<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bosna hersek arşivleri - Milli Düşünce Merkezi</title>
	<atom:link href="https://millidusunce.com/tag/bosna-hersek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://millidusunce.com/tag/bosna-hersek/</link>
	<description>Dünyaya Türkçü bakış</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Nov 2023 14:51:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.2</generator>
	<item>
		<title>Merdivenler</title>
		<link>https://millidusunce.com/merdivenler/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/merdivenler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Nov 2023 17:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Dubrovnik]]></category>
		<category><![CDATA[Ragusa]]></category>
		<category><![CDATA[Stradun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=45669</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dubrovnik şehri, kendisi küçük ama şöhreti büyük. Bu şöhret, denizinden ya da ormanından değil, çok iyi korunmuş kalesinden geliyor. Bence o bitmek tükenmek bilmeyen merdivenlerden!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/merdivenler/">Merdivenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmerdivenler%2F&amp;linkname=Merdivenler" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmerdivenler%2F&amp;linkname=Merdivenler" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmerdivenler%2F&amp;linkname=Merdivenler" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmerdivenler%2F&amp;linkname=Merdivenler" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fmerdivenler%2F&#038;title=Merdivenler" data-a2a-url="https://millidusunce.com/merdivenler/" data-a2a-title="Merdivenler"></a></p><p><em>Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden</em> diyordu Ahmet Hâşim.</p>
<p>Hızlı çıkmak ne mümkün zaten?!</p>
<p>Bugüne kadarki hayatımda çıktığım merdivenlerin toplamı kadar merdiveni iki günde çıktım. İndim çıktım, indim çıktım.</p>
<p>Daracık, upuzun sokaklar… Fakat sokaklar baştan sona merdiven! Bitmeyecekmiş gibi görünen taş merdivenler… Basamak araları yüksek. Basamakları enli. Basamakları eğri büğrü.</p>
<p>Hâşim’in merdivenleri değil bunlar.  Dubrovnik’in merdivenleri.</p>
<p>“<em>Eteklerimde güneş rengi bir yığın yaprak</em>” yoktu. Çünkü hiç ağaç yoktu. Ve güneş bütün kudretini gösterdiği en kızgın günlerindeydi.</p>
<p>Bosna Hersek’in denize açılan tek kapısı olan, haritalarda zor görünen 21 kilometrelik kıyı şeridinde kurulu, sayfiye şehri Neum’dan arabayla yola çıktıktan ve Adriyatik’in lacivert sularını seyrederek bir saat gittikten sonra Dubrovnik.</p>
<p>Sürücümüz bizi bir kale kapısı önünde bıraktı, gitti. “Bu kapıdan girin!” dedi. Girdik.</p>
<p>Dubrovnik. Nâm-ı diğer Ragusa.</p>
<p>Burada bir yerleşim yerinin kuruluşu yedinci yüzyıla kadar gidiyor. Fakat Ragusa’nın kendisinden söz ettirişi ortaçağlarda. Bir ortaçağ liman şehri burası. Surlarla çevrili şehir devleti. Kâh Bizans’ın hâkimiyetinde, kâh Venedik’in… On dördüncü yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla kadar kendi kendini yöneten hür bir devlet, bir cumhuriyet kabul ediliyor ama Birinci Murad devrinden itibaren Osmanlı Devleti’nin himayesi altında. Osmanlı Adriyatik kıyısındaki bu küçük devleti fethetmedi, vergiye bağladı; kendi güvenliği ve ticarî hayatı için önemli görmüş olmalı ki, pek çok imtiyazlar tanıdı.  Ragusa Cumhuriyeti asırlarca Osmanlı İmparatorluğu’na yıllık vergi (haraç) öderken, elde ettiği ayrıcalıklarla ticarette, özellikle deniz ticaretinde çok ilerledi, zenginleşti. Atlantik yolunun ve Amerika’nın keşfinden itibaren Asya-Avrupa arasındaki ticarette Akdeniz’deki taşımacılığın rolü azalmaya başlayınca Ragusa da yavaş yavaş önemini yitirdi. 1800’lere kadar Osmanlı’ya vergi verdikten sonra Napolyon ordularının işgali, sonra Avusturya İmparatorluğu’nun ilhakı. Sonra Yugoslavya günleri. Sonra 1991… Savaş, bombardımanlar, bağımsızlık. Hırvatistan.</p>
<p>Nefes nefese, kan ter içinde kalarak merdivenleri çıkarken bu ortaçağ şehrinde yaşadığımı hayal ettim. İki kolumu açsam duvarlara değeceğim kadar dar şu sokaklardaki evlerden birinde… Pencereleri birbirinin içine bakan evler. Bu pencerelerden güneş ışığı girmez ki! Bu merdivenli sokaklardaki loş binalarda ömür geçer mi? Üç taraf deniz güya. Ama bu merdivenli sokaktaki binalardan birinde oturan bir kadın denizi nasıl görecek? Şehrin çevresi surlarla kapalı. Şimdi turistler kale duvarlarının üzerinde sere serpe geziniyor. O vakitler şehir halkının böyle bir hakkı olduğunu sanmıyorum. Çünkü güvenlik meselesi. Bu surlar boşuna mı dikildi? Mazgallar var. Mazgala yaklaşıp dışarıya bakmak serbest idiyse bile, deniz manzarası mı denir ona? Yok, bana göre değil bu kale şehir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-45678 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.41_ba8afa8d.jpg" alt="" width="1512" height="2016" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.41_ba8afa8d.jpg 1512w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.41_ba8afa8d-225x300.jpg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.41_ba8afa8d-768x1024.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.41_ba8afa8d-1152x1536.jpg 1152w" sizes="(max-width: 1512px) 100vw, 1512px" /></p>
<p>Dalmaçya kıyıları yemyeşil. Kale dışı Dubrovnik yemyeşil. Ama kale içinde ağaç yok denecek kadar az. Taş, taş, taş ve merdivenler… Daracık sokakları dolduran taş merdivenlerin iki yanına saksılar konmuş. Çiçekler, yeşillikler… Hiç yoktan iyidir, diyerek.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-45679 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_b6b400ca.jpg" alt="" width="1512" height="2016" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_b6b400ca.jpg 1512w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_b6b400ca-225x300.jpg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_b6b400ca-768x1024.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_b6b400ca-1152x1536.jpg 1152w" sizes="(max-width: 1512px) 100vw, 1512px" /></p>
<p>Taş merdivenli sokaklardaki binalar restore edilmiş, belki de hepsi otel olarak kullanılıyor bugün. Onlardan birinde kaldık. İnsan hiç görmediği bir şehirde -bir ortaçağ şehrinde- otel rezervasyonu yaptırırken bazı şeyleri tam canlandıramıyor zihninde.  Bu kadar merdiven… Bu kadar dar sokaklar… Tahmin etmemiştim! Otelin yaşlı fakat dinç duruşlu sahibesi Anna, bizi gurbetten gelen yeğenlerini karşılayan müşfik bir teyze gibi coşkuyla buyur etti. Masanın üzerine bir tabak elma koymuş. Bir sürahi buzlu su. Hatta bir şişe likör! Hiç böyle bir otel tecrübemiz olmamıştı! Ah o buzlu su!</p>
