Kategoriler: DİNGenel

Atatürk’ü anmak ve anlamak

Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.

Kutlu zaferin ilk adımı 19 Mayıs 1919’un 100. yılında bir ilâhiyatçı gözüyle…

Atatürk dinsiz midir?

Ulu önder Atatürk’ün görüşleri ve inkılâpları arasında en çok istismar edileni, yanlış okunanı ve yanlış anlaşılanı; din ve laiklik hakkında olanlardır. Öyle ki bir tarafta Atatürk’ün dine karşı ilgisiz olasının yanı sıra onu hiçe saydığını ve hatta toplum hayatından söküp atmayı amaçladığını  ileri süren art niyetliler; öteki tarafta da bu kasıtlı ve yanlış propagandaya kapılarak Atatürk’ün laikliğini dinsizlik sayanlarla İslamiyet hakkındaki müspet ve ıslah edici tavrını gerçek anlamda anlamaya ve araştırmaya yanaşmayanlar yer almaktadır.[1]

Atatürk’ün din konusundaki görüşlerini anlamak için, her şeyden önce, sosyolojik ve psikolojik bir gerçeğin kabul edilmesi gerekir. Bu da bir kişinin dinî duyguları ve dinî kültürü ile içinde doğup büyüdüğü terbiyesini aldığı aile çevresi ve okulu arasında çok sıkı bir ilişki olduğudur. Bu anlamda o, devrinin din kültürüne oldukça üst seviyede sahip olan Müslüman ve dindar bir ailenin çocuğudur.

Öte yandan din, Türk toplumu için son derece önemli, hatta “olmazsa olmaz” denecek derecede vazgeçilmez bir kurumdur. Ayrıca İslâm gibi, hayatın hemen her safhası için söylenecek ve söylenmiş sözü bulunan bir dinin, Türk toplumu için bu kadar önemli ve hayatî oluşunun pek çok tarihî ve sosyal sebebi vardır.

Türklerin İslâmiyet öncesinden itibaren hayatlarını şekillendiren bütün kültür unsurları, gelenek ve görenekleri, İslâmlaşma hadisesinden sonra da toplumun esnek mantığında kendilerine yer bularak varlıklarını sürdürmeye devam etmiş; ama bu defa her biri İslâmî bir boya ile boyanmış ve dinî bir hüviyete büründürülmüştür.

Din hayatın neresindedir?

Bir çocuğun doğumundan başlayarak ölümüne kadar bütün hayatını kapsayan her türden tavır ve davranışında, hattâ düşüncesinin şekillenişinde bile dinin etkisi, doğrudan ya da dolaylı olarak kendisini hissettirir.

O kadar ki tarihin, edebiyatın, kültürün ve topyekûn toplumun anlaşılması, yorumlanması ve değerlendirilmesi gibi millî varlığımızın temel kurumları kuşkusuz din kültürü ile yakından ilgili, hatta iç içedir. Ordu, asker, vatan sevgisi, bayrak, gazi, şehîd, adalet, hak, hukuk, doğruluk, fazilet, ahlâk, insan ve doğa sevgisi, komşuluk, dostluk, aile vb. kavramlarda ve bunlara dayalı her türlü kurumda dinin izlerini açık biçimde görürüz, yaşarız ya da en azından hissederiz.

Burada inanmak veya inanmamak önemsizdir.  Dinî değerlere veya din kurumuna inanmadığını söyleyen biri bile, bu toplumda yaşadığı sürece, bu toplumu şekillendiren kültürün, gelenek ve göreneklerin etkisi altındadır ve onlarla, adını koymamış olsa dahi, bütünleşmiş durumdadır. Dilinde, şiirinde, şakasında, ninnisinde, şarkısında, türküsünde farkına varmadan bu kültürü ve bu toplumun değerlerini yansıtır.

Atatürk hayatı boyunca okudu.

İlk emir; oku!

Böylesine hayatın içinde olan ve insanlara daha ilk adımda okumayı emreden; düşünmeye, araştırmaya, sormaya ve sorgulamaya en üst düzeyde önem veren bir din, insanlığa yepyeni ve canlı bir medeniyet sunuşundan, başka bir ifade ile doğuşundan yaklaşık dört yüzyıl sonra, dine hizmet ettiklerini sanan  ‘ulemâ tarafından çelik zırhlarla kaplı kapalı kapılar ardına hapsedilmiş; sorgu-sual, araştırma ve düşünme âdetâ yasaklanmıştır.

Oysa İslâm çağrısı, özü itibariyle, 610-632 yılları arasındaki Mekke-Medine coğrafyasından hareketle, orada yaşayanlara ve dolayısıyla bütün bir insanlığa model bir bilgi ve ahlâk toplumu oluşturmanın sağlam ipuçlarını verir ve de vermiştir.

Kur’an-ı Kerîm’in ilk inen ayetleri ve sureleri, Mekke toplumunun hayatî meselelerinin şirk (puta tapma), fakirlerin sömürülmesi (sosyal adâletsizlik), ticarî ve toplumsal ahlâksızlık ve topluma karşı sorumsuz davranışlar olduğunu apaçık bir biçimde gösterir.[2] 

İslâm’ın düzeltilmesini talep ettiği bu meseleler, esas itibariyle Hz. Peygamber’in önderliğinde ve otoritesi altında yirmi üç yıl gibi kısa ve baş döndürücü bir hızla ve toplumdaki ihtiyaç ve gelişmelere muvâzî olarak ortaya konmaya çalışılmış ve birçok alanda da başarılı olunmuştur, denebilir.[3]

Ancak ilk dört halifeden sonra başlayan saltanat yönetimleri, başka bir yaklaşımla siyasî egemenlik mücadelelerinin doğurduğu bezginlik, umutsuzluk ve hayal kırıklıkları, Kur’an’da 610-632 yılları arasındaki Mekke ve Medine toplumunun ihtiyaçlarına ve o günün örf  ve âdetlerine göre belirlenmiş birtakım muâmelat, yani dünya işlerine ait düzenlemeler ile Hz. Peygamber’in Sünneti, yani o günün şartları içindeki uygulamaları ve hatta sahâbe ve sonraki bilginler, mezhep imamları tarafından yapılmış yorumlardan oluşan bir tarihî kültür malzemesi, kutsallaştırılarak dokunulmazlık zırhına büründürüldü ve inanç alanına sokuldu.

Kur’an-ataların dini mücadelesi

Böylece Kur’an’ ın 23 yıl boyunca “ataların dini” diyerek en sert ve açık şekilde mücadele ettiği, karşı çıktığı, savaş açtığı bir zihniyet, yeniden baş tacı edildi ve sahabenin ve din bilginlerinin görüşleri, Allah’ın Kitâbı’’nın yani Kur’an-ı Kerîm’ in önüne geçirildi. Hz. Peygamber dâhil sahabe ve selef âlimlerini “aşılmaz ilim otoriteleri” kabul eden bu zihniyet, dinin özü ile doğrudan tarihî ve mahallî/yerel olan meseleleri birbirinden ayırmaya gerek görmeden, bu kültürün tamamını kutsallaştırdı ve itikādî alana yerleştirdi.

Bu ise, Allah’ın mesajının aksine tarihin kutsallaştırılması ve dokunulmazlık zırhına büründürülmesi demekti. Üstelik bu durum, daha sonra ortaya çıkmış ve çıkacak îtikādî ve hukukî gelişmelerin, inancın bir parçası haline getirilmesi gibi, “doğru din”i yok etmeye yönelik en tehlikeli, ama daha kötüsü çok aptalca ve çok cahilce bir hareketti.

Kaderci müslümanlar

O kadar ki, neticede, bugünün kendini Allah’ın azamet ve kudreti karşısında çaresiz ve âciz gören, işi ve aşı dâhil her şeyini Allah’a havale eden ve her şeyi O’ndan bekleyen, aklını kullanarak bizzat üretmesi, keşfetmesi ve yaratması icap eden her türlü değere sırt çeviren ve en acısı insana hiçbir özgürlük alanı tanımayan “kaderci” bir Müslüman zümre doğdu.

Böylece İslâm dünyasına, maalesef, insanlığın müşterek değerleri ve ahlâkî “norm”lar bakımından değişmez olan “din” ile, yaşanan zamana, mekâna, toplumsal yapı ve şartlara, hattâ o dine mensup toplumların etnik, antropolojik, ekonomik, siyasî ve coğrafî şartlarına göre değişin, değişebilen ve değişmesi son derece tabiî ve hattâ şart olan “şerîat”in çok katı ve kesin bir biçimde değişmez ve sabit olduğunu ileri süren menfî, ezik ve edilgen bir zihniyet egemen oldu.

Aklın ve zamanın ötelenişi

Siyasî ve idarî hayata egemen olan bu kötü zihniyet, sadece Allah’ın bir Müslüman için îmanının ilk şartı olarak belirlediği “akıl”ı değil, mantık dışı bir tutumla “zaman”ı, yani “tarih”i de nerede ise bir soğutucuya atıp orada donmaya terk etti.  Ayrıca bu zavallı “kafa”, seleften bize intikal eden dinî metinlerin her türlü ihtiyaca cevap vereceğini ve vermekte olduğunu iddia edebilecek derecede kalıplaşmış bir taassuba ve cehalete demir attı.

Aslında bu zihniyet mensuplarının, yani “dinî nass”ların ve tarihî mirasın kesinlikle değişmezliğine ve sonsuza kadar “yeterliliği”ne inanmış olan “ulema” ve “siyasî yapı”nın ittifakı ile “Allah’ın dîni” değil kendi kutsallıkları koruma altına alınmış oluyordu; çünkü böylece onlar, kendilerini sorgulama ve topluma hesap verme endişesinden ve yükümlülüğünden kurtarmış oluyorlardı.

Dinleri doğru okumak

Oysa bu durum mutlaka değiştirilmeli ve din, doğru okunarak aslî hüviyetine kavuşturulmalı idi. Dinlerin “doğru” okunup “doğru” anlaşılması ve anlatılabilmesi yolunda atılacak ilk adım, o dinin tanrı-insan-evren tasavvurunu “doğru” bir biçimde belirlemektir.

Allah’tan başka tanrı olmadığına ve Hz. Muhammed’in de O’nun elçisi olduğuna inanmak ve bu sözü açıkça ifade etmek, kişiye nasıl “Müslüman” sıfatını kazandırıyor ise, nasıl bir Müslüman olduğumuzu ve Müslümanlığımızın çerçevesini de inandığımız “Allah-insan-evren” hakkındaki tasavvurumuz çizer.[4]

Şöyle ki din, genç araştırıcımız İlhami Güler’in de isabetli bir biçimde tespit ettiği gibi, tanrı ile insan arasındaki bir ilişki ise, bu ilişkinin öteki ucundaki tanrının –ilişkinin niteliğini belirleyen tanrının- ontolojik anlamda sınırsız ve mutlak olan gücünün; muhtevası ahlakî olan bu ilişki üzerindeki sınırlarının nerelere uzandığı, nerelerde sınırlandığı; yarattığı insan üzerinde ne tür tasarruflarda bulunduğu; ilişkinin niteliğini, dolayısıyla bireyin hayatını/yaşamını ve bu hayatın/yaşamın niteliğini olabildiğine etkiler.

Meselâ, eğer herhangi bir tek tanrılı dinde ilişki, adâlet/sevgi (ahlâk) yerine salt “güç” ve “kudret üzerine kurulmuşsa, taraflardan birinin (tanrı) ne yapacağı belli değilse veya her istediğini yapabiliyorsa, böyle bir ilişkide ikinci tarafın (insanın) yeteneklerinin açılıp serpilmesi mümkün değildir…

Böyle bir yorumda tanrı ‘mutlak güç’e; insanın ‘denenmesi’ de sorgusuz-sualsiz bu mutlak güce boyun eğmeye indirgenmiştir. Artık bu durumda güce tapınılmaktadır. Allah’ın gücünü kuralsız/dilediği şekilde (kadersiz=ölçüsüz) kullandığı inancı, tabiat kanunlarının devamlılığı (determinizm) fikrini ortadan kaldırdığı gibi; Allah’ın yaptıklarının insanın anladığı anlamda ahlâktan bağımsız (Sünnetullah’sız) olduğu inancı da, ahlâk yasalarına, onların bilinebileceğine ve evrenselliğine olan inancı da gevşetir. Böylece ferdin entelektüel (zihnî, aklî) ve ahlakî tabiatı önemli ölçüde yara alır…

Müslümanların Allah tasavvuru

Şu anda bile ülkemiz Müslümanları dâhil dünya Müslümanlarının çok büyük bir çoğunluğunun Allah tasavvuru, Eş’arî kelâmının belirlediği ölçü çerçevesinde Allah’ı “Mutlak Güç ve Kudret” ile aynîleştiren/özdeşleştiren ve dolayısıyla O’nu bu yolla “tenzîh” eden bir anlayıştır. Bu durumda kendilerini “amelde Hanefî, îtikadda Mâtüridî” olarak kabul eden Türk insanının Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden bu yana bu anlayışı bugün de ısrarla sürdürmeleri, doğrusu “ironik” bir durumdur.

Ontolojik olarak Allah’ın mutlak güç ve kudret sahibi olması son derece doğru ve mantıkîdir. Ancak Eş’arî kelâmı ve onu kullanan siyaset, Allah ile insan arasındaki ilişkiyi yeryüzü egemenliğinde insana atfedilen “halife” metaforuna yükleyerek “İlâhî güç” ile “siyasî güç” arasında kopmaz bir ilişkinin varlığını kullanma hatasına düşmüştür.

Nitekim bunun ilk çirkin örneğini, Emevî Devleti’nin ilk sultanı Muaviye b. Ebî Sufyan, önce Hz. Ali’ye hemen sonra da Hâricîlere ve diğer Müslümanlara karşı sergilediği adâletten uzak, haksız ve zulüm dolu icraatını fütursuzca “Allah’ın kaderi/Allah’ın takdiri” olarak O’na havale etmekle ortaya koymuştur. Artık o, “Allah’ın Halifesi” sıfatıyla giriştiği her keyfî icraatını, “Allah’ın kaderi” olarak hikmetinden sual edilemeyen Allah’a havale etmekle, yani ilişkideki Allah’ın yapıp-etmelerinin sınırını ortadan kaldırmakla, kendine, yani insana ait olması gereken sorumluluk ve yükümlülükten kurtulacağını sanmıştır.

Oysa biz biliyoruz ki, akılcı Mu’tezile ve Mâturidî kelâmına göre Allah ile insan arasında tamamen hür/özgür iradeye dayanan, kuralları ve sınırları belli ahlâkî bir ilişki söz konusudur.

Ontolojik anlamıyla Allah

Tekrar edelim ki, şüphesiz Allah, ontolojik anlamda, mutlak güç ve kudret, mutlak ilim, mutlak irade sahibidir; ama insanla ilişkisi kesinlikle sadece güç ve kudrete değil, hikmet ve mârifete/bilgiye, sevgi ve merhamete, adâlet ve ahlâka, yani Sünnetullah’a, yani Allah’ın kanunlarına dayanır. Bu sebepten Allah, Sünnettullah çizgisine uyan, yani hikmete, adâlete, hakkaniyete ve ahlakî kural ve kanunlara uygun davranan insanların elbette en yakın yâr ve yardımcısıdır.[5]

Ayrıca mademki sadece insan, dünyada, hür/özgür bir akıl ve iradeye sahip olarak bir imtihan, bir deneme için bulunmaktadır ve mutlak gelecek olan ahiret âleminde de yeryüzündeki yapıp-etmelerine göre ödül ya da ceza alacaktır;[6] o halde ilişkilerinde hem Allah’a hem de dünyadaki her türlü varlığa karşı sorumluluk ve yükümlülük anlayışı ile hareket etmek zorundadır.

Keza insanın yeryüzünde gerçekleştirmek zorunda olduğu ya da kendini gerçekleştirilmesinden sorumlu ve yükümlü sayacağı şeylerin neler olduğunu ve onların nasıl gerçek kılınabileceğinin yolunu ve yordamını bilmesi gerektir.

Bilgi şarttır

Evet, Kitâb’ın bilinebilmesi ve Allah’ın istediği model bir ahlâk ve bilgi toplumunun oluşturulabilmesi ve nihayet bu toplumun bir medeniyet kurabilmesi için de “bilgi” gerekir.

İslâm’a göre ilmin kaynağı Allah’tır, şaşmaz ve gerçek ilim O’na aittir. O’ndan başka hiç kimse (peygamber de dâhil) gerçeği bilmez. İlmin gerçeği ve bütünü Allah’ındır. Bu inanç, İslâm’da bir insanın diğer bir insan için ilim otoritesi olma inancını yıktı. Ancak insanı, kendisi için ilim otoritesi olarak kabul etti. Dolayısıyla gerçek ilim otoritesi Allah’tır. Ama izafî ilim otoritesi, insan için sadece insanın kendisidir. İslâm bu görüşü yalnız bilgi ve kültür olarak ortaya atmakla kalmadı, aynı zamanda bu görüşe inanılması gerektiğini de vurguladı. Yani insanoğlu, önce öğrenecek/bilecek, sonra ona öylece inanacak ve üçüncü olarak da öyle davranacaktır.[7]

İlk emir, oku

Din vardır ve lâzımdır…

İşte bu noktada Atatürk, Kur’an mesajının özünü çok iyi okuduğu ve İslâmiyetin tarihî macerasını çok iyi bildiği ve kavradığı içindir ki, İslâm dünyasının içine düştüğü miskinlik ve taassuba isyanla şöyle söylemiştir:

“İslâmiyetin ilk parlak devirlerinde geçmişin ürünleri olan bozuk âdetler bir zaman için kendini göstermeğe ve etkili olmaya gücü yetmemişse de, biraz sonra İslâm’ın gerçeklerine sarılmaktan, İslâm esaslarına uymaktan çok, geçmişin kalıntılarından olan âdet ve inanışları dine karıştırmaya başlamışlardır. Bu yüzden İslâm cemiyetlerine dâhil birtakım kavimler, İslâm oldukları halde, sukûta, sefalete, inhitata maruz kaldılar. Geçmişlerinin bâtıl ve itiyad ve itikatlarıyla/bozuk alışkanlık ve inanışlarıyla İslâmiyeti teşvîş/karmakarışık ettikleri ve bu suretle hakikat-ı İslâmiye’den/İslâm’ın gerçeğinden uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar…”

“Din vardır ve lâzımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi, fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler gibi) binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hâsıl olacaktır…”

TBMM dualarla açılıyor

TBMM açılırken…

O halde bu durum düzeltilmeli; İslâm’ın bir çıkar aracı olarak kullanılmasına son verilmeli ve sahip olduğu saf, berrak ve dinamik hali ile yeniden canlandırılmalı; aslî yapısına kavuşturulmalı idi. Bunun tek çıkar yolu da laikliğin kabulü idi. Bu yoldaki ilk işareti Atatürk, 1 Mart 1924 tarihinde Büyük Millet Meclisi’nin 2.Dönem ilk toplantısı açarken şu sözleriyle vermişti:

“Mensubu olmakla mutlu ve gönül huzuru içinde olduğumuz İslâm dinini, yüzyıllardır yapılageldiği şekilde bir siyaset aracı olmaktan çıkarmanın ve yüceliğine kavuşturmanın şart olduğunu görüyoruz. Kutsal ve ilâhî olan inancımızı ve vicdanlarımızı, karışık ve çirkin işlere, her çeşit çıkar ve hırslara bulaştıran siyasetten ve bütün siyasî organlardan hemen ve kesin bir biçimde kurtarmak, milletin dünyevî ve uhrevî saadetin emrettiği bir zorunluluktur. İslâm dininin yüceliği ve yüksekliği ancak bu şekilde tecellî eder.”

Tevhîd-i Tedrisât

İlk adım da 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Diyanet İşleri Başkanlığının kurulması (Kanun No:429); Tevhîd-i Tedrisât Kanunu (Kanun No:430) ve Hilêfetin kaldırılması (Kanun No:431) hakkındaki kanunlarla atıldı.

Bu kanunlar birlikte değerlendirildiğinde şu husus ortaya çıkar: Hilâfetin kaldırılması ve tevhîd-i tedrisat ile dinin devlet hayatında siyasî bir fonksiyon ifa etmesine kesin olarak son verilmektedir. Buna karşı Devlet, inkılâpların gerektirdiği fevkalâde bir kamu düzeni tedbiri olarak ve en önemlisi İslâm dininde örgütlü bir ruhban sınıfı bulunmadığı için, din işlerini bir kamu hizmeti saymaya devam etmekte ve bunun için de bünyesinde Diyanet İşleri Başkanlığına yer vermektedir.

Hilâfetin kaldırılması çok önemli ve isabetli bir karardır; çünkü Kur’an’da siyasî egemenlik bütünüyle insana verilmiştir ve bu egemenlik hakkını nasıl kullanacağı da açıkça bildirilmiştir.[8]

Böyle olmasına rağmen, Emevîler ve sonraki idareciler, Haricîlerin Dördüncü Halife Ali b. Ebî Tâlib’e karşı isyanlarında sloganlaştırdıkları “el-hukmu li’llah” (Hüküm Allah’ındır/Hâkimiyet Allah’ındır) iddiasıyla yola çıkarak kendi anlayış ve yorumlarını Allah’ın iradesi saymaya başladılar.

Hâkimiyet Allah’ındır

Bu ise, yöneticilerin dini kullanarak kendi saltanatlarını sağlama almalarının yolunu açtı. Çünkü “Hâkimiyet Allah’ındır” iddiası ile insanları yönetmeye kalkmak, o yöneticiyi sorgulama dışında bırakmak ve gerektiğinde değiştirilmek endişesinden kurtarmak demekti. Ki bu, Kur’an’ın mesajına tamamen zıt bir anlayıştır. Çünkü Allah, yeryüzünde egemenlik yetkisini tek tek insana vermiş ve ondan bu yetkisini adâlet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde kullanmasını istemiştir.

Ayrıca değişmezlik ve dokunulmazlık vasfı kazandırılan muâmelat, hakkında nass, yani ayet ve hadîs bulununlar dâhil tamamı ictihâdî’dir, yani yoruma bağlıdır. Bu konuda yapılacak yorumlarda, o hükmün anlamı ve maslahat (kamu yararı)’ın gözetilmesi temel amaçtır. Çünkü Kur’an’da muâmelatla ilgili düzenlemelerde, hükmün illet (cause) ve hikmet (wisdom)’leri üzerinde geniş bir şekilde durulmuştur. Onun için bunlarla ilgili hususlarda, içinde bulunulan şartlara, ihtiyaçlara ve kamu yararına göre gerekli düzenleme ve uygulamalarda bulunma yetki ve sorumluluğu Devlet’e aittir.

İlk anayasada din

İnkılâp Kanunlarının hemen arkasından Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk Anayasa’sı olarak kabul edilen 20 Nisan 1924 tarihli Anayasa’mızda laikliğe işaret eden sadece iki madde vardı. Bunlar da, 70. maddedeki fikir ve vicdan hürriyeti ile 75. maddedeki “Hiçbir kimse mensub olduğu din, mezhep, tarikat ve fesefî ictihattan dolayı muaheze edilemez. Asâyiş, adâb-ı muâşeret-i umûmye ve kavânîne (kanunlar) mugâyir olmamak üzere her türlü ^üayinler serbesttir” hükümleri idi.

Kur’an ve laiklik

Esasen laikliğin temel unsurlarından biri olan din ve vicdan özgürlüğü, Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu bir olgudur. Bir kere dine inanmak, doğrudan kişisel bir seçim meselesidir: “…Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin” (Kehf 18/29); “Dinde zorlama yoktur…” (Bakara 2/256); “Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?” (Yûnus 10/99); “Sizin dîniniz size, benim dînim banadır.” (Kâfirûn 109/6). Örnek olarak verilen bu birkaç ayet bile, Kur’an’ın inanmayı bir vicdan ve irade konusu kılmak suretiyle laikliğe giden yolda önemli bir ilke belirlemiş olduğunu gösterir.

Laikliğe giden yoldaki ikinci adım, 9 Nisan 1928’de 1924 Anayasa’sının 2. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti’nin dîni, İslâm’dır” hükmünün kaldırılmasıdır.

Nitekim bu maddenin kaldırılması ile ilgili teklifte, “din ile devletin ayrılma prensibi, Devlet ve Hükûmetin dinsizliği tervîci (yücelttiği) manasını tazammun etmemelidir. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinlerin devleti idare edenlerle edecekler elinde bir âlet olmaktan kurtuluş teminatıdır… Bu sebepledir ki, beşeriyetin manevî saadetlerini deruhde eden din, ağyar eli değmeyen vicdanlarda bülend mevkiini ihraz ederek Allah ile ferd arasında mukaddes bir temas vasıtası haline girmiş bulunacaktır…” denilmekte; dînî siyasî egemenlik için bir vasıta, bir çıkar aracı olarak kullanan zihniyete son verilmiş olmaktadır.

Bunun anlamı da artık kanunların yapımında ve dolayısıyla insanların aralarındaki ilişkileri belirlemeleri ve siyasî egemenliklerini kullanmaları sırasında, değişmezliği ileri sürülen katı kuralları ve dogmaları değil, zamanın ihtiyaçlarına, hayatın gerçeklerine cevap bulacak akıl ve bilim yolunu kullanmalarının gerekliliğidir.

En köklü evrensel din İslam

Bu noktada İslâm, denebilir ki, evrensel dinler arasında en köklü, en güçlü ve en cesur olanıdır. Çünkü Kur’an, insanı ısrarla her hususta aklını kullanmaya, evrenin sırlarını çözmeye, dengesini bozmadan evrene egemen olmaya, olayları ve olguları sormaya ve sorgulamaya ve üzerinde düşünmeye çağırır.

Bilgisizlik,kör bir gelenekçilik, ataları körükörüne taklit Kur’an’ın reddettiği bir durumdur. Nitekim Kur’an’da akla, bilgiye ve düşünmeye öylesine önem verilmiştir ki, 275 yerde “Düşünmüyor musunuz? Akıl erdirmiyor musunuz?” diye sorulmakta; 200 yerde “düşünme ve tefekkür” emredilmekte; 12 yerde “dolaşarak evreni tanıma, araştırma ve ibret alma” ve 670 yerde de bilgi ve bilime teşvik edilmektedir. Esasen Kur’an’ın yorumlanması ve yaşanılan dönemin ihtiyaçlarına cevap bulunması demek olan ictihad’ın kaynağı da akıldır, bilimdir.

Oysa bugün İslâm dünyası, din eksenli ve ezberci, sorgusuz, soruşturmasız ve araştırmasız bir eğitimi yeğledikleri için, fevkalâde güçsüz, ezik ve edilgen durumdadır. Görünüşte bu dünyanın çok büyük kesimi petrol ve doğal gaz zenginidir. Ama İslâm Konferansı Örgütü üyelerinin gayri safi millî hâsıladan bilimsel çalışmalara ayırdığı pay sadece onbinde ikidir. Gelişmiş ülkelerde ise bu oran en az yüzde üçtür. Örgütün 57 üyesi var ve tamamındaki üniversite sayısı -bildiğim kadarıyla- 600 civarında. Sadece ABD’de ise  6000 dolayında üniversite var.

Öyle görünüyor ki, artık ilim de san’at da, İbn Sina’nın öngörüsünü doğrulayarak, rağbet görmedikleri, itibar edilmedikleri için İslâm ülkelerini terk etmiş ve yerini “akılsız îman”a, “teslimiyet” ve “taklit”ten oluşan “aşksız ve zevksiz” yaşanmayan bir dine ve cemaatler ve tarikatların egemenliğindeki içi boşaltılmış din anlayışına bırakmıştır. Oysa Atatürk, “Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek tarikat, medeniyet tarikatıdır.”  (1925) dememiş miydi?[9]

Dinsiz bir milletin sürekliliği olamaz.

100. yılda…

O halde bugün bilim, san’at ve kültür alanında başarılı bir sınav verememiş ülkenin çocukları olarak Atatürk’ümüzün 19 Mayıs 1919 tarihinde tutuşturduğu  ve o tarihten beri yanan, ama yirmi birinci yüzyılda karartılmaya çalışılan meş’alenin 100. yılında Atatürk’ü anarken, artık bazı hususları da bütün çıplaklığı ile gündeme getirip hiç değilse, şu hususlarda birleşmeliyiz:

♦ Hiç vakit geçirilmeden İnkılâp Kanunları arasında çok önemli bir konumda olan Tevhid-i Tedrisat/Öğretimleri Birliği Kanununun gerçek anlamda uygulamaya sokulması şarttır. Çünkü Tevhid-i Tedrisat yalnızca öğretimlerin birleştirilmesini değil, eğitim ve kültür politikaları yoluyla asıl “Milletin Birleştirilmesi” amacını, millî birliği pekiştirmek amacını gütmüştür.

Atatürk’e göre, “…Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her fert dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır; orası da mekteptir.”(1923); “Milleüimiz ve memleketimizin irfan ocakları bir olmalıdır. Bütün memleket evlâdı kadın ve erkek, aynı şekilde oradan çıkmalıdır. Fakat nasıl ki her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahipleri yetiştirmek lâzım ise, dinimizin felsefî gerçeğini inceleme, araştırma ve telkin bakımından ilmî ve fennî kudrete sahip olacak seçkin ve hakikî din bilginlerini de yetiştirecek yüksek müesseselere malik olmalıyız.”(1923)[10]

Gerçi bir kısım aydına göre, Devlet eliyle olsa bile din eğitiminin Türk eğitim sistemi içinde mütalea edilmesi ve uygulamaya sokulması, her şeyden önce laiklikle çatışmaktadır. Aslında bu hatalı anlayış, baştan itibaren din eğitim ve öğretiminin, Türk milli eğitim sistemi içinde gereken ciddiyet ve ilgiden uzak kalmasının, hattâ sistem bütünlüğü içine alınmamasının sebeplerinden biri olmuştur. Unutulmamalıdır ki, ülkemizin şartları ile çoğunluğun mensubu bulunduğu sünnî-İslâm anlayışı, din eğitim-öğretimini ne dinî cemaatların idaresine bırakmaya izin verir ne de onu yok farz etmeyi veya hafife almayı makul gösterebilir.

♦ Bugün ülkemiz tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi ayrı kulvarlarda koşan farklı isimlerdeki liseler, kolejler, din eğitim-öğretimi veren okulların yarışlarını seyretmektedir. Onun için din eğitim ve öğretimi milli eğitim sistemimiz içinde yeniden, ama ciddiyetle ve sistem bütünlüğü içinde ele alınmalıdır. Yoksa bütün okulları din eğitimi veren kurumlar haline dönüştürmek, milli eğitimi kurtarmak şöyle dursun ülkeyi ve milli bütünlüğümüzü yok eder.

Özellikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu çerçevesinde birer meslek okulu olarak kurulan imam-hatip liselerinin, din eğitim ve öğretimi yoğun genel öğretim kurumlarına dönüştürülmesi mutlaka önlenmelidir.

♦  Ayrıca eğitimin bütün kademelerinde dinin sevdirici nitelikte işlenmesi ve dinin bir amaç değil, insanı sevgi, doğruluk, adâlet, dayanışma, hoşgörü ve samimiyete, sağlam bir vatandaşlık anlayışına götüren bir kurum olduğu vurgulanmalıdır. Böylece çocuk, daha başlangıçtan itibaren din kurumunu ve onu takdim edenleri dokunulmaz, mutlak uyulması gerekeli varlıklar olarak değil, sadece doğruyu, sevgiyi, adâleti, dayanışmayı öğretmekle görevli öğreticiler olduklarını kavrar. O zaman da onların davranışlarına, yapıp-etmelerine göre, doğru ya da sahtelikleri hakkında bizzat karar verme gücüne kavuşur.

♦  Yaygın eğitim kurumlarından Kur’an kursları, bugün ülkemizde sadece Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı imiş gibi görünmekle beraber, yüzlerce gizli ve kaçak kursun başka adlar altında faaliyetlerini sürdürdükleri bilinmektedir. Ayrıca ülkemizde geleneklerin taşıdığı bir anlayışla vatandaşlarımız, çocuklarının Kur’an-ı Kerim’i okumayı bilmelerini arzu etmektedirler.

Bu istek, çıkarlara meydan vermeden, akılcı ve ilmî usullerle Devlet eliyle karşılanmalıdır. Ancak burada önemli bir hususa dikkat çekmeliyim. Tevhid-i Tedrisat Kanununa göre bütün “medrese ve mektepler” M.E.B.’na devredilip bağlandığına göre, Diyanet İşleri Başkanlığının denetiminde olsalar bile, Kur’an kurslarının da Kanun gereği M.E.B’na devri gerekli değil midir? Bize göre evet gereklidir; çünkü D.İ.B. bir eğitim kurumu değildir. Onun görevi, 429 Sayılı kuruluş kanunu, 1982 Anayasası ve 633 Sayılı Kanuna göre, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek (Anayasa md.136), İslâm Dini’nin inanç, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmektir. (633 sayılı Kanun, Md.1).

Bu sebepten bana göre bu kurslar M.E.B.tarafından örgütlenmeli, işletilmeli ve denetlenmelidir. İlk iş olarak da bu kurslarda öğreticilik yapacak görevlilerin, mutlaka “pedagojik formasyon sertifikasına” sahip olmaları şart kılınmalıdır. Ancak bu ve benzeri düzenlemelerle din eğitim ve öğretimi millî eğitim sistemi içinde bir bütünlük kazanabilir; Devletin gözetim ve denetimi altında ferdin ve toplumun kanunların tanıdığı haklar ve hürriyetler çerçevesinde din eğitim ve öğretimi ihtiyacı yeterli düzeyde ve laiklik ilkesini zedelemeden karşılanmış olur.

Ancak bu hususta başarılı olabilmenin en önemli şartı, “nitelikli öğretmen” konusunun, “ders kitapları ve öğretmen kitapları”nın ilim zihniyeti ve çağdaş anlayışla çözümlenmesidir. Unutmamak gerekir ki, eğitim sisteminde öğretmen yenileşmeden yenilik gerçekleşemez; eğitim kurumu ve sistemi kendini yenileyemez. Bu durumun ve gerçeğin, din öğretimi için daha da önemli olduğu hususu daima hatırlanmalı ve ona göre çözümler aranmalı ve uygulanmalıdır.

♦  Bilindiği üzre Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 tarihinde 429 Sayılı kanunla kurulmuş din hizmetlerini tedvir/idareye ve halkı din konusunda aydınlatmaya memur bir kamu kurumudur.

Şu anda imam-hatip liselerinden veya ilâhiyat fakültelerinden mezun olarak bu teşkilatta görev üstlenenler, aldıkları eğitim gereği dinî geleneğin ve muhafazakârlığın öngördüğü şekilde tarihî birikimden ibaret bir din kültürü ile donanmış oldukları için, din meselelerine yaklaşımları da bu çerçeve içinde olmakta; dolayısıyla çağdaş din bilimlerinin ürünlerine pek iltifat etmemektedirler. Yüzyıllar önce ve o dönemin şartlarına göre alınmış fıkıh, kelâm, tefsir ve benzeri eserlerin kabuğu içinde, günün meselelerine çözüm üretebilmek maalesef mümkün değildir. Dolayısıyla tarihî mirası kutsallaştırarak dinin sahip olduğu ve teşekkül döneminde sergilediği dinamizmi yakalayabilmek de tamamen imkânsızdır.

İşte D.İ.B. bugün, bir kesimin varlığını tartıştığı, bir kesimin de icraatını yetersiz ve yanlış bulduğu bir kurumdur. Böyle olduğu halde Başkanlık kendini üst düzeyde bir bilimsel kurum gibi görmektedir.(!) Gelişme ve toplumsal değişmeye ayak uydurmakta bile zorlanan bir kurumun böylesi boş bir kuruntuya sahip olması ve zaman zaman sergilediği son derece yersiz çıkışları, toplumu, geçmişin idealize edilmiş hayatı ile oyalamaktan başka bir işe yaramaz gibi görünüyor. Bu bu temelsiz kuruntulara kapılacağı yerde, camilerini ve personelini, herhangi bir cemaat veya tarikat bağlantılarından yahut da ideolojik saplantılardan, siyasetin ve ucuzculuğun etkilerinden kurtarabilirse, ülkeye en hayırlı hizmeti yapmış olur. Böylece belki de gerçek anlamda dinî hassasiyete sahip “muttakî ve muhsin” mü’minler ile Allah’a inandığını, ama yaygın dine ve anlayışına kapılarını kapatan, yani kabaca “deizm”e yönelen gençlerin câmilere ve dîne dönüşüne zemin hazırlayarak, anlamlı bir icraata imza atabilir.

… Ahir din İslam

Aklını kiraya vermemiş olan her akıl sahibi Türk vatandaşının Atatürk’ün hepsi birbirinden değerli beyanları arasından konumuzla yakından ilgili şu sözlerini yeniden değerlendirmelerini öneririm:

“… Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz… Görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harab eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve mel’anetten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar. Hâlbuki elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız, artık dinin icabatını öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur… Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir miyar (ölçü) vardır. Bu miyar ile hangi şeyin bu dine muvafık olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, menfaati âmmeye muvafıksa (kamu yararına uygunsa)  kimseye sormayın. O şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın tetabuk bir din olmasaydı ekmel (en mükemmel/en eksiksiz) olmazdı, âhir (son) din olmazdı…” [11]

İslam, laiklik ve Türkiye

Çağdaş bilimin çok büyük gelişme kaydettiği, ama bu bilimi kullanan ya da satın alma durumunda olan kitlelerin de ahlâksızlık, insafsızlık ve adâletsizliği akıl ve mantığın kabul edemeyeceği bir biçimde yaygınlaştırdıkları bir dönemde, İslâm dünyasının içinde bulunduğu bu zavallı ve ezik durumdan kurtarılması ve İslâm düşüncesinde bir yeniden doğuşun gerçekleştirilebilmesi için bütün gücümüzle uğraşmak hayatî bir zarurettir; ama aynı zamanda mutlak anlamda bir îman borcudur. İslâm dünyasında da, şimdiki halde, bu işi becerebilecek tek ülke laik rejimi benimsemiş olduğu için Türkiye gibi görünüyor.

Nitekim ülkemizde yirminci yüzyılın ilk yarısında Atatürk tarafından Kur’an-ı Kerîm’in ve Buhârî Tecrîd’inin tercüme ve tefsiri ile başlatılmış, ama yoğun olarak son çeyreğinden bu yana da, Kur’an’ı anlama ve anlatma, İslâm düşüncesini yeniden okuma, inşa etme ve benzeri konularda, yaşlı-genç akademisyenler tarafından çok önemli ve ümit verici çalışmalar yapılmış ve yapılmaktadır.

Ancak bu çalışmaların, ülkemizin resmî ya da gayr-i resmî mercîlerinde gönül hoşluğu ile kabul gördüğünü ve bu çalışmaların, Kur’an’ı ve Müslümanları savunduğunu ileri süren ve bu işin çığırtkanlığını yapan her sıfattan “zevat” veya resmî kurumlar tarafından terğîb ve teşvik edildiğini söyleyebilmek maalesef mümkün değildir.

Kadercilik teslimiyetçilik midir

Tam tersine bazı kesimler, Kur’an’ın yeniden okunması ve onun talep ettiği model bir ahlâk ve bilgi toplumu esaslarının yeniden ortaya konması fikrine şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Bunlar, genelde îtikadın özelde de Allah’ın “teslîmiyetçi” kadercilikten “tenzîh” edilmesini, arındırılması ve kurtarılmasını îtikadının temeli kılan İmam Mâtüridî’ye de sırt çevirmektedirler; çünkü o, onların çıkar düzenlerini, oyunlarını bozmaktadır. Ayrıca onlar, İslâm’a inanan herkesin “Allah’ın ayetleri” olarak bildirilen evrenin sırlarını çözmek için her alanda üretici ve yaratıcı olmaları gerektiğini savunan araştırıcılara, yapmakta oldukları çalışmalarının ya da tekliflerinin eğer varsa yanlışlarını gündeme getirip tartışacakları yerde, cehaletin ve “bedevî zihniyeti”nin tipik refleksi ile “zındık”, “kâfir” ve en hafif olarak da “müşteşrık bozması” yaftası yapıştırmakta ve dolayısıyla bu genç ve yürekli insanların cesaretlerini kırmaya çalışmaktadırlar.

Özellikle bu hususlarda başı çekenler, Müslümanların bir kesimini kendi “din”lerine bağlamış ve tartışmasız aşılmaz îman ve ilim otoriteleri olarak kabul edilen “şeyh”ler, “hoca”lar, “efendiler” ve “cemaatlar” ile onların sözcüleri durumundaki basın-yayın organlarıdır.

Ama ülkemizin ruhen ve zihnen genç ve akıllı insanları, bu olumsuzluklara rağmen dinin ve dinî hayatımızın sağlıklı bir yapıya kavuşturulabilmesi için, yasaklayıcı ya da göz yummacı bir anlayışla değil, doğruları cesaretle gündeme getirip bilimin şaşmaz ölçüleri ile ele almakta ve kamuya aktarmaya çalışmaktadırlar.

Bu anlayış ve tutumun, sarsılmaz bir irade ile, sadece bir kısım ilâhiyatçı akademisyen ya da araştırıcılarca değil, bütün Türk aydınlarınca benimsenmesi halinde, Atatürk’ü daha huzurlu ve güvenli bir ruh hali içinde anmayı ve anlamayı hak edebiliriz diye düşünüyorum ve’s-selâm…

 

[1] Bu hususta geniş bilgi ve kaynakça için bkz.: Ethem Ruhi Fığlalı, Atatürk’ün Din ve Laiklik Anlayışı, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2012.

[2]  Krş. Fazlur Rahman, İslâm ve Çağoaşlık (İslâm Eğitim Tarihinde Fikrî Bir Geleneğin Değişimi), Çev. Alpaslan Açıkgenç-M.Hayri Kırbaşoğlu, Ankara:Fecr 1990; Roger Garaudy, İslâm ve İnsanlığın Geleceği, çev. Cemal Aydın, İstanbul:Pınar, 1990; aynı yazar, Entegrizm, çev. K.Bilgin Çileçöp, İstanbul 1995.

[3]  Krş. M.A.Shaban, Islamic History: A New Interpretation.I, Cambridge,U.K. 1971, s. 15.

[4] Bkz. İlhami Güler, Allah’ın Ahlâkiliği Sorunu (Ehl-i Sünnet’in Allah Tasavvuruna Ahlâkî Açıdan Eleştirel Bir Yaklaşım), Ankara:Ankara Okulu 2002³, ss. 12-13.

[5] Krş.: Bakara 2/257.

[6] Msl.krş. Yûnus 10/28-29; Mülk 67/2.

[7] Krş. Hüseyin Atay, Kur’an’a Göre Araştırmalar.IV, Ankara:Semih Ofset 1995/ıv, s.87.

[8] Bu konuda bkz. Ethem Ruhi Fığlalı, İslâm Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar, Ankara:Berikan ,2010; aynı yazar, Laiklik,Ankara:Panama,2016.

[9] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. II, 1959/215.

[10] Aynı eser. II, 1959/90.

[11] (16 Mart 1923-Adana Türk Ocağı).  Sadi Borak, Atatürk ve Din, İstanbul: Anıl Yay. 1962, 81-82. Atatürk’ün din konusundaki görüşleri için bkz. Ethem Ruhi Fığlalı, Atatürk’ün Din ve Laiklik Anlayışı, Ankara: Atam Yay. 2012.

 

