Kategoriler: BİLİM-TEKNOLOJİDİN

Alaqa ve ilmî gerçeği

İsmail Yakıt-Alaqa ve ilmi gerçeği

Yazı, Prof. Dr. İsmail YAKIT’ın “Kur’ân’ı Anlamak”
kitabından alınmıştır.

Alaqa kavramının anlamı nedir?

“Alaqa” kelimesi Kur’ân’da beş defa tekil olarak, bir defa da çoğul olarak geçer. Allah Kur’ân’da şöyle buyurmaktadır:
ثُمّ خلقْنا النُّطْفَة عَلَقَة
“Sonra nutfeyi alaqaya (embriyona) çevirdik.” (Müminun 23/14) Aynı şekilde başka bir sûrede insanı nutfeden sonra da “alaqa”dan yarattığını ifade buyurur:
فإنّا خلقْناكُمْ مِنْ تُرابٍ ثُمّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمّ منْ عَلَقَةٍ
“Sizi bir topraktan sonra bir nutfeden sonra da bir “alaqa” dan yarattık.” (Hac, 22/5)
Her iki âyet-i kerimede de “alaqa” kelimesiyle, nutfeyi takip eden cenine ait bir safha kastedildiği görülmektedir. Başka bir deyişle; yumurtanın döllenmesini takip eden safha olduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim kelime, sözlüklerde ve dilcilere göre şu şekilde kullanılmıştır:
Aliqa (ç. alqan)= bir şeye asılı olan
Aliqa bi-veledin= kadın gebe kaldı
Alaqa -uluqan -ilqan – ulqan – alaqaten (bâ veya alâ harf-i ceriyle) = birine duygusal olarak bağlanmak, gönülden bağlanmak, âşık olmak
Aliqa yaf’alu= bir şeyi yapmaya başlamak.
Allaqa (bâ ya da alâ harf-i ceriyle)= bir şeyi askıda bırak¬mak.
Alaqa (ç. alaq) = bağlanan, yapışan, takınan tutunan, e¬men.
Alaqa (ç. Alaqat, alaq)= sülük demektir (zoo.)
“Alaqa” kelimesinin sözlük anlamıyla ilgili olarak, Ebu’l-Fazl’ın “Müfredât” adlı kitabında yaptığı açıklamaları esas almayı uygun bulduk. Ebu’l-Fazl yaptığı açıklamada, dilde her biri otorite olan “Sıhah” ve “el-Kamus”u hatırlatır şekilde ve bu iki kaynağa dayanarak “alaqa” kelimesine; “birleşmek, bitişmek, asılı olmak, cezbetme, gönülden sevgi, aşk” anlamlarını vermektedir.
Emir Ali şöyle der: “Arapçayı doğrudan öğrenmiş olan herkesin, alaq kelimesiyle, Farsça ve Urducada sık kullanılan ‘bitişmek ve ilişki’ anlamına gelen ‘taalluk’ kelimesi arasındaki bağı anlaması gerekir. Zira her iki kelimenin kökü de aynıdır.”

Alaqa “kan pıhtısı” değildir

Bütün Kur’ân yorumcuları “alaqa” kelimesinin “kan pıhtısı” ya da “bir parça kan” anlamına geldiğinde ittifak etmişlerdir. Bu anlamın nereden geldiğini henüz tam olarak bilemiyoruz. Bununla birlikte bu anlamın, ilk Yunan hekimi Hipokrat ve takipçilerinden etkilenmenin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olması mümkündür. Söz konusu anlamın embriyolojinin ortaya çıkmasından önce, düşük halindeki birkaç haftalık ceninin, rahim kanıyla karışık olmasından hareketle ortaya çıkmış olması ve daha sonra da bu anlamda kullanılmış olması muhtemeldir.

