Irkçılık, Turancılık

İstiklal Marşı'ndaki, "Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet, bu celal" mısraındaki "ırk"ın genetikle veya 19.- 20. asır Batı ırkçılığıyla bir ilgisi yoktur her halde. "He, Mehmet Akif ırkçıydı" diyene de ancak gülünür.


Irkçılıktan ve Turancılıktan söz etmek istiyorum. Bir kere bu iki kavramın birbiriyle öyle pek bir bağı yoktur. Yegâne bağ, 1944’te İsmet İnönü’nün, “Ruslar ilerliyor, aman onları kızdırmayalım” endişesi ile ve emirle başlattığı sözde “Irkçılık-Turancılık” davasıdır. Bu dava, o yılların Ergenekon ve Balyoz’u gibidir. Uydurmadır, hukukî değildir, siyasîdir. Siyasî iktidar tarafından hukuk çiğnenerek açılmış ve yürütülmüştür. Fark şudur ki, birincide işkence ikinciden fazladır ve daha rezilcedir.

Kafalarda ırkçılık ve Turancılık kavramlarının yanına bir de milliyetçiliğin eklenebildiğini bazı okuyucu yorumlarından anlıyorum. Önce şunu söyleyeyim, gazete köşesinde anlatılabilecek konular vardır; bu formatın uygun olmadığı konular vardır. Bence bugün koyduğum başlıktaki kelimeler köşe yazısı içinde çözümlenebilecek kavramlar değildir. Çözümlemeye kalkarsanız, pehlivan tefrikası gibi bir işe girişirsiniz. 2016 tarihli Millet ve Milliyetçilik kitabımda millet, milliyetçilik, ırkçılık kavramlarını derinlemesine incelemeye çalıştım. Bu konularda daha çok araştırmaya, yazmaya yer vardır. Nitekim millet araştırmaları son elli yılın sosyolojisinde patlama yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Çünkü milletin ve milliyetçiliğin ağırlığı modernleşmeyle ve iletişimle birlikte gittikçe artıyor.

O ırk bu ırk değil; ümmet de, kavim de.

Bu konularla ilgilenenlerin ilk fark ettikleri, millet, ırk, kavim, ümmet kelimelerinin anlamlarının tarih içinde, hatta yakın tarih içinde, birbirinden çok farklı anlamlarda kullanıldığıdır. Kısaca ve tek tek bakalım…

Millet doğuşunda, aynı dili konuşan topluluk demekti. Sonra, bugünkü ümmet manasında kullanıldı. Osmanlı’da Katolik Milleti, Yahudi Milleti vs. denirdi ve her millete kendi hukuku uygulanırdı. Kapitülasyonlar bu anlayış üzerinden Hristiyan azınlıkların ayrıcalıklı bir hâle gelmesine yol açtı. Bu çarpıklık Lozan’la ve daha sonra tek hukukluluğa dönülmesiyle düzeltilebildi. Bu konuyu, Taha Akyol dostumun Medine’den Lozan’a kitabından okumalısınız. Evet, kapitülasyonların hukuk ve ayrıcalıklı azınlıklar yaratma yönü, ekonomi cephesinden daha ağırlıklı ve vahimdir.

Irk, bugünkü millet yerine kullanılıyordu. İstiklal Marşı’ndaki, “Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet, bu celal” mısraındaki “ırk”ın genetikle veya 19.- 20. asır Batı ırkçılığıyla bir ilgisi yoktur her halde. “He, Mehmet Akif ırkçıydı” diyene de ancak gülünür.

Kavmin, dinimizin doğduğu asırlarda klan, sülale gibi kabileden küçük bir toplum birimi için kullanıldığı anlaşılıyor. Meşhur hurmanın polenlenmesi hadisi, “Allah’ın resulü bir gün hurma ağaçlarını tozlayan bir kavim gördü.” diye başlar. Bu her halde ağaca tırmanmış bir millet anlamında değildir. Bir geniş aile anlamındadır.

İki-üç din ama tek ümmet

Nihayet “ümmet”in Hazreti Peygamber devrinde bugünkü millete yakın bir anlamda kullanıldığı anlaşılıyor. Kur’an’dan başka o dönemden bugüne kadar gelen ender yazılı kaynaklardan biri Medine Vesikası’dır. Bu bir anlaşma, muahede hatta anayasadır. O tarihte Medine nüfusu 10 000 civarındadır. Bu nüfusun 6000’i Arap, 4000’i Yahudi’dir. Toplam Müslüman sayısı 1500 civarındadır. Demek ki nüfusun sadece yüzde on beşi Müslümandır, yüzde seksen beşi değildir. İşte bu belgede, bütün bu ahalinin, Hazreti Muhammed önderliğinde tek bir “ümmet” olduğu yazılıdır. Bu “ümmet” belli ki bugün kullandığımız anlamdaki ümmet değildir. Daha çok, günümüzdeki laik millet tarifine yakındır.

Kavram kargaşası

Toparlarsak, o ırkçıydı, şu ümmetçiydi gibi hükümler vermeden önce, hangi dönem, hangi tarih, hangi toplum için konuşmakta olduğumuza dikkat etmeliyiz. Bu terimlerin tarih içindeki farklı anlamlarını istismar edenler de var. Ümmet demek isterken millet diyenler, sonra da milletin ismini söylemekten dikkatle kaçınarak bunu “milletimiz, aziz millet, büyük millet” vs. diye çekip içinden, “Kandırdım akılsızları” diyenler de var.

Fakat en vahimi, milletin ırk, milliyetçiliğin ırkçılık olduğunu iddia ederek Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini hedef almaktır. Türkiye Cumhuriyeti Türk milliyetçiliği üzerinde yükselmiştir.

Bunlara bazen kasıttan, bazen cehaletten kaynaklanan başka yanlış kullanımları da ekleyebiliriz. Milliyetçilik eşittir kafatasçılık veya eşittir kavmiyetçilik o da eşittir ırkçılık gibi. Millet ve Milliyetçilik kitabımda da tekrar tekrar anlattığım gibi benim düşüncem, günümüzdeki anlamıyla ırkçılığın, milliyetçiliğe zıt ve düşman bir anlayış olduğudur. Milliyetçilik kucaklar, birleştirir. Irkçılık, iter ve ayrıştırır.

Korkarım devam etmem gerekecek. Turancılık tamamen dışarıda kaldı…

 

Yazar

İskender Öksüz

1 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.