<p>Kale içi şehrin ortasında bir ana cadde var: Stradun. İşte orası hoş. Geniş, düz, boydan boya uzanan bir yürüme yolu. Kelime İtalyanca “Stradone”den geliyor.  Özel isim değil, sadece “cadde” demek. Hani bizde de Bağdat Caddesi’ne artık sadece “Cadde” denir oldu ya! Cadde dediniz mi nereyi kastettiğiniz bellidir. “Stradun” dediniz mi de, işte burası! Stradun kalenin kara tarafındaki -bizim ilk girdiğimiz- giriş kapısı ile deniz tarafındaki ikinci bir kapı arasında uzanıyor. İki tarafında cumhuriyetin idarecilerinin, asillerinin, subaylarının, din adamlarının oturduğu evler, resmî binalar, kiliseler, saraylar. Şimdi hemen hepsi müze olarak geziliyor. Şimdi hemen hepsinin giriş katları şık mağazalar olarak düzenlenmiş. Gördüğüm kadarıyla Stradun sadece Dubrovnik’i görmeye gelen turistlerin uğrak noktası değil, Dubrovniklilerin de piyasa yeri. Bilhassa akşamları. Ama Dubrovnik’te yerli halktan çok turist var tabii! Açık hava kahveleri, lokantalar, müzisyenler, küçük konserler, dükkânların ışıltıları ile mükemmel bir gezinti yeri. Motorlu vasıta trafiği olmayan bir caddede gezmek ne rahatmış! Yalnız ağaç yok! Ağaç yok ama bütün çeşmeler şırıl şırıl akıyor ve içilebiliyor. Burada da Bosna’da olduğu gibi sokaklardaki tarihî çeşmelerin buz gibi soğuk suları içilebiliyor. Güneşin yakıcılığına ancak bu sularla tahammül ediyoruz. Şişenizi doldurun, yüzünüzü yıkayın. Başını musluğun altına eğip yıkayanları da gördüm. Tarihî çeşmelerin en ünlü iki tanesi, İtalyan mimar Onofrio’nun, 12 kilometre uzaklıktaki bir kaynaktan şehre su getirerek yaptığı iki çeşme. On beşinci yüzyıl. Onofrio’un Büyük Çeşmesi ve Onofrio’nun Küçük Çeşmesi. Stradun’un iki ucuna yerleşmişler. Büyük olan çeşme çokgen bir kümbete benzeyen şekliyle, yer aldığı küçük meydanın cazibe merkezi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-45681 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_337dda58.jpg" alt="" width="1512" height="2016" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_337dda58.jpg 1512w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_337dda58-225x300.jpg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_337dda58-768x1024.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_337dda58-1152x1536.jpg 1152w" sizes="(max-width: 1512px) 100vw, 1512px" /></p>
<p>Stradun üzerinde iki manastır var. Biri Fransiskan Manastırı. Herhalde sur içinin en ağaçlı, en yeşil yeri manastırın son derece bakımlı avlusu. Avrupa’nın ve dünyanın ilk eczanelerinden biri burada. 1317’de açılmış. Hâlen de faaliyette. O yüzden “Avrupa’nın hâlâ çalışan en eski eczanesi” diyorlar. Manastırın giriş katındaki kemerli, sütunlu galerilerden birinde. Bir bölümünü eczane müzesi olarak ziyarete açmışlar. On dördüncü yüzyılda rahiplerin kullandığı alet edevat, demir döküm karıştırma kapları, porselen saklama kapları, şişeler, boy boy havanlar, teraziler, sürahiler, kitaplar, reçete defterleri. Hem manastırın sakinlerine, hem şehir halkına hizmet veriyorlarmış, şehir halkına yapılan satışlar manastıra gelir sağlıyormuş. Duvarda kara bir oyuk, havan topu mermisi isabet etmiş. Yuvarlak bir cam çerçeve içine almışlar. Altında bir tarih: 6 Aralık 1991. Bu tarih, son savaşta Dubrovnik’in en ağır bombardımana uğradığı tarih. Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Dubrovnik de aylarca kuşatma altında kaldı, denizden ve havadan Sırp güçleri tarafından bombalandı. Sur içindeki binaların yüzde 60’ının hasar gördüğünü söylüyorlar. Duvarlardan birinde bir levha üzerinde ülkelerin bayrakları sıralanmış. “Nedir bu?” derken… Bayrakların altında burayı ziyaret eden devlet adamlarının imzaları, isimleri. İki tane Türk bayrağı var. Birinin altında Süleyman Demirel’in adı ve imzası. Tarih: 24 Eylül 1997. Diğerinin altında Recep Tayyip Erdoğan’ın adı ve imzası. Tarih: 12 Haziran 2006. Eczanenin bugün hâlâ çalışan bölümü restore edilmiş, camla kaplanıp dükkân havası verilmiş. Modern tıbbın ilâçlarının yanı sıra, satışa sunulmuş bazı kremler, losyonlar Fransiskan rahiplerinin kaç asırdır devam edegelen tariflerine göre, bölgedeki otlardan yapılıyormuş.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45682 size-full" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_445f5efc.jpg" alt="" width="1512" height="2016" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_445f5efc.jpg 1512w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_445f5efc-225x300.jpg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_445f5efc-768x1024.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Gorsel-2023-11-09-saat-17.01.42_445f5efc-1152x1536.jpg 1152w" sizes="(max-width: 1512px) 100vw, 1512px" /></p>
<p>Yine Stradun üzerinde Rektör’ün Sarayı görülmeye değer. Bu devletçiğin idare merkezi ve yöneticilerin ikametgâhı; onlara ait gösterişli mobilyalar, kıymetli biblolar, saatler, aynalar, tablolar, heykeller, silahlar… Bildiğiniz saray!</p>
<p>Dubrovnik ya da tarihteki adıyla Ragusa ilginç bir şehir devlet. 1418’de köle ticaretini ve köleliği yasaklayarak bu konuda başı çeken birkaç devletten biri olmuş. 1432’de yetimhane açılmış, dünyadaki ilk örneklerden deniyor. Bugün kapısı penceresi taş ile örülü. O zamanlar, anne ya da baba -ki bu annedir çoğu zaman- evlâdını bırakma utancı yaşamasın diye girişte bir düzenek varmış. Çaresiz anne, bebeğini, altında tekerlek olan bir dolabın içine koyup döndürerek içeriye gönderiyor, o sırada bir de çıngırak sesi duyuluyormuş ki içerdeki rahibeler vaziyeti anlasın: Gelen var! Yine 1377’de Ragusa’da karantina hastanesi kurulmuş, “Lazereti” diyorlar. Tabii “dışarısı” ile irtibatı fazla bir şehir, deniz ticareti, gemiler, tayfalar, tüccarlar. Ortaçağ dünyası bilhassa vebadan sık sık kırılmakta. Lazereti, kale duvarlarının hemen dışında, denizin kıyısına kurulmuş alçak boylu, uzun, geniş bir bina. Bugün kültür merkezi. Düğünler için gözde bir mekân. Asırlarca nice acılara, ıztıraplara şahitlik etmiş duvarlar, tavanlar, pencereler şimdi restorasyondan geçmiş pırıltılı halleriyle insanların mutluluklarını seyrediyor.</p>
<p>Dubrovnik televizyon dizisi <em>Game Of The Thrones =Taht Oyunları’</em>nın çekildiği mekânlardan biri olduğundan son yıllarda popülerliği arttı. Şehirde pek çok dükkân var, vitrinlerinde, kapılarında “Taht Oyunları ile ilgili aradığınız her şey burada” yazıyor. Dizi figürlerinden türlü çeşit hediyelik eşyalar. Yine dizinin çekildiği yerleri tek tek gösteren, sahnelerin nasıl çekildiğini anlatan günlük turlara da katılabilirsiniz. Bu film setlerinden en meşhuru, galiba Jesuit’in Merdivenleri. Kalabalık, orada fotoğraf çekmek için yarışıyor. Ben diziyi seyretmedim ama bu merdivenlerde çekilen çok çarpıcı sahneyi öğrendim. Dubrovnik’te film çekilir de merdivensiz olur mu? Merdivenler işe karışmasa olur mu?</p>
<p>Dubrovnik şehri bugün sadece sur içinden ibaret değil. Adriyatik boyunca dar bir kıyı şeridinden sonra yükselen yemyeşil yamaçlar, yamaçlara yakışmış kırmızı kiremitli beyaz evler. Adriyatik’in lacivert sularında yemyeşil uzanan küçük adalar… Teleferikle çıkıp dört yüz küsur metreden bakarsanız, denize doğru el ayası şeklinde uzanmış kale içi ve orayı çevreleyen mavi ile yeşilin kucaklaştığı tabiat gözünüzün önüne seriliyor. Güzel, ama bu açıdan herhangi bir Akdeniz şehri… Nüfusu elli bin bile olmayan bir şehir burası. Kendisi küçük ama şöhreti büyük. Bu şöhret, denizinden ya da ormanından değil, çok iyi korunmuş kalesinden geliyor.</p>
<p>Bence o bitmek tükenmek bilmeyen merdivenlerden!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/merdivenler/">Merdivenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/merdivenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dağ, Su, Tekke…</title>
		<link>https://millidusunce.com/dag-su-tekke/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/dag-su-tekke/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 18:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Blagay Tekkesi]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Buna Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Bektaş-ı Veli]]></category>
		<category><![CDATA[Hırvatistan]]></category>
		<category><![CDATA[Neretva Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Peljesac Köprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeli]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı Saltuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=45226</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sulh ve sükûn Buna’nın kaynağında kaldı! O odada!<br />
Deniz, Adriyatik… Lacivert sular… Dalmaçya kıyıları… Neum’dan güneye doğru yola koyulduktan birkaç dakika sonra sınır kapısı. Hırvatistan!</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dag-su-tekke/">Dağ, Su, Tekke…</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdag-su-tekke%2F&amp;linkname=Da%C4%9F%2C%20Su%2C%20Tekke%E2%80%A6" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdag-su-tekke%2F&amp;linkname=Da%C4%9F%2C%20Su%2C%20Tekke%E2%80%A6" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdag-su-tekke%2F&amp;linkname=Da%C4%9F%2C%20Su%2C%20Tekke%E2%80%A6" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdag-su-tekke%2F&amp;linkname=Da%C4%9F%2C%20Su%2C%20Tekke%E2%80%A6" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fdag-su-tekke%2F&#038;title=Da%C4%9F%2C%20Su%2C%20Tekke%E2%80%A6" data-a2a-url="https://millidusunce.com/dag-su-tekke/" data-a2a-title="Dağ, Su, Tekke…"></a></p><p style="text-align: right;">“<em>Saltık, seni Rum ülkesine saldık</em>.”</p>
<p style="text-align: right;">Hacı Bektaş-ı Veli</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buna Nehri&#8217;nin kaynağına gidiyoruz.</p>
<p>Neretva Nehri’nin kollarından, 9 kilometrelik kısacık Buna. Saniyede geçen ortalama 43 metreküp su ile Avrupa’nın debisi en yüksek içilebilir su kaynaklarından biri olan Buna. Tertemiz suyu buz gibi soğuk Buna. 8-9 santigrat dereceyi geçmeyen suyu, kasabada elektrik yokken, yiyecekleri bozulmadan saklama konusunda buzdolabı vazifesi gören Buna.</p>
<p>Mostar’dan yola çıktıktan on beş-yirmi dakika sonra, Blagay kasabası… Arabadan inip yürüyoruz. Blagay, Sırp dillerinde “ılıman, ılımlı, hafif, yumuşak” demek olan “blaga” kelimesinden geliyor.</p>
<p>İncir, dut ve nar ağaçları arasındaki dar ve taşlı yoldan kıvrılınca birden karşımızda inanılmaz bir manzara! İşte Buna Nehri! Ve… Karşı kıyıda yüksek ve dimdik, kayalık bir dağ. Bir uçurum! Dibinde bir mağara. Mağaradan kopup gelen bir akarsu. Yeşille mavi arası bir su. O dimdik kayalardan şekillenmiş gibi, o sarp kayaların bağrından doğmuş gibi, kayalarla koyun koyuna, ön cepheden üç katlı, ahşap beyaz bir bina. Binanın önü su, arkası, yanı duvar gibi dağ…  İnsanın gözünü alamadığı çarpıcı bir manzara. Bu evi buraya nasıl yaptılar? Bu evi niçin buraya yaptılar?</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45231 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/10/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-22.58.27_f1945382-768x1024.jpg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/10/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-22.58.27_f1945382-768x1024.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/10/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-22.58.27_f1945382-225x300.jpg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/10/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-22.58.27_f1945382-1152x1536.jpg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/10/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-22.58.27_f1945382.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Burası Blagay Tekkesi’dir.</p>
<p>Dağ, su, tekke.</p>
<p>Tekke, Osmanlı’nın bu topraklara ayak basmasından çok önce, Rumeli’ye doğru inanç seferberliğine çıkan alperenlerin ocağı olmuş. Bilhassa bir isim öne çıkıyor: Sarı Saltuk. Kendilerine mekân olarak burayı ilk seçenler kimdi? İlk taşı koyan, ilk harcı karanlar kimdi? Sonraki asırlarda birçok tamirat geçiren binayı ilk defa Sarı Saltuk mu kurdu? Bu inanılmaz köşenin seçilmesi sükûneti ve emniyeti için olsa gerek. O ilk taşı koyanlar, ilk harcı karanlar ordu ile gelmemişlerdi zira. Gönüller fethine gelmişlerdi. Yeni ayak basılan topraklarda güvenliği sağlamak için sırtını dağa vermek şarttı. <em>“Arkam sensin kal’am sensin dağlar hey…” </em>demişlerdi.</p>
<p>Suyun beri yakasından seyrine doyamadığımız tekkenin içine girmek üzere nehir üzerindeki köprülerden birinden karşıya geçiyoruz.</p>
<p>Dağa yaslanmış duran tekke binasına uzanan taş döşeli iki yanı çiçekli yol boyunca demir tırabzanlara takılı levhalarda Arap harfleriyle “Hû” yazıyor.</p>
<p><em>Hû diyelim gerçeklerin demine</em></p>
<p><em>            Ger</em><em>çeklerin demi nurdan sayılır</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><em><sup><strong>[1]</strong></sup></em></a></p>
<p><em>            …</em></p>
<p>Girişte bir mermer levhada tanıtım yazısı:</p>
<p><em>&#8220;Alperenler Tekkesi. 15. yy başlarında alperenler( dervişler) tarafından, “Yaratılanı Yaratandan ötürü sevmek” idealiyle kurulan tekke, tarihinde Kadirî, Rufaî, Halvetî ve Nakşibendî tarikatlarına ev sahipliği yapmış ve halen de devam etmektedir. Türbe (Sarı Saltuk ve Şeyh Açıkbaş), ibadet odaları, misafirhane, mutfak, hamamlık, iç avlu ve abdesthane bölümlerinden oluşmaktadır.&#8221;</em></p>
<p>Tekkenin kuruluş tarihi on beşinci yüzyıl olarak verilmiştir, ama Sarı Saltuk’un on üçüncü yüzyılda yaşadığına inanılır. Bu noktada Sarı Saltuk -veya Sarı Saltık- tarihî bir şahsiyet mi, menkıbevi bir şahsiyet mi, sorusu akla geliyor. Alperen mi, gazi derviş mi, destan kahramanı mı? Hepsi mi? Belki birden fazla kişi Sarı Saltuk kimliğinde birleşmiş. Görünen o ki, destan kimliği tarihî kimliğinin önünde ve üstünde. Rumeli’nin Müslümanlaştırılmasında ilk akla gelen isimlerden biri. Ahmed Yesevî’nin dervişi olduğuna ve Pîr-i Türkistan’ın onu Hacı Bektaş-ı Veli’ye gönderdiğine, Hacı Bektaş’ın ocağından da irşat seyahatlerine çıktığına inanılır. Başka türlü rivayetler de vardır. Halk kıymet verdiği isimler üzerinde hikâyeler dillendirmekte serbesttir. Ondan söz eden pek çok eser varsa da hayatı hakkında en önemli kaynak, Cem Sultan’ın emriyle Ebulhayr Rumi’nin yazdığı <em>Saltuknâme</em>’dir.</p>
<p>Tekkedeki türbede yan yana duran iki sandukadan biri gerçekten ona mı ait? Kim bilir? Anadolu’nun ve Rumeli’nin birçok yerinde Sarı Saltuk mezarları var. Daha doğrusu makamları. Burası da o makamlardan biri gibi görünüyor.</p>
<p>Tekkeyi ziyaret edenler sadece Müslümanlar değil, etrafta her dinden, her milletten insanlar görüyorum.</p>
<p>Tekkede pazartesi ve perşembe akşamları zikir yapılmaya devam ediliyormuş.</p>
<p>Ayakkabılarımızı çıkarıp giriyoruz. İnce, uzun, koyu kahverengi tahta pervazlı pencereleri, aynı renkten tahta tavanları, ikinci kata çıkan tahta merdiveni ile yabancısı olmadığımız üslûpta bir Anadolu evi… Sedirlerle, minderlerle, yastıklarla,  halı ve kilimlerle, el işlemeli örtülerle, sade döşeli odalar.</p>
<p>Odanın birinde pencere nişinde küçük bir rahle üzerinde açık bir Kur’an-ı Kerim. Pencere Buna’nın kopup geldiği mağaranın ağzına bakıyor. 240 metre yukarıdan aşağıya dimdik inen kayalık bir dağ ve mağara&#8230; Mavi ile yeşil arası sular mağaranın karanlığından usul usul aydınlığa akmakta. Başka hiçbir şey görünmüyor o noktadan. Savaşlar, acılar, kinler, zulümler, çirkinlikler, kötülükler… Hiçbir şey o noktada yok! Dünyanın karmaşası, kavgası, dağdağası yok!  Dünya o noktada yok! Sulh ve sükûn noktası! Dünyada olmayan iki şey! Suyun sesini dinleyerek ve mağaranın karanlığından çıkıp gelen suyu seyrederek o noktada oturun! Dağ, su ve insan…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-45232 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/10/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-22.58.28_93cba69f-768x1024.jpg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/10/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-22.58.28_93cba69f-768x1024.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/10/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-22.58.28_93cba69f-225x300.jpg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/10/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-22.58.28_93cba69f-1152x1536.jpg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/10/WhatsApp-Gorsel-2023-10-03-saat-22.58.28_93cba69f.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Biz geniş deniz manzaralarına açılan pencereleri seven insanlarız. Adalar, yelkenliler, büyük gemiler, geceleyin ışıklar… Göl manzaraları da olur.  Yahut bir vadinin bütün engebeleri ve türlü tonlardaki yeşilliğine ve geceleri milyonlarca yıldızın parıltısına hâkim pencereler… Bu kadar dar bir manzara içinde derinlik ve ferahlık…  Hayret!</p>
<p>Tekkenin avlusunda açık hava kahveleri var. Yukarıdaki, mağaranın ağzına ve mavi yeşil sulara bakan Kur’an-ı Kerim’li odanın ruhaniyeti ve derinliği, bakır kahve cezvelerinden kulpsuz porselen fincanlara kahveler dökülürken, tabaktaki lokumlar ağza atılırken dağılıyor. Dünya burada! Dünya artık Sarı Saltuk’un, alperenlerin dünyası değil! Bu tekkeye ziyaretçiler gelecektir, 5 Euro giriş ücreti ödeyecektir, onlara hediyelik eşyalar satılacaktır, onların yemeleri içmeleri için mekânlar işletilecektir, para kazanılacaktır.</p>
<p>Tekrar yukarıdaki o odaya çıksam diyorum… O Kur’an-ı Kerim’li pencerenin önüne oturup mağaranın meçhulünden çıkıp gelen yeşil-mavi suyu, o kayalık duvarı seyretsem… Hiç kıpırdamasam… Konuşmasam… Dünyayı unutsam…</p>
<p>Rehberimiz Esmer, el ediyor uzaktan. Gitmemiz gerek!</p>
<p>Öyle… Vakit doldu! Dünya bizi bekliyor. Hâlbuki o pencerede zaman durmuş gibiydi. O pencere zamanı durduracak gibiydi.</p>
<p>Bosna Hersek’in yakın zamanda yaşadığı büyük acıları, yaşayanlardan dinlemekten yorgun düşen ruhumuz, zamanın dışında böyle bir kaçış noktası arıyor belki, fakat alperenler ömürlerini o pencereden dağa ve suya bakarak, dünyayı unutarak geçirmediler. Nehir üzerinde değirmenler kurmuşlar, ağaçlar yetiştirmişler, tarımla uğraşmışlar, çevredeki halkla haşır neşir olmuşlar, gerektiğinde savaşa da katılmışlar. Sonra gelip o noktada oturmuşlar, düşünmüşler. “Alp”lık ve “eren”lik bir denge meselesi değil midir zaten?</p>
<p>Blagay’dan güneye devam ederek Neretva Nehri kıyısında, yeşillikler arasında taş binaları, taş merdivenleri, taş döşenmiş dar sokaklarıyla küçük Osmanlı kasabası Poçitel’i… Neretva’ya dökülen bir başka ırmak Trebizat üzerindeki, 28 metreden akan suları, döküldüğü yerde 120 metre çapında oluşmuş gölü ile Kravica çağlayanlarını, muhteşem yeşil tabiatı ve çok şaştığım köpük köpük soğuk suların içinden yükselen ağaçları ile o su cennetini ziyaret ettikten sonra, ertesi gün güneye doğru devam ediyoruz.</p>
<p>Hiç Bosna Hersek haritasına dikkatle baktınız mı? Bosna Hersek bir kara ülkesi. Fakat denize doğru incecik bir ağzı var. Bir dil… 21 kilometre. O incecik ağzın iki tarafı Hırvatistan. O incecik ağzın sağına gitseniz de Hırvatistan, soluna gitseniz de… Bosna Hersek’e denize açılması için bu kadarcık bir kıyı vermişler.  O dilin dışında bütün kıyı şeridi Hırvatistan’a ait. Daracık kıyıda Bosna Hersek’in sayfiye kasabası Neum var. Neum, Hırvatistan’ın kuzey ve güney toprakları arasında tam bir Akdeniz şehri. Deniz, kum, güneş…  Tabelasında “Pekara” yazılı fırınları ve o leziz börekleri görmeseniz Bosna Hersek’te olduğunuzu anlamayacaksınız. Bu küçük kasaba, bu kısacık sahil şeridi, 1995’te yapılan ve Bosna Savaşı’nı sonlandıran Dayton Anlaşması’nda Aliya İzzetbegoviç’in direnmesi ile Bosna Hersek sınırlarında kalmıştır. Fakat Bosna Hersek’in idari yapısı, etnik yapısı o kadar karışıktır ki, yarın öbür gün bu 21 kilometreyi de, ülkenin denize olan bu tek çıkış noktasını da gasp etmeyeceklerinin garantisi yoktur.</p>
<p>Yarın öbür gün mü? Bu gasp işi çoktan yapılmış! Neum kıyısında sağımıza baktığımızda ilerde beyaz, yelpaze gibi açılmış halatlarıyla zarif bir asma köprü gördük. Rehberimiz “<em>Çinliler yaptı bu köprüyü.</em>” dedi. Peljesac Köprüsü. Çinliler yaptı da, yapana değil, yaptırana bakın! Köprü iki buçuk kilometreye yakın uzunlukta, Hırvatistan ana karasını, yine Hırvatistan toprağı olan Peljesac Yarımadası&#8217;na bağlıyor. Ana karasıyla yarımadasını birbirine bağlamak devletin hakkıdır elbet. Köprü yapılmadan önce Hırvatistan’ın kuzey topraklarından güney topraklarına gitmek isteyen bir Hırvat, iki defa Bosna Hersek sınırını geçmek zorundaydı. Hırvatistan hükûmeti bu zorluğu gidermek istemiş görünüyor. Fakat… Yapılması 1997’de kararlaştırılan, bir takım gecikmelerden, plan değişikliklerinden, protestolardan, bütçe sıkıntılarından, nihayet 2013’te tam üye olup Avrupa Birliği fonlarından kaynak bulunduktan sonra 2018’de inşaata başlanıp 2021’de tamamlanan, 2022’de trafiğe açılan köprü, Bosna Hersek’i baypas ederek, ülkenin açık denizlerle irtibatını kesmek gibi bir amaca da hizmet ediyor. Hırvatistan hâlisane bir niyetle, “<em>Köprüler yaptırdım gelip geçmeye” </em>demiş gibi görünmüyor! “<em>Siz mi kendinize denize açılan toprak kazandınız, ben de böyle yaparım!</em>” Neum kasabası bugün kumsalı, plajları, mavi suları ile deniz kıyısı kasabası manzarasındadır amma iki taraftan sıkıştırılmış bir denizdir bu. Hırvatistan, teorik olarak kendi toprakları üzerinde köprü inşa etme hakkını kullanmıştır, fakat Peljesac Köprüsü Neum’un ve dolayısıyla Bosna Hersek’in dünya ile deniz ulaşımının, deniz turizminin önüne set çekmiştir. Neum’un şu anda büyük bir limanı yok, ama yapılabilir ve şu anki durumda, deniz yüzeyinden 55 metre yükseklikte olan köprünün altından geçip limana, meselâ sekiz-on katlı bir kruvaziyer gemi giremez. Ya bir de savaş çıkarsa?&#8230; Milletlerarası sularla irtibatı olmayan bir Bosna…</p>
<p>Sulh ve sükûn Buna’nın kaynağında kaldı! O odada!</p>
<p>Deniz, Adriyatik… Lacivert sular… Dalmaçya kıyıları… Neum’dan güneye doğru yola koyulduktan birkaç dakika sonra sınır kapısı. Hırvatistan!</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Şah Hatayî</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/dag-su-tekke/">Dağ, Su, Tekke…</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/dag-su-tekke/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tünel</title>
		<link>https://millidusunce.com/tunel/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/tunel/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Aug 2023 18:12:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Umut Tüneli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=44725</guid>

					<description><![CDATA[<p>Saraybosna, Bosna Hersek’in bağımsızlığını hazmedemeyen Sırp kuvvetlerince dört bir yandan sarılmıştı. Sadece havalimanı Birleşmiş Milletler kontrolündeydi. Dünya ile tek irtibat noktası. Dünyaya seslerini duyurabilecekleri ve belki dünyadan yardım alabilecekleri yegâne yer.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tunel/">Tünel</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftunel%2F&amp;linkname=T%C3%BCnel" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftunel%2F&amp;linkname=T%C3%BCnel" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftunel%2F&amp;linkname=T%C3%BCnel" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftunel%2F&amp;linkname=T%C3%BCnel" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftunel%2F&#038;title=T%C3%BCnel" data-a2a-url="https://millidusunce.com/tunel/" data-a2a-title="Tünel"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Şehir kuşatma altındaydı. Dört tarafı dağlarla çevrili şehir… Dört tarafın dağlarından üstüne bombalar yağdırılan şehir… Dört tarafın dağlarında konuşlanmış keskin nişancıların çocuk, kadın, erkek, ihtiyar, genç ayırt etmeden insan avladığı şehir… Ne elektrik, ne temiz su, ne yeterli yiyecek, ne silah, ne mühimmat… Zorlu hava şartları bir yandan. Bir kışı daha çıkarmaları mümkün görünmüyordu. Şehir yok olmanın eşiğindeydi. Bir şey yapmalıydılar. Bütün şehir halkına umut olacak bir şey! Umut tünelini kazdılar.</p>
<p>Saraybosna, Bosna Hersek’in bağımsızlığını hazmedemeyen Sırp kuvvetlerince dört bir yandan sarılmıştı. Sadece havalimanı Birleşmiş Milletler kontrolündeydi. Dünya ile tek irtibat noktası. Dünyaya seslerini duyurabilecekleri ve belki dünyadan yardım alabilecekleri yegâne yer. Dünyaya açılan kapı. Gerçi o kapı dünyanın ne kadar umurundaydı?! Şehir dünyanın ne kadar umurundaydı?!</p>
<p>Kazmaya başladılar. Saraybosna’nın, Bosnalı Müslümanların elinde kalmış iki kenar mahallesinde kazı başladı. Bir tarafta havalimanına yakın Butmir. Öte tarafta on sene önce, Olimpiyat Köyü kurulan Dobrinja.</p>
<p>Ah o olimpiyat köyü! 1984’tü sene. Kış olimpiyatları Saraybosna’da yapılacaktı. Şehir halkını bir heyecan sarar. “Elli yıllık hayatımın en güzel senesi idi” diyormuş rehberimizin babası. Fakat… Kar gerek! Kar yağmıyor! Her güne kar ümidiyle başlıyorlar. Kar yok! Her sene bu mevsimde bembeyaz örtülen şehir şimdi kuru! Ne yapalım, ne edelim derken ahali kar duasına bile çıkar! Nihayet, olimpiyatların başlamasına iki gün kala, öyle bir kar yağar, öyle bir kar yağar ki, bu defa yollar kapanır. Hayat felç! Şehir halkı şaşkın… Ama pes etmek yok! Herkes ellerine kazmaları kürekleri alır ve yolları, kaldırımları, meydanları temizler. Şehir el birliğiyle olimpiyatlara hazır hale getirilir.</p>
<h2>Uçak Pistinin Altındaki Tünel</h2>
<p>Şehir halkı on sene sonra ellerine kazmaları, kürekleri bir kere daha aldı. On sene önce olimpiyat oyunlarından yüz akı ile çıkmak için almışlardı, şimdi hayatta kalmak için! Şehrin idarecileri, devlet adamları ve ordu karar vermişti, Dobrinja ile Butmir arasında, havalimanının pistinin altından geçen tünel kazılacaktı. Kuşatma altındaki şehri ayakta tutmak için yapılabilecek en doğru işin bu olduğu düşünülmüştü. Bahçeli, müstakil evlerin bulunduğu Butmir mahallesindeki iki katlı mütevazi evin sahibi Kolar ailesi tünelin girişinin evlerinin bodrumundan yapılmasını kabul ettiler. “Neyimiz varsa sizindir” dediler. Tünelin Dobrinja’da çıkış -yahut giriş- yeri bir apartmanın garajında idi.</p>
<p>İki taraftan kazı başladı. 128 kişi bir taraftan, 132 kişi öteki taraftan. Yirmi dört saat vardiya usulü kazıyorlardı. Kürek, kazma, el arabası, kova, lamba… Dört ay dört gün hiç durmadan kazdılar. Olabildiğince gizli. Tonlarca toprak dışarı çıkarıldı. Yüzlerce kilo kalas, demir çubuk içeri girdi. En derin yeri beş metre, genişlik bir metre, yükseklik bir metre altmış santim… Sekiz yüz metre boyunca kazdılar. Askerler ve maden işçileri de geldi. Ücret, günde bir paket sigara idi. Sigara içmeyenler için bile. Çünkü sigara iyi bir takas malıydı, çok pahalıydı. Tünelin içine elektrik kabloları döşendi; hastanelere, önemli binalara elektrik sağlanacaktı. Şehre petrol taşıyacak borular döşendi. Ray döşendi, ağır teçhizat ve yaralılar rayda giden sedyelerle, küçük vagonlarla nakledilecekti. İki taraftan kazanlar havalimanının pistinin altında buluştular.</p>
<p>1993 temmuzunda tünel kullanıma hazırdı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-44726 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/08/Umut-Tunelinden-fotograf-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/08/Umut-Tunelinden-fotograf-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/08/Umut-Tunelinden-fotograf-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/08/Umut-Tunelinden-fotograf-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/08/Umut-Tunelinden-fotograf.jpeg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Kapının dışında bombardıman devam ediyordu. Sırplar burada bir tünel kazıldığını biliyor, fakat bütün çabalarına rağmen girişlerin nerede olduğunu keşfedemiyor, durmaksızın bölgeyi, mahalleyi bombalıyorlardı. Olimpiyat Köyü’nün gösterişli binaları da yıkıldı, harabe oldu. Tünel kapısında, girmek için sıra bekleyenler öldü. Mühendisler öldü, işçiler öldü. İşçiler ki, çoğu şehrin sivil halkı. Olimpiyat öncesi yağan karı keyifle temizleyenler…</p>
<p>Uzun, ancak tek yönlü trafiğe geçit verecek kadar dar ve yetişkin bir insanın ancak kambur yürüyebileceği bir tünel… Günde ortalama üç-dört bin kişi geçiyordu tünelden. O taraftan bu tarafa, bu taraftan o tarafa. Bazen trafik sıkışır, geçiş saatler sürerdi. Sırtta taşınan patates, soğan çuvalları, elde taşınan yumurtalar. Yumurtalar bazen kırılır, havası zaten yetersiz tüneli kesif bir bozuk yumurta kokusu sarardı. Bu bölgede yeraltı suyu seviyesi yüksekti ve içerdekiler çoğu zaman dizlerine kadar çamurlu sularda yürümek zorunda kalırlardı. Sık sık suyu dışarıya boşaltmak gerekiyordu.</p>
<p>Ziyaret için yapılan replika bir parça aydınlatılmış. Ama otuz sene önceki orijinal tünelin, görünen -fakat girilmesi tehlikeli olabileceğinden dolayı yasak- kısmına yaklaşıp baktım. Ürkütücü… Karanlık… Yerin altındaki bu karanlık, havasız, ıslak koridorda, sırtında yüklerle 800 metre gitmek!… Gitmek ve nasıl geleceği belli olmayan istikbalden korkmak. Yine de Saraybosna halkına “tünelin ucunu” gösteren bu tünel oldu.</p>
