“Cümbezin Kızı” romanında kişiler özellikle yaşadıkları dönüşümlerle ön plana çıkar. Bu durumun en önemli örnekleri; Nenanne, Hatice ve Mim Dede’dir.
Nenanne, Hatice’yi büyüten yaşlı kadındır. Buna rağmen tam olarak kim olduğu, gerçek ismi ve hayat serüveni bilinmez. O Ada’nın şifacısı, bilirkişisidir. Her işten anlar ve herkese kapısı açıktır. Yardımseverdir. Herkes onu sever ve ona hürmet eder. Mary’nin araştırması sonucunda Nenanne’nin, “Avrupa’da olsa zekâsıyla erkekleri korkutacak bu muhteşem kadının” Bir Kilo Harf Dergisi’ni basan Karamanlı Gaip Efendi’nin zevcesi Gülendam olduğu anlaşılır. Gülendam eşinin dergisinde yazan, kalemi kuvvetli, cesur bir kadın yazardır. Kocası kaybolduktan sonra kendisini onu bulmaya adayan Gülendam, yıllarca dağlarda gezmiş ve adı “Dağlı”ya dönmüştür. Artık o gül fidanı gibi zarif, Balkan Savaşları’nda ailesini kaybedip İstanbul’a sığınan Gülendam değil, dağlarda kaybolan kocasını bıkmadan arayan güçlü ve yaban bir “Dağlı” olmuştur. Dağlı sonraları, dağda kaybolan keçilerini arayan Emine’yi bulmuş ve o öldükten sonra iki çocuğunu yetiştirmiştir. Çocukların “Nenanne” adını verdiği bu kadın zamanla herkes tarafından böyle tanınmış ve son dönüşümünü geçirmiştir. Bu dönüşümü yazar, Mary’nin dilinden “İnsan kaç kez isim alır? Gülendam isminin anlamını da öğrendim. Gül fidanı gibi zarif boylu demekmiş. Sonra dik ve öte bir isim: Dağlı. İkisi de ölmüş de toprağından Nenanne yeşermiş” (s.20) diyerek anlatmıştır. Nenanne’nin bu dönüşümü, Mary’nin de dediği gibi onun zeki ve kolay öğrenen bir kadın olmasıyla alakalıdır. Nenanne’nin, Emine’nin ölümünden sonra “anne” rolünü üstlenmesi ve bu rolün genişleyerek neredeyse tüm Ada’yı kapsaması da bu sebepledir. O zamanla gelişmiş ve Ada’nın en bilge kadını hâline gelmiştir. Mistik güçler kullanması, masallar anlatması ve bu masallarla diğerlerine yol göstermesi, ruhu ve bedeni sağaltması ve toplumun önde geleni olarak her işten anlaması onu eski Türk anlatılarındaki “Kam” motifine yaklaştırmıştır. Bu durum roman yazarının bu anlatılardan beslendiğini gösterir.
Romanda dönüşüm geçiren diğer bir kişi de Mim[1] Dede’dir. Mirahur Mustafa namıyla bilinen Mim Dede, hayırsever bir yaşlıdır. Edirne’den gelmiş, hayli zengin bu yaşlı kişi, hasta torununa bakmaktadır. Zaten onun Mirahur Mustafa’dan Mim Dede’ye dönüşümü hastalara ve yoksullara yardım etmesinden gelir. Gizlice adamları yardımıyla yoksulların elinden tutar ve muhtaç herkesin ihtiyaçlarını karşılar. Evine “Tokmaksız Han” adı verilir, buraya ihtiyacı olanlar kapıya vurmadan gelir, kalır. İyi kalpli, ak sakallı ihtiyar tipidir. Bu durum ona takılan “Mim” lakabının anlaşılmasını sağlar. Yazar, romanında Hatice’nin dilinden onu “Açlığa, yoksulluğa, darda kalana mim” (s.78) , “Keseler, tokmaksız kapılar, iş bulunanlar… Cümbezin meyveleri Mim olsa, her ana Mim doğursa! Sen bunu güzel anlatırdın Nenanne. Mimlerle devleri yenerdin.” (92) sözleriyle aktarır.
