Üniversite norm yönetmeliğinin ihtisaslaşmaya getirdiği engel

Bilindiği üzere geçtiğimiz günlerde üniversitelerdeki asgari ve azami (norm) kadroları belirleyen bir yönetmelik Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Söz konusu yönetmelik, üniversite kadrolarını asgari, norm ve norm dışı olarak sınıflandırıyor.[1] Yönetmelik, üniversite kadrolarının sayısal tabanda belirlenmesine bir zemin oluşturuyor. Diğer bir deyişle norm kadroyu bazı hâllerde asgari kadronun katlarıyla, bazı hâllerde de daha kesin bir sayı belirleyerek belli bir sınırın üzerine çıkılmamasını hedefliyor. Yani kadro sınırlandırması getiriyor.

Kadro sınırlandırması bazı üniversitelerde yığılmayı engellemek ve yeni açılan üniversitelere kadro sağlamak açısından makul görülebilir. Ancak yönetmeliğin bu sınırlandırmayı fazlasıyla keskin bir şekilde yaptığı, bunun da özellikle üniversitelerdeki yüksek lisans ve doktora programlarına ciddi bir darbe vuracağı görülüyor.

Konuyu somut olarak ele almak gerekirse 4. maddenin (4) numaralı paragrafında şöyle deniyor:

“(4) Fakülte veya bölüm lisans programı için norm kadrolar, üniversiteler tarafından anabilim/anasanat dalı çeşitliliği göz önünde bulundurularak fakülte veya bölümü oluşturan anabilim/anasanat dallarının her birine bir öğretim üyesi düşecek şekilde planlanır. Anabilim/anasanat dalları dikkate alınarak belirlenen norm kadro sayısı, anabilim/anasanat dalı ve bölüm kurulunun uygun görüşü üzerine ilgili fakülte ve üniversite yönetim kurulunun gerekçeli kararıyla bölüm veya fakülte düzeyinde iki katına kadar artırılabilir.”

Görüldüğü gibi paragraf, norm kadroların her bir anabilim dalında bir öğretim üyesi olarak belirlenmesi esasından hareket ediyor. Yönetmelik, asgari kadro için ayrıca bir sayı vermiyor. Diğer yandan alıntılanan paragrafta da görüldüğü gibi lisans programını esas alıyor. Lisansüstü programlarla ilgili bir ibare yok.

Üniversitelerimizde istisnalar hariç lisans düzeyindeki programlar genellikle bölümler bazında, lisansüstü programlar ise anabilim dalları bazında yürütülmektedir. Söz konusu paragrafı somut ifadelerle anlatabilmek için A alanında bir bölümümüz olduğunu düşünelim. Bu A bölümünde altı anabilim dalı bulunsun. A bölümü lisans düzeyindeki programı yürütmekte, bu bölümdeki anabilim dalları da kendi ihtisas alanlarında yüksek lisans ve doktora programlarını yürütmektedirler.

Şimdi yönetmeliğe göre oluşan A bölümündeki norm kadrolara bakalım. Her bir anabilim dalına bir öğretim üyesi dendiğine göre söz konusu bölümde, her biri bir anabilim dalında olmak üzere, 6 öğretim üyesi bulunması öngörülmektedir. Bu yönetmelikte olmasa da YÖK’ün lisans programına öğrenci alma izni için uyguladığı ölçüt asgari 3 öğretim üyesidir. Dolayısıyla bölümümüz bu asgari şartı yerine getirerek lisans düzeyinde öğrenci alımı yapabilir.[2] Burada kalite tartışmasına girmeden lisansüstü konusuna geçiyorum. Çünkü lisansüstünde programların varlığı matematik olarak imkânsızlaşıyor.

Gerekli altyapısının olduğunu farz ederek diyelim ki A bölümümüzdeki altı anabilim dalının hepsi birer yüksek lisans programı yürütüyor. Tıpkı lisans programı gibi yüksek lisans programı için de asgari 3 öğretim üyesi şartı var ve bunların başka yüksek lisans programının açılışında bulunmamış olmaları lazım. Hâlbuki norm kadroya göre bizim her bir anabilim dalında sadece bir öğretim üyemiz olmalı. Bu durumda 6 yüksek lisans programının zaman içinde kapatılacağını öngörebiliriz. Burada denilebilir ki “mevcut kadrolar devam ediyor, hiçbir kapanma olmayacak. Çünkü yönetmelik mevcut kadrolara uygulanmıyor.” Biz de zaten “zaman içinde” ifadesini bu yüzden kullandık. Eğer örneğimizdeki bölüm, 6 yüksek lisans programı yürütebiliyorsa en az 18 öğretim üyesi var demektir. Yönetmeliğe göre ise en çok 6 öğretim üyesi olabilir. Paragrafın ikinci cümlesi dikkate alınırsa istisnai olarak 12 öğretim üyesine kadar kadro hakkı olabilir.[3] Bu da demektir ki bu sayının üstündeki sayı norm dışı kadro sayılacak ve mevcut öğretim üyeleri yıllar geçip emekli oldukça bölüm öğretim üyesi sayısı- istisnai hâli bir kenara bırakırsak- 6’ya düşecek. Bunların her biri bir anabilim dalında olacak. Yüksek lisans programı yürütmek için ise anabilim dalında asgari 3 öğretim üyesi ihtiyacımız var ve bu bölümümüz bugün itibarıyla 6 yüksek lisans programı yürütüyor. Görüldüğü üzere gelecekte bu mümkün değildir ve bölüm en fazla iki yüksek lisans programı yürütebilir. Şanslı olup istisnai kadroları açarak 12 öğretim üyesine ulaşabilirse de 4 yüksek lisans programı yürütebilir. Bu da 2, 3 veya 4 tane yüksek lisans programının kapatılması anlamına gelecektir. Bu ise ilmin gerektirdiği ihtisaslaşmaya büyük bir darbe vuracak. Bu yönetmelik çıktığı hâliyle uygulanırsa ilerleyen yıllarda birbiri ardınca birçok yüksek lisans programı kapanacaktır.

Bu yazıda hesabı karmaşıklaştırmamak için doktora programlarına hiç girilmedi. Ancak kısaca şu denebilir. Doktora programlarının ölçütleri daha yüksek olduğu için onlar yüksek lisans programlarına göre daha erken ve daha çok kapanacaktır.

Sonuç olarak, yönetmelikteki bu ifadeler ilimdeki ihtisaslaşmaya büyük darbe vuracak ve bu sebeple ülkemizdeki bilim düzeyini geriye götürecek düzenlemelerdir. Bunlar, bir hata sonucu yapıldıysa yeniden gözden geçirilerek düzeltilmesinde fayda vardır.

[1] Asgari kadro bir programa öğrenci alınabilmesi için gerekli asgari öğretim üyesi sayısını, norm kadro da o programda bulunabilecek azami sayıyı ifade ediyor. Norm dışı kadro ise istisnai olarak bu sayıya ek bir kadroyu belirtiyor. Mesela yönetmeliğin yayımlanmasıyla norm kadrodan fazla öğretim üyesine sahip bölümlerdeki fazla kadrolar norm dışı kadro durumuna düşüyor. Bu da norm dışı kadrolardaki öğretim üyeleri emekli olunca yerlerine yeni öğretim üyesi alınmayacak demek. Bir başka örnekte bölüm gerekçelendirerek norm dışı kadro için başvurabiliyor. Ancak norm kadro sayılarının çok sınırlı tutulup norm dışı kadro taleplerinin ise çerçevesi net belirlenmiş ve şeffaf kurallardan ziyade YÖK’ün inisiyatifine bırakılması teorik olarak eşitlik ve adalet prensipleri dışına çıkılmış izlenimi doğuruyor.

[2] Bu asgari şart vakti zamanında bölümler hazır olmadan açılmasın diye getirilmiş bir şart idi ve zaman içerisinde öğretim üyesi kadrosunun artması hedefleniyordu. Çünkü siz bölümü ilk açtığınızda sadece birinci sınıf öğrencileriniz olur. Ancak dört yılda öğrenci sayınız dört katına çıkar. Altı öğretim üyesinin dört sınıfı birden ne kadar kaliteli götürebileceklerini belirlemek için daha detaylı bir analize ihtiyaç vardır.

[3] Yönetmeliğin başka bir yerinde üniversiteler üç kategoriye ayrılıyor. Birinci kategorideki üniversiteler asgari kadronun iki katına kadar norm kadro planlayabiliyor. Diğer üniversiteler sırasıyla asgari kadronun üç veya dört katına kadar norm kadro planlaması yapabiliyor. Ancak yukarda ele alınan 4. maddenin 4. paragrafı, doğrudan norm kadro belirlemesi yapıyor ve kesin bir şekilde bir anabilim dalına bir öğretim üyesi diyor. Üniversite ayrımı da yapmaksızın bu sayının iki kat arttırılabileceğini söylüyor. Aslında burada yönetmelik içerisindeki bir çelişkiden bahsedilebilir. Eğer bizim incelediğimiz paragrafta “norm kadrolar” yerine “asgari kadrolar” ifadesi kullanılmış olsaydı, o zaman daha az sayıda lisansüstü programı kapanacaktı.

Konuralp Ercilasun

Yazar ve editörümüz Prof. Dr. Konurap Ercilasun, ilk ve orta öğretimini Ankara’da tamamladı. 1989’da girdiği Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) Tarih Bölümünden 1993’te mezun oldu. 1999’da Moğolların Göçebe Ekonomisi adlı teziyle Tayvan’daki Ulusal Chengchi Üniversitesinde yüksek lisans derecesini aldı. DTCF’de 2003’te Çing Hanedanı devrinde Kâşgar teziyle doktor oldu. Bugüne kadar DTCF, Manas Üniversitesi ve Maltepe Üniversitesinde çalıştı. Bu arada Güney Kore’deki Kwangwoon Üniversitesinde bir yıl misafir öğretim üyesi olarak bulunup, bu üniversitede ve Hankuk Yabancı Diller Üniversitesinde dersler verdi. Halen Gazi Üniversitesi Tarih Bölümünde çalışmaktadır. Üniversite öğrencilik yıllarından itibaren Türk Ocakları müdavimi olarak Dünya Türk Gençleri Birliği’nin kurucu gençleri arasında yer aldı. Akademik hayata atılmasından itibaren de Avrasya Stratejik Araştırmalar Birliği ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü gibi araştırma kuruluşlarına gönüllü destek verdi. Ayrıca Millî Düşünce Merkezi ve Türk Ocakları gibi fikrî kuruluşların faaliyetlerine katıldı. Gerek akademik gerekse gönüllü faaliyetleri vesilesiyle geniş bir coğrafyaya yayılmış Türk dünyasının Gagauzeli, Kırım, Kazan, Ufa, Bişkek, Almatı, Taşkent ve Kâşgar gibi önemli merkezlerini görme ve bu birbirinden farklı coğrafyalarda yaşama tecrübesi kazandı. Eserleri arasında Ayşe Onat ve Sema Orsoy’la birlikte hazırladıkları Çin Kaynaklarında Türkler: Han Hanedanlığı Tarihi Hsiung-nu (Hun) Monografisi adlı metin neşri bulunmaktadır. Bunun dışında üç kitabı vardır. Birinci kitabı Tarihin Derinliklerinden 19. Yüzyıla Kâşgar adını taşır. İkinci kitabı Türk Tarihinde Asya Hunları üzerinedir. Üçüncü kitabı da Türk Tarihinin Çağlarıdır. Ulusal ve uluslararası birçok kongreye katılan Konuralp Ercilasun’un çeşitli dergilerde makaleleri yayımlanmıştır. Makalelerinde Hunlardan Temürlülere, Doğu Türkistan’dan Osmanlılara kadar Türk Tarihinin çeşitli konularındaki meselelere eğilmiştir. Bunun yanında özellikle Çin ve Doğu Asya’nın günümüzdeki durumu ile gelecekteki yeri üzerine birçok makalesi de bulunmaktadır.

Yazar:
Konuralp Ercilasun

Son Yazılar

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026

Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye

Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku

02.04.2026

Ege’ye dikkat!

Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku

25.03.2026