</strong>”. Ve imam hatip okulları müfredatında söylendiği gibi, <strong>“Laiklik (sekülerizm), dinden uzaklaşma sonucu doğurmazmış</strong>.”</p>
<p>Fığlalı, Cumhuriyetimizin “Laiklik” ilkesine inanan bir bilim adamı sıfatıyla, esas itibarıyla eserinde “Laiklik” konusunu işlemekle birlikte, günlük hayatımızda kullandığımız ve İslam’ın mensubu olarak bizi kuşatan birçok kavrama da yalın ve anlaşılır açıklamalar getirmiştir. Yazarın açıkladığı kavramları metin içinden çıkararak, kendi oluşturduğum başlıklarla, akılda kalacak şekilde komprime hale getirdim. Böylece bu önemli kavramları okuyucular için akılda kalıcı ve kullanılabilir kılmak istedim.</p>
<p>Şimdi sizi Sayın Fığlalı’nın görüşleri ile baş başa bırakıyorum;</p>
<p><strong>Batı, laikliğe nasıl geldi?</strong></p>
<p>Batıda taassuptan kurtuluşun ve laikliğe giden yolun başlangıcı olarak, Alman Katolik ilahiyatçı Martin Luther’in1517 de Kilisenin kapısına 95 maddelik beyanname asarak başlattığı “Reform hareketi” kabul edilir. “Luther Prensipleri”nin ikisini belirtmekle yetineceğim;</p>
<p>-İncili herkes okuyup yorumlayabilir, Kilisenin tekelinde değildir.</p>
<p>-Yeryüzünde tek iktidar, dünyevi otoritedir.</p>
<p>Hıristiyanlıkta laik kişi, dinsiz ya da dinle ilgisiz değil, sadece kilise görevlisi olmayan ve tam manasıyla Hıristiyan olan bir mümin kişidir.</p>
<p><strong>Kur’an ve Mesajı</strong></p>
<p>Kur’an inananların körü körüne inanan insanlar değil,  kendi özgür iradeleri ile bilgili, araştırıcı, soran sorgulayan, düşünen akıllarını kullanan, aydın müminler topluluğu olmasını ister.</p>
<p>Kur’an’ın amacı, iyi insan ve ahlaklı, adaletli bir toplum yaratmaktır.</p>
<p>Allah’ın mesajının muhatabı insandır. İnsan da aldığı eğitim, mensup olduğu toplum, içinde yaşadığı coğrafya, tarihi, ekonomik ve kültürel durumu, kısaca kabiliyeti ve kapasitesi itibariyle farklılıklar içindedir. Bu bakımdan Allah’ın mesajını anlaması ve idrak etmesi de kendi aklına ve kabiliyetine göre olacaktır. Bu ise aynı ayetlere dayanmasına rağmen insanların farklı kararlara ulaşabileceğini gösterir. Artık bu durumda Allah’ın mesajı, insanların yorumlarından dolayı ilahilikten çıkmakta ve insanileşmektedir. Yani mesajın kendisi ilahi, anlaşılması, uygulaması ise insani olmakta ve izafileşmektedir. Onun için “Allah’ın buyruğunu tatbik ettiğini” iddia eden insan, aslında Allah’ın emrini değil, bu emirden anladığını uygulamıştır.</p>
<p><strong>Din Hürriyeti </strong></p>
<p>Din hürriyeti insanlık için vazgeçilmeyecek tabii hakların başında gelir. Türk İnkılabı, hurafelere, batıl itikatlara dayanan asırlarca dar kalıplar içinde bunalmış bir ortaçağ toplumundan, hayata bakan hakikati arayan, modern bir Türk toplumu yaratabilmek için, din hürriyetine bazı noktalarda sınırlamalar getirmek zorunda kalmıştır. Bu mecburiyeti derinden hissetmiştir. Bunu inkar edemeyiz, etmemeliyiz. Eğer bu sınırlamalar getirilmemiş olsaydı, Atatürk’ün deyişi ile, “ <strong>Eğer bir takım zararlı, köhnemiş telakkilerin, çağdaş devlet içerisinde yaşamış olmasına imkan verilmiş olsaydı, akla, hakikate, ilme, tecrübeye, hürriyete dayanan bir Türk devlet ve toplum sistemi kurmak mümkün olmazdı.”</strong></p>
<p>Yargıtay eski başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk bu konuda şöyle der; “<strong>Kurtuluş savaşında din sömürüsünden çok çekmiş olan önderlerin, dini denetim altında tutmak istemesi anlaşılır bir durumdur. Aynı durum Fransız devriminde de yaşanmıştır.”</strong></p>
<p><strong>Türkiye Müslümanlığı</strong></p>
<p>“Türkiye Müslümanlığı” kavramı, Kur’an’ın mesajını kavrayıp ortaya koyma tezidir, bir kültürleşme olgusudur.</p>
<p><strong>Atatürk, Türk Müslümanlığının, Kur’an’ın mantığına en yakın zihniyeti temsil ettiğini kavradığı için, Müslümanlığımızın, Arap ve Acem Müslümanlığının karanlığında kaybolup gitmesine müsaade etmemiştir.</strong></p>
<p>Arapça ezan yasağında, milli kaynaklardan gelen, yabancı bir kültür ve dilin hakimiyetine isyan eden bir düşünce tarzı etkili olmuştur.</p>
<p><strong>Hilafet</strong></p>
<p>Günümüzde zaman zaman zaman tartışma konusu olan “hilafet” kelimesi Kur’an’da geçmez.</p>
<p>Hz Muhammed’den sonra cereyan eden tarihi siyasi olayların gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkan “hilafet” kurumu yüzünden, bu kavram, ciddi bir anlam değişmesine uğramış ve neticede Kur’an’da bulunmamasına rağmen, bu tehlikeli anlam kaymasına dayalı, birçok egemenlik ya da siyaset teorileri oluşturulmuştur.</p>
<p>Egemenlik; anlam itibarıyla, hakimiyet, hükümranlık, üstünlük, boyun eğdirmek, yönetmek demektir.</p>
<p>Kur’an’a göre insan akılla donatıldığı ve bilgi sahibi olduğu ölçüde, egemenliğe hak kazanır.</p>
<p>Yeryüzünün halifesi olarak insan, emrine verilmiş olan arza hakim olmalıdır. Ona zarar vermeden geliştirip zenginleştirerek en iyi şekilde yönetmelidir.</p>
<p>İslam, İnsanı aklını kullanmaya, evrenin sırlarını çözmeye,  dengesini bozmadan evrene egemen olmaya, olayları ve olguları sorgulamaya,…kısaca bilgiye ve bilime çağırır. Bilgisizlik, kör birer gelenekçilik, ataları körü körüne taklit, Kur’an’ın reddettiği bir durumdur.</p>
<p><strong>İslam Bir Siyasi Yapı Öngörür mü?</strong></p>
<p>Kur’an’da devlet yapısını, yönetim şeklini, idari teşkilatı kesin olarak belirleyen, en azından doğrudan belirleyen bir hüküm yoktur. Kurallar(prensipler) vardır; Emanetlerin ehline verilmesi, adaletle hükmedilesi…gibi.</p>
<p>İslam’da devlet kurumu, vekaletini halktan alır ve bu nedenle de zorunlu olarak demokratiktir. Peygamber’in yerine gelecek olanı işaret etmeyip, şuraya (halka) bırakması da bunun en belirgin örneğidir.</p>
<p>Halife kavramındaki anlam kayması, buna kutsallık kazandırılması, hem İslam, hem dini düşünce tarihi ve hem de İslam ülkeleri için daima olumsuz bir tablo oluşturmuştur.</p>
<p>Bu olumsuz tablonun arka planındaki gerçeğin, egemenlik hakkındaki İslam mesajının özünün, ne olduğunun ya unutulmuş, ya da yöneticiler tarafından unutturulmuş olduğu vakıasını daima hatırlayalım.</p>
<p><strong>Kuranın muamelat hükümleri hayatımızın ne kadarını kapsar?</strong></p>
<p>Etrafında gürültü koparılan ve toplumun işleyişini Kur’an’a göre tanzim edilmesini gerektirecek “Muamelat”  yani insanların kendi aralarındaki ilişkilerin düzenlenmesiyle ilgili hüküm ve ayetlerin toplamı en fazla 228 dir: (Aile hukuku ile ilgili 70, Borçlar hukuku ile ilgili 70, Kaza hukuku ile ilgili 13, ceza hukuku ile ilgili 30,   İdare hukuku ile ilgili 10, Devletler hukuku ile ilgili 24, Devletin gelir gider hukuku ile ilgili 10 ayet vardır.)</p>
<p><strong>Günümüzde İslam dünyası</strong></p>
<p>İslam dünyası, din eksenli ezberci, sorgusuz, soruşturmasız ve araştırmasız bir eğitimi yeğledikleri için fevkalade güçsüz, ezik ve edilgen durumdadır.</p>
<p>Öyle görülüyor ki, ilim ve sanat da rağbet görmediği için İslam ülkelerini terk etmiştir. Bunun yerini, “teslimiyet” ve “taklit” ten oluşan, yaşanmayan ve cemaat-tarikatlerin egemenliğindeki içi boşaltılmış bir din anlayışı almıştır.</p>
<p><strong>Türkiye’deki kendilerini “muhafazakar” ya da “mukaddesatçı” olarak anan partiler, ellerine geçen ilk fırsatta muhafaza etmeleri gereken edebiyat, musiki, mimari ve benzeri zengin tarihi ve kültürel değerlerle bezenmiş, üstün ve süzülmüş hayat tarzı yerine, ithal Arap ve Acem kültüründen derleme kaba “Arabesk” bir hayat tarzını kabul ettirmeyi ve yerleştirmeyi gelişim ve değişim yerine, Cumhuriyet öncesi hayatı, yani rejimi dönüştürmeyi bir siyasi proje kıldılar, kılıyorlar.</strong></p>
<p><strong>Laiklik</strong></p>
<p>Hangi din olursa olsun, içinde bütünüyle laiklik ilkesini bulmak mümkün değildir. Çünkü dinler tamamen metafizikten ibaret değil, içinde bulundukları toplumun sosyal, ekonomik sorunlarına da cevap verme durumundadırlar.</p>
<p>Onun için laikliğin özünü, kaynağını bir dinde aramak ve bulmak mümkün değildir. Dinlerde laikliği bütünüyle aramaya çalışmak ve bulmak imkansız ise de, <strong>İslam laik zihniyete en yakın dindir.</strong> Laiklikle en az sorun yaşayacak bir dindir. Çünkü laikliğin temel unsurlarından biri olan “din ve vicdan özgürlüğü”  Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu bir olgudur. İlgili birkaç ayet:</p>
<p>“Dileyen inansın, dileyen inkar etsin” (Kehf 18/29)</p>
<p>“Dinde zorlama yoktur” (Bakara 2/256)</p>
<p>“Sizin dininiz size benim dinim banadır” (Kafirun 109/6)</p>
<p>Sonuç olarak; Laiklik, ortak bir tanımla ve egemenliğin kaynağının beşeri irade oluşundan hareketle;</p>
<ul>
<li>Devlet müesses dinlerin hepsini tanır,</li>
<li>Dini ve dünyevi otorite birbirinden ayrıdır.</li>
<li>Devler dinler /inançlar karşısında yansız/ tarafsızdır,</li>
<li>Devlet din ve vicdan hürriyetini sağlar,</li>
<li>Dinler ve inançlar devlet işlerine karıştırılmaz.</li>
<li>Devletin hukuk kuralları içinde, mühasıran her hangi bir dinin emri veya gereği olan kavram ya da kural bulunmaz.</li>
</ul>
<p>Atatürk’e göre laiklik; ilmi olmaktır. Din düşmanı materyalist bir akıma, Atatürk inkılabı asla yer vermemiştir. <strong>Demokratik devlet, ister istemez laik olmak durumundadır.</strong></p>
<p>İnkılap kanunlarımızın hiçbiri inanmaya veya inanmamaya, ibadet etmeye veya etmemeye, kısacası din hürriyetinin aslına, cevherine, özüne dokunan yasaklar getirmemiştir.</p>
<p>Kanımca ülkemizdeki kavga demokrasiye karşın, devletin bir türlü laik olamamasından kaynaklanmaktadır. Devlet anayasasına koyduğu din eğitimini üstlendiği ve bu eğitimi dini yönlendirme amacıyla yaptığı için, teokrasi ile laikçilik arasında salınıp durmaktadır.</p>
<p><strong>Ne Yapılmalı?</strong></p>
<p>Vakit geçirilmeden Tevhid-i tedrisat/ öğretimlerin birliği, kanununun gerçek anlamda uygulamaya sokulması şarttır. Çünkü bu kanun yalnızca öğretimlerin değil, eğitim ve kültür politikaları yoluyla “Milletin birleştirilmesi” ni, milli birliği ve bütünlüğü pekiştirme amacı gütmüştür. Toplum, farklı isimlerdeki liseler, kolejler, din eğitimi veren okulların yarışlarını seyretmektedir. Din eğitim ve öğretimi, milli eğitim sistemimiz içinde yeniden ve ciddiyetle ele alınmalıdır.</p>
<p><strong>İslam dünyasının içinde bulunduğu bu zavallı ve ezik durumdan kurtarılması, İslam düşüncesinde bir yeniden doğuşun gerçekleşmesi, bir zorunluluktur</strong>. İslam dünyasında bunu gerçekleştirecek tek ülke ise, laik rejimi nedeniyle Türkiye gibi görünüyor.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/laiklik/">LAİKLİK  Aziz Bozatlı yazdı&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/laiklik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Yönelimlerin Neresindeyiz?</title>
		<link>https://millidusunce.com/buyuk-yonelimlerin-neresindeyiz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/buyuk-yonelimlerin-neresindeyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jan 2018 14:50:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.com/?p=7075</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanoğlu için “gelecek”  bilinmese de daima merak konusu olmuştur. Geleceği bilmek için sıradan insanlar çok çeşitli fal yöntemlerine başvururken, geçmiş çağlarda birçok yönetici de yanında gelecekten haber verecek müneccimler bulundurmuşlardır. Dünyada yaşanan hızlı değişime paralel olarak, Türk toplumu da hızlı bir değişim sürecinden geçmektedir. Siyaset, ekonomi, teknolojiler, sanat anlayışları, kültür hayatı, çevre..vs. değişiyor. Bu değişimleri [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/buyuk-yonelimlerin-neresindeyiz/">Büyük Yönelimlerin Neresindeyiz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbuyuk-yonelimlerin-neresindeyiz%2F&amp;linkname=B%C3%BCy%C3%BCk%20Y%C3%B6nelimlerin%20Neresindeyiz%3F" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbuyuk-yonelimlerin-neresindeyiz%2F&amp;linkname=B%C3%BCy%C3%BCk%20Y%C3%B6nelimlerin%20Neresindeyiz%3F" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbuyuk-yonelimlerin-neresindeyiz%2F&amp;linkname=B%C3%BCy%C3%BCk%20Y%C3%B6nelimlerin%20Neresindeyiz%3F" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbuyuk-yonelimlerin-neresindeyiz%2F&amp;linkname=B%C3%BCy%C3%BCk%20Y%C3%B6nelimlerin%20Neresindeyiz%3F" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fbuyuk-yonelimlerin-neresindeyiz%2F&#038;title=B%C3%BCy%C3%BCk%20Y%C3%B6nelimlerin%20Neresindeyiz%3F" data-a2a-url="https://millidusunce.com/buyuk-yonelimlerin-neresindeyiz/" data-a2a-title="Büyük Yönelimlerin Neresindeyiz?"></a></p><p>İnsanoğlu için “gelecek”  bilinmese de daima merak konusu olmuştur. Geleceği bilmek için sıradan insanlar çok çeşitli fal yöntemlerine başvururken, geçmiş çağlarda birçok yönetici de yanında gelecekten haber verecek müneccimler bulundurmuşlardır.</p>
<p>Dünyada yaşanan hızlı değişime paralel olarak, Türk toplumu da hızlı bir değişim sürecinden geçmektedir. Siyaset, ekonomi, teknolojiler, sanat anlayışları, kültür hayatı, çevre..vs. değişiyor. Bu değişimleri doğru yorumlayıp geleceğe hazırlık yapan toplumlar refahı daha kolay yakalayacaklardır.</p>
<p>Değişimin parametrelerini analiz ederek, gözlemler yaparak geleceğe dönük senaryolar üretmek, deyim yerindeyse, gidişatı doğru okumak için “Gelecek Bilimi” <strong>(</strong>fütüroloji) denen bir bilim dalı doğmuştur. Gelecek öngörüleri veya tahminleri, bireylerin, kurumların, şirketlerin veya devletlerin karar alam süreçlerine ışık tutmakta, yol göstermektedir.</p>
<p><strong> Ziya Gökalp</strong>’in “Türk Rönesans’ı Tevfik Fikret’le başlar” dediği büyük düşünür ve şair <strong>Tevfik Fikret</strong>, <strong>“</strong>Zamanın gelişimine yabancı kalmak, düşmeye doğru eğilmektir<strong>”</strong> diyerek, toplumların, değişimi ıskalayıp, geleceğe ayak uydurmadıklarında tökezleyeceklerine, düşeceklerine dikkat çekmektedir. Şair, bilim ve fen gücü ile gelecekte insanoğlunun kara toprağı bile altın yapacağına inandığını, yüz yıl önce aşağıdaki dizeleri ile ne güzel anlatmıştır.</p>
<p>Fıtratta tekamül ezelidir</p>
<p>Bu kemale Tevrat ile İncil ile Kur’an ile inandım</p>
<p>Bir gün yapacak fen, şu siyah toprağı altın</p>
<p>Her şey olacak kudret-i irfanla inandım.</p>
<p>Gelecekle ilgili bu uzunca girişten sonra sözü iki kitaba getireceğim. 1982 yılında ABDli yazarlar John Naisbitt ve Patricia Aburdene’ın yazdığı, 1989da Türkçeye çevrilen <strong>“Megatrens” (Büyük Yönelimler)</strong> ve 90 ların başında yazılıp hemen Türk okuyucusuna sunulan “<strong>Megatrends 2000</strong>” isimli kitaplar, dünyada ikibuçuk milyon satan ve ülkemizde de en çok okunan kitaplar arasındaydı.</p>
<p>Her iki kitap da endüstri toplumlarındaki birçok istatistiki veriden hareket ederek, endüstri ötesi topluma (Bilgi toplumuna) geçişte, belirgin hale gelen eğilimlere dikkat çekmektedir. Kitaplar, birbirini tamamlar niteliktedirler. Her bir kitap, hayatımızın gidişatını etkileyen onar ana yönelim öngörmüştür. Bunları büyük yönelimler, (megatrends ) olarak tanımlamışlardır.</p>
<p>Bu iki kitabı konu etmemin nedenlerine gelince;</p>
<p>a-Kitaplarda öngörülen birçok hususun, geçen kısa sürede gerçekleştiği veya eğilimin devam ettiği görülmektedir.</p>
<p>b-Bilgi toplumu için öngörülen birçok yönelim, bizim toplumumuz için hala “yaşayacağımız gelecek” olma özelliğini korumaktadır.</p>
<p>c- Kitaplarda öngörülen, birçoğunun hala geçerliliğini koruduğu veya zamanın doğruladığı yirmi büyük yönelimi satır başlarıyla da olsa okuyana hatırlatmaktır.</p>
<p>Büyük Yönelimler</p>
<p>Aşağıda kitaplarda öngörülen yönelimleri, kitaptaki başlıkları ile veriyorum. Ancak geçen zamanın ve yaşanan olayların doğrulamadığı öngörülere de dikkat çekilecektir. Bazı başlıklar bağlamında ülkemizdeki gidişata da değinilecektir.</p>
<p>1-SANAYİ TOPLUMUNDAN BİLGİ TOPLUMUNA</p>
<p>1956 yılında ABD’de ilk defa teknik, idari ve hizmet alanında çalışan beyaz yakalı işçilerin sayısı, üretim ve imalat (sanayi) dalında çalışan mavi yakalı işçilerin sayısını geçmişti. Endüstriyel Amerika, yeni bir topluma yol vermeye zorlanıyordu. Harvard sosyologlarından Daniel Bell<strong>,</strong> gelen dönemi, <strong>“</strong>sanayi ötesi toplum<strong>”</strong> diye adlandırdı ve bu isim yapıştı kaldı. Şimdi ise, bu <strong>“S</strong>anayi Ötesi Toplum<strong>” </strong>un, <strong>“</strong>Bilgi Toplumu<strong>”</strong> olduğu herkesçe paylaşılmaktadır.</p>
<p>2-ZORAKİ TEKNOLOJİDEN, YÜKSEK TEKNOLOJİ VEYA DİRENİŞE</p>
<p>İnsanoğlu o kadar yoğun ileri teknoloji ürünü ile tanışacak ki bazen ona direnmek ihtiyacı bile duyacaktır. İşte bu durumda fiziki ve manevi gerçekler arasında bir denge kurması gerekecektir.</p>
<p>3- ÜLKE EKONOMİSİNDEN DÜNYA EKONOMİSİNE</p>
<p>ABD, dünyayı kontrol eden güç olmaktan çıkıyor ve bir avuç, ekonomik olarak güçlü ülkeler topluluğunun üyesi haline geliyor. Otomobil üretiminde diğer ülkeleri geçen Japonya, bugün dünya ekonomisini kontrol ediyor. Japonya’da bir otomobil 11 saatte üretiliyor.(şimdilerde 9 saate düştü)</p>
<p>Gelişmiş ülkeler <strong>“</strong>sanayisizleşme<strong>” </strong>ye doğru gidiyor. Dünyada otomobil montaj hattı olan 86 ülke bulunmaktadır.</p>
<p>Artık kendimizi karşılıklı bağımlı toplulukların bulunduğu bir dünyada yaşadığımıza alıştırmamız gerekiyor<strong>. </strong>Artan bu karşılıklı bağımlılığa direneceğimize, bunu, bütün kalbimizle kabul etmeliyiz. Bu dünya barışı için tek umuttur.</p>
<p>Ekonomik olarak daha çok iç içe geçtiğimiz zaman birbirimizin başına bomba yağdırmaktan vazgeçeriz.</p>
<p>İşte bu son öngörü gerçekleşmedi. Gelişmiş ülkeler diğerleriyle arayı açmaya devam ettiler. Silah sanayilerini tam kapasite çalıştırdılar, bu silahların Ortadoğu başta olmak üzere birçok bölgede kullanılmasını teşvik ettiler. Terörist grupları vekalet savaşlarının birer figürü haline getirdiler. Ne kadar iç içe geçsek de güçlüler güçsüzlere bomba yağdırmaya devam etti.</p>
<p>4-MERKEZİYETÇİLİKTEN ADEMİ MERKEZCİLİĞE</p>
<p>Merkezi yapılar, bütün Amerika’da büyük bir sarsıntı içinde. Bu ademi merkeziyetçilik, politikayı, iş anlayışımızı ve kültürümüzü değiştiriyor. Ülkenin tamamını kapsayan televizyon şebekeleri de bir düşüş içinde. Bu dev televizyon şebekeleri, kablo-televizyon sistemleri karşısında seyircilerini kaybediyorlar</p>
<p><strong> </strong>5-AŞAĞIDAN YUKARIYA İNŞA</p>
<p>Merkezi yapılar, bütün Amerika’da büyük bir sarsıntı içinde. Bu ademi merkeziyetçiliğin bir başka şekilde ifade edilmesidir. Şehirler, kasabalar ve küçük toplumların oluşturduğu yerel otoriteler daha etkin duruma gelmişlerdir. İnsanların hayatını derinden etkileyen kararlar daha çok mahalli kararlar olmaktadır.</p>
<p>6-KENDİ KENDİNE YETERLİLİK</p>
<p>İnsanlar, merkezi kamu kurumların yapamadıklarını kendileri yaparak, ferdiyetçiliğin de gelişmesine katkıda bulunuyorlar. Bu kurumlara kolektif bağımlılıktan kurtulup, kendilerine güvenmeyi ve kendi imkanlarına dayanmayı öğreniyorlar. Artık her Amerikalının evinde “sağlık setleri” var. Ev ve bahçe tarımının yanı sıra gıda kooperatifleri de yaygınlaşıyor.</p>
<p><strong> </strong>7-TEMSİLİ DEMOKRASİDEN KATILIMCI DEMOKRASİYE</p>
<p>Alınan bir karardan hayatları etkilenen insanlar, karar alma sürecine katılmak istiyorlar. Politikacılara olan ihtiyaç giderek azalıyor. Bazı ilçelerde seçmenler belediye meclislerindeki görüşmeleri evlerindeki ekrandan izleyip elektronik ortamda oylamaya katılıp önemli kararlarda doğrudan oy kullanabiliyorlar.</p>
<p>Radikal partilerin yerini merkez partileri alacak, radikalizm bu partiler içindeki fertler tarafından temsil edilecektir.</p>
<p>8-HİYERARŞİLERDEN İLETİŞİM AĞLARINA</p>
<p>Yüzyıllarca kendimizi örgütlediğimiz ve yönettiğimiz şekil, bir piramit yapısıdır.</p>
<p>Bilgi ekonomisinde, katı hiyerarşik yapılar bilgi akışını engelliyor<strong>.</strong> Bunların yerine de, küçük, merkezin çekiminden kurtulmuş, bağımsız yapılar oluşuyor.</p>
<p>Hiyerarşilerin, toplumun problemlerini çözmekteki başarısızlığı, insanların birbirleriyle konuşmalarına yol açtı ve bu da yeni “iletişim ağları”nı ortaya çıkardı. İletişim ağları, insanların birbirleriyle konuşması, bilgi ve kaynak alışverişinde bulunmasıdır. Bu ağlardan biri olan “sosyal medya” hayatımızın bir parçası oldu.</p>
<p><strong> </strong>9-“YA BU YA O” DAN “ÇOKTAN SEÇMELİ” YE</p>
<p>Sanayi toplumunda, ya sabah 9’dan akşam 5’e kadar çalışacaktık veya çalışmayacaktık. Şimdi ise “esnek zaman” çalışma düzeni var. Otomobil alırken ya Ford’u veya Chevrolet’yi seçecektik. Bugün 752 çeşit otomobil veya kamyondan seçimimizi yapabiliriz. Bir veya iki kanallı televizyonlarda yüzlerce kanallı seçeneğimiz oldu</p>
<p>10- DİN: ÜLKE ÇAPINDA BİR CANLANIŞ</p>
<p>Din konusu çok önemli bir yönelim olarak her iki kitapta da yer aldığı için, 19 numaralı yönelim başlığı altında işlenecektir.</p>
<p>11- 1990’LARDAKİ EVRENSEL EKONOMİK PATLAMA</p>
<p><strong> </strong>Tüm dünyanın tek bir ekonomiye dönüşmesine doğru soluk kesici bir hızla ilerliyoruz. Londra da bir Türk tarafından alınan Güney Kore hisse senedi, Türk, Kore, İngiltere ekonomilerinden hangisinin sayılacaktır? Bir ülkenin uluslararası iş yapan şirketlerinin başkanları, o ülkenin politik şahsiyetlerinden daha fazla önem taşımaktadır. Önümüzdeki dönemde de ekonomi, ideolojilere baskın olacaktır. Bilgi toplumunda donanımlı kadın veya erkek aynı ölçüde yer alabilecektir</p>
<p>Nükleer enerji batının enerji bağımlılığını azaltmıştır. Yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına  hızlı bir yönelme olacaktır.</p>
<p>Vietnam ve Afganistan örneğinde olduğu gibi artık süper güçler, bölgesel çatışmalara girmeyeceklerdir.</p>
<p>Bu başlık altındaki öngörülerden bazıları gerçekleşmedi. Örneğin, azgelişmiş ülkelerde ve özellikle de İslam ülkelerinde kadınının önündeki sosyoekonomik engeller duruyor. Gene öngörüye aykırı olarak ABD Irak’a girdi. Bundan sonra süper güçler arasındaki savaşlar, Suriye’de olduğu gibi “vekalet savaşları” şeklinde devam edeceğe benziyor.</p>
<p>12-  SANATTA YENİDEN DOĞUŞ</p>
<p>1990’lar boyunca toplumun boş zamanları değerlendirme etkinliği olan sporun yerini sanat alacaktır. Sanatsal alandaki iş imkanları da hızla artacaktır.</p>
<p><strong> </strong>13- SERBEST PİYASA SOSYALİZMİNİN DOĞUŞU</p>
<p>Sosyalizmin geçirdiği dönüşümün sonuçları 1990’larda daha da açıklık kazanacak. Bu dönemde sosyalizmi düze çıkarma çabalarına tanık olacağız. Merkeziyetçi planlamaya dayanan ekonomiler, başarısızlığa mahkumdur. Bu açıdan sosyalizm ya değişecek ya da ölecektir. Hükümetlerce sağlanan sosyal hizmetlerin bedeli, tüm toplumun yakasına yapışıyor.</p>
<p>Özetle; dünyada, hükümetlerce yönetilen ekonomilerden piyasalarca yönetilen ekonomilere doğru köklü bir geçiş gözleniyor.</p>
<p>Bu yönelim Tüm dünyayı etkili bir şekilde sararken, az gelişmiş ülkelerde “Sosyal devlet” kavramının yok olmasına neden oldu. Sağlık güvenceleri gevşetildi. Ezilen sınıflar daha da ezildi.</p>
<p>14- EVRENSEL YAŞAM TARZLARI VE KÜLTÜREL MİLLİYETÇİLİK</p>
<p><strong> </strong>Dünyanın büyük kentlerinde yeni bir evrensel yaşam tarzı hüküm sürüyor. Söz konusu yaşam tarzının itici gücü ise, “Tüketici”. Dünya günden güne daha kozmopolitleşiyor. Yiyecek, moda, eğlence ve mutfak kültürleri iç içe geçmiş durumda. Moda uluslararası bir etki yaratmakta, artık bir kadının giyimine bakarak nereli olduğunu anlamanız mümkün değildir. Kitapta bu başlık altında Türkiye ile ilgili tespit ve öngörüler var;</p>
<p>Önümüzdeki onyıllarda Türkiye’de evrensel yaşam tarzı ile karşı görüşün çatışacağı öngörülüyor.  ABDli gazeteci Edward Kodi, Türkiye için “İş adamları batıya doğru Brüksel’e bakarken, minarelerdeki müezzinler doğuya bakıyor” diyor.</p>
<p>Türkiye’de acaba hangi taraf kazanacak, İslam’daki canlanma mı? Yoksa Avrupa Topluluğu mu? Yoksa yaratıcı bir karışı mı?<strong>   </strong></p>
<p>Gelinen noktada ülkemizde İslami canlanma değil ama “Ilımlı İslam” adı altında, İslami yozlaşma sürmektedir. AB perspektifi de tamamen kayboldu. Türkiye sıradan Ortadoğu ülkelerine benzeme yolunda</p>
<p>15- REFAH DEVLETİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ</p>
<p>Özelleştirme ABD’den Çin’e, oradan Afrika’ya kadar her yerde yaygınlaşıyor. ABD’de hapishanelerin yönetimi bile özelleştiriliyor. Özel sosyal güvenlik kurumları gelişiyor.</p>
<p>Yapılan araştırmaların gösterdiği bir başka sonuç ise; yoksul insanlara refah yardımı yerine özel sektörde iş sağlanması olduğudur. Yani, refah sistemi özelleştirilmelidir.</p>
<p>Biz ise AKP iktidarında tersine bir yönelimle, yoksulları yardıma alıştırarak üretimden uzaklaştırmayı tercih ettik.</p>
<p><strong> </strong>16-PASİFİK KUŞAĞININ YÜKSELİŞİ</p>
<p>Beş yüz yıl önce dünyanın ticaret merkezi Akdeniz’den Atlantik’e doğru kaymaya başladı. Günümüzde ise buradan Pasifik’e kaymaya başladı. New York, Paris, Londra’nın yerini Los Angeles, Sydney, Tokyo, Şanghay almak üzere.</p>
<p>Çin kapitalist yolda bu şekilde ilerlemeye devam ederse, Japonya’nın liderliğini elinden alacak gibi. ABD de 1988 de hazırlanan bir rapora göre 2008 yılında Çin ekonomisi ABD’den sonra dünyanın 2’inci büyük ekonomisi olacaktır. Çin artık geriye dönemez, büyük dev uyanmıştır.</p>
<p>Bu öngörüler gerçekleşmiş durumda.</p>
<p><strong> </strong>17-KADIN LİDERLERİN YILLARI</p>
<p>20’inci yüzyılın son 20 yılında kadınlar bilgi çağının yarattığı milyonlarca yeni mesleğin üçte ikisini ele geçirdiler. Bu ataklarını sürdüreceklerdir.</p>
<p>Bilgi toplumunda kurumlardaki yöneticiliğin rolünün liderliğe kaydığını görüyoruz. ABD’de Kendi işinin başında bulunan kadın sayısı erkek sayısının iki katıdır.</p>
<p><strong> </strong>18-BİYOLOJİ ÇAĞI</p>
<p>Biyoteknolojide büyük gelişmelere gebe bir döneme giriyoruz. Elektronik değişim biyolojik değişimi sağlayacak. Biyoteknoloji, bir yandan yaşam standartlarının yükselmesine büyük katkılarda bulunurken, bir yandan da insanları huzursuz eden sorular gündeme getiriyor.</p>
<p>Bilim adamları bir fareyi genetik olarak programlayıp onu kanser hastası yapabiliyorsa, günün birinde bir diktatöre hizmet eden bir bilim adamı da insanları çeşitli hastalıklara yakalatmaz mı? İnsanlık henüz gücü kötüye kullanma alışkanlığından kurtulamamıştır.</p>
<p><strong> </strong>19-ÜÇÜNCÜ BİN YILDAKİ DİNSEL YENİDEN DOĞUŞ</p>
<p>Günümüzde dünya çapında çok mezhepli bir dinsel canlanma yaşanmaktadır. ABD’de “Mormon”ların tarafları artmış, sadece 1987’de 274 bin yeni yandaş kazanmışlardır. Japon Shinto rahibinin ABD ve Brezilya’da 5 milyon izleyicisi var. Bunların %80’i Japon vatandaşı değil.</p>
<p>İslamiyet Türkiye ve Mısır’ın batılılaşmış orta tabakaları arasında yeniden canlılık kazanıyor.</p>
<p>ABD’deki küçük dinlerin (mezheplerin) gelişmelerine bakıldığında şu sonuçlara varmak mümkündür:</p>
<ul>
<li>Mezhepler insanları kendilerine bağlamada başarılı olmuşlardır.</li>
<li>Tutucular ileri teknoloji ve kitle iletişim araçlarını ustaca kullanmışlardır.</li>
<li>Televizyonu bir eğitim aracı olarak vaizler, öğretmenlerden daha etkili olarak kullanmışlardır.</li>
</ul>
<p>Üçüncü bin yıl dönemecinde hurafeler artacak ve “dünyanın sonu” tartışmaları tekrar izlenecektir.</p>
<p>Bu yönelimler ülkemizde aynen gerçekleşmiştir. Ancak bu yönelime bir tepki olarak da “Deizm” ve “Ateizm” e yönelmelerin arttığı gözlenmektedir.</p>
<p><strong> </strong>20-BİREYİN ZAFERİ</p>
<p>20.yüzyılı geride bırakırken bireyin kazandığı üstünlükler tüm yönelimlerin kaynağını oluşturmaktadır. Çünkü yaşadığımız tüm değişimleri, bireyler sürüklemektedirler. Ancak çağa damgasını vuran bu bireyselcilik “herkes kendine” anlayışı değildir. Toplumun tüm sorunlarından kendine sorumluluk payı çıkaran bir bireyselciliktir.</p>
<p>Yeni bin yılda insanlar kendi politik kaderlerini belirlemede daha özgür ve daha çok söz sahibi olacaklardır.</p>
<p>Ülkemizde ise bireyi geliştiren onun yaratıcılığını ortaya çıkaracak bir eğitim sistemi olmadığından, değişimleri algılayıp hayata geçirecek bireyler de yetişmemektedir. Toplumun bir kesiminde birey, kimliğini cemaat-tarikat yapılarında dumura uğratırken, bir diğer toplum kesiminde nemelazımcı, bencil, toplumsal sorumluluktan kaçan, hedefi olmayan bir “yoz bireyselcilik” gelişmektedir.</p>
<p>SONUÇ</p>
<p>Yukarıda satırbaşlarıyla kısaca değindiğimiz yirmi ana yönelim bağlamında ülkemizin ne durumda olduğunu sorgulamak, aynı zamanda “Bilgi toplumu” na doğru olumlu adımlar atabiliyor muyuz? Sorusunun cevabını da aramak anlamındadır.</p>
<p><strong>  </strong>Büyük yönelimlerin ülkemizde yayınlandığı doksanlı yıllarda, bu yönelimler doğrultusunda gelişme sağlayabileceğimiz konusunda bugünkünden çok daha iyimserdik. Zira o günden otuz yıl sonra, yani bugün, demokrasimizin çoğulcu ve katılımcı yönde daha da gelişeceğini, özgürlükler ve hukuk devleti bağlamında çok ileri seviyelere ulaşabileceğimizi umuyorduk. “Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi” gibi ucube bir sistemle, Ortadoğu totaliter rejimlerine benzeyerek, çağdaş demokratik bir yönetimden uzaklaşma yoluna gireceğimizi aklımızdan bile geçirmemiştik.</p>
<p>“Bilgi toplumu” bizim için Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefidir. Bu amaca ulaşmanın yolu, bilgi toplumunun gerektirdiği insan kaynağını yetiştirmekten geçer. Tüm yönelimlerin kaynağı birey olduğuna göre, ilk yapılacak iş bireyi çağın gereklerine göre eğitmektir. Doksanlı yıllarda eğitim sistemimizin, otuz yıl sonra, yani bugün, çağın gerektirdiği dönüşümleri sağlayarak, kendini geliştirerek, bilgi toplumuna uyumlu, aydınlık kuşaklar yetiştireceğini umuyorduk. Günümüzde ise eğitim sistemimiz maalesef, duygu ve değerlere dayalı, ezberci, sorgulayamayan kuşaklar yetiştirme yoluna girmiştir. Bu sistem, bilgi toplumunun ihtiyaç duyduğu yenilikçi, yaratıcı bireyler yetiştiremez. Bu sistemin yetiştireceği donanımsız, “kindar ve dindar” kuşaklar ile bilgi toplumuna ulaşmak, mümkün olamayacaktır.</p>
<p>Yarınlar kimin? Yarınlar bilgi toplumuna uyumlu insan kaynağına (beşeri sermayeye) sahip toplumlarındır. Yarınlar kurum ve kuruluşlarının geleceğe göre geliştiren ve hazırlayan toplumlarındır. Bu toplumlar, bilginin verdiği özgüvenle hiçbir sürprizle karşılaşmadan geleceği telaşsız karşılayabileceklerdir. Bilgi toplumuna kendini hazırlayamayan toplumların ise, fertleri küresel sermayenin birer “tüketici aygıtı”, vatanları birer “sömürge” olmaktan kurtulamayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/buyuk-yonelimlerin-neresindeyiz/">Büyük Yönelimlerin Neresindeyiz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/buyuk-yonelimlerin-neresindeyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HÜLAGÜ HAN</title>
		<link>https://millidusunce.com/hulagu-han/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/hulagu-han/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Talat Şalk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2017 11:19:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Talat Şalk]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.millidusunce.com/?p=6486</guid>

					<description><![CDATA[<p>Orhan YENİARAS’ın yazdığı Bozkırın Gazabı Hülagu Han kitabını yeni bitirdim. Orhan YENİARAS başarılı bir tarihi roman yazarı. Eserlerinde gerçek tarihi kişilikleri anlatıyor, tarihe bağlı kalıyor, olayları değiştirmiyor. Hülagü Han Cengiz Han’ın torunudur. Babası Tuluy Han’ı genç yaşta kaybetmesi sebebiyle Hülagü Han ile ondan yaşça büyük olan kardeşleri Mengü ve Kubilay anneleri tarafından yetiştirilir. Bu sırada [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hulagu-han/">HÜLAGÜ HAN</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhulagu-han%2F&amp;linkname=H%C3%9CLAG%C3%9C%20HAN" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhulagu-han%2F&amp;linkname=H%C3%9CLAG%C3%9C%20HAN" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhulagu-han%2F&amp;linkname=H%C3%9CLAG%C3%9C%20HAN" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhulagu-han%2F&amp;linkname=H%C3%9CLAG%C3%9C%20HAN" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhulagu-han%2F&#038;title=H%C3%9CLAG%C3%9C%20HAN" data-a2a-url="https://millidusunce.com/hulagu-han/" data-a2a-title="HÜLAGÜ HAN"></a></p><p>Orhan YENİARAS’ın yazdığı Bozkırın Gazabı Hülagu Han kitabını yeni bitirdim. Orhan YENİARAS başarılı bir tarihi roman yazarı. Eserlerinde gerçek tarihi kişilikleri anlatıyor, tarihe bağlı kalıyor, olayları değiştirmiyor.</p>
<p>Hülagü Han Cengiz Han’ın torunudur. Babası Tuluy Han’ı genç yaşta kaybetmesi sebebiyle Hülagü Han ile ondan yaşça büyük olan kardeşleri Mengü ve Kubilay anneleri tarafından yetiştirilir. Bu sırada kağanlık tahtında Ogeday Kağan oturmaktadır.</p>