Ethem Ruhi Fığlalı

MİSAK yazarlarından Ethem Ruhi Fığlalı 1937 yılında Burdur’da doğmuştur. 1959'da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1961-1964 yılları arasında Konya İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1964-1965 yıllarında Burdur İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı,1965-1966 yıllarında Kayseri İmam-Hatip Lisesi Müdürlüğü ve Meslek Dersleri Öğretmenliği, 1966-1970 yılları arasında İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü Müdür Başyardımcılığı ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Öğretmenliği, 1970-1971 yıllarında Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü Müdürlüğü ve Türk-İslâm Medeniyeti Tarihi Dersi Öğretmenliği yapan Fığralı, 1971'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsü Asistanlığına atanmıştır. 1972'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Kürsüsünde “İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri” başlıklı teziyle “İlâhiyat Doktoru” ünvanını, 1977'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde “Ahmediyye Mezhebi (Kâdiyânilik)” başlıklı teziyle “Üniversite Doçenti” ünvanını ve 1982'de Ankara Üniversitesinde “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Tetkik)” başlıklı takdim teziyle “Profesör” ünvanını kazanmıştır. 1982, 1985 ve 1988 yıllarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanlığı, 1984'te Dekanlık görevinin yanında Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcılığı, 1992 ve 1994 tarihlerinde Muğla Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü görevlerinin yanında YURT-KUR Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türkiye Stratejik Araştırmalar Millî Komitesi üyeliği, Türkiye Sosyal ve Beşerî Bilimler Millî Komitesi Başkanlığı, Yükseköğretim Kurulu Üyeliği, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği g,b, görevler de yürütmüştür. 1996'da DENBİR tarafından verilen “Bilimde Üstün Hizmet Ödülü”nün, 1999'da Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi tarafından aslî üyelik ve “Ordinaryüs Profesör” unvanının, 2000'de Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi tarafından verilen “Aytmatov Akademisi Aslî Üyeliği"nin, 2005'te Uluslararası Rotary 2004-05 Dönem Başkanı Glenn E. Estess Sr. adına 2440’ıncı Bölge Governor’u tarafından, Marmaris’te yapılan Yüzüncü yıl (2004-05) kutlamasında verilen “Üstün Hizmet Ödülü”nün ve 2006'da T. C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından verilen “Vakıf İnsan” unvanının sahibi oldu. 2003 yılında emekli olan Fığlalı, Sıtkı Koçman Vakfı’nda Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. 2005 Vakıf Senedi gereği Sıtkı Koçman’ın vefatı (13.10.2005) üzerine Sıtkı Koçman Vakfı Başkanı oldu. 2010 yılında bu görevinden istifa etti. İngilizce, Arapça ve Fransızca bilen FIĞLALI, 30 Ağustos 1959 yılından bu yana Fakülteden sınıf arkadaşı Semiha Ertuğrul Hanımefendi ile evlidir ve dört kız beş torun sahibidirler. ARAŞTIRMA VE YAYINLARI I. TELİF KİTAPLAR: 1. Çağımızda İtikadî İslâm Mezhepleri, İstanbul: Selçuk Yayınları, 1980 (Gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 2. Baskı: 1983; 3. Baskı: 1986, İran İslâm Devrimi ilâvesiyle 4. Baskı: 1990; 5. Baskı: 1991; 6. Baskı: 1993 ;7. Baskı: 1995 ; 8. Baskı: 1996 ; 9. Baskı: 1998) ; 10. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık; 1999; 11. Baskı: İstanbul: şa-to İlâhiyat, 2001; 12. Baskı: İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay., Aralık 2004. 2. İslâm’a Karşı Cereyanlar: Bâbîlik ve Bahâîlik, Mecca: Muslim World League Yay. 1402/1981. 3. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi (Ortaokul 3. sınıf), Ankara: M.E.B. Yay. 1982 (13. Bs., 1994) 4. İbâdiye’nin Doğuşu ve Görüşleri, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fakültesi Yay. 1983. 5. İmâmiyye Şîası, İstanbul: Selçuk Yayınları 1984 (2. Basım: İstanbul: Ağaç Kitabevi Yayınları, Kasım 2008). 6. Kâdiyânîlik (Ahmediyye Mezhebi), İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yay. 1986. 7. Mezhepler ve Tarikatlar Ansiklopedisi (Komisyon çalışması, Başkan: E.Ruhi FIĞLALI), İstanbul: Tercüman Yayınları, 1987. 8. Atatürk ve Din, Ankara: Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları No: 32, 1988 (Risale). 9. Türkiye’de Alevilik – Bektaşilik, İstanbul: Selçuk Yayınları 1990 (1.Bs.- Ekim 1990; 2.Bs.- Eylül 1991;3. Bs.- Temmuz 1994; 4.Bs.- Ağustos 1996; 5.Bs.- İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yay.,Nisan 2006). 10. Kâdiyânîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 11. Bâbilik ve Bahaîlik, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yay., 1994. 12. Geçmişten Günümüze Halk İnançları İtibariyle Alevîlik – Bektaşîlik, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yay., 1994. 13. İmam Ali, Ankara: TDV Yay. , 1996 (2. Baskı: 1998). 14. Din ve Devlet İlişkileri, Muğla : Muğla Ü. Yay., 1997. 15. Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Yayına Hazırlayanlar: Ethem Ruhi Fığlalı, Taha Müftüoğlu, İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999 (2.Bs.2008). 16. Din ve Laiklik Üstüne Düşünceler, Muğla: Muğla Üniv. Yay., 2001. 17. Îtikâdî İslâm Mezheplerine Giriş, İzmir: İzmir İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yay. 2007. 18. Günümüz İslâm Mezhepleri, İzmir: İzmir İlâhiyat Vakfı Yayınları 2008 (630 s.). 19. İslâm Laiklik ve Türk Laikliğinde Uygulamalar, Ankara: Berikan Yayınları 2010. II. YAYIMLANAN KİTAPLARDA AYRI BÖLÜMLER: 1. “İslâmî Anlayışta İnsânî Değerler”, Türklerde İnsânî Değerler ve İnsan Hakları – I, İstanbul : Türk Kültürüne Hizmet Vakfı yay., 1992, 257-279. 2. “Şiîlik ve Anadolu Alevîliği Arasındaki Farklılıklar ve Benzerlikler”, Alevîler/Aleviten, Haz. İsmail Engin-Erhard Franz, Hamburg 2000, I, 97–110. 3. “Hoca Ahmed Yesevî Kimdir?”, Türkistan’ın Pîri Hoca Ahmed Yesevî ve Külliyesi, Ankara: TİKA Yay.,2000, 24-37. 4. “Değişimci Özal ve Değişim Sürecinde İslâm”, Kim Bu? Özal-Siyaset, İktisat, Zihniyet, Editörler: İhsan Sezal/İhsan Dağı, İstanbul: Boyut Yay. 2001, 211–218. 5. “Sünnî Tarih ve İlâhiyat Geleneğinde Hz. Ali”, Tarihten Teolojiye İslâm İnançlarında Hz. Ali, Haz. Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: Türk Tarih Kurumu 2005, 103-136 [“Ali in the Sunni Historical and Theological Tradition”, From History to Theology Ali in Islamic Beliefs, ed. by Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: TTK 2005, 149-184]. 6. “Atatürk ve Din”, Atatürk Düşüncesinde Din ve Lâiklik, Haz. Ethem Ruhi Fığlalı- Taha Müftüoğlu- İdris Karakuş, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 1999, 235–249 [ Aynı makale şu eserde de yer almıştır: Atatürk’ün İslâma Bakışı- Belgeler ve Görüşler, Haz. Mehmet Saray-Ali Tuna, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi 2005, 193–207]. 7. “T.C. Devleti’nde Din-Devlet İlişkileri: Din Kurumları ve Din-Devlet İlişkileri”, Türk Dünyası Kültür Atlası / A Cultural Atlas of the Turkish World, İstanbul: Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Yay. 2006, 526–543. 8. “Alevî-Bektaşî Teolojisinin Temel Taşı: Alevî-Bektaşî İnançlarında Hz. Ali”, Geçmişten Günümüze Alevî-Bektaşî Kültürü, Editör: Ahmet Yaşar Ocak, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 2009, 241 – 267. III. TERCÜME KİTAPLAR: 1. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Sosyal Dayanışma, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O.ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur yay., 1969 (2.baskı: İstanbul, 1978). 2. Prof. Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Siyâsî ve İtikâdî Mezhepler Tarihi, Arapçadan çev.: E.Ruhi FIĞLALI-O. ESKİCİOĞLU, İstanbul: Yağmur Yay., 1970. 3. İbn Bâbeveyh el-Kummî, Şîî-İmâmiyye’nin İman Esasları (Risâletü’l-İ’tikâdâti’l-İmâmiyye), Arapçadan notlarla çev. E.R.FIĞLALI, Ankara: A.Ü. İlâhiyat Fak. Yay., 1978. 4. R.A. NİCHOLSON, İslâm Sûfileri (The Mystics of Islam), İng. Çev.: M.DAĞ, K.IŞIK, E.R. FIĞLALI, A. ŞENER, R. AYAS, İ.KAYAOĞLU, Ankara: Kültür Bakanlığı Yay., 1978 (2. Baskı: Ankara: Çağlar Yayınları 2004). 5. Ebû Mansur Abdulkahir el-Bağdâdî, Mezhepler Arasındaki Farklar (El-Fark Beyne’l-Fırak), Arapçadan notlarla çev.: E.Ruhi FIĞLALI, İstanbul: Kalem Yay. 1979 [2.Baskı: Ankara: TDV Yay. 1991; 3.Baskı: Ankara: TDV Yay. 2001; 4. Baskı: Ankara: TDV Yay.2007] 6. Prof. W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri (The Formative Period of Islamic Thought), İng. Çev.: E.Ruhi FIĞLALI, Ankara: Umran Yay., 1981. ( 2. Baskı: İstanbul: Birleşik Yayıncılık 1998; Gözden Geçirilmiş 3. Baskı: Ankara Sarkaç Yayınları 2010). 7. Henry Laoust, İslâm’da Ayrılıkçı Görüşler, (Les Schismes dans l’Islam), Fransızcadan çev. , E. Ruhi FIĞLALI – Sabri HİZMETLİ, İstanbul: Pınar Yayınları 1999. 8. Bahâilik ve el-Kitâbu’l-Akdes, Arapçadan notlarla çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan ŞİMŞEK, e-makâlât Mezhep Araştırmaları, III/2 (Güz 2010), ss. 7-144 /ISSN 1309-5803 /www.emakalat.com [Takdim-Bahâilik, Ethem Ruhi FIĞLALI, ss.8-42; Mirza Hüseyin Ali Bahâullah, El-Kitâbu’l-Akdes, Notlarla Çev. Ethem Ruhi FIĞLALI-Ramazan Şimşek, ss. 43-144]. IV. TELİF MAKALELER: 1. “İlkokulların Açılışı Münasebetiyle: Tarihimizde âmin Alayları”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 418 (Eylül 1968), ss.16–17. 2. “İslâm’da Eğitim ve Öğretim”, Yeşilay (Aylık Kültür ve Sağlık Dergisi), 420 (Kasım 1968), ss.10–11. 3. ” Hâricîliğin Doğuşuna Tesir Eden Bazı Sebepler”, İFD (Ankara 1975), XX, ss. 219–247. 4. “Burdur Kütüphanesinde Bulunan Bir Risâle: Tezkiretu’l-Mezâhib”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 99–116. 5. “Tezkiretu’l-Mezâhib li’bni’s-Serrâc”, İİED, (Ankara 1975), II, ss. 117–141 (Önsöz ve notlarla Arapça metin neşri). 6. “İbâdiye’nin Siyâsî ve İtikâdî Görüşleri” İFD, (Ankara 1976), XXI, ss.323–344. 7. “Hâricîliğin Doğuşu ve Fırkalara Ayrılışı”, İFD, (Ankara 1978), XXII, ss. 245–275. 8. “Hicrî 1400. Yıla Girerken İslâm Dünyası”, Milli Eğitim ve Kültür, (Ankara 1979), II, No: 5, ss.55–75. 9. “Genç Nesillerin Din Terbiyesi ve Destanlar”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı: 1, ss.38–43. 10. “Eğitimimizde Dinî Formasyon Noksanlığı ve Bunun Anarşideki Yeri”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, (İstanbul 1979), Yıl:8, Sayı:3, ss. 35–54. 11. “Mezheplerin Doğuşuna Tesir Eden Sebepler”, İİED, (Ankara 1980), IV, ss. 115–131. 12. “İbn Sadru’d-Dîn eş-Şirvânî ve İtikâdî Mezhepler Hakkında Türkçe Risâlesi”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 249–276. 13. “Tercümânu’l-Ümem”, İFD, (Ankara 1981), XXIV, ss. 277-335 (Önsöz ve notlarla tenkidi neşir). 14. “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, İFD, (Ankara 1981), ss. 179–214. 15. “The Problem of Abd-Allah İbn Saba”, İİED, (Ankara 1982), V,pp. 379–390. 16. “Sakîfe Olayı ve Hz.Ebû Bekir’in Halife Seçimi”, İslâm Medeniyeti, (İstanbul 1982), V, No:3, ss.7–27. 17. “XIX. Yüzyıl Sonlarında Hindistan (Mezhepler Tarihi Açısından Bir Bakış)”, DEÜİFD, (İzmir 1983), I, ss. 1–24. 18. “Basic Principles of Islam and the Problem of Dialog Between Islam and Christianity”, Diyanet Dergisi, (Ankara 1983), XIX/ 2, ss. 3–14 (Türkçe özet: “İslâm’ın Temel Esasları ve İslâm-Hıristiyan Diyaloğu Meselesi”, ss 3–5). 19. “İslam: Basic Principles and Characteristics”, The Muslim World League Journal, (Mecca: Shaban 1403/May-June 1983), LX, No: 8, ss. 11–15. 20. “İlk Şii Olaylar: Tevvabûn Hareketi”, İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 335–352. 21. “İslâm Tarihinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Dönemleri (Mezhepler Tarihi Açısından bir Tedkik), İFD, (Ankara 1983), XXVI, ss. 353–370. 22. “Millî Kültürümüz ve Dinimiz”, Türk Kültürü Araştırmaları-Prof Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun Hatırasına ARMAĞAN, Ankara 1985, 245-252. 23. “Endonezya’da Çağdaş İslâm Düşüncesi”, DEÜİFD, (İzmir 1985), II, ss. 9–23. 24. “Mawlawi a’in: a brief description and an interpretation”, Islamic Culture, 60, IV (1986), pp. 46–52. 25. Ortadoğu’da İslâm (İslâm Mezhepleri Tarihi Açısından Bir Bakış)”, Türkiye Günlüğü, 14, 1991, ss. 4–11. 26. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Türk Kültürü, 343 (1991), ss. 696–699. 27. “Nutuk’ta İslâm Tarihi ile İlgili Motifler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, VIII/22 (1991), ss. 39–43. 28. “Türk Düşüncesi Üzerine, Türk Yurdu, Türk Düşünce Hayatı Özel Sayısı, XI/44 (1991), ss. 44–45. 29. “Halkımızın İlahiyat Fakültelerinden Beklentileri”, Din Öğretiminin Dünü ve Bugünü Paneli, Diyanet Dergisi, 10 (1991), ss. 21.vd. 30. “Terör ve Terörün Kaynağı”, Türkiye’de Terör ve İçyüzü Açıkoturumu, Diyanet Dergisi, VII (1991), ss. 19.ff. 31. “Alevîlik-Bektâşîlik Tartışmaları Üzerine”, Diyânet, 25 (Ocak 1993), 35–37. 32. “Değişim Sürecinde İslâm”, İslâmî Araştırmalar, VI/4, (1993), ss. 222–224. 33. “Atatürk and the Religion of Islam”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, IX/26 (Ankara: Mart 1993), ss. 289–301. 34. “Alevîlik”, Diyanet,3 44 (Ağustos 1994), , ss. 4–10. 35. “Atatürk ve Din”. Türk Kültürü, XXXIII/ 384 (Ankara: Nisan 1995), ss. 193–204 36. “İslâm ve Laiklik” , Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, X/33 (Kasım 1995), ss. 653–686. 37. “Egemenlik Kimindir?” Türkiye Günlüğü, Sayı. 45 (Mart-Nisan 1997), ss. 21–26. 38. “İslâm’ın Bugünkü Meseleleri”, Türk Yurdu, XVII/116–117 (Nisan-Mayıs 1997), ss. 29–32. 39. “Din ve Devlet İlişkileri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XIII/38 (Temmuz 1997), ss. 581–611. 40. “Alevîlik ve Heterodoksi”, Türk Yurdu, XXV/210 ( Şubat 2005), ss. 5–7. 41. “Şiiliğin Ortaya Çıkışı ve İran’da Din-Siyaset İlişkisi”, Şİİ JEOPOLİTİĞİ, Avrasya Dosyası /Eurasian File: Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, XIII/3 (Eylül-Ekim-Kasım-Aralık 2007), ss. 191–229. V. TERCÜME MAKALELER: 1. Muhammad Kafafi (Ph.D.), “Abû Saîd Muhammad al-Azdî al-Kalhatî’ye Göre Hâricîligin Doğuşu” (The rise of Kharijism According to Abû Saîd….), İFD, (Ankara 1972), XIII, ss. 177–191 (İng.den çeviri). 2. L.V. Vaglieri, “Ali-Muâviye Mücadelesi ve Haricî Ayrılmalarının İbâdi Kaynakların Işığında Yeniden İncelenmesi” (The Ali-Muaviyye Conflict and the Kharijite Secession Reexamined in the Light of Ibadite Sources), İFD, (Ankara 1973), XIX, ss. 147-150 (İng.den çeviri). 3. Prof. Muhammed Tancî, “Beyrûnî’nin İbn Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn Sînâ’nın Cevapları ve Bu Cevaplara Beyrûnî’nin İtirazları”, Beyrûnî’ye Armağan, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay. 1974, ss. 231–260 (Dr. Abdülkadir ŞENER ile birlikte Arapçadan çeviri) 4. Prof.Dr. Mahmud Şeltut, “İsâ’nın Ref’i”, İFD, (Ankara 1978), XXIII, ss.319–324 (Arapçadan çeviri). 5. W.F.Tucker, “Âsîler ve Gnostikler: el-Muğîre bin Saîd ve Muğîriyye” (Rebels and Gnostics: el-Muğîra and the Muğırıyya), İİED, (Ankara 1982), ss. 203–215 (İng.den çeviri). 6. W.F.Tucker, “Ebû Mansur el-İclî ve Mansûriyye: Avrupa Ortaçağı Terörizmi Hakkında Bir Çalışma” (Abû Mansur al-Ijlî and the Mansuriyya: A Study in Medieval Terrorism), İİED, (Ankara 1982), ss. 217–219 (İng.den çeviri). 7. E.Toftbek, “Kısa Dürzî İlmihali”, İFD, (Ankara 1981), XXV, ss. 215–220 (İng.den çeviri). 8. M.M. Mazzoui, “The Origins of the Safawids-Si’ism, Sufism and the Ghulat”, İFD, (Ankara 1978), ss. 533–536 (Kitap Tanıtma) VI. ANSİKLOPEDİ MADDELERİ: 1. Türk Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Sebeiyye, 28/246 2. Seb’iyye, 28/251 3. Secah Binti’l-Hâris, 28/255 4. Tahtacılar, 30/352–353 5. Tîcânîlik, 31/188–189 6. Tüsterî, 32/462 7. Yezidilik, 33/441. 2. Dergâh Yayınevi İslâmî İlimler Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Ehl-i Sünnet 3. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisine Yazılan Maddeler: 1. Abbas b. Ali b. Ebî Tâlib I/21 2. Abdullah b. Ali b. Abdullah el-Abbas I/82–83 3. Abdullah b. Cafer b. Ebî Tâlib I/89 4. Abdullah b. İbad el-Murrî et-Temimî I/109 5. Abdullah b. Meymûn I/117–118 6. Abdullah b. Muâviye b. Abdullah b.Cafer b.Ebî Tâlib I/118–119 7. Abdullah İbn Sebe’ I/133–134 8. Abdullah b. Vehb er-Râsıbî I/141–142 9. Abdulkâhir el-Bağdâdî I/245–247 10. el-Ahbâru’t-Tıvâl I/493–94 11. Ali b.Ebî Tâlib II/371–374 12. Ali Ekber II/390 13. Bahaîlik, IV/464–468 14. Câbir Cu’fî -VI/532 15. Cemel Vak’ası VII/320–321 16. Culendâ b. Mes’ud – VIII/107–108 17. Darü’n-Nedve – VIII/555–556 18. Ebu Mansu-r el-İclî – X/181–182 19. Ebu Tâlib X/327–238 20. Ebu Yezid en-Nükkârî X/259–260 21. Fah- XII/73–74 22. el-Fark Beyne’l-Fırak- XII/172–173 23. Gadir Hum – XIII/279 24. Gâib- XIII/292 25. Hâriciler – XVI/169–175 26. Hasan – XVI/282–285 27. Hasan b. Muhammed b.Hanefiyye – XVI/331–332 28. Hasan b. Zeyd – XVI/361 29. Hırrît b. Râşid – XVII/382 30. Hüseyin – XVIII/518–521 31. el-Hüseyin b. Ali-Sâhibu Fah – XVIII/525 32. İbâziyye – XIX/256–261 33. İbn İnebe – XX/85–86 34. İbni Mülcem- XX/220 35. İbrahim el-İmâm – XXI/319–320 36. İsnâaşeriyye – XXIII/142–147 37. Kâdiyânîlik – XXIV/ 137–139 VII. KONGRE, SEMPOZYUM VE SEMİNER TEBLİĞLERİ (Yayınlanmış ve Tespit Edilebilmiş Olanlar): 1. “Atatürk ve Din Anlayışı”, Türk Kadınları Kültür Derneği, Atatürk’ün Milliyetçilik ve Devletçilik Anlayışı Semineri, (Ankara 1981), ss. 3–12 (Ayrı basım). 2. “Atatürk ve Din”, Aydınlar Ocağı, Millî Eğitim ve Din Eğitimi İlmî Semineri(Ankara 9-10 Mayıs 1981), ss. 209–219; İstanbul 1981, ss.131–141. 3. “Din Kültürü ve Ahlâk Öğretimi”, Tercüman Gazetesi, Milli Eğitim Sempozyumu, (İstanbul 1984). 4. “Tarih ve Din”, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Metodolijisi ve Türk Tarihinin Meseleleri Kollokyumu, Elazığ 1984. 5. “İslâm Mezhepleri Tarihi Araştırmalarında Karşılaşılan Bazı Problemler”, (Some Problems Concerning the Studies on the History of Islamic Sects), Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu (First International Symposium on Islamic Studies), (İzmir 1985), ss. 369–382 (Türkçe metin + İngilizce özet).Online uçak bileti resmi sorgulama sitesi.Türkiyenin en iyi kozmetik sitesi.Nakliyat için evden eve nakliyat firmanızı seçmeniz öneririz.Jenga magazin haberleri.Jenga emlak ilanlarını bulabilirsiniz. 6. “Islamic Approach Towards Other Religions”, Assembly of the World’s Religions. New Jersey-U.S.A, November 14–21, 1985. 7. “The Origin and the Significance of the Mawlawi Rituals”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Coronado, California, December 29, 1986-January 4, 1987. 8. “Abdullatif el-Harpûtî ve Tenkîhu’l-Kelâm fî Akaîdi Ehli’l-İslâm Adlı Eseri”, Fırat Üniversitesi, Türk-İslam Tarih, Medeniyet ve Kültüründe Fırat Havzası Sempozyumu, Elazığ, 23-26 Mart 1987. 9. “The Meaning and the Significance of Islamic Prayer (Salât): From the Point of View of Sufism”, Council for the World’s Religions: Ritual, Symbol and Participation in the Quest for Interfaith Cooperation”, Harrison Hot Springs, Canada, August 20–25, 1987. 10. “God in the Turkish Folk Litterature”, New ERA Conference: “God: The Contemporary Discussion”, Key West, Florida, April 16–22, 1988. 11."Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Eğitim ve Yayın Hedefleri” Din Öğretimi ve Din Hizmetleri Sempozyumu, D.İ.B.-A.Ü.İ.F.-T.D.V.,8-10 Nisan 1988 Ankara, ss.475-481. 12. “Din ve Türkler”, Fikir ve İman Zemini (Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı 1986–1987 Akademik Toplantıları), İstanbul 1988, ss. 18. 13. “Teaching of the History of the Islamic Schools of Political and Religious Thought in the Facilties of Divinity”, Conference on the Communicating Religious values to youth Today, Gregorian University, Rome, 10–13.05.1989. 14.“İmam Ali and Human Rights”, Imam Ali’s Festival Fourteen Centerary of al-Ghadeer, July 1990, London, pp. 84-93. 15.”Yunus Emre’de Allah Telâkkisi”, Eskişehir Türkocağı, 4 Ocak 1991 16. “Türkiye’de Alevîlik-Bektaşîlik”, Karşıyaka Kültür-Sanat Derneği, 2 Mart 1991 17.“Dinî Hayatımız”, Bursa Aydınlar Ocağı, 26 Nisan 1991 18. “Ana Hatlarıyla Alevîlik”, Günümüzde Alevîlik ve Bektaşîlik Paneli 22.2.1991, Ankara, 1995, ss.11–18. 19. “Sosyal Bütünleşme Açısından Din”, Türk Kültür ve Sanat Derneği, Atatürk İl Halk Kütüphanesi, İzmir, 2 Mart 1992. 20. “A Brief History of Mawlawiyyah and the Significance of the Mawlawi Rituals”, Contemporary Relevance of Sufism, ed. by Syeda Saiyidain Hameed, New Delhi: Indian 1991) 21. “Şiîliğin Doğuşu ve Gelişmesi”, Milletlerarası Tarihte ve Günümüzde Şiilik Sempozyumu, İstanbul 13–15 Şubat 1993, ss. 33–68. 22. “Din ve Devlet İlişkileri”, (Konferans), Muğla Üniversitesi, Muğla 3 Mart 1993. 23. “İslâm ve Diğer Dinler”, Uluslararası Hoşgörü Kongresi, Antalya 10–12 Haziran 1995. 24. “Atatürk ve Laiklik”, Üçüncü Uluslararası Atatürk Sempozyumu, Gazi Magusa-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 3–6 Ekim 1995. 25. “Atatürkçü Düşüncede Milliyetçilik ve Lâiklik”, Atatürk, Muğla: Muğla Üniversitesi Yayını, ss. 1–5. 26. “Do Secular States Have A Future In The Islamic World? (Turkish Case)”, Conference on the Impact of Religion on Politics at the End of the Twentieth Century, Jerusalem, November, 10–12, 1997 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XV/43 (Ankara Mart 1999), ss.203,217). 27. “Laikilik-Din İlişkisi”, Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye’de Din ve Devlet İlişkileri Sempozyumu, Kahramanmaraş, 1998, ss. 6–33. 28. “Türk İnkılâbı ve Lâiklik”, Kara Harp Okulu Komutanlığı, Ankara: Kara Harp Okulu Bilgi Toplama ve Yayım Mrk. Yay., 2000, ss. 1–39 29. “Atatürk Düşüncesinde Laiklik”, Atatürk 4.Uluslararası Kongresi, 25–29 Ekim l999- Türkistan-Kazakistan, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2000, I.Cilt, ss.371-280. 30. “Yeni Bir Geleceğe Açılırken İslâm’ın ve Müslümanların Meseleleri”, Yeni Bir Geleceğe Açılırken İnsan ve Din Sempozyumu, Çukurova Ün. İlâhiyat Fakültesi, 8–9 Kasım 2001, Adana, ss.13–28, 267–270. 31. “Türk-İslâm Kültüründe Sosyal Dayanışma ve Vakıf”, Türk Kültüründe Vakıf (Panel), Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 13 Mayıs 2004. 32. “Doğumunun 100. Yılında Sâmiha Ayverdi”, (Konferans), Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, İstanbul 2 Nisan 2005 [Bu konferans, bir makale halinde de yayımlanmıştır: Sâmiha Ayverdi, Yayına Hazırlayanlar: Aysel Yüksel-Zeynep Uluant, İstanbul: Kültür Banklığı Yayınları 2005, ss. 125–140.] 33. “Kur’an ve Sâmiha Ayverdi”, (Panel), Doğumunun 100.Yılında Sâmiha Ayverdi’yi Anma Programı, Türk Kadınları Kültür Derneği Kütahya Şubesi, Kütahya 19.11.2005. 34. “Alevîlik Hakkında Bazı Düşünceler”, Uluslararası Bektaşilik ve Alevilik Sempozyumu-I- The 1st International Symposium on Bektashism and Alevism (Bildiriler-Müzakereler), 28-30 Ekim 2005 Isparta: SDÜ İlâhiyat F.Yay.,2005, (Çağrılı Bildiriler: ss.21-25, 635-37). 35. “Vakıf Medeniyeti”, Vakıf Medeniyeti ( Panel), Muğla Valiliği-Muğla Üniversitesi-Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Muğla 08 Mayıs 2006. 36. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, Doğumunun 125. Yılında Mustafa Kemâl Atatürk Uluslar arası Sempozyumu, Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 15–18 Mayıs 2006. 37. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Doğumunun 125. Yılı, Muğla İl Müftülüğü, 6 Kasım 2006. 38. “Laiklik ve Türk Laikliğindeki Uygulamalar”, “21 inci Yüzyıl Başında Kemalizm; Anlaşılması ve Anlatılmasındaki Sorunlar” Sempozyumu, T.C.Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, İstanbul 08-09 Kasım 2006 ( İstanbul: Yeditepe Ü. Yayın No:51, Mayıs 2008, 45-63). 39. “Dinî Hayatımız Nereye Gidiyor?” (Konferans), Türkiye Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (TESAV), Ankara 18 Kasım 2006. 40. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Marmara Üniversitesi Rektörlüğü, Göztepe Kampusu/İstanbul, 31 Ekim 2007. 41. “Tasavvuf ve Batı Dünyası” (Panel), Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD)-T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Kütüphane Başkanlığı, Bahçelievler/Ankara, 16 Şubat 2008. 42. “Modernleşme ve Gelenek” (Panel), Türk Kültür ve Sanat Derneği, İzmir, 22 Mart 2008. 43. “Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi: Ama Hangi Din?”,“Günümüzde Dinin Anlaşılma Problemi” Uluslararası Sempozyumu, Çukurova Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, Adana, 1–2 Mayıs 2008. 44. “Laiklik”, Türk İnkılâbına Bakışlar, Panel, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 27–28 Ekim 2008. 45. “İslâm Düşüncesinde Hilâfet Meselesi”, 85. Yılında 3 Mart 1924 Tarihli Kanunlar ve Türkiye – Panel, Gazi Üniversitesi Rektörlüğü-T.C.Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 3 Mart 2009. 46. “Nerede Yanlış Yaptık ya da Hangi İslâm?, Konferans, TESAV, Ankara 2 Mayıs 2009. 47. “Küreselleşme Sürecinde İslâm’ın Geleceği ve İlâhiyatçılar” (Panel), Fırat Üniversitesi IV. Kariyer Günleri, Elazığ 4-8 Mayıs 2009 (Yayına Hazırlayanlar: İsmail Akkoyunlu ve Songül Ünal, Fırat Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Yıl:14, Sayı:1 Elazığ 2009, ss.1-36). 48. “Atatürk’ü Anlamak”, (Atatürk’ü Anmak ve Anlamak Paneli), Atatürk Kültür, Dil ve Tartih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, İstanbul, 10 Kasım 2009. 49. “Nerde Yanlış Yaptık?” (Panel), Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Kolları, Ankara 14 Kasım 2009. 50. “Kur’an’ın Işığında Örtünme” (Konferans), Türk Kadınları Kültür Derneği, Ankara 19 Aralık 2009. 51. “Atatürk, Din ve Laiklik” (Konferans), Maltepe Askerî Lisesi, Mart 2010 İzmir. 52. “Hünkâr Hacı Bektâş Velî’nin Türk Kültürü İçin Önemi”, Uluslararası Hacı Bektaş Veli Sempozyumu / International Symposium of Hacı Bektaş Veli, Hitit Üniversitesi Hacı Bektaş Araştırma ve Uygulama Merkezi, 07– 09 Mayıs 2010 ÇORUM. 53. “Atatürk, Din ve Laiklik”, Doğumunun 129’uncu Yıldönümünde Asker ve Devlet Adamı ATATÜRK (Liderlik Özellikleri, Fikir ve Düşünceleri, Devrimleri) Uluslararası Paneli, Genel Kurmay Başkanlığı: Ankara 19 Mayıs 2010. 54. “Atatürkçülük Konferansları: Atatürk, Din Ve Laiklik”, Hava Eğitim Komutanlığı, İzmir 12 Ocak 2011. 55. “Kur’an’ın Işığında Kadın Hakları İle İlgili Bazı Meseleler” (Konferans), Türk Dünyası Kadınları Derneği, İzmir Şubesi, 17 Şubat 2011. 56. “Mehmed Âkif’i Anlamak” (Konferans), Muğla Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, 10 Mart 2011. ÜYESİ OLDUĞU KURULUŞLAR 09.11.1989 Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi aslî üyeliği. 27.12.1999 Kazakistan Sosyal Bilimler Akademisi aslî üyeliği. 09.10.2000 Kırgızistan/Bişkek Uluslararası Aytmatov Akademisi aslî üyeliği. ALDIĞI ÖDÜLLER 1. Bilimde Üstün Hizmet Ödülü- İstanbul, 25 Mayıs 1996 2. Yılın Bürokratı Ödülü- Kasım 1997 /Muğla Ticaret Odası. 3. Muğla’da 2004 Yılının En İyileri Ödülü- Muğla Hamle Gazetesi, 11.03.2005 4. Üstün Hizmet Ödülü- Uluslar arası Rotary Centennial Service Award for Professional Excellence, Presented in celebration of Rotary’s centennial year – 2004–05, Marmaris 27.09.2005. YÖNETTİĞİ TEZLER 1. Sayısını hatırlayamadığı Bitirme Çalışması ve Yüksek Lisans tezi 2. 8 Doktora Tezi HAKKINDA YAYIMLANAN ARMAĞAN KİTABI Ethem Ruhi Fığlalı’ya Armağan, Haz. Ali Osman Gündoğan, Ankara: Vâdi Yayınları, 2002.

