Kategoriler: EĞİTİM-KÜLTÜR

Eğitim ve etnik ayrımcılık

MEB TTK üyelerinin 16-23 Eylül 1997’de Georgia ve Arizona üniversitelerinde yaptıkları inceleme raporunda: “Amerika’da ülke bütünlüğünü korumak ve millî değerleri kazandırmak amacıyla ‘Milli Değerler’ dersinin verildiği. Amerika’da her millet, din ve her renkten insanları ‘Amerikalıyım’ bilincinde kaynaştıran faktörün kuşkusuz eğitim olduğu.” belirtiliyordu. (Sakaoğlu, 1997, s.42-48)

Amerika çok farklı soy, ırk, din ve milletlerden meydana gelmektedir. ABD’li Naisbitt ve Aburdene göre: “ABD’ye inanılmaz yaratıcılığı, gücü kazandıran bu karışım zenginliğidir. Etnik farklılıklar sayesinde Amerika bir yetenekler havuzu hâline gelmiştir.” Türkiye’de ise yöresel karma dillerdeki farklıklar istismar edilmekte, etnik yapı ayrışma konusu ve teröre bahane olarak kullanılmaktadır.

Küreselleşme Tahribatlarının Panzehri Eğitim

Batının çılgınlıklarına özendirilen topluluklar, millî kültürlerine hızla yabancılaşmaktadır. Kitle iletişim araçlarını ele geçiren küresel güçler; kültürsüzleşme, yozlaşma, yabancılaşma ve şartlanmayı yaygınlaştırmaktadır. Kültürel dejenerasyona uğrayan millî kültürler, yok olmak tehlikesi altındadır.

Megatrends 2000 isimli kitapta: “Millî kültürler tehdit altında mıdır? ABD kendi değer yargılarını diğer ülkelere empoze etmeyi artıracak mı?” Sorularına, ‘Kültürel Emperyalizm’ ara başlığında şöyle cevap vermiştir: “Amerikan kitle kültürü, karın ağrısı ve başka zararlara yol açabilir. Gelişmekte olan ülkelerin Batılı değer yargıları ve teknolojilerin tehdidiyle karşı karşıya olduklarını düşünmeleri, şaşılacak bir durum değil.” (Naisbitt & Aburdene, s.126)

“Dünya kozmopolitleşiyor. Hızla ilerleyen bir dünya ekonomisi, evrensel telekomünikasyon ve yoğunlaşan gidiş gelişlerin sonucunda Avrupa, Kuzey Amerika ve Pasifik Kuşağı arasında benzeri görülmemiş hızda bir değiş-tokuş ağı örülüyor. Yeni bir evrensel hayat tarzı hüküm sürüyor.” (Naisbitt & Aburdene, s.108)

“Ticaret, gidiş gelişler ve televizyon, evrensel bir hayat tarzına zemin hazırlarken sinema filmleri ve televizyon aracılığıyla bütün dünyaya aynı mesajlar iletilmektedir. Evrensel hayat tarzının itici gücü olan tüketici; Cappuccino ve Perrier içen, evini IKEA ile döşeyen, sushi yiyen, Benetton’dan giyinen, Hyundai marka arabası ile McDonalds’a doğru yol alırken Amerikan-İngiliz rock müziğini dinleyen bir tüketicidir.” (Naisbitt & Aburdene, s.110)

“Aydınlarımız arasında iki yüzyıldan beri var olan yabancı hayranlığı, günümüzde yaygınlaşmıştır.” diyen Cemil Meriç: “Bir ülkede hâkim düşünce, ülkedeki hâkim sınıfın düşüncesidir. Hâkim sınıf yoksa yabancıların düşüncesi hâkim olur.” diyordu. Yabancı ideolojiler, fikir ve inanç kalıpları boş olan kişilere, topluma çok kolay aşılanabilir. Bugünün Türk aydını millî misyon, millî ideal ve hedef yoksunu olduğu için psikolojik ve ideolojik operasyonlara karşı olağanüstü savunmasızdır.

Psikolojik savaşın çok önemli bir safhası, yabancı ideolojilere bağımlılıktır. Eric From’un ifadesiyle: “Bir insanın kendisine aşılanan fikirleri, kendi düşüncesi olduğuna inanması, onun ‘büyük bir ideal adamı’ olduğuna şartlandırılmış bir robot olduğunun göstergesidir.” Psikolojik olarak bağımlılaştırılan zavallılara intihar dahil her türlü eylem yaptırılabilir.

Sosyal bilimler, ülkemize özgü bir teorik zemin oluşturmakta yetersiz kalmıştır. Kendi sosyal gerçeklerini temele almayan bir sistemin sıkıntılara sebep olması kaçınılmazdır. Toplumun sosyal gerçeklerini önemsemeyen, değerlerine yüz çeviren, aşağılayan bir zihniyet genç nesilleri milletine yabancılaştırır.

Eğitimin misyonu; bireyleri zihin, karakter ve fizikî yönden geliştirmekle sınırlı değildir. Eğitimin başat hedefi; millî kültürü, değerleri genç nesillere aktararak kültürel mirası korumak ve toplumun kültürünü, bilgi birikimini, hayat anlayışını, değerleriyle inanç ve maharetlerini genç nesillere aktararak millî varlığın devamını sağlamaktır.

“Ailelerinden ayrılırken tertemiz, millî ve dinî duygularla dolu, bayrağına ve devletine yürekten bağlı olan vatan evlatlarını kimler, nasıl ve ne maksatla bu hale getiriyorlar?” (Arvasi,1980: s.282) Bu sorunun cevabı hâlen aranıyor.

Evlatları terör örgütlerince şartlandırılan aileler, okulları suçlamaktadır. Örneğin, Adalet Bakanlığı önünde ölen “canlı bomba” gencin babası 2005 yılında çığlıklar atarken: “Oğlumu okul zehirledi. Okul yaptı, okul!..” demişti.

Bazı akademisyenler, “Anarşik olayları, Kültür düzeyi düşük çevrelerden gelen öğrenciler çıkarıyor.” iddiasıyla aileleri suçlamaktadır. Oysa hem okul hem de ailelerin sorumluluklarının bilincinde olması şarttır.

SSCB’nin son Devlet Başkanı Gorbaçov, 27 Nisan 1995’te konferans için gittiği ODTÜ’de protesto edildi. Gorbaçov, Lenin ve Stalin posterleri taşıyan gençlerin taşlı-yumurta saldırısına uğradı. Gençlerin ‘Go Home’ sloganlarıyla protesto edilen Gorbaçov’in yanında olan eski YÖK Başkanı ve Bakan Mehmet Sağlam: “Gorbaçov, ODTÜ’de öğrencilerin sert tepkileriyle karşılaşınca, hayretler içinde kaldı. Gençlerimiz hakkında acayip yorumlar yaptı.” demişti.

Kameraların önünde gerçekleşen olay, değerlerimizin ne derecede aşındığını, yabancı fikirlerin beyinlerini işgal ettiği gençlerimizin yabancı ideolojilere bağımlılığını ortaya koymuştur.

“Tercüme ve aktarma teorilerle zihinleri bulanıklaşmış, tarihleri ile irtibatları koparılmış, yabancı ideolojilerle ‘beyinleri yıkanmış’, dilinden, dininden, tarihinden ve devletinden soğutulmuş gençlerin hangi sloganlara sarıldıkları, hangi bayrakları taşıdıkları ibret ve dehşetle görülüyor.” (Arvasi,1980, s.281)

Küreselleşmenin ne getireceğini anlayabilmek için toplumsal hastalıkların bilinmesi gerekir. İntiharların artması, yeni din arayışları, yıkıcı tarikatların, Satanizmin yayılması, psikolojik savaş mağdurlarının akıbetleri, şiddetin sistemli şekilde kullanılması olguları ayrı, ayrı ele alınmalıdır.

“Beşinci kol faaliyetleriyle, ülkenin millî-manevi dinamiklerini gözden düşürmek, toplumu yabancıların çılgınlıklarına ve kültürüne hayran bırakmak amaçlanır. Aşağılık duygusunu topluma yaymak için basın-yayın yoluyla toplumun kusurları abartılır; ahlâk, inanç, yurtseverlik, kahramanlık gibi değerler gözden düşürülür. Gelişmiş ülkeler karşısında aşağılık duygusu uyandırılır. Özgüvenini kaybeden topluluklar, yabancıları taklide başlar ve onlar gibi yaşamak isterler.” (Tarhan, 2004, s.59-88)

Kitle iletişim araçlarının küresel güçlerin tekelinde olduğu çağımızda kültürel dejenerasyona maruz kalan millî kültürler, yok olma tehlikesi altındadır. Küresel dejenerasyon olgusuna karşı tedbirler alınmazsa yeni nesiller; küresel güçlerin mi, popüler kültürün mü, medyanın mı, yoksa öğretmenlerin mi eseri olacak?” Evlatlarımızı iyi eğitmezsek, küresel güçler tarafından bize karşı kullanabilirler.

Toplumsal bunalımlar; bilhassa ünlülerin uyuşturucu kullanımı ve bahis/şans oyunlarından tutuklanmaları toplumun genel bir kültür sefaletine girdiğinin, zevk ve eğlence çılgınlıklarının toplumu sardığının, insan haysiyet ve şahsiyetinin temelinden sarsıldığının ve sosyal hayatın tahrip olduğunun ispatıdır.

