Kıbrıs – Girit

“Kıbrıs’ta yaşanan gelişmeler, Girit’le tıpa tıp aynı; sanki kopyası gibi.
Bu doğru; ama ‘Girit nasıl kaybedildi’ hiç olmazsa özetini bilmeliyiz.
Bu görev 2002’de yayımlanan “Kıbrıs’ta Sirtaki” kitabımızda yapılmıştı.
Hiçbir ilâve veya çıkartma yapmadan tekrar ediyoruz.
Böylece geçmişten ders almaya, tarihin tekerrürünü önlemeye yardımcı olabiliriz.”

Sadi Somuncuoğlu

 

“Girit Adası’nın geçmişi, burada yaşananlar ve bugün gelinen nokta itibariyle Kıbrıs’ta olanlara örnek teşkil etmektedir. Değerli Yazar Metin Erksan’ın, “Girit Adası ve Kıbrıs Adası sorunları, eşdeğer sorunlardır. Girit sorunu bilinmeden Kıbrıs sorunu bilinemez.”1 Diye ifade ettiği bu tarihi olayı bir kez de biz hatırlatmak istiyoruz.

Dışişleri Bakanlığı kayıtlarında Girit olayları, “Osmanlılar devrinde Ada halkının önce bağımsızlık, sonra Yunanistan’a katılma amacıyla ayaklanması olarak anlatılmaktadır.”2 Buna göre, Girit’in Rum asıllı halkı, ilk olarak 1821’de Osmanlı yönetimine başkaldırmış, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa bu ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilmiştir.

Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’nden ayrılarak, bağımsız bir krallık oluşundan sonra Girit’te 1830 yılında ikinci bir ayaklanma olmuş, Mehmet Ali Paşa 1831’de bunu da bastırmıştır. Ancak, adadaki milliyetçilik akımının gelişmesi ve Yunanistan’ın giriştiği yoğun propaganda sebebiyle Girit’te huzur bir türlü sağlanamamış ve 1840 Londra Antlaşmasından sonra buranın yönetimi Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’dan alınmıştır. Yunan mültecileri tarafından çıkartılan bir başka isyan (1841) da Mustafa Naili Paşa tarafından bastırılmıştır. En önemli ayaklanma ise 1866’da olmuş, asiler, Yunanistan’a katıldıklarını ilan etmişlerdir. Osmanlılar bunu kabul etmemiş ve Sadrazam Ali Paşa olaya el koymuştur. Sonunda üye çoğunluğunu Rumların teşkil ettiği bir meclisin kurulmasıyla ayaklanma bastırılmıştır. Ancak daha sonra adanın Rum halkı çeşitli haklar talep etmeye başlamış, 1877-1878’de yapılan antlaşmalarla ada valisinin Rum, yardımcısının Türk olması, 80 üyelik meclise 50 Rum üyenin seçilmesi, resmi işlem ve yazışmaların hepsinde Rumcanın kullanılması kabul edilmiştir.

Girit meselesi 1897’de yeniden alevlenmiş, Yunan hükümeti ve Etnik-i Eterya cemiyetinin açık ve gizli kışkırtmaları sonucunda adada geniş bir çete faaliyeti başlamıştır. Bu arada Yunanlılar, Girit’e 1500 kişilik bir askeri kuvvet çıkarmış, İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya’nın desteğini kazanmak için her türlü yola başvurmuşlardır. Ancak Osmanlı hükümetinin iç işlerine yabancıları karıştırmamak konusundaki kararlı tutumu karşısında Batılı devletler, Yunanlıların adadan kuvvetlerini çekmesi için donanmalarıyla Girit’i abluka altına almışlar; Yunan hükümeti bu ablukaya da aldırmayınca, Ethem Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu Makedonya’nın Alasonya kenti üzerinden taarruza geçerek Dömeke meydan savaşında Yunan ordusunu yenilgiye uğratmış ve Atina’ya doğru ilerlemiştir. Batılı devletlerin işe karışmaları sonucu bu harekât durdurulmuş, Girit’te Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın himayesinde bir yönetim kurularak, Yunan kralının oğlu Georgios, komiser olarak tayin edilmiştir.

İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra (1908) Girit Meclisi Yunanistan’a katıldığını resmen ilan etmiş ve 26 Temmuz 1909’da Rumlar, Hanya kalesine Yunan bayrağını çekmişlerdir. 1911’de 25 Girit Rum mebusu Yunan Parlamentosu toplantılarına katılmak amacıyla Pire’ye doğru yola çıkmış, fakat İngiliz donanmasına bağlı savaş gemileri bunu önleyerek Giritli mebusları tevkif etmiştir. Balkan savaşından sonra Londra ve Bükreş Antlaşmalarıyla Girit’in Yunanistan’a ilhakı, Osmanlı Devleti tarafından 1913 yılında resmen kabul edilmiş, böylece Girit meselesi kapanmıştır.

Girit, Megali İdea’nın beşinci maddesi

Megali İdea ve Enosis’in en somut örneği olan Girit, kesintisiz uygulanan Yunan politikalarının sonuçlarından birisidir. Yunanistan’ın bağımsız bir devlet olarak doğuşundan itibaren takip etmeye başladığı “Helenlerin önderliğinde Bizans İmparatorluğunu yeniden diriltmek ülküsü” olarak tanımlanan “Megali İdea” doğrultusunda, 1810’da Bükreş’te Eterya ton Filomuson (Sanat Tanrıçası Dostları Cemiyeti), 1813’te Paris’te Hotel Grec ve 1814 yılının sonlarında Odesa’da Filiki Eterya cemiyetleri kurulmuştur. Bunlardan Filiki Eterya kurulurken hazırlanan program, Megali İdea’nın hedefleri olmuştur. Bu hedefler şöyle belirtilmektedir:3

  1. Yunan milletinin tam istiklalinin temini,
  2. Batı Trakya ve Selanik’in Yunanistan’a ilhakı,
  3. Ege Adaları’nın Yunanistan’a ilhakı,
  4. Oniki Ada’nın Yunanistan’a ilhakı,
  5. Girit Adası’nın Yunanistan’a ilhakı,
  6. Batı Anadolu’nun Yunanistan’a ilhakı,
  7. Pontus Rum Hükümeti’nin kurulması,
  8. Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı,
  9. İmroz ve Bozcaada’nın Yunanistan’a ilhakı,
  10. İstanbul’un işgal edilerek Doğu Roma İmparatorluğu’nun ihyası.

Aynı ülküyü her platformda gündeme getiren Yunanistan gazeteleri, 1896 yılı nisan ayında (Girit olaylarının yoğunlaştığı dönem) imzasız bir beyanname yayınlayarak, Etniki Eterya’nın faaliyet planını ilan ettiler. Bu beyannamede açıklanan ana ilkeler, günümüzdeki Yunanistan’ın milli politikasının dayandığı temel prensipler niteliğindedir:4

Ezeli ve ebedi düşmanımız Türklerdir.
Yunan ulusu, bağımsızlığını elde etmekle önemli bir kazanç sağlayamadı. Ulusun büyük bir kısmı Türklerin boyunduruğu altında kaldı. Bunları kurtarmak hepimizin görevidir.
Megali İdea’yı gerçekleştirmek için savaş esastır.
Gayeye varmak için gizliliğe olağanüstü dikkat etmek gerekir.
Yunanistan’da parti mücadeleleri ve fikir ayrılıkları kesin olarak terk edilmelidir.
Bütün Grek ulusunun Etniki Eterya bayrağı altında toplanması, yüksek çıkarlarımızın gereğidir.
Megali İdea’nın gerçekleşmesi için her türlü araca başvurulacaktır.
Etniki Eterya, Rum halkını bütünü ile silahlandıracaktır.
Mukadder olan vaktin gelmesinden sonra, ezeli ve ebedi düşmanımız olan Türklere taarruz edilecektir.
Ezeli ve ebedi düşmanımız olan Türklere karşı, Yunanistan dışarıdan hiçbir yardım beklemeyecek ve yalnız kendisine güvenecektir.
Etniki Eterya, Doğu’da birçok karışıklıklar çıkaracaktır. Hükümet ilgisiz kalır ve tarafsız olursa Etniki Eterya hükümete görevini bildirecektir.
Politik fırsatlardan yararlanmak, Etniki Eterya’nın baş görevidir.
Etniki Eterya, bütün Rum zenginlerini örgüte yardıma davet eder.
Sonsuz bir güce sahip olan Elenizmin gücüne inanarak, eski ve ebedi düşmanımız Türklere karşı büyük düşmanlık hareketine başlayalım.
Etniki Eterya, hiçbir siyasi partiye tabi olmadığı gibi, hiçbir siyasi partinin de emrinde değildir.
Şayet hükümet ülke sorunları üzerine eğilmezse, Etniki Eterya, hükümeti görevini yapmaya zorlayacaktır.
Tanrının yardımı ile Megali İdea kesin olarak gerçekleşecektir.

