Türkiye’nin temel problemlerini saymak istersek, aklımıza gelecek pek çok seçeneği sıraya sokmak hayli zordur. Öyle bir ülkedeyiz ki sorun adımızı aldığımız milletin varlığıyla, kimliğimizle başlıyor; karnımızı doyuracak ekmeğe katılan unun varlık sebebi buğdaya kadar ulaşıyor. Hâl böyleyken, sorunlar arasında sıralama yapmak zorlaşıyor. Yine de “ekonomi”yi ilk sıralara yerleştirmek kanımca çok hatalı değildir.

Bir kurumun satışının ardından “Ben buranın bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum!” diyen, daha da üzerine gidilirse “Babalar gibi satarım!” diyen bakanlarla yönetilmiş güzel ülkemizde, insanların onurla yaşamak için çalacakları kapı devlet yerine ekseriyetle sermaye sahibi patronların vicdanı oluyor. İşte böyle bir ortamda “inovasyon” dediğimizde aklımızda ilk sektörel firmalar beliriyor. Oysa ticarî firmalar, inovasyonun sadece uygulama aşamasıdır; onun asıl geliştiği yer, temel bilimsel araştırmalardır. Bu çoğunlukla üniversitelerle devlet destekli araştırma kurumlarda yapılır. Belki de ülkemizdeki ekonomik gidişattaki bozukluğun sebeplerinden biri bu başlangıç noktasını kaçırıp doğrudan sonuç odaklı yaklaşıma bağlanmaktır.

Bu yazıda, “muasır medeniyetler seviyesi” hedefinden lafta asla sapmayan Türk milletinin bu hedefe ulaşmada ıskaladığı temel nokta; Türk akademisinin son dönemdeki gidişatı ele alınacaktır.

TÜBA’nın akademi raporu

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), kendisini 1800’lü yılların ortalarındaki Encümen-i Daniş diye bilinen bilim kuruluna dayandırmaktadır. Her yıl belli başlıklar üzerinden araştırmalar yaparak raporlar sunar ve ülkedeki bilimsel gidişat hakkında politika üretilmesi için yol göstericidir.

Kasım 2020’de yayımlanan Türkiye Bilim Raporu’nda [1] hayli dikkat çekici noktalar var. Örneğin; aşağıdaki grafikte 2000 ile 2018 arasında ülkelerin kişi başına düşen yayın sayısı ile patent sayıları arasındaki ilişki görülmektedir. Daire büyüklüklerinin GSYİH’ye göre ayarlandığı (doğru orantılı) analizde, ekonomik açıdan zengin ülkelerin yayın ve patent üretme durumunun diğerlerine göre daha fazla olduğu görülmekte. Raporda, bir ülkenin ekonomik zenginliğinin, ürettiği inovasyon ile doğru orantılı olduğuna vurgu yapılmaktadır. Grafik incelendiğinde; Türkiye bu sıralamada oldukça geride yer almakta. Ayrıca kişi başına düşen yayın sayısı ile patent sayısı arasında da ciddi bir fark görülmekte. Anlaşılan o ki Türkiye’de ekonominin gelişmişliğinde önemli bir gösterge konumundaki inovasyonun iki temel ayağı, birbirinden kopuk çalışıp karşılıklı besleme yapılmadığından böyle bir farklılık ortaya çıkmış. Bu da GSYİH’yi olumsuz etkilemiştir. Elbette bu bir döngü olduğundan GSYİH’nin düşüklüğü de inovasyonu ve yayın-patent ilişkisini olumsuz etkilemiştir. Raporda, bu tezi destekleyen başka göstergelere de yer verilmiş.

Kaynak: Türkiye Bilim Raporu – Kasım 2020 (TÜBA)

Bir diğer araştırma sonucunda elde edilen grafikte ise 2005-2015 döneminde çeşitli ülkelerdeki yükseköğretim harcamalarının GSYİH içindeki payı arttıkça kişi başına düşen bilimsel yayın sayısının da arttığı görülmekte. Türkiye yükseköğretim için kamudan Kuzey Avrupa ülkeleri ile benzer oranda pay almasına rağmen, yayın bakımından onların gerisinde kalmıştır. Buradan çıkacak sonuç, Türkiye’de yükseköğretim kurumları, aldıkları payları doğru şekilde kullanmamaktadırlar.

Kaynak: Türkiye Bilim Raporu – Kasım 2020 (TÜBA)

Yapılan araştırmada, 1995-2015 döneminde ülkelerin kişi başına düşen ortalama bilimsel yayın sayısı da hesaplanmıştır. 1.000.000-kişi başına düşen ortalama bilimsel yayın sayısının, Türkiye’de yaklaşık 191 civarındaki seviyesi ile birçok ülkenin gerisinde kaldığı gözlenmiştir.

Kaynak: Türkiye Bilim Raporu – Kasım 2020 (TÜBA)

Benzer durumları uluslararası atıf sayılarında da görüyoruz. Diğer ülkelerle ve öncü ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’de özellikle 2003 yılını takiben her alanda ciddi düşüşler yaşandığı görünmekte. İşin ilginç tarafı 2006 yılı itibariyle her ile bir üniversite politikası sayesinde, akademik çalışan sayısı da artış gösterdi. Buna rağmen yayın ve atıf oranlarındaki düşüşler ile diğer ülkelerin benzer faaliyetleri arasındaki fark hayli can sıkıcı boyutta.

Tüm verilerin SCOPUS, Dünya Bankası, OECD, WIPO, MAC gibi veri bankalarından elde edilerek analiz edildiği raporun en ilginç noktası, akademiye yeni giren eleman sayısındaki artışa karşılık bunların yayın kalitelerindeki düşmedir.

Kaynak: Türkiye Bilim Raporu – Kasım 2020 (TÜBA)

Grafiklerde, zaman serilerinin 3 yıllık hareketli ortalamaları veriliyor. Grafik-a’da Üniversitelere öğretim elemanlarının net giriş oranı verilmiş. Buna göre yeni giriş oranı bir süre düşmüş, 2010 yılından sonra artmış. Ortalamada %6 civarında net giriş olduğu gözlenmiş. Grafik-b’de akademik hayata yeni başlayan araştırmacılarda ise 2003 yılından sonra nitelik olarak da bozulma gözlenmiş. Akademiye yeni girenlerin ortalama yayın kalitesi gerilemiş.

Buradan çıkacak sonucu başka bir analizle de beraber yorumlamak gerekir. Sonuçlarına yine rapordan erişebileceğiniz kişi başına düşen öğrenci sayısındaki dengesizlik konusuyla birlikte düşünüldüğünde, özellikle 2003 yılından sonra Türkiye’deki üniversitelerde arz-talep ilişkisindeki bozulmaların ve nicelik artarken niteliğin azalmasının bu sonuca ulaşılmada ana sebepler olduğu açıktır.

Bu gidişatın siyasî sebepleri

Buraya kadar verilen bilgiler, işin suratı asık gerçekleri idi. Oysa bu ülkede kişilerin ilgisini çekmenin en güzel yolu, onlara sorumluluk vermeden magazin, affedersiniz; siyaset yapmaktır. O halde biz de işin esas can sıkan ama tuhaf bir keyif de aldıran kısmına geçelim.

Yukarıda verilen istatistik bilgilerine bakıldığında Türkiye’deki ekonomik bozuklukların bir boyutuyla üniversitelerdeki akademik yapıların bozulmasından kaynaklandığını görüyoruz. Herhalde ilk söyleyebileceğimiz sorun “liyakatsizlik” olacaktır. Akademik göreve getirmelerin bilgi, başarı ve yetenek kıstaslarına göre şekillenmemesi, benzer şekilde aynı toplumda yaşayan genç ve yetenekli akademisyen adaylarının akademik iş fırsatları için eşit koşullarda rekabet edememesi su götürmez bir liyakatsizlik örneğidir. Daha birkaç gün önce lisans ve doktora eğitimimi aldığım üniversitede bana “Valla biz de istiyoruz ama YÖK kadro vermiyor.” diye kapıyı gösteren hocalarımın hem de alan dışına “özel” öğretim üyesi ilanı verdiğine şahit oldum.