<p>Hülagü Han’ın annesi Sorkotani Beki, akıllı ve ileriyi gören bir kadındır. Tuluy’un erken yaşta ölümünden sonra, Tuluy’a kalan toprakları naip olarak idare eder.</p>
<p>Oğullarının ileride Moğol büyük kağanı olabileceğini düşünen Sorkotani Beki, eğitimlerine çok özen göstermiş, devrin en önemli ilim adamlarını, onları yetiştirmekle görevlendirmiştir. Böyle bir eğitim süreci yaşayan Mengü, Hülagü ve Kubilay Moğol Cihan Devletini yönetecek bilgi ve yeteneğe sahip olarak yetiştiler.</p>
<p>***</p>
<p>Moğol Devletini anlatırken önce Cengiz Han’dan bahsetmek gerekir. Cengiz tarihin kaydettiği en büyük cihangirlerdendir. O’na göre; Gök Tanrı nasıl tekse yeryüzünde de tek hükümdar olmalıdır. Yeryüzü tek devletin idaresinde olursa insanlar birbirleriyle boğuşmayacak, yok yere kan dökülmeyecektir.</p>
<p>Cihan devleti kurmak, insanlığı bir bayrak altında toplamak, Oğuz Kağan’dan beri bütün Türk devletlerinin ülküsü olmuştur.</p>
<p>İlkokulda okuduğum yıllarda, Türk büyüklerini tanıtan küçük kitaplar çıkardı. Her çıkan kitabı alır, okurdum. Cengiz Han da Türk büyükleri serisinde çıktı. Hayatını ilk defa bu kitaplarda okudum ve Onu Türk büyüğü olarak tanıdım. Sonra Moğolların Türk olmadığını öğrendim. Lise tarih kitabımızda Moğolların uzun asırlar Türk idaresinde yaşadığı, Türklerin hayat tarzını, geleneklerini benimsediklerini, Cengiz Han’daki cihana hakim olma düşüncesinin Türklerden geçtiğini yazıyordu.</p>
<p>Cengiz Han Türk olmasa dahi kurduğu imparatorluk yalnızca Moğollara dayanmıyordu. İmparatorluğun başarısında Moğollar kadar Türkler de pay sahibiydi. Cengiz ordularının yönetiminde çok sayıda Türk komutan görev almıştı.</p>
<p>Lisede hocamdan duymuştum, Cengiz Han “nerede Türk varsa, oraya kadar giderim” demiş. Bu sözü söylediyse Cengiz Han’da da kendinden önce gelen büyük Türk kağanları Mete ve Bilge Kağanlar gibi, bütün Türkleri bir bayrak altında toplama düşüncesinde olduğu anlaşılmaktadır. Cengiz’in sonra gelen oğlu Ogeday’ın ölümünden sonra yerine, Kurultay tarafından Hülagü’nün büyük kardeşi Mengü kağan seçilir.</p>
<p>Mengü Kağan’ın da hedefi vardır ve bellidir. Cengiz Han bir cihan imparatorluğu kurmuş ancak o zaman bilinen dünyanın bütün ülkelerini imparatorluğuna bağlayamamıştır. Buna ömrü yetmemiştir. Cengiz Han’ın yarım bıraktığı tamamlanmalı, Cihan’ın geri kalan kısmı da imparatorluğa bağlanmalıdır. Mengü Kağan, Kubilay ve Hülagü Hanlar bu ülküyle yetişmişlerdi.</p>
<p>Cengiz Han’ın yarım bıraktığı ve ondan sonra Mengü Han’ın bitiremediği işi tamamlayacak kişi Hülagü Han’dır. Gerçekten iyi bir savaşçıdır.</p>
<p>Yüz elli bin kişilik bir ordu hazırlanır. Ordunun geçiş yolları, köprüler önceden onarılır, iaşesi için gerekli tedbirler alınır. Karların erimesi ile birlikte Hülagü Han’ın ordusu Karakurum’dan batıya doğru yürüyüşe geçer.</p>
<p>Hülagü Han’ın ilk işi Hasan Sabbah’ın fedailerinin barınağı olan Alamut Kalesi ve bu kaleye bağlı diğer 4-5 küçük kaleyi almak olur. Alamut Kalesini temellerine kadar yıkacaktır.</p>
<p>Buradan yoluna devam eder. En son Bağdat’a gelir. Halife’den kendisine biat etmesini ve yanına gelmesini ister. Halife, Hülagü’ye elçi gönderir, Moğol İmparatorluğuna tabi olmayı kabul ettiğini, ancak yanına gelemeyeceğini bildirir.</p>
<p>Hülagü Han, Halife’nin kendisini oyaladığını düşünür ve Bağdat’ı kuşatır.  Mancınıklar Bağdat’ı dövmeye başlar.</p>
<p>Moğol ordularının Cengiz Han’dan beri uyguladıkları bir savaş hukuku vardır. Bu hukuka göre, önce kuşatılan kalelerin savaşsız teslim olması istenir. Kale teslim olmayı kabul eder ve savaşsız alınırsa, şehrin idarecilerine de halkına da dokunulmaz. Oraları artık imparatorluk toprakları, halkı da kendi halkı olmuştur.</p>
<p>Fakat şehirler teslim olmayı kabul etmez ve kan dökülerek alınırsa, o şehri savunan askerlere de, idarecilerine de, halka da çok acımasız olunur, katliam yapılır.</p>
<p>Bağdat’a da aynı yasa uygulanır. Katliam günlerce sürmüş, masum halk katledilmiş, şehir yağmalanmıştır.</p>
<p>Hülagü, Bağdat’ta durması gereken yerde durmamıştır. İdarecilerinden habersiz kale kapılarını açan ve teslim olan sivil halkı da katlettirmiştir. Bağdat, O devirde Abbasi halifelerinin merkezi, Kültür ve medeniyet kenti, İslam dünyasının en önemli şehridir.</p>
<p>Bağdat’ta yaptığı bu katliam ve yağma sebebiyle Hülagü Han, İslam Dünyasında sevilmez. Zalim bir kişi anlatılırken; “Hülagü Han mısın behey zalim?” denir olmuştur.</p>
<p>Ne var ki o devirlerin savaş hukuku Hülagü Han’ınkinden farklı değildir. On dördüncü asırda yaşayan Timur da aynı savaş hukukunu uygulardı.  Hatta belki Hülagü’den fazla katliam yaptırdı.  Anadolu Seferinde kuvvetli ordusuna kahramanca direnen Sivas’ı yağmalatmış, katliam yapmıştır.</p>
<p>Aynı Timur Ankara Savaşı’ndan sonra yürüyüşüne devam etmiş, Osmanlı’nın o günkü başkenti Bursa’yı günlerce yağmalatmıştır.</p>
<p>Hülagü Han Bağdat’ta iken Mengü Kağan’ın öldüğü haberini alır.  Bu sırada Mısır seferine hazırlanmaktadır. Haberi alınca Mısır’ın imparatorluğa katılması işini komutanlarına bırakıp, ordunun yüz bin kişisiyle Tebriz’e hareket eder. Mısır’ın alınması için elli bin kişiyi yeterli görür. Ancak bu ordu, beklenmedik bir şekilde, Kölemen sultanı Kutuz’a yenilir.</p>
<p>Bu yenilgi, o güne kadar yenilgi yüzü görmemiş olan Moğol ordularının, hiçbir şekilde yenilemeyeceği düşüncesinin de yanlış olduğunu, Moğolların da pekala yenilebileceğini gösterir. Hülagü Han, Ayn Calud yenilgisine çok üzülür. Bu sırada Altınordu hükümdarı Berke han ile de arası iyi değildir. Karşılıklı zıtlaşmalar, kardeş çocuğu olan iki hükümdarı karşı karşıya getirir. Terek Irmağı civarında yapılan savaşı Altınordu hükümdarı Berke kazanır. Ve bu mağlubiyet Hülagü için yıkım olur.</p>
<p>Cengiz han’ın ömrünün yetmemesi sebebiyle yarım bıraktığı işi tamamlamak, Cihanın geri kalan ülkelerini Cengiz İmparatorluğuna bağlamak en büyük hayaliyken, Ayn Calud ve Terek Irmağı kenarındaki yenilgiler bunu engellemiştir.</p>
<p>Hülagü çok iyi yetiştirilmişti, iyi bir askerdi. Askeri başarılar da kazandı. Alamut Kalesini zapt etti, Abbasi devletine son verdi. En büyük hatası, Bağdat’ta yaptığı büyük katliam ve yağmaydı. Bağdat’ın İslam dünyasındaki yerini ve değerini görmeliydi ancak bunu göremedi. Bu yağma ve katliamı, Müslümanlığı kabul eden amcasının oğlu, Altınordu hükümdarı Berke han bile hoş görmedi.</p>
<p>Hülagü han Berke mağlubiyetinden sonra fazla yaşamadı, sağlığı bozuldu. Hekimlerin bütün uğraşlarına rağmen iyileşemedi ve 46 yaşında hayatını kaybetti.</p>
<p>***</p>
<p>Güzide romancımız Orhan YENİARAS’ı tarihi gerçeklere sadık kalarak yazdığı mutlaka okunması gereken bu güzel romanı için kutluyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/hulagu-han/">HÜLAGÜ HAN</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/hulagu-han/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüfek, Mikrop ve Çelik</title>
		<link>https://millidusunce.com/tufek-mikrop-ve-celik/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/tufek-mikrop-ve-celik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2016 06:24:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[Jared Daimand]]></category>
		<category><![CDATA[Tüfek Mikrop Çelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.millidusunce.com/?p=5772</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tubitak popüler bilim serisinden yayımlanan, bugüne kadar 26.ncı baskısı yapılan, 662 sayfa hacmindeki bu eser ABD li fizyoloji profesörü Jared Diamond tarafından yazılmıştır.  Kitapta, Son buzul çağından günümüze kadar geçen 13 bin yıllık uygarlığın doğuşu, yayılması ve yayılmasını etkileyen çevre faktörleri incelenerek, yaşanan tarihi olaylara bir başka açıdan bakabilmek amaçlanmaktadır.  Dünyanın bazı bölgelerinde metal aletlere [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tufek-mikrop-ve-celik/">Tüfek, Mikrop ve Çelik</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftufek-mikrop-ve-celik%2F&amp;linkname=T%C3%BCfek%2C%20Mikrop%20ve%20%C3%87elik" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftufek-mikrop-ve-celik%2F&amp;linkname=T%C3%BCfek%2C%20Mikrop%20ve%20%C3%87elik" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftufek-mikrop-ve-celik%2F&amp;linkname=T%C3%BCfek%2C%20Mikrop%20ve%20%C3%87elik" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftufek-mikrop-ve-celik%2F&amp;linkname=T%C3%BCfek%2C%20Mikrop%20ve%20%C3%87elik" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftufek-mikrop-ve-celik%2F&#038;title=T%C3%BCfek%2C%20Mikrop%20ve%20%C3%87elik" data-a2a-url="https://millidusunce.com/tufek-mikrop-ve-celik/" data-a2a-title="Tüfek, Mikrop ve Çelik"></a></p><p style="text-align: justify;">Tubitak popüler bilim serisinden yayımlanan, bugüne kadar 26.ncı baskısı yapılan, 662 sayfa hacmindeki bu eser ABD li fizyoloji profesörü Jared Diamond tarafından yazılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Kitapta, Son buzul çağından günümüze kadar geçen 13 bin yıllık uygarlığın doğuşu, yayılması ve yayılmasını etkileyen çevre faktörleri incelenerek, yaşanan tarihi olaylara bir başka açıdan bakabilmek amaçlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Dünyanın bazı bölgelerinde metal aletlere sahip olan okur-yazar toplumlar ortaya çıkarken, bazı bölgelerinde çiftçilikle uğraşan toplumlar, diğer bazı bölgelerinde ise, taş aletler kullanarak avcı-toplayıcılıkla geçinen toplumlar oluşmuş ve ilk gruptakiler diğerlerine üstünlük kurabilmiş ve yok edebilmiştir</p>
<p style="text-align: justify;"> Arnold Toynbee, dünyada gelişmiş 23 uygarlığın 19 unun Avrasyalı olduğunu tespit etmiştir. Toplumların gelişmişlik farklarının kökeninin tarih öncesine dayandığı konusunu tarihçiler genellikle gözardı etmişlerdir. Kitap, bu düşünceden hareketle aşağıdaki soruların ve benzerlerinin cevabını arayarak uygarlık tarihine ışık tutmaya çalışır:</p>
<p style="text-align: justify;">-Niçin silahlar, mikroplar ve çelik Afrika ve Amerikan yerlilerinin değil de Avrupalıların payına düşmüştür?</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; Geçmişte tarımsal üretim merkezleri olan, İran, Irak, Afrika’nın Sahel kuşağı şimdi neden kıtlık çekiyor da, yakın çağlara kadar yiyecek üretimini bilmeyen Kaliforniya, Güney Avusturalya, Güney Afrika gibi bölgeler dünyanın en önemli tarımsal üretim merkezleri olabilmişlerdir?</p>