Maddî varlıkların bolluğuyla doyuma ulaşan insanlık, manevî yönden ağır bunalımlara girmiştir. İlim ve teknikteki baş döndürücü gelişmeler, ruhunu doyuramadığı insana huzur vermemiştir. Aslında dinin, aklın ve ilmin bütünleştirilmemesi, maneviyatın ihmali Batı’nın bunalımını hazırlamıştır.

1999 yılı verilerine göre: İngiltere’de intiharla, Norveç’te uyuşturucuyla meydana gelen ölümler trafik kazalarından fazla. Her 100 ABD’liden 3’ü şiddet içeren bir suçun kurbanı. ABD’de kadınların %65’i, erkeklerin %80’i abartı derecede alkol kullanıyor. 1999’da boşanma oranı %75’e çıktı. Çocuk suç çetelerinin 750 bin üyesi var. SAMHSA raporunda 3 milyon gencin ölümü düşündüğü belirtiliyor. ABD’de son 10 yılda ölüm cezasına çarptırılan mahkûm sayısı % 57 arttı.

New York Times’ın haberine göre, Norveç’te 1999’da dünyaya gelen çocukların % 49’u evlilik dışı doğumlardandır. Bu oran İzlanda’da % 62, İngiltere’de % 38, Fransa’da % 41’dir. Cinsel suçların kurbanlarının %71’i 17 yaşının altındaki çocuklardan oluşuyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) intihar olaylarında ciddi artışların olduğunu ve intiharı geleceğin sağlık sorunu olarak ilan etti. UNESCO (1995) 21.Yüzyılda Eğitim Uluslararası Raporu’nda: “Dünyada moral değerler ve idealler diye adlandırılan ortak değerlere açlık duyulduğu” belirtilmiştir.

Batılı toplumlar, bunalımlardan çıkış için mücadele verirken, gelişmekte olan ülkeler bütün olumsuzluklara rağmen imrenerek Batılıları taklit etme gayretindedir… Fakat, Batı’yı taklit eden ülkelerde meydana gelen bunalımlar daha sarsıcı ve daha yıkıcı olabilmektedir.

Eğitimde yalnızca teorik bilgileri kazandırmak kâfi değildir; kafa kadar kalbi, zihin kadar da vicdanı eğitmek gerekmektedir. Teorik bilgileri ezberleterek şuurlu, kişilik sahibi “iyi insan”, “iyi vatandaş” yetiştirebilmek mümkün değildir. Öncelikli hedef, iyi insan yetiştirmektir. Meslekî bilgi ve becerilere sahip doktor, mühendis, öğretmen yetiştirmek yeterli değildir. Meslekî yeterliklerle birlikte insanî meziyetler eşzamanlı olarak kazandırılmalıdır. Dolayısıyla, bilginin yanında insanı ruhen doyuran duygular da olmalıdır.

Bir insanı zihnini eğitip ahlak yönünden eğitmemek, milleti felakete sürüklemektir. İnsanî değerleri kazanmayan bir toplumun, öğrenim görmüş barbarlar yığınına dönüşmesi kaçınılmazdır. Bilgi toplumunda bir yandan etkili olma becerileri geliştirilirken, bir yandan da erdem aşılanmaktadır.

Kaynakça

Arvasi, S.A, (1980). Türk İslam Ülküsü, Cilt:1, (2. Baskı), Türk Kültürü yayını İstanbul.

Naisbitt, J.&Aburdene, P. Megatrends 2000 Büyük Yönelimler, Form Yay. İstanbul.

Sakaoğlu, N. (1997), Çağdaş Eğitim Dergisi, Ankara.

Tarhan, N, (2004). Psikolojik savaş, (6. Baskı), Timaş yayınları, İstanbul.

 

 

Şerif Budak

Yazar:
Şerif Budak

Son Yazılar

Çocuk katili çocuklar ve eğitim:Sorunlar

Eğitimde adalet olmadan iyilik olmaz, iyilik olmadan huzur ve başarı olamaz. Adaletin nasıl işlediğini anlayabilmenin… Devamını Oku

03.06.2026

Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 107. yıldönümü

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının, Millî Egemenlik ve Millî Bağımsızlık Savaşımızda onun ebedî önderliğinde… Devamını Oku

19.05.2026

Türk evren tasavvuru ve millî egemenlik

Türk devletinin töreli ve adaletli yöneticileri, “kimsesizlerin kimsesi” olma tarzında bir yönetim düşüncesiyle hareket etmek… Devamını Oku

16.05.2026