Kategoriler: EĞİTİM-KÜLTÜR

Çocuk katili çocuklar ve eğitim:Sorunlar

Liseli stajyer kızların TBMM’de uğradıkları taciz skandalından bir süre sonra, 2 Mart 2026’da İstanbul’da lise öğretmeni Fatma Nur Çelik sınıfta bir öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. 15.04.2026’da Siverek’te gerçekleşen silahlı okul baskınının şoku sürerken, acı haber sonraki gün Kahramanmaraş’tan geldi. Bir ortaokul öğrencisinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda öğrencilerine siper olup korumaya çalışan öğretmen Ayla Kara dokuz öğrencisiyle birlikte hayatını kaybetti.

Saldırıyı gerçekleştiren öğrencinin siber bağlantılarının incelenmesi sonucunda, çok vahim bulgulara ulaşılmıştır. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı açıklamasında: “Kendi okuluna silahla saldırarak katliam yapan öğrencinin bilgisayarında ‘büyük bir eylem gerçekleştireceğini’ yazdığı 11.04.2026 tarihli bilgiye ulaşıldığı” belirtilmiştir.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün: “İsa Aras, WhatsApp profilinde 2014 yılında ABD’de Isla Vista saldırısını gerçekleştiren Elliot Rodger’ın bir görselini kullanmıştır.” açıklaması, “okulda katliam yapacağı”na ilişkin İngilizce not, öğrencinin kimleri idol olarak seçtiğini ve kapıldığı macerayı ortaya çıkarmıştır.

01.05.2026’da Edirne’de 14 yaşındaki bir kız, zorunlu eğitim çağındaki katil tarafından pompalı tüfekle öldürdü.

Bu olaylar, buz dağının, büyük ve komplike sorunun sadece yüzeyden fark edilen kısmıdır. “Dijital kuşatma” kaynaklı tehlike daha büyüktür. Köklü tedbirlerin alınması elzemdir. Bu tür olayların engellenmesinde medet umulan başlıca merciler, emniyet ve eğitimcilerdir. Lakin, Kahramanmaraş’taki olayı gerçekleştiren çocuk katili çocuk, birinci sınıf emniyet müdürü bir baba ile edebiyat öğretmeni annenin evladıdır.

Küreselleşmenin Etkileri

Ortaokul öğrencisinin WhatsApp profilinde, ABD’de 6 kişiyi öldüren Rodger’in görselini kullanması, çok manidar bir bulgudur. Günümüzde yapay zekâyla oluşturulan bol maceralı dijital bağlantıların çocukların ilgisini çektiği, katliama, maceralara yönlendirdiği gerçeği ortadadır. Silahların kullanıldığı, aşırı derecede şiddet içeren ve insan öldürmeye özendiren diziler büyük bir tehdittir.

Kin, nefretle öldüren yerine seven, yaşatmaya çalışan müşfik nesiller yetiştirebilmek, iyi rol modeller sunmakla gerçekleşebilir. Rodger’i idol edinerek, hayranlık duyan çocuklarımıza iyi insan rol modellerini sunmak mümkündür. İstikbalimizi, güvenle emanet edebileceğimiz karakteri sağlam nesiller yetiştirmek esas hedefimiz olmalıdır.

Hedef; “incinse de incitmeyen”, seven, insana değer veren medeni nesiller yetiştirmek olmalıdır. Çözüm; edebiyatımızın destan, şiir, roman, hikâye, masal vb. edebî türleriyle, müzik ve dramalarla ruhlarını besleyerek iyi insan niteliklerini içselleştirmiş nesiller yetiştirmektir. Çocukların ruhuna, yüreğine hitap eden cazip ve iyi modelleri internet ortamında oluşturmazsak yeni nesiller arasından canilere dönüşenler artabilir.

1990’larda Türkiye’de görevli bulunan Amerikalı uzmanlar; “Uyuşturucu, bağımlılıkla mücadele, okula devamsızlık, öğrencilerin çeteleşmesi, şiddetin önlenmesi gibi ABD eğitiminin hedeflerini sıralarken…” bizimkiler, “Çok şükür biz iyiyiz!..” diyebiliyorlardı. Bugün diyemiyoruz. Bu vahim sonuçlar, eğitim sistemini iyileştirmenin kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Ama, ne yazık ki, sunulan çözümler(!) sorunları kangrenleştirmektedir.

Örneğin, 1997 yılında (28 Şubat sürecinde) Ortaokul, 2012’de liseler zorunlu oldu. Başarısız, okumak istemeyen, farklı sebeplerle devam etmek istemeyen çocuklar zorla eğitim sisteminin içinde tutulmaktadır. Okumak istemeyenleri zorla okulda tutmaktan vazgeçilmelidir. Zira, bu tür öğrenciler okumak isteyenleri olumsuz etkilemektedir.

Millî Eğitim Temel Kanunu’nun “Öğrenciler ilgi, istidat ve kabiliyetlerine göre eğitilmelidir.” hükmü uyarınca öğrenci merkezli eğitim programlarının uygulanması elzemdir.

Sorunlar

Annelerin çocuklarıyla izledikleri gündüz programlarında; sıradanlaşan saldırganlık, edebe aykırı tavırlar, karşılıklı hakaretler ve deşifre edilen çirkin ilişkiler kötü örnekleri yaymaktadır. Mahremiyet sınırlarını aşan konuşmalara ve kötülüklere dur demesi gereken RTÜK suskun…

“Derse giren tecrübeli din kültürü öğretmeni kaldı mı?..” sorusu sorulmaktadır. Çünkü din kültürü öğretmenleri, okullara ve diğer kurumlara yönetici olmuşlar, -olabilirler.- Fakat, çocuklara dini-diyaneti kim anlatacak?.. Yöneticilik koltuğu, tebliğden önemli midir?..

Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 25.04.2026’da Akit TV’de: “90 bin camide verilen vaaz ve hutbelerle Diyanet’in bütün imkanlarını seferber etmemize rağmen Seçmeli Kur’an ile Siyer derslerini tercih edenlerin sayısı son on yılda yüzde 30’dan yüzde 5’e düştü.” dedi.

Yöneticilik tecrübesi olmayan, insan ilişkileri zayıf öğretmenler, sendikacılar ve yöneticilerin kayırmalarıyla müdür olarak atanabilmektedir. Sendikal faaliyetlerle yürütülen ideolojik örgütlenmeler, okulların iklimini zedelemekte, huzuru bozmaktadır. Ötekileştirilerek birtakım haklardan mahrum edilen, gönülleri ve çalışma şevkleri kırılan öğretmenlerin çalıştıkları kurumlarda huzur ve verimli çalışabilme imkânı olmaz.

Eğitimde adalet olmadan iyilik olmaz, iyilik olmadan huzur ve başarı olamaz. Adaletin nasıl işlediğini anlayabilmenin somut örneği olan yönetici atamaları ve mülakatların işleyişine bakmak kâfidir. Adalet sağlanırsa, fikir ayrılıklarına rağmen birlik/beraberlik gerçekleşir.

Teftiş kötürüm, işlemiyor. Çünkü, MEB’in toplam 450 müfettişle 8 milyon öğrencisi olan okulların rehberlik ve teftişini yapabilme imkânı yok… “Mevcut 450 müfettişle bugün teftiş edilen bir okulun tekrar teftiş edilebilmesi, ancak 25 sene sonra gerçekleştirilebilir.” uyarısı, yedi yıl önce bir Sayıştay raporuna işlenince MEB Teftiş Kurulu: “Sayıştay yetkisini aşıyor, TBMM’nin iradesine karşı çıkıyor” suçlamalarında bulunmuştu.

Yasaklar Çözüm Değil

“Çocukların muzır sitelere ulaşmalarını engellemek” kâfi değil, çözüm arayışları engellemelerle sınırlı kalmamalıdır. Yetkili-yetkisiz çevreler şiddeti önlemenin çözüm önerilerini kendilerince sıralamaktadırlar:

“Okulların kapısına polisler yığılmalı, uzman çavuşlar okulların kapısına dikilerek güvenlik sağlanmalıdır.” diyorlar. Oysa, silah çözüm değil; silahsız çözüm mümkündür. Yasaklarla birlikte eğitici faaliyetlerle çözüm sağlanabilir.

“Velilerin okula, okul bahçesine girişlerinin engellenmesi” dahi öneriliyor. Oysa, okul ile aile işbirliği sağlanmadan eğitim olmaz. “Okullar, duvarlarla çevrilmelidir” diyenler de var. Uzmanlar ise; ‘Aynı bölgedeki okullar, civar okul/kurumların spor tesislerinden, atölye vs. imkânlarından faydalanmalıdır.’ görüşünü savunmaktadırlar. Ayrıca, eğitim ortamlarının eğitim ergonomisine uygun düzenlenmesi ihmal edilmemelidir.

Buna ihtiyaç vardır; bilhassa, ergenliğe adım atan öğrencilerin gençlik çağından kaynaklanan heyecan ve enerjilerini başta spor olmak üzere müzik, piyes vb. aktivitelerle sarfetmesi gerekir. Aktivitelere yönlendirilmeyen çocukların suça, maceraya, saldırganlığa, karşı cinse taciz vs. durumlara yönelme riski yüksektir.

“Gazali; çocuk, hangi oyun türlerinden hoşlanıyorsa onu oynamasına fırsat verilmelidir. Çocukta yalnızca oyun isteği vardır. Eğer çocuk, oyundan tamamen menedilir, yalnızca derse, öğrenime bağlanırsa, kalbi ölür, zekâsı iptal olur, daima dertli ve sıkıntılı olur. Kurtulmak için hileye bile başvurabilir.” (Yavuzer, 1998, s.19) diyor.

Millî kültürden yoksun eğitim

Ziya Gökalp, 1916’da sunduğu tebliğde: “Başka milletlerde en seciyeli, ahlaklı kişiler tahsilde ileri olanlar arasından çıkarken, bizde tersi oluyor. Bu, kozmopolit eğitimden kaynaklanıyor. Çünkü, millî olmayan eğitim, insanlara kişilik kazandırmıyor. Bizde okullar, okuyan fertlerin ahlak ve seciyesini bozuyor. Bunun sebebi, diğer milletlerin maarifi milliyken, bizim maarifimiz kozmopolittir. Bizde ders okutan yerler üç çeşittir: Medreseler, yabancı mektepleri ve Tanzimat mektepleri… Üçünün farkları birbirinden o kadar açıktır ki; bir Türk’le on dakika görüşmeniz hangisinden yetiştiğini anlamanıza yeter. Aralarındaki derin farklılıklara rağmen, üçü ortak bir özellik taşır; oralardan yetişen Softa, Levanten ve Tanzimatçıların üçünde de milli karakter göremezsiniz. Memleketimizin en büyük hastalığı budur.” (Celkan, 1990, s,116-117)

Sovyetler Birliği’nin Ankara Büyükelçilerinden Suriç (1923-1934) diyor ki: “Ankara, yeni fikirlere o kadar müsait ki, savunduğunuz bir düşünceyi, birkaç gün sonra, size karşı hararetle müdafaa eden gayretli kimselere rastlarsınız.” (Turan, 1977, s.20) Hayrete düşüren Suriç’in tespiti, Gökalp’in belirttiği fikir sefaletinden kurtulamadığımızı göstermektedir.

1938’den sonra Atatürk zamanındaki Türk milliyetçiliği ruhu tamamen terkedilmiş, yerini Hasan Ali Yücel’in açtığı Hümanizm ve materyalizm anlayışı almıştır. MEB, Avrupalıların Rönesans devrinde yaptıkları gibi, eski Yunan-Latin kültürünü ve materyalizmi zihinlere yerleştiren tercüme faaliyetine girişmiştir.

“Atatürk’ün erken vefatı, sisteme aykırı teorilerin devreye girmesine yol açmış; ‘Kültürde Hümanizma’ akımı uygulanmıştır. Milli tarih ve milli kültüre dayalı Asyatik kökenli ideoloji; ‘Kültürde Hümanizma’ teziyle, milli köklerden koparılarak Greko-Latin kaynaklara dönüştürülürken, eğitimin amacı milli kültür politikası yerine ‘Türk Hümanizması’ adı altında Greko-Latin mitosuna dönüştürülmüştür.” (Türkdoğan, 2004, s.129)

Hâlbuki, eğitim programları ülkenin millî kültürünü değiştirmeye değil; bireylere meslekî ve teknik nitelikler kazandırmaya, becerilerini geliştirmeye ve olumsuz davranışlarını düzeltmeye yönelik olmalıdır.

II. Dünya Savaşı’nda Amerika, Hiroshima ve Nagasaki’ye atom bombası atınca teslim olmaya mecbur kalan Japonya ile ABD heyetleri, 02.09.1945’te Tokyo Koyu’nda Missouri zırhlısında teslim belgesini imzaladılar.

Japon eğitimi; II. Dünya Savaşı’nda yenilen Japonların “Postdam Deklarasyonu”nu imzalamasıyla büyük değişikliğe uğramış, 1946’da 27 kişilik Amerikan eğitimci delegasyonu Japonya’da eğitim reformunu gerçekleştirmiştir. ABD heyeti, Japon eğitiminin ferdiyetçiliğe ve liberalizme yönelmesi, müfredatta köklü reformların yapılmasını emretmiş, emrettiği düzenlemeler 1947’de eğitim kanunu ile pekiştirilmiştir.

Prof. Dr. Turan Yazgan şöyle anlatmıştı: “Missouri gemisinde yapılan teslim görüşmelerinde ABD heyeti, emirlerini Japonya’ya dikte ettirmiş ve ilk/birinci şart olarak; “Çocuklarınızı Japon millî kültürü, değerleriyle yetiştirmeye son verin!” emrini kabul ettirmiştir. Birkaç yıl sonra Japonya’da kanlı cinayetler çok artmıştır. Japonya olayları önlemek için gençlere Japon millî kültürünü kazandıran hizmetiçi eğitim kurslarını açarak, şiddet olaylarını engelleyebilmiştir.”

Celkan, H.Y. (1990). Ziya Gökalp’in Eğitim Sosyolojisi, MEB Basımevi, İstanbul.

Turan, O. (1977). Türkiye’de Komünizmin Kaynakları, Nakışlar Yayınevi, İstanbul

Türkdoğan, O, (1994). “Milli Eğitim Sisteminde Millî kimlik Arayışı”, Türkiye I. Eğitim Felsefesi Kongresi, Van.

Yavuzer, H. (1998) Çocuk Psikolojisi, Remzi Kitapevi İstanbul.

 

 

Şerif Budak

Yorumları Göster

  • Elinize sağlık değerli üstadım.Dertleri ,dert edilenlerin yazılarını okurken ,hem uzuluyor hem de en güzel şekilde ifade edilmiş olmasından mutlu oluyoruz.

Yazar:
Şerif Budak

Son Yazılar

Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 107. yıldönümü

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının, Millî Egemenlik ve Millî Bağımsızlık Savaşımızda onun ebedî önderliğinde… Devamını Oku

19.05.2026

Türk evren tasavvuru ve millî egemenlik

Türk devletinin töreli ve adaletli yöneticileri, “kimsesizlerin kimsesi” olma tarzında bir yönetim düşüncesiyle hareket etmek… Devamını Oku

16.05.2026

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026