Yükleniyor...
Millî Düşünce Merkezimiz tarafından düzenlenen “Millî Egemenlik Olmasaydı?” başlıklı panel, Ankara’da yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Panelde, Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte millî egemenliğe yönelen tehditler; stratejik, hukuki ve toplumsal boyutlarıyla ele alındı.
Millî Düşünce Merkezi’nin Ankara Gençlik Parkı Büyük Tiyatro Salonu’nda düzenlediği panel, vatanı ve milleti için dertlenen yüzlerce vatanseveri bir araya getirdi. Millî Düşünce Merkezi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Onur Karadayı’nın sunuculuğunu yaptı panel Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı Hakan Paksoy’un açılış konuşmasıyla başladı. Panelde, derneğimizin kurucusu ve Şeref Genel Başkanımız merhum Sadi Somuncuoğlu’nun “Aldanan ve aldatan bir kişiye devlet teslim edilemez” vurgusu yaptığı 2017 referandumunu konu alan tarihî videosu izleyenlerle paylaşıldı.
Türk siyasetinde mücadele veren iki güzide partimizin temsilcileri de millî egemenliğe dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundular.
Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haydar Çakmak, konuşmasında Türkiye’nin “oltaya yakalanmış balık” muamelesi görmesine tepki göstererek şunları söyledi:
“Bugün maalesef egemen bir devlet olsak bilmemiz gerekenleri bilmiyoruz; ne kadar pasaport verildi, ne kadar sığınmacı alındı meçhul. Bernard Lewis’in dediği gibi öz benliğini dinde eritmekte Türkler kadar ileri giden bir ulus olmadı. Ama umutsuz vaka yoktur, umutsuz insanlar vardır. Bizim sloganımız nettir: Türk devletini Türk ulusuna geri vereceğiz!”
İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı E. Tümgeneral Rafet Kılıç, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın Antalya Forumu’ndaki sözlerine sert tepki göstererek millî onuru ön plana çıkardı:
“Milli egemenlik olmasaydı, demokratik ve laik bir hukuk devleti olarak yaşama imkanından mahrum kalırdık. Bugün birileri çıkıp ‘demokrasi arayışları çöktü’ diyerek haddini aşıyor. Bu sözlere tek cevabımız var: Hadi oradan! Bu egemenliği canıyla kazanan ecdada saygısızlık yapılmasına izin vermeyiz.”
Millet devletinin temel taşlarını ve kültür spiralini anlatan Prof. Dr. İskender Öksüz, ulus devlet yapısının hayati önemine değindi. Öksüz, devlet yönetimindeki algı hatalarının yol açabileceği felaketleri çarpıcı bir örnekle dile getirdi:
“1976’da Antalya’ya giden bir uçağın pilotu ‘Pistin ışıklarını görüyorum’ diyerek yanlış yere inmeye çalışmış ve 154 kişi can vermişti. Şimdi soruyorum: 86 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti’ndeki pilot, pistin ışıkları diye başka şeyler görürse biz nereye çakılırız ve ne kadar zayiat veririz?”
Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurucu genel sekreteri E. Büyükelçi Halil Akıncı ise dış politika ve Türk dünyası ekseninde bir değerlendirme yaptı. Akıncı, Türkiye’nin kimliğinin korunmasının uluslararası alandaki yansımasına dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman tarih sahnesinden kaybolmayan tek Türk devletidir. Ancak eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk olma niteliğini kaybederse, Türk Devletleri Teşkilatı’na üye olma ehliyetimiz de ortadan kalkar. Bizim milli kimliğimizle oynadığınız anda o devlet zayıflar ve sizinle gelip her güç oynar.”
Balyoz ve kumpas davaları sürecinde verdiği hukuk mücadelesiyle tanınan Av. Şule Nazlıoğlu Erol, millî egemenliği hedef alan kumpasların perde arkasını anlattı. Adalet Nöbeti sürecindeki azmini hatırlatan Erol, geleceğe dair kararlılığını şu sözlerle vurguladı:
“49 senemi hukuk mücadelesinde sürdürüyorum ve kendime çok iyi bakıyorum; çünkü bir gün bana tekrar ihtiyaç olacağını biliyorum ve o günlerin yakın olduğunu hissediyorum. Biz Türk kadınlarıyız; yerimizi alırız, en kötü ihtimalle kafamıza sıkar gideriz ama bu vatanı bırakmayız. Gençlerinize bunları anlatın, kötüye kötü demeyi öğrensinler.”
Panelin yöneticiliğini yapan Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, kapanış konuşmasında millî egemenliğin bugünkü durumuna dair çok sert uyarılarda bulundu. Ercilasun, devletin yapısının bozulmasına ve millî kimliğin aşındırılmasına tepki göstererek Şule Nazlıoğlu Erol’un konuşmasında değindiği konuya sinirlenerek masaya vurdu. Sonrasında ise duygularınu şu ifadelerle anlattı:
“Millî egemenlik olmasaydı bugünkü gibi Türk ordusu tasfiye edilmeye gidilirdi; ormanlarımız, fabrikalarımız yabancılara satılırdı. Bugün millî egemenliğimizi yok etmeye azmetmiş bir zihniyetle karşı karşıyayız. Türkçemizde yüzsüzlük, suratsızlık, meymenetsizlik, utanmazlık ve arlanmazlık gibi kelimeler var; bu kelimelerin kullanım sıklığı bugünlerde artmalı! Bu devlet Türklerin kurduğu Türk devletidir ve bu devlete ortak arayanlara karşı yakalarına yapışmamız lazım.”
Panelin sonunda katılımcılar, Türk milletinin her türlü “Ergenekon”dan çıkış yolunu bulacağına dair inançlarını yineleyerek salondan ayrıldılar.
Panelin tamamını aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz: