“Bin yılın başında bir, ele güne görünmeden yâr yanına varayım dedim, onda da ay erken doğdu a dostlar!” sözüne döndü işler efendim. Demem o ki; tam sinemadan sonra müzik ırmak yazılarına başlamaya niyetlenmiştim. Onda da başa gelmesi olası felâketler listesinde uzaylı istilâsının hemen üzerindeki n’inci sırada yer alan uzak bir ihtimâl sökün etti kararan ufuktan. Lafın düzcesi; bildiğimiz, daha doğrusu maruz kaldığımız üzere, dünya çapında salgın şıkkı çaldı kapımızı, iyi mi? Daha doğrusu, bizim kapımızın çalınmasından ziyade bizler kapıyı çekip kapattık. Her hale şükür, ismin hangi haline tekabül ettiği bilinmez ama cümleten insanlığın ev halindeyiz. Aman şeytana Bismillah, virüs mirüs gelirse “Evde yokuz” diyecek, olmadı ölü taklidi yapacağız. Bu da beraberinde ister istemez belli bir rutine belirsiz bir süre hüküm giymekliğimizi getirdi.
Her hâle sonsuz şükrediyoruz. Hele hele bir dam altında, sağlıklı, korunaklı ve tedarikli isek bir başka neşveyle şükürler olsun demeyi ihmal etmeyerek… (Sohbetin burasında sağlık demişken kanunen yayınlanması zorunlu “kamu spotu” kabilinden değil, bilakis gönülden bir parantez açmanın farz olduğu kanısındayım: Her türlü güçlüğe karşı cansiperane biçimde büyük bir fedakârlık örneği sergileyerek hayatları pahasına görevlerini ifa eden bütün sağlık çalışanlarımıza en derin ve içten şükranlarımızı sunuyoruz. İyi ki varsınız!) Gelin görün ki, fiziken sağ salim olmanın yanı sıra insanı “küçük bir âlem” yapan içimizin dengesini de korumak lazım. Dolayısıyla, üstelik takvimin şimdisi deli dolu bahar ve az ötesi doludizgin bir yaz iken, evde kalmanın bir süre sonra, Allah korusun, bizleri taşıması mukadder değilse de muhtemel yerlerden kaçınmak lazım. Çok ilginçtir ki, dilimin tanımlamaya varmadığı bu hâle ilişkin deyimlerimiz genellikle arabanın yürüyen aksamıyla alakalı. İşte, belki de hâlâ – ve kanımca iyi ki – göçebe genlerimizin bize bahşettiği sürekli seyahat ya da hareket hâlinde bir millet olma duygu durumundan kaynaklanan bu deyimlerden bir demet:
Kayışı sıyırmak, balatayı yakmak, vites kutusunu dağıtmak, trigeri kopartmak, freni patlamak…
Ama sadece kendimi kast edince sanki ağzımdaki bakla nemlenmeye biraz daha az fırsat buluyor. Bu bağlamda, lafı daha fazla uzatmayayım: Karantina günlerinde delirmemek için özel bir çaba içerisindeyim efendim! Kendisi hakkında “Kırk yılda bir gibisin!” dizesini aşk mısrası olarak değil de düpedüz ilenti olarak telaffuz etmekten zar zor kaçınabildiğim işbu Korona’lı günlerde ben de kendimce çözümler üretiyorum.
Her ne kadar merhum Yahya Kemal “Ülfet belâlı şey” dese de, boş vakti keyifli ana çeviren alışkanlıklarımın sesine kulak vererek kendimi, âşıkların kendilerini kıra bayıra vurdukları özenilesi derbederliğe koşut bir biçimde, hepten sinemaya, diziye verdim. Bunun sonucunda da sohbetimiz belli bir konu etrafında şekillenemedi.
Ben de “E artık o kadar hatrım vardır herhâlde!” diye umarak haftalardır kapandığım evden hayalen de olsa çıkmamı sağlayan ekrandan “derûnuma” yansıyanları, adeta bir tayflar geçidi şeklinde, birkaç örnekle de olsa, hoşgörünüze göz kırparak sizlerle paylaşayım istedim.
Kendimi dizginlemesem daha uzar gider bu ama en azından şimdilik burada bırakayım diyorum efendim. Bırakmak demişken, şiir dersem çarpılacağım bir manzume karalamamı da Ekşi Sözlük’e giri çiziktirircesine buraya bırakıp ev hali izlencelerime kaldığım yerden devam edeyim. Hem belli mi olur, belki ucundan kıyısından daha derli toplu bir hale yola koyup huzurlarınıza dört başı mamur bir hasbihal ile çıkarım:
Keyfe keder masum sayıklamalar
Ekranlara karşı uyuklamalar
Bol vakitte ele alıp benliği
Temize çekmeler ayıklamalar…
Buckinghamshire’dan selamlar ve sevgiler herkese efendim.
Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku
Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku
Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku
Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku