Kategoriler: DİNGenel

Sosyal bütünleşme açısından din: Din-şeriat-toplum

Millet ve din ilişkisi

Sosyal bütünleşmeden söz edebilmek için, “millet” ve “din” kavramlarının açıklanması gereklidir.

Sosyologlarca, “millet” en genel anlamda, aralarında dil, din ve ülkü birliği olan topluluklar şeklinde tanımlanır. Ülkü ve din iştirakinin birlikte doğurduğu tesir; aynı zamanda tarih, ahlâk, töre, gelenek ve san’at anlayışı beraberliğini de ifade eder.

Bu tanıma göre “millet”; belirli bir manevî kültürle şekillenmiş olan, başka bir deyişle, kültürde birlik ve bütünlük sağlamış toplulukların adı olmaktadır.

Ayrıca bilindiği gibi, kültürün maddî ve manevî olmak üzere iki temel unsuru vardır. Milletin benimsediği din, ahlâk, töre, gelenekler, tarih ve san’at gibi manevî değerler ile hem bu değerlere hem de ihtiyaçlara göre şekillenen maddî mahiyetteki sosyal yapı unsurlarının bütünü, kültürü oluşturur.

Sosyologlar, manevî değerlerin ve bu değerleri ortaya koyan değer hükümlerinin genellikle dinler tarafından getirildiğini kabul ederler çünkü insan hakları, adâlet, eşitlik, hürriyet kavramları ve bunları hedefleyen değer hükümleri –sosyal gelişme bakımından taşıdıkları önem sosyal bilimlerce ispat edilmeden çok evvel- dinî mahiyette olmak üzere ortaya konmuştur.[1]

Diğer taraftan millî birliğin, sosyal bütünleşmenin din birliğinden kuvvet aldığı bilinen bir gerçektir. Bunun içindir ki dinin bir milletin kültürünün temel unsurlarından biri olduğu kabul edilmektedir. Buna göre de Türk kültürünün temel unsurlarının başında din olarak “İslâm” gelmektedir ve İslâm da, Hz. Muhammed tarafından insanlığa tebliğ edilen ve Kur’an-ı Kerîm‘den ibaret olan mesajın adıdır çünkü bizzat Allah, Kur’ân-ı Kerîm ile insanlığa gönderilen mesajın, yani dînin adının “İslâm” olduğunu bildirmiştir[2]

Kur’ân-ı Kerîm insanlarla insanlar aracılığıyla konuşur

Bu anlamda İslâm, Kur’ân-ı Kerîm demektir. Bu kitap, elbette tektir, ona inananlar için evrenseldir; değişmezdir. Ne var ki bu kitap, yani Kur’an-ı Kerîm, yani İslâm, insanlarla yine insanlar aracılığı ile konuşur. Ona eğilen, okuyan, üzerinde düşünen ve anlayan insana göre şekil kazanır. Onu konuşturan insandır.

Bırakınız “müteşabih” ayetlerini, “muhkem” ayetlerini[3] anlama, yorumlama ve uygulama hususunda bile sayısız denebilecek kadar çok ayrılık ve farklılık yaşanmıştır. Meşru halife Hz. Ali’ye karşı ayaklanan Haricîler de Emevî sultanı Muâviye de ortaya çıkan onlarca fırka da hep İslâm’a, yani Kur’ân-ı Kerîm’e dayandıkları iddiasıyla vücut buldular. O halde önemli olan bu kitabın, ona inananlar, yani Müslümanlar, tarafından anlaşılması, benimsenmesi, samimiyetle hayata geçirilmesidir.

Elbette bu faaliyet, kaçınılmaz bir biçimde, yaşanılan zaman, bulunulan coğrafya, siyasî, tarihî ve iktisadî şartlar ve çok önemli olarak da daha eski kültürlerin etkisiyle son derece değişik, renkli ve hattâ zengin yorumlar, anlayışlar ve biçimler yaratmıştır, yaratacaktır. Başka bir ifade ile bu dine inananlar ya da coğrafyaların kültürlerine dayalı olarak yeni zenginlikler ve cazibe kazanmakta ya da hedeflediği mesaja aykırı tutum ve davranışlar nedeniyle İslâm’ın yüzü kararmaktadır. Burada söz konusu olan töreler ve âdetler değil, bir “zihniyet” meselesidir; doğrudan doğruya Kur’an mesajını, yatay ve dikey boyutlarıyla özünden kavrayıp ortaya koyma tezidir; bir zihniyet temsilidir.

Söz konusu olan töreler ve âdetler değil, bir zihniyet meselesidir

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, adı bizzat Yüce Allah tarafından verilmiş olan İslâm dini, karmakarışık ve korkunç tezatlarla/çelişkilerle dolu toplumsal, ekonomik, ahlakî ve dinî anlayışın hüküm sürdüğü, insan şeref ve haysiyetinin sadece kabile şerefi ile eş tutulduğu, her türlü insanî değerin “değer” olma vasfını yitirdiği bir coğrafyada[4], Mekke’de, milâdî 610  yılında Hz. Muhammed (s.a.s.)’e indirilen ilk vahiyle başlamış ve Medîne’de 632 yılında tamamlanmıştır. Bu yönüyle İslâm, her türlü gelişmesini ve seyrini yakından takip edebildiğimiz Mekke-Medîne coğrafyasının 610–632 yılları arasındaki kesitini tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel ve ahlâkî yönden aksettiren ve bir “model” olarak alınan bir bölgeden hareketle bütün insanları “doğru yol”a ileten ve onları “esenlik yurduna çağıran”[5] bir dindir.

İşte Allah’ın “Oku” emriyle risâlet/ elçilik görevine başlayan örnek ve güvenilir insan Hz. Muhammed, bu çağrısını, dinin kökü ve esası demek olan şu üç esasa dayandırmıştır:

(1) Allah’a îmân; (2) Nübüvvete îmân -Melekler ve Kitaplara îmânı da içine alır- (3) Âhirete îmân. Başka bir deyişle, (1) Tevhîd; (2) Nübüvvet; (3) Me‘âd.

Bunlar, bir Müslümanın inanması gereken inanç esaslarıdır, ana prensiplerdir. Buna göre;

(1) Allah ‘bir‘dir, Tek yaratıcıdır. Gerçi müşrik Araplar, Allah’ın yaratıcılığına inanıyorlardı [bkz. 29. Ankebût, 61, 63; 31. Lokmân, 25; 39. Zümer, 38] ama kendilerini Allah’a yaklaştırsın ve şefaatçi olsunlar diye putlara tapmaktan [bkz. 39. Zümer, 3; 10.Yûnus,18] da geri kalmıyorlardı. Artık Araplar arasındaki puta tapma alışkanlığı tamamen kaldırılmıştır. Putlar, kesinlikle Allah olamazlar. Tek kudret ve rahmet sahibi ve yaratıcı ancak İhlâs Sûresi’nde tanımlanan Allah’tır.

(2) O (Hz. Muhammed), Allah’ın Resulü’dür; bütün insanlara hak yolu anlatmak, teblîğ etmek/bildirmek ve onları mutlak vuku bulacak kıyamet günü karşılaşabilecekleri azabın tehlikesine karşı uyarmak görevi ile görevlendirilmiş bir elçidir.

(3) Araplar Allah’ın yaratıcılığına inanmalarına rağmen, âhirete inanmamakta ve insanın varlığının ölüm ile tam bir yokluğa gömüldüğünü ve tekrar diriltilmeyeceklerini söylemekte idiler (bkz. 6. En‘âm, 29; 36.Yâ-Sîn, 78; 44. Duhân, 34–36; 45. Câsiye, 24). Onlara göre bir kimsenin başına gelenler hep dehr (zaman) yüzündendir. Bu anlayış, aslında, bedevî hayatına çok uygundur. Dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan insanlar, doğanın düzenine, hava şartlarına güven duyabilirler fakat Arabistan’da yağmur yağması gibi doğal olaylar bile oldukça düzensizdir. Onlar için kendi hayatlarına hâkim olan tek şey, dehr’dir.

Tevhîde inanmak ve bağlanmak, siyasî ve toplumsal açıdan itaatsizlik ve ataların sünnetine ihanet demekti

Oysa Kur’an Araplara, bu dünya hayatından sonra başlayacak ebedî/sonsuz bir hayat olduğunu ve herkesin öldükten sonra diriltilerek dünyadaki hareketlerinin hesabının kendisinden sorulacağını; ameli iyi ve düzgün olanların, yani işini/ mesleğini iyi ve hakkıyla yerine getirenlerin ödüllendirileceğini, kötü olanların ise cezaya çarptırılacağını söylediğinde onlar, Hz. Peygamber’e şiddetle karşı çıkmışlardı. Onlara göre kabilenin dinini inkâr ederek sadece Allah’ın varlık ve egemenliğini kabul etmek, yani tevhîd’e inanmak ve bağlanmak demek, siyasî ve toplumsal açıdan itaatsizlik ve ataların sünneti’ne[6] ihanet demekti.

Öte yandan tevhîd, diğer ilâhî dinlerin olduğu gibi, İslâm’ın da vazgeçilmez şartıdır. Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’de “Allah’ın yoluna uymayı”, “çözülüp dağılmamak için birlik içinde olmayı”, insanın doğru yola yöneltilmesini, doğru yolun dışındaki dalâlet/sapıklık yollarından korunmasını buyuran pek çok ayet vardır. Aslında Kur’ân da indirildiği Mekke-Medîne coğrafyasında milâdî 610 – 632 yılları arasında, o günkü Arap toplumunun örf ve âdetleri, tarihsel, toplumsal, kültürel, ahlâkî ve dinî durumu ile ilgili sorunlar ve bu sorunlara doğrudan cevaplar ve çözümler getirmiştir. Hattâ o, “çoğunlukla somut tarihî olaylar içerisinde karşılaşılan belli sorunlara cevap teşkil eden ahlakî, dinî ve toplumsal açıklamaları içermektedir.”[7]

Onun içindir ki indirildiği dönemin ve coğrafyanın bütün şartları tam olarak tanınmadan, Kur’ân’ın muhtevası/ içeriği ve amacı gereğince kavranamaz. Meselâ Mekke ve Medîne’nin şartları birbirinden çok farklı olduğu için, Kur’ân’ın mesajı da Mekke ve Medîne dönemlerinde gerek üslûp gerekse muhteva/içerik açısından farklılık gösterir.

Nitekim Yüce Allah, Mekke’de ilk inen ayet ve surelerde toplumun çözüm bekleyen hayatî meselelerinin şirk /Allah’a ortak koşma, puta tapma, âhirete inanmama, fakirlerin sömürülmesi, ekonomik ve toplumsal ahlâksızlık, topluma karşı sorumsuz davranışlar olduğunu açık ve kısa ifadelerle ama anlamı derin ve düşündürücü bir üslupla sıkça söyler.

Medîne’de ise İslâm, çok kültürlü ve çok dinli bir ortamın dinidir. Burada Müslümanlar, Yahudi ve Hıristiyanlarla daha yakın bir temas içinde birlikte, iç içe yaşadılar. Hattâ çok kısa sürede Medîne’de kurulan şehir devletinin yönetiminde söz sahibi oldular ve diğer din mensuplarıyla, uzun ömürlü olmamışsa da “Medîne Sözleşmesi” diye meşhur olmuş, birlikte yaşama antlaşmasını hazırladılar ve uyguladılar. Dolayısıyla burada inen ayetler ve sureler, bir şehir devletinde o günün şartlarının gerektirdiği idarî, hukukî, askerî düzenlemelerle ilgili hususları ihtiva eder.[8]

Îmân: aklî ve zihnî bir eylem

Ayrıca İslâm’da inanma ile bilgi arasındaki ilgi ve ilişki konusu çok önemlidir.[9] Çünkü îmân, her şeyden evvel “görünmeyeni kabul”e dayandığı için, tamamen “soyut”, aklî ve zihnî bir eylemdir; kalb ile tasdîktir. İslâm, insanları inanılacak “temel hakîkat”in Allah olduğunu düşünmeye, araştırmaya, öğrenmeye ve bilgi peşinde koşmaya teşvik edip “ataları körü körüne taklit” anlayışından uzaklaşmaya çağırmakla, yaşanılan dünyada îmân, adâlet ve ahlâkın egemen olduğu bir hayatın var kılınmasını amaçlamaktadır.

Esasen Kur’ân, o günün Araplarına, bilmedikleri ya da kullanmaya yanaşmadıkları yeni bir şeyi mutlaka yerine getirmelerini istemiştir. O da, insanların dinin hakikatini anlamak için düşünmeleri ve akıllarını kullanmalarıdır çünkü dinin her türlü emir ve yükümlülüğü, bunları değerlendirme ve hakikatini anlama gücüne sahip insana, insanın aklına yönelmiştir.

Nitekim Kur’ân’da yüzlerce yerde yerde ilim ve ilme teşvîk buyrulmaktadır. Ayetlerde tekrar tekrar gündeme getirilen “düşünme”, “tefekkür”, “görme” ve “ibret alma” ifadeleri, Allah’ın varlığını ispat ya da onunla ilgili delilleri bulmak için çabalamak değil; insanın kendini bütünüyle Allah’a vererek ve O’na olan “bağlılığını” unutmayarak Allah’ı “keşfetmek” ve O’nu “bulmak” yolunda “gayba îmân” idrakini geliştirmesi demektir.[10]

Demek ki Kur’ân’a göre insanlar,

♦ artık zanna uymayı terk ederek akıllarını kullanacak,

♦ Allah’ın nimetleri üzerinde düşünecek,

♦ geçmiş olaylardan ibret alacak ve

♦ tamamını Allah’ın ayetleri olarak vasıflandırdığı “evren”in hakikatini anlamaya ve sırlarını çözmeye yönelecek,

♦ gözlerini ve gönüllerini öğrenmeye ve bilmeye açacaklardır.

Böylece onlar, artık girişecekleri bu ciddî irâdî faaliyetin sonucunda da bilimsel bilgiyi en üst seviyelere çıkararak onu Kur’ân’ın gösterdiği istikamette insanlığın hayrına sunma becerisini göstereceklerdir.

Kur’ân’ın inananları sürekli kendi iradeleri ve gayretleriyle bilimsel bilgiye ulaşmaya teşvik özelliği, her şeyden önce, onun, körü körüne inanan insanlar değil, bilgili, araştırıcı, soran, sorgulayan, düşünen ve akıllarını kullanan bir aydın mü’minler topluluğu meydana getirmek isteğinin açık delilidir. Kur’ân’a göre bilgiye dayanmayan ve dolayısıyla bilimsel bir temeli bulunmayan hiçbir açıklamanın, yorumun ya da söylentinin[11] değeri ve gerçekliğinden söz edilemez.

Ayrıca bu hususlardaki emirler ve tavsiyeler, insanların inanma ve Kur’ân’ı kabul etmede tam bir fikir ve hareket serbestliği içinde bulunuşlarının da ifadesidir; çünkü Kur’ân’ın takip ettiği metod/ yöntem, iknâ ve telkîn metodudur. İknâ ve telkîn, ancak akıl sahibi olan insan için söz konusudur.

Bu sebepten Kur’ân, “düşünmek”, “tefekkür etmek”, “ibret almak” şeklinde ifade edilen akıl üzerinde ısrarla ve önemle durur.

Kur’ân’a göre akıl, sadece hakem ve doğruyu eğriden ayırmak üzere başvurulan esaslı bir prensip değil, aynı zamanda sürekli işleyen esaslı bir bilgi kaynağıdır. Bu bakımdan akıl, duyulardan gelen verileri değerlendirir, ayıklar, çelişkiden arındırır.

Öte yandan Kur’ân’ın hükümlerindeki amaçlar ve hedefler, yani “makāsıd” araştırılırken teker teker ayetleri esas alarak yorumlamaya gitmek yerine, doğrudan o ayetin kendisi, bağlamı, biçimi, yer aldığı sûrenin ve nihayet Kur’ân’ın temel ve tarihî bütünlüğü mutlaka dikkate alınmalıdır.

Ayrıca ayetlerin anlaşılma ve ifadelerindeki kesinlik yönünden aynı seviyede olmadığı hiç akıldan çıkarılmamalıdır.

Aynı şekilde insanın kolaylıkla kavrayamayacağı soyut konularla ilgili olup da insanların anlayışlarına yaklaştırmak için benzetme ve örnekleme yoluyla ifade edilmiş ayetlerdeki kelimeleri, oldukları gibi, yani maddî anlamlarıyla değerlendirmekten kaçınmalı ve Kur’ân’ın “bütünlüğü” mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Bilhassa Allah’ın zâtı ve sıfatları, cennet, cehennem, âhiret, kıyamet ve benzeri konular ile günlük hayattan söz eden ayetlerin üslûp özelliklerine ve bu ayetlerin Kur’ân’ın bütünlüğü içindeki gaye ve hedeflerine dikkat edilmelidir.

Üstelik Kur’ân-ı Kerîm’in ayetleri, ifadelerindeki sadelik ve kesinlik, anlaşılmalarındaki kolaylık bakımından aynı seviyede değildir. Bu sebepten Müslümanların bu neviden ayetleri anlayış ve değerlendirmeleri, dün de ayrı ayrı olmuştu; bugün de olmaktadır.

Buraya kadarki açıklamalarımızın bizi getirdiği nokta şudur:

İslâm dünyasında pek çok mezhep, tarikat, zümre ve benzeri toplulukların var oluşu, Müslümanların kaçınamayacakları bir durumdur. Özgür aklın, fikir ve vicdan hürriyetinin hâkim olduğu bir çevrede, îmân ve hayat meseleleri ile ilgili birtakım görüşlerin, fikirlerin ve hattâ tartışmaların ortaya çıkması ve farklılaşmaların bulunması da çok doğaldır.

Kur’an’ın  iki temel prensibi: Okumak ve düşünmek

Unutulmamalıdır ki Kur’ân, bir Müslüman için eline alıp okuduğu, üzerinde düşündüğü, yorumladığı ve ulaştığı sonuçları hayata geçirmeğe uğraştığı bir kitaptır ama o, Allah’ın kelâmı’dır, yani “söz”dür. Kelâm, söz ise tamamen mücerrettir, soyuttur.

İşte bir yanda bu “soyut” ve sadece “kelâm”dan, “söz”den ibaret olan Kur’ân’ın her şeyi “Oku!” emri, diğer yanda da akıl sahibi her varlığın, okumak, öğrenmek, düşünmek ve değerlendirmek mecburiyeti omuzlarına kat’î birer sorumluluk ve yükümlülük olarak yüklenmiş olduğuna göre, her Müslümanın Kur’ân üzerinde düşünmesi ve onu kendi anlayış ve idrak seviyesine göre algılaması ve açıklaması yadırganmamalıdır. İsabetli ve doğru yoruma ulaşabilmek için, delillerin bütününün ele alınması, yani Kur’ân’ın tarihî bütünlüğü içinde okunması ve onun gösterdiği ana hedeften sapılmaması şarttır.

Üstelik şu gerçek, kesinlikle gözden ırak tutulmamalı ve kat’iyyen unutulmamalıdır:

Din değiştirilemez ama şeriatler değiştirilebilir

Özü itibariyle değişmez bir din, bizzat kendi dinamizminden kaynaklanan sürekli değişim sistemi içinde yeni oluşan şartlara ve farklı ortamlara göre yorumlanmak zorundadır. Doğası bunu gerektirir.

Öte yandan açıkça biliyoruz ki, Kur’ân-ı Kerîm’in emir ve yasaklarından amaç; başta,

♦ adâletin sağlanması [4. Nisa, 58];

♦ zulmün, kötülüğün ortadan kaldırılması [3. Âl-i İmrân, 108];

♦ kolaylaştırma [2. Bakara, 185];

♦ güçlük çıkarmama ve sıkıntıyı giderme [5. Mâide, 6];

♦ kamu düzenine (maslahat-ı ‘âmme) itibar’dır.

Bu durumda yeni olaylara cevap bulma hususunda, pekâlâ İslâm hukukunun kaynakları yanında kendi tarihimizin olduğu kadar başka ülkelerin tecrübelerinden de istifade etmek mümkün, hattâ gereklidir.

Nitekim ilk dört halife döneminde, o günkü toplumun hem idarî hem de iktisadî ihtiyaçlarına bir cevap olmak üzere, idare, vergi ve benzeri konularda Sasanî ve Bizans İmparatorluklarının uygulamaları alınmış ve bundan dolayı da hiç gocunulmamıştır.[12]

Geleneklerin harmanında savrulmuş ve dinî hayat konusunda herhangi bir sorusu ya da sorunu olmayan bir Müslüman için her şeyinin Kur’ân hükümlerine göre düzenlenmesini istemek en tabiî hakkıdır ancak etrafında bunca gürültü kopartılan ve toplumun işleyişini Kur’ân’a göre tanzim edilmesini gerektirecek “muâmelât” yani insanın söz, fiil ve davranışları ile insanların kendi aralarındaki ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgili hüküm ayetleri, ilâhî mesajın tarihî toplum içindeki yatay boyutudur ve dolayısıyla konjonktüreldir. Bu sebeple, bu ayetler mutlaka yorumlanmayı ama lâfzıyla, yani mot á mot değil, amacı doğrultusunda ve ruhuyla anlaşılması gerektiğinin bir göstergesidir.

Şüphesiz bazı istisnaları bulunmakla beraber sanki bir genel kuralmışçasına şu husus zikredilebilir:

Muamelât yani dünya işi olarak mütalaa edilen yapıp-etmeler, hakkında nass bulunanlar da dâhil, tamamı ictihadî‘dir, yoruma bağlı’dır.

Bunlarla ilgili hususlarda, içinde bulunulan şartlara göre gerekli düzenleme ve uygulamalarda bulunma yetki ve sorumluluğu devlete aittir.

Başka bir deyişle, nass‘larla yani Allah’ın ya da Hz. Peygamber’in emri ile bildirilen muamelât hükümleri, îman ve ibadetle ilgili olanları hariç, örf ve âdetlerin değişmesi ile değişebilir.

İmam Âzam Ebû Hanife, dinin birliği ve şerî‘atların farklılığı konusunda çok önemli meseleleri açıklığa kavuşturmaktadır:[13]

“Bilmiyor musun ki Allah’ın resûlleri -Allah hepsine salât ve selâm eylesin- muhtelif dinlere mensup değillerdi. Hiçbiri kendi kavmine, kendisinden önce gelmiş olan resûlün dinini terk etmeyi emretmemiştir. Çünkü peygamberlerin dini birdir. Buna mukabil her resûl kendi şeriatına davet ediyor, kendinden önceki resûlün şeriatına uymaktan nehyediyordu; zira resûllerin şeriatları çok muhteliftir. Bundan dolayı, Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de,

‘Sizin her biriniz için bir şeriat, bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı’ [14]

buyurmuştur. Allah, bütün peygamberlere tevhid demek olan dinin ikamesini, dinlerini tek bir din kıldığı için de ayrılmamalarını emretmiştir:

‘O, size, dinden Nuh’a emrettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Mûsa’ya ve İsa’ya emrettiğimizi; dini doğru tutun ve ondan ayrılığa düşmeyin diye, kanun yaptı.’[15],

‘Senden evvel hiçbir peygamber göndermedik ki, ona, ‘Ben’den başka hiçbir ilâh yoktur, ancak Bana ibadet edin’, diye vahyetmiş olmayalım’ [16];

‘Allah’ın yarattığı değiştirilmez, en doğru din budur’ [17]

Yani Allah’ın dini değiştirilemez. Nitekim din; tebdil, tahvil ve tağyir edilmemiştir. Şeriatler ise tebdil ve tağyir edilmiştir. Zira birtakım şeyler bazı insanlar için helâl iken, Allah onları diğer insanlara haram kılmıştır. Birçok emir vardır ki Allah onların yapılmasını bir kısım insanlara emrettiği halde diğer insanları, onları işlemekten nehyetmiştir. O halde, şeriatler çok ve muhteliftir. Şeraitler, farz kılınan şeylerdir. Eğer Allah’ın bütün emrettiklerini yapmak ve bütün nehyettiklerinden (yasakladıklarından) kaçınmak din olsa idi; bu durumda Allah’ın emrettiklerinden herhangi birini terk eden yahut nehyettiklerinden herhangi bir şeyi işleyen kimse, Allah’ın dinini terk etmiş ve kâfir olmuş olurdu. Bu durumda kâfir olan kimsenin de Müslümanlarla kendi arasında cereyan eden nikâhlanma, miras, cenazesinin peşinden gitmek, kestiklerini yemek ve benzeri hususlar ortadan kalkmış olurdu. Oysaki Allah, mü’minler arasında can ve mallarının korunup haram kılınmasının sebebi olan îman dolayısıyla bu hususları farz kılmıştır…”

Bu durumda şir‘at ve minhâc, din ve toplum hayatında,

♦ zamana;

♦ o toplumda yaşayan insanların bilgi, beceri ve imkânlarına;

♦ kısaca dinî, siyasî, sosyal ve ekonomik her türlü hayatı yaşanılan dönem ve şartlarda egemen olan zihniyete göre düzenlemeyi/ tesis etmeyi ifade eden kavramlardır.[18]

Görülüyor ki şerîat, Allah’ın peygamberlerine ayrı ayrı bildirdiği hükümlerdir, üzerinde yürüyecekleri yollardır; hepsininki birbirine göre farklıdır ve zamana ve şartlara göre değişebilir ama her durumda ed-dîn’i, yani el-islâm’ı de içine alan ana gövdedir.

Bunun içindir ki gerek Hz. Peygamber, gerek ilk dört halîfe döneminde ed-dîn ile şerîat arasında kesinlikle bir aynîleştirmeden, başka bir ifade ile şerîat’ın dondurulmasından/ sabitleştirilmesinden söz edilemez.

Tam tersine o dönemlerin Müslümanları ve yöneticileri, ed-dîn’in ne istediğini, insana temel “değer” olarak neyi teklif etmekte olduğunu çok iyi biliyorlardı. Onlar için ed-dîn, yani Kur’ân, kabileci bir toplumun vazgeçemediği değerler olan asalet, soy, neseb ve şerefin ölçü kılındığı bir toplum değil, insanların eşit görüldüğü, fakirlerin sömürülüp yağmalanmadığı, can ve mal güvenliğinin esas alındığı, tek ve her şeye hâkim olan Allah’a îmânın ve takvânın/sorumluluk bilincinin değerini ve üstünlüğünü bilerek yaşayan, araştıran, soran ve sorgulayan, şirk ve ahlâksızlıktan arınmış bir toplumun oluşturulmasını istemektedir. Bu hususlarda sayısız denebilecek zenginlikte örnekler vermek mümkündür.

Eş‘arî anlayışı, şerîatı dîn gibi değişmezlik zırhına bürümüştür

Aslında bütün bu doğal ve olması gerekli gelişmeler bize açıkça göstermektedir ki İslâm’da Hz. Peygamber’in Allah’ın Elçisi olarak görevini tamamladıktan sonra toplumun yönetimini üstlenen halifeler, Kur’ân’ın temel ilkeleri çerçevesinde ferdin ve toplumun ihtiyacı olan meselelere cevap bulmakta kendilerini rahat hissetmişlerdir çünkü onlar, Hz. Peygamber’in sahip olduğu bütün vasıfları, en azından peygamberliği şahıslarında toplayamayacaklarını; oturdukları “halifelik” koltuğunun sadece idarî, siyasî ve toplumsal bir makam olduğunu biliyorlardı.

Hal böyle olmasına rağmen maalesef çok erken dönemlerden itibaren ulema, yani İslâm bilginleri, Hz. Ömer’in zihniyet ve uygulamalarını bir kenara koyarak, şerîat’ın sabit, evrensel, sadece indirildiği 610–632 dönemini değil, bütün zamanları kapsadığı kanaatine kapılmışlardır. Meselâ onlara göre, Kur’ân’daki kavramlar, İslâm öncesi dönemde belli bir evrim sürecinden geçerek mevcut halini almış ve vahiy içerisinde kullanıldıktan sonra bu gelişimini sürdürecek kavramlar değil; Tanrı’nın indindeki mutlak hakikati temsil eden kavramlardır. Bu yüzden de sonsuza kadar geçerli ve değişmezdir.[19]

Daha baştan itibaren İslâm’da îmân ve ibadet hükümleri dışındaki muamelât ile ilgili şerîat hükümlerinin her zaman değişime açık ictihadî/ yoruma bağlı konular olduğunda hiçbir tereddüdü bulunmayan akılcı İmam Mâturidî (ö.333/944) ile Mu‘tezile mezhebinin ve daha sonra da Endülüslü âlim Şâtıbî’nin (ö.790/1388) anlayışı ve görüşü yerine, “statükocu” ve insanı “edilgen” kılan Eş‘arî anlayışın Allah ve insan görüşü egemen kılınınca, dinin yatay boyutunu oluşturan muamelât hükümlerinden ibaret “şerîat” da tıpkı “dîn” gibi “değişmez”lik zırhına büründürülmüştür. Bununla da yetinilmemiş, Hz. Peygamber’in sünneti, sahabenin sözleri ve görüşleri, ilk devir ulemasının görüşleri de “dokunulmazlık” sınırları içine alınarak tıpkı “şerîat” gibi “değişmez”lik imtiyazına kavuşturulmuştur. Bu ise, kuşkusuz Kur’an’ın parlak ve dinamik ruhuna tamamen zıt ve aykırı bir durumdu. Dini cehalete, meskenete ve “ataların” emrine teslim etmek demekti.

[1]  Amiran Kurtkan, Türk Milletinin Manevî Değerleri, İst. 1984, 21.

[2] 3. Âl-i İmrân, 19; 5. Maide, 3

[3]  “Sana bu Kur’an’ı O indirmiştir. Bu kitabın ayetlerinin bir kısmının anlamı açıktır (muhkemdir) ki bunlar Kitabın ana esaslarını teşkil eder. Diğer bir kısmının anlamı da kapalıdır (müteşabihtir). Kalpleri sapmaya meyilli olanlar, fitne çıkarmak ve yanlış yorumlar yapmak için özellikle müteşabih ayetlerle meşgul olurlar. Oysa onların yorumlarını, sadece Allah ve ‘Biz bu ayetlere inanıyoruz, hepsi Rabbimizden gelmiştir’ diyen, ilimde ileri dereceye ulaşan âlimler bilir. Gerçekten de bunları sadece aklıselim, sağduyu sahipleri düşünüp anlayabilir.” [3. Âl-i İmrân, 7] Bkz. A. Şener- M.C. Sofuoğlu- M. Yıldırım, Yüce Kur’an ve Açıklamalı-Yorumlu Meâli, İzmir, (Ekim) 2008 (2.Bs. 2009).

[4] Konu ile ilgili geniş bilgi için İslâm öncesi Arap tarihi ile ilgili yayınlar yanında bkz. E. Ruhi Fığlalı,  “Ortadoğu’da İslâm”, Türkiye Günlüğü, XIV (1991),  s. 4 -11; ayr. bkz. M. Fayda, “Bedevî”, Diyanet Vakfı Ansiklopedisi (DİA), V,  s. 311–317; ayr. bkz. “Arap”, DİA, III, s. 272–324.

[5] [10. Yûnus, 25]

[6] Sünnet, sözlükte ister iyi ister kötü olsun yol, gidiş, benimsenen tarz, davranış, üslûp ve âdet demektir. Kelime Kur’ân’da,“sünnetullah” şeklinde kullanıldığında, “Allah’ın emir ve yasakları ile değişmez İlâhî kanunları ve tutumu” anlamlarına (bkz. 33. Ahzâb, 38, 62; 40. Mü’min, 85; 48. Feth, 23); “sünnetu’l-evvelîn” şeklindeki kullanışlarda da “geçmiş ümmetlerin, toplulukların tuttukları yol, başlarına gelenler anlamlarına gelir. (bkz. 8. Enfâl, 38; 15. Hicr, 13; 18. Kehf, 55; 35. Fâtır, 43).

[7] Fazlur Rahman, İslâm ve Çağdaşlık, çev.: A. Açıkgenç-M. H. Kırbaşoğlu, Fecr Yay., Ankara, 1990, s. 74.

[8] Kur’an’ı anlamanın mahiyeti ve usûlleri hk. bkz. M. Öztürk, Kur’an’ı Kendi Tarihinde Okumak-Tefsirde Anakronizme Ret Yazıları-, Ankara Okulu Yayınları, Ankara,  2004,  s. 30 vd.

[9] Bu hususta geniş bilgi için bkz. E. Ruhi Fığlalı, İslâm, Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar, Berikan Yayınları, Ankara, 2010, s. 65 vd.

[10] Krş. Fazlur Rahman, Ana Konularıyla Kur’an, s. 57 vd.

[11]  7. A’râf, 52.

[12] Krş. Mustafa Fayda, Hz. Ömer’in Divan Teşkilâtı, Ankara 1982; aynı yazar, “Ömer”, DİA, 34, s.44–51; Abdülaziz ed-Dûrî, “Divan”, DİA. 9, s. 377 vd.; Muhsin Koçak,”Ömer”, DİA, 34, s. 51–53.

[13]  İmam Âzam’ın Beş Eseri: El-Âlim ve’l-Müte‘allim, çev. Mustafa Öz, İstanbul 1992, s. 12–13.

[14]  5. Mâide, 48.

[15]  42. Şûrâ, 13.

[16]  21. Enbiya, 25.

[17]  30. Rûm, 30.

[18]  Krş. İsmail Çalışkan, Kur’an’da Din Kavramı, Ankara Okulu Yay., Ankara, 2002, s. 92 vd.

[19]  Smith, “The Concept of Shari’a Among Some Mutakallimun”, Arabic and Islamic Studies in Honor of Hamilton A.R.Gibb, ed. George Makdisi, Leiden 1965, s.586, 590’dan İ. Güler, Sabit Din Dinamik Şeriat, Ankara Okulu Yayınları, Ankara,2002 s. 29–30.

Ethem Ruhi Fığlalı

MİSAK yazarlarından Ethem Ruhi Fığlalı 1937 yılında Burdur’da doğmuştur. 1959'da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1961-1964 yılları arasında Konya İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1964-1965 yıllarında Burdur İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı,1965-1966 yıllarında Kayseri İmam-Hatip Lisesi Müdürlüğü ve Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1966-1970 yılları arasında İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü Müdür Başyardımcılığı ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Öğretmenliği, 1970-1971 yıllarında Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü Müdürlüğü ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Dersi Öğretmenliği yapan Fığralı, 1971'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsü Asistanlığına atanmıştır. 1972'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsünde “İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri” başlıklı teziyle “İlâhiyat Doktoru” ünvanını, 1977'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde “Ahmediyye Mezhebi (Kâdiyânilik)” başlıklı teziyle “Üniversite Doçenti” ünvanını ve 1982'de Ankara Üniversitesinde “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Tetkik)” başlıklı takdim teziyle “Profesör” ünvanını kazanmıştır. 1982, 1985 ve 1988 yıllarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanlığı, 1984'te Dekanlık görevinin yanında Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcılığı, 1992 ve 1994 tarihlerinde Muğla Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü görevlerinin yanında YURT-KUR Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türkiye Stratejik Araştırmalar Millî Komitesi üyeliği, Türkiye Sosyal ve Beşerî Bilimler Millî Komitesi Başkanlığı, Yükseköğretim Kurulu Üyeliği, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği g,b, görevler de yürütmüştür. 1996'da DENBİR tarafından verilen “Bilimde Üstün Hizmet Ödülü”nün, 1999'da Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi tarafından aslî üyelik ve “Ordinaryüs Profesör” unvanının, 2000'de Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi tarafından verilen “Aytmatov Akademisi Aslî Üyeliği"nin, 2005'te Uluslararası Rotary 2004-05 Dönem Başkanı Glenn E. Estess Sr. adına 2440’ıncı Bölge Governor’u tarafından, Marmaris’te yapılan Yüzüncü yıl (2004-05) kutlamasında verilen “Üstün Hizmet Ödülü”nün ve 2006'da T. C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından verilen “Vakıf İnsan” unvanının sahibi oldu. 2003 yılında emekli olan Fığlalı, Sıtkı Koçman Vakfı’nda Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. 2005 Vakıf Senedi gereği Sıtkı Koçman’ın vefatı (13.10.2005) üzerine Sıtkı Koçman Vakfı Başkanı oldu. 2010 yılında bu görevinden istifa etti. İngilizce, Arapça ve Fransızca bilen FIĞLALI, 30 Ağustos 1959 yılından bu yana Fakülteden sınıf arkadaşı Semiha Ertuğrul Hanımefendi ile evlidir ve dört kız beş torun sahibidirler. ARAŞTIRMA VE YAYINLARI I. TELİF KİTAPLAR: 1. Çağımızda İtikadî İslâm Mezhepleri, İstanbul: Selçuk Yayınları, 1980 (Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 2. Baskı: 1983; 3. Baskı: 1986, İran İslâm Devrimi ilâvesiyle 4. Baskı: 1990; 5. Baskı: 1991; 6. Baskı: 1993 ;7. Baskı: 1995 ; 8. Baskı: 1996 ; 9. Baskı: 1998) ; 10. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık; 1999; 11. Baskı: İstanbul: şa-to İlâhiyat, 2001; 12. Baskı: İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay., Aralık 2004. 2. İslâm’a Karşı Cereyanlar: Bâbîlik ve Bahâîlik, Mecca: Muslim World League Yay. 1402/1981. 3. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi (Ortaokul 3. sınıf), Ankara: M.E.B. Yay. 1982 (13. Bs., 1994) 4. İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fakültesi Yay. 1983. 5. İmâmiyye Şîası, İstanbul: Selçuk Yayınları 1984 (2. Basım: İstanbul: Ağaç Kitabevi Yayınları, Kasım 2008). 6. Kâdiyânîlik (Ahmediyye Mezhebi), İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yay. 1986. 7. Mezhepler ve Tarikatlar Ansiklopedisi (Komisyon çalışması, Başkan: E.Ruhi FIĞLALI), İstanbul: Tercüman Yayınları, 1987. 8. Atatürk ve Din, Ankara: Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları No: 32, 1988 (Risale). 9. Türkiye’de Alevilik – Bektaşilik, İstanbul: Selçuk Yayınları 1990 (1.Bs.- Ekim 1990; 2.Bs.- Eylül 1991;3. Bs.- Temmuz 1994; 4.Bs.- Ağustos 1996; 5.Bs.- İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay.,Nisan 2006). 10. Kâdiyânîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 11. Bâbilik ve Bahaîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 12. Geçmişten Günümüze Halk İnançları İtibariyle Alevîlik – Bektaşîlik, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yay., 1994. 13. İmam Ali, Ankara: TDV Yay. , 1996 (2. Baskı: 1998). 14. Din ve Devlet İlişkileri, Muğla : Muğla Ü. Yay., 1997. 15. Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Yayına Hazırlayanlar: Ethem Ruhi Fığlalı, Taha Müftüoğlu, İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999 (2.Bs.2008). 16. Din ve Laiklik Üstüne Düşünceler, Muğla: Muğla Üniv. Yay., 2001. 17. Îtikâdî İslâm Mezheplerine Giriş, İzmir: İzmir İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yay. 2007. 18. Günümüz İslâm Mezhepleri, İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yayınları 2008 (630 s.). 19. İslâm Laiklik ve Türk Laikliğinde Uygulamalar, Ankara: Berikan Yayınları 2010. II. YAYIMLANAN KİTAPLARDA AYRI BÖLÜMLER: 1. “İslâmî Anlayışta İnsânî Değerler”, Türklerde İnsânî Değerler ve İnsan Hakları – I, İstanbul : Türk Kültürüne Hizmet Vakfı yay., 1992, 257-279. 2. “Şiîlik ve Anadolu Alevîliği Arasındaki Farklılıklar ve Benzerlikler”, Alevîler/Aleviten, Haz. İsmail Engin-Erhard Franz, Hamburg 2000, I, 97–110. 3. “Hoca Ahmed Yesevî Kimdir?”, Türkistan’ın Pîri Hoca Ahmed Yesevî ve Külliyesi, Ankara: TİKA Yay.,2000, 24-37. 4. “Değişimci Özal ve Değişim Sürecinde İslâm”, Kim Bu? Özal-Siyaset, İktisat, Zihniyet, Editörler: İhsan Sezal/İhsan Dağı, İstanbul: Boyut Yay. 2001, 211–218. 5. “Sünnî Tarih ve İlâhiyat Geleneğinde Hz. Ali”, Tarihten Teolojiye İslâm İnançlarında Hz. Ali, Haz. Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: Türk Tarih Kurumu 2005, 103-136 [“Ali in the Sunni Historical and Theological Tradition”, From History to Theology Ali in Islamic Beliefs, ed. by Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: TTK 2005, 149-184]. 6. “Atatürk ve Din”, Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Haz. Ethem Ruhi Fığlalı- Taha Müftüoğlu- İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999, 235–249 [ Aynı makale şu eserde de yer almıştır: Atatürk’ün İslâma Bakışı- Belgeler ve Görüşler, Haz. Mehmet Saray-Ali Tuna, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 2005, 193–207]. 7. “T.C. Devleti’nde Din-Devlet İlişkileri: Din Kurumları ve Din-Devlet İlişkileri”, Türk Dünyası Kültür Atlası / A Cultural Atlas of the Turkish World, İstanbul: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Yay. 2006, 526–543. 8. “Alevî-Bektaşî Teolojisinin Temel Taşı: Alevî-Bektaşî İnançlarında Hz. Ali”, Geçmişten Günümüze Alevî-Bektaşî Kültürü, Editör: Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 2009, 241 – 267. III. TERCÜME KİTAPLAR: 1. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Sosyal Dayanışma, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O.ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur yay., 1969 (2.baskı: İstanbul, 1978). 2. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Siyâsî ve İtikâdî Mezhepler Tarihi, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O. ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur Yay., 1970. 3. İbn Bâbeveyh el-Kummî, Şîî-İmâmiyye’nin İman Esasları (Risâletü’l-İ’tikâdâti’l-İmâmiyye), Arapçadan notlarla çev. E.R.FIĞLALI, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fak. Yay., 1978. 4. R.A. NİCHOLSON, İslâm Sûfileri (The Mystics of Islam), İng. Çev.: M.DAĞ, K.IŞIK, E.R. FIĞLALI, A. ŞENER, R. AYAS, İ.KAYAOĞLU, Ankara: Kültür Bakanlığı Yay., 1978 (2. Baskı: Ankara: Çağlar Yayınları 2004). 5. Ebû Mansur Abdulkahir el-Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (El-Fark Beyne’l-Fırak), Arapçadan notlarla çev.: E.Ruhi FIĞLALI, İstanbul: Kalem Yay. 1979 [2.Baskı: Ankara: TDV Yay. 1991; 3.Baskı: Ankara: TDV Yay. 2001; 4. Baskı: Ankara: TDV Yay.2007] 6. Prof. W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (The Formative Period of Islamic Thought), İng. Çev.: E.Ruhi FIĞLALI, Ankara: Umran Yay., 1981. ( 2. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık 1998; Gözden Geçirilmiş 3. Baskı: Ankara Sarkaç Yayınları 2010). 7. Henry Laoust, İslâm’da Ayrılıkçı Görüşler, (Les Schismes dans l’Islam), Fransızcadan çev. , E. Ruhi FIĞLALI – Sabri HİZMETLİ, İstanbul: Pınar Yayınları 1999. 