Uçurumun kenarında: Prijedor

Prijedor (Priyador) bölgesindeki toplama kamplarından 21 Ağustos 1992’de 10 otobüs yola çıktı. Otobüstekilere esir değişimine götürüldükleri söylenmişti. Saraybosna hükümetine teslim edilecekleri söylendiği için nihayet kurtulacakları umudu taşıyorlardı. Otobüslerden üçü Koriçen kayalıklarına geldi. Herkes aşağı indirildi, kadın ve çocuklara geri otobüse binmeleri emredildi. Erkekler kayalıkların önünde sıraya dizildi ve kurşun yağmuruna tutuldular. Aşağıda yardım isteyen, inleyen yani henüz ölmemişlerin üzerine yine ateş açıldı. Yetersiz gelmiş olacak ki pimi çekilmiş el bombaları aşağıya atıldı. Bazıları kurşun yağmuru başlamadan önce 300 metrelik uçurumdan atladılar. Bunlardan 14’ü sağ kalabildi.  Kaç kişinin öldüğü bilinmiyor.

Tetiği çekenler polis üniforması giyiyordu ve anlaşılan askeri birliğin komutanının haberi olmaksızın işlenmişti katliam. Tedirgin olan polis şefi vinç getirtip kayalıkları cesetlerin üzerine atmak ve toplu mezarın üzerini örtmek ister. Ne var ki kayalıklara çarpan vincin dişlileri bozulur. Bunun üzerine bazı polisler aşağıya gönderilir, bunlar yaralıların üzerine asit döker ve bedenlerin küçük parçalara ayrılmasına sebep olur. Sonra cenazeler farklı yerlere taşınarak yine katliam gizlenmek istenir.

Uçurumdan ateş öncesinde atlayarak sağ kalan 14 kişi, polislerin aşağı inmesinden önce civardaki ormanlık alana saklanırlar. Bu 14 kişi verdikleri ifadelerle Prijedor’da yaşanan vahşetin ortaya çıkmasını sağladı.

Yakalanan polislerden biri cezasının indirilmesi anlaşması yaparak katliamın yapıldığı bölgeyi gösterdi. Yapılan çalışmalarda ilk önce 60 şehidin kemiklerine ulaşıldı. 60 kişiden 38’nin kimliği daha sonra yapılan DNA çalışmalarıyla tespit edildi. Şehitlerin en küçüğü 17 en büyüğü 76 yaşındaydı. Civarda yapılan arama çalışmasında pek çok ceset daha bulundu ama vücutları tam değildi, küçük küçük yüzlerce kemik toplandı. Olay yerinden 2,5 kilometre uzakta dahi toplu mezarlar bulundu. Caniler, işledikleri suçu gizlemek için öldürdükleri insanların bedenlerini oradan oraya taşımıştı. Ve bu, yani Koriçen kayalıklarında işlenen katliam Prijedor’da yaşanan tek katliam değildi. Her şey Mart 1992’de Gizli Polis Teşkilatı UDBA’nın başına getirilen Simo Drljaca’nın bir ayda 13 polis karakolundaki 1775 Sırp’ı silahlandırmasıyla başladı.

Prijedor, Bosna’nın kuzeybatısında, şimdi Sırp etnitesi olan Sırp Cumhuriyeti’nde bir kasaba. Prijedor’un 1992 başında 120 bin olan nüfusunun yüzde 49,5’i Boşnaklardan, yüzde 47,5’i Sırplardan oluşuyordu. 29 Nisan gecesi Sırplar, Prijedor’u 30 dakika içinde ele geçirdi. Şehrin etrafı Sırp çetelerce sarılmıştı. 1 Mayıs 1992’de, Sırplar radyo yoluyla Sırp olmayan tüm vatandaşların pencerelerine beyaz bayrak, çarşaf, evden çıkarken ise kollarına beyaz bant bağlamalarını emretti.[1] 24 Mayıs 1992’de ise şehrin etrafı Sırbistan’dan gelen tanklarla çevrilmişti. 25 Mayıs’ta Omarska maden ocağı toplama kampına çevrildi ve 3 bin kişi bu kampta esir tutuldu. 1000 kişi buradan asla çıkamadı. Çıkanlar ise katliam, işkence, dayak, ırza geçme, cinsel taciz mağduruydu. Tek toplama kampı Omarska değildi. Toplamda 30 bin Boşnak Omarska, Keraterm, Kozarac, Trnopolje ve Manjaça esir kamplarında tutuldu. 20 Temmuz 1992’de, Prijedor’da Sana Nehri kenarında bir günde 1500 Bosnalı öldürüldü; toplu mezarlar sonradan ortaya çıkarıldı. Gün be gün yeni toplu mezarlar bulunuyor. Prijedor’da bugüne dek 150’den fazla toplu mezar keşfedildi.  Jakarina Kosa’da bulunan toplu mezardan 370 kişinin cesedi çıkartıldı. 2004 ve 2006’da Tomasica yakınlarında iki toplu mezara daha ulaşıldı. 830 savaş kurbanının cesedi bu mezarlarda bulundu. 2013 Kasım ayında keşfedilen Tomasica toplu mezarında ise yaklaşık 3 bin 500 savaş kurbanının yattığı ifade ediliyor. Bu özelliğiyle Tomasica, Bosna-Hersek’in en büyük toplu mezarı.  Hayatını kaybedenlerin tamamı sivildi. Çünkü burada savaş yaşanmadı, sadece katliam yapıldı. Rakamları toplamakla uğraşmayın zira 1992’de 50 bin olan Boşnak sayısı savaştan sonra 6 bine indi. Sonraki dönemlerde topraklarına geri dönenlerle Boşnak nüfusu 22 bine ulaştı, Sırp nüfus ise 67 bine.

