Türk milliyetçileri ve gündelik siyaset

Türk milliyetçilerinin gündelik siyasetin girdabına kapılması, gündelik siyasi söylemler üzerinden ayrışması millî enerji kaybıdır. İdealizmle realizm arasında geniş esneme alanı ve çelişkiler de siyasetin doğasındandır.

Siyasetçilerin gündelik söylem ve tavırları üzerinden yayılan tartışmalar, hayıflanmalar, suçlamalar Türk milliyetçilerinin üzerinde durması gereken asli konuları gölgeliyor. Onlarca yıldan sonra kültürel, ideolojik ve fikri temelleri Türk milliyetçiliği kadar eski olan ülkücülüğün tartışılması da.

Yazıdan amacımız, güncel ve geçici konulardaki tartışmalar üzerinden yaşanan bazı hususlarda yazarak düşünmek denemesidir (assay).

İlk gençliklerinin birkaç yıllık birikimlerinin; yaş ilerledikçe giderek artan ve yoğunlaşan toplam tecrübe içindeki oranı az olsa da hayatın sonraki dönemlerinde ağırlık ve etkinlikleri yüksek oluyor. Bir kuşak 1970 – 80 döneminde yaşadıkları 5-10 yıllık süreyi hayat ve fikriyatlarının “EN… DÖNEMİ” olarak takdim ediyorlar.

Türk milliyetçisi, Ülkücü tek tip (uniform) bir kimlik ve kişilik midir?

Ülkücüler tanımlanırken sıralanan nitelikler ve sıfatların hepsine sahip tanıdıklarım az. Büyük ahlak öğretilerine, büyük dinlere ve evrensel etik anlayışına göre birçok vasıf ve niteliklere sahip insanlar her toplumda vardır. Kitleleri motive etmek, harekete geçirmek için böylesi retorikler tarih boyunca yapılageldi. Kaldı ki nitelikler ölçülebilir değiller ve görecelidirler.

Bir bakıma yaşayan bir mitolojik insan tanımı yapılıyor. Ülkücü, bir üretim bandından çıkan, üstün kaliteli ve birbirinin aynı, kalite kontrolünden geçmiş ve kalite güvenlik belgesine sahip ürünler gibi bir-örneklilik değildir. Düşünce ve duyguları olan, farklı tepkiler verebilen insanlar. Her birinin farklı kişilikleri ve nitelikleri vardır. Yani çeşitlilik, varyasyon tüm toplum ve topluluklarda vardır. Her bir fert ayırt edici kişiliğiyle, yapısıyla ve nitelikleriyle tanınır.

Türk milletini oluşturan fikri ve meşrebi topluluklar içinde ülkücüler belli özellikleriyle tebarüz etmiştir. Ancak her ülkücüde aynı özellikleri, en bariz haliyle aramak da boşunadır: ülkücüler içinde gerçekten aranan vasıfların birçoklarına sahip olanlara haksızlıktır. “Bir zamanlar Ülkücüler …” ifadesiyle yapılan nostaljik vurgu o dönemin şartlarına ülkücülerin gençlik duyarlılığı, heyecanı ve sorumluluğuyla tepkileriydi.

Benzeri bir nitelikler listesini sosyalistler ve Marksistler de yapageldiler; her biri birer Che Guevera olarak bayraklaştırıldılar. Bu eğilim soğuk savaştan sonra eski hızını ve coşkusunu kaybetti. Benzerini dinî gruplar da yapageldiler. İslamiyet’in temelinde olmayan birçok menkıbeler; pratikler  İslamiyet’in esaslarındanmış gibi sunuldu. Bu gruplar kendi retoriklerini, giyim-kuşamlarını; sosyal davranış biçimlerini geliştirdiler. Daha çok Arap veya Fars kültüründen esintiler ihtiva eden bir din kültürü oluşturdular. Son on yılda AK Parti iktidarı bu grupları kollama ve desteklemenin yasal altyapısını da oluşturdu.