Romanı bir dönüşüm romanı yapan ve asıl dönüşümün görüldüğü kişi, anlatıcı Hatice’dir. Hatice, roman boyunca dört farklı isimle okuyucu karşısına çıkar. Bunlar; Hatice, Maviş, Suların Sultanı ve Lâl’dir. Ancak onun dönüşümü, öldükten sonra bir “balık” olarak Gülcemal’e doğru yol almasıyla tamamlanır. “Hatice” ismi kahramana ailesi tarafından verilen isimdir ve aile üyelerinin bu ismi kullandığı dikkat çeker. “Maviş”, ona Mary tarafından gözlerinin rengi sebebiyle verilmiştir. Ancak Ada’nın meşhur mavisiyle onun gözleri arasında da roman boyunca yakından bir bağ kurulur. Maviş, Ada’nın saf ve temiz kızıdır. Gözlerinin rengiyle Ada’nın rengi birbirini tamamlar ve birbirleri arasında aidiyet oluşturur. Hayalleri vardır. “Gülcemal” adlı gemiye binmek, İstanbul’a gitmek ve orada çok iyi bir tiyatrocu olmak ister. Maviş gelin olup Filistin’e geldikten sonra kendisi gibi burada eziyet gören kadınlarla sık sık çeşme başında buluşur. Onlara Nenanne’den dinlediği “Suların Sultanı” masalını anlatır. Yıllarca bu masalı anlatan ve böylece insanlar içinde tanınırlığa ulaşan Maviş’in adı artık “Suların Sultanı”dır. Mim Dede’nin konağında da insanları ağırlayarak onlara masal anlatan bir anlatıcıya dönüşmüştür. Suların Sultanı, gün görmüş bir kadındır. Diğer kadınları etrafında toplar ve onlara yol gösterir. İnsanların ruhundan anlar ve herkesle iyi anlaşır. Bilirkişi hâline gelir ve insanlara hikâyeler anlatarak onları etkiler. Alçin, Fasıla Nine ve Mim Dede’nin ölümünden sonra ise “Suların Sultanı” derin bir üzüntüye boğulur, bu üzüntüsünü sonu gelmeyen bir suskunlukla yansıtır. Böylece konağa yeni gelen misafirler ona “Lâl” adını verir. Lâl’in konaktaki yardıma muhtaç insanları korumaya çalışırken ölmesi ve nihayetinde “balık” suretinde özgürleşmesi onun dönüşümünün tamamlandığı noktadır. “Balık” olarak Gülcemal’e binmesi, hayallerine, İstanbul’a doğru yola çıkması bu dönüşümün tamamlandığına işaret eder. Roman Hatice’nin en baştan en sona, bu tamamlanmış dönüşümünü ele aldığı için romanın bir dönüşüm romanı olduğunu iddia etmek mümkündür.
Yukarıda bahsedilen kişilerin dönüşüm geçirmesi romanda “dondan dona girmek[2]” olarak adlandırılır. Bu dönüşümlerin sebebinin kişilerin yaşamlarında karşılaştıkları acılar olduğu da buradan anlaşılmaktadır. Bu kişiler zamanın ve dış etkenlerin zorlamasıyla dönüşmüştür. “ ‘Çilesi dolmadan insan dondan dona girmiyor. Vakit var.’ diyorum usulca, zalimce.” (s.58). Bu tabir, romanda Türk halk geleneği ve anlatılarından beslenildiğinin göstergelerindendir. Romanda sık sık bu anlatılara ve geleneklere başvurulmuştur. Nenanne ve Suların Sultanı’nın hikâyeleri bu anlatıların izlerini taşır. Nitekim masal anlatmayı ve insanları etkilemeyi Nenanne’den öğrenen Suların Sultanı hikâye anlatma geleneğinin bir sürdürücüsü konumundadır. Hatice’nin ilk defa hikâye anlatmaya karar vermesi de Nenanne ile arasında bağ kurulmasına neden olmuştur. Her ikisi de yaşamın zorluklarından bu yolla kurtulmuş ve kendilerine, sevdiklerine yeni diyarlar kurarak orada mutlu olmuşlardır. Onlar için bu anlatılar kendi dünyalarından uzaklaşmayı temsil etmektedir. “Masallarında gezdiğimiz diyarlar senin çocukluk anıların mıydı Nenanne? Ben de mi öyle olacağım? Acılarımı kuyulara, korkularımı devlere sarıp uzak diyarlarda mı savaşacağım?” (s.21).
Sonuçta, “Cümbezin Kızı” romanında kişilerin dönüşümü, özellikle Nenanne, Mim Dede ve Hatice üzerinden derinlemesine işlenmiştir. Bu dönüşümler, yaşanan acılar, zamanın etkisi ve dış etkenlerle şekillenmiştir. Kişilerin acıları, yaşam mücadeleleri ve duygu çalkantıları, onları “dondan dona” sokan birer etken haline gelir. Roman, Türk halk geleneğine ve anlatılarına sıkça başvurarak, masal geleneğini yaşatır. “Cümbezin Kızı”nda, dönüşümle şekillenen kişiler aracılığıyla, insanın yaşamındaki değişimlere ve güçlü bir duygusal değişimin nasıl gerçekleşebileceğine dair derinlemesine bir anlatı sunulur.
[1] Biten bir yazının altına konulan işaret. “Mim”, TDK, https://sozluk.gov.tr/, (04.04.2024). Arap alfabesinin 24. Harfi olan bu harf eski Osmanlı kaynaklarında farklı sebeplerle kullanılmıştır. Bu harf hakkında tasavvufta da çeşitli anlatılar vardır. Detaylı bilgi için bkz. Yurdakul, İ. (2022). Bir Harf Bir Medeniyet Mim Kitabı. İstanbul: TİMAŞ.
[2] Şekil değiştirmek. Detaylı bilgi için bkz. Küçük, M. A. (2020). Orta Asya’dan Anadolu’ya Türk Geleneğinde “Don Değiştirme”. Bilig(94), 97-122.
Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku
Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku
Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku
Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku
Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku
Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Atalarımızın izini sürmek, onların bastığı topraklara basmak,… Devamını Oku