Yazar:
Ethem Ruhi Fığlalı

Son Yazılar

TRÇ ittifakı Türkler için Stockholm sendromudur 

Şimdi gelelim “Türk devletinin nasıl bir dünya sistemi öngörüsü olması gerekir?” sorusunun cevabına. Gördüğünüz gibi… Devamını Oku

16.04.2026

Uygur ailelerinin ayrılığı

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017'den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat… Devamını Oku

14.04.2026

Siyasal tutumların katılaşması

Eğer, halkın çoğunluğu siyasal ve ideolojik katılımında, bir biçimde desteklemiş olduğu siyasal anlayışları, değişmezlik arz… Devamını Oku

07.04.2026

Yeni jeopolitik gelişmeler ışığında İran-Türkiye

Umalım ki yeni bir Şah veya batı yanlısı bir diktatör yerine demokrasi yönetiminde Musaddık benzeri… Devamını Oku

02.04.2026

Ege’ye dikkat!

Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren iki ülke arasındaki ilişkilerde istisna teşkil eden dostluk dönemlerini… Devamını Oku

25.03.2026

Taştaki söz, bozkırdaki ruh: Atalarımın izinde bir diriliş

Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi değildi. Atalarımızın izini sürmek, onların bastığı topraklara basmak,… Devamını Oku

24.03.2026