8. Bahâilik ve el-Kitâbu’l-Akdes, Arapçadan notlarla çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan ŞİMŞEK, e-makâlât Mezhep Araştırmaları, III/2 (Güz 2010), ss. 7-144 /ISSN 1309-5803 /www.emakalat.com [Takdim-Bahâilik, Ethem Ruhi FIĞLALI, ss.8-42; Mirza Hüseyin Ali Bahâullah, El-Kitâbu’l-Akdes, Notlarla Çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan Şimşek, ss. 43-144]. IV. TELİF MAKALELER: 1. “İlkokulların Açılışı Münasebetiyle: Tarihimizde âmin Alayları”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 418 (Eylül 1968), ss.16–17. 2. “İslâm’da Eğitim ve Öğretim”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 420 (Kasım 1968), ss.10–11. 3. ” Hâricîliğin Doğuşuna Tesir Eden Bazı Sebepler”, İFD (Ankara 1975), XX, ss. 219–247. 4. “Burdur Kütüphanesinde Bulunan Bir Risâle: Tezkiretu’l-Mezâhib”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 99–116. 5. “Tezkiretu’l-Mezâhib li’bni’s-Serrâc”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 117–141 (Önsöz ve notlarla Arapça metin neşri). 6. “İbâdiye’nin Siyâsî ve İtikâdî Görüşleri” İFD, (Ankara 1976), XXI, ss.323–344. 7. “Hâricîliğin Doğuşu ve Fırkalara Ayrılışı”, İFD, (Ankara 1978), XXII, ss. 245–275. 8. “Hicrî 1400. Yıla Girerken İslâm Dünyası”, Milli Eğitim ve Kültür, (Ankara 1979), II, No: 5, ss.55–75. 9. “Genç Nesillerin Din Terbiyesi ve Destanlar”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı: 1, ss.38–43. 10. “Eğitimimizde Dinî Formasyon Noksanlığı ve Bunun Anarşideki Yeri”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı:3, ss. 35–54. 11. “Mezheplerin Doğuşuna Tesir Eden Sebepler”, İİED, (Ankara 1980), IV, ss. 115–131. 12. “İbn Sadru’d-Dîn eş-Şirvânî ve İtikâdî Mezhepler Hakkında Türkçe Risâlesi”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 249–276. 13. “Tercümânu’l-Ümem”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 277-335 (Önsöz ve notlarla tenkidi neşir). 14. “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, İFD, (Ankara 1981), ss. 179–214. 15. “The Problem of Abd-Allah İbn Saba”, İİED, (Ankara 1982), V,pp. 379–390. 16. “Sakîfe Olayı ve Hz.Ebû Bekir’in Halife Seçimi”, İslâm Medeniyeti, (İstanbul 1982), V, No:3, ss.7–27. 17. “XIX. Yüzyıl Sonlarında Hindistan (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, DEÜİFD, (İzmir 1983), I, ss. 1–24. 18. “Basic Principles of Islam and the Problem of Dialog Between Islam and Christianity”, Diyanet Dergisi, (Ankara 1983), XIX/ 2, ss. 3–14 (Türkçe özet: “İslâm’ın Temel Esasları ve İslâm-Hıristiyan Diyaloğu Meselesi”, ss 3–5). 19. “İslam: Basic Principles and Characteristics”, The Muslim World League Journal, (Mecca: Shaban 1403/May-June 1983), LX, No: 8, ss. 11–15. 20. “İlk Şii Olaylar: Tevvabûn Hareketi”, İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 335–352. 21. “İslâm Tarihinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Dönemleri (Mezhepler Tarihi Açısından bir Tedkik), İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 353–370. 22. “Millî Kültürümüz ve Dinimiz”, Türk Kültürü Araştırmaları-Prof Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun Hatırasına ARMAĞAN, Ankara 1985, 245-252. 23. “Endonezya’da Çağdaş İslâm Düşüncesi”, DEÜİFD, (İzmir 1985), II, ss. 9–23. 24. “Mawlawi a’in: a brief description and an interpretation”, Islamic Culture, 60, IV (1986), pp. 46–52. 25. Ortadoğu’da İslâm (İslâm Mezhepleri Tarihi Açısından Bir Bakış)”, Türkiye Günlüğü, 14, 1991, ss. 4–11. 26. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Türk Kültürü, 343 (1991), ss. 696–699. 27. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, VIII/22 (1991), ss. 39–43. 28. “Türk Düşüncesi Üzerine, Türk Yurdu, Türk Düşünce Hayatı Özel Sayısı, XI/44 (1991), ss. 44–45. 29. “Halkımızın İlahiyat Fakültelerinden Beklentileri”, Din Öğretiminin Dünü ve Bugünü Paneli, Diyanet Dergisi, 10 (1991), ss. 21.vd. 30. “Terör ve Terörün Kaynağı”, Türkiye’de Terör ve İçyüzü Açıkoturumu, Diyanet Dergisi, VII (1991), ss. 19.ff. 31. “Alevîlik-Bektâşîlik Tartışmaları Üzerine”, Diyânet, 25 (Ocak 1993), 35–37. 32. “Değişim Sürecinde İslâm”, İslâmî Araştırmalar, VI/4, (1993), ss. 222–224. 33. “Atatürk and the Religion of Islam”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, IX/26 (Ankara: Mart 1993), ss. 289–301. 34. “Alevîlik”, Diyanet,3 44 (Ağustos 1994), , ss. 4–10. 35. “Atatürk ve Din”. Türk Kültürü, XXXIII/ 384 (Ankara: Nisan 1995), ss. 193–204 36. “İslâm ve Laiklik” , Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, X/33 (Kasım 1995), ss. 653–686. 37. “Egemenlik Kimindir?” Türkiye Günlüğü, Sayı. 45 (Mart-Nisan 1997), ss. 21–26. 38. “İslâm’ın Bugünkü Meseleleri”, Türk Yurdu, XVII/116–117 (Nisan-Mayıs 1997), ss. 29–32. 39. “Din ve Devlet İlişkileri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XIII/38 (Temmuz 1997), ss. 581–611. 40. “Alevîlik ve Heterodoksi”, Türk Yurdu, XXV/210 ( Şubat 2005), ss. 5–7. 41. “Şiiliğin Ortaya Çıkışı ve İran’da Din-Siyaset İlişkisi”, Şİİ JEOPOLİTİĞİ, Avrasya Dosyası /Eurasian File: Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, XIII/3 (Eylül-Ekim-Kasım-Aralık 2007), ss. 191–229. V. TERCÜME MAKALELER: 1. Muhammad Kafafi (Ph.D.), “Abû Saîd Muhammad al-Azdî al-Kalhatî’ye Göre Hâricîligin Doğuşu” (The rise of Kharijism According to Abû Saîd….), İFD, (Ankara 1972), XIII, ss. 177–191 (İng.den çeviri). 2. L.V. Vaglieri, “Ali-Muâviye Mücadelesi ve Haricî Ayrılmalarının İbâdi Kaynakların Işığında Yeniden İncelenmesi” (The Ali-Muaviyye Conflict and the Kharijite Secession Reexamined in the Light of Ibadite Sources), İFD, (Ankara 1973), XIX, ss. 147-150 (İng.den çeviri). 3. Prof. Muhammed Tancî, “Beyrûnî’nin İbn Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn Sînâ’nın Cevapları ve Bu Cevaplara Beyrûnî’nin İtirazları”, Beyrûnî’ye Armağan, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay. 1974, ss. 231–260 (Dr. Abdülkadir ŞENER ile birlikte Arapçadan çeviri) 4. Prof.Dr. Mahmud Şeltut, “İsâ’nın Ref’i”, İFD, (Ankara 1978), XXIII, ss.319–324 (Arapçadan çeviri). 5. W.F.Tucker, “Âsîler ve Gnostikler: el-Muğîre bin Saîd ve Muğîriyye” (Rebels and Gnostics: el-Muğîra and the Muğırıyya), İİED, (Ankara 1982), ss. 203–215 (İng.den çeviri). 6. W.F.Tucker, “Ebû Mansur el-İclî ve Mansûriyye: Avrupa Ortaçağı Terörizmi Hakkında Bir Çalışma” (Abû Mansur al-Ijlî and the Mansuriyya: A Study in Medieval Terrorism), İİED, (Ankara 1982), ss. 217–219 (İng.den çeviri). 7. E.Toftbek, “Kısa Dürzî İlmihali”, İFD, (Ankara 1981), XXV, ss. 215–220 (İng.den çeviri). 8. M.M. Mazzoui, “The Origins of the Safawids-Si’ism, Sufism and the Ghulat”, İFD, (Ankara 1978), ss. 533–536 (Kitap Tanıtma) VI. ANSİKLOPEDİ MADDELERİ: 1. Türk Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Sebeiyye, 28/246 2. Seb’iyye, 28/251 3. Secah Binti’l-Hâris, 28/255 4. Tahtacılar, 30/352–353 5. Tîcânîlik, 31/188–189 6. Tüsterî, 32/462 7. Yezidilik, 33/441. 2. Dergâh Yayınevi İslâmî İlimler Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Ehl-i Sünnet 3. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Abbas b. Ali b. Ebî Tâlib I/21 2. Abdullah b. Ali b. Abdullah el-Abbas I/82–83 3. Abdullah b. Cafer b. Ebî Tâlib I/89 4. Abdullah b. İbad el-Murrî et-Temimî I/109 5. Abdullah b. Meymûn I/117–118 6. Abdullah b. Muâviye b. Abdullah b.Cafer b.Ebî Tâlib I/118–119 7. Abdullah İbn Sebe’ I/133–134 8. Abdullah b. Vehb er-Râsıbî I/141–142 9. Abdulkâhir el-Bağdâdî I/245–247 10. el-Ahbâru’t-Tıvâl I/493–94 11. Ali b.Ebî Tâlib II/371–374 12. Ali Ekber II/390 13. Bahaîlik, IV/464–468 14. Câbir Cu’fî -VI/532 15. Cemel Vak’ası VII/320–321 16. Culendâ b. Mes’ud – VIII/107–108 17. Darü’n-Nedve – VIII/555–556 18. Ebu Mansu-r el-İclî – X/181–182 19. Ebu Tâlib X/327–238 20. Ebu Yezid en-Nükkârî X/259–260 21. Fah- XII/73–74 22. el-Fark Beyne’l-Fırak- XII/172–173 23. Gadir Hum – XIII/279 24. Gâib- XIII/292 25. Hâriciler – XVI/169–175 26. Hasan – XVI/282–285 27. Hasan b. Muhammed b.Hanefiyye – XVI/331–332 28. Hasan b. Zeyd – XVI/361 29. Hırrît b. Râşid – XVII/382 30. Hüseyin – XVIII/518–521 31. el-Hüseyin b. Ali-Sâhibu Fah – XVIII/525 32. İbâziyye – XIX/256–261 33. İbn İnebe – XX/85–86 34. İbni Mülcem- XX/220 35. İbrahim el-İmâm – XXI/319–320 36. İsnâaşeriyye – XXIII/142–147 37. Kâdiyânîlik – XXIV/ 137–139 VII. KONGRE, SEMPOZYUM VE SEMİNER TEBLİĞLERİ (Yayınlanmış ve Tespit Edilebilmiş Olanlar): 1. “Atatürk ve Din Anlayışı”, Türk Kadınları Kültür Derneği, Atatürk’ün Milliyetçilik ve Devletçilik Anlayışı Semineri, (Ankara 1981), ss. 3–12 (Ayrı basım). 2. “Atatürk ve Din”, Aydınlar Ocağı, Millî Eğitim ve Din Eğitimi İlmî Semineri(Ankara 9-10 Mayıs 1981), ss. 209–219; İstanbul 1981, ss.131–141. 3. “Din Kültürü ve Ahlâk Öğretimi”, Tercüman Gazetesi, Milli Eğitim Sempozyumu, (İstanbul 1984). 4. “Tarih ve Din”, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Metodolijisi ve Türk Tarihinin Meseleleri Kollokyumu, Elazığ 1984. 5. “İslâm Mezhepleri Tarihi Araştırmalarında Karşılaşılan Bazı Problemler”, (Some Problems Concerning the Studies on the History of Islamic Sects), Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu (First International Symposium on Islamic Studies), (İzmir 1985), ss. 369–382 (Türkçe metin + İngilizce özet).Online uçak bileti resmi sorgulama sitesi.Türkiyenin en iyi kozmetik sitesi.Nakliyat için evden eve nakliyat firmanızı seçmeniz öneririz.Jenga magazin haberleri.Jenga emlak ilanlarını bulabilirsiniz. 