<p style="text-align: justify;"> Zamanı Geriye Sararsak</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar, İnsanoğlunun ilk olarak Amerika kıtasını keşfettiğinde fark ettiği kıtalararası gelişmişlik farklarını incelemesine başlarken, gelişim yönünden tüm dünyamızın eşit olduğu bir döneme kadar zamanı geriye sarmak, bunun için de günümüzden 13 bin yıl geriye gitmek gerektiğini düşünür. Kitabı yazmadan önce, saha araştırmalarına 1972 yılında hala “avcı toplayıcı” bir gelişim aşamasını yaşayan, Papua Yeni Gine’nin yağmur ormanlarındaki toplulukları inceleyerek başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar’a göre, 7 milyon yıl önce Afrika’da ortaya çıkan insanlık, 1 milyon yıl önce Ortadaoğu üzerinden Güneydoğu Avrasya’ya,  500 000 yıl önce Batı Avrasya ve Orta Avrasya’ya, 40 000 yıl önce Avusturalya’ya, 20 000yıl önce Bering Boğazına,  12 000 yıl önce Bering’den  Alaska’ya,  oradan Kuzey Amerika’ya,  11 000 yıl önce Orta Amerika’ya, 10 000 yıl önce de Güney Amerika’ya,  2 000 yıl önce de Grönland’a  yayılmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Dünyaya yayılan bu insanların uygarlıkta vardıkları aşamalardan ve birbirleriyle ilişkilerinden ilginç ve önemli gördüklerimizi aktararak, uygarlık tarihine kısaca bir göz atalım.</p>
<p style="text-align: justify;"> Avcı-Toplayıcılıktan Tarım Toplumuna</p>
<p style="text-align: justify;"> Son derecede zengin bir bitki ve hayvan varlığına sahip Güney-Batı Asya’da (Ortadoğu-bereketli hilal- Mezopotamya birlikte anlaşılmalıdır) insanları avcı toplayıcılıktan tarım toplumuna geçmeye zorlayan neden, burada son buzul çağından(M.Ö. 11 000)  bir müddet sonra baş gösteren kuraklık olmuştur. İnsanoğlu yiyecek kıtlığı çekince yiyecek üretip depolayarak ihtiyacını karşılamaya mecbur kalmıştır.  Tarıma geçiş insanlık için bir dönüm noktasıdır. Arpa, buğday nohut MÖ 8000 lerde burada, pirinç, mısır, baklagiller sonraları Çin’de yaban atalarından evcilleştirilmiştir.(kültüre alınmıştır)</p>
<p style="text-align: justify;"> Bereketli Hilalde ilk evcilleştirilen (aşılanarak) 4 meyve; Zeytin, üzüm, incir ve hurmadır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Ortadoğu’da çok miktarda bulunan ve insanların avlayarak et ihtiyacını karşıladığı ceylan sayısındaki azalma, çitçileri yaban hayvanlarını ehlileştirmeye zorlamıştır. İlk ehlileştirilenler; Bu bölgede koyun keçi inek, diğer bölgelerde de at, eşek, Hint mandası, lama-alpaka, çift hörküçlü deve ve Arap Devesi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"> At M.Ö. 4000 lerde Karadeniz’in kuzeyinde ehlileştirilmiş, sonraları da gücünden yararlanılmıştır. Atlar eskiçağ savaşlarının jeep ve tankları idi. At üzerinde uzun süre kalmayı ve dövüşmeyi sağlayan eyer ve üzengi bulunduktan sonra,  Hunlar ve Asya steplerinin başka halkları oralardan gelip, Roma İmparatorluğunu titretmişlerdir. Atları savaş alanındaki tahtından ancak birinci dünya savaşında kamyon ve tank indirebilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bitki ve hayvan evcilleştirmesinin yanında süt sağma, meyve ağacı yetiştirme, bira ve şarap üretimi gibi yenilikler de Bereketli Hilal’den önce yakın olan Mısır’a (Nil Vadisine) taşındı ve oradaki medeniyetin doğmasına neden oldu. M.Ö. 5000 lerde yiyecek üretimi Güney ve Batı Avrupa’ya yayıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bitki, Hayvan ve İcatların Yayılması</p>
<p style="text-align: justify;"> Şimdi, hayvan, bitki, tarım ve hayvancılık tekniklerinin bölgeler ve kıtalararası yayılması konusunda insanlık tarihi boyunca geçerli olmuş doğal bir kuraldan söz edeceğim. Kural şudur; “Yayılma doğu-batı ekseninde kolay ve hızlı, güney-kuzey ekseninde ise zor ve yavaş seyreder”.  Bu basit doğal kural, doğu-batı ekseninde yüzlerce, binlerce kilometre boyunca, sıcaklık, gün uzunluğu, güneşlenme süresi gibi iklim koşullarının (rakım dışlanarak) çok az değiştiği, güney–kuzey ekseninde ise bu değişimin kısa mesafelerde çok daha keskin olduğu gerçeğine dayanır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Avrasya’nın doğu-batı yani uzun ekseni Çin’den Hollanda’ya 12 bin km. dir. Amerika’nın uzun ekseni ise kuzey kutbundan güney kutbuna 11bin 400 km. dir. Amerika’nın doğu-batı ekseni kısa olup orta Amerika’da ise çok dardır. Yayılma açısından Avrasya çok şanslıydı. Bir başka deyişle coğrafya Avrupalıların yanındaydı.</p>
<p style="text-align: justify;"> Eksen farklılığı dışında yayılmayı engelleyen diğer bir faktör coğrafi engeldir. Bereketli Hilalden Mısıra giden bitki ve hayvanlar Etiyopya’dan güneye geçemedi. Aradaki Tropik Kuşak bunu engelledi. At, sığır, koyun ve keçi MS 100 yılına kadar Güney Afrika’ya geçemedi. Buna mukabil bu türler evcilleştirilmelerinden 2000 yıl sonra Balkanlar’a ulaştı. Benzer şekilde Meksika’nın evcil hindisi ve Kuzey Amerika’nın ayçiçeği tropik kuşağı aşıp And’lara (Şili’ye) ulaşamadı. (Kitapta değinilmeyen ancak bu kuralın tarihte başka bir yansımasına dikkat çekmek isterim. Tarihte büyük istila ve seferler de gene doğu-batı ekseninde cereyan etmiştir. Yani bitki ve hayvan yayılışındaki kural, çok uzun mesafeli fetih ve istilalarda da geçerli olmuştur. Moğolların, Hunların 7-8 bin Km. katederek Avrupa’ya dayanmaları, Makedonyalı Büyük İskender’in İran’a, Pers kralı Darius’un Makedonya’ya seferleri, Haçlı seferleri gibi birçok sefer, hep doğu-batı eksenindedir. Kuzey-güney ekseninde bu uzunluktaki seferlere keskin değişikliklerden dolayı iklim şartları izin vermezdi. Nitekim Cengiz Han’ın İran’a geldiğinde güneye- Hindistan’a doğru keşif kolu gönderdiği, oraların “çok sıcak” olduğunu öğrenince de batıya yöneldiği kaydedilir.)</p>
<p style="text-align: justify;">Tekerlek MÖ 3000 yıllarında, Alfabe MÖ. 1500 yıllarında Güney-batı Asya’da bulundu. Bin yıl içinde Batıda Kartaca’ya, Doğuda Hindistan’a kadar yayıldı. Buna karşılık Bereketli Hilalden bağımsız olarak Orta Amerika’da bulunan tekerlek ve yazı, Güney Amerika’ya İki bin yılda ulaşamadı. MÖ 3500 lerde evcilleştirilen Andlar’daki Lama da kuzeye doğru 2000 Km. lik mesafeyi aşarak Orta Amerika’ya ulaşmak için 4000 yıl bekledi. Ama Fransa ile Çin arasındaki uzaklık 12 000 Km. olmasına rağmen At ile tekerlek kısa sürede buluşturuldu, paylaşıldı.</p>
<p style="text-align: justify;"> Avrasya’da hayvanların evcilleştirilmesi ile birlikte çiçek, kızamık, tifüs, veba, kolera gibi birçok ölümcül hastalık da hayvanlardan insanlara geçti. Avrasya ve Kuzey Afrika’da zamanla insanlar bu hastalıklara karşı bağışıklık kazandılar.</p>
<p style="text-align: justify;"> Amerika Kıtasının Fethi</p>
<p style="text-align: justify;"> Avrupalılar ve Amerikan yerlileri arasındaki birçok savaşın en dokunaklısı, 16 kasım 1532 de Peru’nun bir dağ kasabası olan Cajamarca’da İnka İmparatoru  Atahualpa ile İspanyol fatih  Francisco Pizarro arasındaki savaştır. Pizarro 62 atlı ve 106 piyadeden oluşan 168 askeri ile Seksen bin kişilik yerliyi teslim almıştı. Yazıyı kullanan, tüfekleri ve çelik kılıçları olan İspanyollar, diğer yerlilere de üstünlük kurmuş olan İnkaları yenmişti.</p>
<p style="text-align: justify;"> Daha sonra benzer şekilde bir başka savaşta da Cortes,  Aztekleri teslim almıştı.</p>
<p style="text-align: justify;"> Panama ve Bolivya’ya 1526 da gelen İspanyollar’ın yerli halka bulaştırdığı çiçek hastalığı İnka İmparatoru Huayna Capac ve saray halkının çoğunun ölmesine neden olmuştur. Bağışıklığı olan insanlardan bağışıklığı olmayan yerlilere bulaşan çiçek, kabakulak, grip, veba, tifüs mikropları Avrupalıların Amerika Kıtasını fethinde önemli bir rol oynamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> İkinci Dünya Savaşına kadar savaşlarda ölenlerin çoğu savaş yaralarından değil, savaşla taşınan hastalıklardan ölüyorlardı. Galipler iyi komutana veya iyi silaha sahip olanlardan ziyade düşmana bulaştıracak en berbat mikroplara sahip olanlardı. İnsanlık tarihinin en büyük salgını Birinci dünya savaşındaki 21 milyon insanın ölümüne yol açan “grip” salgını idi. 1346- 1352 tarihleri arasında Avrupa nüfusunun dörtte biri “veba” dan ölmüştür</p>
<p style="text-align: justify;"> Avrasya’dan Yeni Dünyaya birçok mikrobun taşınmasına karşılık, biraz şüpheli olmakla birlikte oradan Avrasya’ya taşınan mikrop ise sadece “firengi” dir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Tarih boyunca halkların kendi hakimiyet alanlarını genişletmelerinde silah ve ulaşım teknolojisi en önemli etken olmuştur. Uzak mesafe akınlarını mümkün kılan şey bir yönüyle “tüfek” ise, diğeri de evinden uzaktaki savaşçıları doyurmak için çok önemli görev yapan “Patates” tir. Çünkü, patates çok miktarda ürün fazlası veriyor, savaşçıları besliyordu. Biraz hafife almak gibi olacak ama bu savaşlara “Patates Savaşları” denildiği de olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"> İcatlar</p>
<p style="text-align: justify;"> Niçin icatlar önce Avrasya’da gelişti? Çünkü icadın anası ihtiyaçtır. Ancak birçok icadın gerisinde merak ve tamircilik etkeni de vardır. Edison 21 Ekim 1879 gecesi bulduğu “ampul” ü 1841 den beri birçok mucidin bulduğu patentli elektrik ampullerini geliştirerek yapabilmişti. Buna benzer birçok örnek sayılabilir. Yani, mucit olarak bilinen bütün ünlü kişilerin öncülleri ve ardılları vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"> MÖ 2000 lerde Mezopotamyalılar asfaltlı kayaları eriterek petrol elde ediyorlardı. Daha sonraları M.S 1100 lerdeki İslam kaynaklarında 7 değişik barut tarifi bulunmaktadır. Müslümanların Haçlıları püskürtmek için roketlerle (mancınıklarla) attıkları yanıcı maddeler etkili olmuştur. 19 asra gelince petrol damıtılarak elde edilen yağ, gaz lambalarında kullanılıyor, benzin de kullanılamaz bir ürün olarak çöpe atılıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"> Teknolojik yenilikleri benimseme konusunda toplumlar farklı davranışlar sergilemişlerdir. Teknoloji de tarihin en önemli devindirici gücünü oluşturmuştur. Günümüzde Ortadoğu’nun Müslüman Toplumları göreceli olarak tutucu ve teknoloji üretimi yönünden ön saflarda yer alamıyorlar. Fakat geçmişte çağdaş Avrupa’dan ileriydiler, daha fazla okur-yazar insana sahiptiler. Yunan uygarlık mirasını öyle özümsemişlerdi ki, Batı dünyası eski Yunan’a ait kitapların çoğunu Arapça tercümelerinden öğrenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yazar, araştırmaları sırasında tanıdığı Yeni Gineliler arasında gizli nice Edison’ların olduğunu belirterek, onların sorununun sık yağmur ormanlarında dışarıdan hiç bir şey almadan hayatta kalabilmek olduğunu kaydediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> Klandan İmparatorluğa</p>