Rektörlerin referans sorunu

Siyasî sebepler arasında Türkiye’deki 68 üniversiteyi yöneten rektörlerin uluslararası yayın sayısının 0 (sıfır); 71 rektörün de hayatları boyunca “ürettikleri” tüm eserlerin aldığı toplam uluslararası atıf sayısının 0 (sıfır) olması gibi trajikomik bir durum da yer alabilir. (İlgili haber için tıklayınız.) Akademiyle ilgilenenler bilirler. Çok yakın bir geçmişe kadar rektörler, üniversitedeki öğretim üyeleri tarafından seçimle göreve gelirdi. Belki orada da ilk üç arasından seçilecek şekilde cumhurbaşkanı onayına sunulurdu ama yarım da olsa demokrasi vardı. Şimdilerde ise akademisyenler, yayın ve atıf başarıları ile değil; “önemli” referanslar bulmakla uğraştıklarından olsa gerek uluslararası düzeyde Türkiye’nin sıralaması böyle gerilerde.

Başka bir sebep, Türkiye’nin dünyada en çok sahte/yağmacı akademik dergi çıkarılan ülkeler arasında yer alması. (Konuyla ilgili bilgi için bağlantıyı kullanabilirsiniz.) Balıkların büyüme hızının; boyut, yem tüketimi, yaş gibi faktörlere değil de Kur’an dinletilip dinletilmemesine göre değerlendirildiği güzel ülkemizdeki akademik dergicilik ürünü de ancak papaz eriği yerine imam eriği çıkarmak olur. Varsın ülkenin gelişmişlik düzeyi Uruguay’a eşdeğer olsun, yeter ki bizim suda yüzen balıklarımız bile imanlı olsun!

Bitti mi? Elbette hayır. Akademik başarının birinci basamağı, lisansüstü eğitimdir fakat Türkiye’de insanımız için sonuca giden yolda her şey mübah olduğundan, tez yazdırmak da gayet normal. Türkiye’de haksız bir akademik avantaj sağlamak isteyen kişilere sipariş üzerine tez yazan çok sayıda şirket var. (Tez yazım şirketleri ile ilgili bir haber) Yayın etiği ihlâliymiş, toplumsal ahlak dejenerasyonuymuş Hak getire… Fakat bizim enstitülerimizin de hakkını yemeyelim; yayın etiği için matbu bir metin imzalatıyorlar; yeter! Onların sayfa numarası ile sayfa sonu arasını cetvelle ölçmek gibi daha ön alıcı ve caydırıcı önlemlerle uğraşmaları gerekiyor.

Yeter mi? Yetmez efendim.  Resmî konumdaki kişilerin otoritelerini kötüye kullanması sayesinde akademik bilgisi, yeteneği ve başarısı çok düşük seviyede olan kişilerin akademisyen diye atanmaları bir diğer sebep. (Listenin son sırasındaki oğluna kadro veren rektör haberi) Geçenlerde bir vefat ilanı vardı: “Üniversitemiz Makina Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nihat YILDIRIM’ın kayınpederi, Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakülte Sekreteri Ayfer YILDIRIM’ın babası, Sosyal Bilimler MYO Öğr. Gör. Aykut DİREZİNCİ’nin dedesi, Rektörlük Özel Kalem Aysun ŞAHAN’ın dedesi vefat etmiştir.” İnsan gerçekten hayret ediyor!

Sahi, bu üniversiteler nasıl kuruluyor? Vatandaşın vergileriyle. O halde üniversitelerde öğretimin kalitesi ve öğretim elemanlarının niteliğinin bu seviyede kalmasının en büyük sebebi, büyük bir çoğunluğun bu duruma itiraz etmemesi değil midir? Aynı şekilde üniversitelerdeki akademik yayın etiği ihlalleri ve akademik sahtekârlık vakaları her geçen gün artarken, bu duruma sadece bir avuç akademisyenin itiraz etmesi de işin ciddiyetine tabir caizse turp sıkmıyor mu?

Bu yayın etiği ilkesinin ihlâlleri, sahte dergiler, tez yazım şirketleri ve bunlara bilinçli ya da bilinçsiz meyleden akademisyen (ve adayları) için caydırıcı önlemler neden alınmaz? (Dolandırılan akademisyenlerin haberi). Sürekli dolandırılan profesörlerin yaşadığı bir ülkenin hem sosyolojik hem de ekonomik gelişmişlik seviyesinin artışı için umut, maalesef terini silerken açıklama yapanlardan, “Vallahi bana da sürpriz oldu!” diyenlere halef selef yapılmış yöneticilere kalır tabiî ki…

Kırılma asistanlar sayesinde olacak

Günümüz dünyasında bir ülkenin gelişmiş ülkeler kategorisine girmesi, teknoloji üretimi sayesinde gerçekleşmektedir. Teknolojinin geliştirilebilmesi için gerekli iki temel ortam vardır. Bunlar, bilimsel faaliyetlerin gerçekleştirilebileceği üniversite gibi yapılar ve teorik yeniliklerin pratiğe geçirilebildiği sektörel faaliyetlerin yapıldığı ticarî firmalardır.

Yayımlanan rapor ve diğer incelemeler üzerinde Türkiye’nin bilimsel etkinliğinin, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça geride kaldığı ortaya çıkar. Her ne kadar milenyum çağı ile bilimsel yayın sayılarında artış gözlense ve hatta çeşitli politikalar sayesinde akademik faaliyet gösteren birey sayısı artmış olsa da yayın kaliteleri bakımından 2006 ve sonrasında büyük bir kırılma yaşandığı görülmektedir.

Bilimsel çalışmaların kaynağını oluşturan ve geleceğin Türkiye’sinde kurumsal yahut bireysel sermayenin paydaşlarının yolunu açan temel kurumlar üniversitelerdir. Türkiye’deki vakıf ve devlet üniversitelerinde yaşanan bu üretim yavaşlamasının sebepleri,  her ile bir üniversite açılması, bu üniversitelerin kurucu ve devam kadrolarındaki vizyon eksiklikleri, akademisyeni idarî personel gibi gören yönetim biçimleri sayesinde iş yükünün artışı, araştırmacı başına düşen, özellikle lisansüstü öğrenci sayılarındaki azalma, yayın etiğinin ihlâli ve en önemlisi liyakatsiz alımlar olarak genel bir sıralama yapılabilir. Bütün bunlar, bir üniversitenin verimliliğini etkileyen önemli faktörler olmakla kalmaz, aynı zamanda akademik kültürün oluşmasında da kilit rol oynarlar.

Akademik kültürün oturmasında etkin görev üstlenen bu unsurların da temelinde akademik dürüstlük ilkesi ve bunun kültürü bulunmaktadır.  Avrupa Akademik Dürüstlük Ağı Akademik Dürüstlük Sözlüğünde bunun tanımı: “Eğitim, araştırma ve bilimsel ortamlarda karar verme ve uygulama aşamalarına yön veren etik kurallara, mesleki ilkelere, standartlara, uygulamalar ve mütemadiyen  değerler sistemine uyum sağlama” şeklindedir [2]. Akademik dürüstlük kültürü ise aynı sözlükte “Akademik dürüstlüğü teşvik eden ve destekleyen bireysel, grupsal ve / veya kurumsal davranışlar, değerler, inançlar, tutumlar ve nitelikler” olarak ifade edilmektedir.

Bir vakıf üniversitesinde yaşanan olayla durumun içler acısı halini özetleyelim: 56 yaşında bir kadın profesörün aktarımı [3] “Üniversite piyasada uçan kuşa borçlu olduğu için ve maliyenin kara listesinde olduğu için TÜBİTAK para yatırmama kararı verdi. […] SGK borçları ve diğer piyasa borçları. […] Yani projeyi ben yapacağım, bununla ilgili olarak birkaç araştırmacı çalışacak, onlar bekliyor, araştırma yapacağız, malzeme alacağız, fakat TÜBİTAK üniversite dışında bir yere benim bütçemi yatırmıyor, benim bütçemi alacak üniversite de bunu alamıyor, çünkü SGK borcu var. İki taraf da ayak diredi. Sonuçta şöyle bir çözüm buldular: ‘Biz sana içeriden az az malzeme verelim bari sen bu çalışmayı yapıyor gibi ol.’ Fakat çok çirkin bir şey tabiî. […] Verdikleri malzeme kırık dökük işte dosya, jelatin falan filan… Dolayısıyla biz kendi paramızla bu projeyi yapmaya çalıştık ve o hem ciddi olarak beni sinirlendirdi, çok üzdü bir yandan da, saçlarım dökülüyordu ya. Bir yandan beraber olduğum, söz verdiğim arkadaşlarla bunu yapamıyor olmak beni çok üzdü, onları ortada bırakmış olmak. Öte yandan projeyi yapamıyoruz. TÜBİTAK üniversiteyi, bütçeyi yürütemediği için 3 yıl bütün projelere başvurmaktan yasaklı ilan etti. Bu, üniversiteye değil benim diğer meslektaşlarıma verilmiş bir ceza oldu. Bu da beni çok üzdü. Çünkü üniversitenin bana aldırdığı yok, yani bir projeye başvurmuş olup olmamama. Hiç taş atmadan, kolu yorulmadan, yüz binlerce Euroluk bir projeyi alıp, bunun yüzde 13’ünü kendisine alacak olan bir üniversite çıkıp bana ‘Bizim böyle işlerle işimiz yok. Sen bize her sene 11 tane öğrenci getirsen çok daha yüksek para gelecek. Sen onunla ilgilen.’ dedi mesela”

