HANEFÎLİK-MÂTURÎDÎLİK

Mezhepler Tarihi hocası Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı’nın
Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nce
Hanefîlik-Maturidîlik konusunda 5- 7 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenen
IV Uluslararası Şeyh Şa’bân-ı Velî Sempozyumu
Değerlendirme Oturumu’nda yaptığı konuşmanın metnidir.

Tertip Heyeti ve değerli yöneticiler, herhalde, ülkemizde, şu anda hayattaki en yaşlı ve en kıdemli mezhepler tarihi hocası olduğum için, bilgi şölenimizin değerlendirme oturumunda benim de konuşmamı istediler. Onların bu kadirşinas ve vefakâr tutum ve davranışları, ülkemizin ilim ve irfan hayatı adına hakikaten takdîr ve tebcîle şâyandır. Teşekkür ederim.

Böylece onlar, bendenize, hem bu toplantıyı fikirleriyle fevkalâde kıymetli kıldıklarına inandığım ve her biri ilâhiyat dünyasının yüz akı olan ve kendileriyle hep iftihar ettiğim sevgili talebelerimi ve meslektaşlarımı bir kere daha görmek, dinlemek ve değerli fikirlerinden istifade edebilmek; hem de başta biz Türkler olmak üzere bütün Hanefî-Mâturîdî Müslümanlar için son derece önemli bir konunun görüşüleceği bu bilgi şölenine katılma şerefini ve iftiharını sizlerle paylaşabilmek fırsatını bahşettiler. Bundan dolayı da şükranlarımı ve takdirlerimi sunarım.

Sayın Konuklar,

Programa göre, iki gün gibi çok kısa sürede ve çok yoğun bir program çerçevesinde, sadece Türk düşünce tarihinin değil, bütün bir İslâm düşünce tarihinin ve İslâm dünyasının iftiharı ve yüz akı olan muhteşem bir ana akımı, Hanefîlik ve Mâturîdîliği konuştuk.

Bu ana akımın mümtaz mümessilleri olan İmam Âzam Ebû Hanife ve İmam Ebû Mansur el-Mâturîdî, tek cümle ile ifade etmek istersek, Müslümanlara, Kur’an’ın emrine itaatla, “ataların izini takip eden” değil Yüce Allah’ın yaratılmışlar arasında sadece insanoğluna bahşettiği “aklı” ve aklın verilerini kullanarak bilgi, îman, adâlet, liyâkat, ehliyet ve ihsanla donanmalarını; dolayısıyla mutlaka sorumluluk bilincine sahip “özgür bireyler” olmalarını öğütlemiş ulular ulusu iki büyük önderdir.

♦ ♦ ♦

Bildiğimiz gibi Müslümanlar,  Hülefâ-i Râşidîn dönemindeki fetihlerle Hicaz bölgesinin dışına çıkmışlar ve neticede İslâm, tarihin kaydettiği en kısa sürede, bütün Mezopotamya, Doğu ülkeleri ve Kuzey Afrika’nın hâkim dîni haline gelmiştir.

Ahlâk ve adâletin öncülüğünde bilgiyi, îmanı ve aklı baş tâcı kılan Müslümanlar, bu topraklarda yaşayan henüz Müslüman olmuş pek çok yeni kavim ve milletle karşılaşmış; başka bir ifade ile günümüzde “çoğulcu” dediğimiz toplum yapısı ile tanışmış ve onlara ahlâkın,  adâletin, bilginin ve hikmetin, ehliyet ve liyakatın din için vazgeçilemez olduğunu göstermişlerdi.[1] Bunun içindir ki İmam Mâturîdî, “aklî olan” aynı zamanda “ahlâkî olan”dır, der. Sevgili talebem, değerli genç araştırıcı Hanifi Özcan”a göre, “bu demektir ki, doğru düşünmemizi sağlayan ilkeler ile dürüst davranmamızı sağlayan ilkeler aynı ilkelerdir.” [2]

Ancak Emevîlerle başlayan “saltanat” egemenliği, bilgiyi, aklı, hikmeti ve îmanı yanlış ve dar kalıpların içine sıkıştırıp insanları edilgen kılan kaderci bir anlayışa mahkûm etmiştir. Nitekim bu anlayışın körüklediği egemenlik ve iktidar hırsı, İslâm’ın âdil ve dinamik yapısını öylesine tahrib etmiştir ki, Müslümanlar özgürce akıllarını kullanmak suretiyle bütün fikir ve görüşleri dinleyip en güzeline uymak ve selefleri gibi tarihin akışını değiştirecek derecede ve güçte etkili, ehliyetli, dirayetli ve liyakatlı olmak yerine, kendilerine sunulanı sorgusuz sualsiz kabul eden; yöneticilerin, egemen güçlerin ya da mezhep imamlarının görüşlerini âdeta din ile aynîleştirerek/özdeşleştirerek onları taklid eden zümreler haline dönüşmüşlerdir.

Oysa İslâm, her şeyden önce  “ahlâk” ve “adâlet” temelli bir dindir. Ahlâk, uzmanların ittifakla belirttikleri gibi, her şeyden önce bir “ilişki”dir. Bir kişi ile bir kişi, kişi ile toplum, bir toplum veya bir insan ile Tanrı arasında hür ve belirli bir niyete bağlı (kasdî/amaçlı) bir ilişkidir. Bu ilişki bir davranış veya bir “tutum”a dayalı olan ve mutlaka bir sonuç ve sorumluluk doğuran bir ilişkidir. Ahlâka konu olan eylem, ya medhi (övgüyü/yüceltilmeyi) ve sevabı (ödülü); ya da zemmi (kınanmayı) ve ikabı (cezalandırmayı) gerektirir.

Esasen Kur’ân açısından bir eylemi ahlakî kılan şey, bu ahlakî ilişkiye katılan tarafların her ikisine, yani fiili işleyen ile işlenene sağladığı mutluluk, sevinç, haz ve fayda oluşudur.

İşte bu noktada şu soruyu cevaplamakta zorlanıyoruz:

İslâm düşüncesinde neden ahlâkın objektifliğini savunarak onu büyük ölçüde “akıl” ile temellendiren Mu’tezile ve Mâturidî okullarının öğretileri değil de, subjektifliği savunarak “vahiy” ile izah eden Eş’arî okulunun görüşleri resmîleştirilmiş ve bu öğretinin tabiî sonucu olan “edilgen insan tipi” nin yaygınlaşması istenmiştir?

Acaba bunun arkasında, kendilerine tâbi olanları Allah’ın mutlak kudret ve iradesi ile O’nun değişmez takdîrini gerekçe göstererek itaata ve tereddütsüz bağlılığa sevk etme becerisi gösteren yönetici ya da egemen sınıfın siyaseti mi yatmaktadır?

Oysa Kur’ân, Hz. Peygamber’e (s.a.s.) emrolunan ve onun da mü’minlere teblîğ ettiği “doğru yol”dan ayrılmamak şartıyla, o güne kadar “ataların izinden” yürümeyi sünnet bilmiş Arapların bilmedikleri ya da kullanmaya yanaşmadıkları yeni bir şeyi mutlaka yerine getirmelerini istemiştir. O da, insanların dinin hakikatini anlamak için düşünmeleri ve akıllarını kullanmalarıdır.

Çünkü dinin her türlü emir ve yükümlülükleri, bunları değerlendirme ve hakikatini anlama gücüne sahip insana, insanın aklına yönelmiştir. Bu durumda Allah’a iman etmenin ve O’nu tanımanın tek yolu da akıl’dır, bilgi’dir.

Kalbin/insanın manevî bütünlüğünü akletmesi, yani aklî melekelerini çalıştırması, ahlâk ile aralarındaki ilişkiyi sağlamlaştırması ve hattâ ahlâkla bütünleşmesi demektir. Çünkü Kur’ân’da “akletmek” ile “ahlâklı olmak” sanki örtüştürülür. Nitekim “‘a-ka-le” fiilinin türevlerinin kullanımları da buna işaret eder. Aslında Türkçemiz,  “uslu” kelimesi ile bu örtüşmenin en ilgi çekici birlikteliğini sunar. Dilimizde “uslu olmak”, “akıllı”, ama daha da fazlasıyla “ahlâklı olmak” demektir.

Buradan nereye gelmek istiyorum?

Kur’ân-ı Kerîm’e göre Allah’ın iradesi ve beyanı, ahlâkî değerin, ahlâk kanununun nedeni değil; sadece insanların ahlâklı olmalarının, ahlâklı yaşamalarının nedenidir. Yani ahlâkî bir değer ya da emir, Allah emrettiği ya da beyan ettiği için iyi ve mükemmel değildir.

Fiiller / eylemler ve “şey”ler, vahiyden önce de, doğalarında iyilik ya da kötülüğü taşırlar.

İnsan aklederek bir fiilin veya bir ahlâkî değerin “doğru” ve “iyi” olduğunu bulabilir. Esasen Allah da onu “iyi” ve “doğru” bir ahlâkî değer olarak görmektedir.

Meselâ Mâturidî’ye göre fiiller ve şey’ler, vahiyden önce de kendi doğalarında iyiliği/kötülüğü, doğruluğu/yanlışlığı taşırlar. Aklen mümtenî, yani olması veya gerçekleşmesi mümkün olmayanı, vahiy de mümtenî görür. Aklen vacip/zorunlu/farz olanı, vahiy de vacip görür. Aslında vahiy, aklen mümkün olanı tasrih eder, açıklığa kavuşturur. Zamanla insan, hevâ ve hevesine uyarak ahlakî normları keyfîleştirdiğinden dolayı, Allah peygamber göndererek bunları düzeltir.[3]

Bu öğreti ise, çok açık ve kesin bir biçimde, yapıp-etmelerinden dolayı doğrudan insanın sorumlu olduğunu; çünkü onun işlediği fiillerini, aklı ve iradesi ile bizzat kendisinin tercih edeceğini ve etmekte olduğunu göstermektedir.

İslâm düşünce tarihinde iki önemli düşünce okulunun en meşhuru olan Eş’arîlik ise, bu görüşün tam aksini savunur. Yani İlâhî irade, ahlâkî değerin ve ahlâk, kanunun nedenidir. Bunun anlamı kısaca şudur: İyi veya kötü, Allah öyle istediği ve bildirdiği için iyi veya kötüdür.

Müslüman yöneticilerin pek iltifat etmediği, hattâ hiç aldırmadığı, ama aslında İslâm düşüncesinin çok değerli okullarından Mutezile’ye ve İmam Mâtüridî’ye göre ise insan, iyi veya kötünün iyilik veya kötülüğünü aklı ile bilir.[4] Bunun anlamı da şudur:

 İyi veya kötü olarak işlenen her işin sorumluluk ve yükümlülüğü, doğrudan insana ve insanın aklına aittir.

Kur’ân’ın, yani İslâm’ın mesajının özü bu olmasına rağmen, bu fevkalâde yüce mesajı hayata geçirme işinde her zaman başarılı olunduğu söylenemez. Maalesef tarih boyunca bu özden, bu yüce mesajdan ciddî sapmalar olmuş ve çok kötü bozulmalarla karşılaşılmıştır.

Nitekim her din gibi Müslümanlık da bölgeler, toplumlar ve toplumlara egemen olma hırsı ile yanıp tutuşan siyasetçiler ve din bilginlerinin elinde dönüştürüldüğü “sistem” açısından, önemli ölçüde aslî ve öz yapısından, temel mesajından uzak bırakılmıştır.

Ebu Hanîfe ve İmam Mâturîdî ise, Kur’an’ın özünü ve esas mesajını bi-hakkın tespit ve teslim ettikleri için Müslümanların meselelerine çare olacak aklı ve akıl yürütme metodunu geliştirip kullanmışlardır. Neticede Hanefîlik ve Mâturîdîlik, Horasan-Mâverâünnehir başta olmak üzere Orta Asya, Afganistan, Hindistan, Pakistan, Doğu Türkistan, Malezya, Endonezya, Kafkaslar, Rusya, Türkiye, Orta Doğu ve diğer bölgelerde Müslüman olarak yaşayan kitleler arasında yayılmış ve bu tesir bugünlere kadar devam etmiştir. Hattâ İmam Mâturîdî’nin öncülüğünde Semerkant’ta doğan ve daha sonraki takipçileri tarafından Türk toplulukları arasında yayılan Mâturîdîlik, Türk topluluklarının dinî, içtimaî ve medenî birliğinde çok önemli bir rol oynamıştır.

Ancak ne hazindir ki, İslâm dünyasının genelinde ve hattâ Hanefî-Mâturîdî olduğunu söyleyen Osmanlı sarayında ve medreselerinde bile gereken ilgi ve kabulü görememiş, ihmal edilmiş; mensubiyet ve bağlılık, sadece bir söz olmaktan öteye geçememiştir. Araştırıcılar İmam Mâturîdî’nin ihmal edilişi hakkında muhtelif sebepler ileri sürerler.[5] Bu hususta “İmam Mâturîdî ve Mâturîdîlik” başlıklı muhalled bir seçki hazırlayan kıymetli öğrencimiz ve meslektaşım Prof. Dr. Sönmez Kutlu’nun şu sözlerini, vaktinizi almak pahasına okumak istiyorum:

Mâturîdî’nin Hanefîler dışında kasıtlı olarak ihmal edilmesinin sebeplerinden birisi, Eş’arî, İbn Kullâb, Kalânisî ve benzerleri gibi, eserlerinde Ehl-i Sünnet’i savunmamış olması ve Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat veya benzer kavramları hiç kullanmamış olmasıdır. Bunun yerine Ebû Hanîfe’nin izinden giderek Mutedil Mürcie’nin görüşlerini savunmuş ve ‘Övülen Mürcie’ (ircâ’ el-mahmûd) fikrini benimsemiştir. O dönemlerde birçok açıdan makâlât geleneği standartlaştığı için, Ebû Hanîfe ve Ashâbı Mürcie’nin bir alt grubu olarak zikredilmiştir….

(Ayrıca) Mâturîdî’nin Muhammed b. Kerrâm ve diğer sufilerin anlayışlarını eleştirmesi, sezgiyi/ilhamı reddederek akla önem vermesi, daha sonra sufilikle eklemlenen Ehl-i Sünnet çevrelerinde kabul görmesine ve öne çıkmasına engel olmuştur. Çünkü kendi öğrencisi Ebû’l-Kâsım Hakîm es-Semerkandî ve Ebû’l-Leys es-Semerkandî’nin eserlerinin daha yaygın olmasına ve çok tanınmasına, onların sufî düşünceyle ilgilenmeleri ve bu konuda eserler yazmış olmaları sebep olmuştur.  Hanefi çevrelerin onu ihmali konusunda bir kasıt aramak yerine, Ebû Hanîfe’nin otoritesini gölgeleme endişesinin etkili olduğu kanaatindeyiz. Ne zaman ki Şafiilik ve Malikilik kendilerine Eş’arî’yi itikadî görüşlerinde önemli bir şahsiyet olarak öne çıkarmaya başladılar, o zaman Hanefiler de Eş’arî’ye rakip olarak Mâturîdî’yi imam edindiler….”.[6]

Aziz Dostlar,

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki Kur’ân, İmam Mâturîdî’den birkaç yüzyıl önce, Hz, Peygamber’e (s.a.s.) emrolunan ve onun da mü’minlere teblîğ ettiği “doğru yol”dan ayrılmamak şartıyla, o güne kadar “ataların izinden” yürümeyi sünnet bilmiş Arapların bilmedikleri ya da kullanmaya yanaşmadıkları yeni bir şeyi mutlaka yerine getirmelerini istemiştir. O da, insanların dinin hakikatini anlamak için düşünmeleri ve akıllarını kullanmalarıdır.  Çünkü dinin her türlü emir ve yükümlülükleri, bunları değerlendirme ve hakikatini anlama gücüne sahip insana, insanın aklına yönelmiştir.

Bu sebepten İmam Azam Ebû Hanîfe ve İmam Mâturîdî, inanma ile bilgi arasındaki ilgi ve ilişki konusunu fevkalâde derin ve isabetli, eskilerin tabiri ile, ‘arîz-‘amîk bir biçimde açıklamışlardır.

Kur’ân’ın inananları sürekli kendi iradeleri ve gayretleriyle bilimsel bilgiye ulaşmaya teşvik özelliği, her şeyden önce, onun, körü körüne inanan insanlar değil, bilgili, araştırıcı, soran, sorgulayan, düşünen ve akıllarını kullanan bir aydın mü’minler topluluğu meydana getirmek isteğinin açık delilidir.

Esasen Kur’ân’ın bu amacı, tekrar edelim ki,  insanlara ahlâk, tarih, coğrafya, hukuk, tıp, teknik ve benzeri alanlarda hazır bilgiler vermek değil, onların îmân ve ahlâkî irade ile donanmış hikmet sahibi, âdil ve aklını kullanan kimseler olarak, özellikle bu alanlarda “bilimsel bilgi”ye ulaşmaya çalışmalarını ve elde ettikleri bilgileri aynı inanç ve ahlâkî yaklaşımla insanlığa sunmaları için gerekli yolları ısrarla ve çok çeşitli örneklerle göstermektir.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de kıssaların ve aynı konuların sık sık tekrar edilmesinin temel sebeplerinden biri de budur.  Ayrıca bu emirler ve tavsiyeler, insanların inanma ve Kur’ân-ı Kerîm’i kabul etmede tam bir fikir ve hareket serbestliği içinde bulunuşlarının da ifadesidir; çünkü Kur’ân’ın takip ettiği usûl/yöntem,  iknâ ve telkîn metodudur. Telkîn, ancak akıl sahibi olan insanda mâkes bulur.

Bu sebepten Kur’ân-ı Kerîm, “düşünmek”, “tefekkür etmek”, “ibret almak” şeklinde ifade edilen akıl üzerinde ısrarla ve önemle durur. Kur’ân’a göre akıl, hakemdir ve doğruyu eğriden ayırmak üzere başvurulan esaslı bir prensiptir. İmam Mâturîdî’ye göre de Allah aklı yararlı ile zararlıyı belirlemede, iyi ile kötüyü ayırt etmede kullanılması gerekli bir vasıta olarak yaratmıştır.[7] En önemlisi de akıl, insanı Allah’ın ayetlerini anlamağa muktedir kılan insan yeteneğini ifade eder.[8]

Burada Allah’ın ayetleri ile akıl arasındaki çok önemli bir ilgiye dikkatinizi çekmek istiyorum. Allah ile insan arasında iki çeşit haberleşme vardır. Biri sözlüdür, her iki taraf da insanın dilini kullanarak meramını anlatır; ikincisi ise sözsüzdür. Allah, evrenin/tabiatın ayetlerini/delillerini/işaretlerini kullanarak, insan da vücudunun hareket ve işaretlerini kullanarak meramını anlatır. Her iki halde de haberleşmeyi Allah başlatır. İnsan Allah’ın hitabına cevap vermek durumundadır. Tanrı’dan insana doğru konuşmanın tipik bir örneği olan vahiy, hem Allah’ın sözlü ayetlerini hem de tabiatın sözsüz ayetlerini içerir ve Allah, bu ikisi arasında bir ayırım yapmaz. Çünkü her ikisini de ancak düşünen, araştıran, aklını kullanan öz akıl sahipleri anlayabilirler.[9] (İnne fî zâlike le-ayâtin li-kavmin ya‘kılûne=Şüphesiz bunda nice deliller ve ibretler vardır; fakat bunları anlayabilmek için aklın kullanılması gerekir. Rûm 30/ 23–24)

“Ayet” kelimesi,  İslâm öncesi Arap dilinde de kullanılmıştır, ama o zaman dinî anlamda değil, sadece ve daima tabiat ile ilgili olarak kullanılmıştır. Bu da, İslâm düşüncesi ile Batı düşüncesi arasındaki farklılığın temel ayırım noktalarından birini teşkil eder.

Sayın Konuklar,

Ülkemiz İlâhiyat Fakültelerindeki İslâm Mezhepleri tarihçileri olarak, münhasıran dinimiz ve din hayatımızın tezahürlerini tanımak ve değerlendirmek; İslâm dünyasının sorunlarını tartışmak amacıyla ya da münhasıran bazı meselelerin tedkiki için yaklaşık on yıldan bu yana hemen hemen her yıl, buradaki gibi, çalıştaylar, bilgi şölenleri düzenledik. Sağlığım müsaade ettiği her vakit bu toplantılara katılmaktan fevkalâde haz duydum ve toplantılardan iftiharla ayrıldım. 1955’lerden bu yana bir ilâhiyat ve mezhepler tarihi talebesi olarak, meslektaşlarıma ve insanımıza hitab etme fırsatı bulduğum her zaman ve her fırsatta, bir hususu ısrarla dikkatlere sunmaya çalıştım. O da kısaca şudur:

Bilindiği üzere İslâm, Arapça silm kökünden gelen bir isimdir ve “teslim olma; gönülden boyun eğme; itâat etme; bağlanma” anlamlarına gelir. Bir diğer anlamı da “barış” ve “esenlik”tir. Bu da bir kimsenin gerek maddî gerek manevî ve ruhî anlamda barışa ve esenliğe ulaşabilmesinin, ancak Allah’a gönülden teslim olması ve bağlanması ile mümkün olabileceğini ifade eder.

Gönülden inanarak yaşanan böyle bir hayat, insanın kalbine huzur, esenlik ve barışı getirir ve böylece, geniş anlamda, toplumda ve evrende huzur ve barış sağlanmış olur.

Esasen “İslâm” kelimesinin “esleme” şeklinde fiil olarak kullanılması halinde, “o kendini teslim etti” veya “o huzur ve barışa erdi” anlamları kastedilmiş ve neticede de Müslüman olan kişinin Allah ve diğer insanlarla barış halinde olduğu ifade edilmiş olur. “…Kendini bütünüyle Allah’a teslim eden (esleme) ve başkalarına da iyilik eden kimse, ecrini Rabbinden alacaktır. Artık onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir de.” (Bakara, 2/112) âyeti, bunun çok açık örneğidir.

İşte Kitâb-ı Mübîn’in teblîğ ve ta’lîm ettiği  “Din”, yani “İslâm” budur; özü itibariyle “barış”, “esenlik” ve “teslimiyet”ten ibaret bir dindir.

Milâdî 610 yılında Mekke’de Hz. Muhammed (s.a.s.)’e indirilen ilk âyetle başlayan bu “esenlik”, “teslimiyet” ve “barış” hayatı, yani “islâm”, Medîne’de “son” ve “ekmel” dîn hüviyetini kazanarak mutlak bir uyanışın, insanlığın muhtaç olduğu kurtuluşun, huzur ve saadetin bitip-tükenmeyecek kaynağı olduğunu cümle âleme ilân eylemiştir.

Kaynaklar bize, en azından Hz. Peygamber zamanının, Kitâb ve Sünnetin onun ilâhî-beşerî dirayeti ile ikame edildiği, “gecesi gündüze benzeyen bembeyaz nurlu ufukların” hâkim olduğu bir devir olduğunu bildirir.

Ancak Hz. Peygamber’in vefatından çok kısa sayılabilecek bir süre sonra ortaya çıkan olaylar, insanların bu dîni, Hz. Peygamber’in teblîğ ve telkîn ettiği ve yakın dostlarının, önde gelen sahâbenin benimseyip yaşadığı gibi “algılamadığını” göstermektedir. Demek ki o zaman da, bugün de, İslâm’ın ve Kur’an’ın okunmasında, algılanmasında, anlaşılmasında ve yaşanmasında ciddî sorunlar var!…

Öyle ki, bugün artık İslâm dünyasının insanları da yöneticileri de onun “barış”, “esenlik”, “huzur ve sükûn” emreden hayatı yerine kavgacı, kaba, hoyrat ve ürkütücü bir ucûbeyi (hâşâ!) “işte gerçek İslâm” diye pazarlamakta; cehaletlerini  “dindarlık”, çıkarlarını, saldırganlıklarını ve vahşî cinayetlerini de “cihad-ı fî sebîlillah” olarak takdim etmektedirler.

Bugün hemen istisnasız her İslâm ülkesinde, ama galiba en yaygın olarak da Ortadoğu’da Müslümanların iktisâdî, içtimâî ve kültürel bütün mes’ele ve müesseseleri, fiilen veya dolaylı yollardan ya İslâm öncesi şirk zihniyetinin egemen olduğu alışkanlıkların yahut da mezhep ve cemaat taassubunun şekillendirdiği ve yönlendirdiği çirkin siyasetin ellerinde bulunmaktadır.

Bu öyle bir taassuptur ki, mensup olunan mezhep ya da cemaat “din” ile özdeşleştirilmiş, hattâ bazı açılardan dinin bile önüne geçirilmiştir.

Nitekim geçen yıllar ve aylarda, gündemimizin ilk sıralarında yer alan ve hemen hemen Müslüman memleketlerin hepsinde su içer gibi Müslüman kanı içen, Müslüman kardeşlerinin yüreklerini söküp yiyen canavarların oluşturduğu Işid, el-Kâide ve onun Suriye şubesi en-Nusra, Hizbullah ve benzeri ideolojik örgütler hâlâ cirit atıyorlar.

Ne hazin ve ne cür’ettir ki, bu vahşet dolu cinayetler “Allahu Ekber” nidalarıyla başlıyor; vahşetin adı ve sıfatı da (hâşâ!) “cihâd-ı fî sebîlillah” oluyor.

İşte yirminci ve yirmi birinci yüzyılın başımıza ördüğü devasız dert ya da püsküllü belâ, İslâm dünyasının cehaletin pençesi altında kendi kendini yok etme yarışına düşmesi ve en hazini de başına gelenlerin (hâşâ) Allah’ın takdiri olduğunu söyleyip sorumluluktan kurtulacağını sanmasıdır.

Daha önceki yıllarda da ifade ettiğim bir hususu tekrar gündeme getiriyorum:

Şu husus çok açık ve kesin olarak bilinmeli ve inanılmalıdır ki,  İslâm düşünce hayatında vücud bulmuş ve dînin, yani İslâmiyet’in anlaşılma, algılanma ve yaşama biçimlerini yansıtan mezhepleri ve bunlara bağlı dinî akımların dünlerini ve bugünlerini bütün yönleriyle her açıdan tanımadıkça günümüzün din anlayışını, din hayatının meselelerini ve en önemlisi de siyasî ve toplumsal olay ve olguları kavrayabilmek ve geçerli çözümler üretebilmek hemen hemen değil, tamamen imkânsızdır. Hiç mi hiç mümkün değildir.

Ancak ne garip ve ne acâibdir ki, başını kuma gömmüş bir basîretsiz YÖK ve YÖK’ün Kur’an-ı Kerîm’in temel mesajını kavrayamamış ve kavramaktan da âciz echel-i cühelâ şürekâsı bu mesajın farkında olmak şöyle dursun, İslâm mezhepleri tarihini bir sığıntı ders haline getirmek suretiyle İslâm’ın anlaşılmaması ve bu dine inananların da cehaletle beslenmesine zemin oluşturacak bir karar almak gibi bir saçmalık ve yanlışlığı işleyebilmektedir. Umarız ki, işledikleri korkunç yanlışlık ve hacâletin farkına varır da, hatâdan rücû ederler.

Ülkemizin burada bulunan ya da bulunamayan İslâm mezhepleri tarihçileri, gerçek anlamıyla akl-ı selîm sâhibi hem ilâhiyat mütehassısları ve hem de ilâhiyat talebeleridirler. Ayrıca onlar, Osmanlının ihmal ettiği önemli bir ihtiyacın ve sorumluluğun artık had safhaya geldiğinin bilincinde oldukları için, Hanefîlik-Mâturîdîlik hakkında böyle bir toplantı düzenlenmesinin, konunun meslektaşlarımız tarafından açıkça tartışılmasının, bilimsel açıdan ortaya konmasının, hem doğru bilgilere ulaşma ve hem de inandığımızı, mensup olduğumuzu söylediğimiz bir mezhebe sahip çıkmanın millî, insanî ve ilmî bir mecburiyet olduğunun idraki ile hareket etmişlerdir ve gördük ki, çok da başarılı olmuşlardır.

Esasen bu anlayış ve tutum, Türkiye’mizde İslâm Mezhepleri tarihi alanına mensup her bir öğretim elemanı tarafından ilmî ve ahlakî bir sorumluluk olarak görülmekte ve kabul edilmektedir; çünkü onlar, sadece memleketimizde değil, bütün İslâm âleminde Kur’an’ın ve İslâm’ın bütün sadelik ve safiyeti ile algılanması, anlaşılması ve yaşanması, dolayısıyla onun tıpkı teşekkül dönemlerdeki gibi birleştirici, yapıcı, yaratıcı, üretici ve evrene egemen bir din haline gelmesi ümit ve heyecanını hiç kaybetmemiş ve kaybetmeyecek gerçek anlamda inanmış hak ve hakikat talebeleridirler.

Nitekim bugün burada, bu iki günlük süre zarfında, İslâm dünyasını içine düştüğü cehalet ve sorumsuzluktan çekip çıkarabilecek bilgi ve çözüm kaynağı demek olan Hanefîlik ve Mâturîdîlik, İslâm mezhepleri tarihinin nesnel ölçüleri ile ve titizlik ve dikkatle görülüp gösterilmeye çalışılmıştır.

Kaldı ki İslâm dünyası, doğuş dönemindeki gibi tarihin akışına girerek ona müdahale etmek, değiştirmek ve insanı süreklilik, yani  i s t i k r a r  içinde bir inanç ve ahlâk dairesinde yaşamaya çağırmak istiyorsa, İslâm düşüncesinin gövdesini oluşturan mezheplerin savundukları her fikrin ve görüşün, mutlaka bilinmesi ve varsa, İslâm düşüncesine olan katkısının değerlendirilmesi, süreklilik içindeki değişim ve gelişim için mutlak şarttır.

Eğer İslâm düşüncesinin bugünkü kısır döngüsü, düşünen, soran ve sorgulayan Müslümanı rahatsız ediyor, uykusunu kaçırıyorsa, bunun birinci sebebi içine düşülen cehaletten kaynaklanmaktadır. Başka bir ifade ile din, neo-kapitalist liberal zihniyet tarafından ziyadesiyle görünür kılınmış olmasına rağmen, onun geniş kitlelerce özü itibariyle bilinmemesinden ya da üzerinde düşünülmemesinden ve neticede bireysel sorumluluktan kaçarak bir “Hoca Efendi”nin ya da bir “Makam”ın himayesine sığınmaktan kaynaklanmaktadır. Böyle bir durumun varlığı, dîni ve dinî değerleri, çok kolaylıkla siyasetin arenasına görüntü ve propaganda malzemesi olarak sunmak demektir.

O halde, aslında çok geç kalınmış olmakla beraber, “zararın neresinden dönülse kârdır” anlayışıyla, mezheplerin ve dindeki her türlü oluşumun, mutlaka bilinmesi ve didik didik edilmesi, yine mensup olunan dinin selâmeti açısından fevkalâde zarurîdir. Çünkü dinin, ilk devirlerdeki canlı ve aktif hüviyetine kavuşturulması, çağdaş ihtiyaçlara cevap verecek sağlam bilgi ve anlayışla mücehhez kılınması, yine dinin ve hitabettiği kitlelerin zaruret duyduğu bir ihtiyaçtır.

Dinin birleştirici, huzur ve barış kaynağı olan aslî hüviyetine kavuşturulması, her şeyden önce dinin ana kaynaklarına gidilerek sağlanabilir.

Bu, hem bu konularla ilgili olanları kaynakların henüz kabuklaştırılmamış özleri ile temasa geçirmek ve hem de yüzyıllar boyu tarihî, içtimaî ve bilhassa siyasî olayların din ilimlerinde yaptığı değişme ve gelişmeleri veya gerilemeleri göstermek bakımından yapılması icap eden bir iştir.

Öte yandan bu neviden çalışmalar, muhtelif mezhep ve fırkalar halinde zümreleşmiş toplulukların aslî hüviyetlerini hem tanımak hem de kendilerine tanıtmak bakımından fevkalâde faydalıdır; çünkü herhangi bir fırkaya mensup bir kimsenin, ne kadar tarafsız ve ilmî zihniyete sahip olmaya çalışsa da, başka bir fırkayı, o fırkanın kendini gördüğü şekilde göstermesi, hattâ görüşlerini olduğu gibi aktarabilmesi mümkün değildir.

Bu sebepten itikadî mezhep ve fırkaları, sadece kendi eserlerinden tanımak ve öğrenmekle yetinmemek; onları imkânlar ölçüsünde ulusal ya da uluslar arası toplantılarda masaya yatırıp çok iyi incelemek, İslâm düşüncesinin sağlam ve güçlü bir biçimde yeniden ayağa kaldırılması ve dinin birleştirici ve yaratıcı hüviyetinin ihyası için elzemdir.

Bugün bu bilgi şölenine katılan çok değerli bilim adamlarının birçoğunun hocası, danışmanı ve Türkiye’de mezhepler tarihi alanının en kıdemli talebesi olarak, böylesine önemli bir konuyu gündeme getiren Kastamonu Üniversitesi Rektörlüğünü ve İlâhiyat Fakültesi yetkililerini ve ilgilileri hassaten tekrar tebrik ediyorum.

Çünkü bu meselenin bir ilmî platformda, kapalı kapılar ardında değil, kamuoyunun önünde tartışılması, ilim adamları kadar ve hattâ onlardan çok daha fazla ve önemli olarak ülkemizin her düzeydeki insanı, siyasetçileri, asker ve sivil bütün idarecileri ve ilgililer açısından hakikaten çok gereklidir.

Hâsılı, bizleri bir araya toplayarak, İslâm düşünce tarihi açısından olduğu kadar, mezheb mensubiyeti açısından kimliğimiz demek olan bir alanın daha açık, daha doğru ve daha ayrıntılı bir biçimde geniş kütlelerce tanınmasına ve bilinmesine vesile oldukları için, bu bilgi şölenini tertip edenleri ve bildirileri ile bizleri aydınlatan ve ilim dünyasına büyük katkılar sağladıklarına inandığım değerli akademisyen arkadaşlarımı ve meslektaşlarımı gönülden kutlar; hepinizi sevinç ve iftihar gözyaşlarımla kucaklarım.

Hepinizi Allah’a emanet eder, hayırlar dilerim.

__________________________

[1] Bu hususta geniş bilgi için bkz. Hanifi Özcan, Mâtüridî’de Dînî Çoğulculuk, İstanbul: İFAV Yay., 1995.

[2] Hanifi Özcan, Türk Düşünce Hayatında Mâtüridîlik, Ankara: Cedit Neşriyat 2012, s. 59.

[3] Bkz. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd Tercümesi, çev. Bekir Topaloğlu, İstanbul: İSAM Yay. 2003, 224 vd., 229-230.

[4] İmam Mâturîdî, Kitabu’t-Tevhîd, 172’den Sönmez Kutlu, “Mâturîdî Akılcılığı ve Günümüz Sorunlarını   Çözmede Katkısı”, e-makâlât Mezhep ve Araştırmaları II/1 (Bahar 2009), s.11.

[5] Sönmez Kutlu, “Bilinen ve Bilinmeyen Yönleriyle İmam Mâturîdî”, İmam Mâturîdî ve Maturidilik, Haz.    S.Kutlu, Ankara: Otto 2016 (6.Bs.), s. 60 n. 122.

[6] Sönmez Kutlu, “Bilinen ve Bilinmeyen Yönleriyle İmam Mâturîdî”, İmam Mâturîdî ve Maturidilik, Haz. S.Kutlu, Ankara: Otto 2016 (6.Bs.), ss. 60 vd.

[7] İmam Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd, 172’den Sönmez Kutlu, “Mâturîdî Akılcılığı ve Günümüz Sorunlarını Çözmeye Katkısı”, e-makâlât Mezhep Araştırmaları, II/1 (Bahar 2009), s.11.

[8] T. Izutsu, Kur’ân’da Allah ve İnsan, çev. Süleyman Ateş, Ankara: A.Ü.İ.F.Yay. 1975, s.61.

[9]  Izutsu, aynı eser, s.126 vd.

Ethem Ruhi Fığlalı

MİSAK yazarlarından Ethem Ruhi Fığlalı 1937 yılında Burdur’da doğmuştur. 1959'da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1961-1964 yılları arasında Konya İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1964-1965 yıllarında Burdur İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı,1965-1966 yıllarında Kayseri İmam-Hatip Lisesi Müdürlüğü ve Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1966-1970 yılları arasında İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü Müdür Başyardımcılığı ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Öğretmenliği, 1970-1971 yıllarında Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü Müdürlüğü ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Dersi Öğretmenliği yapan Fığralı, 1971'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsü Asistanlığına atanmıştır. 1972'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsünde “İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri” başlıklı teziyle “İlâhiyat Doktoru” ünvanını, 1977'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde “Ahmediyye Mezhebi (Kâdiyânilik)” başlıklı teziyle “Üniversite Doçenti” ünvanını ve 1982'de Ankara Üniversitesinde “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Tetkik)” başlıklı takdim teziyle “Profesör” ünvanını kazanmıştır. 1982, 1985 ve 1988 yıllarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanlığı, 1984'te Dekanlık görevinin yanında Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcılığı, 1992 ve 1994 tarihlerinde Muğla Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü görevlerinin yanında YURT-KUR Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türkiye Stratejik Araştırmalar Millî Komitesi üyeliği, Türkiye Sosyal ve Beşerî Bilimler Millî Komitesi Başkanlığı, Yükseköğretim Kurulu Üyeliği, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği g,b, görevler de yürütmüştür. 1996'da DENBİR tarafından verilen “Bilimde Üstün Hizmet Ödülü”nün, 1999'da Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi tarafından aslî üyelik ve “Ordinaryüs Profesör” unvanının, 2000'de Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi tarafından verilen “Aytmatov Akademisi Aslî Üyeliği"nin, 2005'te Uluslararası Rotary 2004-05 Dönem Başkanı Glenn E. Estess Sr. adına 2440’ıncı Bölge Governor’u tarafından, Marmaris’te yapılan Yüzüncü yıl (2004-05) kutlamasında verilen “Üstün Hizmet Ödülü”nün ve 2006'da T. C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından verilen “Vakıf İnsan” unvanının sahibi oldu. 2003 yılında emekli olan Fığlalı, Sıtkı Koçman Vakfı’nda Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. 2005 Vakıf Senedi gereği Sıtkı Koçman’ın vefatı (13.10.2005) üzerine Sıtkı Koçman Vakfı Başkanı oldu. 2010 yılında bu görevinden istifa etti. İngilizce, Arapça ve Fransızca bilen FIĞLALI, 30 Ağustos 1959 yılından bu yana Fakülteden sınıf arkadaşı Semiha Ertuğrul Hanımefendi ile evlidir ve dört kız beş torun sahibidirler. ARAŞTIRMA VE YAYINLARI I. TELİF KİTAPLAR: 1. Çağımızda İtikadî İslâm Mezhepleri, İstanbul: Selçuk Yayınları, 1980 (Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 2. Baskı: 1983; 3. Baskı: 1986, İran İslâm Devrimi ilâvesiyle 4. Baskı: 1990; 5. Baskı: 1991; 6. Baskı: 1993 ;7. Baskı: 1995 ; 8. Baskı: 1996 ; 9. Baskı: 1998) ; 10. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık; 1999; 11. Baskı: İstanbul: şa-to İlâhiyat, 2001; 12. Baskı: İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay., Aralık 2004. 2. İslâm’a Karşı Cereyanlar: Bâbîlik ve Bahâîlik, Mecca: Muslim World League Yay. 1402/1981. 3. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi (Ortaokul 3. sınıf), Ankara: M.E.B. Yay. 1982 (13. Bs., 1994) 4. İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fakültesi Yay. 1983. 5. İmâmiyye Şîası, İstanbul: Selçuk Yayınları 1984 (2. Basım: İstanbul: Ağaç Kitabevi Yayınları, Kasım 2008). 6. Kâdiyânîlik (Ahmediyye Mezhebi), İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yay. 1986. 7. Mezhepler ve Tarikatlar Ansiklopedisi (Komisyon çalışması, Başkan: E.Ruhi FIĞLALI), İstanbul: Tercüman Yayınları, 1987. 8. Atatürk ve Din, Ankara: Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları No: 32, 1988 (Risale). 9. Türkiye’de Alevilik – Bektaşilik, İstanbul: Selçuk Yayınları 1990 (1.Bs.- Ekim 1990; 2.Bs.- Eylül 1991;3. Bs.- Temmuz 1994; 4.Bs.- Ağustos 1996; 5.Bs.- İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay.,Nisan 2006). 10. Kâdiyânîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 11. Bâbilik ve Bahaîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 12. Geçmişten Günümüze Halk İnançları İtibariyle Alevîlik – Bektaşîlik, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yay., 1994. 13. İmam Ali, Ankara: TDV Yay. , 1996 (2. Baskı: 1998). 14. Din ve Devlet İlişkileri, Muğla : Muğla Ü. Yay., 1997. 15. Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Yayına Hazırlayanlar: Ethem Ruhi Fığlalı, Taha Müftüoğlu, İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999 (2.Bs.2008). 16. Din ve Laiklik Üstüne Düşünceler, Muğla: Muğla Üniv. Yay., 2001. 17. Îtikâdî İslâm Mezheplerine Giriş, İzmir: İzmir İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yay. 2007. 18. Günümüz İslâm Mezhepleri, İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yayınları 2008 (630 s.). 19. İslâm Laiklik ve Türk Laikliğinde Uygulamalar, Ankara: Berikan Yayınları 2010. II. YAYIMLANAN KİTAPLARDA AYRI BÖLÜMLER: 1. “İslâmî Anlayışta İnsânî Değerler”, Türklerde İnsânî Değerler ve İnsan Hakları – I, İstanbul : Türk Kültürüne Hizmet Vakfı yay., 1992, 257-279. 2. “Şiîlik ve Anadolu Alevîliği Arasındaki Farklılıklar ve Benzerlikler”, Alevîler/Aleviten, Haz. İsmail Engin-Erhard Franz, Hamburg 2000, I, 97–110. 3. “Hoca Ahmed Yesevî Kimdir?”, Türkistan’ın Pîri Hoca Ahmed Yesevî ve Külliyesi, Ankara: TİKA Yay.,2000, 24-37. 4. “Değişimci Özal ve Değişim Sürecinde İslâm”, Kim Bu? Özal-Siyaset, İktisat, Zihniyet, Editörler: İhsan Sezal/İhsan Dağı, İstanbul: Boyut Yay. 2001, 211–218. 5. “Sünnî Tarih ve İlâhiyat Geleneğinde Hz. Ali”, Tarihten Teolojiye İslâm İnançlarında Hz. Ali, Haz. Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: Türk Tarih Kurumu 2005, 103-136 [“Ali in the Sunni Historical and Theological Tradition”, From History to Theology Ali in Islamic Beliefs, ed. by Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: TTK 2005, 149-184]. 6. “Atatürk ve Din”, Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Haz. Ethem Ruhi Fığlalı- Taha Müftüoğlu- İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999, 235–249 [ Aynı makale şu eserde de yer almıştır: Atatürk’ün İslâma Bakışı- Belgeler ve Görüşler, Haz. Mehmet Saray-Ali Tuna, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 2005, 193–207]. 7. “T.C. Devleti’nde Din-Devlet İlişkileri: Din Kurumları ve Din-Devlet İlişkileri”, Türk Dünyası Kültür Atlası / A Cultural Atlas of the Turkish World, İstanbul: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Yay. 2006, 526–543. 8. “Alevî-Bektaşî Teolojisinin Temel Taşı: Alevî-Bektaşî İnançlarında Hz. Ali”, Geçmişten Günümüze Alevî-Bektaşî Kültürü, Editör: Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 2009, 241 – 267. III. TERCÜME KİTAPLAR: 1. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Sosyal Dayanışma, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O.ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur yay., 1969 (2.baskı: İstanbul, 1978). 2. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Siyâsî ve İtikâdî Mezhepler Tarihi, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O. ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur Yay., 1970. 3. İbn Bâbeveyh el-Kummî, Şîî-İmâmiyye’nin İman Esasları (Risâletü’l-İ’tikâdâti’l-İmâmiyye), Arapçadan notlarla çev. E.R.FIĞLALI, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fak. Yay., 1978. 4. R.A. NİCHOLSON, İslâm Sûfileri (The Mystics of Islam), İng. Çev.: M.DAĞ, K.IŞIK, E.R. FIĞLALI, A. ŞENER, R. AYAS, İ.KAYAOĞLU, Ankara: Kültür Bakanlığı Yay., 1978 (2. Baskı: Ankara: Çağlar Yayınları 2004). 5. Ebû Mansur Abdulkahir el-Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (El-Fark Beyne’l-Fırak), Arapçadan notlarla çev.: E.Ruhi FIĞLALI, İstanbul: Kalem Yay. 1979 [2.Baskı: Ankara: TDV Yay. 1991; 3.Baskı: Ankara: TDV Yay. 2001; 4. Baskı: Ankara: TDV Yay.2007] 6. Prof. W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (The Formative Period of Islamic Thought), İng. Çev.: E.Ruhi FIĞLALI, Ankara: Umran Yay., 1981. ( 2. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık 1998; Gözden Geçirilmiş 3. Baskı: Ankara Sarkaç Yayınları 2010). 7. Henry Laoust, İslâm’da Ayrılıkçı Görüşler, (Les Schismes dans l’Islam), Fransızcadan çev. , E. Ruhi FIĞLALI – Sabri HİZMETLİ, İstanbul: Pınar Yayınları 1999. 8. Bahâilik ve el-Kitâbu’l-Akdes, Arapçadan notlarla çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan ŞİMŞEK, e-makâlât Mezhep Araştırmaları, III/2 (Güz 2010), ss. 7-144 /ISSN 1309-5803 /www.emakalat.com [Takdim-Bahâilik, Ethem Ruhi FIĞLALI, ss.8-42; Mirza Hüseyin Ali Bahâullah, El-Kitâbu’l-Akdes, Notlarla Çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan Şimşek, ss. 43-144]. IV. TELİF MAKALELER: 1. “İlkokulların Açılışı Münasebetiyle: Tarihimizde âmin Alayları”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 418 (Eylül 1968), ss.16–17. 2. “İslâm’da Eğitim ve Öğretim”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 420 (Kasım 1968), ss.10–11. 3. ” Hâricîliğin Doğuşuna Tesir Eden Bazı Sebepler”, İFD (Ankara 1975), XX, ss. 219–247. 4. “Burdur Kütüphanesinde Bulunan Bir Risâle: Tezkiretu’l-Mezâhib”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 99–116. 5. “Tezkiretu’l-Mezâhib li’bni’s-Serrâc”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 117–141 (Önsöz ve notlarla Arapça metin neşri). 6. “İbâdiye’nin Siyâsî ve İtikâdî Görüşleri” İFD, (Ankara 1976), XXI, ss.323–344. 7. “Hâricîliğin Doğuşu ve Fırkalara Ayrılışı”, İFD, (Ankara 1978), XXII, ss. 245–275. 8. “Hicrî 1400. Yıla Girerken İslâm Dünyası”, Milli Eğitim ve Kültür, (Ankara 1979), II, No: 5, ss.55–75. 9. “Genç Nesillerin Din Terbiyesi ve Destanlar”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı: 1, ss.38–43. 10. “Eğitimimizde Dinî Formasyon Noksanlığı ve Bunun Anarşideki Yeri”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı:3, ss. 35–54. 11. “Mezheplerin Doğuşuna Tesir Eden Sebepler”, İİED, (Ankara 1980), IV, ss. 115–131. 12. “İbn Sadru’d-Dîn eş-Şirvânî ve İtikâdî Mezhepler Hakkında Türkçe Risâlesi”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 249–276. 13. “Tercümânu’l-Ümem”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 277-335 (Önsöz ve notlarla tenkidi neşir). 14. “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, İFD, (Ankara 1981), ss. 179–214. 15. “The Problem of Abd-Allah İbn Saba”, İİED, (Ankara 1982), V,pp. 379–390. 16. “Sakîfe Olayı ve Hz.Ebû Bekir’in Halife Seçimi”, İslâm Medeniyeti, (İstanbul 1982), V, No:3, ss.7–27. 17. “XIX. Yüzyıl Sonlarında Hindistan (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, DEÜİFD, (İzmir 1983), I, ss. 1–24. 18. “Basic Principles of Islam and the Problem of Dialog Between Islam and Christianity”, Diyanet Dergisi, (Ankara 1983), XIX/ 2, ss. 3–14 (Türkçe özet: “İslâm’ın Temel Esasları ve İslâm-Hıristiyan Diyaloğu Meselesi”, ss 3–5). 19. “İslam: Basic Principles and Characteristics”, The Muslim World League Journal, (Mecca: Shaban 1403/May-June 1983), LX, No: 8, ss. 11–15. 20. “İlk Şii Olaylar: Tevvabûn Hareketi”, İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 335–352. 21. “İslâm Tarihinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Dönemleri (Mezhepler Tarihi Açısından bir Tedkik), İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 353–370. 22. “Millî Kültürümüz ve Dinimiz”, Türk Kültürü Araştırmaları-Prof Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun Hatırasına ARMAĞAN, Ankara 1985, 245-252. 23. “Endonezya’da Çağdaş İslâm Düşüncesi”, DEÜİFD, (İzmir 1985), II, ss. 9–23. 24. “Mawlawi a’in: a brief description and an interpretation”, Islamic Culture, 60, IV (1986), pp. 46–52. 25. Ortadoğu’da İslâm (İslâm Mezhepleri Tarihi Açısından Bir Bakış)”, Türkiye Günlüğü, 14, 1991, ss. 4–11. 26. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Türk Kültürü, 343 (1991), ss. 696–699. 27. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, VIII/22 (1991), ss. 39–43. 28. “Türk Düşüncesi Üzerine, Türk Yurdu, Türk Düşünce Hayatı Özel Sayısı, XI/44 (1991), ss. 44–45. 29. “Halkımızın İlahiyat Fakültelerinden Beklentileri”, Din Öğretiminin Dünü ve Bugünü Paneli, Diyanet Dergisi, 10 (1991), ss. 21.vd. 30. “Terör ve Terörün Kaynağı”, Türkiye’de Terör ve İçyüzü Açıkoturumu, Diyanet Dergisi, VII (1991), ss. 19.ff. 31. “Alevîlik-Bektâşîlik Tartışmaları Üzerine”, Diyânet, 25 (Ocak 1993), 35–37. 32. “Değişim Sürecinde İslâm”, İslâmî Araştırmalar, VI/4, (1993), ss. 222–224. 33. “Atatürk and the Religion of Islam”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, IX/26 (Ankara: Mart 1993), ss. 289–301. 34. “Alevîlik”, Diyanet,3 44 (Ağustos 1994), , ss. 4–10. 35. “Atatürk ve Din”. Türk Kültürü, XXXIII/ 384 (Ankara: Nisan 1995), ss. 193–204 36. “İslâm ve Laiklik” , Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, X/33 (Kasım 1995), ss. 653–686. 37. “Egemenlik Kimindir?” Türkiye Günlüğü, Sayı. 45 (Mart-Nisan 1997), ss. 21–26. 38. “İslâm’ın Bugünkü Meseleleri”, Türk Yurdu, XVII/116–117 (Nisan-Mayıs 1997), ss. 29–32. 39. “Din ve Devlet İlişkileri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XIII/38 (Temmuz 1997), ss. 581–611. 40. “Alevîlik ve Heterodoksi”, Türk Yurdu, XXV/210 ( Şubat 2005), ss. 5–7. 41. “Şiiliğin Ortaya Çıkışı ve İran’da Din-Siyaset İlişkisi”, Şİİ JEOPOLİTİĞİ, Avrasya Dosyası /Eurasian File: Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, XIII/3 (Eylül-Ekim-Kasım-Aralık 2007), ss. 191–229. V. TERCÜME MAKALELER: 1. Muhammad Kafafi (Ph.D.), “Abû Saîd Muhammad al-Azdî al-Kalhatî’ye Göre Hâricîligin Doğuşu” (The rise of Kharijism According to Abû Saîd….), İFD, (Ankara 1972), XIII, ss. 177–191 (İng.den çeviri). 2. L.V. Vaglieri, “Ali-Muâviye Mücadelesi ve Haricî Ayrılmalarının İbâdi Kaynakların Işığında Yeniden İncelenmesi” (The Ali-Muaviyye Conflict and the Kharijite Secession Reexamined in the Light of Ibadite Sources), İFD, (Ankara 1973), XIX, ss. 147-150 (İng.den çeviri). 3. Prof. Muhammed Tancî, “Beyrûnî’nin İbn Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn Sînâ’nın Cevapları ve Bu Cevaplara Beyrûnî’nin İtirazları”, Beyrûnî’ye Armağan, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay. 1974, ss. 231–260 (Dr. Abdülkadir ŞENER ile birlikte Arapçadan çeviri) 4. Prof.Dr. Mahmud Şeltut, “İsâ’nın Ref’i”, İFD, (Ankara 1978), XXIII, ss.319–324 (Arapçadan çeviri). 5. W.F.Tucker, “Âsîler ve Gnostikler: el-Muğîre bin Saîd ve Muğîriyye” (Rebels and Gnostics: el-Muğîra and the Muğırıyya), İİED, (Ankara 1982), ss. 203–215 (İng.den çeviri). 6. W.F.Tucker, “Ebû Mansur el-İclî ve Mansûriyye: Avrupa Ortaçağı Terörizmi Hakkında Bir Çalışma” (Abû Mansur al-Ijlî and the Mansuriyya: A Study in Medieval Terrorism), İİED, (Ankara 1982), ss. 217–219 (İng.den çeviri). 7. E.Toftbek, “Kısa Dürzî İlmihali”, İFD, (Ankara 1981), XXV, ss. 215–220 (İng.den çeviri). 8. M.M. Mazzoui, “The Origins of the Safawids-Si’ism, Sufism and the Ghulat”, İFD, (Ankara 1978), ss. 533–536 (Kitap Tanıtma) VI. ANSİKLOPEDİ MADDELERİ: 1. Türk Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Sebeiyye, 28/246 2. Seb’iyye, 28/251 3. Secah Binti’l-Hâris, 28/255 4. Tahtacılar, 30/352–353 5. Tîcânîlik, 31/188–189 6. Tüsterî, 32/462 7. Yezidilik, 33/441. 2. Dergâh Yayınevi İslâmî İlimler Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Ehl-i Sünnet 3. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Abbas b. Ali b. Ebî Tâlib I/21 2. Abdullah b. Ali b. Abdullah el-Abbas I/82–83 3. Abdullah b. Cafer b. Ebî Tâlib I/89 4. Abdullah b. İbad el-Murrî et-Temimî I/109 5. Abdullah b. Meymûn I/117–118 6. Abdullah b. Muâviye b. Abdullah b.Cafer b.Ebî Tâlib I/118–119 7. Abdullah İbn Sebe’ I/133–134 8. Abdullah b. Vehb er-Râsıbî I/141–142 9. Abdulkâhir el-Bağdâdî I/245–247 10. el-Ahbâru’t-Tıvâl I/493–94 11. Ali b.Ebî Tâlib II/371–374 12. Ali Ekber II/390 13. Bahaîlik, IV/464–468 14. Câbir Cu’fî -VI/532 15. Cemel Vak’ası VII/320–321 16. Culendâ b. Mes’ud – VIII/107–108 17. Darü’n-Nedve – VIII/555–556 18. Ebu Mansu-r el-İclî – X/181–182 19. Ebu Tâlib X/327–238 20. Ebu Yezid en-Nükkârî X/259–260 21. Fah- XII/73–74 22. el-Fark Beyne’l-Fırak- XII/172–173 23. Gadir Hum – XIII/279 24. Gâib- XIII/292 25. Hâriciler – XVI/169–175 26. Hasan – XVI/282–285 27. Hasan b. Muhammed b.Hanefiyye – XVI/331–332 28. Hasan b. Zeyd – XVI/361 29. Hırrît b. Râşid – XVII/382 30. Hüseyin – XVIII/518–521 31. el-Hüseyin b. Ali-Sâhibu Fah – XVIII/525 32. İbâziyye – XIX/256–261 33. İbn İnebe – XX/85–86 34. İbni Mülcem- XX/220 35. İbrahim el-İmâm – XXI/319–320 36. İsnâaşeriyye – XXIII/142–147 37. Kâdiyânîlik – XXIV/ 137–139 VII. KONGRE, SEMPOZYUM VE SEMİNER TEBLİĞLERİ (Yayınlanmış ve Tespit Edilebilmiş Olanlar): 1. “Atatürk ve Din Anlayışı”, Türk Kadınları Kültür Derneği, Atatürk’ün Milliyetçilik ve Devletçilik Anlayışı Semineri, (Ankara 1981), ss. 3–12 (Ayrı basım). 2. “Atatürk ve Din”, Aydınlar Ocağı, Millî Eğitim ve Din Eğitimi İlmî Semineri(Ankara 9-10 Mayıs 1981), ss. 209–219; İstanbul 1981, ss.131–141. 3. “Din Kültürü ve Ahlâk Öğretimi”, Tercüman Gazetesi, Milli Eğitim Sempozyumu, (İstanbul 1984). 4. “Tarih ve Din”, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Metodolijisi ve Türk Tarihinin Meseleleri Kollokyumu, Elazığ 1984. 5. “İslâm Mezhepleri Tarihi Araştırmalarında Karşılaşılan Bazı Problemler”, (Some Problems Concerning the Studies on the History of Islamic Sects), Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu (First International Symposium on Islamic Studies), (İzmir 1985), ss. 369–382 (Türkçe metin + İngilizce özet).Online uçak bileti resmi sorgulama sitesi.Türkiyenin en iyi kozmetik sitesi.Nakliyat için evden eve nakliyat firmanızı seçmeniz öneririz.Jenga magazin haberleri.Jenga emlak ilanlarını bulabilirsiniz. 6. “Islamic Approach Towards Other Religions”, Assembly of the World’s Religions. New Jersey-U.S.A, November 14–21, 1985. 7. “The Origin and the Significance of the Mawlawi Rituals”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Coronado, California, December 29, 1986-January 4, 1987. 8. “Abdullatif el-Harpûtî ve Tenkîhu’l-Kelâm fî Akaîdi Ehli’l-İslâm Adlı Eseri”, Fırat Üniversitesi, Türk-İslam Tarih, Medeniyet ve Kültüründe Fırat Havzası Sempozyumu, Elazığ, 23-26 Mart 1987. 9. “The Meaning and the Significance of Islamic Prayer (Salât): From the Point of View of Sufism”, Council for the World’s Religions: Ritual, Symbol and Participation in the Quest for Interfaith Cooperation”, Harrison Hot Springs, Canada, August 20–25, 1987. 10. “God in the Turkish Folk Litterature”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Key West, Florida, April 16–22, 1988. 11."Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Eğitim ve Yayın Hedefleri” Din Öğretimi ve Din Hizmetleri Sempozyumu, D.İ.B.-A.Ü.İ.F.-T.D.V.,8-10 Nisan 1988 Ankara, ss.475-481. 12. “Din ve Türkler”, Fikir ve İman Zemini (Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı 1986–1987 Akademik Toplantıları), İstanbul 1988, ss. 18. 13. “Teaching of the History of the Islamic Schools of Political and Religious Thought in the Facilties of Divinity”, Conference on the Communicating Religious values to youth Today, Gregorian University, Rome, 10–13.05.1989. 14.“İmam Ali and Human Rights”, Imam Ali’s Festival Fourteen Centerary of al-Ghadeer, July 1990, London, pp. 84-93. 15.”Yunus Emre’de Allah Telâkkisi”, Eskişehir Türkocağı, 4 Ocak 1991 16. “Türkiye’de Alevîlik-Bektaşîlik”, Karşıyaka Kültür-Sanat Derneği, 2 Mart 1991 17.“Dinî Hayatımız”, Bursa Aydınlar Ocağı, 26 Nisan 1991 18. “Ana Hatlarıyla Alevîlik”, Günümüzde Alevîlik ve Bektaşîlik Paneli 22.2.1991, Ankara, 1995, ss.11–18. 19. “Sosyal Bütünleşme Açısından Din”, Türk Kültür ve Sanat Derneği, Atatürk İl Halk Kütüphanesi, İzmir, 2 Mart 1992. 20. “A Brief History of Mawlawiyyah and the Significance of the Mawlawi Rituals”, Contemporary Relevance of Sufism, ed. by Syeda Saiyidain Hameed, New Delhi: Indian 1991) 21. “Şiîliğin Doğuşu ve Gelişmesi”, Milletlerarası Tarihte ve Günümüzde Şiilik Sempozyumu, İstanbul 13–15 Şubat 1993, ss. 33–68. 22. “Din ve Devlet İlişkileri”, (Konferans), Muğla Üniversitesi, Muğla 3 Mart 1993. 23. “İslâm ve Diğer Dinler”, Uluslararası Hoşgörü Kongresi, Antalya 10–12 Haziran 1995. 24. “Atatürk ve Laiklik”, Üçüncü Uluslararası Atatürk Sempozyumu, Gazi Magusa-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 3–6 Ekim 1995. 25. “Atatürkçü Düşüncede Milliyetçilik ve Lâiklik”, Atatürk, Muğla: Muğla Üniversitesi Yayını, ss. 1–5. 26. “Do Secular States Have A Future In The Islamic World? (Turkish Case)”, Conference on the Impact of Religion on Politics at the End of the Twentieth Century, Jerusalem, November, 10–12, 1997 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XV/43 (Ankara Mart 1999), ss.203,217). 27. “Laikilik-Din İlişkisi”, Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye’de Din ve Devlet İlişkileri Sempozyumu, Kahramanmaraş, 1998, ss. 6–33. 28. “Türk İnkılâbı ve Lâiklik”, Kara Harp Okulu Komutanlığı, Ankara: Kara Harp Okulu Bilgi Toplama ve Yayım Mrk. Yay., 2000, ss. 1–39 29. “Atatürk Düşüncesinde Laiklik”, Atatürk 4.Uluslararası Kongresi, 25–29 Ekim l999- Türkistan-Kazakistan, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2000, I.Cilt, ss.371-280. 30. “Yeni Bir Geleceğe Açılırken İslâm’ın ve Müslümanların Meseleleri”, Yeni Bir Geleceğe Açılırken İnsan ve Din Sempozyumu, Çukurova Ün. İlâhiyat Fakültesi, 8–9 Kasım 2001, Adana, ss.13–28, 267–270. 31. “Türk-İslâm Kültüründe Sosyal Dayanışma ve Vakıf”, Türk Kültüründe Vakıf (Panel), Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 13 Mayıs 2004. 32. “Doğumunun 100. Yılında Sâmiha Ayverdi”, (Konferans), Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, İstanbul 2 Nisan 2005 [Bu konferans, bir makale halinde de yayımlanmıştır: Sâmiha Ayverdi, Yayına Hazırlayanlar: Aysel Yüksel-Zeynep Uluant, İstanbul: Kültür Banklığı Yayınları 2005, ss. 125–140.] 33. “Kur’an ve Sâmiha Ayverdi”, (Panel), Doğumunun 100.Yılında Sâmiha Ayverdi’yi Anma Programı, Türk Kadınları Kültür Derneği Kütahya Şubesi, Kütahya 19.11.2005. 34. “Alevîlik Hakkında Bazı Düşünceler”, Uluslararası Bektaşilik ve Alevilik Sempozyumu-I- The 1st International Symposium on Bektashism and Alevism (Bildiriler-Müzakereler), 28-30 Ekim 2005 Isparta: SDÜ İlâhiyat F.Yay.,2005, (Çağrılı Bildiriler: ss.21-25, 635-37). 35. “Vakıf Medeniyeti”, Vakıf Medeniyeti ( Panel), Muğla Valiliği-Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 08 Mayıs 2006. 36. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, Doğumunun 125. Yılında Mustafa Kemâl Atatürk Uluslar arası Sempozyumu, Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 15–18 Mayıs 2006. 37. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Doğumunun 125. Yılı, Muğla İl Müftülüğü, 6 Kasım 2006. 38. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, “21 inci Yüzyıl Başında Kemalizm; Anlaşılması ve Anlatılmasındaki Sorunlar” Sempozyumu, T.C.Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, İstanbul 08-09 Kasım 2006 ( İstanbul: Yeditepe Ü. Yayın No:51, Mayıs 2008, 45-63). 39. “Dinî Hayatımız Nereye Gidiyor?” (Konferans), Türkiye Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (TESAV), Ankara 18 Kasım 2006. 40. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Marmara Üniversitesi Rektörlüğü, Göztepe Kampusu/İstanbul, 31 Ekim 2007. 41. “Tasavvuf ve Batı Dünyası” (Panel), Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD)-T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Kütüphane Başkanlığı, Bahçelievler/Ankara, 16 Şubat 2008. 42. “Modernleşme ve Gelenek” (Panel), Türk Kültür ve Sanat Derneği, İzmir, 22 Mart 2008. 43. “Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi: Ama Hangi Din?”,“Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi” Uluslararası Sempozyumu, Çukurova Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, Adana, 1–2 Mayıs 2008. 44. “Laiklik”, Türk İnkılâbına Bakışlar, Panel, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 27–28 Ekim 2008. 45. “İslâm Düşüncesinde Hilâfet Meselesi”, 85. Yılında 3 Mart 1924 Tarihli Kanunlar ve Türkiye – Panel, Gazi Üniversitesi Rektörlüğü-T.C.Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 3 Mart 2009. 46. “Nerede Yanlış Yaptık ya da Hangi İslâm?, Konferans, TESAV, Ankara 2 Mayıs 2009. 47. “Küreselleşme Sürecinde İslâm’ın Geleceği ve İlâhiyatçılar” (Panel), Fırat Üniversitesi IV. Kariyer Günleri, Elazığ 4-8 Mayıs 2009 (Yayına Hazırlayanlar: İsmail Akkoyunlu ve Songül Ünal, Fırat Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Yıl:14, Sayı:1 Elazığ 2009, ss.1-36). 48. “Atatürk’ü Anlamak”, (Atatürk’ü Anmak ve Anlamak Paneli), Atatürk Kültür, Dil ve Tartih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, İstanbul, 10 Kasım 2009. 49. “Nerde Yanlış Yaptık?” (Panel), Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Kolları, Ankara 14 Kasım 2009. 50. “Kur’an’ın Işığında Örtünme” (Konferans), Türk Kadınları Kültür Derneği, Ankara 19 Aralık 2009. 51. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Maltepe Askerî Lisesi, Mart 2010 İzmir. 52. “Hünkâr Hacı Bektâş Velî’nin Türk Kültürü İçin Önemi”, Uluslararası Hacı Bektaş Veli Sempozyumu / International Symposium of Hacı Bektaş Veli, Hitit Üniversitesi Hacı Bektaş Araştırma ve Uygulama Merkezi, 07– 09 Mayıs 2010 ÇORUM. 53. “Atatürk, Din ve Laiklik”, Doğumunun 129’uncu Yıldönümünde Asker ve Devlet Adamı ATATÜRK (Liderlik Özellikleri, Fikir ve Düşünceleri, Devrimleri) Uluslararası Paneli, Genel Kurmay Başkanlığı: Ankara 19 Mayıs 2010. 54. “Atatürkçülük Konferansları: Atatürk, Din Ve Laiklik”, Hava Eğitim Komutanlığı, İzmir 12 Ocak 2011. 55. “Kur’an’ın Işığında Kadın Hakları İle İlgili Bazı Meseleler” (Konferans), Türk Dünyası Kadınları Derneği, İzmir Şubesi, 17 Şubat 2011. 56. “Mehmed Âkif’i Anlamak” (Konferans), Muğla Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, 10 Mart 2011. ÜYESİ OLDUĞU KURULUŞLAR 09.11.1989 Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği. 27.12.1999 Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi aslî üyeliği. 09.10.2000 Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi aslî üyeliği. ALDIĞI ÖDÜLLER 1. Bilimde Üstün Hizmet Ödülü- İstanbul, 25 Mayıs 1996 2. Yılın Bürokratı Ödülü- Kasım 1997 /Muğla Ticaret Odası. 3. Muğla’da 2004 Yılının En İyileri Ödülü- Muğla Hamle Gazetesi, 11.03.2005 4. Üstün Hizmet Ödülü- Uluslar arası Rotary Centennial Service Award for Professional Excellence, Presented in celebration of Rotary’s centennial year – 2004–05, Marmaris 27.09.2005. YÖNETTİĞİ TEZLER 1. Sayısını hatırlayamadığı Bitirme Çalışması ve Yüksek Lisans tezi 2. 8 Doktora Tezi HAKKINDA YAYIMLANAN ARMAĞAN KİTABI Ethem Ruhi Fığlalı’ya Armağan, Haz. Ali Osman Gündoğan, Ankara: Vâdi Yayınları, 2002.

Yazar:
Ethem Ruhi Fığlalı

Son Yazılar

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026

Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye

Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku

02.04.2026