<p style="text-align: justify;"> Kültür antropologları toplumları anlamak için 4 gruba ayırırlar; Oba, kabile,  şeflik ve devlet. Günümüzde yerleşik hayata geçememiş toplum örnekleri hala vardır. Yeni Gine’de avcı-yiyecek toplayıcı klanlar yaşamaktadır. Bunlardan Fayu’lar  4 klan halinde 400 kişiden oluşurlar.1979 dan beri, on yıldır, ABD li bir misyoner çift onlarla yaşamaktadırlar. Günümüzde Yeni Gine ve Amazonlarda yaşayan pek çok kabile çağdaş toplumla tanışmalarını misyonerlere borçludurlar. Yeni Gine’de, obadan sonraki yapı olan “kabile”nin 65 köy ve 12 bin kişiden oluşan örneği olarak Foreler bulunmaktadır. Şeflik, kabileden hayli büyüktür. Bunlara Polinezya adalarında, Hawai ve Taiti’de rastlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">  Yönetim, din, mikrop ve yazı-teknoloji tarihin genel seyrini etkileyen 4 ana etmendir.   Yelpazenin iki ucundaki Çağdaş Amerikan toplumu ile Fayu’ları ayıran şeyler; Güvenlik gücü, para, zengin-yoksul farkları, pek çok siyasal ekonomik, toplumsal kurumların varlığı veya yokluğudur.</p>
<p style="text-align: justify;"> Şeflikler şeflikleri ele geçirerek ya da onlarla birleşerek “devlet “büyüklüğüne ulaşır. Devletler başka devletleri ele geçirerek “İmparatorluklar” haline gelirler.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yiyecek üretimi ve nüfus artışının getirdiği karmaşıklık,  devlet yönetimini şart kılmıştır. Toplumu oluşturan insanların sayısı arttıkça sorunlar astronomik şekilde büyür. (20 kişilik bir oba,  20&#215;19:2= 190 ikili ilişki içerir. Ama  2000 kişilik bir obada bu sayı 1 999 000’a ulaşır.)Devleti zorunlu kılan diğer nedenler ise, anlaşmazlıkların önlenmesi, toplumsal kararlar alabilme, ekonomik kaygılar, mal değiş-tokuşu, ihtiyaçların karşılanması….vb.</p>
<p style="text-align: justify;"> Amerika’daki ilk koloni 1508 de Panama kıstağında kuruldu 1520 de Aztekler, 1533 de İnkalar  ele geçirildi. Birçok yerli gurup ise hastalıktan kırıldı. Kaliforniya’da yüz küçük kabileden oluşan200 000 yerli vardı 1848-52 deki “Altına Hücum” istilası sonunda yok oldular.</p>
<p style="text-align: justify;"> Orta ve Güney Amerika’da yerli nüfusu o kadar fazla idi ki, günümüzde bile, Peru, Bolivya, Meksika ve Guatemala’da hala yerliler vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"> Sonuç yerine</p>
<p style="text-align: justify;"> 13 000 yıllık insanlık tarihini 600 sayfalık bir kitaba sığdırmak demek, her kıtaya her 150 yıl için bir sayfa ayırmak anlamına gelir ki, bu da kısalığı ve basitliği kaçınılmaz kılar. Şu da bir gerçek ki, bölgeleri uzun dönemli karşılaştırdığınız zaman, tek bir toplumu kısa dönemde incelediğinizde kavrayacağınızdan daha fazla şeyleri kavrarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">  Kitapta ulaşılan önemli çıkarımları ve kimi soruların cevaplarını toparlayacak olursam:</p>
<p style="text-align: justify;"> 1-Tarih farklı halklar için farklı yönde gelişti ama bu, çevresel faklardan dolayı öyle oldu, o halkların biyolojik farklılıklarından dolayı değil. Günümüzde Papua Yeni Gine’nin yağmur ormanlarında hala avcı-toplayıcı olan insanlar, gelişmiş toplum insanından daha az zeki veya daha az yaratıcı değildirler. Zor çevre koşulları ile savaşmaktan yeni bir teknoloji üretmeye zaman ayıramamaktadırlar. Gelişmiş toplumun insanları da yağmur ormanlarındaki o şartlara maruz bırakılsa, yerlilerin o zorlukları aşmakta iken sergiledikleri hünerlerin birçoğunu sergileyemeyeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"> 2-Uzun ekseninin doğu-batı yönünde olmasından dolayı Avrasya’da bitki, hayvan ve bilgi yayılması diğer kıtalara göre daha hızlı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"> 3- Bereketli Hilal ve Çin, binlerce yıllık önderliği niçin yarışa daha geç başlamış Avrupa’ya kaptırdılar?</p>
<p style="text-align: justify;">  Bu coğrafyada doğal kaynaklar aşırı kullanılmış, doğal denge bozulmuş, zaten yetersiz olan yağışlar nedeniyle de kuraklaşmış ve çölleşme süreci hakim olmuştur. Kitapta değinilmeyen birkaç nedeni ilave etmek gereği duyuyorum. Haçlılar, Moğollar başta olmak üzere daha birçok irili ufaklı göç ve istilaya maruz kalması, bu bölgedeki doğal dengenin bozulmasını hızlandırmıştır. Bu bölgede Avrupa gibi bir mülkiyet anlayışı hakim olamamıştır. Araziyi sahiplenen bir burjuva sınıfı doğmamıştır. Göreceli olarak üstün uygarlık düzeyine ulaştıkları dönemlerde (MS. 800-1200) bile “mülk ya Allah’ın, ya da hükümdarın” sayıldığı için kullanıcılar tarafından hiçbir arazi iyileştirmesi yapılmamıştır. (sosyal çalkantılar, mezhep çatışmaları, emperyalistlerin bölgedeki doğal kaynakları sömürmesi, halkların geri bırakılmışlığı…..gibi nedenleri ayrı tutarak)</p>
<p style="text-align: justify;"> Çin’de ise durum farklıdır. Çin, her dönemde tarıma elverişliliğini sürdürmüştür. Kağıt, barut, matbaa gibi icatları yapabilmiştir. Kolomb, 3 çelimsiz gemi ile yeni Dünya’ya açılırken, Çin’in Büyük Okyanus’ta dolaşan 120 metrelik yüzlerce gemilik filoları vardı. Bu üstünlüklere rağmen Çin’in geri kalmasının nedeni, MS.1405-1433 yılları arasında Çin Sarayındaki taht kavgalarıdır. Önce tersaneler kapatıldı. Ve devamı geldi.  MS. 1450 yıllarına kadar Çin teknolojisi de Avrupa’dan ileriydi. Avrasya’nın teknolojik üstünlüğü 1492den sonra yön değiştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">  4-Neden Çin değil de Avrupa, Yeni Dünya’ya açılabildi?</p>
<p style="text-align: justify;"> Tarihte siyasal parçalanmışlık,  Çin için yıkıcı olurken Avrupa için farklı sonuç vermiştir.  Avrupa’nın parçalanmışlığı devletlerarası rekabeti besleyerek, yenilikçi insanları destekleyerek, o insanları zulümden koruyarak, teknolojinin, bilimin ve kapitalist gelişmenin önünü açmıştır. Çin’in sağladığı birlik bunu açamamıştır. Aksine engellemiştir. Buna karşılık Avrupa’daki aynı siyasal parçalanmışlık, Dünya Savaşlarında da ters sonuç vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> 5-Amerika ve Avusturalya’yı niçin Avrupalılar sömürgeleştirebildiler?</p>
<p style="text-align: justify;"> Nedenleri kısaca: a-Kapitalizmin ve Tüccar sınıfının gelişmesi b&#8211;İcatların ve patent haklarının korunması c-Ezici vergilerin konmamış olması d-Yunan-Musevi-Hıristiyan geleneğine bağlı olarak eleştirel, deneysel araştırma mirasına sahip olunması e-Sahip olunan silahlar f-Tabana yayılmış bir okur-yazarlık g-Keşif ve istila programlarını yürütebilecek siyasal bir organizasyon.(Güçlü devlet yapıları).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tufek-mikrop-ve-celik/">Tüfek, Mikrop ve Çelik</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/tufek-mikrop-ve-celik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MDM Temel Eserler Serisi &#8211; &#8220;Laiklik&#8221; Kitabı Çıktı!</title>
		<link>https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Aug 2016 16:48:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZKÜLTÜR VE SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[ZZMDM KULTUR&SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[ZZYayınlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Etem ruhi Fığlalı]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=5183</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Milli Düşünce Merkezi, Temel Eserler Serisi Kitaplarından, Ethem Ruhi Fığlalı&#8217;nın yazdığı &#8220;LAİKLİK&#8221; kitabı Panama Yayıncılık&#8217;tan çıkmıştır.  Derneğimizden ve bütün kitapçılardan temin edebilirsiniz.. http://www.panamayayincilik.com/tanim.asp?sid=XIU1650Z083Q2J7D3H74</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/">MDM Temel Eserler Serisi &#8211; &#8220;Laiklik&#8221; Kitabı Çıktı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti%2F&amp;linkname=MDM%20Temel%20Eserler%20Serisi%20%E2%80%93%20%E2%80%9CLaiklik%E2%80%9D%20Kitab%C4%B1%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti%2F&amp;linkname=MDM%20Temel%20Eserler%20Serisi%20%E2%80%93%20%E2%80%9CLaiklik%E2%80%9D%20Kitab%C4%B1%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%21" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti%2F&amp;linkname=MDM%20Temel%20Eserler%20Serisi%20%E2%80%93%20%E2%80%9CLaiklik%E2%80%9D%20Kitab%C4%B1%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti%2F&amp;linkname=MDM%20Temel%20Eserler%20Serisi%20%E2%80%93%20%E2%80%9CLaiklik%E2%80%9D%20Kitab%C4%B1%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti%2F&#038;title=MDM%20Temel%20Eserler%20Serisi%20%E2%80%93%20%E2%80%9CLaiklik%E2%80%9D%20Kitab%C4%B1%20%C3%87%C4%B1kt%C4%B1%21" data-a2a-url="https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/" data-a2a-title="MDM Temel Eserler Serisi – “Laiklik” Kitabı Çıktı!"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Milli Düşünce Merkezi, Temel Eserler Serisi Kitaplarından, Ethem Ruhi Fığlalı&#8217;nın yazdığı &#8220;LAİKLİK&#8221; kitabı Panama Yayıncılık&#8217;tan çıkmıştır.  Derneğimizden ve bütün kitapçılardan temin edebilirsiniz..</p>
<p><a href="http://www.panamayayincilik.com/tanim.asp?sid=XIU1650Z083Q2J7D3H74">http://www.panamayayincilik.com/tanim.asp?sid=XIU1650Z083Q2J7D3H74</a></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/">MDM Temel Eserler Serisi &#8211; &#8220;Laiklik&#8221; Kitabı Çıktı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/mdm-temel-eserler-serisi-laiklik-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AMA HANGİ ATATÜRK</title>
		<link>https://millidusunce.com/5145-2/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/5145-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2016 17:18:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ATATÜRK 'E DAİR]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Bozatlı]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZManşet]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[MDM]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=5145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün Taha Akyol’un Atatürk’ü inceleyen “Ama Hangi Atatürk” kitabından söz edeceğim.  