“Alaq” kelimesi, embriyonun ilk haftalarına veya birinci ayına işaret etmektedir

Bu tartışmayı bir tarafa bırakırsak, “alaqa” kelimesini bir hadis-i şerife dayanarak tefsire çalışalım. Tabii olarak burada “alaqa” kelimesiyle, insan embriyonuna ait birbirini takip eden safhalardan biri kastedilmiştir.
Abdullah b. Mesud’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Bize Hz. Peygamber (s.a.) şöyle söyledi: “Sizden birinizin vücudu, anne karnında kırk gün içerisinde “nutfe” olarak bir araya getirilir. Sonra aynı şekilde “alaqa”, daha sonra “mudğa” olur. Sonra ona bir melek gönderilir ve kendisine ruh üfürülür. Meleğe dört şey emredilir: çocuğun rızkını, ecelini, amelini, saîd ve şakî olacağını yazar. Vallahi sizden birisi cennet ehlinin ameliyle amel eder. Nerdeyse cennetle kendisi arasında bir arşın kadar bir mesafe kalır. Derken takdir önüne geçer ve cehennem ehlinin amelini yapar ve cehenneme girer. Öte yandan yine sizden birisi cehennemlik birisi gibi amel işler. Nerdeyse kendisiyle cehennem arasında bir arşın gibi bir mesafe kalır. Derken cennet ehlinin amelini işler ve cennete girer”.

Öyle görünüyor ki hadis-i şerifte geçen “alaq” kelimesi, embriyonun ilk haftalarına veya birinci ayına işaret etmektedir. Buna göre döllenen yumurta kırk gün sonra alaqa ve mudğa olur. Daha sonra kendisine ruh üfürülür (=canlı olan cenine insan olma yönünde genetik bir program yapılır.)
Şimdi, embriyonun gelişim evrelerine muhtemelen uyan bu terimi tanımlayabiliriz: Bu kırk gün boyunca, spermatozoid (=nutfa) tarafından döllenen yumurta, rahime yapışır. Böylece embriyon bir yandan rahime çengel gibi asılmış ve bir kök oluştururken diğer yandan da beslenir. Rahime asılı bu döllenmiş yumurta adeta bir parazit pozisyonunu andırır. Başka bir ifadeyle, aslında bu “larve embryonaire” (= embryon kurtçuğu) parazitin bizzat kendisidir. Burada “alaqa” kelimesiyle parazit konumunda olan embriyonun kastedildiği açıktır. Ya da daha açık bir ifadeyle; söz konusu anlamla, ceninin doğum anına kadarki gelişimine ait tüm evreleri ihtiva etmesi sebebiyle, kurt şeklindeki embriyonun kastedilmiş olmasıdır. Zira cenin hamilelik süresi boyunca bir parazittir. Yani anneden beslenir.

Gıdasını emerek alan her şey alaq ve alaq da cenindir

Bu noktada Bucaille gibi , “alaqa” kelimesinin ilk anlamıyla yetinip başka anlamlara gerek duymayan kimseler de vardır. Ona göre “alaqa” bir yere asılı olandır ki embriyon tarafından asılı olma süreci doğum olayına kadar her safhada vardır. Çünkü, biz kelimeyi bu anlamla sınırlamanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Burada “alaqa” kelimesinin bir yerde çoğul şekliyle kullanıldığını da ilave etmemiz gerekir. Nitekim Allah Kur’ân’da (خَلَقَ الإِنْسانَ مِنْ عَلَقٍ) “İnsanı alaqtan yarattı”. (Alaq, 96/2) demektedir. Ayrıca asılı olan her şeyin gıdalanması zarûrî değildir! Ama bunun aksine, gıdasını emerek alan her şeyin asılı olması zarûridir. Bu yüzden “alaqa” kelimesini, “gıdasını emerek alan her şey” şeklinde anlamak en uygun olanıdır. Yani rahim boyu bütün gelişimi boyunca, gıdasını emerek alan cenin kastedilmektedir.
Zikretmiş olduğumuz anlamların tamamı, Kur’ân nassıyla uyum halinde gözüküyor. Buna rağmen kelimeyi bilimsel anlamda tek bir anlamla tek bir terminolojiyle sınırlamamamız gerekebilir. Bunun için, “Alaqa” kelimesine ait sözlük anlamları tanımlayıp semantik tahlîlini yaptıktan sonra, bu kavramın embriyolojideki anlamını ele almamız gerekir.

Embriyoloji alanının bir terimi olarak alaq

Paris Tıp Fakültesi profesörlerinden A. Giroud ve Lelièvre’nin belirttiğine göre; tıpta, embriyonun ilk safhalarına ait bugüne kadar yapılmış mevcut araştırmalar tam anlamıyla yapılmış ve bu hususta yeterli bulgular elde edilmiş değildir. Ancak son yıllarda Hertig ve Rock’un gayretleri sonucu embriyonunun ilk evresine ait ışık tutucu birtakım bilgiler elde etmiş bulunuyoruz.
Embriyona ait veriler, bizim, embriyo’nun döllenmesinden itibaren, yumurta zarından kurtuluncaya, başka bir deyimle, yumurtadan çıkıncaya kadarki evreleri üzerinde durduğumuzu teyit etmektedir. Bu gelişme evresi, embriyoya ait bir safha olarak nitelendirilir. Bu küçük canlı, zar yırtılıp olgunlaşıncaya kadar, larva olarak kalmaktadır. Bu yeni evreye “larva evresi” denmektedir. İlk safhada cenine ait dönemler gerçekten kısadır. Fakat canlının gelişimine bağlı olarak karmaşık hale gelmesiyle birlikte bağımsız bir hayata ulaşabilmesi daha uzun bir zamana ihtiyaç duyar. Anne, bu zaman içerisinde henüz oluşan bu küçüğü bir gıda deposuyla besler.
Alaqa hem dinsel metinler de hem de bilimde cenine ait evrelere işaret eder
“Alaqa” kelimesine ait gerek dinî metinlerde ve gerekse genetik biliminde söz konusu edilen bütün bu takdim etmiş olduğumuz izahlardan sonra, bunun bilimsel anlamda “embriyon” ya da “döllenmiş yumurta” olduğunu söyleyebiliriz. Alaqa kelimesiyle -daha önce bu kelimenin “embriyon” anlamına geldiğini ifade etmiştik- asılı, bitişik ve emen, aynı zamanda parazit olan bir şey kast edildiğini tekrar belirtmeye gerek duymuyoruz. Daha açık olması için buna kısaca “embriyon” diyebiliriz. Lafzın çoğul şekliyle bu anlamı göstermesi Alaq Sûresi’nin ikinci âyetinde görüldüğü gibi daha açıktır. Buna göre alaq; cenin ve cenine ait merhalelerdir. Buna, “cenin” kelimesinin, Arapçada karşımıza “alaq” kelimesinin bir müteradifi olarak çıktığını da eklememiz gerekir.
“Cenine ait merhaleler” anlamına gelen “alaq”tan hareketle ceninin, embriyonun hücrelerinin bölünme ve çoğalma safhası, embriyonun meydana gelme safhası gibi birkaç safhadan geçen, emici bir varlık oluğunu biliyoruz. Buna bağlı olarak embriyoya ait bu merhalelerden her birine “alaqa” ismi verilmesi gerekir.
Allah Teala şöyle buyurur: (خَلَقَ الإِنْسانَ مِنْ عَلَقٍ) “İnsanı alaq’tan yarattı” yani “embriyonlardan” yarattı. Bu bir anlam¬da “İnsanı, embriyona ait evrelerin her birinden geçirdi.” (Alaq, 96/2) demektir. Bir başka âyette de şöyle buyurur:
هو اعلم بكم اذ انشاكم من الارض و اذ انتم اجنة فى بطون امّهاتكم
“Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen odur.” (Necm, 53/32)
Burada “ecinne” kelimesi “stades embryonnaires” yani embriyonlar, bir diğer tabirle embriyonun rahim içindeki gelişim evrelerinin tümüdür. Zaten “tavr” lafzının, embriyo safhasında meydana gelen insana ait değişiklik, “hal” lafzının ise embriyonun iki safhası arasında meydana gelen, birçok sayıda ve küçük değişiklikler anlamına geldiğini bilmemiz gerekir. Burada “hal, merhale ve tavr” kelimeleri aynı anlamdadırlar.

Alaq sözcüğünde saklı genetik ve evrimsel gerçekler

Canlı bir varlık olarak insan, ana karnında kendi türünün bütün özelliklerini potansiyel olarak kendisinde bulunduran bir hücreden meydana gelmiştir.
Döllenmiş yumurta, morula, blastula ve gastrula adı verilen karakteristik, birbirini takip eden bir dizi bölünmeye duçar olur. Cenin geliştikçe fazlalık ve birtakım uzantılar daha belirgin bir şekil alır. Embriyonun morfolojisinde meydana gelen bu nevi transformasyonlar, son derece önemli birtakım değişikliklere yol açar.
Bu değişiklikte ilk olarak bağırsaklar ortaya çıkar. Bundan sonra göbek yavaş yavaş küçülür. Embriyon ile uzantıları arasındaki ayrılma bölgesi, göbek kordonunu meydana getirmek için tedrici olarak transformasyona uğrar.
Kanaatimizce “alaqa” kelimesiyle aynı şekilde çok sayıda birbirini takip eden cenine ait safhalar kast edilmekte olup bunlar “embryon” adını verdiğimiz yumurtanın döllenmesinden, fötüs(=mudğa) safhasına dönüşünceye kadarki gelişim evrelerini içermektedir. Embriyon, bir yandan rahme asılı durur öte yandan da rahimde amniyotik bir sıvı içinde bulunur. Embryon bir metamorfoz halinde bulunan ilkel bir kurtçuğa benzer. Genel embriyoloji bilimi bize bu amniyotik sıvı üzerinde bazı açıklıklar getirmiştir. İnsan embriyonu, diğer omurgalı ve memeliler gibi, amniyotik sıvıyla dolu bir boşlukta yer alır. İnsan türünde bu sıvı renksiz olup, az çok apolessanttır. Kimyasal tertip itibariyle, bir takım mineral ve protein ihtiva eden cenin kan serumuna yakın bir kompozisyondur.
Kur’ân’da Allah hayatı su vasıtasıyla bahşettiğini söyler. Şöyle buyurur:
(وجَعَلْنا مِنَ الماءِ كُلَّ شَئٍ حَىٍّ ) “Canlı olan her şeyi sudan var ettik.” (Enbiya, 21/31) Buradan aynı zamanda insanı var eden suyu da anlamamız mümkündür.

Allah insanı, kan pıhtısından değil, “alaqa”dan yaratmıştır

Semantik tahlil vasıtasıyla ve Kur’ân-ı Kerim’de geçen “alaqa” kelimesine ait bilimsel tanım sayesinde ulaştığımız neticeyi özetle şu şekilde ifade edebiliriz: Sonuç olarak diyoruz ki; Allah (خَلَقَ الإِنْسانَ مِنْ عَلَقٍ) (Alaq, 96/2) buyurmaktadır. Buradaki “alaqa” (çoğulu “alaq”) kelimesini “embriyon” şeklinde anlamamız gerekir. Bu şekilde anladığımız takdirde, kelimeye verilen bu anlam, insanın kanla ilgili herhangi bir aslı olmadığını ortaya koyan bilimsel nazariyelere de uygun olur.
Şu bir gerçek ki Allah insanı, kan pıhtısından değil, “alaqa”dan yaratmıştır.