İşte akademisyeninden, bölüm başkanına, dekanına/müdürüne, rektörüne kadar tüm kurumda oturması gereken dürüstlük kültüründeki eksiklik, devamında etik eksikliğini etkilerken, ülkenin bilimsel faaliyetlerinin niteliğinde bozulmalara sebep olur. Bütün bu bozulmalar da bir ülkenin gelişmişlik seviyesinin gün geçtikçe daha da düşmesine ortam hazırlar.

Bütün bu sorunların ortadan kaldırılıp refah düzeyi yüksek bir ülkede yaşamanın üniversite ayağındaki temel koşul, akademisyen ve öğrencilerin ama en çok da yöneticilerin ve siyasi yetkililerin kendi paylarına düşen sorumlulukları en iyi şekilde yerine getirmesi ve haklarını sonuna kadar savunmasıdır. Eğer yayın niteliklerinde bir kırılma yaşanmışsa; demek ki aynı kırılma tersi yönde de mümkündür. Bunu başlatacak nokta, bana göre asistan olarak görev yapan öğretim elemanlarıdır. Usta-çırak ilişkisi ile gelişecek bir akademik yeterlilik kazanımı için önemli bir adım olan asistanlık, ne yazık ki bugün yerini akademik korkaklığa bırakmıştır. Bugün danışmanından korkan veya sadece işini yürütmek için yanlışına da göz yuman ve susan asistan, yarın doçent olmak için fakülte ve üniversite yönetiminin yanlışına da susar, sonrasında rektör ya da siyasetçi olmak için ülkedeki yanlış politikaların altında imzası olanlara da susar. Eğer asistan olarak görev yapan genç meslektaşlarımız bugün yanlışa “Dur!” diyebilirlerse işte o kırılma yaşanır ve kendileri, kurtarılmış nesil olarak memleketin huzur ve refahında isimleri anılsa da anılmasa da en büyük kahramanlardan olurlar.

Kaynaklar:

  1. Akçiğit, U., Tok, E. (2020), Türkiye Bilim Raporu, Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları, No:43, Ankara.
  2. Tauginienė, L, Gaižauskaitė, I, Glendinning, I, Kravjar, J, Ojsteršek, M, Ribeiro, L, Odiņeca, T, Marino, F, Cosentino, M, Sivasubramaniam, S, Foltýnek, T. Glossary for Academic Integrity [Akademik Dürüstlük Sözlüğü]. ENAI Report 3G [online]: gözden geçirilmiş versiyon, Ekim 2018 (Çev: Salim Razı, Mustafa Çoban, Özgür Şahan, Barış Uslu).
  3. Vatansever, A, Gezici Yalçın, M., (2015), Ne Ders Olsa Veririz: Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü, İletişim Yayınları, İstanbul.
Burçin Öner

Yazar ve editörümüz Burçin Öner, 2011 yılında Gazi Üniversitesi’nden İstatistik lisans derecesini, 2013 yılında Samsun On Dokuz Mayıs Üniversitesi İstatistik Bölümü’nden yüksek lisans derecesini aldıktan sonra, 2019 yılında Gazi Üniversitesi Uygulamalı İstatistik Anabilim Dalında doktora eğitimini tamamlamıştır. 2020 yılından bu yana Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'nde Dr. Öğr. Üyesi olarak görev yapıyor. Akademik alanda çeşitli dergilerde çalışmaları yayınlandı, ulusal ve uluslararası pek çok konferans ve sempozyuma katılıp tebliğ sundu. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının gençlik yapılanmalarında yöneticilik, çeşitlik site ve dergilerde yazarlık yaptı. Milli Düşünce Merkezi Gencay Grubu’nun çıkardığı Gencay Dergisi’nin 2013 yılından 2017 yılına kadar editörlüğünü üstlendi. 2017 yılından beri Milli Düşünce Merkezi ve Milli Strateji Araştırma Kurulu Yönetim Kurulu ve Yayın Kurulu üyesi ve MİSAK Genel Yayın Yöneticisidir. Öner hâlihazırda, meslek yüksek okulları için istatistik uygulamaları konusunda bir kitap üzerinde çalışmaktadır. Yayın Bilgileri Tezler:  “Korelasyon Katsayısının Etki Büyüklüğü Olarak Kullanıldığı Meta Analizi Çalışmalarında İstatistiksel Gücün Değerlendirilmesi”, Burçin Öner (Danışman: Prof. Dr. Bülent Çelik), Ankara, Nisan 2019. (Doktora Tezi)  “Veri Zarflama Analizi ve Temel Bileşenler Analizi Yöntemi İle Türkiye'deki İllerin Ekonomik Performanslarının Değerlendirilmesi”, Burçin Öner (Danışman: Yrd. Doç. Dr. Taner Tunç), Samsun, Temmuz 2013. (Yüksek Lisans Tezi) Uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan makaleler:  Öner, B. ve Çelik, B. (2018). The calculatıon of statıstıcal power ın meta analysıs for correlatıon coeffıcıent. Uluslararası Medeniyet Çalışmaları Dergisi, 3(2), 447-463.  Öner, B., Kahyaoğlu, M. ve Çelenli Başaran, A.Z. (2016). Meslek Yüksekokulu Öğrencilerinin Girişimcilik Eğilimlerini Belirlemeye Yönelik Bir Araştırma: Çarşamba Ticaret Borsası MYO Örneği. Akademik Bakış Dergisi, 57(9), 178-189. Sempozyum bildirileri:  Öner, B., Çelik, B. (2018), Statistical Power in Meta-Analysis Using Correlation Coefficient as Effect Size, XIth International Statistics Days Conference (ISDC’2018), Muğla, Turkey, 247.  Öner, B. (2016), Türkiye’de İllerin Ekonomik Performansının Veri Zarflama Analizi Ve Temel Bileşenler Analizi İle Değerlendirilmesi, Xth International Statistics Days Conference (ISDC’2016), Giresun, Turkey, 398-409.  Sözen, Ç., Öner, Y., Bulut, H. ve Öner, B. (2016), Fonksiyonel Veri Analizi ile Karadeniz Bölgesi’ne Ait Yağış Verilerinin İncelenmesi, Xth International Statistics Days Conference (ISDC’2016), Giresun, Turkey, 192-201.  Çelenli Başaran, A.Z., Öner, B. (2016), Meslek Yüksekokulu Öğrencilerinin Demografik Özellikleri ile Girişimcilik Eğilimleri Arasındaki İlişki: On dokuz Mayıs Üniversitesi’nde Bir Araştırma, Xth International Statistics Days Conference (ISDC’2016), Giresun, Turkey, 614-624.  Öner, B., Çelik, B., (2015) LDL Cholesterol Level In Subjects With Coroner Heart Disease and Type 2 Diabetes Mellitus: A Meta Analysis of Prospective Studies, EMR 2015, Cappadocia, Nevsehir, Turkey, 140. Atıflar:  Öner, B., Kahyaoğlu, M. ve Çelenli Başaran, A.Z. (2016). Meslek Yüksekokulu Öğrencilerinin Girişimcilik Eğilimlerini Belirlemeye Yönelik Bir Araştırma: Çarşamba Ticaret Borsası MYO Örneği. Akademik Bakış Dergisi, 57(9), 178-189. Hakem inceleme aşamasındaki çalışmalar:  Öner, B., Öner, Y. Evaluation of Statistical Power in Random Effect Meta Analyses for Correlation Effect Size. Communications in Statistics - Simulation and Computation. (SCI-Expanded) Hazırlık aşamasındaki çalışmalar:  Öner, B., Güneş Termik Santrallerinin Kurulum Yerinin Belirlenmesinde Kullanılan Sıralama Tekniklerinin Doğrusal ve Kanonik Diskriminant Analizi Yöntemleri İle Karşılaştırılması: Ankara İli İçin Bir Uygulama (Makale Çalışması)  Öner, B., Çelenli Başaran, A.Z, Meslek Yüksek Okullarında İstatistik (Kitap çalışması)  Öner, B., Öner, Y., Sosyal Bilimler İçin İstatistik (Kitap bölümü çalışması)  Öner, B., Öner, Y., Çelenli Başaran, A.Z., Sözen, Ç. Clasification Of The Companies Traded In The BIST By Financial Ratios (Makale çalışması)  Öner, B., Meta Analizinde Etki Büyüklüğü Türlerine Göre İstatistiksel Gücün Simülasyonu (Makale çalışması)  Öner, B., Meta Analizinde Yüksek İstatistiksel Güç İçin Gerekli Örnek Hacmini Belirleme Yolları (Makale Çalışması)  Öner, B., Çelenli Başaran, A.Z., Çelenli, H.İ., Simülasyon Yoluyla Oluşturulan Portföylerin CCR Modeli İle Etkinlik Analizlerinin Değerlendirilmesi (Makale Çalışması) Sertifika/Belge/Ödül Bilgileri  (Katılım Belgesi) XIth International Statistics Days Conference in Muğla, Turkey, October, 2018.  (Katılım Belgesi) Xth International Statistics Days Conference in Giresun, Turkey, October, 2016.  (Katılım Belgesi) The 8th Conference of the Eastern Mediterranean Region of International Biometic Societyheld in Cappadocia, Nevşehir, Turkey, May, 2015.  (Katılım Sertifikası) Sozkonusu.net 3. Yazarlar Çalıştayı, Kastamonu, Ağustos 2014.  (Dil Sertifikası) International English Language Testing System, British Council, IELTS Australia, Cambridge English Language Assesment Part of the University of Cambridge, Ankara, Kasım 2013.  (Katılım Belgesi) 1. Genç İstatistikçiler Sempozyumu, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, Eylül 2013.  (Katılım Sertifikası) DEA 2013 11th International Conference on Data Envelopment Analysis, Gazi Üniversitesi ve On Dokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun, Haziran 2013.  (Eğitim Sertifikası) ISO 9001: 2008 İç Tetkikçi, Uniacademy Institute, Aralık 2012.  (Eğitim Sertifikası) OHSAS 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği, Uniacademy Institute, Aralık 2012.  (Eğitim Sertifikası) ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi, Uniacademy Institute, Aralık 2012.  (Eğitim Sertifikası) Stratejik Yönetim, Uniacademy Institute, Aralık 2012.  (Eğitim Sertifikası) Entegre Yönetim Sistemi, Uniacademy Institute, Aralık 2012.  (Eğitim Sertifikası) ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi, Uniacademy Institute, Aralık 2012.  (Eğitim Sertifikası) ISO 9001: 2008 Kalite Yönetim Sistemi, Uniacademy Institute, Aralık 2012.  (Eğitim Sertifikası) NLP Begginer, Uniacademy Institute, Aralık 2012.  (Eğitim Sertifikası) Beden Enerji Merkezi Çakralar, Çakraların Açılması, Nefesle Yüksek Algı Teknikleri, Nefesle Arınma Teknikleri, Özgürleşme Affetme Eğitimleri, Uniacademy Institute, Aralık 2012.  (Eğitim Sertifikası) Kişisel Gelişim, NLP, Mativasyon, Stres Yönetimi, Zaman Yönetimi, Beden Dili, İletişim Dilleri Eğitimleri, Uniacademy Institute, Aralık 2012.  (Plaket) İstatistik Kolokyumu Örnek Sunumları, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun, Aralık 2012.  (Katılım Sertifikası) Sozkonusu.net 2. Yazarlar Çalıştayı, Samsun, Ekim 2012.  (Sunum Sertifikası) 8. Uluslararası İstatistik Öğrenci Kolokyumu, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir, Mayıs 2011.  (Katılım Sertifikası) Sozkonusu.net 1. Yazarlar Çalıştayı, Ankara, Ocak 2011.  (Katılım Sertifikası) 19. İstatistik Araştırma Sempozyumu, TÜİK, Ankara, Mayıs 2010. Sivil Toplum Kuruluşu Üyelikleri ve Sosyal Faaliyetler  2018 -… Millî Düşünce Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliği  2018-… Millî Strateji Araştırma Kurulu Yönetim Kurulu Üyeliği  2018-… Millî Strateji Araştırma Kurulu (MİSAK) İnternet Sitesi Genel Yayın Yöneticiliği ve Yazarlığı  2016-… TahtaPod.com İnternet Sitesi, Köşe Yazarlığı  2014 – 2018 Millî Düşünce Merkezi Gencay Gençlik Grubu Başkan Yardımcılığı  2013 – 2017 Gencay Dergisi Koordinatörlüğü ve Yazarlığı  2011 – 2015 Sözkonusu.net İnternet Sitesi Yöneticiliği ve Köşe Yazarlığı  2011 – 2013 Samsun Ülkü Ocakları İl Yöneticiliği  2011-2012 Haberiniz.com İnternet Sitesi Köşe Yazarlığı  2011-2012 Ülkücü Yazarlar Birliği Köşe Yazarlığı  2010 - … Ankara Türk Ocağı Üyeliği Yazılar Editöryal Çalışmalarda Yer Alan Yazılar:  Öner, B. (2017). Rus Narodnizminden Gökalp Halkçılığına Türk Popülizmi, Yeni Okumalar Işığında Ziya Gökalp, Ed. İkbâl Vurucu ve Mustafa Yiğit, Palet Yayınları, Konya.  Öner, B. (2016). Asude Bir Bahar Ülkesinde Şimdi O Gül, Tarih Kültür Toplum Ayça Günkut Vurucu Armağanı, Ed. İkbâl Vurucu, Eğitim Yayınevi, Konya. Köşe Yazıları:  Ankara ve Seymenleri  Anlaşılamayan Türk Milliyetçiliği – 1  Anlaşılamayan Türk Milliyetçiliği – 2  Anlaşılamayan Türk Milliyetçiliği – 3  Aydınlık Zihinlerin Karanlık Karmaşaları  Bak Bir Şehit Ne Diyor  Bize Ne Oldu Böyle? – 1  Bize Ne Oldu Böyle? – 2  Bize Ne Oldu Böyle? – 3  Bize Ne Oldu Böyle? – 4  Bize Ne Oldu Böyle? – Çözüm Önerileri 1  Bize Ne Oldu Böyle? – Çözüm Önerileri 2  Demokrasi Algımız ve İtirazlar  Dergicilik Üzerine Bir İnceleme  Durmuş Hocaoğlu Aydınlanmanın Neresinde?  Ermeni Dosyası – Kazım Karabekir Kültür ve ahlâk erozyonunda Siyasal İslamcılığın etkisi  Millet ve Milliyetçilikte Komşu Kızının Rolü  Mürekkep Yüreklerdeki Ukdeler  Namus Benimdir Hâkim Bey! Neden Boş Değil de Hoş Geliyorlar?  Nice Mutlu Günlere  Pozitif Bilimlerin Felsefeye Yansımasında İki İsim Bir Kitap: Millet ve Milliyetçilik / İskender Öksüz & Milay Köktürk  Siyasi Partiler Mi Yoksa Cinsiyetler Mi Yarışıyor?  Şahsiyet Üzerine Bir İnceleme  Turancılık Ve Milli Devlet Nasıl Bağdaştırılacaktır?  Türkiye’de Tecrübe: Ankara Siyaseti  Ülkücülüğün İflası Ve Yeniden Türk Milliyetçiliği

Yazar:
Burçin Öner

Son Yazılar

Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 107. yıldönümü

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının, Millî Egemenlik ve Millî Bağımsızlık Savaşımızda onun ebedî önderliğinde… Devamını Oku

19.05.2026

Türk evren tasavvuru ve millî egemenlik

Türk devletinin töreli ve adaletli yöneticileri, “kimsesizlerin kimsesi” olma tarzında bir yönetim düşüncesiyle hareket etmek… Devamını Oku

16.05.2026

Toplumsal adaletsizlik ve artan şiddet olayları

Çocukların ve gençlerin karıştığı her şiddet olayında, yetkililerin ya da uzmanların çoğunun, suçu büyük ölçüde… Devamını Oku

26.04.2026

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026