Dinî Gruplar

Türk milliyetçileri, ülkücüler diğer fikriyat gruplarına göre birbirine daha çok benzerler

Bir milletin tamamına teşmil edilebilen belirgin ve baskın nitelikler, vasıflar vardır. Hatta milletler sahip oldukları baskın vasıflarına göre tanınırlar. Türk, İngiliz, Alman, Fransız, Rus, Arap, Japon, Çin, Fars… denince toplum hafızasında oluşan imaj bilince geliverir. Oluşan imaj o milletin bilinen, tanınan ve varsayılan vasıflarının algısal özetidir. Türk milletinin tamamına teşmil edilebilen olumlu ve olumsuz özellikler başka milletlere mensup tarihçiler, düşünürler, siyasetçiler, devlet adamları, sanatçılar, edebiyatçılar ve bilim insanlarınca çokça ifade edilmiştir.

Yazımızın temasına uygunluk bakımından sadece olumlu özelliklerden birkaçını sıralarsak: yurt ve bayrak sevgisi, toplumculuk, misafirperverlik, yardımseverlik, başka soy ve inançlarla bir arada yaşayabilme, hoşgörü, onur, ihanete sert tepki, cesaret, askeri disiplin ve savaş becerisi, sabır ve kanaatkarlık, güçlü aile bağı ve mensubiyet duygusu, adaletli olma, heyecan ve coşku, somutlar üzerinde pratik düşünme yeteneği, duygusallık, otoriteye saygı, içinde bulunduğu kültür ve coğrafyaya uyum kabiliyeti, hayatta kalma becerisi… Türklerin olumsuz niteliklerini yine en iyi kendimiz bilir ve dile getiririz.

Milleti oluşturan halk nasıl az çok birbirine benzerse, sonradan edinilen karakter ve sosyal davranış özellikleri ve sosyal kişilik bakımından Türk milliyetçileri, ülkücüler de birbirine benzerler. “Biz bize benzeriz.” özlü sözüyle ifade edilen…

Türkiye’de sorgulamayan, otoriteye bağımlı insan bir dönemde sorgulamaya başlayınca sorgulayanla sorgulanan arasındaki telepatik mesafe açılır. Otoriteye, güce yakın olma, otoritenin parçası ve temsilcisi olma, otoriteden uzaklaşınca veya uzaklaştırılınca hasımlığa dönüşüyor. Böylece “ehliyet, liyakat ve sadakat” üçlemesinden “lidere sadakat” müzmin millî sorunumuz oluyor.

Sosyal motivasyon diskuru

Kahramanlık ve hamaset söylemleri gereksiz mi? Gerekli… Toplumun bu tür söylemlerle yoğrulmaya, kaynaşmaya; duymaya da ihtiyacı var. Halk topluluklarını millet yapan bileşenlerden biri de ortak acılar, korkular, kaygılar, zaferler ve kahramanlıklardır. Halkı, milleti belli konularda uyanık, hassas ve teyakkuzda tutmanın en temel kültürel temelidir. Her devlet, milli eğitim sisteminde bu sosyal ve kültürel gerçekliklere yaslanır. Bu kıymetli motivasyon kolayca, gereksizce harcanınca insanların düşünce ve duygularında keçeleşmeye sebep oluyor.

Türk milliyetçiliği ve ülkücülük fikri olgunlaşma döneminin sınırlarını genişletemiyor ve siyasete bir bütünlük içinde yansıtamıyor. Genç nesiller milli ve dini retorikten uzaklaşıyorlar ve hatta “din ve İslamiyet buysa…” tepkisiyle deizme, ateizme kayıyorlar.

Kısaca bu tür içe dönük self-motivasyon, dar ideolojik ve inanç gruplarında olan tavır ve davranış tarzıdır. ‘Camia’ genişledikçe ve açıldıkça bu tür davranışlar halkın, milletin ortak davranışlarına evrilir ve o milletin başka milletlerce de bilinen, kabul edilen vasıflarından, ortak kültürü olur.

