Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP) tarafından yayımlanan Zayıflatılan Bağlar: Ulusötesi Baskının Bir Aracı Olarak Uygur Aile Ayrılığı (Fading Ties: Uyghur Family Separation as a Tool of Transnational Repression) başlıklı kapsamlı rapor, Çin hükümetinin yurt dışındaki Uygur diasporasının Doğu Türkistan’daki aileleriyle olan bağlantısını sistematik olarak engelleyerek onlar üzerinde derin psikolojik baskı uyguladığını ve uluslararası savunuculuk faaliyetlerini engellediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017’den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat özgürlüğüne yönelik kısıtlamaları detaylı bir şekilde inceliyor. Rapor, bu uygulamaların rastlantısal değil, bilinçli bir sınır ötesi baskı stratejisinin parçası olduğunu belirtiyor.
Raporun ana bulgularına göre, Çin hükümeti, gözetim, zorlama ve yıldırma taktiklerini kullanarak Uygur diasporası üyeleri ile Doğu Türkistan’daki aileleri arasındaki iletişimi on yıldan uzun süredir sistematik olarak engellemektedir. Dr. Memet İmin’in araştırmaları da, 2016-2019 yılları arasında ABD’deki Uygurların yaklaşık %70’inin aileleriyle iletişimini kaybettiğini gösteriyor (Çin’in Uygurlar konusunda sakıncalı olarak belirlediği ülkeler listesinde yer alan Türkiye’deki Uygurların aileleriyle iletişim kopukluğu oranı daha da yüksek olabilir). Bu iletişimdeki ani ve neredeyse tam kesinti, Çin hükümetinin gözetimi, toplu gözaltıları ve sınır ötesi baskıyı artırdığı döneme denk geliyor. Doğu Türkistan’dan yurtdışına sızan resmi belgelerde yüzlerce kişinin toplama kamplarında tutulma sebebi açıkça ‘yurt dışında akrabası olması’ olarak kaydedilmiştir. Bu durum, yurt dışındaki bağlantıların doğrudan bir risk unsuru olarak görüldüğünü kanıtlamaktadır.
Uygur ailelerinin maruz kaldığı bu zorla ayrılığın, bireyler ve toplum üzerinde derin duygusal, sosyal ve kültürel sonuçları bulunmaktadır. Görüşülen Uygurlar, yıllarca süren sessizlik nedeniyle kaçırılan aile dönüm noktaları, sevdiklerinin ölümlerini veya evliliklerini gecikmeli öğrenme gibi acılar yaşadıklarını aktarmıştır (ben de babamın vefat haberini ancak bir buçuk yıl sonra öğrenebildim; bu durum Uygur diasporasında oldukça yaygındır). Çocukların büyük aileleriyle bağ kuramadan büyümesiyle kuşaklar arası travma riski de artmaktadır. Rapor, yurtdışında yaşayan Uygurlardan Perhat’ın yıllarca süren sessizlik ve vedalaşma fırsatı bulamadan ölen akrabaları nedeniyle yaşadığı derin acıyı, Ablajan’ın sekiz yıl sonra ebeveynlerinin seslerini ve yüzlerini hatırlamakta zorlanmasını ve Yusup’un çocuklarının büyük aileleriyle hiç tanışamamasını örnek olarak sunmaktadır. Dr. Memet İmin da 25-45 yaş arası Uygur diasporasında intihar düşünceleri ve depresyon gibi artan psikolojik sorunlara dikkat çekmektedir.
Tanıklıklar, iletişimin kesilmesinin rastlantısal olmadığını, doğrudan devlet müdahalesinin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Çinli yetkililer, yurt dışındaki muhalefeti bastırmak için aile bağlarını bir baskı aracı olarak kullanmakta, hatta bazı durumlarda diasporadaki bireylere aile birleşimi karşılığında kendileri için bilgi toplama teklifinde bulunmaktadır. Enver’in 2017’de Çin güvenlik servislerinin kendisine üçüncü bir ülkede aile birleşimi karşılığında Uygur diasporası hakkında bilgi sağlamasını teklif ettiğini açıklaması, bu stratejinin somut bir örneğidir. Görüşülen diğer kişilerin ifadeleri de, telefon görüşmelerinin polis zoruyla gerçekleştiğini (ben de polis aracılığıyla, onların telefonu üzerinden kardeşimle yalnızca bir kez görüştürüldüm; normal şartlarda tamamen engellenmiş olan bu iletişim, bize bir “şans” ve “ayrıcalık” olarak sunuluyor), aile üyelerinin sürekli gözetim altında olduğunu ve yurt dışıyla her türlü iletişimin misillemeye yol açabileceği korkusunun yaygın olduğunu göstermektedir. Bu durum, Uygurların aktivizmden vazgeçmeleri ve sessiz kalmaları yönünde psikolojik bir baskı ve güvensizlik ortamı oluşturmaktadır.
Dijital platformlar üzerinden iletişimin engellenmesinin yanı sıra, Uygurların aileleriyle yüz yüze görüşmek üzere anavatanlarına dönmeleri de ciddi kısıtlamalarla karşı karşıyadır. Rapor, vize başvurularının engellendiğini, pasaportların yenilenmediğini ve Uygurların uluslararası seyahat özgürlüklerinin ihlal edildiğini belirtmektedir. Human Rights Watch’tan Yalkun Uluyol’un Şubat 2025’teki bulguları, kısa süreli birleşmelerin ancak titizlikle kontrol edilen grup turları veya aracılar vasıtasıyla, ‘aktivizm yapmama’ ve ‘gözaltıdan bahsetmeme’ gibi katı koşullar altında mümkün olduğunu göstermektedir. Ankara Üniversitesi’nden Profesör Erkin Emet’in belirttiği üzere, Uygurların pasaport alabilmek için detaylı kişisel bilgiler, üç kuşak geriye dönük siyasi sicil temizliği ve hatta ‘devlet yetkilisi’ garantörü gibi ağır şartları yerine getirmesi gerekmektedir. Bu kısıtlamalar, devletin bir kontrol mekanizması haline getirmektedir.
Rapor, yurt dışındaki Uygurların, sevdiklerine yönelik olası misilleme korkusuyla aile üyeleriyle iletişim kurmaktan kaçınmalarının, bir yandan iletişim hakkına dolaylı bir müdahale oluşturduğunu, diğer yandan ise Çin devletinin gücünün sınır ötesine taşan bir baskı aracı olarak işlediğini vurgulamaktadır.
Rapor, uluslararası topluma, Uygur ailelerinin yaşadığı bu sistematik insan hakları ihlallerine karşı acil adımlar atma çağrısında bulunmaktadır. Öneriler arasında, hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların Uygurların aileleriyle yeniden bir araya gelmesini sağlamak için diplomatik ve insani kanallara öncelik vermesi, aile yaşamı ve yazışma özgürlüğü hakkını koruyan uluslararası standartların uygulanmasını güçlendirmesi yer almaktadır. Ayrıca, Çin’deki baskıdan kaçan Uygurların korunması ve güvenli bir şekilde yerleştirilmesi, sınır ötesi baskının izlenmesi ve belgelenmesi, diasporanın ruh sağlığı ve kültürel sürekliliğini destekleyen programlara fon sağlanması ile devlet propagandasının bağımsız medya aracılığıyla çürütülmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku
Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku
Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku
Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku
Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Atalarımızın izini sürmek, onların bastığı topraklara basmak,… Devamını Oku
Türk siyaset hayatına egemen popülist muhafazakâr- milliyetçi görünümlü siyasal anlayışlar ile bir kısım kurgulanmış solculuk,… Devamını Oku
Yorumları Göster
Çin mallarına boykot kampanyası başlatılsın. Zaten Çin'le ticaret 45 milyar dolar açık veriyor. Geçen yıl 50 milyar dolarlık ithalat yapıldı Çin'den. Çin malı satın alındığında, zulme destek olunduğu kitlelere anlatılmalıdır.