6. “Islamic Approach Towards Other Religions”, Assembly of the World’s Religions. New Jersey-U.S.A, November 14–21, 1985. 7. “The Origin and the Significance of the Mawlawi Rituals”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Coronado, California, December 29, 1986-January 4, 1987. 8. “Abdullatif el-Harpûtî ve Tenkîhu’l-Kelâm fî Akaîdi Ehli’l-İslâm Adlı Eseri”, Fırat Üniversitesi, Türk-İslam Tarih, Medeniyet ve Kültüründe Fırat Havzası Sempozyumu, Elazığ, 23-26 Mart 1987. 9. “The Meaning and the Significance of Islamic Prayer (Salât): From the Point of View of Sufism”, Council for the World’s Religions: Ritual, Symbol and Participation in the Quest for Interfaith Cooperation”, Harrison Hot Springs, Canada, August 20–25, 1987. 10. “God in the Turkish Folk Litterature”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Key West, Florida, April 16–22, 1988. 11."Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Eğitim ve Yayın Hedefleri” Din Öğretimi ve Din Hizmetleri Sempozyumu, D.İ.B.-A.Ü.İ.F.-T.D.V.,8-10 Nisan 1988 Ankara, ss.475-481. 12. “Din ve Türkler”, Fikir ve İman Zemini (Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı 1986–1987 Akademik Toplantıları), İstanbul 1988, ss. 18. 13. “Teaching of the History of the Islamic Schools of Political and Religious Thought in the Facilties of Divinity”, Conference on the Communicating Religious values to youth Today, Gregorian University, Rome, 10–13.05.1989. 14.“İmam Ali and Human Rights”, Imam Ali’s Festival Fourteen Centerary of al-Ghadeer, July 1990, London, pp. 84-93. 15.”Yunus Emre’de Allah Telâkkisi”, Eskişehir Türkocağı, 4 Ocak 1991 16. “Türkiye’de Alevîlik-Bektaşîlik”, Karşıyaka Kültür-Sanat Derneği, 2 Mart 1991 17.“Dinî Hayatımız”, Bursa Aydınlar Ocağı, 26 Nisan 1991 18. “Ana Hatlarıyla Alevîlik”, Günümüzde Alevîlik ve Bektaşîlik Paneli 22.2.1991, Ankara, 1995, ss.11–18. 19. “Sosyal Bütünleşme Açısından Din”, Türk Kültür ve Sanat Derneği, Atatürk İl Halk Kütüphanesi, İzmir, 2 Mart 1992. 20. “A Brief History of Mawlawiyyah and the Significance of the Mawlawi Rituals”, Contemporary Relevance of Sufism, ed. by Syeda Saiyidain Hameed, New Delhi: Indian 1991) 21. “Şiîliğin Doğuşu ve Gelişmesi”, Milletlerarası Tarihte ve Günümüzde Şiilik Sempozyumu, İstanbul 13–15 Şubat 1993, ss. 33–68. 22. “Din ve Devlet İlişkileri”, (Konferans), Muğla Üniversitesi, Muğla 3 Mart 1993. 23. “İslâm ve Diğer Dinler”, Uluslararası Hoşgörü Kongresi, Antalya 10–12 Haziran 1995. 24. “Atatürk ve Laiklik”, Üçüncü Uluslararası Atatürk Sempozyumu, Gazi Magusa-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 3–6 Ekim 1995. 25. “Atatürkçü Düşüncede Milliyetçilik ve Lâiklik”, Atatürk, Muğla: Muğla Üniversitesi Yayını, ss. 1–5. 26. “Do Secular States Have A Future In The Islamic World? (Turkish Case)”, Conference on the Impact of Religion on Politics at the End of the Twentieth Century, Jerusalem, November, 10–12, 1997 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XV/43 (Ankara Mart 1999), ss.203,217). 27. “Laikilik-Din İlişkisi”, Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye’de Din ve Devlet İlişkileri Sempozyumu, Kahramanmaraş, 1998, ss. 6–33. 28. “Türk İnkılâbı ve Lâiklik”, Kara Harp Okulu Komutanlığı, Ankara: Kara Harp Okulu Bilgi Toplama ve Yayım Mrk. Yay., 2000, ss. 1–39 29. “Atatürk Düşüncesinde Laiklik”, Atatürk 4.Uluslararası Kongresi, 25–29 Ekim l999- Türkistan-Kazakistan, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2000, I.Cilt, ss.371-280. 30. “Yeni Bir Geleceğe Açılırken İslâm’ın ve Müslümanların Meseleleri”, Yeni Bir Geleceğe Açılırken İnsan ve Din Sempozyumu, Çukurova Ün. İlâhiyat Fakültesi, 8–9 Kasım 2001, Adana, ss.13–28, 267–270. 31. “Türk-İslâm Kültüründe Sosyal Dayanışma ve Vakıf”, Türk Kültüründe Vakıf (Panel), Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 13 Mayıs 2004. 32. “Doğumunun 100. Yılında Sâmiha Ayverdi”, (Konferans), Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, İstanbul 2 Nisan 2005 [Bu konferans, bir makale halinde de yayımlanmıştır: Sâmiha Ayverdi, Yayına Hazırlayanlar: Aysel Yüksel-Zeynep Uluant, İstanbul: Kültür Banklığı Yayınları 2005, ss. 125–140.] 33. “Kur’an ve Sâmiha Ayverdi”, (Panel), Doğumunun 100.Yılında Sâmiha Ayverdi’yi Anma Programı, Türk Kadınları Kültür Derneği Kütahya Şubesi, Kütahya 19.11.2005. 34. “Alevîlik Hakkında Bazı Düşünceler”, Uluslararası Bektaşilik ve Alevilik Sempozyumu-I- The 1st International Symposium on Bektashism and Alevism (Bildiriler-Müzakereler), 28-30 Ekim 2005 Isparta: SDÜ İlâhiyat F.Yay.,2005, (Çağrılı Bildiriler: ss.21-25, 635-37). 35. “Vakıf Medeniyeti”, Vakıf Medeniyeti ( Panel), Muğla Valiliği-Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 08 Mayıs 2006. 36. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, Doğumunun 125. Yılında Mustafa Kemâl Atatürk Uluslar arası Sempozyumu, Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 15–18 Mayıs 2006. 37. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Doğumunun 125. Yılı, Muğla İl Müftülüğü, 6 Kasım 2006. 38. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, “21 inci Yüzyıl Başında Kemalizm; Anlaşılması ve Anlatılmasındaki Sorunlar” Sempozyumu, T.C.Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, İstanbul 08-09 Kasım 2006 ( İstanbul: Yeditepe Ü. Yayın No:51, Mayıs 2008, 45-63). 39. “Dinî Hayatımız Nereye Gidiyor?” (Konferans), Türkiye Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (TESAV), Ankara 18 Kasım 2006. 40. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Marmara Üniversitesi Rektörlüğü, Göztepe Kampusu/İstanbul, 31 Ekim 2007. 41. “Tasavvuf ve Batı Dünyası” (Panel), Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD)-T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Kütüphane Başkanlığı, Bahçelievler/Ankara, 16 Şubat 2008. 42. “Modernleşme ve Gelenek” (Panel), Türk Kültür ve Sanat Derneği, İzmir, 22 Mart 2008. 43. “Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi: Ama Hangi Din?”,“Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi” Uluslararası Sempozyumu, Çukurova Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, Adana, 1–2 Mayıs 2008. 44. “Laiklik”, Türk İnkılâbına Bakışlar, Panel, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 27–28 Ekim 2008. 45. “İslâm Düşüncesinde Hilâfet Meselesi”, 85. Yılında 3 Mart 1924 Tarihli Kanunlar ve Türkiye – Panel, Gazi Üniversitesi Rektörlüğü-T.C.Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 3 Mart 2009. 46. “Nerede Yanlış Yaptık ya da Hangi İslâm?, Konferans, TESAV, Ankara 2 Mayıs 2009. 47. “Küreselleşme Sürecinde İslâm’ın Geleceği ve İlâhiyatçılar” (Panel), Fırat Üniversitesi IV. Kariyer Günleri, Elazığ 4-8 Mayıs 2009 (Yayına Hazırlayanlar: İsmail Akkoyunlu ve Songül Ünal, Fırat Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Yıl:14, Sayı:1 Elazığ 2009, ss.1-36). 48. “Atatürk’ü Anlamak”, (Atatürk’ü Anmak ve Anlamak Paneli), Atatürk Kültür, Dil ve Tartih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, İstanbul, 10 Kasım 2009. 49. “Nerde Yanlış Yaptık?” (Panel), Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Kolları, Ankara 14 Kasım 2009. 50. “Kur’an’ın Işığında Örtünme” (Konferans), Türk Kadınları Kültür Derneği, Ankara 19 Aralık 2009. 51. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Maltepe Askerî Lisesi, Mart 2010 İzmir. 52. “Hünkâr Hacı Bektâş Velî’nin Türk Kültürü İçin Önemi”, Uluslararası Hacı Bektaş Veli Sempozyumu / International Symposium of Hacı Bektaş Veli, Hitit Üniversitesi Hacı Bektaş Araştırma ve Uygulama Merkezi, 07– 09 Mayıs 2010 ÇORUM. 53. “Atatürk, Din ve Laiklik”, Doğumunun 129’uncu Yıldönümünde Asker ve Devlet Adamı ATATÜRK (Liderlik Özellikleri, Fikir ve Düşünceleri, Devrimleri) Uluslararası Paneli, Genel Kurmay Başkanlığı: Ankara 19 Mayıs 2010. 54. “Atatürkçülük Konferansları: Atatürk, Din Ve Laiklik”, Hava Eğitim Komutanlığı, İzmir 12 Ocak 2011. 55. “Kur’an’ın Işığında Kadın Hakları İle İlgili Bazı Meseleler” (Konferans), Türk Dünyası Kadınları Derneği, İzmir Şubesi, 17 Şubat 2011. 56. “Mehmed Âkif’i Anlamak” (Konferans), Muğla Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, 10 Mart 2011. ÜYESİ OLDUĞU KURULUŞLAR 09.11.1989 Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği. 27.12.1999 Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi aslî üyeliği. 09.10.2000 Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi aslî üyeliği. ALDIĞI ÖDÜLLER 1. Bilimde Üstün Hizmet Ödülü- İstanbul, 25 Mayıs 1996 2. Yılın Bürokratı Ödülü- Kasım 1997 /Muğla Ticaret Odası. 3. Muğla’da 2004 Yılının En İyileri Ödülü- Muğla Hamle Gazetesi, 11.03.2005 4. Üstün Hizmet Ödülü- Uluslar arası Rotary Centennial Service Award for Professional Excellence, Presented in celebration of Rotary’s centennial year – 2004–05, Marmaris 27.09.2005. YÖNETTİĞİ TEZLER 1. Sayısını hatırlayamadığı Bitirme Çalışması ve Yüksek Lisans tezi 2. 8 Doktora Tezi HAKKINDA YAYIMLANAN ARMAĞAN KİTABI Ethem Ruhi Fığlalı’ya Armağan, Haz. Ali Osman Gündoğan, Ankara: Vâdi Yayınları, 2002.