Kaynaklar

Amir Ali, The Student’s Qur’an an introduction, Bombay, 1961,
Beer (G. R. L .) Embryologie et Evolution-Fransizca’ya tercüme eden; Jean Rostand-Paris, 1932,
Belot, el-Feraidu’d-Durriyye, Beyrut 1929,
Bucaille (M.), Kitab-ı Mukaddes Kur’ân ve İlim, 2, Baskı, Paris, 1976.
Encyclopédia Universalis, Fransa, 1968, 6/134.
Giroud (A) et Leliévre (A), Eléments d’Embryologie, Paris, 8. baskı, 1971
İbn Manzur, Lisanü’l-Arap, 270, Beyrut, 1955
Netter: Pathologyie gynecologique in gynecologie Reproduction, 44-Fasc. 12 de Pathologie Médicale de Pasteur valery Radt. Paris 1972.
Nevevî, Riyazu’s-Salihîn,(I-III), Diyanet İşleri Başkanlığı Yay., Ankara, 1972
Yakıt (İ.), l’Attitude Du Chrıstianisme et de l’Islam en face du Darwinisme (Positions Exégétiqus- Etudes Comparées) (=Hıristiyanlığın ve İslam’ın Darvinizm Karşısındaki Tutumu (Tefsir durumları ve mukayeseli incelemeler), Sorbonne Üniversitesinde takdim edilmiş doktora tezi, Paris, 1979.