<p>Bu karanlık tünelden şehir halkının yanı sıra siyasetçiler geçti, diplomatlar geçti, gazeteciler geçti, insanî yardım ekipleri geçti, destek olmaya gelen sanatçılar geçti. Gıda maddeleri, silah, mühimmat, ilâç, hatta hayvanlar taşındı. Kaçakçılık bile yapıldı! Her savaşın vurgunu, vurguncuları olurdu.</p>
<p>Modern tarihin en uzun kuşatması. Dört sene! 1992-1996</p>
<h2>Bosna&#8217;da Bir de Yerin Altı Var</h2>
<p>Savaştan sonra tünel unutuldu. Su bastı, büyük kısmı çöktü. Butmir yakasındaki evin sahibi Kolar ailesi tünelin evlerinin bodrumundan başlamasına izin verdikleri gibi savaş sonrası unutulan tünelin tekrar hatırlanmasını da sağladılar. Kendi evlerindeki girişten itibaren yirmi beş metrelik kısmını kurtardılar. Bugün Saraybosna’nın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri. Ziyaretçiler, o yirmi beş metrelik kısmın tıpkısı olan replikada yürüyorlar. Aile, savaştan kalan, tünelle ilgili toplayabildikleri, bulabildikleri eşyalarla küçük bir müze de meydana getirmiş. Kullanılan silahlar, elbiseler, gıda maddeleri, kıyafetler, her çeşit eşya sergileniyor. Hatta, tüneli ziyaret edecek mühim kişiler için yapılmış rayda yürüyen koltuk var! Aliya İzzetbegoviç bu koltuğa oturarak tüneli katetmiş.</p>
<p>Avluda bir çeşme. Mermerinde “Hair Çesma” yazıyor. Hayır çeşmesi… Yaşananları anlatan kısa bir film seyrediyoruz. Hatıra hediyelik eşyalar satan küçük bir dükkân da ihmal edilmemiş.</p>
<p>Bahçeli, müstakil evlerin bulunduğu havalimanına yakın mahallede iki katlı mütevazi bir ev… Evin duvarları mermilerle delik deşik. Yerde bir Saraybosna Gülü! Duvarda bir yazı: <em>Tunel Spasa.</em> Umut Tüneli. Kolar ailesi savaştan sonra evlerinin tamir edilmesi için destek teklif edenleri geri çevirmiş, evi olduğu gibi korumak istemiş, fakat yirmi beş metrelik bir tamiratın savaşta neler çektiklerini hatırlatmak için yeterli olmadığını düşünüyor, “Biz, başımıza gelenleri her elli senede unuturuz. Unutmasaydık savaşlar olmazdı.” diyorlar.</p>
<p>Toprağının üstü, yeşilin her tonuyla bezeli Bosna’da bir de yerin altı var.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/tunel/">Tünel</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/tunel/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri</title>
		<link>https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Göktürk Tunceroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2023 17:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim kalemlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=44414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şehir “Saray Ova” diye anılmaya başlanır. Sonra bazen Bosna Sarayı, bazen Saraybosna… Bugün de hemen bütün dillerde Saray Ova’dan mülhem “Sarajevo” olarak geçmekte.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/">Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&amp;linkname=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Fguneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz%2F&#038;title=G%C3%BCneydo%C4%9Fu%20Avrupa%E2%80%99daki%20Serhat%20%C5%9Eehri" data-a2a-url="https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/" data-a2a-title="Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p>Her şey yolunda görünüyordu.</p>
<p>Şehir doksanlı yılların dehşet ve vahşet hatıralarını üzerinden atmışa benziyordu. En şık kıyafetlerini giyinip gezintiye çıkmış şehrin yerlileri, uzun boylu, ince, güzel genç kızlar, delikanlılar… Önlerindeki rehberlerinin peşine takılmış, taş döşeli, daracık yollarda fotoğraf çeke çeke, terleye terleye, su içe içe giden turistler… Pipo ya da sigara tüttürenler, nargile çekenler, yiyenler, alkollü, alkolsüz içenler… Gülüp oynayan, şakalaşan, bağrışan, coşan liseliler… Işıklı ve renkli balonlarıyla oynayan çocuklar… Dondurmacılar, köfteciler, börekçiler… Köfte kokuları… Müşterisiyle dondurma kaptırmama oyunu oynayan Maraşlı dondurmacı vatandaşımız… Kemancılar, akordiyoncular, gitaristler…   <em>Bella Ciao </em>çalan üç kişilik grup, onlara alkış tutanlar… Akıllı telefonunun kamerasını kendine çevirip ayna gibi kullanarak makyaj tazeleyen kadınlar… Hediyelik eşya dükkânlarında alışveriş yapanlar… Açık hava kahvelerinde bakır cezvelerden kulpsuz fincanlara kahve koyup ilk yudumdan önce ağızlarına bir lokum atanlar… İki dirhem bir çekirdek giyinmiş, moda dergisi için çekim yapan mankenler… Hürriyet Meydanı’nda, meydanın döşemesine dizili yetmiş santim boyunda plastik taşlarla satranç oynayanlar…</p>
<p>Başçarşı’da her şey yolunda görünüyordu.</p>
<p>Şehir doksanlı yılların dehşet ve vahşet hatıralarını üzerinden atmışa, hatta unutmuşa benziyor, diye düşünüyordum.</p>
<p>Ta ki… Öğlen saat 12’de o siren sesini duyana kadar… Kalın, ağır, ürpertici, sarsıcı bir ses. Bir dakika boyunca. Temmuzun 11’ydi. Geleli yirmidört saat olmamıştı daha. Önce Başçarşı’ya dalmış ve o çok renkli, çok sesli, keyifli kalabalığa katılmıştık. Ardından şehir turu yaptıran rehberin peşine takıldık, Başçarşı’dan çıkıp nehre doğru yürüdük. Rehberimiz bizi uyardı. “Bugün 11 Temmuz” dedi.</p>
<p>Sonra o ses… Miljacka (Milyatska) Nehri boyunca insanlar durdu, arabalar durdu. Birdenbire o kadar ağır bir hüzün atmosferi oluştu ki… Gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. Her şey yolunda değildi burada!</p>
<p>11 Temmuz 1995. Bu sene Srebrenitsa katliamının yirmisekizinci yılı. O gün akşama kadar, Milyatska Nehri’nin kıyısındaki heybetli belediye binasında, katliamda can veren 8 bin küsur kişinin ismi okundu. Her sene böyle olurmuş.</p>
<p>Saraybosna’dayız.</p>
<p>Saat 12’deki bir dakikalık tevakkuftan sonra bizler de gezinmeye, dolanmaya, yiyip içmeye devam ettik. Ama isimleri okuyan o boğuk ses akşama kadar peşimizi bırakmadı, bizi derinden derine takip etti.</p>
<p>Sonra “Saraybosna gülleri”ni gördük. Şehir kuşatma altındayken, havan topları ile dövülürken, en az üç kişinin can verdiği her yerde bir Saraybosna gülü var! Havan topu mermisinin yerde açtığı delikler, oyuklar, yarıklar kırmızı reçine ile doldurulmuş. Şehit düşenlerin, dökülen kanların anısına etkileyici ve sarsıcı bir sembol. Balkan coğrafyasının çocuğu Yahya Kemal’in mısraları akla geliyor:</p>
<p><em>Cennette bugün açmış gülleri görürüz de,</em></p>
<p><em>            Hâlâ o kızıl hatıra titrer gözümüzde. </em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-44419" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-1.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Şehirde iki yüzden fazla yerde bu güllerden var. “Şu meydanda 42 kişi, bu pazarda 69 kişi can verdi.” diye anlatıyor rehberler.</p>
<p>Her şey yolunda değil! Ama hayat devam ediyor. Şehrin merkezi Başçarşı dünyanın her yerinden gelen turistlerle dolup taşıyor. Bu kalabalığın ne kadarı bu şehrin ve bu ülkenin derdinden haberdar, bilmem!</p>
<div id="attachment_44417" style="width: 778px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-44417" class="wp-image-44417 size-large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-2.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><p id="caption-attachment-44417" class="wp-caption-text">Başçarşı</p></div>
<p>Bosna’nın fatihi Fatih Sultan Mehmet. 1463. Saraybosna’nın kurucusu İshakoğlu İsa Bey. Fatih’in uç beylerinden. Bölgenin fethinden sonra, sancak beyi tayin edilir ve bugünkü şehrin olduğu yerde padişah adına bir saray yaptırır. Şehir “Saray Ova” diye anılmaya başlanır. Sonra bazen Bosna Sarayı, bazen Saraybosna… Bugün de hemen bütün dillerde Saray Ova’dan mülhem “Sarajevo” olarak geçmekte. İsa Bey beldeye ilk mührü vuran isim. Yahya Kemal’in <em>Kaybolan Şehir</em>’de andığı, annesini defnettikleri caminin de bânisi olan İsa Bey’dir bu. Üsküp sancak beyliği de yapmıştır. Saraybosna’nın ilk camisi onun yine padişah adına yaptırdığı Hünkâr Camisi. Şehrin ortasından akan Milyatska Nehri’nin kıyısındaki caminin haziresinde pek çok mezar taşı var. Onlardan birinin İsa Bey’e ait olduğu düşünülüyor. İsa Bey han, hamam, kervansaray, dükkânların yanı sıra nehrin üzerine, caminin karşısına bir de köprü yaptırmış: Hünkâr Köprüsü. “Çareva Kuprija” diyorlar Boşnakça’da. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Avusturya-Macaristan devleti köprünün yerini birkaç metre değiştirerek yeni bir köprü yaptırmış. Rehberimiz Osmanlı’nın yaptığı köprünün nehrin yatağında kalan, suların altında seçilen dikdörtgen kaidesini gösterdi.</p>
<p>Bosna Hersek+ 1878’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun hakimiyetine geçti. Dörtyüz küsur seneden sonra…</p>
<p>Milyatska Nehri az sulu ve tertemiz akıyor.</p>
<p>Saraybosna’yı Saraybosna yapanların en ünlüsü Gazi Hüsrev Bey. İkinci Bayezid’in kızının oğlu. Kanunî devrinde buraya sancak beyi olarak geliyor, onyedi yıl bu görevde kalıp civardaki bir Sırp isyanını bastırırken şehit düşüyor. Osmanlı Devleti’nin gücünün zirvesinde olduğu devir. Malını mülkünü şehrin imarı için harcamış bir devlet adamı. Başçarşı içinde camisi, medresesi, hanı, hamamı, imaretleri, onlarca vakıf binaları var. Türbesi de caminin avlusunda.</p>
<p>Caminin yanı başındaki otuz metrelik saat kulesinde Arabî rakamlar dikkatimizi çekti. Ay takvimine göre çalışan saat 12’yi gösterdiğinde akşam ezanı okundu. Bu çeşit bir saat çocukluğumda dedemlerin evinde vardı. Dedem iri siyah bir anahtarla birkaç günde bir kurardı. O vakitten beri ezanî saat görmemiştim. Bu saatin de bekçisi birkaç günde bir kuruyormuş. Rehberin dediğine göre dünyada ay takvimine göre işleyen tek saat buymuş. “Sarayevo’nun Big Ben”i diyorlar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-44420 size-medium_large" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-768x1024.jpeg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-768x1024.jpeg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-225x300.jpeg 225w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4-1152x1536.jpeg 1152w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2023/07/Saraybosna-4.jpeg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>Ezan okunuyor, sonra kiliselerden çan sesleri duyuluyor. Saraybosna Müslümanların çoğunlukta olmasına rağmen dinlerin, kültürlerin kaynaştığı bir şehir. Ülkenin üç resmî dili var: Boşnakça, Sırpça, Hırvatça. Ama herkes birbirini anlarmış. Aralarında ancak şive farklılıkları varmış. “Kaynaşmak” hoş kelime ama bazen kaynaşamayıp “savaşmak” kader oluyor. Tarih boyunca!</p>
<p>Lise tarih kitaplarımızdaki Osmanlı tarihi sayfalarında Saraybosna hakkında bir şeyler okuduğumuzu hatırlamıyorum. Bosna Hersek’in fethi geçmiştir birkaç cümle ile ama özel olarak, şehir olarak Saraybosna anlatılmadı. İlk defa ne zaman duydum? Dünyayı değiştiren bir olay oldu burada. Osmanlı çekilip gittikten çok sonra. Saraybosna suikastı! Lisedeyken onu çok iyi öğrendik. O zaman da Saraybosna’yı Avrupa’da herhangi bir şehir olarak düşünmüştüm. Sonra da ömrümüzün mühim bir kısmında orası zaten Yugoslavya’ydı, Tito’ydu, Demirperde gerisiydi.</p>
<p>Halbuki bizimmiş!</p>
<p>Güney Avrupa’daki serhat şehrimizmiş!</p>
<p>Bizim olduğunun farkına Yugoslavya’nın dağılmasından sonra vardık.</p>
<p>“28 Haziran 1914&#8217;te Saraybosna&#8217;da Avusturya-Macaristan veliahdı Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Arşidüşes Sophie&#8217;ye düzenlenen suikast&#8230;” kitaplar böyle yazıyordu. Hâlâ böyle yazar.</p>
<p>Milyatska Nehri’nin üzerindeki birçok köprüden biri Latin Köprüsü. Dünyayı değiştiren olay o köprünün yanında oldu. Avusturya-Macaristan veliahdı ile karısı, bir Sırp milliyetçisi olan Gavrilo Princip tarafından kurşunlanarak burada öldürüldü. Veliaht, imparatorluğun ilhak ettiği ülkede resmî gezide idi. Yirminci yüzyılın ilk büyük savaşı, Birinci Dünya Savaşı’nın fitili ateşlendi.</p>
<p>28 Haziran 1914… 28 Haziran tarihi Sırplar için çok önemlidir. Kültürlerinde Aziz Vitus Günü. Dinî ve millî bayramları. 1389 Kosova Savaşı, Gregoryen takvime göre 28 Haziran’da, yani Aziz Vitus Günü’nde gerçekleştiği için bu gün, o yıldan sonra apayrı bir önem kazanmış, kültürlerinde bir “Kosova Efsanesi” oluşmuştur. Sırp ordularına komuta eden Prens Lazar muharebe meydanında o gün can verince azizlik mertebesi verilmiş kendisine. Aynı meydanda Murad Hüdavendigâr da bir Sırp soylusu tarafından o gün şehit edilmişti. Derler ki, Sırp milliyetçiliği o gün başladı! Avusturya Macaristan yetkilileri bunları bildikleri için kasıtlı olarak mı Franz Ferdinand’ın gezisini o güne denk getirdiler; yoksa bir tesadüf, bir tevafuk, takvimlerin bir cilvesi mi?</p>
<p>Gavrilo Princip -kendi milleti adına- günün gereğini yaptı!</p>
<p>Köprünün karşısındaki müzenin önünde, karı kocanın içinde vuruldukları üstü açık arabanın replikası duruyor. Köprüye Yugoslavya döneminde “Princip’in Köprüsü” demişler, şimdi eski adına geri dönmüş. Şehrin en eski köprüsü kabul ediliyor. Önce, orada bir tahta köprü olduğunu yazıyor bazı kaynaklar. 1565’te şehir eşrafından Ali Ayni Bey onun yerine dört gözlü taş köprüyü yaptırmış. Nehrin bir yakasındaki Katolik mahallesine açıldığından ve Osmanlılar bu mahalleye “Latinluk” dediğinden köprünün adı “Latin Köprüsü” olarak kalmış. 1791’de sel felâketinde büyük hasar gören köprü şehrin tüccarlarından Abdullah Aga Briga tarafından yeniden yaptırılmış.</p>
<p>Her şeyin yolunda göründüğü Başçarşı… Saraybosna’nın kalbi. Sıcak havaya rağmen gündüz de çok kalabalık ama akşamları daha cıvıl cıvıl ve ışıklarla birlikte göz alıcı oluyor. Rehberimiz Başçarşı’nın ana caddesinin bir yerinde yerdeki yazıya dikkatimizi çekti. İngilizce olarak: Kültürlerin buluştuğu nokta. “Şimdi sağınıza bakın” dedi. Baktık. “Şimdi solunuza bakın” dedi. Baktık. Bir tarafa bakınca önümüzde bir Osmanlı şehri. En fazla iki katlı binalar, küçük dükkânlar, kubbeler, minareler… Öteki tarafa bakınca Viyana gibi, Zagreb gibi bir Avrupa şehri. Binalar daha yüksek, geniş vitrinli mağazalar, ileride Katolik Kilisesi, çan kulesi… Belli ki Osmanlı’nın kurduğu çarşı bu noktaya kadarmış. Bu noktadan itibaren Avusturya-Macaristan döneminde ilâve yapılarak, çarşı uzatılmış. Ama şehre ilk defa gelenin farkedemeyeceği bir uyum içinde.</p>
<p>Başçarşı girişinde onsekizinci yüzyıl eseri ahşap bir sebil var. Bütün Başçarşı fotoğraflarında görünen sebil. Etrafında güvercinleriyle… Derler ki, halk deyişi odur ki, oradan su içen tekrar Saraybosna’ya gelirmiş! Kana kana içtik. Defalarca içtik.</p>
<p>Hâsılıkelâm… Ne diyordu Yahya Kemal?</p>