Atatürk, Osmanlının son dönemindeki hem mutlak ve hem de meşruti monarşiyi yaşamış, çöküş ve parçalanma sürecinde geniş imparatorluk coğrafyasının her köşesinde olayların, savaşların ve halkın içinde pişmiş, yetişmiş, müthiş bir muhakeme ve yorumlama kabiliyeti ile en uygun kararları alabilmiş bir “siyasi deha”dır. İngiliz Başbakanı’nın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/5145-2/">AMA HANGİ ATATÜRK</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F5145-2%2F&amp;linkname=AMA%20HANG%C4%B0%20ATAT%C3%9CRK" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F5145-2%2F&amp;linkname=AMA%20HANG%C4%B0%20ATAT%C3%9CRK" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F5145-2%2F&amp;linkname=AMA%20HANG%C4%B0%20ATAT%C3%9CRK" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F5145-2%2F&amp;linkname=AMA%20HANG%C4%B0%20ATAT%C3%9CRK" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2F5145-2%2F&#038;title=AMA%20HANG%C4%B0%20ATAT%C3%9CRK" data-a2a-url="https://millidusunce.com/5145-2/" data-a2a-title="AMA HANGİ ATATÜRK"></a></p><p style="text-align: justify;">Bugün <strong>Taha Akyol</strong>’un Atatürk’ü inceleyen “<strong>Ama Hangi Atatürk</strong>” kitabından söz edeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Atatürk</strong>, Osmanlının son dönemindeki hem mutlak ve hem de meşruti monarşiyi yaşamış, çöküş ve parçalanma sürecinde geniş imparatorluk coğrafyasının her köşesinde olayların, savaşların ve halkın içinde pişmiş, yetişmiş, müthiş bir muhakeme ve yorumlama kabiliyeti ile en uygun kararları alabilmiş bir “<strong>siyasi deha</strong>”dır. İngiliz Başbakanı’nın onun için “<strong>Yüzyılımızın Dehası</strong>” tanımlaması bu anlamda bir hakkın teslimidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle son 20 yıllık hayatına baktığınız zaman bir değil birkaç <strong>Atatürk</strong> görmeniz mümkündür. Bir başka deyişle, birçok kesimin&lt;işte bu benim Atatürk’üm&gt; diyebildiği birkaç <strong>Atatürk</strong>’ü bulmak mümkündür Milli Mücadele döneminde sol terimleri kullanan, TBMM kurulduğunda ilk diplomatik mektubunu <strong>Lenin</strong>’e yazan, Sovyet dostu <strong>Mustafa Kemal</strong>. Solcuların ve özellikle de <strong>Doğan Avcıoğlu</strong>’nun kurguladığı  &lt;<strong>Solcu Atatürk</strong>&gt;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Atilla İlhan</strong>’ın  &lt;<strong>Gazi</strong>&gt; si de solcudur. Ama Asyalıdır. <strong>Sultan Galiyev</strong> ile duruş beraberliği göze çarpar. Müslüman kimliği, Asyalı vasfı ve antiemperyalist karakteri baskındır.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli mücadelede yoğun bir şekilde İslami terimler kullanan, Kur’an’dan ayetler okuyan, dualar eden, açılışının 21 Nisan 1920 çarşamba günü olacağı A.A. tarafından halka duyurulmuş olmasına rağmen, Meclisi cuma günü namazdan sonra açan, Batı ile savaşan &lt;<strong>Müslüman Atatürk</strong>.&gt;</p>
<p style="text-align: justify;">Modern kıyafetler giyen, dans eden, yeniliklerin ve devrimlerin öncüsü Merhum <strong>Atilla İlhan</strong>’ın tabiri ile  &lt;<strong>Alafranga Atatürkçüler</strong>&gt;in kurguladığı bir başka Atatürk daha vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">En önemlisi ise, dağılan, lime lime dökülen bir İmparatorluktan, milli bir ‘<strong>Türk Devleti</strong>’ çıkarabilmiş, Türkün milli gururunu kurtarmış, &lt;<strong>Milliyetçi Atatürk&gt;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kısa bir döneme bir kurtuluş savaşı, bir devlet ve millet inşası ile birçok devrimi sığdırabilmiş bu büyük dehanın karşıtları kasıtlı olarak olayları ve olguların bütününden kopararak, çarpıtarak bir kara propagandaya dönüştürmektedirler. Onun amacına ulaşmak için konjonktüre göre süratle politik manevra yapma kabiliyetini görmezden gelerek “döneklik”, “ vefasızlık” gibi yakıştırmalar ile haksız ve acımasızca eleştirmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta esas olarak, Atatürk’ün dış politikası üzerinden onun politikacı ve diplomat yönü, bu konudaki deha, beceri ve kıvraklığı işlenmeye çalışılmıştır. Yazara göre o dış politika, anti-emperyalisttir ve Türkiye’nin dünyadaki yerini batılı dengeler içinde inşa etmeyi amaçlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi yazarın kitabında farklı Atatürk portrelerinin ortaya çıkmasına neden olarak gösterdiği bazı olaylardan örnekler vererek, zaman tünelinde kısa bir yolculuk yapalım.</p>
<p style="text-align: justify;">İngilizlerin Mondros’a uymayıp İstanbul’u işgal etmeleri, <strong>Mustafa Kema</strong>l’i Mücadele yolunu seçmeye itmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada savaş bitkini Avrupa’da  &lt;Proleter Hareketler&gt; hızla yayılıyor. Türklerin ‘Bolşevizm’i kabul etmesi, Batının özellikle İngilizlerin kabusu, <strong>Lenin</strong>’in ise umududur.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte <strong>M. Kemal</strong> bu korkuyu da ve bu umudu da bir kurmay ustalığıyla değerlendirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Savaş yorgunu Batı karşısında iki dinamik hareket: &lt;Bolşevik devrimi&gt; ve &lt;Türk Kurtuluş Hareketi&gt;dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada Araplar ayaklanır. Bunların en önemlisi, Arabistan’daki <strong>Şerif Hüseyin</strong>’in İngiliz destekli isyanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa kemal Ankara’ya gelir gelmez İslami bir dil kullanarak &lt;İslam Alemine Beyanname<strong>&gt;</strong> yayınlar.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>; Bir yandan, Kuran ayetleriyle bezeli İslami konuşmalar yaparak, bir yandan Bolşevizme sempati ifade eden ve devlet sosyalizmine dayanan bir sistem kuracağını söyleyerek, bir yandan İstanbul’la iyi geçinip bazı birlikleri Kuvva-i Milliyeye bağlayarak, bir yandan da İzmir’in işgaline karşı oluşan tepkiden yararlanıp &lt;Sivil Vatanseverliği&gt; harekete geçirerek, büyük bir siyaset ustalığı sergiler.</p>
<p>Mustafa Kemal kendisinin görevine son veren bir irade yayınlayan <strong>Vahdeddin</strong>’e bir telgraf çekerek çok saygılı bir ifade istifa eder. Bu bir taktiktir. Padişahı ürkütüp karşısına almak istemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Erzurum kongresinde M. Kemal öyle bir konuşma yapar ki, akşam yemekte <strong>Mazhar Müfit Bey;</strong> “Paşam nutkunuzun sonunu müftü efendinin duası gibi bitirdiniz” deyince Paşa’nın cevabı:</p>
<p style="text-align: justify;">-Maksadını anlıyorum, anlıyorum ama şimdi vazifemiz, “Halkı,  vatanı ve Padişah’ı kurtarmaya inandırmaktan ibarettir” der.</p>
<p style="text-align: justify;">Erzurum’dan Ankara’ya kadar her adımda demokratik meşruiyet esas alınır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal ABD heyeti başkanı <strong>Harbord</strong>’a Türkiye’nin Bolşevik olmayacağını söylerken, Bolşeviklere farklı bir dil kullanır.</p>
<p>Mustafa Kemal, milli harekete yardımcı olacak (<strong>Ali Rıza Paşa</strong> Hükümeti) bir hükümet kurdurmakla kalmayıp, memleketin mukadderatı ile ilgili konularda inisiyatifi ele alır. Telgraf makinesinin başına geçerek sadrazama talimatlar verir. İstanbul bürokrasisini kendine bağlar. İki bakan ve Telgraf Umum Müdürü <strong>Refik Halid Karay’ı</strong> divanı harbe verdirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada İstanbul hükümeti Kuvva-i Milliyeyi tanır. Görüşüp, 5 adet protokol imzalanmak üzere Bahriye Nazırı <strong>Salih Paşayı</strong> görevlendirir. Buluşma yeri Amasya’dır. Meclisin toplanacağı yer olarak da Bursa kararlaştırılır. İstanbul’a dönünce <strong>Cemal paşa</strong>, bunu kabul etmez. Neticede Meclis İstanbul’da toplanır. Burada <strong>M. Kema</strong>l’in arkadaşları, O’nu meclis başkanı seçtirmek isterler ama başaramazlar. &lt;Felah-ı Vatan&gt; isimli bir meclis grubu oluştururlar<strong>. Damad Ferid</strong> 4.ncü kez Sadrazamlığa atanınca, bunu önlemek isteyenlere <strong>Vahddetin</strong>’in cevabı enteresandır;</p>
<p style="text-align: justify;">-Ben istersem Rum veya Ermeni patriğini de sadrazam yaparım.</p>
<p>Mustafa Kemal 10 0cak 1920&#8217;de Padişaha bir telgraf çekerek, amaçlarının sadece vatanımızı değil tüm İslam Aleminde Padişah ve Halifeyi egemen kılmak olduğunu ve ümmet siyaseti izlediğini söyler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’da meclis açılırken İzmit’te <strong>Süleyman Şefik Paşa</strong> komutasında &lt;Hilafet Ordusu&gt; kurulur. Düzce, hendek, Gerede, Nallıhan, Beypazarı üzerinden Ankara’ya irtica dalgaları gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sakarya savaşının kazanılması, İslam dünyasında büyük sevinç yaratır. <strong>M. Kemal</strong>, İslam’ın kurtarıcısı ve Hz. Muhammed’in kılıcı olarak görülmeye başlanır. Alman tarihçi<strong> Von Mikuch</strong> Ankara’yı &lt;Yeni Mekke&gt; olarak niteler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bolşevikler, Çarlık Rusya’sının Osmanlı aleyhine Batılılarla yaptığı tüm anlaşmaları iptal ederek, Anadolu hareketi ile Bolşevik hareket arasındaki Batıya karşı stratejik menfaat örtüşmesini sağlarlar. Bu arada <strong>Halil Paşa</strong> Azarbaycan’daki Türkleri Kızıl ordu aleyhinde örgütler. Bunun Rus yardımını engelleyip milli mücadeleye zarar vereceğini düşünen <strong>Kazım Karabekir</strong>, Halil paşaya telgraf çekerek eleştirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruslar Türkiye’ye beş yüz kilo altın gönderir. <strong>Karabekir</strong> bunun iki yüz kilosunu ihtiyaçlar için Erzurum’da bırakır, geri kalanını Sovyet sefareti başkatibi <strong>Upmal</strong> ile Ankara’ya ulaştırır.</p>
<p>M. Kemal, Hakimiyet-i Milliye Gazetesinde Bolşevizmi öven yazılar yazar. Bolşevizmle ihtiyatlı flörtü savaş sonuna kadar devam edecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bolşevizmi Anadolu’da yaymak için <strong>Mustafa Suphi</strong> yoldaş, Sovyet Elçisi <strong>Medivani</strong> ile birlikte gelir ve kızıl bayraklı araba ile köyleri dolaşırlar. <strong>Karabekir</strong> onları uyarır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’nın politikası; Bolşevizme yakın durmak ama ülkeye sokmamaktır</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>, resmi bir &lt;Türkiye Komünist Partisi&gt; kurdurarak, Bir yandan Bolşevizm sempatisini kontrol altına alırken, öte yandan Sovyetlere ‘Bakın bizde de Komünist Partisi var’ diyebilmeyi amaçlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Hilafetin kaldırılmasından önce, <strong>M. Kemal</strong> birçok yerde aşağıdakine benzer görüşlerini dile getirir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“..Moğol Hulagu</strong>’nun Bağdat’ı alıp Halifeyi idam ettirdiğini, böylece dünyadaki Halifeliğe son verdiğini belirtir…  <strong>Yavuz</strong> Hazretleri hilafeti devralmıştır. Almayabilirdi de. Halife o zaman Mısır’da kudretsiz bir mülteci idi..”</p>
<p style="text-align: justify;">‘’Lozan’da Osmanlı devrine ait tarihte emsaline rastlanmayan bir zafer kazanılmıştır’’ Atatürk Nutuk’ta böyle der.  Buraya Sevr’den gelindiği düşünülürse bu tespit doğrudur. Ancak, Lozan’da alamadıklarımız da vardır. Ödünler de verilmiştir. Bunların başında Irak sınırının çok kötü çizilmesi gelir. Lozan’da 3-4 yıllık değil, 3-4 asırlık hesap görüldüğü için görüşmeler bu kadar uzun sürmüştür. Lozan’dan kalan sorunlar 1930 lara kadar (Musul hariç) peyderpey çözülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada iç politikada <strong>M. Kema</strong>l’in mebus olmasını engelleyen önerge bile verilir. Bu tutum onu, kendi partisini kurmaya ve Meclis’in tamamını kendisinin belirleyeceği bir yapıyı kurmak için seçimlere gitmeye zorlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Muhalifler <strong>M. Kemal</strong>’i ekarte etmek için bir hamle daha yaparlar. Meclis Başkanlığına bir önerge vererek, bir kenara çekilmesi kaydı ile kendisine,  bir saray ve on bin lira aylık ödenek bağlanmasını isterler.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi, İzmir İktisat Kongresi’ndeki  konuşmaları ile şu mesajları verir;  Türkiye’nin hedefi iktisadi bağımsızlık, Kapitülasyonların kaldırılması, liberal ekonomi, yabancı sermaye..vs.</p>
<p style="text-align: justify;"> 4 Ağustos’ta Başvekil <strong>Rauf Bey</strong> istifa eder. Ilımlı <strong>Fethi bey ( Okyar</strong>) Başvekil olur.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bu dönemde gizli bir kriz yaşanır. Başbakanı ve Bakanları TBMM seçtiği için Hükümet uyumlu çalışamıyordu. Gazi bu krizi, kurmay dehası ve ‘kriz yönetimi’ ile şöyle çözer:</p>
<p style="text-align: justify;">Önce hükümet krizi çıkarır. Krizden yararlanarak ‘<strong>Cumhuriyet</strong>’i ilan eder. Kendini cumhurbaşkanı yaptırır. Hükümet istifa eder. Başbakanı<strong>(İnönü)</strong> ve bakanları kendisi atar.</p>
<p style="text-align: justify;">Musul’un gözden çıkarılması, dolayısıyla milletler cemiyetine havale edilmesi, reel politikaya dayanır. <strong>Karabekir’in</strong>, Musul için, oraya birlik kaydırılmasının Yunanistan’ın tekrar Trakya’ya İtalya’nın Adalara asker çıkarmasına sebep olacağı yönünde görüş belirtmesi ve barışın bir an önce sağlanıp devrimlere başlanması fikri, bunda etkili olmuştur.</p>
<p>Mustafa Kemal ve arkadaşları, yakın geçmişte Balkanlardaki kanlı etnik savaşları ve Rumeli’nin kaybedilmesini yaşadıkları için, <strong>Şeyh Sait</strong> İsyanını çok sert ve telaşlı bir şekilde bastırırlar. Akabinde Gazi’ye yapılmak istenen &lt;İzmir Suikastı<strong>&gt;</strong> sonrasında İstiklal Mahkemeleri kurulur, siyasi idamlar başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">1925 den sonra Faşist İtalya hegemonyasını genişletir.  <strong>Musollini,</strong> Musul meselesinde Türkiye ve İngilizlerin çatışacağını tahmin ve ümit etmektedir. Türkiye’nin taviz vererek de olsa meseleyi çözmesi, <strong>Musollini</strong>’yi yanıltmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">İki diktatörden <strong>Hitler</strong> Kuzeye ve <strong>Mussolini</strong> de Güneye sahip olmayı düşler. Hitler,  Mussolini’yi Akdeniz ve Afrika macerasına teşvik eder. 3 Ekim 1935 te Mussolini Habeşistan’a saldırır. Dünya, Mussolini’ye yaptırım uygular. En katı uygulama Türkiye’den gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk yaklaşan tehlikeyi görmektedir. Kendisini ziyaret eden İngiliz Büyükelçisine müthiş bir öngörü ile şunları söyler:</p>
<p style="text-align: justify;">“Habeşistan tavizi ile Mussolini’yi durduramazsınız. Benim değerlendirmeme göre 4-5 seneye kalmaz, Almanya ve İtalya birleşip başımıza &lt;İkinci Dünya Harbi&gt; felaketini açacaktır.”</p>
<p style="text-align: justify;">1937 de İngiliz <strong>Kralı II Edward</strong>, Atatürk’ü ziyaret eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Mayıs 1938 de İngiltere Türkiye’ye 16 Milyon Sterlin kredi açar.Bu sırada Türk ekonomisi dış ticaret bakımından yarı yarıya Almanya’ya bağımlıdır.İngiliz kredisi Almanları telaşlandırır. Onlar da 150 Milyon Mark önerirler Türkiye onu da kabul eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir dizi diplomatik girişim sonucu, Hatay, Türkiye’ye katılır. Almanya karşısında güç durumdaki Fransa, Türkiye’yi desteklemek zorunda bırakılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şubat 1938 de Almanya Avusturya’yı işgal eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Stalin’</strong>le anlaşan <strong>Hitler, </strong>1 Eylül 1939 da Polonya’ya saldırır ve paylaşırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk ve arkadaşlarının başka liderlerde çok nadir olarak görülebilecek özelliklerinden biri ve belki de en önemlisi, çok değişik dönemlerde yaşamış, değişik şartlarda farklı çözümler geliştirmek zorunda kalmış olmalarıdır. Bunlar Osmanlı subay ve aydınlarıdırlar. Çokuluslu bir imparatorluğun, hem Balkanlardaki etno-miliyetçi isyanlarını ve hem de azgelişmişlik nedeni ile yıkılışını yaşadılar. Bir devlet nasıl yıkılır, işgale uğramak nasıl bir felakettir, bunu gördüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Balkan ve Cihan Harbinin korkunç facia ve yıkımlarını yaşadıktan sonra “Milli Mücadele”yi göze alabildiler. Bu iman ve azme sahiptiler. Başardılar da.</p>
<p style="text-align: justify;"> Atatürk zaferden sonra mazlum milletlere değil, tüm dikkatini Türkiye’nin güvenliğine ve çıkarlarına yöneltmiştir. Bu bir “reel politika”dır. Bu gerçek görülmeden “<strong>Diplomat Atatürk</strong>” görülemez. Anlaşılamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milli mücadelenin üst düzey komutanları arasında askeri-strateji- planlama konularında önemli görüş farkları da yoktur. Sadece Atatürk’ün, &lt;<strong>siyasi vizyonu ve siyasi enerjisi&gt;</strong> hepsinden farklıdır. Hepsinden güçlüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazarın Atatürk’ü anlatan tarih yazımı ile ilgili görüşlerine gelince:</p>
<p style="text-align: justify;"> “.. Sonraki tarihlerde Milli Mücadele’yi gerçek içeriği ile değil de, kurulu düzenin gerektirdiği şekilde izah eden bir ”Atatürkçü Tarih Yazımı” gelişmiştir. Bu tarih yazımı, 1931&#8217;lerde Liseler için hazırlanan tarih kitapları ile başladı. İnkılap Tarihi derslerindeki Atatürk anlatımı böyle oluştu. Milli Mücadelenin Anti-emperyalist, Asyacı ve İslamcı içeriği boşaltılarak …”</p>
<p style="text-align: justify;">Yazarın kitabın ana fikri niteliğindeki iki tespiti ile yazımızı bitirelim:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>O halde Hangi Atatürk</strong>? Sorusu, tarih bilimine aykırı olduğu gibi, ufkumuzu daraltacak ve zihinlerimizi kalıplara hapsedecek bir sorudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün olarak ele aldığımızda, <strong>Atatürk, muazzam bir siyasi esnekliğe sahiptir</strong>. Politikada ideolojik şablonlar değil, belli ilkeler çerçevesinde, pragmatizm geçerlidir.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/5145-2/">AMA HANGİ ATATÜRK</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/5145-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhtilalciler Hesaplaşıyor</title>
		<link>https://millidusunce.com/htilalciler-hesaplayor/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/htilalciler-hesaplayor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jul 2012 14:10:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=1236</guid>

					<description><![CDATA[<p>İhtilalciler Hesaplaşıyor (Belgelerle 27 Mayıs &#8211; Ondörtler ve Dündar Taşer) Sonu idama kadar gidecek olan bir yola neden girmişlerdi? İhtilâl mi, darbe mi, ak devrim mi, harekât mı olduğuna katılanların bile karar veremedikleri bu eylemi, kendi yazdıklarından takip edeceksiniz. 23&#8217;lerin yaptığı darbe ile kurşuna dizilme müzakereleri yapılan 14&#8217;lerin, sürgüne gönderildikleri ülkelerden yakın tarihimize ışık tutacak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/htilalciler-hesaplayor/">İhtilalciler Hesaplaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhtilalciler-hesaplayor%2F&amp;linkname=%C4%B0htilalciler%20Hesapla%C5%9F%C4%B1yor" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhtilalciler-hesaplayor%2F&amp;linkname=%C4%B0htilalciler%20Hesapla%C5%9F%C4%B1yor" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhtilalciler-hesaplayor%2F&amp;linkname=%C4%B0htilalciler%20Hesapla%C5%9F%C4%B1yor" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhtilalciler-hesaplayor%2F&amp;linkname=%C4%B0htilalciler%20Hesapla%C5%9F%C4%B1yor" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fhtilalciler-hesaplayor%2F&#038;title=%C4%B0htilalciler%20Hesapla%C5%9F%C4%B1yor" data-a2a-url="https://millidusunce.com/htilalciler-hesaplayor/" data-a2a-title="İhtilalciler Hesaplaşıyor"></a></p><p><img decoding="async" class=" alignleft size-full wp-image-1235" style="float: left;" src="https://millidusunce.org/wp-content/uploads/2012/07/kitapihtilal.jpg" height="197" width="123" />İhtilalciler Hesaplaşıyor</p>
<p style="text-align: center;">(Belgelerle 27 Mayıs &#8211; Ondörtler ve  Dündar Taşer)</p>
<p>Sonu idama kadar gidecek olan bir yola neden  girmişlerdi?</p>
<p>İhtilâl mi, darbe mi, ak devrim mi, harekât mı olduğuna  katılanların bile karar veremedikleri bu eylemi, kendi yazdıklarından takip  edeceksiniz.</p>
<p>23&#8217;lerin yaptığı darbe ile kurşuna dizilme müzakereleri  yapılan 14&#8217;lerin, sürgüne gönderildikleri ülkelerden yakın tarihimize ışık  tutacak olan mektuplarını</p>
<p style="text-align: center;">da ilk defa kendi kalemlerinden okuyacaksınız&#8230;</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/htilalciler-hesaplayor/">İhtilalciler Hesaplaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/htilalciler-hesaplayor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PKK Terörünü doğru anlamak</title>
		<link>https://millidusunce.com/pkk-teroeruenue-doru-anlamak/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/pkk-teroeruenue-doru-anlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Milli Düşünce Merkezi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 09:53:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ZZYayınlarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://millidusunce.org/?p=719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Etnik- Irkçı- Bölücü PKK Terörünü doğru anlamak</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/pkk-teroeruenue-doru-anlamak/">PKK Terörünü doğru anlamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpkk-teroeruenue-doru-anlamak%2F&amp;linkname=PKK%20Ter%C3%B6r%C3%BCn%C3%BC%20do%C4%9Fru%20anlamak" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpkk-teroeruenue-doru-anlamak%2F&amp;linkname=PKK%20Ter%C3%B6r%C3%BCn%C3%BC%20do%C4%9Fru%20anlamak" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpkk-teroeruenue-doru-anlamak%2F&amp;linkname=PKK%20Ter%C3%B6r%C3%BCn%C3%BC%20do%C4%9Fru%20anlamak" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpkk-teroeruenue-doru-anlamak%2F&amp;linkname=PKK%20Ter%C3%B6r%C3%BCn%C3%BC%20do%C4%9Fru%20anlamak" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fpkk-teroeruenue-doru-anlamak%2F&#038;title=PKK%20Ter%C3%B6r%C3%BCn%C3%BC%20do%C4%9Fru%20anlamak" data-a2a-url="https://millidusunce.com/pkk-teroeruenue-doru-anlamak/" data-a2a-title="PKK Terörünü doğru anlamak"></a></p><div style="text-align: left;"><a target="_blank" href="http://millidusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/pkkteror.pdf"><img decoding="async" class=" size-full wp-image-718" src="https://millidusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/kapak.jpg" width="142" height="111" /></a> Etnik- Irkçı- Bölücü PKK Terörünü doğru anlamak</div>
<p><a href="https://millidusunce.com/pkk-teroeruenue-doru-anlamak/">PKK Terörünü doğru anlamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/pkk-teroeruenue-doru-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