İsmail Yakıt

1950'de Denizli'nin Tavas İlçesi Kızılcabölük Bucağı'nda dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu memleketinde, liseyi Denizli'de bitirdi. Yüksek tahsilini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde (1970-1974) tamamladı. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından burslu olarak Fransa'ya gönderildi. "Paris-IV Sorbonne Üniversitesi'nde" Doktora yaptı (1974-1979). Doktora tez çalışmaları esnasında, Sorbonne Üniversitesi'nde Mukayeseli Felsefeler Dalı'nda İhtisas Diploması aldı (1976). Kahire (Mısır) Üniversitelerinde araştırmalarda bulundu (1976-1977). Paris Tıp Fakültesi'nin Juvisy Dokümantasyon Merkezinde araştırmalar yaparak "Anthropologie biologique" sertifikası aldı (1978). 1979'da İslam Felsefesi ve Mukayeseli Felsefeler dalında Paris-IV Sorbonne Üniversitesi'nde hazırladığı evrim teorileri üzerindeki Doktora tezini "Pekiyi" dereceyle savunarak yurda döndü. Erzurum Atatürk Üniversitesi İslami İlimler (İlahiyat) Fakültesi'ne Dr. Asistan olarak girdi (1980). KKTC'nde Yedek Subay olarak askerlik yaptı (1980-1981). Yardımcı Doçent oldu (1982). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Anabilim Dalı'na naklen tayin oldu(1984). Doçent oldu(1986). İslam Felsefesi Profesörlüğü'ne yükseltildi ve akabinde S.D.Ü. İlahiyat Fakültesi Kurucu Dekanlığı'na tayin edildi(1993). Üç dönem arka arkaya dekanlık yaptı(1993-2003). Bu arada Sosyal Bilimler Enstitüsü Kurucu Müdürlüğü görevini de yürüttü (1993-1999). Akdeniz Üniversitesi Felsefe Bölümü Bilim Tarihi ve Felsefesi Anabilim Dalı Başkanlığına atandı (2010). Bir dönem Bölüm Başkanlığı da yaptı.(2014-2017). 2017 yılı Temmuz ayında yaş haddinden emekli oldu. Fransızca ve Arapça bilen Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın birçok yayını bulunmaktadır. Çalışmalarının bir kısmı İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Arapça, Almanca, Özbekçe, Uygurca ve Japoncaya çevrilmiştir. Yayımlanmış Kitapları 1) Ihvan-ı Safa Felsefesinde Bilgi Problemi, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1985; II. Baskı, İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Yayınevi, İstanbul, 1992 2) Türk İslam Kültüründe Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1992, II. Baskı, İstanbul, 2003, 496 s. 3) Batı Düşüncesi ve Mevlâna, 195 s., Ötüken Yayınevi, İstanbul, 1993, 196 s.; II. Baskı: Ötüken Yayınevi, İstanbul, 2000., III. Basım, 2013 4) Atatürk ve Din, Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörlüğü Yayınları No: 5 (S.D.Ü. İlahiyat Fakültesi Yayınları No: 5; Bilimsel Araştırmalar Yayın No: 1) Isparta, 1999, 78 s; II. Baskı, Isparta, 2000., III. Baskı, Isparta 2001,IV. Baskı, Isparta, 2002, V. Baskı, Isparta, 2002 ; 6. Baskı, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2006, VII. Basım, 2008, VIII. Basım, 2010, IX. Basım, 2013 5) İslam'da Bilim Tarihi, 310 s., Isparta, 2002. 6) Arşiv Belgeleri Işığında Kızılcabölük, 220 s., Tuğra Matbaası,Isparta , 2002 7) Yunus Emre'de Sembolizm: Çıktım Erik Dalına, 98 s. T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları/2819 (Sanat-Edebiyat Eserleri Dizisi/383-129, Uyum Ajans, Ankara, 2002 ; İkinci baskı: Ötüken Neşriyat, 123 s., İstanbul, 2009, 3. Basım, İstanbul, 2015 8) Türk-İslam Düşüncesi Üzerine Araştırmalar, 247 s., Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2002, II. Basım, 2013 9) Osmanlı Araştırmaları, 270 s., Fakülte Kitapevi, 2002 10) Hz. Peygamberi Anlamak, 175 s., Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2003; 2. Baskı, İstanbul, 2005, s.220; 3. Basım, 2010, 4. Basım, 2017 11) Kur'an'ı Anlamak, 224 s., Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2003 , 2. Baskı, İstanbul, 2005, 3. Basım, 2011, 4. Basım, 2017, 12) İslâm'ı Anlamak, 444 s. Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2005, 2. Basım, 2009, 3. Basım 2017 13) Geçmişten Günümüze Uzunpınar (Pınarlar), Pınarlar Belediye Başkanlığı Yayını, Alp Reklam Matb., Denizli, 2009 145 s. 14) Zaman Değirmeni (Dörtlükler), Ötüken, İstanbul, 2009, 165 s. 15) Yakut'tan Tarihler, 426 s. Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2009; II. Basım, 672 s., İstanbul, 2012 16) Tıp Felsefesi ve Etiği Üzerine, 165 s., Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2010; 2. Basım, İstanbul, 2015, 230 s. 17) Mevlâna'da Aşk Felsefesi, 150 s. Ötüken neşriyat, İstanbul, 2010, II. Basım, 2011; 3. Basım, 2013 18) Hatıralarıyla İz Bırakanlar, Ötüken Neşriyat, İstanbul, Ocak 2016, 312 s. 19) Türklüğü Tartışılan Meşhurlar, Ötüken Neşriyat, Aralık, 2016, 120 s. Çevirileri 1) İbn Sînâ Felsefesi ve Ortaçağ Avrupa’sındaki Etkileri, (Prof.Dr.A.-M. Goichon'dan terc.), I. Baskı: Doğuş Yayınevi, İstanbul, 1986, 168 s., II. Baskı: Ötüken Yayınevi, İstanbul, 1993, 156 s.; III. Baskı: Ötüken Yayınevi, İstanbul, 2000. 2) İbn el -Arabî ve Fahreddin el-Râzî'nin Düşüncesinde İlâhî "BEN" ile Beşerî "BEN", (Prof. Dr. R.Arnaldez'den terc.), Büyükyıldız matb. İstanbul, 1985, 64 s. 3-Farabi Galenos’u Niçin Niçin Eleştirdi?Farabi’nin “Er-Reddu Ala Câlinus” adlı kitabının tercümesi: “Tıp Felsefesi ve Etiği Üzerine” adlı kitabımızın içinde, Ötüken Neşriyat, İstanbul 4-Galenos’un “Erdemli Tabip Bir Filozof Olmak Zorundadır” Adlı Eseri, “Tıp Felsefesi ve Etiği Üzerine” adlı kitabımızın içinde, Ötüken Neşriyat, İstanbul

Yazar:
İsmail Yakıt

Son Yazılar

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur 

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026

Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye

Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku

02.04.2026

Ege’ye dikkat!

Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku

25.03.2026

Taştaki söz, bozkırdaki ruh: Atalarımın izinde bir diriliş

Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Atalarımızın izini sürmek, onların bastığı topraklara basmak,… Devamını Oku

24.03.2026