<p><em>“Türklük Avrupa’ya doğru cezr ü meddi biten bir deniz gibi o dağlardan çekilmiş, lâkin tuzunu bırakmış. Bütün o toprak Türklük kokuyor.”</em></p>
<p><a href="https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/">Güneydoğu Avrupa’daki Serhat Şehri</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/guneydogu-avrupadaki-serhat-sehrimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşnak filmi &#8220;Nereye Gidiyorsun, Aida?&#8221;, Oscar ödülleri için ilk beşe girdi</title>
		<link>https://millidusunce.com/trtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi/</link>
					<comments>https://millidusunce.com/trtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kâmil Engin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2021 18:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türk dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna Savaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://millidusunce.com/?p=30974</guid>

					<description><![CDATA[<p>Srebrenica katliamını anlatan "Nereye Gidiyorsun, Aida?” filmi, bu yıl doksan üçüncüsü düzenlenen Oscar ödüllerinde, "Uluslararası Film" kategorisinde Bosna-Hersek adına boy gösterecek. Avrupa'dan çeşitli ülkelerin destek verdiği film için, Türkiye'den TRT Kurumu ortak yapımcı olmuştu.</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/trtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi/">Boşnak filmi &#8220;Nereye Gidiyorsun, Aida?&#8221;, Oscar ödülleri için ilk beşe girdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftrtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi%2F&amp;linkname=Bo%C5%9Fnak%20filmi%20%E2%80%9CNereye%20Gidiyorsun%2C%20Aida%3F%E2%80%9D%2C%20Oscar%20%C3%B6d%C3%BClleri%20i%C3%A7in%20ilk%20be%C5%9Fe%20girdi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_x" href="https://www.addtoany.com/add_to/x?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftrtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi%2F&amp;linkname=Bo%C5%9Fnak%20filmi%20%E2%80%9CNereye%20Gidiyorsun%2C%20Aida%3F%E2%80%9D%2C%20Oscar%20%C3%B6d%C3%BClleri%20i%C3%A7in%20ilk%20be%C5%9Fe%20girdi" title="X" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftrtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi%2F&amp;linkname=Bo%C5%9Fnak%20filmi%20%E2%80%9CNereye%20Gidiyorsun%2C%20Aida%3F%E2%80%9D%2C%20Oscar%20%C3%B6d%C3%BClleri%20i%C3%A7in%20ilk%20be%C5%9Fe%20girdi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftrtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi%2F&amp;linkname=Bo%C5%9Fnak%20filmi%20%E2%80%9CNereye%20Gidiyorsun%2C%20Aida%3F%E2%80%9D%2C%20Oscar%20%C3%B6d%C3%BClleri%20i%C3%A7in%20ilk%20be%C5%9Fe%20girdi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=https%3A%2F%2Fmillidusunce.com%2Ftrtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi%2F&#038;title=Bo%C5%9Fnak%20filmi%20%E2%80%9CNereye%20Gidiyorsun%2C%20Aida%3F%E2%80%9D%2C%20Oscar%20%C3%B6d%C3%BClleri%20i%C3%A7in%20ilk%20be%C5%9Fe%20girdi" data-a2a-url="https://millidusunce.com/trtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi/" data-a2a-title="Boşnak filmi “Nereye Gidiyorsun, Aida?”, Oscar ödülleri için ilk beşe girdi"></a></p><p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium_large wp-image-30992" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/57596-QUO-VADIS-AIDA-Official-still-3-768x415.jpg" alt="" width="768" height="415" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/57596-QUO-VADIS-AIDA-Official-still-3-768x415.jpg 768w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/57596-QUO-VADIS-AIDA-Official-still-3-300x162.jpg 300w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/57596-QUO-VADIS-AIDA-Official-still-3-1024x553.jpg 1024w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/57596-QUO-VADIS-AIDA-Official-still-3-1536x830.jpg 1536w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/57596-QUO-VADIS-AIDA-Official-still-3-2048x1107.jpg 2048w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ABD Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından düzenlenen Oscar ödüllerinde &#8220;En İyi Uluslararası Film&#8221; kategorisinde aday seçilen &#8220;Nereye Gidiyorsun, Aida? &#8211; Quo Vadis, Aida?&#8221;, Danimarka, Hong-Kong, Romanya ve Tunus&#8217;tan seçilen filmlerle birlikte yarışacak.</p>
<p>Ortak yapımcıları arasında Avusturya, Romanya, Hollanda, Almanya, Polonya, Fransa ve Norveç&#8217;in yanı sıra, TRT Kurumu&#8217;nun verdiği destek nedeniyle Türkiye&#8217;nin de bulunduğu film, Bosna Hersek adına yarışacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-30976" src="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/unnamed.jpg" alt="" width="512" height="348" srcset="https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/unnamed.jpg 512w, https://millidusunce.com/wp-content/uploads/2021/03/unnamed-300x204.jpg 300w" sizes="(max-width: 512px) 100vw, 512px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her yıl şubat ayında düzenlenen ABD Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Oscar ödülleri töreni, salgın sebebiyle bu yıl 25 Nisan 2021 tarihinde düzenlenecek.</p>
<p>Pek çok uluslararası festivale katılan ve ödüller kazanan savaş draması &#8220;Quo Vadis, Aida?”, 1995 yılında Bosna Savaşı sırasında Srebrenica şehrindeki Birleşmiş Milletler üssünde geçen olayları konu ediyor. 2007&#8217;de Lahey Adalet Divanı&#8217;nda soykırım olarak kabul edilen Srebrenica katliamında, Sırp Cumhuriyeti Ordusu tarafından binlerce Bosnalı Müslüman katledilmişti.</p>
<p>Filmin senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini, önceki çalışmalarında genellikle Bosna Savaşı’nı ve savaşın kadınlar ve çocuklar üzerindeki etkisini anlatan 1974 doğumlu Boşnak yönetmeni Jasmila Zbanic yapıyor. Filmin tüm çekimleri, Bosna-Hersek&#8217;in Mostar şehrinde tamamlandı.</p>
<p>Daha önce, aynı kategoride aday olan ve Bosna Savaşı&#8217;nı konu alan &#8220;Tarafsız Bölge &#8211; No Man&#8217;s Land&#8221; adlı film, 2001 yılında Bosna-Hersek adına Oscar ödülüne lâyık görülmüştü.</p>
<p>&#8220;Quo Vadis, Aida?” filminin fragmanı, <a href="https://youtu.be/ErLD8P4VUjY" target="_blank" rel="noopener">bu bağlantıdan</a> seyredilebilir.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.ntv.com.tr/galeri/sanat/en-iyi-uluslararasi-film-kategorisinde-oscara-aday-olan-quo-vadis-aida-hakkinda-merak-edilenler,EQ0QJwgNIU6uXe5vdbU83A/ULi33lzvIEaiyBpXm_VSxw" target="_blank" rel="noopener">https://www.ntv.com.tr/galeri/sanat/en-iyi-uluslararasi-film-kategorisinde-oscara-aday-olan-quo-vadis-aida-hakkinda-merak-edilenler,EQ0QJwgNIU6uXe5vdbU83A/ULi33lzvIEaiyBpXm_VSxw</a> (16/03/2021)</p>
<p><a href="https://millidusunce.com/trtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi/">Boşnak filmi &#8220;Nereye Gidiyorsun, Aida?&#8221;, Oscar ödülleri için ilk beşe girdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://millidusunce.com">Milli Düşünce Merkezi</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://millidusunce.com/trtnin-ortak-yapimcisi-oldugu-bosna-filmi-nereye-gidiyorsun-aida-oscar-odulleri-icin-ilk-bese-girdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
