İyi Parti seçimlerde beklentilerin altında kaldı. Partiye hâkim milliyetçi yönetim ve seçmene göre, bunun sebebi partinin milliyetçiliğini yeteri kadar ifade edemeyişiydi. CHP ile iş birliği eleştirildi ve HDP’ye karşı güçlü duruş sergileyememekle suçlandı.

Ben tersini savunacağım.

İyi Parti’yi, daha doğrusu Meral Akşener’i ümit haline getiren şey, en başında Erdoğan’la baş edebilecek, onun başkanlığını engelleyebilecek kişi olarak görülmesiydi. Erdoğan’dan hoşlanmayan çok farklı görüşten insanlar, bu umuda heyecanla sarıldılar.

Ne var ki bu fırtına giderek dindi.

Dinmesinin nedenlerinden biri, farklı sebeplerle ibrenin İnce’den yana kaymasıydı. Bir rivayete göre; muktedir, rakip olarak İnce’yi tercih edip, tekelindeki medyada boy göstermesine fırsat tanımıştı. İnce’nin kendisine sunulan fırsatı iyi kullandığı söylenebilir. Kemik kimlikler nedeniyle çoğu CHP’li seçmen Akşener’den İnce’ye dönüverdi. Artık farklı görüşten birçok insanın yeni umudu da İnce’ydi.

İyi Parti, vitrine koydukları ve yönetim kadrosuyla, MHP küskünlerinin partisi imajıyla, bu kayışa destek oldu. Üstelik baş roldekilerin bazısı, toplumun hafızasında olumsuz izler taşıyordu. Söylemin tersine, İyi Parti milliyetçi duruş eksikliğinden değil, MHP’yi yedekleyecek parti görüntüsü nedeniyle beklentileri boşa çıkardı.

Türk seçmeninin tercihini büyük ölçüde kimlik ve mensubiyet duygularıyla belirlediğini görüyoruz. Ülke sorunlarının ne olduğunu ve nasıl çözülebileceğini pek az yurttaşımız dert ediniyor. Seçim sandığında kararı; insanımızın kendisini ne kadar Türk veya Kürt, hangi derecede dindar hissettiği yahut mezhebi belirliyor.

Daha vahimi, bu kimlik ve mensubiyetlerin, samimi bir inanç olmaktan çok, gücü ele geçirecek topluluk harcı işlevini görmesidir. Ne de olsa bizim diyarlarda devlet; istediğini sevip istediğini döven güçlü bir babadır.

Sadaka veya ulufe dağıtıldığı sürece dindarların, dinin günah saydıklarına göz yumabildiğini esefle gördük. Kimi milliyetçilerin, iş bulma umuduyla, milliyetçiliği ayaklar altına alanlarla el ele verebildiklerini de…

Bu ahvalde mevcut kimlik ve mensubiyetlere dayalı tercihlerin değişiminin hayli zor olduğunu görmek için kâhin olmaya gerek yok!

Bu yüzden yapılması gereken ilk şey, -Erdoğan’ın millî birliğin bozulması pahasına sürekli canlı tutmaya çalıştığı- siyaseti kimlik ve mensubiyetin şekillendirmesi oyununu bozmaktır. İnsanların inançlarına, mensubiyetlerine, kimliklerine bulaşmadan; halkın ve ülkenin gerçek sorunları belirlenip bu sorunlara çözüm üretilmeli ve halka anlatılmalıdır.

İktidara gelmek isteyen muhalif, sosyal yardımlarla hayat mücadelesi veren milyonlarca yoksulu, AKP tahakkümünden kurtarmak zorundadır. Bunu başarabilmek için gerçekçi çözümler üretmeye ve halkı ikna etmeye mecburdur.

Farklı görüşten topluluklar, ülkenin bir uçurumun kıyısında olduğu, hatta yuvarlanmaya başladığı konusunda fikir birliği içindeler. Buna göre iktidarın devleti yuttuğu, padişahlıkla kıyaslanabilecek bir rejim değişikliği ile karşı karşıyayız ve onarılması yıllar alabilecek, derin bir ekonomik krizle burun burunayız.

Kimlik ve mensubiyetlerin kısa sürede kolayca değişmeyeceği gerçeği karşısında; bu kaygıları taşıyanların tümünün; güçler ayrılığını sağlayacak, gerçekten demokratik; hak ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir rejimi oluşturana ve ülkeyi uçurumun dibini boylamaktan kurtarıncaya dek el ele vermesi bir zarurettir.

İyi Parti, sağlam ilkeler çerçevesinde böylesi bir iş birliğinin lokomotifi olabilir. Değilse, MHP stepnesi olarak varabileceği yer bellidir.

Ülkemizde milliyetçiliğin tepki hareketi olmaktan, geçmişe güzellemeden, kof hamasetten; bir türlü milletin refahı ve milletler yarışını önde götürmeye odaklanamayışı ayrı bir yazı konusudur.

Ömer Dönderici

1971’de girdiği Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bir grup arkadaşıyla birlikte 4 kitapla sınırlı Kömen Yayınevini kurdu; Öncü adlı aylık dergiyi çıkardı. 1977 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirip 1984’te İç Hastalıkları, 1991’de Gastroenteroloji uzmanı oldu. 1984-89’da Sinop Devlet Hastanesi’nde, 1989-91’de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, 1991-93’te Ankara Numune Hastanesi’nde çalıştı. 1993’te Özel Sevgi Hastanesi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1995’te Sevgi Eğitim ve Bilgi Teknolojileri (SEBİT)’in kuruluşunda görev aldı ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı. 1999’da Aile Doktorluğu Sağlık Hizmetleri (Dr Pozitif) kurucuları arasında yer aldı. 2001’de Datasel Bilgi Sistemleri’nde danışmanlık ve genel müdürlük yaptı. 2002-2014’te Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Eğitim Görevlisi ve Eğitim Sorumlusu olarak çalıştı. 2014’te emekli oldu. 12’si yurt dışı dergilerde yayımlanmış, toplam 86 atıf almış yurt dışı, 35 yurt içi tıbbî makalesi, iki kitap bölümü bulunmaktadır. Dr Pozitif adlı sağlıkla ilgili yazılarını içeren bir site ile Arayış adlı kişisel bloğu vardır.

Yazar:
Ömer Dönderici

Son Yazılar

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026

Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye

Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku

02.04.2026