1 Haziran 1999 tarihli Fransız Le Figaro gazetesinin “bölgenin en ırkçı ve yayılmacı ülkesi olarak nitelendirdiği Yunanistan, ırkçılık ve yayılmacılık konusunda tarih boyunca kullandığı esasları dört noktaya dayandırmıştır:5

“Birincisi; isyan sebebi olarak Türkleri gösterip onların nüfuz ve hâkimiyeti altında Hıristiyanların menfaatlerinin çiğnenmekte olduğunu yaymak; İkincisi; büyük devletlere yönelik olarak uygulanan devamlı propagandanın etkisinden istifadeyle Avrupa siyasetinin lehlerine değişmesini sağlamak; Üçüncüsü; çıkaracakları isyanlar sonunda Avrupa devletlerinin müdahaleleriyle Türklere nazaran üstün haklara sahip olmaya çalışmak; Dördüncüsü; bu gelişmeler sonucunda hedef bölgeyi Yunanistan’la birleştirmek.”

Aynı ırkçılık ve yayılmacılık politikası günümüze kadar devam etmektedir ki, 1844’de söylenenlerle, 150 yıl sonra, Yunanistan İçişleri Müsteşarı Kuluris’in sözleri arasında bir fark yoktur. Kuluris, şunları söylemiştir:

“Elenizmin sınırları kuzey ucundan başlayarak Trakya’yı, Ege’yi kapsar ve Kıbrıs’a kadar uzanır… Başı böylesine büyük dertler içindeyken Türkiye ile boy ölçüşmemiz zor olmaz6

Emekli General Suat İlhan, Yunanistan’ın yayılmacı politikasını şöyle özetlemiştir.

“Yunanistan Megali İdea’sı 150 yılda şu şekilde bir gelişme gösterdi: 1821 Mora İsyanı; 1830 bağımsızlığın ilanı, 1869 İngilizlerden 7 adanın alınması, 1890 Teselya ve Narda’nın alınması, 1887 sınır düzeltmesi, 1908 Girit’in alınması, 1913 Makedonya, Epir, Batı Trakya ve Ege adalarının alınması, 1951 Oniki Ada’nın alınması.7

Türk ordularının aldıkları yerlerin Balkan savaşı hariç Yunan diplomasisinin başarıları sonucu kaybedildiğini belirten Suat İlhan, Yunan Megali İdeası’nın bundan sonraki hedeflerinin başında Kıbrıs’ın tamamında ve Ege Denizi’nde egemenlik geldiğini vurgulamıştır. İlhan, “Yunan hırsını; ne İstiklal Harbi yenilgisi ne de Kıbrıs yenilgisi durdurabilmiştir. Yunanlılar ve Kıbrıslı Rumlar; Kıbrıs sorununu diplomatlarının, Dışişleri kadrolarının ve politikacılarının çabası ile askeri yenilgiye rağmen lehlerine çevirmişlerdir.” demiştir.8     

Bu tarihi gerçekleri haklı olarak hiç ama hiç unutmayanların başında KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş gelmektedir. Öyle ki, gelişmeler üzerine Denktaş, 2002 yılında Girit’in kronolojisini yeniden çantasında taşımak zorunda kalmıştır. Gazeteci Mustafa Balbay, “Denktaş’ın Çantasındaki Girit Kronolojisi” başlıklı yazısında, 4 sayfalık bu kronolojiyi, 1821’den 1913’e kadar uzanan 92 yıllık Girit sürecini Ankara’ya da hatırlatmak istiyor olmalı !”diyerek, şöyle özetlemiştir:9

1821- Birinci dönem… Mora’da başlayan isyan hareketi Rusların tahrikiyle Girit’e de bulaştı.

1830-  Londra Konferansı’nda Yunanistan’ın bağımsızlığı tanındı. Yunanistan, Girit’i de istedi; kabul görmedi. Aynı yıl Girit’te isyan çıkaranlar için Babıali tarafından af çıkarıldı.

1841-  Mehmet Ali Paşa, Girit’ten çekildi.

1856-  Islahat Fermanı’yla birlikte Girit’teki kimi Müslümanlar, Hıristiyanlığa geçmeye başladı.

1866-  III. Napolyon, şartlar gerektirirse Suriye Hristiyanları için olduğu gibi Girit Hıristiyanları için de gerekeni yapabileceklerini söyledi. Aynı yıl asilerce oluşturulan meclis, adadaki Türk hâkimiyetini tanımadığını ve adanın Yunanistan’a ilhakını ilan etti.

1868- Yunanistan-Girit bağlantısını kesmek üzere Yunanistan’a ültimatom verildi. 8 gün içinde cevap alınamayınca Yunan sahilleri ablukaya alındı. Girit isyanı sona erdi.

1878- İkinci dönem… Osmanlı-Rus savaşı Rusların lehine dönmeye başlayınca Yunanistan’da Türkiye’ye karşı savaşa girmek isteyenler savaş karşıtlarının evini bastı. Girit’teki Rumları eğitmek üzere Pire limanından bir gemiyle Yunan subayları gönderildi. Aynı yıl Osmanlı-Rus savaşını sona erdiren Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Yunanistan, Girit’i istedi; verilmedi ama 23.madde Girit’e ayrıldı. Girit’te ayrı bir meclis kurulacaktı. 49 Hıristiyan, 31 Müslüman…

1879-Yunanistan, Ayastefanos Antlaşması’nın 24. maddesine koydurduğu,(yeni düzenlemeler yapılabilir) maddesine dayanarak, Girit için Babıali’ye başvurdu, reddedildi.

1896- Yunanistan Başbakanı, Girit’e donanma göndereceğini açıkladı.

1897- 2 zırhlı, 12 torpidodan oluşan Yunan donanması Girit’e hareket etti. Osmanlı donanması Haliç’te kullanılamaz durumdaydı. Donanma personeli Marmara Denizi’nde tatbikat yaptı.

1897- Türk-Yunan savaşı başladı. Girit’in özerkliği ilan edildi.

1908-  Sonuç… II.Meşrutiyet’in ilanını istismar eden Yunanistan, Girit’i ilhak ettiğini açıkladı.

1913-  Londra Barış Konferansı’yla Osmanlı, Girit’in Yunanistan’a verilmesini kabul etti.          

Balbay, yazısını, “90 yıl, insan için uzun ama devletler/toplumlar için öyle değil. Bir adanın başka bir ülkenin eline geçmesinin kısa kronolojisi böyle” diye bitirmiştir.

Yazar Metin Erksan da Girit sorunu süresince Avrupa devletleri ve Çarlık Rusya’sının, Osmanlı Devleti’ne karşı, Yunanistan’a siyasal, askeri, ekonomik yardım yaptığını hatırlatarak, “Şimdi ise Yunanistan Devleti’nin ve Kıbrıs Rum Devleti’nin yanında ve arkasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı AB vardır. Tarih tekerrür etmektedir. Tarih yinelenmektedir.” der. Erksan, oldukça ilginç bir de örnek verir.

Yıl 1880. Osmanlı Devleti Padişahı ve Halifesi 2.Abdülhamit’tir. Yunanistan Devleti, 1878 Berlin Kongresi ve Anlaşması koşullarına dayanarak, Osmanlı Devleti’nden bir bölüm toprak ister. Yunanistan Devleti’nin istediği toprak, Osmanlı-Yunan kara sularının bulunduğu Tesalya ve Epir bölgesindedir. 2. Abdülhamit Tesalya ve Epir bölgesinden Yunanistan’a toprak verilmesini istemez. Osmanlı Devleti toprağı olan Girit, Sisam ve İpsara Adası’nın Yunanistan’a verilmesini ister. Padişah ve Halife, bu işin sonuçlandırılmasını hükümete ve vekiller kuruluna buyurur. Vekiller kurulu büyük asker komutanların katılımıyla bir toplantı yapar. Kurul; Girit, Sisam ve İpsara adalarının Yunanistan Devleti’ne verilmesini oy çokluğu ile kabul eder. Sorumluluğu üstüne almak istemeyen 2. Abdülhamit oy çokluğu ile alınan kararı sakıncalı bulur. Kararın oy birliği ile alınmasını ister. Kurul, 2.Abdülhamit’in isteği doğrultusunda oy birliği ile karar vermek için toplanır. Gizli yapılan kurul toplantısını öğrenen İngiltere Büyükelçisi, 2.Abdülhamit’e ve Babıali’ye giderek, şu istekte bulunur. (Girit Adası Yunanistan Devleti’ne verilirse İngiltere Devleti, Osmanlı Devleti’nden toprak isteyecektir.) İngiliz Büyükelçisi’nin bu isteği ve davranışı 2. Abdülhamit’i ve Babıali’yi korkutur. Padişah ve Sadrazam, Girit Adası’nın Yunanistan Devleti’ne verilmeyeceği hakkında İngiliz Büyükelçisi’ne güvence verirler.10

Oktay Ekşi ise, “Girit’e Giden Yol” başlıklı yazısında, ”Kıbrıs adasının kaderinin sonunda bir Girit hikâyesine dönüşeceği ta 1974’deki Barış Harekatı ardından çok söylendi ama doğrusu- bu satırların sahibi değil- pek çoğumuz (artık olmaz öyle şey) diyerek inanmadık.” demiştir.11 Oktay Ekşi, yaklaşık 30 yıl sonra Kıbrıs’ın Girit olabileceği noktasına gelmiştir.

Emekli General Suat İlhan’a göre,Yunanlılara yıllarca sorunları unutturulmamış, bizde ise eskiyi hatırlamak dahi şovenlikle suçlanır olmuştur”. İlhan, “Girit’i kim hatırlıyor? Ege adalarının onar, on beşer Yunan askeri ile toparlanıp alındığını kim biliyor?” Diye sormaktadır. Gerçekten de bugün bile yaşananları hatırlamak ve gerçekleri anlamak istemeyenler bulunmaktadır. Askeri uzmanlar da, Girit ve Kıbrıs benzeşmesini “Akdeniz’in batısına açılma imkânlarının ortadan kalkması ardından Akdeniz’in doğusundaki harekât sahasının da yitirilmesi ihtimali” ile açıklamaktadırlar.12 Tüm bunlara rağmen gerçeklere gözlerini kapatanlara söylenecek tek bir şey vardır: Geçmişi ne kadar derin bilirseniz, o kadar ileriyi görebilirsiniz.

Kaynak: Sadi Somuncuoğlu, Kıbrıs’ta Sirtaki, s. 51-55

37 Girit ve Kıbrıs-Cumhuriyet Gazetesi/21.5.2002

38 www.mfa.gov.tr/Turkce/gruph/ha/ha01htm/04.htm

39 www.turkatak.gen.tr/Yunan/yunanistan_ve_terör.htm

40 www.turkatak.gen.tr/Yunan/yunanistan_ve_terör.htm

41 www.turkatak.gen.tr/Yunan/yunanistan_ve_terör.htm

42 www.turkatak.gen.tr/Yunan/yunanistan_ve_terör.htm-Kaynak: Agon Gazetesi, 9.12.1994

43 AB’ye Neden Hayır-Jeopolitik Yaklaşım/2000/ sf. 120

44 a.g.e./sf.120

45 Cumhuriyet Gazetesi-11 Mayıs 2002 

46 Girit ve Kıbrıs-Cumhuriyet Gazetesi/21.5.2002

 47 Hürriyet Gazetesi/15 Mayıs 2002

48 Murat Yetkin/Denktaş, Girit ve Devletin En Derin Travması/ Radikal- 3 Mart 2002

Sadi Somuncuoğlu

1940 yılında Aksaray'da doğdu. İlk ve ortaokulu memleketinde, lise ve yüksek öğrenimini (AİTİA) Ankara’da 1958 - 62 yıllarında yaptı. Türk Ocağı çalışmalarına katıldı. 1963 – 65 yıllarında askerlik hizmetini tamamladı. Çeşitli devlet memuriyetlerinde bulundu. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü'nde Organizasyon ve Metot ile İdarecilik kurs ve eğitimi gördü. Kültür Bakanlığı bin temel eser projesinde uzman olarak çalıştı. 1967'de aktif siyasete, CKMP’de başladı. Milliyetçi ülkücü gençliğin eğitim ve teşkilatlanma görevini üstlendi; bütün fakülte ve yüksek okullarda Ülkü Ocağı Öğrenci Derneği ile üniversite şehirlerinde Ülkü Ocağı Birliği’nin kurulması geçekleşti. 1969 Adana Kongresi'nde, MHP Genel İdare Kurulu’na seçildi. Devlet, Töre ve Bozkurt gibi dergilerinin yayımında yer aldı. Bir çok yazı ve makalesi yayımlandı. 1977’de MHP Niğde Milletvekili seçildi. Süleyman Demirel’in Başbakanlığında kurulan AP, MSP ve MHP koalisyon hükümetinde Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarlığı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden sorumlu Devlet Bakanı oldu. 12 Eylül1980 darbesiyle tutuklandı. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davasında idamla yargılandı; iki yıl tutuklu kaldıktan sonra beraat etti. 1983’den itibaren Töre ve Türk Yurdu dergilerinde yazıları neşredildi. 1988’de Türk Ocağı Merkez Yönetimi Kurulu üyesi ve 1994 Kurultayında, Türk Ocağı Genel Başkanı seçildi. Kasım 1995 seçimlerinde, ANAP listesinden Aksaray milletvekili oldu;1,5 yıl sonra ayrılarak 1997’de MHP'ye katıldı. 1999 seçimlerinde MHP'den tekrar Aksaray Milletvekili seçildi. 57. Hükümette, Emlak Bankası, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ve Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünden sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yaptı. 24 Nisan 2000’de Cumhurbaşkanlığına aday olduğu gerekçesiyle 8 Mayıs’ta Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin müracaatı üzerine, Başbakan Ecevit ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in kararnamesiyle görevinden azledildi. 3 Kasım2002’den itibaren iç siyasetten ayrıldı; araştırma, telif, yayım, konferans vermek ve TV programlarına katılmak gibi çalışmalara yöneldi. 2007’de bir grup arkadaşıyla Millî Düşünce Merkezi Derneğini (MDM) kurdu. Ülke meseleleri üzerinde çok yönlü çalışmalar yapan MDM’nin Genel Başkanlığı görevini yürütmektedir. İki erkek ve bir kız üç evladı vardır. Yayımlanan kitapları: Avrupa Birliği Bitmeyen Yol, Ötüken Neşriyat, 2002 Gümrükte Kuşatma, Yeni Avrasya ve ATO Yayınları, 2002 Kıbrıs’ta Sirtaki, Yeni Avrasya ve ATO Yayınları, 2002 Yeni Anayasanın Şifreleri, Prof. Dr. Meltem Canikoğlu – Prof. Dr. İskender Öksüz- Sadi Somuncuoğlu, MDM yayını 2011 Avrupa Uyum Paketlerinden Federasyon’a/Etnik, Irkçı, Siyasallaşma Projesi, ATO Yayınları, 2003 Sorularla, Belgelerle Kıbrıs/Çözüm mü, Çözülme mi? Sağlık-İş Sendikası Yayını, 2003 İstanbul’da Yeni Roma İmparatorluğu, Akçağ Kitabevi, 2004 Göz Göre Göre Kapana Düştü Türkiyem, Bilgi Yayınevi, 2005 Anan Planı Gerçeği ve KKTC’nin Kurtuluşu, MDM yayını, 2004 Son Haçlı Seferi/PKK Açılımı, MDM Yayını, 2010 Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti Hangi Milletin Devleti? MDM Yayını, 2012 Devletlerimiz ve Anayasalarımız, MDM Yayını, 2013 Andımız Ayet mi? Prof. Dr. Nurullah Çetin - Sadi Somuncuoğlu, MDM Yayını 2013

Yazar:
Sadi Somuncuoğlu

Son Yazılar

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur 

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026

Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye

Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku

02.04.2026

Ege’ye dikkat!

Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku

25.03.2026

Taştaki söz, bozkırdaki ruh: Atalarımın izinde bir diriliş

Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Atalarımızın izini sürmek, onların bastığı topraklara basmak,… Devamını Oku

24.03.2026