Son Yazılar

Egemenlik Türk milletinindir

Seçmenler, akılcı düşünceyle ve bilinçli bir biçimde oy kullanmadıkları zaman, kurnaz siyasetçilerin kolayca avladıkları birer… Devamını Oku

31.08.2026

Ziya Gökalp ve Birinci Heyet-i İlmiye Toplantısı

Ziya Gökalp hakkında en geniş biyografik eseri kaleme alan Prof. Dr. Ali Duymaz'ın yine Gökalp… Devamını Oku

27.08.2026

Eğitimde yanlış uygulamalar

Gelişmiş ülkeler incelendiğinde, eğitim sistemlerinin sık sık değişmediği görülmektedir. Devamını Oku

24.08.2026

Son dönem Türk siyasetini bilimsel devrimlerin yapısı bağlamında okumak

Kuhn, bilimin sonunun geleceğine ihtimal vermediğinden siyasette sıkça karşılaşılan çöküşün bilimde yaşanmayacağı kanaatindedir. Devamını Oku

05.08.2026

52 Yıl Sonra Barış Harekâtı Anılarım

1974 Barış Harekâtı ile kurtulduk, özgürlüğe, refaha ve güvenliğe kavuştuk. O nedenle bugünlerin değerini çok… Devamını Oku

27.07.2026

Türk Milliyetçiliğinin 3000 Yıllık Hafızası

Sakin Öner’in “Dil ve Edebiyatta Türk Milliyetçiliği Tarihi” kitabı üzerine bir değerlendirme Devamını Oku

25.07.2026