Türk milliyetçiliği ve ülkücülüğün fikri mülkiyet hakkı

Türk Milliyetçiliğinin fikri mülkiyet hakkı hiç bir siyasi partinin, sivil toplum veya meslek kuruluşunun ya da düşünce kuruluşunun olamaz. Ülkücülüğün fikri mülkiyet hakkı da öyledir. O da Türk Milliyetçilerinin ortak düşünce ve inancının bir liderde, siyasi partide, dernekte tezahürüyle Türk fikriyat sürecinde yer almıştır. “Milliyetçilik”, sosyolojik bir kavram olarak geliştirilmeden önce de tarihsel, sosyal, kültürel ve siyasi değer olarak binlerce yıldır vardı. Bu duygu-düşünce bütünlüğünün ilk ortaya çıktığı halkların en başında da Türkler gelir. Türklerin tarihte millet olarak ortada olduğu zamanlarda bugün ‘büyük milletler’ denilenler yoktu. Bugünkü siyasi partilerden ve düşünce kuruluşlarından çok önceleri de “Türk Milliyetçileri” vardı ve üstelik bu insanlar ve oluşturdukları sosyal, kültürel ve siyasi fikri yapılar bugünkü milliyetçilik ve ülkücülük düşüncesinin temelini oluşturmuştu.

Orhun Yazıtlarında “Türk” Sözcüğü

Temel güdülerimizden ve algılarımızdan biridir ve bazen yanıltıcıdır ama ilk intiba hızlı ve çoğunlukla gerçeğe en yakın olanıdır.  İnsanın gençlik döneminde yaşanmışlıkların izleri daha derindir ve ister istemez sonraki hayat akışında referans alınır. Çok az kişi o dönemlerdeki kişisel sıkıntıyı, gerginliği, endişeyi, kaygıyı ve hatta korkuyu doğrudan ifade eder. Din, devlet, millet, vatan, bayrak… adına duyduklarını öne çıkarırlar. Hayatın temel dürtülerinden olan korku ve kaygıyı bir zayıflık olarak addederler; hayatta kalma ve varlığını sürdürme mekanizması olduğunu düşünmezler; düşünseler bile ifade etmezler. Bunları ifade etmemizin sebebi; ülkücüler de her halleriyle insandırlar.

Türk milliyetçisi, Ülkücü illa bir siyasi organizasyonda, siyasi partide yer almayabilir. Bir hayat felsefesi ve hayat tarzıdır; kendi içinde de çeşitlilik barındırır. İşçi, mühendis, öğrenci, bilim insanı, sanatçı, esnaf, çiftçi, siyasetçi… milliyetçi-ülkücü olabilir; ancak bir siyasi partiyle doğrudan ilişkisi olmayabilir.

Bir siyasi organizasyon üstlendiği misyona göre bir siyaset üretemiyorsa ve halktan beklediği desteği bulamıyorsa, halk ona kendisini yönetme görevi vermiyorsa sorumluluğu fikriyatında mı aramalı? Ya da ülkeyi idare edenlerin iktidarını fikriyatları ve dünya görüşleri mi belirliyor?

Türk milliyetçiliği, ülkücülük ve iktidar ikilemi

Çoğu ülkücüler iktidar olamadıklarına hayıflanırlar. Elbette bir fikri hareketin üst amacı iktidar olmaktır. O zaman iktidardan ne anlaşıldığı önem kazanır. Oysa Türk milliyetçiliği, ülkücülük siyasi partileri, halkın kendisini, devleti, toplumun dinamiklerini ve kurumlarını etkileme ve yönlendirme gücü ve kapasitesidir. Demokratik toplumlarda bir siyasi partinin onlarca yıl iktidarda kalması nadir bir durumdur ve milli enerjinin yenilenmesi bakımından da durağanlığı ifade eder. Dolayısıyla bir fikri-siyasi düşünce hareketinin farklı siyasi partilerde yaşaması toplum sağlığı ve geleceği bakımından gerekli bile denilebilir.

Ülkücülüğün ilkelerinden biri “lider, doktrin, teşkilat”tır. Bu kelimeler ayrı ayrı ve hele de birlikte bir içe dönüklüğü, kapalılığı, esoterizmi hatırlatır.

9 Işık Doktrini

Bunlardan teşkilat (organization, institution) kavramı üzerinde birkaç hususa işaret etmek isteriz. Toplumların oluşturduğu en geniş, en karmaşık ve derin, en gelişmiş teşkilat “devlet”tir. Devletin kuruluş ilkeleri ve anayasası vardır. Anayasaya uygun binlerce yasası ve yine sayısız tüzük, yönetmelik, yönerge, genelgesi vardır. Ayrıca yazılı olmayan örf, gelenek ve diğer sosyal normlar da her devlette işler durumdadır. Devleti kuran halktır. Yasaları ve bunlara bağlı kuralları belirleyen de netice itibariyle halktır. Demek ki halkın onayını almak, yönetmek, etkilemek, yönlendirmek ve hatta kontrol etmek için teşkilat gerekli. Bu geniş açıdan bakınca teşkilat bir siyasi parti ve dernekten fazla yapıları ve aralarındaki karmaşık ilişkiyi ve etkileşimi ifade eder; ve çoğu kere bu yapılar birbiriyle rekabet halindedir.

Demokrasiyi benimsemiş, kuralları ve kurumlarıyla işletebilen ülkelerde bir siyasi partinin onlarca dönem iktidar olduğu görülmemiştir. Ancak fikriyatın, ideolojinin, temel ilke ve kabullerin iktidarda olduğu durumun örneği çoktur. Türkiye’de iktidardan birçok siyasi parti geldi-geçti. Tartışmaya açık olsa da, zaman zaman kesintiye uğrasa da, beğenmesek de Türkiye’de “demokratik, laik, hukuk devleti” ilkeleri, çağdaşlaşma çabaları bir asrı geride bıraktı.

Taraftarlık ruhunun yansımaları

Bu bağlamda, ülkücülerin farklı siyasi yapılarda yer alması doğaldır ve ülkenin geleceği bakımından gereklidir. Amaç halkı, devleti, kurumları etkilemek ve yönlendirmek ise Türk milliyetçilerince, ülkücülerce amaçlanan değerlere hizmeti tek bir siyasi parti yerine birçok siyasi partiye yayarak; iktidar olmadan muktedir olunabilir. Kısaca bir siyasi partideki milliyetçi – ülkücünün, diğerlerini yakışıksız ifadelerle nitelemesi aşiret, boy kültürümüze bile uymayan siyasi bir davranıştır. “Lider – Doktrin – Teşkilat” disiplini ve kültürü içinde yetişmiş insanlarda kendi normlarının dışına taşan veya düşünenlere karşı tahammül sınırlıdır. Bunun tezahürlerini geleneksel basın ve sosyal medyada izliyoruz. Grup içi mücadele daha keskin oluyor.  

Gündelik, siyaseten ifade edilmiş, amacını aşan ifadeler halkın belleğinde yer alıyor;  siyasete ve siyasetçiye güveni azaltıyor. Çünkü siyasetçiler bir süre sonra önceki söylemlere uymayan siyasi tavırlar alabiliyorlar. Sonunda aynı fikri, ideolojik tabana sahip insanlar arasında polemiklerin ve çatışmaların ateşleyicisi oluyor. Ortak değerleri daha fazla örtüşen ve hele de Türk milliyetçiliğini temel felsefe olarak benimseyen siyasi partileri, siyaseten bile olsa, yakışıksız sıfatlarla anmak siyaseten de doğru değildir. Tabii ki bölücüler ve emperyal devletlerin içimizdeki işbirlikçileri hariç.

Türk milletinin yaşadığı tarihsel süreç (acı, tatsız, aldatılmışlık tecrübeleri, iç dinamikler) Türk milliyetçilerinin bilinçaltında bir güvensizlik, kaygı ve şüphe oluşturmuş; sürekli teyakkuzda bulunmanın doğal gerginliği içinde olmuşlardır. Türk milleti güvenliği hep öncelemiştir. Güvenliğe olan dikkat ve hassasiyeti, Türk Milletine tarihinin ve coğrafyasının mirasıdır. Millî güvenlik konusu; ekonomi, refah, hatta demokrasiden önce gelmiştir. Türk milliyetçileri, Ülkücüler millî savunma bilinç mekanizmasının sinir uçları ve algılama organıdır.

Millî Düşünce Merkezinin son iki yıldır takip edebildiğim web sitesinde yer alan yazıları ve muhteviyatını düşününce, Türk milliyetçiliği düşünce ve fikir sistemine katkısının önemi daha da anlamlı.

Mustafa İmir

Son Yazılar

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026