Kategoriler: Genel

Çin’in Xinjiang propagandası

Çin’in Doğu Türkistan’daki soykırım ve baskı politikalarını gizleme çabaları uzun zamandır biliniyor. Ancak artık mesele yalnızca Çinli yetkililerin resmi açıklamalarıyla sınırlı değil. Bugün bu propaganda, yabancı gazetecilerin kalemlerinde, influencerların videolarında ve sosyal medyada açılan sahte hesapların paylaşımlarında da karşımıza çıkıyor. Pekin, gerçeği örtbas etmek için Doğu Türkistan’da büyük vitrinler kuruyor ve bu vitrinlerin süslenmesi ve gösterilmesinde yabancı medya mensuplarına giderek daha fazla rol veriyor.

Bağımsız araştırmalar, bu durumun planlı bir strateji olduğunu ortaya koyuyor. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü’nün Borrowing Mouths to Speak on Xinjiang başlıklı raporu, Çin’in 2020–2021 yıllarında en az 13 yabancı influencer üzerinden yüzlerce propaganda içeriğini dolaşıma soktuğunu belgeliyor. O tarihten bu yana bu durum daha da yaygın, çeşitli ve derin hale geldi. 2024 ve 2025 yıllarında düzenlenen devlet destekli medya turları, bu propagandanın yeni halkaları oldu. Çin, Türk ve İslam dünyası başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinden ulaşabildikleri gazeteci ve influencerler için Çin lehine içerik üretmeleri şartıyla Doğu Türkistan’a turlar düzenliyor. Bu turlara katılanlar, Urumçi’deki yüksek teknoloji parklarını, Aksu’daki fabrikaları, Kaşgar’daki folklor gösterilerini “hayranlıkla” anlatırken, binlerce Uygur’un tutulduğu toplama kamplarından, suçsuz yere cezalandırılan aydınlardan ve zorla çalıştırılan gençlerden, ailerleri viran edilen çocuklarından tek kelime etmiyorlar.

Vitrin ile Gerçek Arasındaki Uçurum

Bu gezilerin kurgusu dikkat çekici bir tutarlılıkla işliyor. Misafirlere belirli mekanlarda sürekli devam eden (muhtemelen maaşlı halk dansçıları tarafından icra edilen) Uygur dansları, süslenmiş belirli camilerde, az sayıdaki yaşlı Hui müslümanlarının bayram namazları, yüksek gökdelenler, rengârenk pazarlar ve yabancı görünce gülümseyen aileler gösteriliyor. Yollar, fabrikalar ve altyapı projeleri öne çıkarılıyor. Röportajlarda, Çinli yetkililer hep aynı ifadeleri tekrarlıyor: “Ekonomik kalkınma, istikrar, kültürel çeşitlilik, mutluluk…”

Ama gerçekte olanlar gizleniyor. Toplama kamplarındaki zorla çalıştırma, psikolojik ve fiziksel işkenceler, kadınlara yönelik tecavüzler; kültürel asimilasyon baskıları, yasalarda güvence altına alınmış olmasına rağmen okullarda ve kamu kurumlarında yürütülen anatil yasağı hiç gündeme getirilmiyor. Gazetecilik ilgesine apaçık bir şekilde aykırı olmasına rağmen, gazetecilerin bağımsız olarak dolaşmasına izin verilmiyor, rastgele röportajlar engelleniyor, seçilmiş sakinler devlet gözetiminde konuşturuluyor. Sonuçta kendileri de seçilmiş oldukları için gazeteciler de buna da razi oluyor. Yani görülen “mutluluk tabloları”, aslında sıkı bir sansür ve baskının gölgesinde sahneleniyor. Bu nedenle Çin’in sunduğu “mutlu Xinjiang” görüntüsü ile Doğu Türkistan’daki Uygurların yaşadığı gerçeklik arasında büyük bir uçurum devam ediyor.

Türkiye’den Davetler ve Diplomatik Zamanlama

Son haftalarda Türkiye’den gazetecilerin Doğu Türkistan’a davet edilmesi, propagandanın yeni bir boyutunu gözler önüne seriyor. Gazetecilerin oradayken sosyal medyada yaptığı palaşımları objektiflikten çok uzak, sihirlenmişler gibi tamamen hayranlık dolu. Doğal olarak baskılardan hiç söz edilmiyor, kamplar tamamen yok sayılıyor, yazılar hep aynı sihirli kelimeler etrafında dönüyor: “İstikrar, gelişme, kültürel zenginlik, mutluluk…”

Zamanlama ise manidar. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın 31 Ağustos–1 Eylül 2025 tarihlerinde Tianjin’de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılmasıyla neredeyse eş zamanlı gerçekleşen bu davetler, Çin’in diplomatik bir koordinasyon yürüttüğünü gösteriyor. Bir yandan bölgesel ittifaklarını pekiştiriyor, diğer yandan Türk kamuoyuna “Xinjiang’da sorun yok” mesajı veriyor. Yani mesele yalnızca bir medya turu değil, aynı zamanda jeopolitik bir hamlenin bir parçası.

Bu turlarda bağımsız gazetecilik yapıldığını söylemek imkânsız. Her şey önceden belirleniyor: hangi mekânların gezileceği, kiminle konuşulacağı, hangi cümlelerin duyulacağı. Eleştirel bir bakış açısı geliştirmek mümkün değil; gerçeklere erişim baştan engelleniyor.

Sosyal Medya Cephesi

Çin’in politikasının bir başka ayağı sosyal medya. Kendi vatandaşlarının YouTube, X ve Facebook’a erişimini yasaklayan Pekin, aynı platformlarda binlerce trol hesabı devreye sokarak dünya kamuoyunu manipüle ediyor. Bu hesaplar, yabancı gazetecilerin ve influencerların paylaştığı “parlak” Xinjiang içeriklerini küresel ölçekte yayıyor.

Özellikle Müslüman çoğunluklu ülkelerde dolaşıma sokulan bu videolar, Çin’in imajını parlatmak ve baskıları örtbas etmek için kullanılıyor.

Çarpıcı çelişki şu: Çin halkı bu platformlara erişemiyor, ama Çin devleti bu platformları propaganda aygıtı olarak kullanıyor.

Çin’in propaganda stratejisinin bir diğer önemli ayağı sosyal medya üzerinden yürütülüyor. Ülke içinde YouTube, X (eski Twitter) ve Facebook gibi uluslararası platformlara erişimi yasaklayan Pekin, buna rağmen aynı platformlarda binlerce trol hesabı ve devlet destekli sosyal medya profiliyle aktif bir şekilde propaganda yürütüyor. Bu hesaplar, yabancı gazetecilerin ve influencerların Doğu Türkistan’dan paylaştığı “parlak”, olumlu ve övgü dolu içerikleri alıyor, bunları küresel ölçekte yayarak Çin’in resmi anlatısını destekliyor.

Bu içerikler sadece haber veya tanıtım niteliğinde değil; bilinçli olarak hazırlanmış bir manipülasyon aracı olarak kullanılıyor. Özellikle Müslüman çoğunluklu ülkelerde bu videolar ve paylaşımlar yoğun şekilde dolaşıma sokuluyor. Amaç açık: Çin’in uluslararası imajını parlatmak, Doğu Türkistan’daki soykırım ve insan hakları ihlallerini gözden gizlemek ve küresel kamuoyunda baskıları normalleştirmek.

Buradaki çelişki oldukça çarpıcı: Çin halkı bu platformlara erişemiyor, yani vatandaşlar YouTube, X veya Facebook’a giremiyor; ancak Çin devleti, bu yasaklı platformları bizzat kendi propagandasını yaymak için etkin bir şekilde kullanıyor. Çok sayıda trol hesap sürekli olarak Çin propagandası yapıyor, Uygurlara yönelik soykırım ve insan hakları ihlalleri suçlamalarını çürütmeye çalışıyor. Hatta bazıları, bu görevlerini sahte Uygur kimliklerine bürünerek yürütüyor.

Tehlike: Zulmün Normalleştirilmesi

Asıl tehlike, insan hakları ihlallerinin normalleştirilmesidir. Toplama kampları, zorla çalıştırma, dini baskılar ve kültürel asimilasyon ortadayken, sahneye konulan folklor gösterileri ve gülümseyen yüzler üzerinden yeni bir hikâye oluşturuluyor.

Bu hikâyeye inanmak, Doğu Türkistan’daki baskıyı görmezden gelmek anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler raporları, bağımsız araştırmalar ve tanık anlatımları oldukça net: Doğu Türkistan’da soykırım ve insanlığa karşı suçlar işleniyor. Bu yalnızca bir iddia değil; belgelenmiş bir gerçektir.

Çin’in sunduğu görüntüler, dikkatle hazırlanmış bir propaganda kurgusundan ibaret. Gerçekte ise toplama kampları, sıkı yasaklar ve sistematik baskılar altında, Doğu Türkistan’da çok boyutlu bir soykırım yaşanıyor. Uluslararası toplumun görevi, Çin’in kurduğu sahte vitrinin etkisine kapılmamak ve hakikati görünür kılmaktır.

Ne yazık ki bazı yabancı gazeteciler, bağımsız gazetecilik yapmak yerine Pekin’in resmi anlatısını destekleyerek bu propagandaya alet oluyor. Onların yayımladığı içerikler, Çin’in baskı politikalarını meşrulaştıran birer araç haline geliyor. Bu durum, Doğu Türkistan’daki bir halkın planlı olarak yok edilişini ve devam eden çok boyutlu bir soykırımı gizlemeye hizmet ediyor.

 

 

Abdülhalik Kara

Yazar:
Abdülhalik Kara

Son Yazılar

Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 107. yıldönümü

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının, Millî Egemenlik ve Millî Bağımsızlık Savaşımızda onun ebedî önderliğinde… Devamını Oku

19.05.2026

Türk evren tasavvuru ve millî egemenlik

Türk devletinin töreli ve adaletli yöneticileri, “kimsesizlerin kimsesi” olma tarzında bir yönetim düşüncesiyle hareket etmek… Devamını Oku

16.05.2026

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026