Prijedor, işlenen soykırım suçunun bayrağı gibidir. Zira Srebrenica gibi savaş sonrasında Sırplara bırakılan topraklardan biridir. Hitler usulünün uygulandığı Prijedor’u ilginç kılan nedir? Prijedor, Srebrenica’dan 308 km uzaktadır. Bu nedenle de burada yaşananlar Uluslararası Adalet Divanı’nın 26 Şubat 2007 tarihli kararına göre soykırım değildir, olsa olsa etnik temizlik olabilir. Buna göre etnik temizlik, toprakları Sırplaştırmak için yapılmış katliamlardır ve toprağın etnik açıdan türdeş hale getirilmesi ve bu politikayı uygulamak amacıyla gerçekleştirilen operasyonlar soykırımın varlığını ispatlamak için yeterli değildir.[2] Zaten Srebrenica’da ki -resmi olarak-soykırımda da Sırbistan’ın sorumluluğu yoktur. Çünkü mahkemeye göre Sırbistan devletinin organ veya görevlileri, katliamlara destek vermiş olabilir ancak bu desteğin soykırım eyleminde kullanılmasını amaçlamış olduklarına dair yeterli delil bulunmamaktadır. Kısacası UAD, öldürürken bunu soykırım amacıyla yaptıkları konusunda yeterli delil bulamadık, dedi. Mahkeme böylesi ağır bir suç için kesinliği kanıtlanmış deliller arıyordu ve ispat yükü de Bosna’ya aitti. Bosna’nın “kasıt” kriterini ispatlayabilmesi ise neredeyse imkânsızdı. Mahkemenin resmi ya da bağımsız sayısız rapor ve delille karşılaştığı ve bunların içinden tarafsız olanları ayıkladığı doğru olmakla birlikte ICTY gibi yine BM tarafından oluşturulmuş mahkemenin verdiği kesin hükümleri “elinde yeterli delil olduğu” gerekçesiyle yargılamaya dahil etmemesi rahatsızlık verici. İşte bu nedenle, UAD kararında soykırım suçu Srebrenica ile sınırlı kaldı. Bu nedenle başkent Saraybosna’nın 175 kilometre kuzeybatısındaki Prijedor kasabası yakınlarında bulunan toplu mezardaki 1992-1995 yılları arasındaki Bosna savaşında toplama kamplarında öldürülen kurbanlara ait cesetler “soykırım suçu” değil “etnik temizlik suçu”na ilişkin “istatistiki verileri” oluşturabiliyor. Hâlbuki kaç Prijedor, kaç Srebrenica yaşadı Boşnaklar. Srebrenica’da 8 bin 375 kişi öldü; Bosna’nın tamamında 312 bin kişi öldü. 35 bini çocuktu. 50 bin kadına tecavüz edildi. 2 milyon kişi evini terk etti.

Gerçi her halükarda Boşnaklara tazminat ödenmesi söz konusu bile olmadı. Çünkü mahkemeye göre Sırbistan’ın önleme yükümlülüğü ihlali söz konusu olmasaydı bile soykırım suçu gerçekleşecekti. Hâlbuki önleme yükümlülüğünü yerine getirmeyen Sırbistan değil, “güç kullanma” da dâhil olmak üzere “gerekli tüm önlemleri” alma yetkisi -BMGK’nin 4 Haziran 1993 tarihli ve 813 sayılı kararıyla- verilmiş BM askerleri idi. Dolayısıyla UAD’nın Sırbistan’ı suçsuz bulmasını, Karaciç’in[3] savunmasında ön plana çıkardığı “ Batı ülkelerinin uzun bir zaman öncesinde Yugoslavya’nın parçalanışını ve Bosna Savaşı’nı planladığı” ifadesiyle birlikte düşünmek gerekir.  Zaten, Boşnakların göç ettirilmesine, Sırplar ve Hırvatlar tarafından öldürülmesine ses çıkarılmaması ve geride kalan Boşnakların da, devleti ve kurumlarını kontrol edemeyecek şekilde Bosna’nın belli bir toprak parçasına itilmesini beklemelerinin akla sığan başka bir açıklaması olabilir mi?

 

 

 

 

 

[1] Priyjedor kentinde Boşnaklar’a karşı yapılan katliamı unutturmamak adına bugün, ülke genelinde “beyaz kurdele” günü olarak anılıyor.

[2] Mahkeme Kararı 190. Paragraf http://www.icj-cij.org/icjwww/idocket/ibhy/ibhyframe.htm

[3] Radovan Karadzic (Karaciç), Srebrenitsa’nın yanı sıra Bratunac, Foca, Kljuc, Prijedor, Sanski Most, Vlasenica ve Zvornik şehirlerinde de soykırım suçu işlemekten suçlu bulundu, 40 yıl hapse mahkum edildi…

Gözde Kılıç Yaşın

Yazar ve editörlerimizden Gözde Kılıç Yaşın, Eskişehir’de doğmuştur. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, Yüksek Lisans ve Doktora derecesini yine Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kamu Hukuku alanında tamamlamıştır. Uzmanlık alanı; Balkanlar, Kıbrıs, Etnik Sorunlar, Soykırım Hukuku, Azınlık Hakları, Göç ve İltica, Teostrateji Kapsamında Ortodoksluk, Ortodoks Dünya ve Patrikhaneler olan Yaşın İngilizce ve Almanca bilmektedir. Bugüne Kadar çalıştığı Yerler: • 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü (2010-2017) • TÜRKSAM (2009-2010) • TUSAM (2004-2009) • TÜBİKAM • BAŞKENT TV (2007-2008) • AVRASYA TV (ART) (2008-2011) • YİSAV (2002-2003) Yayınlar – Makaleler: • New Kosovas of the World: A Cyprus in the Making?, United Nations Assosiation of Turkey Bultein, Nmber 17 – Spring 2008 • Neighboorliness Approach in Neighbor Countries: Expansionism, United Nations Assosiation of Turkey Bultein, Number 16 – Auntumn 2007 • The Srebrenica Decision: Th World Was Acquited, United Nations Assosiation of Turkey Bultein, Number 15 – Spring 2007 • An Era Ends in the Balkans, United Nations Assosiation of Turkey Bultein, Number 14 – Auntumn 2006 • Stability in the Balkans: UN’s Deficiency, United Nations Assosiation of Turkey Bultein, Number 12 – Auntumn 2005 • ICTY Problem in Balkans, United Nations Assosiation of Turkey Bultein, Number 12 – Auntumn 2006 • Patrikhane’nin Hukuk Statüsü, Cumhuriyet Strateji, Sayı 2, 2004 • Bulgaristan’da El Kaide Tehdidi, Cumhuriyet Strateji, Sayı 5, 26 Temmuz 2004 • Kosova’nın Bağımsızlığının Etkileri, Parlamento Dergisi, Sayı 246, Ocak-Mart 2008 (söyleşi) • Medeniyetler Çatışırken Kiliseler, 2023 Dergisi, Sayı 68, Aralık 2006 • Srebrinitsa Kararı: Dünya Aklandı, 2023 Dergisi, Sayı 72, Mayıs 2007 • Yeni Yunan Tragedyası:Gagavuzlar, 2023 Dergisi, Sayı 73, Mayıs 2007 • KKTC’de İktidar Zor Durumda: Kıbrıs Türkleri Türkiye’deki Seçime Kilitlendi, 2023 Dergisi, Sayı 76, Ağustos 2007 • Yunan Milliyetçiliğinde “Rum Gölü – Karadeniz” ve “Pontus Devleti” Hayalciliği, 2023 Dergisi, Sayı 76, Ağustos 2007 • Kıbrıs’ta Bir Rüya Sona mı Eriyor?, 2023 Dergisi, Sayı 96, Nisan 2009, • Ulus Devletler küreselleşmenin Ya Hedefi Ya Ortağı, 2023 Dergisi, Sayı 100, Ağustos 2009 (söyleşi) • Bat Trakya’da Bizans Oyunları: Mütekabiliyet ilkesi Ne Kadar Gerçek?, 2023 Dergisi, Sayı 105, Ocak 2010 • Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosova Kararı ve Etkileri, 2023 Dergisi, Sayı 112, Ağustos 2010

Yazar:
Gözde Kılıç Yaşın

Son Yazılar

Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 107. yıldönümü

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının, Millî Egemenlik ve Millî Bağımsızlık Savaşımızda onun ebedî önderliğinde… Devamını Oku

19.05.2026

Türk evren tasavvuru ve millî egemenlik

Türk devletinin töreli ve adaletli yöneticileri, “kimsesizlerin kimsesi” olma tarzında bir yönetim düşüncesiyle hareket etmek… Devamını Oku

16.05.2026

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026